Çar. Oca 14th, 2026

AL-İ İMRAN SURESİ (1.-50. AYETLER)

ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 1. AYET


الم
OKUNUŞU           : Elif lam mîm.

ZAHİR MANASI  :   Müfessirlerimiz vermemişlerdir.

BATIN MANASI :   Elif Allah’ın Zatını Lamelif Allah’ın Sıfatını, Mim ise Allah’ın Efali ilahiyesini remzeder. Yani bu huruf’u mukatta olan Zahire göre Sır olan Deliller, bilinmez değildir; Allah’ın 3 tecellisidir. Zahirde de 3 harf demek 3 tecelli demektir. Peki bu 3 tecelli nedir. Allah Zatından Sıfatına, Sıfatından da esma alarak Filleriyle açığa çıkışına işarettir. Bu gün zahircilere batın, batıncılara da batının batınları kısmen sırdır, Rabbımızın ihsanı ölçüsünde de bildirdiği nisbette de Sırlar açığa çıkmakta muradı olan bilinmekliği, nasıl ki ayetle sabit olan Allah’a sır yoktur buyurmasıyla da kendisine sır olamayanı peyder pey perdeleri kaldırdıkça açığa çıkarmaktadır. Aslı hakikatinde Allah’tan gayri bir şey yoktur ama bunu idrak etmekle etmemek, irfaniyetine ermekle ermemiş olmak, kısaca dereceten cehalet ve bilmemekle; bilmek arif ve kamil olmakla alakalıdır. İnsanoğlu merak etmeyince araştırmayacak, bilmek istemeyince de öğrenmeyecektir. Bu öğrenilmeyenin bilinmiyor manasına gelmesi değildir, merak eden bilecek araştıran öğrenmek isteyen öğrenecektir. Taleb edene veririm diyen Rabbım sözünün aksiyle zuhura gelmeyecektir. Rabbım bu yolda aşkla şevkle merak ve istekle canla ve başla urucen gayret eden; nuzulen de nasibi olanlara bir an önce nasiblerinden payidar kılsın, cümle Ümmeti Muhammedi bu yolda Muaffak eylesin inşallah.




            ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 2. AYET


اَللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْحَیُّ الْقَيُّومُ  

OKUNUŞU            : Allahu la ilahe illa huvel hayyul kayyûm.

ZAHİR MANASI :   Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır. Diridir, kayyumdur.

BATIN MANASI  :   O, Allah, Hak, Rab, Kull nuzul sırasına göre tecelli ederek kulluğundan açığa çıkandır O. O’ndan gayri yoktur, her şey vardan var olmuş, her var evveli olan O’ndan zuhura gelmiş yani O’dur. Fakat esmaların değişmesi ise görev itibariyledir. O denen yerde amalığındadır, amalığından bilinmeyi murad etmiş ve Uluhiyetine yani Allah’lığına tecelli etmiştir. Allah’lığında celal ve cemal esmalarını almıştır, Uluhiyetinden Rububiyetine tecelli eylediğinde henüz esma almamış haline Hakk denir. Rububiyetinde ise kendisinden başka yine yoktur, fakat bilinmesi için mutlaka bir bildiren birde bilen olması gerekmektedir. İşte bildiren yüzüne Rablığı bilen yüzüne ise kulluğu denir, yani bir yüzüne irşad eden Rablık yüzü, diğer yüzüne irşad olan kulluk yüzü denir. Ve burada esmalar alarak şehadet aleminin esma ve vücutlarıyla mevcut olan ve cüzler halinde zerreden küreye nuzulen kendisini bilen gören olan ve seyreden O’dur. Müfessirlerimizin ilah yoktur demeleri bile ikiliktir. İlah inanılandır. Bir ikincinin olmadığı yerde inanan ayrı inanılan ayrı olabilirmi. Hayır. İşte nuzul yönüyle Allah vardır ve başkada yoktur. Yalnızca tecelli eylediği yerlere esmaları yani isimleri değişir. Örneğin çekirdek, gövde, dal, yaprak, meyve, hepsi birdir ama yer ve görevi itibariyle esmaları değişir, aslı bir çekirdektir. Ve böylece bütün özlerde de mevcutta da zuhuratta da başka yoktur. Dirilikse dirilikte de O’dur, hay da O’dur, ayakta olanda O’dur. Birde uruç vardır fakat bu ayeti kerimenin izahı bozulmaması için nuzulen doğru olan izah bu dur. Ve Hakk ve hakikatta budur. Rabbım evvela ehlinden bir nefis tezkiyesiyle uruç yapmayı sonrada layıkıyla nuzul idrakıyla idraklanıp sahibimize layık bir sıfat olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.






            ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 3. AYET


نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَاَنْزَلَ التَّوْرٰیةَ وَالْاِنْجٖيلَ   

OKUNUŞU         : Nezzele aleykel kitabe bil hakki musaddikal lima beyne yedeyhi ve enzelet tevrate vel incîl.

ZAHİR MANASI :   O, sana Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Şüphesiz, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.

BATIN MANASI  :   Tevhid Kuran-ı Kerimdir, daha öncekileri cem etmesi tasdik etmesi ve doğrulaması, Tevhidin içerisinde Tenzih ve Teşbih vardır. Hz. Musa A.S Tenzihi, Hz. İsa A.S. Teşbihi Remzeylemektedir, Resulu Ekrem Efendmiz de her ikinsin de Cemine mazhar olduğu için Tevhidi Remzeylemeketedir. Yani Allah’ın bildirmek istediklerine irşad yönüyle birbilerinden farkları olmamasını destekleyen ayeti kerimeye göre, bir elçilik yönüyle tenzihi bildirmekle görevli olmuştur, diğer bir Elçi ise teşbihini bildirmekle görevli olmuştur, en son Resulu Ekrem Efendimizde Tevhidi bildirmekle görevli olmuş ve her ikisini de mazharı itibariyle kendisinde cem etmiştir. Anti parantez elçilikleri yönüylede birini diğerine tefrik etmemek bu manadadır, fakat makam yönüyle fark olmasıda Tevhide mazahr olmasıdır. Böylece Rabbı Resulu Ekrem Efendimize kitabı yanı bildirileni Tenzih ve Teşbihi cem eden Tevhid akıdelerine gram ve şuhudlarına göre bildirmiştir. Çünkü Tevhid bu alemde bilinecek şuhud edilecek ve yaşanılacak en yüce ilim, hal ve makamın barındırandır. Rabbım ehli Tevhidden günümüzde bu tahsili yapmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.






            ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 4. AYET


مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَ اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖيدٌ وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ ذُو انْتِقَامٍ  

 OKUNUŞU           : Min kablu hudel lin nasi ve enzelel furkan, innellezine keferu bi ayatillahi lehum azabun şedid, vallahu azizun zuntikâm.

ZAHİR MANASI :   O, sana Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Şüphesiz, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.

BATIN MANASI :   Evet bir önceki ayeti kerimeyi de destekleyen mananın birliği ile, tenzihte sana inanmayı ve iman etmeyi ve inandığın gibi yamayı bildirmekteydi, teşbihte de sana iman edenler iman ediniz dendiğinde tenzihin üzerine zat yönüyle benzemeyen ama işitip gören olarak sıfatlarından icraatını yapan Rabbına da teşbihen tekrar iman etmeyi bildirmekteydi, işte diyor gerektiğinde tenzihini gerektiğinde teşbihini ve vücut olan bu insan oğlunun da kendisini bildiren Furkan sırretiyle tenzihte suretiyle teşbihte ve hakikatınla sırret ve suretin ayrı olmadığının idrakıyla da Tevhidde olan canlı bir kurandır buyurmakla, hakikati ve hakikatını gör demektedir. İşte gerçek hidayet gerçek şefaat ve yardım senin seni tanımandır yani sen denilenin Zata bir sıfat olduğudur ve bütün icraatın Zatın Sıfattan tecellisiyle zuhura geldiğidir ve bu alemde Zatından ve Zatına Sıfat olandan ve icraatından başka olmadığıyla artık Onundur değil, ondandır değil, O’dur denecek bir Tevhidle en zevkli mutlu ve huzurlu bir yaşamın bu idrakındaki sıfatlarında olduğunu görmektir. Dün Resulu Ekrem olarak nasıl bu şehadet aleminin vücuduyla letafet aleminin ruhaniyetiyle zat aleminde hayat daim sürülmüşse bu günde aynı zevk mutluluk ve huzurla bunun yaşanması mümkündür, yeter ki gönül verilip sebat gösterilsin, taleb edene verir Rabbım. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede de Muhammedii bir hayat yaşamayı nasib eylesin bu günkü gerekenleriyle dünkü sünneti şekil ve hallerle değil bu günkü 21. Yy’ın şartlarıyla bunu yaşamayı nasib eylesin.





            ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 5. AYET


اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَیْءٌ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَاءِ   

OKUNUŞU            : İnnellahe la yahfa aleyhi şey’un fil ardi ve la fis sema’.

ZAHİR MANASI    :   Şüphesiz yerde ve gökte Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz.

BATIN MANASI  :   Bu ayeti kerimede ve daha önceki ayetlerde de olduğu gibi yer ve gök derken yerde olanlar olarak yer katlarını gökte olanlar olarak gök katlarını yani nefsin mertebelerini ve Ruhun yani Tevhid mertebelerini bildirmektedir. Bunlara arif olmak nefse ve Ruha arif olmak Arif’i billah yani Allah’a arif olmaktır. Allah’ı bilmek için demek ki Ehlinden bir Tevhid tahsili şarttır; farzdır. Dolayısıyla Allah işte ister nefsin tecellileri olsun ister Ruhun tecellileri olsun bütün tecellileriyle zahirdir (hadid 3) ve zuhurda olandır, bütün bunları bilmek hangilerinin nefsin tecellileri hangilerinin ruhun tecellileri olduğunu bilmek görmek ve kendinde bunları idrak edip nefsin tecellilerinin tahakkümundan Ruhun tecellilerine vücudu mazhar kılmak Rabbına en yakiin olmaktır. Bu hal ile idraktaki Allah’a gizli olmadığını ve yerleşen Ruhun tecellileriyle de Sıfatın ne derece Muhammedii olduğunu görmektir. Olan O’dur, Sıfat bunu idrak ederse eylediği derecede Ruha tabi ve Muhamedii’dir, eylemediği nisbette de nefse tabi ve iblisii’dir. Rabbım tüm insanlığı iblisii’likten dereceten Muhammedii olmaya doğru meylettirsin inşallah.





            ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 6. AYET

هُوَ الَّذٖى يُصَوِّرُكُمْ فِى الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ  

OKUNUŞU         : Huvellezi yusavvirukum fil erhami keyfe yeşa’, la ilahe illa huvel azizul hakîm.

ZAHİR MANASI :   O, sizi rahimlerde, dilediği gibi şekillendirendir. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI   :   Dilediği nedir ki şeklimizi de öyle istesin. Ve bunu Rahimiyetiyle yapsin. Fatiha sûresinin ilk ayetindeki besmelede de olduğu gibi Rahimiyetiyle özel bir tahsille kulum dediği sıfatını bu alemde Muhamedii kılmak ister ve bunun için onu şekillendirir, yani idrak ve yaşamına şekil verir. Ona Zikir Ruhunu Mürşid-i Kamil mazharından üfürmekle; ki Hicr Sûresi 29. Ayet de ben üfürdüm diyor, Nurundan Nur, Ruhundan Ruh,  Aklından Akıl, Kaleminden Kelamından da Kelam verir. Böylece Zikir Ruhuyla dirilir. Sonra onu yine idraken Fena tahsiliyle mertebeler yönüyle Fena-i Efal tahsiliyle bu fillerin kendisinin olmadığını, Fena-i Sıfat tahsiliyle subut sıfatların ve nisbet eylediği sıfatlarının da kendisinin olmadığını ve yine Fena-i Zat ile bu vücudunda kendisinin olmadığını telkin eder ve şekil verir önce mevcudu yuvarlar eski hali olan kendi şeklinden çıkartır, artık balçık ehlinin elinde şekil alacaktır. Ve yine Beka Makamlarıyla da ona Tecell-i Zat ile Vücudun Vücudullah olduğunu, Tecelli-i Sıfat ile Sıfatın Sıfatullah olduğunu ve Tecelli-i Efal ile de Efalin Fillerinin Fiilullah olduğunu gösterir. Böylece şeklimizi dilediği şekle sokar. Zaten dilediği bilinmekliği olduğundan en güzel şekil alan idrak ve yaşamıyla Muhammede benzeyen sıfatından da hem kal, hem hal hem de makam olarak en güzel böylece kendini bildirmiş göstermiş ve oldurmuş olur. Olan O’dur. Böylece de bütün bunlar olur iken bilinmelidir ki güç ve kuvveti ve bu tecelli silsilesinin de sahibidir. Rabbım layıkıyla ona kul olmayı bu Mertebe ve Makamlarla O’na layık Sıfat, mazhar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.






            ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 7. AYET


هُوَ الَّذٖى اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَاَمَّا الَّذٖينَ فٖى قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَاْوٖيلِهٖ وَمَا يَعْلَمُ تَاْوٖيلَهُ اِلَّا اللّٰهُ وَالرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِهٖ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّا اُولُوا الْاَلْبَابِ  

OKUNUŞU          : Huvellezi enzele aleykel kitabe minhu ayatum muhkematun hunne ummul kitabi ve uharu muteşabihat, fe emmellezine fi kulubihim zeyğun fe yettebiune ma teşabehe minhubtiğael fitneti vebtiğae te’vilih, ve ma ya’lemu te’vilehu illellah, ver rasihune fil ilmi yekulune amenna bihi kullum min indi rabbina, ve ma yezzekkeru illa ulul elbâb.

ZAHİR MANASI  :   O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.

