Cts. Nis 18th, 2026

BAKARA SURESİ (51.-100. AYETLER)

BAKARA SÛRESİ 51. AYET

وَاِذْ وٰعَدْنَا مُوسٰى اَرْبَعٖينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهٖ وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ

OKUNUŞU       :   Veiz vaadna musa erbeîne leyleten summettehaztumul icle mim ba’dihi ve entum zalimûn.

ZAHİR MANASI :   Hani, biz Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.

BATIN MANASI   :   İnsan oğlunda zahir ve batın 5 erden 10 duygu vardır; bu duyguların 4. Mertebe olan Tecell-i Zat’a erince vakıfıyetleriyle yani 4*10=40 40 geceden murat gece vahdeti remzeder sırretlerindeki bu vakıfıyetle tecelli edecek bu günkü musa’lar olarak bizlere seslenen Cenab-ı Hakk bu sözü verenlere ihvan; vermeyenlere de vermelerini tavsiye etmektedir. Söz verip tutanlar, Rablarının kelamını bülbülün dilinden güle ahu figanla ve akabinde Tecell-i Sıfatla ve Tecell-i Efalle de Kelam sıfatının zuhuruyla kesrette Rablerini anlatmaktadırlar; birde söz verip tutmayanlar ise; Mürşid-i Kamillerin kelamları olan altın tozları ve kendi sözleri olan gümüş tozları ile buzağı olan henüz sütten kesilmemiş halleriyle böğürmeye başlarlar; Rabbım teslimiyet ve sıdkımızı bozmadan bizlerden altın ağırlığında kelamları zuhura getirsin, oynayan sadece dil olsun, gören göz duyan kulak görünsün ama ardından icraatı yapan hep zatı olduğunu unutturmasın…

BAKARA SÛRESİ 52. AYET

ثُمَّ عَفَوْنَا عَنْكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

OKUNUŞU          :   Sümme afevna ankum mim ba’di zalike leallekum teşkurûn.

ZAHİR MANASI  :   Sonra bunun ardından şükredesiniz diye sizi affetmiştik.

BATIN MANASI :   Kişinin sözlerindeki sadakatsizliğinin ardından tekrar nedamet ve pişmanlık duyup da, kabullenişlerinde hemen bir nefes sonra, ihas ve samimiyetle yüzünü tekrar Rabbına döner de verdiği sözdeki sadakat ve sıdkına devam eder ise; velev ki tekrar hataya düşse de artık bilecektir ki esfele geri meylin kendisine zarar vereceği ve onu Rabbından uzaklaştıracağını görecektir; böylece artık idrak ve kabullenişinde hemen bir nefes sonra tekrar yüzünü Rabbına dönüp kaldığı yerden sözündeki sadakati olan ve şükrünün ifası olan Rabbıyla birlikte bir yaşamına devam edecektir. Böylece affını da şükrünü de nasıl bir idrak ve kabullenişle yenileyeceğini ve ihlas ve samimyetle de daha güzel tecellilere mazhar olacağını da görmüş olur. Rabbım bizlere de hata eksik ve kusurlarımızdan bir an önce vaz geçerek verdiğimiz sözlerde de sadakat ve sıdk göstererek zatına bu vücutta daha yakin olmayı nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 53. AYET

وَاِذْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

OKUNUŞU         :   Ve iz ateyna musel kitabe vel furkane leallekum tehtedûn.

ZAHİR MANASI  :   Hani, doğru yolu tutasınız diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) ve Furkan’ı vermiştik.

BATIN MANASI  :   Kuran-ı Kerimde 7 yerde geçen Furgan kelimesi iyi bir ayırıcıdır; zıtları ve aslı olmak üzere, iyi kötü, sevab günah, şer hayır, celal cemal gibi… Doğru yol ancaksın zıttını bilmekle olacağından; bu gün zıtlarını bile Yaradan Rahmetle yaratmıştır ki doğruları bilinmesi için. Oysa günümüzde zıtlarını giyen vücutlar sevilmemektedir halbu ki bilinse ki o zıtlar sayesinde doğrular bulunmaktadır, zıtları fedakarane giyenlere de merhamet sevgi ve saygıyla yaklaşım yapılacaktır, çünkü sahibi o mazharı da mazhardaki kabiliyet gereğince kendisinin bilinmesi için kullanmaktadır… Böylece “Resulu Ekrem Efendimizin bu ayet benim ömrümü kocattı dediği ayetdeki gibi.” Hud Sûresi 112 Ayet de “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.  Yine daha önceki ayetlerde de izah eylediğimiz emrolunduğu gibi dosdoğru olmak için mutlaka zıtlarıyla önce Bir Mürşid-i Kamil mazharından bilene teslim olmamız neticesinde önce nefsimizi bilerek “zıtlarını bilerek” Rabbımızı bilmeyi “Doğruyu bilmeyi” ve Rabbını bilenin Rabbımla Rabbımı bilemek olan “Doğruyla Daha güzeli ve daha yüceyi bilebileceğimizi bildirmektedir. Böylece kalp musası olan Musalığında itminan olmuş bir nefsle kalbe yerleşen bir Ruhaniyetle doğru yolda yüreneceği bildirilmektedir. Rabbım bildirdiğini bilmeyi bildiklerimizle de ihlas ve samimiyetle ve sıdkla devam etmeyi aşkla dahası içinde gönül vererek; Rabbımızın biz dediğimiz mazharlardan zuhurunu seyreylemeyi nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 54. AYET

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهٖ يَا قَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُوا اِلٰى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ

OKUNUŞU         :   Ve iz kale musa li kavmihi ya kavmi innekum zalemtum enfusekum bittihazikumul icle fe tubu ila bariikum faktulu enfusekum, zalikum hayrul lekum inde bariikum, fe tabe aleykum, innehu huvet tevvabur rahîm.

ZAHİR MANASI  :   Mûsâ, kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.”

BATIN MANASI  :   Bu gün buzağıyı İlah edinenler olarak; kendimizdeki Mürşid-i Kamillerden ve yahut toplumda irşadla görevli olan önderler liderler imamlar gibi önder vasıflı kişilerden duyduğumuz yüce sözlere kendi kelamlarımızı idrak ve kabullenişlerimizi de ekleyerek nasıl bir kelam çıkarıyorsak ortaya; ne tam kemalat nede tam bir nakısıyet olan; ikisinin arası ancaksın bir buzağının böğürmesi gibi ne yetişkin nede süt vermeyecek olan; olduğu gibi; işte bu haldeki irşadınızla kendinize yazık etmeyin gelin bu halinizi beğenmeyi bırakın, daha yüce nasıl olamıyoruz deyip nedamet duyun bu nedamet sizin tövbeniz olsun; ve sahibiniz olan bende size vesile ile irşad ve kamalatta yüce kıldığım mazharlarımla vesilelerle tanıştırayım ve sizlerde bu sayede mutlu ve huzurlu olun, görün ki Rabbınız nasıl merhametli ve siz dediği mazharlarını sevmekte… Rabbım cümle ümmeti Muhammede ve Muhammede ümmet olacaklara biran önce nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 55. AYET

وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى نَرَى اللّٰهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

OKUNUŞU          :   Ve iz kultum ya musa len nu’mine leke hatta nerallahe cehraten fe ehazetkumus saikatu ve entum tenzurûn.

ZAHİR MANASI  :   Hani siz, “Ey Mûsâ! Biz Allah’ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız” demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.

BATIN MANASI  :   Musa a.s’a hitaba muhatab olduğundan gönlünden Rabbı ona len terani ya Musa… Sen beni göremezsin buyurmuştu. Yani Bizim gibi Musaların Allah’ı baş gözüyle bir telefon direği gibi görmek istediğimiz gibi göremezsin demektir. Bu şehadet alemindeki madde vücutlarının hiç birine Allah denmez. Bunlar olarak görülmez. Fakat bunlardan açığa çıkandır O. İşte bu demde iken böyle bir idrakla görmek isterken yıldırımın çarpması… Malum yıldırım yüksek voltajda akımdır. İnsan bu akımı Gönül ve aklını aşkla bir yere odaklarsa Rabbının vechidir O. İşte o demde yıldırım çarpar aşkla kendinden geçer yani hitabdaki gibi saikaya tutulur. İşte kendinden geçtiği dem; Tevhid-i Efalin, Tevhid-i Sıfatın ve Tevhid-i Zatın ifnalarının idrak ve şuhudlarıyla zevk halindeyken Tecell-i Zata mazhar olduğu demdir. Kendinden geçince Kendim dediğinin sırretindeki Rabbının varlığını görür. İşte o zaman tövbe eder uyandığında.. Toplumun hala %90-95 ‘i Allah’ı hayalde ve zanda, ve baş gözüyle bir telefon direği gibi görmek istediği için görememektedir. Uyananlar ise saikadan uyanan musa gibi, seni zannım gibi görmek isteyenlerin ilk tövbecisi ben olayım der. Ve Artık zannı gibi değil bir saika, aşk demine irfaniyet ve kemalatla, Tevhid tahisli şuhud zevk ve yaşamıyla gelinip ondan sonra görebilineceğini bildirmektedir. İnşallah bizleride Bir mazhardan, Mürşid-i Kamil mazharından Rabbımız yıldırım gibi çarpsın inşallah.

BAKARA SÛRESİ 56. AYET

ثُمَّ بَعَثْنَاكُمْ مِنْ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

OKUNUŞU          :   Sümme beasnakum mim ba’di mevtikum leallekum teşkurûn.

ZAHİR MANASI :   Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik.

BATIN MANASI  :   Ne zaman ki  zannımca değil de, Tevhid akidelerince bir ölmeden evvel ölmekle Rabbımı görebileceğimi idrak edince, tekrar yeni bir idrakla dirildim kabullenişim atık zannımca değil, ben dediğim varlık onun bir sıfatı imiş benden zuhura gelen oymuş; Hayr denilenler güzel denilen tecelliler onu bildiriyor ve gösteriyor; zıtları olan beğenmediklerimiz ise yine büyük bir rahmetle beğenilenleri bilmek, hatırlamak ve beğenilenleri elbisemiz edinmek için varmış; bilinmeyi murad eylememiş olsa imiş zıtlarına gerek olmadığını o kadar aşikar bildirmekteki sanki amalığındaki muradının evvelini görüyor gibi. Rabbım Resulu Ekrem Efendimize biçmiş olduğu zıtlarının karşıtları olan iyi, güzel ve âla tecellilerine mazhar kılsın cümle ümmeti Muhammedi.

BAKARA SÛRESİ 57. AYET

وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰـكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

OKUNUŞU         :   Ve zallelna aleykumul ğamame ve enzelna aleykumul menne ves selva, kulu min tayyibati ma razaknakum, ve ma zalemuna ve lakin kanu enfusehum yazlimûn.

ZAHİR MANASI   :   Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.

BATIN MANASI   :   Bulut semadaki en yüce parlaklığın Rahman sıfatına tecellisidir. Rahman Sıfatı Filleri olan bu halk olmuş kullarının direk zata mazhar olmaması için en yüce tecellilere dayanamazlar diye aracı ve gölgedir. Yakıcı ateşine… ilim ve irfaniyetle bütün tecellilerindeki kudreti ister celal isterse cemal olsun nasıl ki zıtları bile rahmet içindir dedirten bir idrakla yaşamınızı helva gibi tatlı ve güzel kıldık; artık bildırcın olan beşeriyetinizin bile eti yenir; mazharım olarak sizlerden de mutmein olmuş hayvan sıfatı olarak etiyenen bir sıfat olarak zuhura geldiğim mazharlarsınız; böyle bir yaşam içerisinde olmak en büyük nimetdir; buna nankörlük etmek körlük etmektir göz kapamak ve nefsi emare olan eti yenmeyen bir hayvan sıfatına geri dönmektir. Rabbım bundan cümle idrakında olmayan mazharlarını muhafaza buyursun.

BAKARA SÛRESİ 58. AYET

وَاِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هٰـذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزٖيدُ الْمُحْسِنٖينَ

OKUNUŞU             :   Ve iz kulnedhulu hazihil karyete fe kulu minha haysu şi’tum rağadev vedhulul babe succedev ve kulu hittatun nağfirlekum hatayakum, ve senezidul muhsinîn.

ZAHİR MANASI  :   Hani, “Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve “hıtta!” (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz” demiştik.

BATIN MANASI  :   Bu memleket olan bizim vücut ülkemizdir; buradaki rızıklar bol bol yiyilecek nimetler ise kalp ve niyete bakarım “KALBE VE DÜŞÜNCEYE TECELLİ EDERİM” dediği tecelli nimetleridir. Bunlardan kalbe gelenlere duygu; niyet mahalline gelenlere ise düşünce denir; bunlarda kendi aralarında ikiye ayrılırlar, iyi düşünce kötü düşünce; iyi duygu kötü duygu; bunların kalpte ve düşüncedeki iyileri Allah’ı bildirir, iyilerini giyenler her zaman Muaffak olur, peki diğerlerini neden tecelli ettirmektedir, işte burada da merhametli olan Rabbım zıtlarını tecelli ettiriyor ki güzel olanlarını bilmekte ve Rabbımızı çabuk idrak edip, görüp bir an önce onun yücelik ve güzelliği olan elbisesini giyelim içindir. Bu güne değin bizi affet demeyenlere ise bu gün diyor ki, olsun zıtlarını da giydiniz ama artık zıtlarını bilin giymeyin; güzellerini hem bilin hem giyin ki tenzihten bir yaşamdan sonra teşbih bir yaşamda bu alemde zuhur etsin; hatta tevhid yaşamı içinde bu alem hazırlığını yapmış olsun mazharlarımdan buyurmaktadır. Hemen bir nefes sonra samimiyetiyle karar verip iyiliğini arttıranlar ise nasiblerini daha çabuk ve bol alacaklardır. Rabbım cümle kulum dediği mazharına bunu biran evvel nasib eylesin. Dünya zamanıyla da bunun için kab ve kabiliyetleri ve zuhuratını yüce kılsın.

BAKARA SÛRESİ 59. AYET

فَبَدَّلَ الَّذٖينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَ الَّذٖى قٖيلَ لَهُمْ فَاَنْزَلْنَا عَلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

OKUNUŞU            :   Fe beddellezine zalemu kavlen ğayrallezi kile lehum fe enzelna alellezine zalemu riczem mines semai bi ma kanu yefsukûn.

ZAHİR MANASI  :   Derken, onların içindeki zalimler, sözü kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir azap indirdik.

BATIN MANASI :   Kişi kendisinde tecelli eden Rabbını duygu ve düşüncelerine gelenlerden bilir görür ve tanır fakat başka şekle sokmaz; yani kalbe merhamet duygusu gelir iken ve dışarıdan bunlar söylenir ve gözede görünür iken; kişi hala zulmetmeyi istememelidir; kişiye insanlara hizmet etmek en güzel düşüncelerdendir denildikçe, içerden duyruldukça da hala bunun aksine kendisini zorlamamalıdır. Çünkü duygu ve düşüncelerin kalıcı olması için yer edip sizin olmaları, geldikleri haliyle onlar kâldir kelamdır onları alır da yaşam haline geçer isek o tecelliler kal olmaktan hale döner; fakat bunun hale dönüşmesini istemek kişideki cüz-i iradeyle kabul edip, etmeyişine bırakılmıştır, işte kabullenişleri bu yönde olmaz ise iyiyi kabul etmemiş olur ki zaten bu kötüyü kabullenmesi demektir, işte zatına göre gök denilen ruh seması olan tecellilerin yüce rahmetle geldiği yerden diğer kabullenişi olan zıttını görecek ve kötü olana mazhar olacaktır. Rabbım gökteki Rahmetine yerdeki azap ismini verdiği celal tecellilerini bildirsin ama giydirmesin… Rabbım Erhamerrahimdir, Rahmetinin de en yücesine Rahimiyetininde en yücesine sahib olandır.

BAKARA SÛRESİ 60. AYET

وَاِذِ اسْتَسْقٰى مُوسٰى لِقَوْمِهٖ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْ كُلُوا وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِى الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ

OKUNUŞU          :   Ve izisteska musa li kavmihi fe kulnadrib bi asakel hacer, fenfecerat minhusneta aşrate ayna, kad alime kullu unasim meşrabehum, kulu veşrabu mir rizkillahi ve la ta’sev fil ardi mufsidîn.

ZAHİR MANASI :   Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik.

BATIN MANASI  :   Musa olan bizler; sıfatlarımızın kurtuluşu için Rabbımızı bimek için nefsimi bilmeyi dilemiştim; o da nefsini bilmek için ise henüz daha kaya olan yarı taş yarı sırreti açığa çıkmayan bir kalple yaşar iken; asanı kullanmaya yani şeriatındaki devamlılığa dikkat et demişti… Toplumda da hala bu hal devam etmektedir, fakat şeriat seviyesinde devam eden mazharları cüz iradeleriyle tarikatı, tarik olan mazharları ise cüz iradeleriyle hakikati, hakik olan mazharları ise yine cüz’e inip marifeti dilemedikçe isteyip cüz iradeyle suyu içmedikçe o sıfatlar daha yüce tecellilere mahzar olamayacaklardır. Olduğun yeri beğenmek, yarın olduğun yerin heeylan nedeniyle kaymasını beklemektir. Rabbım sırretimizden zuhura getirdiği 12 pınar olan ve meşreben 5 zahir pınar “zahiri 5 duygu” ile beslenenlerin pınarları yine meşreben 5 batın pınar “Batıni 5 duygu” ile beslenenlerin pınarları diğer iki pınar ise; zahir ve batın duygularla 10 pınarın suyunu kesrette içenlerin yaşamları 11. Pınar; 12. Pınardan içenler ise yine bu 10 duygusunu vahdette tadanların yaşamlarıdır. Hele bir pınar daha vardır ki 10 duygunun yanında 3. Hali yaşayanların içtiği pınardır. işte bundan içenlerden eylesin Rabbım… 13. Pınar buda zahir ve batın 10 duygusuyla gerektiğinde vahdete gerektiğinde kesrette tecelliye mazhar olan, nasibini her nefes tadanların pınarıdır… Rabbım ne yücedir.

BAKARA SÛRESİ 61. AYET

وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذٖى هُوَ اَدْنٰى بِالَّذٖى هُوَ خَيْرٌ اِهْبِطُوا مِصْرًا فَاِنَّ لَكُمْ مَا سَاَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَاؤُ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّٖنَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ

OKUNUŞU          :   Ve iz kultum ya musa len nasbira ala taamiv vahidin fed’u lena rabbeke yuhric lena mimma tumbitul erdu mim bakliha ve kissaiha ve fumiha ve adesiha ve besaliha, kale e testebdilunellezi huve edna billezi huve hayr, ihbitu misran fe inne lekum ma seeltum, ve duribet aleyhimuz zilletu vel meskenetu ve bau bi ğadabim minellah, zalike bi ennehum kanu yekfurune bi ayatillahi ve yaktulunen nebiyyine bi ğayril hakk, zalike bi ma asav ve kanu ya’tedûn.

ZAHİR MANASI    :   Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.

BATIN MANASI     :   Burada bir çeşit yemek olan Ahadiyetin idrakıyla hep bir gözle görmek olan Rabbından gayriyi görmemekle bir yaşam sürmeyi kabul etmemektedir nefis; çünkü nefis kesreti çokluluğu ister, çok görmek ister suretleri hep ayrı ayrı mütâla eder, suretlerin sırretinde olanı özün birliğini görüp o birlikle bir olmak istemezler; gönüllerindeki istekleri kesret, çokluk olduğu için şehirleri olan kendi gönüllerine indiler, yani kendi beğendiklerini yaşamakta ısrar ettiler ve böylece o bir olan mazharları da elçisi, Peygamberi olanın mesajını O birin seyrini istemediler, böylece Zatının tecellisiyle kendisini mazharlarının şahitliğinde ve delili olarak zuhura getireni görmeyip o tek gözle görmek olan ruhun en büyük gıdası olan Rabbının birliğini inkar ettiler… Hal böyle iken bu gün bizlere de bu birliği ehlinden tahsil ile elde etmediğimizden bütün sıkıntı ve üzüntülerin, işte bu gayri görmek ve gayri görme isteğinden kaynaklandığını bildirmektedir. Rabbım birliğinin tecellisi ile Zatını bir, Sıfatını bir, Efalini bir kılsın vücut ülkemizde o zaman ancaksın bir bilir, bir görür ve bir oluruz.

BAKARA SÛRESİ 62. AYET

اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَالَّذٖينَ هَادُوا وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِپٖينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

OKUNUŞU            :   İnnellezine amenu vellezine hadu ven nesara ves sabiine men amene billahi vel yevmil ahiri ve amile salihan fe lehum ecruhum inde rabbihim ,ve la havfun aleyhim ve la hum yahzenûn.

ZAHİR MANASI     :   Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).

BATIN MANASI  :   Kısaca tüm ibadet edenlerden Müslüman, Yahudi ve Hristiyan ve sabiiler olsun; her birine de Rabbım ŞERİ – AT mesajı vererek hepsine zıtlarını kötülerini, şer olanlarını hayatınıza koymayın atın çıkartın demekle aynı mesajı vermektedir. Ölüme inananların her biri bu şekilde ancaksın mutlu ve huzurlu yaşayabilir. Bu şekilde yaşayanlarında hayatlarında mahzunluk ve nakısıyet zuhur eylemez. Rabbım duygu ve düşüncelerimizden şer olanlarını atıp hayr olanlarıyla hayat sürmeyi nasib eylesin her nefes.

BAKARA SÛRESİ 63. AYET

وَاِذْ اَخَذْنَا مٖيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فٖيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

OKUNUŞU      :   Ve iz ehazna misakakum ve rafa’na fevkakumut tur, huzu ma ateynakum bi kuvvetiv vezkuru ma fihi leallekum tettekûn.

ZAHİR MANASI  :   Hani, (Tevrat ile amel edeceğinize dair) sizden sağlam bir söz almış, Tûr dağını da tepenize dikmiş ve “Sakınasınız diye, size verdiğimiz Kitab’ı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün (gafil olmayın)” demiştik.