BATIN MANASI   :   O sana kitabı indirendir, Zat sıfata tecelli edendir diyor; bu tecellideki bazı tecelliler muhkemdir yani hüküm niteliğinde ve sabittir. Değişmez kabı ne olursa olsun aynı kaide ve yaşamla sabittir tıpkı zahir mana ve şerittaki kişiye göre değimeyen herkese farz olan kaideler gibi. Bazıları da kablardaki isnad ve kabiliyetlerce ilmin ötesinde şuhuden ve özellikle zevken Ehli Tevhide hitaben dereceten batın olan sonsuz bir teşbihe sahibtir buyrulmaktadır. İşte bu müteşabih olan teşbihe açık olan ayetlere bir sufli bir nefisle bakanlardaki niyetle sufli niyet ile bakmak birde ulvi nefis olan Ruhun idrak ve bakışıyla bakmak vardır, tıpkı Resulu Ekrem Efendimizin en yüce bakışıyla şuhud idrak ve zevkiyle baktığı ve kelam ile satırlara nakeylettiği gibi. Bu bakışlardan sufli olanı ise; Bazı müteşabih ayetleri teşbihlerini kalplerin eğirliğince çevirmeleri, yani hakikatini bildirmek değildir; kendi sufli niyetlerine malzeme yapıp nefislerinin menfaatlerini sağlamak dünyada çıkar kazanmak için kullanmaktadırlar. Özellikle maddi çıkar bunların en başında gelenidir. Teşbih olan batın ve batının batınlarına kapı açılan bu ayeti kerimeleri ise ehilleri olan Rasi olanlar, Akıl sahipleri ve diğer bazı ayetlerde de Ulul Elbab olanlar bilir dinilmektedir. Kimdir peki Rasi olanlar; kimdir Akıl sahipleri; kimdir Ulul Elbab olanlar… Rasi olanlar, ilimde yükselmiş olanlar, Tevhid ilmini ilmel tahsil edenler, Akıl sahibleri, Aklı maaş değil, Aklı miad değil, Aklı kül sahibleridir, onlar ise hem zahir hem batına vakıf olduklarından yani Aklı maaş olan dünya maaşeti, Aklı miad olan ise ahret aklı; Aklı kül ise her ikinsin de cemine vakıf olanlardır. Bunlarda dünyalarını ahretleince, ahretlerini de tefekkürlerince hazırlarlar; birde esas hitab edilenler vardır ki onlarda Ulul Elbab; bütün açılan kapıların açılıp kapısına gelindiği manasındadır; yani hicapların ötesinde olan, bu günkü manası itibariyle Hakkel yakin bir Mürşid-i Kamildir, ki o Sıfattan Hakka Sıfatınca yakiin olana açılan tüm kapılardan sonra varılır, işte bunlar da hem Rasilik hem de Aklı Küle mazhariyet vardır. İşte bu Ulul Elbab olanlar bu inceliği anlayanlar ise; bilen Zat yani Allah’tır bizler ise ona mazhar Sıfat olarak bildirdikçe biliriz diyenlerdir, tam ve gerçek manada has kullardır. Rabbım Zatına layık olan İlimde Yücelmiş Aklı Küle mazhar ve Ulul Elbab kıldığı has kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.





            ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 8. AYET


رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ   

OKUNUŞU      : Rabbena la tuziğ kulubena ba’de iz hedeytena veheb lena mil ledunke rahmeh, inneke entel vehhâb.

ZAHİR MANASI    :   (Onlar şöyle yakarırlar): “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”

BATIN MANASI  :   Bu kalpleri sabit kılmayı sıfatından istemesidir. Kulları olarak da bizler tekrar eğrilmemek ve eski hallerimize dönmemek için, kalplerdeki zikri daime, idraklardaki fikri daime, yaşamdaki şükrü de daime eriştirdiysek, zaten alışkanlıkla gelen kalıcılıkta onun bahşeylediği olacaktır. Rabbım güzelliklerini yaşamakta daim kılsın cümle sıfatlarını kullarını.






            ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 9. AYET

رَبَّنَا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فٖيهِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْمٖيعَادَ  

OKUNUŞU          : Rabbena inneke camiun nasi li yevmil la raybe fih, innellahe la yuhliful miâd.

ZAHİR MANASI :   “Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah va’dinden dönmez.”

BATIN MANASI  :   Şüphesi olunmayan bir gün nedir, bir gün bir idrak anıdır, gün olan o an öyle aydınlığı anlatır ki, öyle bir idraktır ki tüm insanlar hatta ve hatta tüm varlıklar Zatın Sıfatıdır; bunu da tüm idrak edecek sıfatlarından buyuracaktır Rabbım ve buyurmaktadır da, işte bu gün bu aydınlık ancaksın ariflerin, Günümüzde Hakkel yakin Mürşid-i Kamillerin idrakların da ve bu birliğe doğru kendilerindeki hakikate doğru alemi taşımlarındadır, onlardan taşıyanda Rabbımdır. Hayat Tenzihten Teşbihe ve Teşbihten de Tevhide gitmektedir. Böylece idraklar düzelip hayal ve zanlardan kurtulup ebedi saadette bir yaşam zuhura gelecektir. Asrı saadet ahiri daim saadet olacaktır; Rabbım bu sonsuz saadetine dahil olan kullarından eylesin en kısa zamanda cümle Ümmeti Muhammedi.





            ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 10. AYET


اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِىَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْپًا وَاُولٰئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِ  

OKUNUŞU        : İnnellezine keferu len tuğniye anhum emvaluhum ve la evladuhum minellahi şey’a, ve ulaike hum vekudun nâr.

ZAHİR MANASI    :   Şüphesiz, inkâr edenlere, ne malları, ne de evlatları Allah’a karşı hiçbir fayda sağlar. Onlar ateşin yakıtıdırlar.

BATIN MANASI  :   İnkar eden nefistir, inanmana engel olan bu güne değin yaşayarak elde ettiğin alışkanlıklarınla sende yer eden fikirler ve eski idrakındır. Kalbini de süfliyete dönük tuttuğun sürece vücut inkarında ısrar edecektir. Böyle bir kalp ve idrakın hali her zaman fayda değil zarar getirecektir. Geçici nefsi faydalar görülse de dünya malı ve hevesinden yana bunların en sonunda ahretini kazanmaya yani bu vücut ülkesinde Rabbına kavuşmana engel olup ömrünü çaldıklarını görecektir insan. İnkar eden vücuttaki mallar bütün aza ve cevahirdir, ve evlatları ise bu selbi sıfatlardan tecelli eden tüm fillerdir. Eğer ki kalp güzel değil ise sıfatlarda sıfattan tecelli eden fillerde güzel olmayacaktır. İşte asla ve asla Allah’a fayda vermeyecektir, yani Allah’ı ne bildirecek o kelamlar ve hal ne gösterecek, nede halle olduracaktır. Bu hal zaten kişide cehalet olan cehenneme ve cehenneminde artması için yakıta işarettir. Rabbım bu hal üzere bir yaşamdan cümle Ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 11. AYET

 كَدَاْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَاللّٰهُ شَدٖيدُ الْعِقَابِ  

OKUNUŞU           : Kede’bi ali fir’avne vellezine min kablihim, kezzebu bi ayatina fe ehazehumullahu bi zunubihim, vallahu şedidul ikâb.

ZAHİR MANASI :   (Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır.

BATIN MANASI :   İşte inkar edenler olarak nefsine uyup da ruhunu hiç söz sahibi yapmayan görmezden gelenler günümüzde toplum içerisinde bunlar geçmişteki firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibi durumlarının sonlarını beklesinler diyor Cenab-ı Hakk; çünkü Cenab-ı Allah “El-Adl” esmasının tecellisiyle hüküm sahibi olarak adildir. Yani bir hakimin nasıl ki evladı da işlese aynı suçu vereceği ceza aynıdır; Allah içinde firavunda olsa bu günkü eşkiyalık ve zulumle maddiyatın sevdasıyla ve nefsin diğer istek ve arzularıyla Ruha ve Ruh sahiplerine inanan bütün Ümmeti Muhammede karşı bütün yaptıklarının hesabını yani karşılığını alacaklardır ve almaya da başlamışlardır ve devamda edecektir. Buna şüphe etmek Esmasının ihtivasına  ve dolayısıyla Zatına imandan yoksun olmaktır. Öylece bu hakikatler olan delil ve ıspatları bu güne değin yalanlayanlar yani kendi hevesleriyle bu düzen nasılsa hep böyledir diye inananlar inandıkları bu halleriyle eksiklikleriyle yakalandılar; hesap görüldü ve diri iken ahretlerini bu alemde yaşamaya başladılar. İşte onlar için şiddetli azapta yine bu  alemde geldi. Rabbım Hakk’lığıyla nasıl ki her şeyin Hakkını vermekte ise bu günde ektiğini herkes biçmektedir, ayrıca ölmeye ve alemler değiştirmeye de gerek yoktur. Rabbım bir an önce Ümmeti Muhammede sabrına mükafat, hakkı olan huzur ve mutluluğu ihsan buyursun bir daha da bu saadetlerini bozmasın ve ebedi kılsın inşallah.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 12. AYET

 قُلْ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ اِلٰى جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمِهَادُ   

OKUNUŞU      : Kul lillezine keferu setuğlebune ve tuhşerune ila cehennem, ve bi’sel mihâd.

ZAHİR MANASI   :   İnkâr edenlere de ki: “Siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena yataktır!”

BATIN MANASI     :   Dünde bu günde söylenen yani Allah’ın tecellisiyle bu alemde görünen fillerden zuhur edenler insanoğluna Zatın sıfatlarından söylediğidir. O’nu inkar edenler yani Ruhun tecellileri yerine nefisleriyle bu alemde yaşayanlar iyi bilsinler ki; her birisi dereceten irfaniyetsizliklerince ve bu irfaniyetsizliğin fiile dönüşmemesinden de nefsin terbiye edilmeyişle sürekli hem maddi hem de manevi işleri yolunda gitmeyeceğinden hayatları ara ara güzel olsa da akıbetleri hep hüsran olmuş ve olacaktır. Allah ne dün ne bu gün ne de yarın ne vaadinden dönmüş nede hükmünü değiştirmiştir. Miskal de olsa hayra hayırla; miskalde olsa yine şerre şerle; celaliyle karşılık vermiştir. Rabbım hükümlerini nefislerini bilip Rablarını bilen kullarının bildiği gibi; Tevhid akıde ve gramlarıyla yaşamlarını dizayn eden Ehli Arifler gibi bilip yaşam sürmeyi hem dünya hem ukba saadetiyle saadetlenmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 13. AYET


قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ فٖى فِئَتَيْنِ الْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَاتِلُ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَاْىَ الْعَيْنِ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهٖ مَنْ يَشَاءُ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُولِى الْاَبْصَارِ 

 OKUNUŞU          : Kad kane lekum ayetun fi fieteynil tekata, fietun tukatilu fi sebilillahi ve uhra kâfiratuy yeravnehum misleyhim ra’yel ayn, vallahu yueyyidu bi nasrihi mey yeşa’, inne fi zalike le ibratel li ulil ebsâr.

ZAHİR MANASI :   Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.

BATIN MANASI  :   Bu vücut ülkesi muharebe meydanıdır; karşı karşıya gelen iki topluluğun birisi nefsin tecellileridir. Diğeri ruhun tecellileridir. Gerek bu vücutta ömrünce hep nefsin tecellilerini gör; gerekse dereceten her zaman ruhun tecellilerini gör; gerekse eskisinde nefsin, şimdiki halinde ruhun; gerekse de evvelinde ruhun şimdi ise nefse düşmüş bir vucüttaki iki topluluğu görün… bu her zaman bizde ve bizden gayri tüm varlıklarda ve insanoğlunda da mevcuttur, cemadatta nadaslı nadassızdır; nebadatta budaklı budaksızdır, hayvanatta terbiyeli terbiye edilmeyenlidir; insanda ise ruh üfürülmüş veyahut ruh üfürülmemiştir. Bunlardan nadaslısı, budaklısı, teriyelisi ve Ruh üfürülenler Allah yolunda çarpışırlar, gerekse ötekisi olanlar ise kafirdir yani örtücüydüler, Hakk tarafını göstermez kendileriyle örterlerdi. Nefis ise meylettiği yönde iki katı oluyordu diğerine karşı, ama Allah dilediğinde ruhu destekleyip nefse galip getirmekteydi. Dilemediğinde ise nefis galebe çalmaktaydı… Bundan muradı ise nefsin görüp ruhun bildirmesiydi, dileyen sıfatını dilediği yerde kullanarak her tecellisinde kendisini göstermekteydi; işte bu günde aynıdır, Allah ayrı kul ayrı değilse bunca varlık vardan var olmuşsa bütün bu alemdeki mevcudu görmeyip de neden hala hayalde zanda bir Allah aramaktadır insanoğlu; bunu kendine sormalıdır, madem vardan var olduk ve var’a geri dönülecektir. Bunca varlık O zatın sıfatıdır kuludur; her biri var olanı bildirmekte ve nefse bakıp nasıl ruh’a yüzümüzü döneriz ve sıfatı kulu olan izleri nasıl iyi yerlerde kullanır Rabım bunu düşünmeliyiz. Rabım cümle Ümmeti Muhammedin idraklarını açıp onları iyi yerlerde kullanılmasına yardımcı olsun inşallah, Zat dilerse Sıfat inşallah boyun bükecektir. Rabbım zatına layık sıfatları kulları kılsın cümle kardeşlerimizi…





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 14. AYET

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنٖينَ وَالْقَنَاطٖيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ  

OKUNUŞU       : Zuyyine lin nasi hubbuş şehevati minen nisai vel benine vel kanatiril mukantarati minez zehebi vel fiddati vel haylil musevvemeti vel en’ami vel hars, zalike metaul hayatid dünya, vallahu indehu hüsnül meâb.

ZAHİR MANASI:   Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.

BATIN MANASI :  Kadınlar sıfatlarımız, oğullar o sıfatlardan tecelli eden fiiller, yük yük altın kelam sıfatıyla dökülen hakkın yüce kelamları; ve gümüş, hakkın sözlerine benzeyen kendi güzel kelamlarımız,  salma atlar yükü çekilen insanlar, davarlar, yük yüklenen insanlar, ekinler bütün insanların aralarındaki manevi birbirleriyle olan beslenmeleri şeriat tarikat ve hakikat gıdaları; ve rahmani nefsin insana süslü gösterdiği bu manevi haller ve nisbi makamlar; bunlar dünyadaki geçim ve mutluluktur diyor; aslolan Zatını Zatınız, Sıfatım dediğini Sıfatınız ve zuhura gelen fiilullahın Allah’ın fiili olduğu bir mevcudu seyrettinizmi, işte O kat Allah’ın katıdır. Zatını sıfatından filleriyle zuhura gelişini kendinsinin seyri. İşte bu kat’a hiç bir şey değişilmez. Rabbım katından nasibdar eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 15. AYET


قُلْ اَؤُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْ لِلَّذٖينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِالْعِبَادِ 

OKUNUŞU           : Kul e unebbiukum bi hayrim min zalikum, lillezinettekav inde rabbihim cennatun tecri min tahtihel enharu halidine fiha ve ezvacum mutahheratuv ve ridvanum minellah, vallahu basırum bil ibâd.