BATIN MANASI  :   Tevrat, İncil ve Kuran-ı Kerim Sıralaması Tevhid’e göre ilk söz olan, ilk ahid olan Zikir; Fenanın tahsili olan İncil, Bekanın Tahsili olan Kuran-ı Kerim ve Yekünü olan canlı Kuran olan Mürşid-i Kamildir. Bütün bunları da bir dağ olan esfeli yaşamdaki adına benlik, âla yaşamdaki adına ise mutmein olmuş nefsin tecelligahı denilen vücuttur. İşte bu kitabda da tecelli edenler, ruhaniyetimiz olan iç alemimiz olan duygu ve düşüncelerimizdir. Bu kitabı her daim takib edenler, irfaniyet ve kemalatına erenler iç alemine bakar ve Rabbının emirlerine göre yaşarlar. Burada tecelli eden güzel duygu ve düşünceler sıkı tutulacaklardır. Sakınılacak olanları ise bunların karşıtlarıdır. Kendisini yakinen takib edenler Rabbının kalbe ve düşünceye nasıl tecelli ettiğini görür, iyilerini seçtikçe kab ve kabiliyetde gelişeceğinden karışık tecelliler zamanla iyi tecelliler haline gelir; öyle ki emin olunacak hali alıncaya kadar; Resulu Ekrem Efendimizdeki tecelli eylediği gibi. İşte gafil olmayın, başınızı sağa sola çevirip de sizden gayrıyı izlemek yerine sizde tecelli eden Rabbınızı izleyin mesajları nettir buyrulmakta işte bundan gafil olanların ise kalp ve niyete tecelli eden Rabbını göremediklerini bildirmektedir. Rabbım bu vücudun ve cümle mevcudun gafili kılmasın tüm inananları ve inanacak olanları da.

BAKARA SÛRESİ 64. AYET

ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرٖينَ

OKUNUŞU              :   Sümme tevelleytum mim ba’di zalik, fe lev la fadlullahi aleykum ve rahmetuhu lekuntum minel hasirîn.

ZAHİR MANASI  :   Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah’ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herhâlde ziyana uğrayanlardan olurdunuz.

BATIN MANASI :   Velev ki sizdeki tecellisini idrak eylediğiniz halde yine ruhaniyetiniz olan iç yaşamınıza bakmadan yaşamaya devam ettiniz ve mutsuz ve huzursuz bir yaşamın içine girdiniz… İyi biliniz ki yine bir vesile ile sizi yine duygu ve düşüncelerinizdeki değişmelerle şimdiki halim yerine eski inançlı itikadlı ve kendimi gören bir yaşamıma geri dönmüş olsaydım demenizle, sizden bunu söylemesiyle yine tecellisini, idrak düzeltmesi olan merhamet tecellisi ile yine nimeti olan idraklılık halini tecelli ettirecek ve yine kendinizi yakın takibe alarak mutlu huzurlu, tevhid akide ve gramlarından da ayrılmadan bir yaşam sürmeye geri döneceksiniz. Eğer bunu yapmamış olsa idi Rabbınız o zaman akıbet hüsran bir hayat ve virane bir yaşam olurdu. Rabbımıza sonsuz hamd ve şükürler olsun.

BAKARA SÛRESİ 65. AYET

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذٖينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِى السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِپٖينَ

OKUNUŞU            :   Ve le kad alimtumullezina’tedev minkum fis sebti fe kulna lehum kunu kiradeten hasiîn.

ZAHİR MANASI :   Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik.

BATIN MANASI   :   Burada cumartesi yasağı derken hemen aklımıza cumartesi ibadet edenler gelmemelidir. Asıl burada hitab yine herkesedir. Bu gün Pazar yasağını da çiğneyene günde 5 vakit vakitlerle ilgili olan namazı ve ibadetleri terk edenlere; salat-ı vusta olan orta namazı terk edenlere ve salat-ı daimun olan daimi namazı, daimi Rabbıyla görüşmeyi terk edenlere de hitab vardır… Aşağılık maymunlar olun demekle ise, hitab yine bizleredir. Allah maymuna ve yahut her hangi bir canlıya alfabelerin harfleri ve o haflerin oluştuğu kelamlarla hitab etmez, bu hitablar dillerince konuşulduğu kavim ve çevrildiğince umumadır. Siz bir maymuna Allah senin için aşağılık  dedi deseniz o size başını sağa sola sallayıp hal lisanı ile muz varmı muz diyecektir. Tabiî ki burada asıl hitabın bizlere olduğunu bizdeki maymunluk olan nefsin iştahının kabarması ve bir nebzede şımarık bir halde yaşam içerisinde olmamızdır. Aslında asıl ihtiyacımız olan hemen ayetlerdeki ilk kelamı duyunca maymun deyince aklımıza maymun değil, onun taşıdığı mana anlam gelmelidir. Ancaksın o zaman mana aleminin mahsulu olan Rabbımızın ne demek istediğini anlamca birlik olan ifadelerin bizlere verdiği mesajları anlamış oluruz yoksa maymun deyince maymun olacağız deriz, hal bu ki bu güne değin ne cumartesi ne Pazar nede haftanın diğer günleri ibadet etmesi gerekip de  ibadetlerini aksatanlardan hiç birisinin  aşağılık bir maymuna dönüştüğü de görülmemiştir. Biraz gayret edelim ehline gidip nefis tezkizesiyle nefismizi bilip Rabbımızı bilelim, gönlümüzün temizliği nisbetinde de temiz bir kalp olan komutanın askerlerine hitabıyla göz net ve güzel görecek, kulak ince narin ve hakkı işitecek, dil ise bu kendi hali olan hakkın zuuratını tatlı anlatacaktır; vesair tüm aza ve cevahirinde hali bu güzellik üzere olacaktır. O zaman ancaksın maymun deyince bize ne hitab geldiğinide anlamış olacağız. Rabbım ehlinden tahsille ilmi ledunu tevid düstürünce gram ve akıdelerince bilmeyi ve onlarla amil olup daim bir yaşam sürmeyi nasibe yesin.

BAKARA SÛRESİ 66. AYET

فَجَعَلْنَاهَا نَكَالًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقٖينَ

OKUNUŞU           :   Fe cealnaha nekalel li ma beyne yedeyha ve ma halfeha ve mev’izatel lil muttekîn.

ZAHİR MANASI  :   Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.

BATIN MANASI  :   Hem bulunduğumuz bu demde nasıl ki, inanç, ibadet ve tatlardan, şeriata göre vakit namazını, hakikate göre ise orta ve daimi namaz olan daimi Rabbıyla görüşmekten yüz çevirenlere, nefse meyyal dünyanın doyumsuzu, ve verilen nimete şükreylemeyen, şımarık bir halle yaşayanları; bulunduğu döneme ve daha sonra gelecek nesillere de örnek kıldık, yani bu gerçektir, hangi yaşta hangi meslekte, hangi fiziki görüntüde, hangi makamda ve dünyanın neresinde olursa olsun her kim olursa  olsun; yüzünüzü Rabbınızdan ve onu size bildiren inanç ve ibadetlerinizden yüz çevirirde aksini yaparsanız sonunuz bir önceki ayetdeki maymun örneği gibi olur, ne yazık o hale düşenlere, Rabbım nasihatlerini tutan ve mutlu huzurlu bir yaşam süren kullarından eylesin cümlemizi.

BAKARA SÛRESİ 67. AYET

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهٖ اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا اَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ اَعُوذُ بِاللّٰهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِلٖينَ

OKUNUŞU      :   Ve iz kale musa li kavmihi innellahe ye’murukum en tezbehu bekarah, kalu etettehizuna huzuva ,kale euzu billahi en ekune minel cahilîn.

ZAHİR MANASI  :   Hani Mûsâ kavmine, “Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da, “Sen bizimle eğleniyor musun?” demişlerdi. Mûsâ, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.

BATIN MANASI  :   Bakara sûresinin başından buraya kadar manen insanlara anlatılan bilinmeyi murad eden Rabbımın her şey zıttıyla bilineceğinden zıtlarını olumsuzlarını şer olanları celali içimizdeki duygu ve düşüncelerin olumsuzlarını bildirmekle her zaman söylediği şudur ki… Bunları bilmekle karşıtı olan güzelleriyle bir hayat sürün, aslında onları bildirmemin gayesi biran önce zıtlarını görünki güzellerini seçin demektedir ve artık buraya kadar bunu idrak eylediyseniz artık kendinizi de kurban edin; kesin artık bu eksi ve hatada olan halinizi, kendinizi kurban edin diye bizlere sesleniyor; bu asla Rabbımızın bizlerle eğlenmesi değil Zatının sıfatı olan bizlerden daha güzel açığa çıkması ve kendinsin bilinmekliğine teşbihen ve tevhiden şerh edilmesine hizmettir. Bu alemde ne kadar fazla mazharı kendinsin bu emri ilahisine, tevhid tahsilindeki zikirle birlikte Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i zatı yapmakla hizmet eylemiş olur… Eğer Allah’a kul olmak istiyorsak ki kul demek köle demektir, kölenin de varlığı yoktur; işte varlığımızı fena eylemektir köle olmak, kul olmak; böylece Rabbımıza hizmet eder bu mazharlardan Rabbımın güzel fiilleri o zaman ancaksın zuhura gelir ve böylece bu alem Rabbımı daha ayan ve net mazharından seyreyler. Çünkü Allah zat yönüyle görünmez, ve ne bu alemde nede öteki alemde mazharsız da açığa çıkmayacaktır. Bu inanç ve imanla Rabbım kendisine layıkıyla kul eylesin bizleri.

BAKARA SÛRESİ 68. AYET

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِىَ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ

OKUNUŞU         :   Kalud’u lena rabbeke yubeyyil lena ma hiy, kale innehu yekulu inneha bekaratul la fariduv ve la bikr, avanum beyne zalik, fef’alu ma tu’merûn.

ZAHİR MANASI  :   “Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın.” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki: O, ne yaşlı, ne körpe, ikisi arası bir sığırdır. Haydi, emrolunduğunuz işi yapın.”

BATIN MANASI  :    Rabbım kurban edilmesi kolay olacak halimizi burada bizlere bildirmekte; ne yaşlı derken kendi kabulleniş ve yaşamını değiştirmesi zor olan, kolay kolay bir Mürşid-i Kamil’e biat edipte ben bilmiyorum bilenin sizden bildirdiklerine teslim olacağım demesi zor olan  insanlardır, makam mevki ve manevi derecelerde ve şeriat ve tarikat yolunda da görevli olanlarda dahil iyice yolunca kemal bulmuş olanlardır yaşlanmıştırlar. Körpe olmaları ise henüz idrakta zayıf, yaşamda ise inanç ve ibadete yönelme yolunda bir gayreti olmayan kişilerdir; akıl baliğ olmayışları ve bedenende küçük olmamaları; mutu kalbe ente mutu sırrını idrakta zorlanabileceklerde buna dahildir.  İkisi arası derken her iki hal de de zor olacağından bu zorluktan uzak idrak ve kabullenişte hemen hemen hazırlığı bulunan demdeki insanlardan bahseylemektedir. Bunlar kurban edilme demine en yakiin olanlardır. Rabbım kendisini bu demde hisseden ve kendisine gönül vermiş olanları en kısa zamanda Mürşid-i Kamilin elinden kurban eylesin ki mazharsız zaten icraatını yapmayacaktır.

BAKARA SÛRESİ 69. AYET

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِـعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرٖينَ

OKUNUŞU          :   Kalud’u lena rabbeke yubeyyil lena ma levnuha, kale innehu yekulu inneha bekaratun safrau fakiul levnuha tesurrun nazirîn.

ZAHİR MANASI  :   Onlar, “Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır” dedi.

BATIN MANASI  :   Kurban olacak olan bizlerin halindeki rengin sarılığı ise; bulunduğumuz demdeki sararıp solma artık hayat kalmayan yaprak gibi; kişilerin kendi kabulleniş ve yaşamlarıyla bu işin üstesinden gelemeyeceklerini anlamaları ve boyun bükmeleridir. Çünkü bu günkü manada namaz insanları her türlü fuhşiyat ve kötülükten korumaktadır diyerek mana verilir iken, bakıyoruz  70 yıl namazını aksatmayanların hala hayatlarında tam manayla düzelme olmamış hatta ve hatta zevk alamadıklarından; evvelinde imamlık yapıpta emekli olanların bile artık gündelik hayattan konuşma istekleri arttığı da görülmektedir. Oysa bütün ibadet ve tatlarının mana ve zevklerine erilmiş olunsa idi, kendileri dedikleri mazhardan bunu işleyeni görüp; bildikleri ve gördükleri Rablarına ibadet ve taat da bulunsalardı daha mutlu ve huzurlu bir yaşam sürer ve halleri de evvelinde kurban olmuş olanlar gibi olurdu. Rabbım sapsarı dem olan tam bir boyun büküşle Mürşid-i Kamil mazharından kendisine kurban olmayı, kul olmayı nasibimiz kılsın.

BAKARA SÛRESİ 70. AYET

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِىَ اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا وَاِنَّا اِنْ شَاءَ اللّٰهُ لَمُهْتَدُونَ

OKUNUŞU         :   Kalud’u lena rabbeke yubeyyil lena ma hiye innel bekara teşabehe aleyna, ve inna in şaellahu le muhtedûn.

ZAHİR MANASI  :   “Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın. Çünkü sığırlar, bizce, birbirlerine benzemektedir. Ama Allah dilerse elbet buluruz” dediler.

BATIN MANASI  :   Bu ayeti kerimelerdeki sığır hitabı nefis ehillerine sert gelebilir, bizlere hitab ediyor diyoruz bizler sığırmıyız diyebilir bazı kardeşlerimiz, oysa siz Allah manasıyla bir güle baksanız o gül değil hakkın tecellisi olur; Allah’da bu hitabı manasıyla yapmaktadır, süt veren varlık olabileceklere hitab ediyor çünkü “Süt” mana ilmindeki remzeylediği mana ile ilmi ledun dur. “su ilim, süt ilmi ledun, şarab aşkı ve bal ırmağı da tecellisindeki zevk ve zevklerin yücelerini remzeylemektedir. Böyle bir mana üzere hitab edilen sığır değil ilmi leduna muhatab olabilecek olan meyilli gönlünü ve yüzünü Rabbına dönenlerden bahseylediği görülmektedir. Çünkü böyle bir demde olanlar da manen birbirlerine benzer her biri kul olmak ister fakat dereceten samimiyet ve ihlas ve içerideki zevk ve aşk nisbetinde farklar vardır, işte bunlar arasından seçilecektir ilmi leduna tevhid ilmine mazhar olunacak olan. Ve muradı ilahiyeyi de yine Rabbı mazharından yapacaktır Allah, kişi ben layığım ben olayım demesiyle değil, Allah dilerse; ki Rububiyetine inerek Mürşid-i Kamil mazharından diler kabiliyeti ortada olanı o mazhardan görür, irfaniyet ve kemalat bakışı, nuruyla bakış o mazhardandır. Böylece dilediği de ortaya çıkmış olacaktır. Rabbım nazar eyleyip mazharı olmaya layık ilmi ledununa, özel ilmiyle müşerref olmaya nasibkâr kıldığı kullarından eylesin cümlemizi.

BAKARA SÛRESİ 71. AYET

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُثٖيرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِى الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ فٖيهَا قَالُوا الْپٰنَ جِئْتَ بِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ

OKUNUŞU              :   Kale innehu yekulu inneha bekaratul la zelulun tusirul erda ve la teskil hars, musellemetul laşiyete fiha, kalul ane ci’te bil hakk, fe zebehuha ve ma kadu yef’alûn.

ZAHİR MANASI    :   Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki; o, çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır.” Onlar, “İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin” dediler. Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı.

BATIN MANASI :   Yine ilmi leduna varis, kendi butunundan, süt olan özel tevhid tahsiliyel mana derinliği batın mana ve zevkleri şerh edecek bu ilmi açığa çıkaracak olan bizlere hitaben Rabbım buyuruyor ki, henüz irşadla görevlenmemiş, tarlasını sürmemiş, ve boyundurukla emre girmemiştir. Fakat en güzel yanı ki oda alacalı yani benekli olmayışıdır, buda benliği kalmayan hale gelenlerden olacak bu görevi alan demek istiyor Rabbım. Dosdoğru hali budur, bu haldeki bir mazhar ancaksın hazır ve kulluğun gereği olan Rabbına hizmete hazır demektir. Ve Bir Mürşid-i Kamile gelen bu mazhar, Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmakla kurban olur… Böylece  Bütün benlikleri ve gayriyetleri de kesilmiş olur. Rabbım tüm kardeşlerimize nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 72. AYET

وَاِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادّٰرَءْتُمْ فٖيهَا وَاللّٰهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ

OKUNUŞU              :   Ve iz kateltum nefsen feddara’tum fiha, vallahu muhricum ma kuntum tektumûn.

ZAHİR MANASI    :   Hani, bir kimseyi öldürmüştünüz de suçu birbirinizin üstüne atmıştınız. Hâlbuki Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.

BATIN MANASI :   Kişi kendi isteği ile nefsin tahakkümündan kurtulmak için cüz-i iradesiyle yüzünü Rabbına döner; bu cüz-i de olsa ölümüne vesile olacak ilk davranıştır, fakat bu da yine Rabbının iradesi olmadan irade edeceği bir istek değildir, fakat bunu bilmez. Böylece Bir Mürşid-i Kamile varır ve Ölmeden evvel ölmeyi kendisine nisbet eylediği varlığından kurtulmayı talim eder. Bu irşad afaktan enfuse, kesretten vahdete gibi görünmektedir. Asıl kişinin kabullenişleri nisbetinde selamete ermesi vuku bulacaktır. Rab mazharı olan Mürşid-i Kamil ile kişinin kabullenişi olan Ruhaniyetiyle birlikte akıl ve ruh bir olup Mürşid-i Kamilinde telkinatlarıyla o mazhardan aklı Ruhunuzun emrine vermenizle nefsi artık malup etmişsinizdir. Daha önce ölmesi mümkün değil idi akıl nefsin emrindeydi istediği gibi kullanmaktaydı, artık nefis 1 ruh ise 2 kuvveyle hareket eylemekte olduğundan galip gelecektir. Ve böylede olmuştur. İster ruh nefse galip geldi densin isterse Rab mazharı galip geldi densin birbirine galibiyeti hediye eylemek burada suç değildir. Nefse göre bu davranışı işlemek suçtur nefis istemezdi böyle olsun; ama ruha göre bu davranışı işlemek mükafattır. Böylece de muradı olanı bilen Rabbım o güne değin saklı olanı yani ölmeden evvel ölme demine erişecek olan hakikatini ve Tecelli-i Zatı gizlese de o mazhardan artık açığa çıkaması görünecektir. İrade sahibi bunu bilmektedir. Rabbım nefsin emrinde olan aklımızı ruhun emrine verip en güzel yol gösterici rehber olan Mürşid-i Kamillerden hakkel yakin bir tahsil-i ve akabinde de yaşayıp alışkanlıklarla daim olmasını nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 73. AYET

فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذٰلِكَ يُحْيِ اللّٰهُ الْمَوْتٰى وَيُرٖيكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

OKUNUŞU       :   Fe kulnadribuhu bi ba’diha, kezalike yuhyillahul mevta ve yurikum ayatihi leallekum ta’kilûn.

ZAHİR MANASI   :   “Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun” dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.

BATIN MANASI  :   İşte ister bizlerin bir parçası olsun ve yahut bütün vücudumuz olsun ölüye vurulması demek aynı et parçasının mevcudiyetini görün yerinde olduğunu görün demektir. Etin ete değmesi zaten vücudun mevcut olduğunu görmek demektir. Kim ki mevcudu vücudu durur iken idrakıyla ölürse, “Mutu Kable Ente Mutu” sırrına ererse. Fillerinin Failni, Sıfatların Mefsufunu ve Vücudun Mevcudunu kendisine değilde Rabbına isnad ederse o zaman ölmeden evvel ölmüştür. Böylece vücut et ete değer vaziyette yerinde durur iken nasıl idraken dirildiğini görür, eski hali hakk ve hakikatten uzak iken demek ki ölü bir halde bir yaşam sürmekte idim; şimdi ise dirilmiş oldum der. Rabbım Vücudun Vucudullah, Sıfatın Sıfatullah, Fillerimizin Fiilullah olduğunun zevkiye zevkidar eyleyip Zatımız olan Rabbımızı Sıfatı olan Muhammediyetimizle Fillerimiz olan Âdemiyetiyle nasıl zuhura geldiğini Seyreylesin, Seyreyletsin.

BAKARA SÛRESİ 74. AYET

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِىَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةً وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

OKUNUŞU         :   Sümme kaset kulubukum mim ba’di zalike fe hiye kel hicarati ev eşeddu kasveh, ve inne minel hicarati lema yetefecceru minhul enhar, ve inne minha lema yeşşekkaku fe yahrucu minhul ma’, ve inne minha lema yehbitu min haşyetillah, ve mallahu bi ğafilin amma ta’melûn.

ZAHİR MANASI  :   Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.

BATIN MANASI  :   Bu gün insan vardır ki kalbi o denli katıdır ki kaskatı taş gibidir. Şöyle bir düşünüp de ben ne yapıyorum demez, idrakını çevirip de merhametden zerrece nasib almak istemez, öylesi de vardır ki ilim irfaniyet olan ırmaklarla doludur, tıpkı su, süt, şarap ve bal ırmaklarının aktığı Mürşid-i Kamiller gibi. Hakikatte Allah’tan korkmak olan Takva üzere olmasıyla hakiki bir kul olan mazharlardır. Çünkü Allah kalp ve niyete duygu ve düşünceyi gönderendir, hangi duygu ve düşünceyle hangi fiil işlenecektir bilmektedir, siz bunların güzellerini seçince güzel fiiller, zıtlarını seçince de nahoş fiiller işleyeceğinizi bilir, ama seçmek sizin kararınızdır. Rabbım kendisine dönüp bakan ve katılığından merhamete adım atmaya karar veren ve ehlinden de tahsille aslına daim bir vuslat içerisinde olan kullarından eylesin cümlemizi.

BAKARA SÛRESİ 75. AYET

اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرٖيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

OKUNUŞU          :   E fetatmeune ey yu’minu lekum ve kad kane ferikum minhum yesmeune kelamellahi summe yuharrifunehu mim ba’di ma akaluhu ve hum ya’lemûn.

ZAHİR MANASI  :   Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.