ZAHİR MANASI  :   De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir

BATIN MANASI  :   Evet bütün layık olacak idrak edipte Rablerinin katını idrak edecek olanlara yani Zat olan Rabbına sıfat olanlara, Tevhid üzere layıkıyla bir fena tahsil talim ve yaşamıyla bu varlık benim değilmiş benim dediğim sıfatta tecelli eden zatımmış, eksiklikler nefsimin güzellikler onu bildirmekteymiş deyip eksiklikleri izale dipte yaşamını Resulu Ekrem Efendimizin yaşamı gibi nisbiyetsiz şirksiz ben yok O var O’nun olan hiçbir güzelliği kendime nisbet edemem hakikatteki Takva üzere olanlar işte Rablerinin katını kendilerinde Tecelli edişiyle aynı katta aynı mevcud içerisinde olduklarını görenlerdir. İçinde ırmaklar akan deyişiyle; gönlünüze döndüğünüzde orada bir mazhardan bir sıfattan da Rabbınızla görüşürseniz o cennette sizsiniz içinizde Rabbınızın Kevser ırmağı vardır ister vasıtalı isterseniz de vasıtasız sizde tecelli edişiyle siz denilen sıfatının cenneti olduğunu göreceksinizdir. O Temiz eşler ise size Muhammedii olanlara habibim dediği sıfattan tecelli edişinin aynıları eşleri gibi tecellileri vardır; işte onlara mazhar olmak temiz eşlere daha öncekinin benzeri tecellilere mazhar olmak vardır. Hem ebediyettir Zata erişmek hem de en yüce mutluluktur ve cennettir. Allah’ında rızası budur, yani bütün kullarına sıfatlarına bu mertebe ve yakinlik ile sizlerden de açığa çıkmak isterim, “Zümer Sûresi 42. Ayetteki mühlet verdiği her sıfatı içinde bu geçerlidir.”  buyurmakta ve bu rızaya erişen sıfatlarından da zuhura gelendir Rabbım; çünkü bütün yücelik ve güzellikler O’nundur, zıtlarını ise kendisini bildirmek ve göstermek için yaratmıştır, nefis vardır Ruh’u bildirmeye hizmet eden, nefis vardır ruhu örtmek isteyen işte örten nefis uruç yönüyle gayelenen ve sizde olandır sufli varlığı olan; nefis odur ki seni ulaştırsın hayra olan ise nuzulen gayesi ruhu bildirmek olan nefistir ki işte o senin hakikatındır, idrakına varan ve kendisindeki eksikliği görüp Rabbını bilenler içindir; Rabbım yine Resulu Ekrem Efendimiz mazharından buyurduğu gibi, küçük cihaddan büyük cihada geçmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin, eylesin ki kendimizi bilip Rabbımızı bilmeyi de nasibimiz kılsın inşallah. Bu alemin ve cümle inananaların da selameti buna bağlıdır.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 16. AYET

اَلَّذٖينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اِنَّنَا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ  

OKUNUŞU         : Ellezine yekulune rabbena innena amenna fağfir lena zunubena ve kina azaben nâr.

ZAHİR MANASI :   (16-17) (Bunlar), “Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.

BATIN MANASI :   İşte onlar ikilikleri onların günahlarıydı, günah nedir, irfaniyetsizliktir, arifi olduğunu yaşamamaktır; bu halden sıfatını esirge, kulunda sıfatında Resulu Ekrem Efendimizde tecelli eylediğin gibi tecelli eyle; ateş azabıdır bu cehalet, sabredip bir bir Fena makamlarını aşanlar, Hud Sûresi 112. ayetdeki “emrolunduğu gibi dosdoğru ol”anlar yani hem fena hem de bekayı tahsil edenler; sonra gönülde huzur namazı kılanlar, idrakine varıp evvel ahir zahir batın O deyip gönülde huzurda olanlar; Zata layık sıfat olup huzurda bildirilenleri O’nun için tecelli eden durumlarda karşılarındaki salikse saliklere buyrulduğu üzere, değilse avamsa avama buyrulduğu üzere ve her türlü mazhara istidadınca buyrulanı buyrulduğu üzere sunanlar; işte bu bütün güzelliklerin yanında yeniden ve yeniden doğuş olan bütün tebdilatta ve yeşerişte Zatta   gark olmak ve Zatında daim olmak için yalvaranlar. Buradaki bağışlanma ne nefsin ikiliği, ne ruhun sıfat oluşudur, fena ender fenanın ebedi ve sonsuz varda var olmadır. Rabbım cümle Ümmeti Mühammede ve Muhammede Ümmet olacaklara, cümle islamı mübine, islamla şereflenenlere ve şerefleneceklere dereceten bu merhaleleri yaşamayı nasib eylesin, bu günden ebediyete değin günbe gün her nefes daha büyük bir aşkla Zatına davet eylesin inşallah cümle sıfatlarını.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 17. AYET


اَلصَّابِرٖينَ وَالصَّادِقٖينَ وَالْقَانِتٖينَ وَالْمُنْفِقٖينَ وَالْمُسْتَغْفِرٖينَ بِالْاَسْحَارِ  

OKUNUŞU          : Essabirine ves sadikîne vel kanitine vel munfikîne vel mustağfirine bil eshâr.

ZAHİR MANASI  :   (16-17) (Bunlar), “Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.

BATIN MANASI  :   Bir öncki ayeti kerimede sabredenler bölümünden itibaren açıklanan 17. Ayeti kerimeye tekrar ayrıca 17. Ayette; sabredenlere doğru olanlara huzurda gönülden boyun bükenlere Allah yolunda harcayanlar ve seherde bağışlanma dileyenlere de bir başka batından zevk edecek olur isek, Zata has sabır halimliktir, kemalatıyla mazhardaki kabiliyetin yerini görmek ve henüz bekleneni veremeyeceği için Zatın halim olması sabrıdır Mürşid-i Kamil mazharından salikteki kemalatı merhale merhale bile bile beklemesidir. Doğru olması ise yine Zatın Mürşid-i Kamil mazharından kalp sahibi olması hasebiyle kendinse sunulan hissiyata hissiyatla cevap olmasıdır, yani salik sohbete nyle gelirse onu almasıdır; Allah yolunda harcanması ise Zatın Sıfatına tecelli etmesidir, Mürşid-i Kamilde bu saliklerdeki Zata sıfatı hazırlamak için gereken tüm adımlarda bildirilmesi gerekeni, yine ordaki cüzül Zat için kullanmasıdır, Allah’ın Allah yolunda harcamasıdır. Seherde bağışlanmak ise Zatın yine Mürşid-i Kamil mazharından hitabına hitabıdır, bu mülk kimindire cevab olan en aydınlık idrakta en seherlerin seherindeki bağışlanmadır; kendinden başka kalmayışıdır. Vahidül kahhar olan Allah’ın dır idrakı her seherin seheridir. Alanda Alınanda Almada O’dur, tebdilde devam oldukça bir tecellinin an üzere daim devamıdır Allah. Böylece de Daimm olandır Allah. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedin hicaplarını açarak; Efalini Efali ilahiye, Sıfatını Sıfatı ilahiye  Zatını Zatı ilahiye olarak idrak eden, Cem Hz. Cem  CemmülCem ve Ahadiyet zevkleriyle de zevkiyab kılsın.






          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 18. AYET

شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ وَالْمَلٰئِكَةُ وَاُولُوا الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ  

OKUNUŞU          : Şehidellahu ennehu la ilahe illa huve vel melaiketu ve ulul ilmi kaimem bil kıst, la ilahe illa huvel azizul hakîm.

ZAHİR MANASI : Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle şâhitlik ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI :   Bu ayeti celilede Allah Zat olarak kuvveleri olan Sıfatlarına melekelerine Zatı sıfatlarına Subut sıfatlarına ve Selbi sıfatlarına tecelli eyler, bu gün kendimize nisbet eylediğimiz bu sıfatlarımız bu nisbi varlığımız da şahittir; birde ilim sahibleri yani bizzat görenler, çünkü şahitlik bilmekle değil, duymakla değil görmekledir, zahiren bile hakim karşısında bizzat görenlerin şahitliğiyledir. Peki kimdir gören ilim sahipleri, işte onlar bütün Peygamberlerin Sahabeyi Güzinin, Evliyaullahın ve günümüzde de Mürşid-i Kamillerinden bahseylediğidir. Mürşid-i Kamiller içerisinde de binleler olduğu gibi birde aynel yakine erenler yani görenler vardır. Bu nasıl olur, bir salik için evvela zikirle başlayan nefis tezkiyesiyle kalp uyanmaya başlar, sonra Efal telkiniyle bende ve benden gayri varlıkların filleri kendilerinin değilmiş der, sonra Sıfatların Mefsufunuda Hakka nisbet eder en sonunda da Vücudunda Mevcudu Allah’dır der, ve Cem makamına erer, görür ki bunca benim dediklerimin sahibi olan Rabbım beni irşad ve terbiye edenmiş, Mürşid-i Kamil mazharından onu irşad ve terbiye edeni bu kez afakta değil enfusta görür, gönlünde Mürşid-i Kamil mazharından kendisini irşad edendir Rabbı, dışarıda ona Mürşid-i Kamil denir, Gönülde ise Rab mazharı, Rabbul has, Rabbul alemin ve Allah’ın sıfatı denir.  İşte bu idraklarla idraklanıpta görür ise görenlerdendir. Hala gönlünde bir sıfattan Rabbını görememişse o kalp uyanmamış o gönül huzur ve sukuna kavuşmamıştır, öğrendiklerini ilimle öğrenmiş amiliyeti eksik kalmış demektir. İşte kendini bilmek olan ilimle evvela vechi Rahman görülür, sonra Sıfatlarıyla tecelli eder en son da gönülde Fillenerek ilahi Efalle bütün gerekenleri o vücuttan peyder pey açığa çıkarır. Ne istersen Âdemden iste denen Âdemiyetini bulan vücut o dur. Böylece mutlak güç hüküm ve hikmet sahibi olan Allah, Uluhiyetinden Rububiyetine tecelli eylemiş, ve Rububiyetinde Rab mazharı olan irşad ve terbiyesini yaptığı asrı saadette Efendimiz Muhammed Mustafa S.A.V. mazharından nasıl zuhura gelerek hükmünü ve hikmetini göstermiş ise Kuran-ı Kerimdeki muhkem ayetlerle hükmüne, müteşabih olanlarla da hikmetine ışık tutmuşsa, bu günde Âdemiyetini bulan bilip gören ve yaşantısıyla Zata layık mazhar olan Mürşid-i Kamillerden de an be an gün be gün güç ve kuvvetiyle irfaniyet ve kemalatının, ufkunun idrakıyla, verdiği hüküm ve bildirdiği hikmeti ilahisiyle var olan yine Allah’dır. Bizleri mazharlar esma ve suretlerdeki değişiklikler aldatmasın. Öz ne ise her varlıktaki öz aynıdır. Rabbım O’na gönül veren bütün Ehlieyte, Cümele Muhammed Ümmetine, ve onları sevenlere ve sevenleri de sevecek olanlara ebediyete değin daha yüce yakinliğiyle tecelli eylesin kendisini öyle zahir kılsın ki başkaca olmadığına da cümle sıfatlar şahid olsun inşallah.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 19. AYET

اِنَّ الدّٖينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ سَرٖيعُ الْحِسَابِ   

OKUNUŞU   : İnned dine indellahil islam, ve mahtelefellezine utul kitabe illa mim ba’di ma caehumul ilmu bağyem beynehum, ve mey yekfur bi ayatillahi fe innellahe seriul hisâb.

ZAHİR MANASI  :   Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.

BATIN MANASI  :   Allah Zattır, indi katı meratibi tevhide aynel ve hakkel Ahadiyet zevkleridir. Din ise bu deme gelene kadar edilen nasihatlerin idrakı olan ve bildirilen en yüce zevki ilahi, O Zattır, ben dediğim O’nun Sıfatıdır, Zatından Sıfatına sıfatında da Kulluğundaki esmalarından alarak Efali ilahiyesiyle Filleriyle zuhura gelendir Allah demektir. İşte bu teslimiyet ve yakinlik O’na has’dır. Güzel zuhuratları Rabbıma cibilliyeti bozuk olan fillerdeki zuhuratlarıda nefsime nisbet ederek bu idrak yakinliğide nasihatımdır, dindir. Bunu bilmekte her sıfatına her kuluna her mazharına akıl sahibi olanlara farzdır. Günümüzde kitab verilenler dereceten Allah’ın bu yakinliğini bildirdikleridir, fakat ayrılıktadırlar, ne zamanki bütün yücelik ve güzelliklerin Zatın Sıfata Sıfatından da Esma alarak filleriyle zuhura gelişiyle kendimize değil O’na nisbet edildiğini gördüklerinde o zaman ayrılıklar azalacak birlik ve beraberlik artacaktır; bunun için olmazsa olmaz olan Resulu Ekrem Efendimizin de buyurduğu büyük cihad olan nefisle mücadeleye geçilmeli, ve Tevhid üzere bu makamların idraklarıyla şuhud sahibi olunmalı ve yaşama geçilmelidir. Rabbım günümüzde bu akıde ve gramlarla yaşamayı dereceten ve peyder pey tüm insanlığa nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 20. AYET


فَاِنْ حَاجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِىَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ وَقُلْ لِلَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ وَالْاُمِّيّٖنَ ءَاَسْلَمْتُمْ فَاِنْ اَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْا وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِالْعِبَادِ  

OKUNUŞU         : Fe in haccuke fe kul eslemtu vechiye lillahi ve menittebean, ve kul lillezine utul kitabe vel ummiyyine e eslemtum, fe in eslemu fe kadihtedev, ve in tevellev fe innema aleykel belağ, vallahu besırum bil ibâd.

ZAHİR MANASI: Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: “Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah, kullarını hakkıyla görendir.

BATIN MANASI :  Günümüzde Şeriat ve Tarikat seviyesinde Kuran-ı Kerimden Kendilerine hitab eden ayetler doğrultusunda yaşam sürenlere yani Kitabdan kendilerine paye verilenlere hitaben; ve ümmilere de; Hakikat ehli, Ehli Tevhid hem Şeritıyla hem Tarikliğiyle Şeriatı saniyesiyle hakikatını yaşayanlara diyor ki; siz gerek vücut ülkenizde size uyan tabi olan sıfatlarınızla Zata tabi Sıfatla, gerekse tabi olan ihvanlarla saliklerle birlikte özümüzün Allah olduğunu bu sıfatların onun sıfatı mazharı kulu olduğunu idrak ettik ve Zat ile hayalde zanda ayrı ve yahut gölgesi idrakıyla değil, birebir aynı vücutta birlikte olduğumuzu ve böyle bir teslimiyetle Zatın tecellilerine boyun eğdik de; sizde böyle bir yolu Zikri daimle Tevhid tahsilindeki idrak ve zevklerle yaşamayı Şeriatından ayrılmadan Hakikatına da vakıf olarak mutlu huzurlu bir yaşam sürmeyi kabul ediyormusunuz, ederlerse hidayete kurtuluşa irfaniyet ve kemalata ilmelden aynele aynelden de zamanla yaşamlarınca hakkele geçmiş ve Hakk ayrı halk ayrı olmadığını anlamış olurlar, yok hayır derlerse ümmi olanlara da iman edip hakikati seçmeyenlere de Ehli Tevhidin yalnızca tebliğiyle görevli olduğunu buyurmaktadır. Rabbım ümmilerdeki tecellisni de Kuran-ı Kerimden paye verilen ve tenzihen iman edenlerdeki tecellisini dereceten arttırıp; ümmileri Kuranına tenzihi imanda olanlara da teşbihi bir imanla müşerref olmayı ve zamanla Tevhidi yaşamayı nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 21. AYET


اِنَّ الَّذٖينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّٖنَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ الَّذٖينَ يَاْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلٖيمٍ   

OKUNUŞU          : İnnellezine yekfurune bi ayatillahi ve yaktulunen nebiyyine bi ğayri hakkiv ve yaktulunellezine ye’murune bil kisti minen nasi fe beşşirhum bi azabin elîm.