BATIN MANASI  :   İşte taş kalpliler bile niyetlerindeki kötülükten dolayı sırf zarar vermek amacıyla, bu gün bildirilen Kuran-ı Kerim-i Allah’ın kelam sıfatının tecellisiyle ikram eylediğini iyice öğrenir ve dilini dolandırmak suretiyle ayetler arasında çelişki yaratmak ve kendi idraklarındakilerin zihnini bulandırmak amacıyla bunu kullanırlar, çünkü nefse meyyal olana aynı bıçağı verin ekmek yerine insan kesmek ister; malzeme aynıdır ama niyet değişince kullanıldığı yerde böylece değişir. Bu niyet ve kalpler yapıcı değil yıkıcı fiiller sergilerler; buda tahrif edilen bir kelam ve ilim ortaya çıkarır. Rabbım bizlere bildirdiğini zikirle temizlenen bir kalp, fikirle yerleşen bir idrak, makam telkinleriyle oluşan bir terazi, onların şuhud ve zevkleriyle oluşan tevhidin zevkleriyle tartıp yerli yerinde görmeyi nasib eylesin, böylece niyetinde ve kalbinde zarar verici fikir ve duygular taşıyanları hem fiillerinden hem temizlenen gönlün sedasından hem de tecelli eden kelamların tevhid akidelerine uyup uymadıklarından görür ve böylece tedbir alıp daim huzurlu ve mutlu bir yaşam yaşamayı nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 76. AYET

وَاِذَا لَقُوا الَّذٖينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا وَاِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ قَالُوا اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِهٖ عِنْدَ رَبِّكُمْ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

OKUNUŞU           :   Ve iza lekullezine amenu kalu amenna, ve iza hala ba’duhum ila ba’din kalu etuhaddisunehum bi ma fetehallahu aleykum li yuhaccukum bihi inde rabbikum, e fe la ta’kilûn.

ZAHİR MANASI :   Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın (Tevrat’ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?”

BATIN MANASI   :   İman eden kimdir ki onlarla karşılaşınca iman ettik desinler; asıl iman edenler ayeti kerime gereği; ey iman edenler iman ediniz buyurmakta Rabbım; peki iman edenlerin bir daha iman etmelerine gerek varmıdır ki iman ediniz diyor… evet gerek vardır, birinci iman etme şekli insanların tenzihen bir imanla Allah’a inanmasıdır. Yani Allah hiçbir şeye benzemez der ve iman ederler nerdedir nasıldır, icraatı nedir bilmez sadece iman ederler; ikinci bir iman şekli var ki oda teşbihen imandır yani kendi sıfatlarından açığa çıkan sıfatından bildiği gördüğü tecellisiyle zahir olan Rabbına iman ederler, Şura Sûresi 11. Ayet de “O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu sûretle sizi üretiyor. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”   Buyurmaktadır.  İşte bir yere göre misli olmayışı ve benzemezliği ile zat ve mutlakiyet yönüyle tenzihen imanla inanılandır; fakat aynı ayeti kerimede yine işiten ve görendir buyurmasıyla da mazharlarından sıfatlarından işitip görmesiyle, mazharlardan açığa çıkışıyla da benzerdir yani teşbihen inanılandır; böyle iman edenlerdir hakikate göre iman edenler… işte hakikate göre iman edenlerle niyetleri farklı olanlar karşılaşınca onlarda bizde iman edenlerdeniz derler, çünkü ilim ve irfaniyetleri olsada olmasada toplum zaten hayalde ve zanda bir imanla tenzihen iman edenler gibi iman etmekte ve ederim demekte de mahzur olmayan bir söylemle yaşamaktadır.  Zaten tevratta da tenzihen bir imanla Allah bildirilmekte idi. Kavmi ise teşbihte olduğundan huzur vücut bulamadı, isa a.s zamanında incilde ise teşbihen bir Allah buyrulmakta iken kavminin tenzihte olmasıyla yine ha keza huzur zuhur eylemedi. Rasulu Ekrem Efendimizde ise Tevhiden bir imanla en marifetli iman ve yaşam haliyle, yaşam vücut bulduğundan tecelli eylemeyen yücelikleriyle de mevcut tecelli eyleyenlerle benzer her iksine de mazhar oluşla da Tevhiden Bir imanla yaşam vardır. Rabbım Tevhiden bir imanla iman edip yaşam sürmeyi mutluluk ve huzur içinde daim olmayı nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 77. AYET

اَوَلَا يَعْلَمُونَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

OKUNUŞU             :   E ve la ya’lemune ennellahe ya’lemu ma yusirrune ve ma yu’linûn.

ZAHİR MANASI    :   Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.

BATIN MANASI  :   İnsan Kendisine gelen duygu ve düşünceye göre hareket eder iken Bütün bu tecellileri gönderen ne gönderdiğini ve hangi duygu ve düşünceyle nasıl fiil işleneceğininde bilincindedir. Örneğin kalbinde öfke, fikrinde de birisine zarar vermek var iken bu kişi kalkıpta çocuğun başını okşamaz, kalkıp da merhametli olmaz, kalkıpta parasını yanındakilerle paylaşmaz. Yani hangi duygu ve düşünce hangi fiili işletecek belli iken Allah süretlere bakmaz kalp ve niyetlere bakar yani teferruatlarla uğraşmaz. Kalbi ve niyeti görmesi işleyeceği fiili ve sonu bilmesidir. Zaten zıttını da doğrusunu da gönderendir, ha keza merhamet duygusu ve başkalarına hizmet fikrinde olan kişide kalkıp birini dolandırmaz, ve yahut zulum etmez, bununda sonucu bellidir. Bütün duygu ve düşünceleri halk edip tecellisiyle kalp ve niyete yani duygularla ve düşüncelerle kuluna gönderen hangisini seçtiğinde kişinin ne yapacağını da bilmiş olur. İmtihan işte size gelen bu duygu ve düşüncelerin hangilerini seçtiğinizdir. Yoksa bütün bu tecellinin sahibi göndermeden akıbetini bilmektedir. Ama bilmesi size seçmeme kararı vermemesi demek değildir seçen kişidir. Buda kabiliyetini nefse yöneltenlerde süfli duygu ve düşünceleri seçtirir. Ruha yüzünü dönenlerde de ulvi duygu ve düşünceleri seçtirir. Alışkanlık ve yaşam süresi arttıkça da ulviyete dönenlere daha ulvi tecelliler sufliyete dönenlere de daha sufli tecelliler çoka gelir. Rabbım yüzümüzü ruhumuza ulviyete iman ve inancımızı bir vücut içerisindeki iki yüzü olan nefsin ulvi yüzü olan Rabbımıza dönerek daim bir huzur ve mutlulukla her zaman daha yüce tecellilere de mazhar olarak yaşamayı nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 78. AYET

وَمِنْهُمْ اُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلَّا اَمَانِىَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ

OKUNUŞU          :   Ve minhum ummiyyune la ya’lemunel kitabe illa emaniyye ve in hum illa yezunnûn.

ZAHİR MANASI  :  Bunların bir de ümmî takımı vardır; Kitab’ı (Tevrat’ı) bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar.

BATIN MANASI   :   Bir de insanlar arasında Allah’ın cahili olan arifler gibi değil de, halkın cahili olan ümmiler vardır… Onlar hiç araştırma ve merak içinde dahi olmadan, dedem öyle derdi, babam böyle yap dedi, komşu bunu diyor, falancanın dediği böyleydi, diyerek yaşar ve Allah hakkında da hiçbir bilgisi yoktur, birdir vardır der ve yaşar, yaradılan kavimler olan can, cin ins ve insan kavminden can kavmi arasından yaradılanlardandır, yer içer gezer canlıdır, ama o kadar sadece diğer canlılar gibi. Duydukları hakkında ne tefekkür eder nede araştırıp doğruluğuna bakar. Kendi kurgularını da yaratır kuruntu olarak da inanırlar, Allah göktedir, Allah her yerdedir derler sadece ama nasıl her yerde dir nasıl bir göktür diye merak etmezler. Allah hakkında konuşmaya bile yeltenme; Allah asar Allah keser, diyerek uzak ve cahil bir yaşamla Allah’tan bir haber ve gafil bir yaşam sürereler. Melek bulut gibidir, kanatları vardır, uçar vs. gibi bir çok kurguya da sahiptirler. Rabbım bu zanlardan bizleri kurtarıp ehillerinden hakikatleri öğrenerek amil olmayı nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 79. AYET

فَوَيْلٌ لِلَّذٖينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْدٖيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هٰـذَا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ لِيَشْتَرُوا بِهٖ ثَمَنًا قَلٖيلًا فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ اَيْدٖيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ

OKUNUŞU          :   Fe veylul lillezine yektubunel kitabe bi eydihim sümme yekulune haza min indillahi li yeşteru bihi semenen kalila, fe veylul lehum mimma ketebet eydihim ve veylul lehum mimma yeksibûn.

ZAHİR MANASI :  Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!

BATIN MANASI    :   Kuran-ı Kerimin tamamı insanlara hitab etmektedir. İçinde toprak ve sudan bahsedilse bu sizin Cemadat-ı Ruh yönünüzdür, ağaçtan ve bitkilerden bahsedilse; bu sizin Nebadat-ı Ruh yönünüzdür, ve yine hayvanlardan bahsedilse buda sizin Hayvanat-ı Ruh yönünüzdür; kaldı ki bütün bunlar sizin İns ve insanlığınızı bulup Âdemieyt-i Ruh’a adım adım yönelmeniz içindir. Bu hakikat hiç değişmeyecektir, insanda âdemliğini bulunca bütün ruh tecellilerinin bulunduğu yerlere hizmet edecektir, böylece bütün bir alem âdemde zuhura gelecektir. Ki bu zaten böyledir. İşte elleriyle inşa olan Fiilullahı remzeden eller, sizlerin bulunduğu dem hangi demse o demdeki fiil zuhur edeceğinden kendi nefis kitabınızı hem yazar hemde işlediğiniz fiilleri sizlerin akıbetine etki edeceğinden kendi kitabınızıda okumuş olursunuz. İşte iyi fiilullahı işleten kalp ve düşüncenizdeki güzellik işleyeceğinizi fiili tayin edeceğinden kitabınızı yazanda okuyanda aynı vücudun mevcudundaki hal üzere cereyan edecekt,r. Rabbım bu mazharlarda idrak ve kabullenişlerimizi Resulu Ekrem Efendimiz mazharında ki gibi yüce ve güzel kılarak fiilullah’ı layıkıyla açığa çıkaran mazharları kılsın bizleri.

BAKARA SÛRESİ 80. AYET

وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّا اَيَّامًا مَعْدُودَةً قُلْ اَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللّٰهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ عَهْدَهُ اَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

OKUNUŞU        :   Ve kalu len temessenen naru illa eyyamem ma’dudeh, kul ettehaztum indellahi ahden fe ley yuhlifellahu ahdehu em tekulune alellahi ma la ta’lemûn.

ZAHİR MANASI     :   Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”

BATIN MANASI    :   Bu gün bir önceki ayeti kerimede bahsedilen kendi elleriyle işledikleri fiillerle kendi ateşlerini hazırlayanlar bilmiyorlar ki o fiiller yani o halleri devam ettikçe sayılı günlerde değil her gün devam edecektir ateşleri; onların ateşleri içlerinde sıkıntı, alamadım, veremedim, çoluk derdi, çocuk derdi, mal derdi, mülk derdi, eş derdi, iş derdi, vb. bütün dertler Allah’ı düşünmekten ve iştip hissetmekten daha önde geldiğinden ve dünya hırsı ve başkalarıyla yarışmaktan hiçte sönmeyecek bir dert ve streslerle içinde oluşan yangına durmadan odun ilave etmektedirler… Bu gün 3 arabanız olsa birinin koltuğuna oturup, diğerinin direksiyonunu tutup, 3. Arabanızında gazınamı basmaktasınız? Yoksa 1 arabanızdamı bunları yapmaktasınız, nedir bu hırs; ha keza 3 evinizmi olsun vücudunuzu 3’e böleceğiniz; ve yahut her şeyin sınırsız isteklerle peşindenmi koşacaksınız. Unutmayın ki bir gün mutlaka yatağa düşecek ve ölüm kapıyı çalacaktır. O zaman ölümden sonrasını düşünseniz de hatırınıza gelecekleri yapmaya zamanınız kalmamış olabilir.  Bu günden ölümü unutmadan çalışalım Allah’ın çalış emrine binaen, varlığımızda olsun ama nasiblenecekleri unutmadan. Rabbım dün ne buyurduysa bu günde aynı düzen geçerlidir, kim istediği gibi kul olursa o mutlu olacak kimde aksini yaparsa bu ateşte yanmaya devam edecektir. Rabbım cümle ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun dünya hırs ve hırslarından.