ZAHİR MANASI :  Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.

BATIN MANASI    :   İşte bu vücut ülkesinde bunca Zatın Sıfatı olan Muhammedii mazharlarındaki tecellilerini görmeyenler inkar edenlerdir. Bir bilip de inkar vardır bu daha ağırdır, birde bilmediği için inkar vardır bunda da öğrenmeme isteği varsa buda maksatlıdır ki buda ağıra yakındır, birde hafif inkar vardır ki bunda da bilme isteği olup tembellikten üşenmekten gafletten öğrenememe vardır, birde daha da hafif olan inkar vardır ki bunda da bilme isteğinden de azımsanacak kadar az yoksuna yakın hal vardır bu daha da hafiftir. İşte kendimize soralım bu inkarcılardan hangisiyiz. Sizlerdeki Peygamber olan Muhammedi’lik irfaniyet ve kemalatın zuhuru dereceten bu inkarlar yüzünden öldürülmektedir, oysa Zat olan Allah bilinmeyi murad eylemiş yani isteği ve iradesi bilinmek ise hangi mazhar ve sıfat özellikle insanoğlundan hangi birey buna hizmet etmekle yükümlü değildir ki, akıl sahibi olmayanlar müstesna…  bu hal üzere bulunanların elem dolu azapları zaten Hakk ve Hakikatten uzak olmakla kemalat ve irfaniyet yoksunluğuyla Ruha değil Nefse hizmete dönen bir yüzden tecelli edecek olan cibilliyeti bozuk fiillere mazhar olacaktır ki işte dünyada alamadım veremedim coluk cocuk mal mülk, stres ve sıkıntıların tüm dertleri ve gönül aleminde bitmeyen hesapların yangınları ve gelecek kaygısıyla bu azabını dünyada da ruhaniyetindeki sıkıntısıyla da ukbada da çekecek ve çekmetedir de; Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi bu azaptan uzak eylesin. Günümüzde ve gelecekte vücut ülkesinde inkarcı durumundan da muhafaza eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 22. AYET

اُولٰـئِكَ الَّذٖينَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرٖينَ   

OKUNUŞU           : Ulaikellezine habitat a’maluhum fid dünya vel ahirah, ve ma lehum min nasirîn.

ZAHİR MANASI  :   Onlar, amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur

BATIN MANASI :   İdrak ve zevkinde olunmadan yaşanan bir hayat boşa yaşanmıştır yani yeyip içip gezenler gibi, hayat sahibi olan bir ağaçta da başka bir diri varlıkta da yaşıyor ama akıl fikir idrak nimetlerine sahib hissi müştereği olan kalp gözü olan kendisinde tecelli edeni şüphe duymadığı ve Tevhid akıde ve gramlarıyla layıkıyla ifna eylediği bir vücutta bildirdiği gösterdiği ve oldurduğuyla urucen bilen; nuzulende Zaten mevcut olan Rabbının varlığını farkında olarak mı bir hayat yaşayan olalım, yoksa diğer varlıklar gibi yeyip içip idraksız fikirsiz ve zevksiz bir hayatmı yaşayalım. İşte böylece zahirinde bu vücuttan bunları tatmayanlar gönülleri olan batınlarında yani ahiret alemlerinde de bunları tadamazlar. Böylece de bu vücuda yardımcı olacak ne zahirde yardımcı yani zahir sıfatlar nede rahman sıfat ve sıfatları olan batın sıfatlar tecelliye idraklı mazhar olamayacaklarıdır. Rabbım ehli olan Mürşid-i Kamillerden bunca Evliya ve Enbiyanın da tahsili olan Tevhid tahsiliyle İnsan-ı Asliyemizi öğrenmeyi ve hem bu alemde hem de diğer alemlerde baki ve Zatın zevkiyle zevkidar olan Muhammedii kullarından eylesin cümle kullarını.





          ÂL-İ İMRAN SÛRESİ 23. AYET

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ اُوتُوا نَصٖيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ اِلٰى كِتَابِ اللّٰهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَرٖيقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ 

 OKUNUŞU          : E lem tera ilellezine utu nasibem minel kitabi yud’avne ila kitabillahi li yahkume beynehum sümme yetevella ferikum minhum ve hum mu’ridûn.

ZAHİR MANASI   : Kendilerine Kitap’tan bir pay verilenleri görmüyor musun ki, aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor.

BATIN MANASI : Bu gün kendilerine Kurandan pay verilenler; hükümlerini hitab eylediği kesimlere göre herkese hükmü olan Kurandan pay almalarıdır. Şeriat seviyesindeki insanlara da hitab etmesi onların pay almasıdır yani payelenmesi nasiblenmesidir. Bu tarikat seviyesi içinde böyledir; hakikat seviyesi ve batının batınları içinde böyledir. En üstün bir zevki ilahiyle yazılmış olan Kuran-ı Kerim zevkin içerisinde ayneli ve ilmeli barındırır, fakat ilim alanlarda aynel ve zevk bulunmaz, aynelin içerisinde ilim de vardır fakat zevk yoktur; fakat zevkin içerisinde her ikiside mevcuttur, böylece zevk sahiblerinde Tevhid Ehillerinde Kuran-ı Kerimin bir tamam payesi mevcuttur erişmişler ise; bu hakikatler böyle iken bu gün ve geçmişte olduğu gibi hükmü en yüce tecellilere ve zevklere sahib olan Ehli Tevhid verecekken bunu kitab ehilleri de akıllarınca kabul ederken yaşamlarında her birisinin kendi doğrusu en doğrudur; islamiyette bu benlik yıkılmadıkça muaffakiyeti bulmak zordur, ayeti kerimeler bizlere her zaman ehline gidilmesini söylerken günümüzde her cemaat bir diğerini beğenmemekte, her tarikat benim yolum demektedir, hakikatte bunların hiç birine yer yoktur, evet her yol ona çıkar ama en kısa yolu da bulmak aklı selim olan müslümanın olmazsa olmazıdır. Çünkü karşılarında Tevhidde buldukları biz yokuz biz denen onun bir sıfatı, varlık değil hiçlik kullukmuş en güzeli diyeceklerdir. Rabbım Ehli olan Tevhid’e ve bu Tevhidi Şeriatından zerrece ödün vermeyenlerle ve hizmetlerinde bir ücret istemeyenlerle birlikte olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 24. AYET


ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّا اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ وَغَرَّهُمْ فٖى دٖينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ 

OKUNUŞU          : Zalike bi ennehum kalu len temessenen naru illa eyyamem ma’dudat, ve ğarrahum fi dinihim ma kanu yefterûn.

ZAHİR MANASI   : Bunun sebebi, onların, “Bize, ateş sadece sayılı günlerde dokunacaktır.” demeleridir. Uydurageldikleri şeyler dinleri konusunda kendilerini aldatmıştır.

BATIN MANASI :   Bunun nedeni dedikleri, aslında irfaniyetsizlikleridir, yani şeriat ve tarikat seviyesindeki insanlar cehennemi öldükten sonra tahayyül ederek bu alemde hiç yanmadıklarını öldükten sonra yanacaklarını anlatırlar onları bildiği sayılı günler o zamandır, çünkü ayetlerin ledünni manalarını ve Tevhid ilmini bilmezler, bunca Enbiya ve Evliyanın ve günümüzdeki Mürşid-i Kamillerimizin idrakı şudur ki Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerimini Resulu Ekrem Efendmizin dilinden buyurur iken unutmayalım ki en üstün ilimle ve aynı zamanda zevk ile buyurmuştur, yani muradını bilmeden hakikatının ne olduğunu anlamak mümkün değildir. Buda yalnız nefis tezkiyesiyle ve Tevhid tahsilini Hakkel yakin yaparak benim dediği varlıktan sıfatı olarak Allah nasıl ayan ve beyan zuhura gelmekte olduğunu görenler ancaksın kendilerinde tecelli eylediğinde… Gözünden okuduğunu zihninden idrakla gönlünde tartarak manalarına erişmek bu kabdaki Allah’ın bilmesi görmesi ve cevabını bildirmesi olduğunu ancaksın o zaman anlayacaklardır. Rabbım işte hayal ve zanda olan manalarıyla ayetlerindeki sayılı günlerle cehennem bekleyenler gibi değil, bizzat her an nefse inmekle cehenme, ruhda baki kalmakla cennette olmayı idrakı ve yaşamı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 25. AYET


فَكَيْفَ اِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فٖيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ 

OKUNUŞU          : Fe keyfe iza cema’nahum li yevmil la raybe fihi ve vuffiyet kullu nefsim ma kesebet ve hum la yuzlemûn.

ZAHİR MANASI : Bakalım, kendilerini o geleceğinde hiç şüphe olmayan gün için bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese kazandığı tamamen ödendiği vakit, hâlleri nice olacaktır.

BATIN MANASI :   Allah ahretini bu alemde yaşatacaktır, ölüler dirilecekler, yani idrak etmeye başlayacaklar, azapları sıkıntıları arttıkça idrakları artacaktır, çünkü kemalat celaldedir, Allah kuluna celal gösterirse bilsin ki idrak etmesi anlaması kemal bulması içindir. İşte kemalatın artacağı günler nasıl ki geçmişte taş devrinden günümüzdeki eğitim seviyesine zahiren yükseliyor ve devam edecekse, batınen de Tenzihi bir yaşamdan Teşbihi yaşama ve Teşbihi bir yaşamdan da Tevhid-i bir yaşama âdemde olduğu gibi alemde de zuhurat aynı olacaktır. Rabbım bunu yine Resulu Ekrem Efendmizde olduğu gibi bir gönülden tecellisi ile bildirecek ve bildirmekte, gösterecek ve göstermekte, olduracak ve olmaktadır. İster urucen nasihat alsınlar isterse nuzulen seyre dalsınlar… O Allah ki aynı ölçüyü defaten ölçmüş defaten biçmiştir. Rabbım biz aciz kullarına ölçüp biçtiği gibi layıkıyla bir Muhammedii elbisesinin içerisinde olmayı nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 26. AYET

 قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ  

OKUNUŞU          : Kulillahumme malikel mulki tu’til mulke men teşau ve tenziul mulke mimmen teşa’, ve tuizzu men teşau ve tuzillu men teşa’, bi yedikel hayr, inneke ala külli şey’in kadîr.

ZAHİR MANASI  : De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”

BATIN MANASI :  Bütün mevcudat olan bu şehadet alemindeki maddeler, mana aleminin varlıklarının dünya elementleriyle yeniden vücut giymeleridir, sırretlerindeki varlıkları da kendilerinin aynıdır, peki bu bütün sırret vücutlarının latif sıfatların da sahibi kimdir, işte bütün bu mevcudatta özleri özünden zuhura getiren Allah’tır. Yani Allah ne yalnız öz dür, nede yalnız mevcut olandır, öz ve mevcut olanların cemine birden Allah denir, görünmüş, görünen ve görünecek olan bütün mevcudata özüyle ve mevcuduyla cemine birden Allah denir. Şimdi özünden öze sahib olan insanoğlunda öz de mevcuttur, o özde bulunan bütün gereken mana ve madde de mevcuttur. Böylece insanoğlu aleme cami ve merkez üstüdür. Bütün bu özün sahibi olması yönüyle mülke sahib ve mülkünde sahibidir. İnsanlarında günümüzdeki en yücesi olan mazhardan mülküne sahib olandır Allah. Hayyum ve kayyum oluşuda bizzat diri ve ayakta olmasıda insan mazharından alemde icraatını zuhuratını yapmasıdır. Böylece icra edeceği niyete göre dilediği mazharında tecellisiyle o vücutta dilediğinde duygu ve düşüncelerin süfli olanlarıyla tecelli eder ve onu zelil rezil eder çünkü hak etmiştir, dilediğinde ise aynı duygu ve düşüncelerin yüceleri olan ulvi duygu ve düşüncelerle tecelli eder onu vezir yani yüce tecellilerine mazhar eder çünkü o kul o sıfatta hakk’a yönelmekle hakk etmiştir. Zat-ı mutlak Sıfatı mukayyet olan ve zuhuratıyla da âdemiyet olan filleriyle zuhura gelendir Rabbım. Başka görmemek gayri görmemek ve öz varlığımızı bulmak ve o öze nasıl söz olduğumuzla kullanıldığımız yerde kendisini görmek bizden göreni idrak etmek Sıfatı için ne büyük bir lutudtur. Rabbım cümle ümmeti Muhammede ihsan buyursun kendisi ayrı kulu sıfatı ayrı olmadığının idrak ve yaşamlarını.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 27. AYET

تُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَیَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَیِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ  

OKUNUŞU          : Tulicul leyle fin nehari ve tulicun nehara fil leyl, ve tuhricul hayye minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy, ve terzuku men teşau bi ğayri hisâb.

ZAHİR MANASI:  “Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”

BATIN MANASI :   Gece vahdeti gündüz kesreti remzeder, vahdeti kesrete sokmak vahdette olanları yani gönül alemindeki zuhuratları zuhura yani zahire çıkrtırsın demektir, gönlünüzde tasarladıklarınızı gözünüzle görecek birer eser haline getirmeniz buna örnektir. Çünkü siz dediğiniz Rabbınızın birer sıfatıdır sizden bunları yapandır O; ölüden diri çıkarmak ise, ruh sahibi olmayan Rabbını idrak edemeyecek gönüller vardırya onlar yaşar ama ölüdürler, bakar ama kördürler duyar ama işitmezler; işte bunlar aslında ölüdürler, böyle ir haldeyken bu haliyle boyun büküp de bir Mürşid-i Kamile gelen bir insan Âdemiyet ruhunu adlımı “Hicr Sûresi 28-29” ayetlerdeki gibi bizzat Mürşid-i Kamil mazharından Rabbımız üfürdümü işte zikirle olan bir yeşermeyi, zamanla idraksızlıktan idrak eder hale gelmek ve yaşamazken Rabbımın olan güzellik ve yüceliklere mazhar olarak bu vücudun sahibinin nasıl zuhura geldiğini görür hale kendisinin de ben dediğinin de ona bir Sıfat kull olduğunu görmüş olur. Böylece bunları bilmez görmez ve böyle olmaz iken bu hale gelmesi ölüyken dirilmesi olmuş olur; diri olan Sıfatlarından da dilediğine sınırsız rızık verir yani o sıfatlardan hangisini kendisine en yüce mazhar sıfat yani kul seçerse onda en yüce ve en üstün tecellileriye tecelli eder tıpkı geçmişte Resulu Ekrem Efendimize lutfuyla ondan açığa çıktığı gibi, sınısız rızkıyla lutfu geniş olan Rabbım günümüzde ve gelecek kuşaklarda kendisine inanan ama henüz idrakta eksikleri olan kullarına lutfundaki genişlikten ihsan eyleyip sınırsız rızık dilediği kullarının arasına girmeyi nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 28. AYET

لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرٖينَ اَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنٖينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ فٖى شَیْءٍ اِلَّا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰیةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصٖيرُ  

OKUNUŞU        : La yettehizil mu’minunel kâfirine evliyae min dunil mu’minin, ve mey yef’al zalike fe leyse minallahi fi şey’in illa en tetteku minhum tükah, ve yuhazzirukumullahu nefseh, ve ilellahil masîr.

ZAHİR MANASI :  Mü’minler, mü’minleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek tehlikeden) korunmanız başkadır. Allah, asıl sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Çünkü dönüş Allah’adır.

BATIN MANASI  :   Kim ki bir Tevhid idrak ve yaşamı üzerine hicaplarını açar, kendisi gibi olan ihvan kardeşlerini bırakırda bu zevk ve lezzetlerle payidar olmayan inkarcı yani onları kendi vücut ülkesinde açığa çıkaramayanlar ve daha esfel bir yaşantı içerisinde olanlarla yakınlık yaparsa bu onun kardeşlerinden ve Tevhidden uzaklaştığına yani dolayısıyla Allah’tan uzaklaştığına işarettir; Fakat bu hal içerisinde bulunduğu durumu işi ve alışverişi ve yahut yakın komşuluğu mecburiyetle esffel kişi ve kilerle birlikte olmak zorunda ise kalben razı değil fakat bedenen bir mecburiyeti var ise o zaman Allah bunu bilir ve korunmak içindir bu hali der, çünkü niyeti en esfel yerdeki hallerle de haşır neşir olsa dahi Allah’a hizmet etme isteği o kişinin kalbinden çıkmış değildir.  Böylece hem dikkatlidir hem de gelip gideceği yeri bildiğinden asla ve asla kalbini Rabbından başka yöne dönmek istemez ve dönemez. Rabbım her ne ortam hal ve imkanda olur isek olalım bedenimizle uzak olsak dahi imkansız ve zorluklar içinde olsak dahi kalblerimizi uzak kılmasın tecellilerinden. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi böyle zor durumlarından tez zamanda selamete çıkarsın inşallah.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 29. AYET

قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا فٖى صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُ وَيَعْلَمُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ  

OKUNUŞU          : Kul in tuhfu ma fi sudurikum ev tubduhu ya’lemhullah, ve ya’lemu ma fis semavati ve ma fil ard, vallahu ala kulli şey’in kadîr.

ZAHİR MANASI : De ki: “İçinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerdeki her şeyi, yerdeki her şeyi de bilir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

BATIN MANASI  :   Burada hitab sıfatadır kuladır, Allah ise Zattır yani sıfatta tecelli edendir. Tecelli eden neyi tecelli ettirdiğini haliyle bilendir. Bütün Enbiya ve Evliyanın da tahsili olan Tevhid tahsilinden sonra idrak edilen yer ve göğün 7 kat oluşu zevken yer katlarını nefsin 7 mertebesini, gök katları ise meratibi ilahiyenin 7 mertebesini remzeylediği görülür, Ahadiyetül kesretten makamı mahmuddan Muhammed esmasıyla nefsede ruhada idrak ve yaşamen arif olan Zatıyla Allah; Sıfatından arifliğiyle Muhammed; Efaliyle zuhuratıyla arifliğiyle de âdemdir. Böylece Allah bilendir, ister filleriyle ayan olandan esfeli nefsi bilsin, ister âlâyı ruhu bilsin, bunu ister fiilullahtan görsün, ister Sıfatı olan Muhammedden dillendirsin, Bilen O zat olan Allah’tır. Böylece O her şeyi bilir, Tecelli eden Tecelli ve Tecelli olunan da O dur. Rabbım bütün Muhammedi mazharlarını ilmelden aynele aynelden hakkele ermeyi ve bu zevklerle de zevkidar olamayı nasib eylesin.




          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 30. AYET


يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُوءٍ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ اَمَدًا بَعٖيدًا وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُ وَاللّٰهُ رَؤُفٌ بِالْعِبَادِ  

OKUNUŞU          : Yevme tecidu kullu nefsim ma amilet min hayrim muhdarav ve ma amilet min su’, teveddu lev enne beyneha ve beynehu emedem beida, ve yuhazzirukumullahu nefseh, vallahu raufum bil ibâd.

ZAHİR MANASI  : Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah, kullarını çok esirgeyicidir.

BATIN MANASI :   Zilzal sûresi 7-8. Ayetler “miskal nisbetinde hayır işlerseniz karşılığını, miskal nisbetinde de şer işlerseniz onunda karşılığını göreceksiniz” bu ayeti kerime iyiliği de hemen hazır bulacağına kötülüğü de hemen hazır bulacağına işarettir, çünkü mesafesi ileri bir zamanı yoktur; ektiğini zamanla biçmenin, idrak edemeyenler sonra biçeceğim derler idrakı çok zayıf olanlar ayrı bir alemde ahrette biçeceğiz derler, idrakları aklı maaşın ötesinde olanlar biraz daha açık olanlar yaşarken karşına çıkıyor zaten derler, aklı küle mazhar olanlar ise ehli Tevid bunu yakinen bilir görür ve yaşar, şöyle ki vücut ülkesine bir his gelir kalbine döner bakar ki mutluluktur sonra yüzüne döner bakar ki yanakları gerilmiş tebessüm etmekte, hemen diğer bir his gelir başka bir mazhara bu his duyguya dönüşür öfke duygusudur ve bakar kendi yüzüne kaşlar çatılmış; şimdi soruyoruz yanağınızı elinizlemi güldürdünüz; yoksa kaşınızı sizmi tutup indirdiniz. işte Allah hemen eker hemen biçer Ehlli Tevhid ne yarını neden hayalde zanda bir ahreti bekler ektiğini biçmek için, Allah eker Allah biçerler. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bu idrak ve zevklerle aynı yakinlik ve yaşamla daim yaşamayı nasib eylesin.





          AL-İ İMRÂN SÛRESİ 31. AYET


قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونٖى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ  

OKUNUŞU          : Kul in kuntum tuhibbunellahe fettebiuni yuhbibkumullahu ve yağfir lekum zunubekum, vallahu ğafurur rahîm.

ZAHİR MANASI  :  De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

BATIN MANASI    :   işte Tevhid inancına göre kul ayrı Allah ayrı olmadığından bu sıfat onun sıfatı olduğundan sıfata tabi olmak Zata tabi olmaktır, Elçisi olan Resulu Ekrem Efendimizi sevmek Zatı sevmektir. Bu günkü Mürşid-i Kamilleri sevmek O’nu sevmektir. Tıpkı sizi sevmek sizdeki Rabbınızı sevmek olduğu ve sizlerinde başkalarını sevmeniz halinde o başkalarındaki Rabbınızı sevmiş olmanız gibi. Günahların bağışlanması ise bu ikilik idraklarının kalkmasıdır. Allah ayrı kul ayrı, Zat ayrı sıfat ayrı bunlar hep birer idraksizlik mutsuzluk ve şeriata göre de adına günah denen eksik idraklardır. Böylece Allah esirger ve bağışlar yani böyle bir zevke erince sizdeki hüzün uzaklık kaygısı ayrı bir Rabba ibadet kalkacağından bağışlanmış yani hicaplarınız kaldırılmış ve mutlu ve huzurlu olursunuz. Rabbım cümle kullarına bu zevkleri ve yakinliği ve Zata sıfat olmayı nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 32. AYET


قُلْ اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرٖينَ  

OKUNUŞU           : Kul eti’ullahe ver rasul, fe in tevellev fe innellahe le yuhibbul kâfirîn.

ZAHİR MANASI  :  De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.

BATIN MANASI :   Allah zattır, Peygamber kelimesi farsçadır, aslında manen tam ihtivasıyla Elçiyi, Nebiyi ve Mürseli anlatmaz, çünkü Elçilik her esma aldığı yerde görevli olmasıdır, Nebilik esmaların guruplarıyla kitab verilen Nubüvvet sahiblerininde kavimleriyle görevli olmalarıdır, amma Mürsllik ise her esmayı kuşatan hem Cemadata Rahmet, hem Nebadata Rahmet, hem Hayvanata Rahmet, hem İnsanata ve hem de insanlar arasında Elçilere, ve Nebilere de Rahmet olarak gönderilmeleridir ki, işte Allah Zattır Mürsel mazharları ise O zata en layık Sıfatlardır, böylece Allah Muhammed sıfatından âdemiyet filleriyle zuhura gelendir. Muhammede itaat böylece de Allah’a itaattır, bu günde Mürşid-i Kamillere itaat o sıfatların Zatı olan Allah’a itaattır. Çünkü onlar dünde Tevhid ilmi ile insana insanı asliyesini bildirmekte idi şimdide aslımızın Allah olduğunu Suretlerin ona Sıfat olduğunu ve zuhura gelenin Ondan başka olmadığını bilmek ve o zevklerle zevkidar bir yaşam sürmek olduğunu bildirmektedir. Eğer bu idak ve doğrultuda yaşam sürmeyenlerden olur iseler kafirdirler demekle yani hakk ve hakikati örtmüşlerdir. Çünkü burada halkın kafiri değil hakkın kafiri olmaktan bahsetmektedir Hakkın kafiri küfre nefse girerek değil hakikati açığa çıkarmayarak da onu örtmekledir, çünkü kafir demek örtücü demektir. Rabbım cümle insanlığı halkın ve hakkın kafiri olmaktan uzak kılsın örtmeyip kendilerindeki Hakkı Muhammedii mazharlar olarak zuhura getirmeyi cümlesine nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 33. AYET


اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰى اٰدَمَ وَنُوحًا وَاٰلَ اِبْرٰهٖيمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَمٖينَ  

OKUNUŞU        : İnnellahestafa ademe ve nuhav ve ale ibrahime ve ale imrane alel âlemîn.

ZAHİR MANASI  : (33-34) Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

BATIN MANASI   :   Âdem’i ilk Fiilullahı olan Batın kemalat Sıfatını Rahmanı olan Vahddetteki Muhammedi, Nuh’u Vahdette Muhammedin Nurundan Ruhundan Akıl ve Kelaminden Alanların Atası olarak Batın nuh olan Muhammedi, Tevhid’i remzeyleyen kesrette İbrahim Vahdette Alemlerin Tevhidi olan Muhammedi, Soyunu O Sıfattan tecelli edecek olan bütün tecellileri ve latif tecelli mazharı olan Muhammedi Vahdette üstün kıldı, böylece ilmi ezeliyesindeki nuzul yönüyle üstün kıldığı sıfatından kesrette de evveliyle zahiriyle, ahir ve batınıyla da bu şehadet aleminde de üstün kılınanlar O muhammedden paye alanlardır. Tıpkı Arabi harflerde üstten tac alan işaretler gibi üstün ve dik üstün olarak devam edeceklerdir, üstünler imamlardır, dik üstünlerde imamların imamlarıdır. Dik olmaları ise celal tecelillerindeki kemalata mazhar olmalarıdır, hem celale hem cemale mazhar olması hem üstündür hem diktir; böylece o sıfatları aynı soyun ruh yönüyle devam edenleridir. Rabbım Ehli Beytte de olduğu gibi hem soyundan hem yolundan devam edenlerden kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 34. AYET

ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ وَاللّٰهُ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ  

OKUNUŞU           : Zurriyyetem ba’duha mim ba’d, vallahu semiun alîm.

ZAHİR MANASI   :  (33-34) Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

BATIN MANASI  :   Allah’ın bilen olması mülkünde ister amalığındaki mevcudiyetiyle itikaden inanılan ve iman edilen varlığı olsun, ister Uluhiyetine tecellisiyle Celal ve Cemal esmalarıyla Allah esmasını aldığı mutlakiyetiyle kuşatması olsun, isterse Uluhiyetinden Rububiyetine tecelli eylediğinde esma almamış haliyle Hakk olarak her şeyin hakkını veren varlığıyla olsun, isterse Rububiyetine tecellisiyle Rububiyetinde de iki farklı yüzüyle olan; bir yüzüne irşad eden tecellisiyle Rablık diğer yüzüne de irşad olan tecellisiyle Kulluk tecellisiyle mevcut olan olsun, isterse irşad eden sıfatlarından kulluk esmalarıyla bu işi yapsın isterse yine Rububiyetinde irşad olan esmalarıyla kulluk esmalarıyla bu işi yapsın irşad eden yüzüyle irşad olan yüzüne tecellisiyle varlık öz yönüyle birdir, söz yönüyle de farklılıklar var gibi görünse de esma farkları şekil tür cins ve varlık boyutlarıyla farklar var gibi görünse de bu bizleri yanıltmasın, başka değildirler esma değişsede tecelli eden birdir tecellide birdir tecelli olunanda birdir, başka da yktur; başkalık bizim idraksızlığımız ve eksik görmemizdedir. ayni özü anlatan değişik sözler gibidirler, yeter ki bir idrakıyla bakılsın. Böylece bildiren O dur, bilmek O’dur bilende O’dur, böylece bir önceki ayetteki hakikatlerinde bileni bilme fiiliyle zuhura geleni ve bildiren bilmek ve bilenin ister fiilden bakılsın bir olduğunu ister sıfattan bakılsın bir olduğunu ister bildiren olarak Zattan bakılsın bir olduğunu görmüş oluruz. Böylece Allah kull mazharından her şeyi en güzel hakkıyla bilendir, yoksa cemadat mazharından da cemadatça hakkıyla bilen, nebadat mazharından da nebadatça hakkıyla bilen, hayvanat mazharından da hayvanatça hakkıyla bilen yine O dur. Fakat en güzel insanat mazharından ve insanlarında en yücesi olan evvelinde Resulu Ekrem Efendimiz S.A.V mazharından en güzel bildirip bildiği gibi bu günde en yüce ve yerinde Mürşid-i Kamiller mazharlarından aynı tecellilerini sergileyip durmaktadır, görenler görüyor görmeyenler görmüyorlardır. Rabım bizi görenlerden ve gördüğüyle şahid olup şuhud sahibi olup yaşamla bilip görüp iman eyleyen Hz. Ali k.v’in buyurduğu gibi gördüğü Rabbına ibadet eden kullarından eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 35. AYET


اِذْ قَالَتِ امْرَاَتُ عِمْرٰنَ رَبِّ اِنّٖى نَذَرْتُ لَكَ مَا فٖى بَطْنٖى مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنّٖى اِنَّكَ اَنْتَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ  

OKUNUŞU            : İz kaletimraetu imrane rabbi inni nezertu leke ma fi batni muharraran fe tekabbel minni, inneke entes semiul alîm.