                  BAKARA SÛRESİ 81. AYET

بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِهٖ خَطٖيـَٔتُهُ فَاُولٰـئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

OKUNUŞU          :   Bela men kesebe seyyietev ve ehatat bihi hatietuhu fe ulaike ashabun nar, hum fiha halidûn.

ZAHİR MANASI   :   Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

BATIN MANASI  :   İnsan kendisindeki duygu ve düşünceleri kötüleri yerine iyilerinin tercihle değiştirmediği sürece, Rabbımın Resulu Ekrem Efendimizden sunduğu iyi duygu ve iyi düşüncelerle kalp sahibi olarak daim bir yaşamı nasıl örnek gösterdiyse; bu günde ayni hitab yine insana yani bizleredir. Zıtları olan kötü duygu ve kötü düşünceleri seçerseniz, ikiliğe yani bir olanın birliğiyle nasıl Resulu Ekrem Efendimzide zuhura gelmiş ise sizde onun gibi bir yaşam için mutlaka zıtlarını değil güzellerini seçmelsiniz buyurmakta; eğer geçmişte seçmeyip hep kötü duygu ve kötü düşüncelerle daim yaşayanlar nasıl dünyada cehennemleri olan stres ve sıkıntılardan kurtulamadılar, bu gün de sizler kurtulamazsınız denmektedir. Rabbım bu  nasihatlarini tutmayı nasib eylesin cümle kullarına.


                BAKARA SÛRESİ 82. AYET

وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُولٰـئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

OKUNUŞU            :   Vellezine amenu ve amilus salihati ulaike ashabul cenneh, hum fiha halidûn.

ZAHİR MANASI       :   İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

BATIN MANASI       :   İman edenler ise tenzihi bir imandan “ey iman edenler iman edin” hitabıyla karşılaşınca, ikinci bir iman olan teşbihi bir imanla da iman edenler işte kendi mazharlarını Rabbının Sıfatı bilip kendilerinden açığa çıkanları görerek iman edenlerdir. Hayalde zanda değil bizzat kendisindeki Rabbını icraatıyla görerek iman edenlerdir. Namaz kılıyorsa benden kılandır, Rabbım diyerek ve her türlü icraatından onların güzel işlediklerini benden işleyendir Rabbım, eksiklik ise benim nefsimdendir diyenler teşbihi bir imanla ikinci bir kez daha yani daha tekamüllü iman edenlerdir. Bunların her türlü ameli işi ve icraatı artık ihlaslı ve samimidir, çünkü kendisinden işleyeni bilmekte ve görmektedir. Arada artık ihlası ve temizliği samimiyeti bozacak bir perde yoktur, idraksızlık perdesi kalkmış ve idraklılık zuhur etmiştir. Bu mutluluk halleri idraklarını bozmadıkları sürece devam edecek ve daim mutlu ve huzurlu olacaklardır, Rabbıyla aynı vücutda ve kendisindeki Rabbına ibadet edecek ve artık kuluyla Allah arasına da nasıl hiçbir kimsenin girmediğini de görmüş olacaklardır. Rabbım teşbihi imanla olan daimlikle de tevhidi imanı tenzih ve teşbihin cemini de idrak ettirip yaşamayı nasib eylesin cümle kullarına.

                 BAKARA SÛRESİ 83. AYET


وَاِذْ اَخَذْنَا مٖيثَاقَ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ لَا تَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَذِى الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ اِلَّا قَلٖيلًا مِنْكُمْ وَاَنْتُمْ مُعْرِضُونَ 

 OKUNUŞU           :   Ve iz ehazna misaka beni israile la ta’budune illellahe ve bil valideyni ihsanev ve zil kurba vel yetama vel mesakini ve kulu lin nasi husnev ve ekîmus salate ve atuz zekah, sümme tevelleytum illa kalilem minkum ve entum mu’ridûn.

ZAHİR MANASI     :   Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.

BATIN MANASI  :   Bu gün yine hitab bizleredir. Allah zatımızdır, Zatına Allah Sıfatına Muhammed, Fiillerine âdem deriz bu vücuttaki zuhuratdaki esma haliyle; Zatımız nedir ki O’na hizmet edelim, kişinin zatı Rabbul alemin mazharından tecelli edendir, Gönlündeki Rabbul alemin mazharından tecelli edendir Allah. Zatıdır. Kişinin Sıfatı gönlündeki Rabbul alemin mazharıdır, kişinin efalide o mazhardan zuhura gelenlerdir. Bu vücut ise o fiilullahın gölgesidir, aynı icraatı yaparsa kull dur. Yapmazsa nefsin emrindedir. Zatını bulmayan O’na hizmet edemez, Zatımızı bulmaya işaret vardır. Sonra Ana Babamız kimdir, Fenada Mürşid-i Kamilimiz annedir Bekada ise Bababadır, yinede hizmet mazharını gösteriyor bizlere, yakınlara hizmet derken yakınlar nedir, bizlerin sıfatlarıdır, kulağa hizmet hakk ve hakikati dinletmek, göze hizmet hakk ve hakikate baktırmak, dile hizmet hakk ve hakikati söyletmetir, söyletene hizmette yakin olduğumuza hizmetdir.  Yetimlere hizmet ise yetim kimdir, yetim manen Muhamed dir. Yani bu günkü Muhammediiliğini bulandir, ölmeden evvel ölen kendi varlığı kalmayan, yani batınen besleneceği rızıklarını alacağı zahir annesi olan mürşid-i Kamilinden fenayı tahsil edendir, fanaf-i ihvan, fenaf-i şıh yapıp fenaf-i resule talib olandır. Ve böylece elçiliği layıkıyla yapmak için elçiye mazhar olandan gelenleri güzelce zuhura getirmek olan güzel söz söylemek, yani ahlak-ı hamidiyesinin güzelliği hal lisanıyla konuşması zuhur edecektir. Böylece zata elçi olan mazharı resullüğe talib olmuş olacaktır. Böylece namazı kılacak yani namaz müminin miracı miraç ise Allah ile görüşmektir denen kendisinde tecelli eden Zatı olan Allah’ı tecellilerinden görecek ve tecelli ettirdiklerini de nasibkar, talibkar olanlara zekat olarak da aktaracaktır.  Bunun için bezm-i elestte verilen söze beli tamam kabul sen bizim Rabbımızsın ve böyle irşad ettin böyle bilgilendirdin bizde buna uyacağız dedik; Ruhumuz buna evet demiş iken bugün bu vücudu aklı vesair aza ve cevahiri neden ruhun emrine değilde nefsin emrine vererek, verdiğimiz söze uymamaktayız diye kendimize sormalıyız. İrşad olup insanları da irşad etmekle görev yapacak iken kendimizden ve alemden bi haber bir yaşantıda neden ısrar etmekteyiz bunu kendimize sormalı ve bir an önce bu muhasebeyi yapmalıyız. Yoksa ruhlar aleminde beli demenin bu vücuttan ayrılınca hiçbir faydası görülmeyecektir, dediğini yaptınmı yapmadınmı’nın ıspatı bu şehadet aleminde görülmelidir. Yoksa söz verip de yapmayınca nasıl günlük hayatda sıkıntılar zuhur etmekte zahiren, batınen de huzursuzluk ve ruhun  rahatsız olması kaçılmazdır. Rabbım hakkel yakin bir Mürşid-i Kamil mazharından kendisine söz verip tutmayı nasibimiz kılsın.                  

   BAKARA SÛRESİ 84. AYET

وَاِذْ اَخَذْنَا مٖيثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ

  OKUNUŞU              :   Ve iz ehazna misakakum la tesfikune dimaekum ve la tuhricune enfusekum min diyarikum sümme akrartum ve entum teşhedûn.

ZAHİR MANASI :   Hani, “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz.

BATIN MANASI      :   Buradaki birbirinin kanını dökmemek, kan şehidliği, şehitlik, şehadeti yani şahidliği remzeyler, birbirinizin şahidliğine müdahale etmeyeceksiniz, yani her şey yerinde doğrudur. Kanın dökülmesi herkesin şuhud eylediklerini açığa çıkarmak ve kendi şuhudu gibi baki kılmaya çalışmak yanlıştır, eğer kişiler ister ise, diler ise kendisindeki bu istek üzerine kanını yani şehadetini yani şuhudlarını daha irfaniyet ve kemalata tebdil edecektir çünkü hidayet kuldan değil Allah’tandır. Yalnız Allah kanını şehadetini şuhudunu değişebilir, buda zatının isteği sıfatlarına tecelli eylemsi ile akıl ve gönül kabullenişini ortak idrakını değişmeye başlayacaktır. Böylece kimse kendi yurdu olan idrak vücudunuda terk eylememiş olacaktır. Âli İmran Suresi 191 ayetdeki “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler. “  Boş yere yatratmadım derken mutlaka bir kaide üzerinedir, abes değildir her vücuttaki hal ve şuhud yerinde doğrudur buyurmaktadır Rabbım. Bunu bu şekilde kabul etmek ise boyun bükmek ve kulluktur. Fakat bu demde herkes birbirinde kusur aramaktadır, halbuki yaradan bunu abes yaratmadım derken bizlere buralardaki hikmet ve ibreti görebilmeyi işaret etmektedir. Rabbım ehlinden tahsil ve talimle ibret ve hikmetle nasıl bakılır bizden gören nasıl görmek istmektedir bunu idrak edip daim huzurlu ve mutlu yaşamayı, her şeyin nasıl yerinde doğru olduğunu görmeyi nasib eylesin.


                 BAKARA SÛRESİ 85. AYET

ثُمَّ اَنْتُمْ هٰـؤُلَاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرٖيقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاِنْ يَاْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْىٌ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰى اَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ 


OKUNUŞU         :   Sümme entum haulai taktulune enfusekum ve tuhricune ferikam minkum min diyarihim, tezaherune aleyhim bil ismi vel udvan, ve iy ye’tukum usara tüfaduhum ve huve muharramun aleykum ihracuhum, e fe tu’minune bi ba’dil kitabi ve tekfurune bi ba’d, fe ma cezau mey yef’alu zalike minkum illa hizyun fil hayatid dünya, ve yevmel kiyameti yuraddune ila eşeddil azab, ve mallahu bi ğafilin amma ta’melûn. 