ZAHİR MANASI : Hani, İmran’ın karısı, “Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” demişti.

BATIN MANASI   :   İmran Zattır, karısı Sıfatıdır, karnındaki çocuk ise gönlünde olan arzu ve istekleridir. Kişi niyeti olan zata sıfatlarıyla hizmet ederse ortaya çıkacak olan hal ve fiilullahlar onun doğuşları icraatı ve çocuğu olacaktır. Allah’a hizmet etmek niyetiyle yaşan bir insan, onun gönlündeki bu arzu ve isteğin sahibi olan Rabbım, onun sıfatlarınıda bu arzu ve istek doğrultusunda işletecek ve zaman içerisinde bu niyet, hayır olan niyet hayır olan akıbet ile görülecektir. Bu vücut ülkesinde ulvi tecelliler kişideki ulvi niyetle doğru orantılıdır. Kişinin kabulleniş ve yaşamı akıbeti yani ondan zuhura gelecek olanlar demektir, hatta ve hatta hayatının devamındaki çoluk ve çocuklarının bile ahlakı hamidiyesi anne ve babanın yaşamıyla da paraleldir. Hakkıyla işitip bilmesi de bütün bu tecellilerin tecellilerle anlatımıdır, ve dolayısyla Tecelli ettiren olarak da Zat bunu bilir. Rabbım bütün duygu ve düşüncelerimizde iyi olanları seçerek vücut ülkemizde artı enerji imal ederek hem vücudumuzda hem de etrafımızdaki yaşantımızda pozitif mutlu ve huzurlu bir yaşam içerisinde olmayı cümle Ümmeti Muhammedin nasibi eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 36. AYET


فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ اِنّٖى وَضَعْتُهَا اُنْثٰى وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰى وَاِنّٖى سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَاِنّٖى اُعٖيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجٖيمِ   

OKUNUŞU       : Fe lemma vedaatha kalet rabbi inni veda’tuha unsa, vallahu a’lemu bi ma vedaat, ve leysez zekeru kel unsa, ve inni semmeytuha meryeme ve inni uizuha bike ve zurriyyeteha mineş şeytanir racîm.

ZAHİR MANASI   : Onu doğurunca, “Rabbim!” dedi, “Onu kız doğurdum.” -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- “Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum.”

BATIN MANASI   :   Allah her şeyi hakkıyla bilmesindeki muradı Uluhiyetinden Rububiyetine Tecelli eylediğinde esma almamış haline Hakk denir; yani o mertebe esma alacak olan her şeyin Hakkını verdiği yerdir, yani bu yerdeki göreviyle zaten her şeye vereceği esma görev hal ve işleyişi veren olduğu için verdiğini bilmesiyle Hakk’lığıyla bilmiş yani dolayısıyla hakkıyla bilen olmuş olur, buradaki Hakk edinilmiş kazanılmış ve yahut eksiksiz bilemek değildir; Hakk mertebesinde her şeyin hakkını veren olmasıyla zaten ne işlev verdiyse esma ve görev veren olduğu mertebenin Hakk mertebesi olmasından dolayı o mertebede Hakk’lığımla bildiğim yerdir demektedir. Allah kız olan içerideki doğuşları sıfattan tecelli ettirdiğinde doğuşlar kızdır, Zatta tecelli ettirdiğinde ise Erkektir. Buda yine içerinizde olan ve Hakk’lığıyla tecelli ettirdiği bütün duygu ve düşünclerin vücut ülkesinde kelam, hâl fiil işlev ve icraat bulmasıdır ve zahirende Hakk zuhura gelmiş olmasıdır. Rasulu Ekrem Efendimiz beni gören Hakkı gördü dediğinde anlayanlar anlamış anlamayanlar ise ona sen Hakk mısın demişlerdir. Bu idrak ve yaşamla idrak eden ve yaşan kullar Ehli Tevhid Hakkı her an ayan beyan görmektedirler. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede gerek Erkek tecelliler olan vücut ülkesinde Zatın tecellilerine mazhar kılsın, gerekse Sıfatlarındaki tecellileri aynı vücuttan zuhura getirerek kız olan sıfat tecellilerine mazhar kılsın her birisi yine aynı tecellinin farklı tecelli mahallerindendir bunlarla her an her dem idrak ve zevkleriyle daim yaşamayı nasib eylesin.




          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 37. AYET


فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَاَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًا قَالَ يَا مَرْيَمُ اَنّٰى لَكِ هٰـذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ   

OKUNUŞU       : Fe tekabbeleha rabbuha bi kabulin haseniv ve embeteha nebaten hasenev ve keffeleha zekeriyya, kullema dehale aleyha zekeriyyel mihrabe vecede indeha rizka, kale ya meryemu enna leki haza, kalet huve min indillah, innellahe yerzuku mey yeşau bi ğayri hisâb.

ZAHİR MANASI: Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. “Meryem! Bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

BATIN MANASI :   Bu vücut ülkesindeki tecelliler Rabbımın vahyi, bildirdiği sunduğudur, Meryem olanlara da meyvesidir. Yazın kış meyveleriyle kışın yaz meyveleriyle donatılmıştır bu vücut, insanoğlu bu vücudun bütün güç ve kuvvetini bir tecelliden ve bu tecellinin de duyguya ve duygununda düşünceye dönüşmesinden sonra bildirileni bildiği ve idrakıyla da vücudun hareket ettiği görülür, peki  bu idrak nasıl bir otomasyon halindedir ki vücut buna göre şekil alsın, yaz mevsimi derken sıcağı yani ruhun tecellilerini remzeylemekte, yani bilinmeyi muradıyla Rabbımın her yücelik ve güzelliğin zıtlarını halk eylemesidir. Allah bilinmeyi murad eylemeden önceki haliyle de bilinir, çünkü zıtlarına ihtiyaç duyulmamış hali Allah’ın bilinmeyi murad eylemeden önceki halidir, fakat batında bilinmeyi muradındaki zıtları da mevcuttur gayeleri güzellerinin bilinmesine hizmet etmeye hazırlarken, tıpkı Resulu Ekrem Efendimizin bütün bir esfeli nefsin sufli tecellilerinden haberdar olup yaşamında onlara yer vermemesi gibi. Allah’da insanoğluna nefsi bilmesi ve Ruhun istediği gibi yaşaması için bildirmektedir nefsi, nefsin tecellilerine sarıl onlarla ömür geçir diye değildir, siyah varsa beyazı çabuk bilmek içindir, duygulardan öfke varsa duygulardan merhameti bilmek için, düşüncelerden de kötü düşünceler varsa iyi düşünceleri tanımak için vardır bunca nefsin tecellileri; işte böylece aynı murada ve niyete hizmet edenlerde de yaşam bilip yaşamakla böylece aynı olmuş olur. Böylece yaz olan ruhun tecellilerine bakınca nefsi hatırlar uzak dururuz, kış olan nefsin tecellilerini de görünce ruhu hatırlar yine ruhla birlikte oluruz, yani her iki halde de Allah’ın Resulu Ekrem Efendimizden zuhura geldiği gibi, nefside görse ulvi tecelliye döner yüzünü ve ruhuyla yaşar, ruhunda tecellisine mazhar olsa yine ulvi tecelliyle yaşar. Böylece her niyet ulviyete ve her duygu ve düşünce insanı hangi mevsimde olursa olsun hep Hakk meyvelerini yemeye götürür. Rabbım böylece manevi zevklerle donattığı Ehli Tevhide de hesapsız rızıklarından vermektedir; zira hesapsız olması sonsuz olan her şerde hayrı her hayırda da hayrun hayrı görebilmek ve daim o aşkla olabilmektir. Zata en güzel sıfat olabilmek, bu sabır; bütün haksızlıklara karşı sabredip güzel muamelede bulunabilmek mutlaka bu güzel ahlakı edinmekle olur; Rabbım farkıyla muamelesinin yanında cümle kullarına güzel ahlak üzere bir yaşam süreyi nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 38. AYET


هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لٖى مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً اِنَّكَ سَمٖيعُ الدُّعَاءِ  

OKUNUŞU            : Hunalike dea zekeriyya rabbeh, kale rabbi heb li mil ledunke zurriyyeten tayyibeh, inneke semiud duâ’.

ZAHİR MANASI   :  Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi.

BATIN MANASI  :   İşte Zekariyyalar Sırretlerindeki Rablarından yaz meyvelerine bakıp kış meyvelerini kış meyvelerine bakıp da yaz meyvelerini idrak edince; nefsin tecellilerine bakıp ruh tecellilerini ruhun tecellilerine bakıp da nefsin tecellilerine vakıf olduklarından artık hep Rabları kendilerinde tecelli eden olduğundan hep vücut ülkesinde duygularının güzel olanlarını isterler, ruha gıda olanlarına mazhar olmak isterler, bu nesil işte tüm duygu ve düşünce çeşitliliğinin hep mutlu ve güzel edecek ve vücudu güzel yöne Rabbına sevk edecek ahlakı hamidiyede güzel filler işletecek olanlarını ve hakeza düşüncelerinin de böyle güzel ve faydalı olanlarını isterler. Rabbım bu vücut ülkesinde Zekeriyyalar’ın mazhar olduğu gibi aciz kulların olan günümüzdeki sana gönül vermiş sıfatlarında mazharlarında kullarında ne olur hep iyi ve güzel duygu ve düşüncelerinle tecelli eyle kendine döndür ve ehline gidip Tevhid tahsil talim ve yaşamıyla, yaşama haline geçmeyi nasib eyle ya Rab.






          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 39. AYET


فَنَادَتْهُ الْمَلٰئِكَةُ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلّٖى فِى الْمِحْرَابِ اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰـى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِیًّا مِنَ الصَّالِحٖينَ  

OKUNUŞU          : Fe nadethul melaiketu ve huve kaimuy yusalli fil mihrabi ennellahe yubeşşiruke bi yahya musaddikam bi kelimetim minellahi ve seyyidev ve hasurav ve nebiyyem mines salihîn.

ZAHİR MANASI :  Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler.

BATIN MANASI :   Bu gün ehli olan Mürşid-i Kamil’in eteğinden tutup diz çökenler, Fena mertebelerinden sonra varlık sahibinin Rabbı olduğunu idrak edince kendisinde hep yüce duygu ve düşünclerin tecellisiyle yaşamaya başlar ve bütün bu tecellilerin sahibinide Rabbının Vechi Rahmanından görür artık Zekeriyyaların müjdeye mazhar oldukları artık onlara elçilik yapan Yahyalarının olmasıdır, onların gönül alemlerinde efendilerinin vechinden kendilerine hitab eden elçi artık Allah’a sıfat olan Rahman sıfatı olan vechi Rahman olan gönül alemindeki Rablarıdır, onlar Zekeriyyaların artık Yahyalarıdır, bütün elçiliği Hz. Cem ve CemmülCem makamlarına ayak basınca sıfat ve filleriyle her türlü ihtiyaçlarını karşılayacak ve kendilerinden açığa çıkacak olan Evvelinde Allah’ın habibim dediği gönlündeki kemalat Rahman sıfatıdır, günümüzde de Zekeriyyaların gönüllerinde olan Efendilerinin Vechinden kendilerine hitab eden Yahyalardır; günümüzde de geçmişte de hitab aynı şekilde Rahman sıfatından gelmektedir. Ancaksın bu halini de gönül mabedinde namaz kılarken yani miraç yaparken Rabbıyla görüşürken daima görmekte ve her türlü müjdeleri de O Rahman Sıfatından almaktadır. Rabbım evvelinde Resulu Ekrem Efendimize sıretindeyken habibim dediği gibi, günümüzde de aynı hitaba muhatab olacak olan sadık, ihlaslı, saf ve temiz, idraklı ve kemalata uygun kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 40. AYET
 

قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ لٖى غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِىَ الْكِبَرُ وَامْرَاَتٖى عَاقِرٌ قَالَ كَذٰلِكَ اللّٰهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ 

 OKUNUŞU           : Kale rabbi enna yekunu li ğulamuv ve kad beleğaniyel kiberu vemraeti akir, kale kezalikellahu yef’alu ma yeşâ’.

ZAHİR MANASI :  Zekeriya, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Allah, “Öyledir, ama Allah dilediğini yapar” dedi.

BATIN MANASI :   Bu günkü ihtiyar Zekeriyyalar kemal bulmuş Mürşid-i Kamillerdir. Çünkü bedenin ihtiyarlığı değil ruhun kemale gelmesidir ihtiyarlık, çünkü Rasulu Ekrem Efendimizin şu ayet için söylediğini unutmayalım. “Hud Sûresi 112. Ayet Emrolunduğu gibi dosdoğru ol.” Bu ayet benim ömrümü kocattı demekle bedenen mi yaşlandı yoksa böyle bir emrolunduğu gibi dosdoğru olmakla en kemalat mazharı sıfatı kulumu oldu. İşte buradaki ihtiyarlıkta kemal bulmaktır. Karımda kısır iken demekle de kadın sıfattır sıfatlarımda kısır iken demekle ikilik sıfatlarını artık kullanmamaktadır Zekeriyyalar. Çünkü Fena-i Sıfat yaptıktan sonra kemale eren bir Mürşid-i Kamil bu sıfatların sahibinide Tecellisiyle görmüştür; nasıl olurda benim çocuğum olsun demekle şimdi bunca irfaniyet ve kemalata sahib iken kendimemi nisbet edeyim bu yücelik ve güzellikleri bu doğuşları evladımdır, benimdir diyeyim demektedir; Ama Artık Rabbı ona ben demek sen demek sen demek ben demektir, müjdesini vererek Zata ermeyi müjdelemktedir. Ha senden Tecelli etmiş ha benim Zatım Sen dediğin sıfattan zuhura gelmiş aynıdır demekle Tecelli eden dileyen benim ben diledim mi olur her yakinlik demektedir. Rabbım kemal bulmuş bu günkü Zekeriyyalarının yakinliğine erdirsin cümle Ümmeti Muhammedi.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 41. AYET

قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لٖى اٰيَةً قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ اِلَّا رَمْزًا وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَثٖيرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِىِّ وَالْاِبْكَارِ   

OKUNUŞU          : Kale rabbic’al li ayeh, kale ayetuke ella tukellimen nase selasete eyyamin illa ramza, vezkur rabbeke kesirav ve sebbih bil aşiyyi vel ibkâr.

ZAHİR MANASI   : Zekeriya, “Rabbim! (çocuğum olacağına dair) bana bir alâmet ver” dedi. Allah da şöyle dedi: “Senin için alâmet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.”

BATIN MANASI : Günümüzdeki Zekeriyyaları Zekeriyya yapan zaten 3 gün konuşmamalarıdır, çünkü Bu günkü hakkel yakin Mürşid-i Kamiller layıkıyla bir tevhid tahsili yapan irfaniyet ve kamalat sahibleridir. Onlar ki 1. Gün Fena-i Efal yaparak fillerin failini kendisine nisbet ederken Hakka nisbet etmişlerdir. Kendisine nisbet ederken kendisi konuşmak fiilini işliyordu şimdi filler hakkın oldu; ama hala dil sıfatı kulundur, 2. Gün ise Sıfatları fena ederek Fena-i Sıfat yapmış bu dil benimdir diyordu şimdi ise dilde Rabbının oldu, kendisine nisbet eylediği sıfatları Hakka nisbet eyledi ama vücut hala durmaktadır filler bir sıfattan sıfatlar ise bir vücuttan beslenmektedir. 3. Gün ise Fena-i Zat yapmakla anladı ki bu vücut benim diyordum buda benim değilmiş, vücut vücudullah mış işte o zaman Zekeriyyalar bizzat hem bilerek hem görerek hem de daim bu hal üzere yaşayarak yaşamen de gödülerki 3 gün konuşmayarak ancaksın çocuk sahibi yani Hakkın doğuşlarına Sıfat mazhar kull olunuyormuş; Rabbım cümle kardeşlerimize de bu kendilerine nisbet eyledikleri varlıktan kurtularak görsünler ki ben dediğim onun bir sıfatıymış güzel zuhuratlarla Rabbımı kendi sıfatımdan görebiliyormuşum; eksik zuhurtlar ise hala benim nefsim ve onu daha net görmeme engel olan leke ve beneklermiş. Bu vücut ülkesinin aynı zamanda sabah sırreti akşamı ise suretidir, hem iç aleminde vahdette gönlünde Rabbınla ol hem de amiliyetinle bu vücuttan zuhuratları seyirle daim onunla ol denmektedir. Rabbım layıkıyla bir Tevhid tahsil talim ve yaşamıyla bize bizden yakin olan Rabbımızı Efendimiz gibi yakinen zevk eyleyip daim Rabbımızla olmayı nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 42. AYET


وَاِذْ قَالَتِ الْمَلٰئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰيكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفٰيكِ عَلٰى نِسَاءِ الْعَالَمٖينَ  

OKUNUŞU     : Ve iz kaletil melaiketu ya meryemu innellahestafaki ve tahheraki vastafaki ala nisail âlemîn.

ZAHİR MANASI   :   Hani melekler, “Ey Meryem! Allah, seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.”

BATIN MANASI : Bu gün Mürşid-i Kamil mazharından intisab eden saliklere temiz sıfatlar olarak ey Meryemler Rabbınız sizleri seçti, yani gönlünüze yumuşaklıkla tecelli edip iman inanç ve itikadınızı düşüncelerinize tecellisiyle islama Allah’a ve ulaşmak için vesilelerini düşünmeye sevk etti, işte Allah duygu ve düşünceleri tecelli ettirerek insan vücudunu sevk eder sevk ve himayesi vücutta bu şekildedir, evvelinde bir tecellidir hisse duyguya ve düşünceye dönüşür, bazıları düşüncedeyken anlar bazıları duygudayken anlar Arifler ise hisle anlar evveli ve hepsi ancaksın ilahi varlığın bir tecellisidir. Böylece seçilen kull salik Mürşid-i Kamil’e gider ve ondan abdest alır abd kul dest ise el demektir. Allah Mürşid olan kulunun eliyle saliki yıkar demektir. Dünyadaki kadınlara üstün olması ise kadın sıfat kadınlar cümle sıfatları demektir. İşte hangi salik ki Mürşid-i Kamil eliyle yıkanırsa Tevhid akide ve gramlarıyla verilen telkin makam ve rabıtalarıyla hallenirse işte o tüm insanların yücesidir. Tıpki Resurullah Efendimiz ve onun eliyle Allah’ın yıkadığı Sahabeyi Güzin ve bu günkü Mürşid-i Kamilden yıkananlar gibi. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bu yıkanmayı nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 43. AYET


يَا مَرْيَمُ اقْنُتٖى لِرَبِّكِ وَاسْجُدٖى وَارْكَعٖى مَعَ الرَّاكِعٖينَ  

OKUNUŞU         : Ya meryemuknuti li rabbiki vescudi verkei mear rakiîn

ZAHİR MANASI :   “Ey Meryem! Rabbine divan dur. Secde et ve (O’nun huzurunda) rükû edenlerle beraber rükû et” demişlerdi.

BATIN MANASI : Bu günkü Tevhid tahsili gören salikler ve ilmel meratib bitiren ihvanlar, hatta icazatını almış olan ilmel yakin İrşdla görevli olanlar, halen Rabbının sendeki Rahman sıfatıyla vahdet aleminde görüşüp boynunu eğ o sende nasıl tecelli ediyorsa razı ol, dahası için kabını genişlet, Secde et zata layık kull sıfat mazhar ol, ruku edenlerle Sıfat olanlar gibi sende layık sıfat ol, takvanı bozma her yücelik ve güzellik zatındır ben dediğin ise ancaksın Rabbına, zata sıfattır. İşte Sıfat ancaksın zatın huzurunda yani tecelli eylediği mevcut olarak boyun eğen ve tecellilere mazhar olandır. Böylece Rabbım Zatından Sıfatına sıfatından da bu şehadet aleminde kulluk esmalarını alarak filleriyle zuhura gelendir, cibilliyeti güzel filleri Rabbıma cibilliyeti bozuk filleri de nefsimize nisbet ederek eksiklerimizi günbe gün düzelterek Zata en layık  Sıfat olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin Rabbım.






           ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 44. AYET


ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحٖيهِ اِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يُلْقُونَ اَقْلَامَهُمْ اَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يَخْتَصِمُونَ 

 OKUNUŞU       : Zalike min embail ğaybi nuhihi ileyk, ve ma kunte ledeyhim iz yulkune aklamehum eyyuhum yekfulu meryem, ve ma kunte ledeyhim iz yahtesimûn.

ZAHİR MANASI :   (Ey Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kur’a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin.

BATIN MANASI  : Nasıl olurda bir Meyrem olan salik yetiştirilirken Zekeriyyalar olan kemalat sıfatlarından Rabbını; onu yetiştirirken Rahman sıfatı olan kemalat ve irfaniyeti olan Sırretindeki sevgilisi olan Muhammedsiz bunu yapsın ve burada Muhammed olmasın; bunu nasıl anlamalıyız. İnsandaki kemale gelmeyen Muhamedilik orda henüz görünür değildir bu yüzden henüz Muhammed orda yoktur denir, vardır ama görünür değildir. Bu yüzdendir ki aslında idrak için Kuran-ı Kerimdeki yoktan var etti demek yerine görünür değilken görünür eyledi demek en güzel ayete izahdır. Ve Muhammede orada yoktur demek yerinede görünür değildi görünür olması içindi bunca zahmet olan Zekeriyyaların Meryemleri yetiştirmesi gerekliydi demek en güzeli olacaktır. Ehli tasavvuf ve Ehli Tevhid ancaksın hem zahirine hem batınına tam mana verebilir ayetlerin. Bunca ayeti kerimelerin yalnız zahiri manalarıyla yetinmek eksikliktir, yalnız batınlarını bilmek ve onları dillendirmekte eksikliktir, aslolan Tevhiddir. Yerine göre zahirleri bilmek ve okumak ve dillendirmek yerine göre de batınlarını bilmek ve dillendirek ve sonunda da yerli yerine koyarak dillendirmek en güzelidir. Rabbım ancaksın bu kemalatını hiç olan yani Ehline gidip de layıkıyla bir nefis tezkiyesi ile Tevhid mertebelerinin Fenalarını layıkıyla idrak ve şuhud, beka makamlarını da şuhud ve layıkıyla daim bir yaşamla hal eyleyen kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 45. AYET


اِذْ قَالَتِ الْمَلٰئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اِسْمُهُ الْمَسٖيحُ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجٖيهًا فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبٖينَ 

 OKUNUŞU         : İz kaletil melaiketu ya meryemu innellahe yubeşşiruki bi kelimetim minhum ismuhul mesihu isebnü meryeme vecihen fid dünya vel ahirati ve minel mukarrabîn.

ZAHİR MANASI :   Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.”

BATIN MANASI: İsa Ruhullah’tır, Mesih de kurtarcıdır, ruhun selamete ermesi, Allah’ın kuvveleri olan meleklerle mümkündür, bunuda Ehli olan Mürşid-i Kamiller mazharından Rabbım kemalat ve Rahman sıfatından kelam sıfatıyla kaleminden, akıl melekesiye aklından ruh dediği emrini salikin kulağından gönlüne indirerek nur dediği varlığının inşasını yapar; ve Tevhidi İlmindeki fena mertebelerinden sonra gönlünde Rabbını mülkünde kendisinden başka olmayan Allah en yüce varlığını gerek dünyada gerekse gönüller dediği ahrette inşa eylemiştir; zaten evvelinde Resulu Ekrem Efendimizin ister beşeriyetiyle gönüllere girmesi olsun ister ruhaniyetiyle günümüze değin ondaki yüceliğin varisi olarak bu günkü Mürşid-i Kamiller vasıtasıylada aynı vechi rahmandan yine gönüllerde irşadını yapan Rabbım, bu günde aynı şekilde  devam etmektedir. İşte Bu günkü meryemler olan ihvanlarda evlatları olan veledi kalbi isa mesihi vücuda getirmeleri için ancaksın Ehli olan Tevid Ehilerinden hakkel yakin bir Mürşid-i Kamilden layıkıyla Fena ve Beka tahsillerini ilmel bilmekle aynel şuhud etmekle ve daim yaşamları olan hakkel yaşamakla anlayacaklardır ki mülkünde O’ndan başkası yokmuş bunca varlık zatın sıfatıymış; Allah’ta ben dediğim aciz kulu; Efendim dediğim Rahman sıfatından irşad etmiş, onun latif vücudunu da gönlüme nakşeylemiş işte Allah’ın Rahman sıfatı ölmeyen vücudu gönlüme nakşeylediğiymiş, o vechten görüştüğümdür Allah diyecek ve isa Mesih olan kalbin oğlu vücut dünyasını şereflendirmiş olacaktır, Artık hem dünyası hem de ukbası selamete ermiş ve dereceten de ermeye devam edecektir. Rabbım ehlinden bu tahsilleri yaparak Geçmite Efendmizi Muhammed Mustafa S.A.V. efendimizin gönül alemindeki yücelik ve güzellikleriyle nasıl Vechi Rahman olarak zuhura gelmiş ise bir Sıfattan bu günde aynı zevki ilahiye mazhar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 46. AYET


هُوَ الَّذٖى يُصَوِّرُكُمْ فِى الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ 

OKUNUŞU         : Huvellezi yusavvirukum fil erhami keyfe yeşa’, la ilahe illa huvel azizul hakîm.

ZAHİR MANASI :   O, sizi rahimlerde, dilediği gibi şekillendirendir. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI : Allah vardır ve her şey vardan var olmuştur, yoktan var olmaz, görünür değil iken görünür olmaktır anlatılmak istenen; şimdi sizlerin 8. Büyük dedenizin bir spermine 200 evlat torun ve torunların torunları şeklinde insan sığıyorsa bir damlaya ve ilk damladan zuhura geliyorsa bütün insanlar, demek ki bir damlaya yani bir öz damlasına; ilk insanatı damlaya ne kadar vücuda gelecek insan varsa sığdırılmış demektir. Şimdi isanları bir damlaya öz yönüyle sığıdırılabilmesi, bizlere hayvanlarında evvelinde aynı bir damla öze sığabileceğini anlatıyor, ha keza bütün nebadatında her nebatı özünde barındıran bir damla halinde ilk damlada mevcut olduğunu anlıyor ve düşünüyoruz ve yine tüm cemadatı da bir özde bulmak mümkün oluyor, böylece 4 damlada ayrı ayrı insanatı, hayvanatı, nebadatı ve cemadatı tüm mevcudu öz yönüyle bulmak mümkün oluyor ve yine düşünelim bu 4 damlayı da daha evvelde tek damla olarak bir iken bir özde buluşmuşlar iken düşündüğümüzde de; her şeyin vardan var olduğunu vardan vücuda peyderpey geldiğini görmekteyiz. İşte o ilk özün içerisinde sende bende her varlık mevcut idi. Ama orada tıpkı yumurtanın içerisindeki civcivin gagası kanadı ayakları nasıl görünmüyor ise bizlerde görünür değil idik, ama yok değildik, sadece görünür değildik, vardık ve vardan vücuda geldik, işte ilk özde bir olduğumuz yerdeki varlığın sahibi Alah’tır, Allah’tan geldi her mevcut ve ondan gayride bir varlık yoktur, özünden öz sözünden söz alınmıştır, bilinmeyi murad eylemiş ve vücuda gelmiştir. Böylece Allah’ı görmek anlaşılıyor ki bu günkü mevcuttan icraatıyla görüneceğidir. Özü her varlığın Allah’tır, esmasının değişik olması bizleri aldatmasın. Ve insanoğlunda hayale ve zanna çıkma seni anne rahminde şekillendirenim demekle Rahimlerde şekillendirdiğini söylüyor bu gün. Bedenen Rahimlerde şekil alan insanoğlu ruhen de Mürşidi-i Kamiller mazharından Rahimiyet tahsiliyle özel tahsille âdemiyet ruhunu kemale getirir. Böylece de Allah hükmünü ve nizamını hayal ve zanla değil bizzat bilerek görerek ve olan mevcuttan şerh eyler. Rabbım bu idraklarla hayal ve zandan kurtulup, itikadımızı sıfatlarından bilinip filleriyle görünen Rabbımıza iman ile Resulu Ekrem Efendimizden ve günümüzde de Mürşid-i Kamillerden zuhura gelen ahlakı hamidiye üzerin nizam eylemeyi nasib eylesin.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 47. AYET


قَالَتْ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ لٖى وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنٖى بَشَرٌ قَالَ كَذٰلِكِ اللّٰهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ اِذَا قَضٰى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ  

OKUNUŞU          : Kalet rabbi enna yekunu li veleduv ve lem yemsesni beşer, kale kezalikillahu yahluku ma yeşa’, iza kada emran fe innema yekulu lehu kun fe yekûn.