ZAHİR MANASI      :   Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu hâlde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

 BATIN MANASI    :   Bir önceki ayeti kerimedeki gibi, kanını dökmekle burada bunun kavim kavim cemaat cemaat, tarikat tarikat, bölüm bölüm, fırka fırka yapıldığını buyurmaktadır; ve söz verildiği halde neden yerinde görmediğini sormakta ve ısrar edilmesi halinde de akıbetlerinin iyi olmayacağı vurgulanmaktadır… Çünkü günümüzde cemaatlar kendi kanları şuhudları yaşamları üsütündür diyerek diğer cemaati ve kendileri dışındaki hiçbir tarikat ve hakikatin idrak ve yaşamını kabul etmemekte; hakeza bu olay tarikatlerde de kendi aralarında da cemaat ve hakikate karşıda kendisinin vatanı olan vücüt ülkesindeki idrak ve yaşamını savunmakta yasak olduğu halde başkasını da kendisi gibi olmaya zorlamakta en doğrusu ve hakikati budur demektedirler; halbuki bu hakikat mekteplerinden marifete erenlerin aralarında ise böyle değildir, onlar nefse ve Rabbına arif olduklarından gerek tarikattaki idarak ve yaşama gerekse cemaat seviyesindeki idrak ve yaşamada hiç müdahale etmeden onlarıda yerinde görerek Rabbının istediği gibi yaşamaktadır. Haza batıla, abes birşey yoktur idrakıyla Rabbımın tecelli yüzüyle gösterdiği her mazhardan zuhurat hakdır ve yerinde doğrudur. Rabbım her şeyi yerinde gören mazharlarından kılsın bizleri en hoşgörülü ve ahlakı hamidiyesini en güzel açığa çıkardığı mazharları eylesin cümle ümmeti Muhammedi.


                BAKARA SÛRESİ 86. AYET

اُولٰـئِكَ الَّذٖينَ اشْتَرَوُا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

OKUNUŞU           : Ulaikellezineşteravul hayated dünya bil ahirati fe la yuhaffefu anhumul azabu ve la hum yunsarûn.

ZAHİR MANASI    :   Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.

BATIN MANASI   :   Ahiret hayatı olan işte her şeyi yerinde görme en güzel mutluluk ve saadettir. Dünyaları ise işte onları Allah’tan uzaklaştıran ve kendi düşüncelerince herkeside kendilerine benzetmek isteyen benlik duygularıdır. Halbuki Rabbım birçok ayette bilen benim derken, kişilerdeki bu benlik ve egolar dünyada ahreti yaşamak yerine, dünyada cehennem azabını yaşamayı tercih etmektir. Böylece kişi idrak ve kabullenişlerini değiştirmediği sürece azabıda devam edecektir. Rabbım muhafaza buyursun.


                BAKARA SÛRESİ 87. AYET


وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِهٖ بِالرُّسُلِ وَاٰتَيْنَا عٖيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ اَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرٖيقًا
كَذَّبْتُمْ وَفَرٖيقًا تَقْتُلُونَ 


OKUNUŞU          :   Ve le kad ateyna musel kitabe ve kaffeyna mim ba’dihi bir rusuli ve ateyna isebne meryemel beyyinati ve eyyednahu bi ruhil kudus, e fe kullema caekum rasulum bima la tehva enfusukumustekbartum, fe ferikan kezzebtum ve ferikan taktülûn.

ZAHİR MANASI  :   Andolsun, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?

BATIN MANASI  :   Bu gün Kalp Musası olan bizlere hitab eden Rabbım kalbinize zikri indirdik, İsa olan Ruhullah’ıda Ruhunuz kıldık, bunu da Cibril, Cebrail, aklı resul “Resulun Aklı” ile yanı aklınızla destekledik. Burada peygamber olan elçilik yapan kalp ve akıl size bir mesaj getirdiğinde, bunlar doğru mesajı ve zikri hatırlatmak için hoşunuza gitmeyen yani doğruların karşıtları olan zıtları getirdiğinde… “Burası çok önemlidir” Bu mesajları gönderen Rabbımın gayesi sizlere ve bizlere gayriyette olduğumuzu Rabbımızdan uzak olduğumuz için hoş olmayan his, duygu ve düşüncelerin gelmesiyle halimizin bozulduğunu hatırlatmakta ve göstermektedir… Ki görün ve doğru ve güzel olanlarını seçin ve Rabbınızı hatırlayın hemen diyedir bu tecelliler, çünkü Rabbım iblis denileni vesveseyi ve kötü olanı bile iyide kullanılsın için yaradmıştır. Resulu Ekrem Efendimizinde benimde iblisim vardı ama ben müslüman ettim demesi, o his duygu ve düşünceleri kötülerini gördüğü anda hemen teşbihen şu düşünceyle demekki Rabbımı düşünmek, Rabbımı hissetmek ve Rabbımla olmaktan uzaklaştımki bunlar geldi diye düşünmüş ve gayriyet olan bu gelenler ile ona fayda vermiştir hemen ayniyete yani yine Rabbıyla olmaya hemen geri dönmüştür. Rabbım bu idrak ve yaşamla cümlemize her ne gelirse gelsin his duygu ve düşünce adına güzel ise Rabbımızla olmayı güzellerinden değilse Rabbımızla olamadığımızı hatırlatsın ve biran önce Rabbımızla olmayı da nasib etsin, böylece bizlerinde nefsi, iblisi Müslüman olup bizlere hizmet eylesin.


                BAKARA SÛRESİ 88. AYET

وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَلْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلٖيلًا مَا يُؤْمِنُونَ  

OKUNUŞU         :   Ve kalu kulubuna ğulf, bel leanehumullahu bi kufrihim fe kalilem ma yu’minûn.

ZAHİR MANASI          :   “Kalplerimiz muhafazalıdır” dediler. Öyle değil. İnkârları sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.

BATIN MANASI         :  Kalplerin muhafazalı olması ancaksin kişinin doğru bilip, şuhud edip, yaşamına dahil eylediği; tıpkı evvelde bir Ayeti Kerimeyi sahabenin 1 ayda ezberlediği gibi; yani yaşamaya başlamasının 1 ay sürdüğü gibi; nasıl ki yaşam haline geliyorsa o zaman ancaksın kalplerde muhafaza artacaktır, yoksa yalnızca bilmek muhafaza etmez, yalnızca görmekte muhafaza etmez; o güzellik ve yüceliğin sizde kalıcı olması yani muhafazalı olması ancaksın o amelde o güzellikte devamlılığın sağlanmasıyla olur, alışkanlıklar böylece yaşam haline gelir, oysa günümüzde bizler Kuran-ı Kerimi çok kısa zamanlarda hıfz ediyoruz, 23 yılda tam bir yaşam olan canlı bir kuran halinde ezberlenerek yaşam haline gelebilen Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmayı günümüzde 1 yıl veya daha az bir zamanda yapabiliyor görünüyoruz, buda ilimden öteye geçemememize sebep olmaktadır. Gerçek hakikat manasıyla mesajını alıp yaşama geçmektir. Kuran-ı Kerimin hakikati bizlere Resulu Ekremin iç alemindeki kabulleniş ve yaşam hakikatini anlatır; buda biraz daha tefekkürümüzü açacak olur isek; Allah cc. Resulu Ekrem Efendimiz mazharından Muhammed esmasıyla “Muhammed esması Allah’ın muradında Bütün Kemalat ve İrfaniyeti remzeder” sıradan bir esma değildir. Zuhura gelişin bu alemde en güzel bir yaşamın nasıl olduğunu anlatmasıdır, Allah bu günde sıfatlarından Muhammedliğini bulanlardan aynı mutluluk ve huzur ile yaşamı ve yaşam zevklerini seyreylemektedir, bazı mazharları bunu bilmekte bazıları ise Muhammediliğini bulamadığından ise bihaber yaşamaktadır. Bu hakikatleri ise inkar edipde yalnız ilimde veyahut yalnız şuhudla amelsiz daim yaşam ve alışkanlıklar olmadan bir yaşam sürenler ise tam manada mutlu ve huzurlu olamayacaklardır. Rabbım bizleri kullarını, mazharı olan Muhammed Mustafa S.A.V. Efendimizden açığa çıktığı gibi, hiç olmaz ise o yücelik ve güzelliklerin benzerlerindeki tecellisi gibi bu aciz mazharlarından da açığa çıksın, kendisini ve nasıl kulu olduğumuzu idrak ettirsin cümle Ümmeti Muhammede ve Muhammede Ümmet olacaklara.



                BAKARA SÛRESİ 89. AYET

وَلَمَّا جَاءَهُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذٖينَ كَفَرُوا فَلَمَّا جَاءَهُمْ مَا عَرَفُوا كَفَرُوا بِهٖ فَلَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الْكَافِرٖينَ 

 OKUNUŞU            :   Ve lemma caehum kitabum min indillahi musaddikul lima meahum ve kanu min kablu yesteftihune alellezine keferu, fe lemma caehum ma arafu keferu bih, fe la’netullahi alel kâfirîn.

ZAHİR MANASI   :   Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun.

BATIN MANASI   :  Günümüzde insanlar, tenzihi bir imanla yaşar iken tenzihi tasdik eden yalnız teşbihtir. Yani bildiklerinizi tasdik etmeniz onları görmenizdir. Allah vardır tenzihi bir imanda fakat nerdedir, nasıldır asla bu konuda düşünmeye bile izin vermez yani inkar halinde bırakır insanı; oysa teşbihi, Şurâ Sûresi 11. Ayet. “O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu sûretle sizi üretiyor. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”  Misli olmayışı benzemezliği yani tenzihidir. Fakat orda işiten ve gören olması da bu işitmeyi ve görmeyi sıfatlarından senin gibi benim gibi sıfatlarını kullanarak yaptığına işarettir, bu yüzden zat yönüyle benzemez sıfatları yönüyle de teşbihen benzerdir. Çünkü o sıfatlardan açığa çıkandır. Bir kelamın zuhura gelişiyle kendisini anlatmaktadır, peki kelamın zuhura gelmesi için bir mazhara ihtiyaç yokmudur, evet vardır işte o mazhar bizlere göre sen ben o dediğimizidir, Allah’a göre ise Sıfatıdır, ayrılığımızda tenzihten teşbihe geçemeyişimizde bundandır, ayrı bir yerde hayal ve zanda bir Allah tahayyül etmektedir insan, halbuki kendisinden işlediği icraata bakınca sahibini görecektir, iyi şeyler zuhur edince Rabbımın icraatıdır, kötü şeyler zuhur edince de nefsimin yani ben dediğim ayrı gördüğüm bu varlığındır demesiyle tenzihten teşbihe geçerek nefsinide Rabbınıda görmüş olcak ve böylecede eski idrakı olan tenzihi iman olan Tevrat yönünü yaşarken İncil yönü olan teşbihide anlayıp Kuran-ı Kerim yönü olan Tevhid-i bir idrakla yaşama geçmesiyle de inkar etmemiş olacaktır. Rabbım bu tenzihten teşbihe inkarsız geçen ve Tevhidi daim yaşayan kullarından eylesin bizleri ve cümle kardeşlerimizi.




                BAKARA SÛRESİ 90. AYET

بِئْسَمَا اشْتَرَوْا بِهٖ اَنْفُسَهُمْ اَنْ يَكْفُرُوا بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ بَغْيًا اَنْ يُنَزِّلَ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهٖ فَبَاؤُ بِغَضَبٍ عَلٰى غَضَبٍ وَلِلْكَافِرٖينَ عَذَابٌ مُهٖينٌ  

OKUNUŞU          :   Bi’semeşterav bihi enfusehum ey yekfuru bi ma enzelellahu bağyen ey yunezzilellahu min fadlihi ala mey yeşau min ibadih, fe bau bi ğadabin ala ğadab, ve lil kâfirine azabum muhîn.

ZAHİR MANASI  :   Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.