ZAHİR MANASI :   (Meryem), “Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah, “Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir” dedi.

BATIN MANASI  : Allah bir şeye ol der olur idrakı insanlarda hemen şu izlenimi verir, karşımdaki kocaman eve buradan kalk 100 metre ileriye git der oda gider, ve yahut karşımdaki hayvana sen insan ol der oda olur, veyahut toprakta yatan cesede kalk der kalkar… bunlar eksik idraklardır eksik bilgilerdir. Allah’ın ol demesi evvela olması gereken şartlara göre ol diyeceğini bilmek gerekir. Allah zaman’a mekana ve ihvana göre ol der, bir meyveye zamanı gelmeden ol demez, mevsiminde ol der, fakat bu zamanı vahdet zamanı gibi seralarda öne alırsanız o zaman olur, fakat buda emri ilahideki gibi sağlıklı bir ol deyiş değil daha nakıs ol demektir. Çünkü meyvedeki haslet hakikatteki ol denen zamana aykırıdır ve hormonlu ve sağlıksız olmaktır, bu insanların yaradılış hasletleri olan ve baskın bir hal olan acelecilik yönlerinin baskın geldiği içindir. Birde mekanın uygunluğuna göre ol der, mekan yani toprak o meyveyi yetiştirmeye ve yahut o meyvenin yetişeceği özellikler uygun olup olmadığıdır mekanın müsaitliği, buda uygun değilse ol demez, fakat buda sağlıksız bir ol diyen insanoğlunca taşıma toprakla doğal torağın üzeri çimlendirilerek ve yahut toprağa müsaitlik sağlanarak yapılmaya çalışılır, fakat buda gereken mekanın hakikatindeki gibi bir mahsül vermez, birde ihvanın müsaitliği aranır, ihvan kelimesi insanlar için kullanılır fakat bu gün bir meyvede ihvandır bir hayvanda ihvandır bir cemadatta ihvandır zata göre her biri birbirine dereceten ihvandır, çünkü aynı özde iken hepsi kardeş idiler. Orada hiçbir diğerine üstün değildi. ihvanın müsaitliği ise o çekirdek o meyveyi verecek haslete sahip midir, bazısı çürük bazısı rutubetli olabilir, böyle şartlarda ıslahları ve ilaçlamaları ve koruma formülleriyle de şartlar sağlanabilir fakat yine buda aslına uygun bir ol deme değildir, nefsin insandaki acelecilik ve ikilikle ol deyişe cevap vermesidir. Benlikle insanın oldurma gayretidir. Oysa Allah tohumu en müsaitinden, toprağı o tohuma en uygunundan mahsul zamanını da en uygun mevsiminden seçtiğinde O’na OL demiştir, O’da oluverdim der, yani hemen başak boy verir. İnsanda böyledir, hayvanatta böyledir, nebadatta böyledir, cemadatta böyledir, ve kusursuz ve yerindedir her OL demek ve cevaben OL’u vermek; Bir bebeğe kalk yürü demez Allah, emekle der, çocuğa emekle demez yürü delikanlı der, yaşlıya koş çocuklar gibi eğlen demez dikkat et der. Allah Subhan Allah… O en güzelini söyler ve En güzeli de yerinde zamanında ve haliyle Zaten OL’up durmatadır, biz nefis sahipleri ikilikle buna müdahale ederek Sübhana hizmet ederiz, eksiklikleri biz yapar güzel olanında görülmesine zıtlıkları yaparak yardım ederiz.  İşte kendi aklımızla değil Meryemler olarak salikler kendileriyle kalbi ruhi ve akli bir bağ kuran Mürşid-i Kamiller beşeriyetlerinden tecelli eden Rablarıyla onlarla bağ kurmuş ve veled-i kalbin zuhur için aslında bir ilişki tesis etmiş olur, böylece bilmeyen Meryemler olarak salik ve ihvanlar ne zamanki veled-i kalbi zuhura getirirler o zaman anlarlar ki nede çok benziyor bana yardımcı olan Efendim mazharından bildiren Rabbıma… Rabbım yerinde ve zamanında bir tohum misali müsaitliğimizi arttırarak cülemle O’na gönül verenlerde Muhammedii kemalatıyla zuhura gelsin inşallah.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 48. AYET

وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰیةَ وَالْاِنْجٖيلَ  

OKUNUŞU      : Ve yuallimuhul kitabe vel hikmete vet tevrate vel incîl.

ZAHİR MANASI  :   Ve Allah ona kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretecek.

BATIN MANASI : İşte layıkıyla yetişen bir Meryem’e her şeyde de yerli yerinde Ol’ demeyi de bildirdikten sonra ne bir tesadüf nede bir nizamsızlık olmadığını bu alemde her mevcuttan esma alarak filleriyle zuhura gelenin Rabbı olduğunu ve bunda da hikmet ve ibretler olduğunu bildirmekte ve dahası olan; Tevratı, İncili ve Kitab-ı olan Kuran-ı öğreteceğim demektedir. İşte Tevhid ilminde Fena mertebelerindeki tahsiller ile Allah zat yönüyle hiçbir varlığa benzemez, Tenzihen bilmekle Tevratını, Beka makamlarında ise Teşbihen sıfatlarından esma alarak filleriyle zuhura gelendir idrakıyla da Teşbihen sıfatlarından işitip gördüğünü ve İncili, ve en büyük hikmetinde Kuran olan yani Tevhid diniyle Tevhid ilmiyle ve Tevhid ile de özel tahsil olan ilmi ledunla idrak edilecek olan Tenzihinin de Teşbihinin de aynı mevcutta Tevhid halinde bir olduğunu öğretmektedir. Allah birdir demek ayrı bir varlık olarak bir tanedir demek değil, Zatıyla Sıfatıyla her mevcutta cüz yönüyle de birdir, her mevcut onun Zatına sıfat olmasıyla da her sıfatla Zatı bir yerdedir anlamında bir olduğunu birlikte olduğunu böylece bildirmiş olmaktadır, işte bizlerde atık hayalde ve zanda bir Allah’a değil Öz yönüyle Zatıyla her varlıkta yani bizim özümüz Zatımız olduğunu ve biz dediğimizin de ona sıfat olduğunu ve layıkıyla bir tahsil ile nefis tezkiyesiyle de biz denilen bu sıfatlarından cibilliyeti güzel fiillerle açığa çıkanın O’ olduğunu bildirmektedir, peki diğer filerle açığa çıkan ayrımıdır hayır ayrı değildir fakat Zatın mutlak niyetini bilmediğimizden onada aynıdır ve O’dur deriz ama orada ufak bir nuans vardır “Eğer bilinmek istemese idi diğer fillerine zıtlarına ve eksik olanlarına ihtiyaç olmayacaktı” bunu da hiç unutmayalım bilinmeyi murad etmeden önceki haliyle de görmek budur; asıl bildirmek istediği demek zıtlarıyla açığa çıkmak değil zıtlarını bilin görün ki beni öyle daha iyi bulur ve ahlakı hamidiyem olan ve güzel ahlakım dediğim Resulu Ekrem Efendimizden zuhra gelen güzel ahlakı böylece ancaksın layıkıyla anlamış bilmiş  şuhud etmiş ve yaşamış olursunuz buyrurmaktadır. Rabbım bildirdiği ve niyetiyle sabit olan en güzel hallerine layık sıfatlar eylesin cümle Ümmeti Muhammedin aciz bendelerini.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 49. AYET


وَرَسُولًا اِلٰى بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ اَنّٖى قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ اَنّٖى اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطّٖينِ كَهَيْپَةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ فٖيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ والْاَبْرَصَ وَاُحْيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَاْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فٖى بُيُوتِكُمْ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ  

OKUNUŞU        : Ve rasulen ila beni israile enni kad ci’tukum bi ayetim mir rabbikum enni ahluku lekum minet tıni ke hey’etit tayri fe enfuhu fihi fe yekunu tayram bi iznillah, ve ubriul ekmehe vel ebrasa ve uhyil mevta bi iznillah, ve unebbiukum bi ma te’kulune ve ma teddehirune fi buyutikum, innefi zalike le ayetel lekum in kuntum mu’minîn.

ZAHİR MANASI :   Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.”

BATIN MANASI: Bu gün toplumdaki insanlara elçi olarak gelen Mürşid-i Kamiller, ki Veresetül Enbiyadırlar. Onların varisleri olarak topluma o mazharlardan Allah Rububiyetine inerek diyor ki, anlayanlara batın manaları bilenlere ilmi ledün ve Tevhid tahsili yapanlara yani Muhammedii olanlara hitaben; çünkü Kuran-ı Kerim Muhammedii olmayanlara hitab etmez…  Çünkü bu ve bunun gibi Kuran-ı Kerimin 30 cüzünden 29 cüzü müteşabihtir, yani teşbihe tabidir ama avamın teşbihine değil Arifin gönlünden Rabının buyurduklarına gözlerinden gördüğü, kulaklarından işittiği ve akıllarıyla idrak edip ortak hissi müşterekle kelam sıfatından zuhura gelen benzetmelerdir; aslolan bunların benzetme değil hakikat olmalarıdır; çünkü ayetlerin manalarını bilirsiniz fakat Allah’ın muradını o ayetten bilmek ise Ehlinden bilen olan Rabbının bildirmesiyledir. Murad eden aynı iradeyi bildirdiğinde ancaksın bilinir muradı. Buda varlığını layıkıyla ifna edip senden bileni bilmek görmek ve O’nda O olmakla olur. Böylece çamurdan kuş olan Salik vücuden çamurdan ruhen ise kuş rumuzuyla gök ehli olmaya ramzet olan demektir. Üflemesi ise ona Hicr Sûresi 28. Ayet’deki Ruhundan üfürmesidir, yani kulağından kelam sıfatıyla emri ilahisini gönlüne indirmesi o vücuda onu telkin ile irade etmesi kabullendirmesidir. O vücut bu emri uyguladıkça Ruhundan almış olacaktır, körün iyileşmesi, kör hicapları kapalı olandır, bu tahsille hayalde zanda bir Allah yokmuş der Fillerin Failini, Sıfatların Mefsufunu ve Vücudun Mevcudunu bilmekle; hemen kuş olur yani gök ehilleri gibi varlığından soyunur hafifler arzdan arşa semaya yükselir teşbihen; ölüler dirilir hitabında ise, ruh sahibi olmayan yani bunları idrak etmeyenler zaten idraken ölüdürler, yaşıyorlar ama bilinçsiz ve Rabbından uzak ve kavuşmayacakcasına işte bunları Rabbına aynı vücutta kavuşturunca onun Ruhuyla emri ilahisyle dirilirler der. Evlerde yenip biriktirilenler ise yine zahir manada değildir, masanda ne var kilerinde ne var demek değildir, bu hitabları layıkıyla idrak edemeyen bazı Şeriat ve Tarikat ehilleri kerametle Allah’ı bulmakla uğraşış ve yıllarını az bir mutluluğa değişmişlerdir. Oysa hakikatte keramet tutulacak yol değildir. Kerametin görüldüğü mazhar ölünce tabi olunacak Allah’ta haşa tabi olanlarca kayboluş ve ihvan yine boşluğa düşmüş olur. Çünkü ihvana kendisindeki Allah buldurulmamıştır, ehli olan ölünce ihvan yine Rabbıyla olmalıdır.  Oysa hakikat tüm gerçekliğiyle Ehlince bilinen ve bildirilendir. Ev dediği bu vücut ülkesidir, burada yenen ve biriktirilenler bizlerin duygu ve düşünceleridir. İyi duygular yendiğinde Ruha gıda olur ve zuhura mutluluk olarak çikar, iyi düşüncelerde böyledir, birde kötüleri vardır ki onlarda yendiğinde yani onlarla yaşandığında onlarda nefse gıda olur ki zuhura kötü filler ve kötü bir yaşantı olarak çıkar. Biriktirlenler ise ömürdeki varılan son halimizle bizlerde oluşan idraklardır, onlar ulvi duygu ve düşüncelerden oluşursa vicdan ve idrakı ruh olur, onlar sufli duygu ve düşüncelerden oluşur ise vicdansızlık ve sufli idrak olur; Rabbım müminlerseniz derken tenzihen imanedenler ve tenzihin yanında böylece ilmi ledünla teşbihende iman edenlere hitaben bu ibretleri alarak vicdan sahibi ve ulvi idrak üzere daim yaşayan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





          ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 50. AYET


وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَیَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَلِاُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذٖى حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِ  

OKUNUŞU         : Ve musaddikal lima beyne yedeyye minet tevrati ve li uhille lekum ba’dallezi hurrime aleykum ve ci’tukum bi ayetim mir rabbikum fettekullahe ve eti’ûn.

ZAHİR MANASI :  “Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”

BATIN MANASI : Eveela Tenzihini doğrulayıcı ve Tenzihinin yanında sizlere onun Zatını düşünmek haram iken Sıfatlarından Zatı düşünmek artık size sıfatlarından onu düşünmek helal kılındı denmektedir. Yani evvelde Allah’ın Teşbihen düşünülmesi Haram iken Tenzihen iman edilir iken artık size Sıfatlarından onun düşünülmesini helal kıldım demektedir. Bunu da sizlere Sıfatımdan elçimden bildirdim diyor; bu günde Mürşid-i Kamillerden bildirilen aynıdır, bu bildirilen müjde en büyük mucizedir fakat bunu idrak edenler vardır etmeyenler vardır; daha büyük bir mucize olabilir mi bu varlıklar onun sıfatıdır, bu mucizeyle her varlık idrak edebilmeli ki aynı özden öz alan mevcut vücuda geldiğinde ve gelmekte olduğu her halleriyle vardan var olmakta ve sıfatlarından Zatı seyretmektedir.  Rabbım bu idraklarla idraklanıp Zatımızın ben dediğimiz Sıfattan filleriyle nasıl zuhura geldiğinin seyrini ve fiillerin güzelliğinde Rabbımızı sıfatından seyri fillerin cibilliyetlerinin de bozuk olması halinde nefsimizi seyri görüp nefsini bilip Rabbını bilen kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.

Verified by MonsterInsights