BATIN MANASI  :   Tenzihi imanla ısrar edenler, Teşbihteki kardeşleri ve yakınlarının mutluluğunu kıskandıkları için içlerindeki duygulardan kıskançlığa yenik düşmeleri ve nefis tezkiyesinide yapmadıklarından hem bu lütfa mazhar olamazlar hem de irfaniyetsizlikleri cehennemleri olur; çünkü Allah’ın subut sıfatlarından ilim sıfatını çektiğinizde subut sıfatlarından diğerleri karanlıkta kalır ki buda cehennemleri olur yanı gazapları olur; aynı zamanda bir zevki ilahiye görede cennetler 8 cehennem ise 7 dir. İlim sıfatı tecelli eylemeyince 7 sıfatı subutiye cehennemi olur kişinin; fakat ilim tecelli eylerse bu kişide irfaniyet ve kemalat olur ki buda onun 8 cennetten de istifadesi olur; bunlarında 4’ü amel 4’ü irfaniyet cennetleridir. Rabbım ehlinden tahsil ve talimle nefis tezkiyesi yapmayı ve fena makamlarıyla amel cennetlerine beka makamlarının yaşam ve zevkleriyle de irfaniyet cennetlerinde olmayı günlük yaşantımızda bu huzur ve mutluluk olan cennet edasını hal ve yaşamını yaşamayı nasib eylesin cümle kullarına.




                BAKARA SÛRESİ 91. AYET

وَاِذَا قٖيلَ لَهُمْ اٰمِنُوا بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا نُؤْمِنُ بِمَا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَاءَهُ وَهُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَهُمْ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ اَنْبِيَاءَ اللّٰهِ مِنْ قَبْلُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ  

OKUNUŞU         :   Ve iza kile lehum aminu bi ma enzelellahu kalu nu’minu bima unzile aleyna ve yekfurune bi ma veraehu ve huvel hakku musaddikal lima meahum, kul fe lime taktulune embiyaellahi min kablu in kuntum mu’minîn.

ZAHİR MANASI :  Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene (Tevrat’a) inanırız” deyip, ondan sonra geleni (Kur’an’ı) inkâr ederler. Hâlbuki o, ellerinde bulunanı (Tevrat’ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?”

BATIN MANASI  :   Allah’ın indirdiği Tevhiddir, bütün Resul, Nebi ve Mürseller Tevhid tahsili görmüşlerdir. Allah’ın indirdiğine bu tahsili yapmayanlar kendi inandıkları gibi iman edener karşı çıkmışlardır, bu gün ayeti kerimelerin batın manalarından bahsedilince zahirine iman edenler batını inkar ederler, halbu ki Rabbım toprak dediğinde zahiren manası toprak iken batının tasavvuftaki manası itibariyle tevazu ve alçak gönüllüğü remzeylediği görülmekte ve hatta her çekirdeği insan çekirdeğini bile ifna olmasıyla tekrar zuhura getiren büyük sır örtüsü olduğu da görülmektedir. Fakat tefekkür kapıları idrak ve kabullenişleri gönüllerince ve tefekkürlerince açık olmayanlar kendi kalıplarının kendi idrak ve kabullenişlerinin dışında olan ilmin ötesinde bulunan zevki inkar ederler. Bu yüzdendir ki gerek vücut ülkesinde ona bu zevkleri getirecek olan elçileri olan; akıl ve gönülü sindirmişlerdir, yaşadıklarının dışında iman ve yeni bir kabulleniş istemezler. Gerekse onlara vücutlarının dışından irşatla davet eden hakk dostları ve elçileri olsun, onlarıda inkar ederler. Halbuki bütün yücelik ve güzellikler nerden tecelli ederse etsin Rabbımındır diyebilenler nerede görse Rabbının olanı almalıdır. Yoksa ancaksın bencil bir ilim ve bencil bir idrakla olsa olsa benlik içinde bir ölümü bekler dururlar. Rabbım muhafaza buyursun kendisini anlatan, şuhud ettiren ve zevkle yaşamayı model kılan her türlü yücelik ve güzelliklerine ve buna elçilik eden bütün Mürşid-i Kamillerine o mazharlardan Rabbımıza tövbemiz ile iman edip yolundan ayrılmamayı nasib eylesin.



                BAKARA SÛRESİ 92. AYET


 وَلَقَدْ جَاءَكُمْ مُوسٰى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهٖ وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ 


OKUNUŞU          :   Ve le kad caekum musa bil beyyinati sümmettehaztümul icle mim ba’dihi ve entum zalimûn.

ZAHİR MANASI  :   Andolsun, Mûsâ size açık mucizeler getirmişti de, arkasından sizler nefislerinize zulüm ederek buzağıyı ilâh edinmiştiniz.

BATIN MANASI  :   Kapl musası açık mucizeler getirmekte kişi kendi kalbine gelen his ve duyguları eğer dinleyebilir ise, Ehlinden nefis tezkiyesi ve zikirle bir tevhid tahsili yapabilir ise; Gönlünde bulacağı ilk idrakla Rabbul has olan, Daha sonraki şuhud ve makam esmasıyla Rabbul alemin olan Yaşamla gelen hakkel yakinlik idrak ve yaşamıylada Allah’ın sıfatı olan gönlündeki Rabbını bulabilir ise; işte o kişinin Rabbı ve gönül müftüsüdür, o her haberi ve mucizeleri bildiren gösteren oldurandır; eğer Rabbının bu tecellilerinden vazgeçip de, Mürşid-i Kamilden öğrendiklerini Altın kelamları ve kendi gümüş sözleriyle birleştirilen ve serpildiğinde ne tam kemalat nede kemalatsızlık olan böğürmek diye tabir edilen ne tam bir nida nede eksik nida arasında bir sesle etrafına bir şeyler anlatmak ancaksın buzağınin böğürmesi gibidir. Bizlerinde buzağılık ve böğürme yanı mevcuttur. Bu tecellilere inanmak kendi böğürmesini irşad kabul edipte sarılmak kendindeki bu hali ilah edinmektir ki Rabbım muhafaza buyursun. Rabbım Mürşid-i Kamilin iki dudağının arasından akan Kevser ırmağından boyumuzun uzunluğu nisbetinde meşreben kana kana içmeyi ve bir gün de çeşme olunduğunda da nasibkar olanlara içirmeyi nasib eylesin talibkar olan kardeşlerimize.



                BAKARA SÛRESİ 93. AYETوَاِذْ اَخَذْنَا مٖيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُوا قَالُو

ا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاُشْرِبُوا فٖى قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَاْمُرُكُمْ بِهٖ اٖيمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ 

OKUNUŞU          :   Ve iz ehazna misakakum ve rafa’na fevkakumut tur, huzu ma ateynakum bi kuvvetiv vesmeu, kalu semi’na ve asayna ve uşribu fi kulubihimul icle bi kufrihim, kul bi’sema ye’murukum bihi imanukum in kuntum mu’minîn.

ZAHİR MANASI   :   Hani, Tûr’u tepenize dikerek sizden söz almıştık, “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın; ona kulak verin” demiştik. Onlar, “Dinledik, karşı geldik” demişlerdi. İnkârları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: (Tevrat’a beslediğinizi iddia ettiğiniz) imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!

BATIN MANASI   :   Tur dan murad burada dağ manasının arkasında büyüklüğü remzeylemesidir.  Fakat bu büyüklükte iki yüzüyle kendisini gösterir; malum özü nefistir fakat yüzü ikidir, sufli yüzüne nefis ulvi yüzüne ruh denir, her araç gereçte ve mana; kişideki nefis yüzüyle kullanıldığında şerre ruh yüzüyle kullanıldığında ancaksın hayra sebep olur,  bu manada bunun gibidir, siz dağa nefis yüzüyle mana verirseniz o benlik dağı olur ki O gayriyet ve nefsin kabarıklığını remzeder, ruh yüzüyle bakınca da O ruhun âlanın yücelik ve ekberliğini temsil eder ki bu da ne güzel bir haldir, hakkın benliği ile halkın benliğinin ikisi de benlik olup manada ayrıldığını ne güzel göstermektedir. Burada Ruh yüzündeki bir benlikle Rabbının varlığının şahitliği ile bezm-i elestte verilen sözler kişide dinledik dedirtir, fakat akıbetindeki kendi kabullenişi halkın benliği olan kendi inanç ve yaşamı dinlediklerini değil “Tur’un” diğer yüzü olan benlik dağının verdiği nefsin hallerine iman ettirir ki işte Turun diğer yüzü ne acıdır ki güneşe bakmaz orada hiçbir mahsulde yetişmez, inkar insanları verimli değil ancaksın böylece vermsiz kılar, Rabbım bir önceki ayetteki gibi buzağı olan kendi kelamlarımıza olan sevgimizden bizleri uzak tutsun nefse bakan değil ruha bakan yüzümüzle yaşatsın yoksa güneş olan Mürşid-i Kamillerden ve o mazharlardan bizleri irşad eden Rabbımın bildirdiklerinden bihaber yaşar gideriz. Rabbım cümle ümmeti Muhammedi mana güneşi ruh güneşi olan Rabbına yakin eylesin.


                BAKARA SÛRESİ 94. AYET 

قُلْ اِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الْاٰخِرَةُ عِنْدَ اللّٰهِ خَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ 

OKUNUŞU          :   Kul in kanet lekumud darul ahiratu indellahi halisatem min dunin nasi fe temennevul mevte in kuntum sadikîn.

ZAHİR MANASI   :   De ki: “Eğer (iddia ettiğiniz gibi) Allah katındaki ahiret yurdu (cennet) diğer insanlar için değil de, yalnız sizinse ve doğru söyleyenler iseniz haydi ölümü temenni edin!”

BATIN MANASI   :   Eğer Turun nefis yüzü olan güneşin değil kendi benliğiyle aydınlanan vücut ülkesinin hali eğer sizin cennetinizse buyurun korkmayın akıbetinizden hemen ölümü temenni edin; oysa irfaniyet ve kemalatın yokluğu; yani nefsini bilmeyiş ve nefsini bilmeyişle Rabbını bilmemek ve Rabbının Rabbını bilmemesi kişiye akıbeti hakkında; bu alemde iken ölmeden ölmeyi; Rabbına ulaşmayı burada yaşadığını görmesine perdedir. Bu yüzdendir ki; bilmedikleri bir akıbet olan bu madde vücuttan ayrılsa bile ruh sahibiyledir ve her an anıldığı yerde tecellisini gösterecek ve dünya mutluluğunun ötesinde ukba zevki ve mutluluğuyla da devam edecektir; ama akıbetini yani kendisini bilemeyenler ölümü de dileyemezler, bilmedikleri bir adım öteleri olan karanlık bir yere adım atmakta nasıl kişi tereddüt ederse onlarında ölümü istemeleri korku ve tereddütle olur, dolayısıyla da isteyemezler. Rabbım ölümünü bu ağırlık ve beşeri esmasından sıyrılıp batın olan latif vücutla ve batın esmasıyla her mazharda seyrini sürdürmenin arzusuyla istetsin ölümü; tıpkı Resulu Ekrem Efendimiz mazharından Muhammed esmasıyla Alemde zahir olan Rabbımın esfelden âlaya; zerreden küreye her tecellide yine her an her cihette tecellisiyle nasıl sürekli baki olduğunu şer eylediğini izlemeyi nasib eylesin; bu mazharlarından da bu zevklerle seyreylesin Rabbım.





                BAKARA SÛRESİ 95. AYET

وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ اَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدٖيهِمْ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِالظَّالِمٖينَ 

OKUNUŞU         :   Ve ley yetemennevhu ebedem bima kaddemet eydihim, vallahu alimum biz zalimîn.

ZAHİR MANASI    :   Fakat kendi elleriyle önceden yaptıkları işler yüzünden ölümü hiçbir zaman temenni edemezler. Allah, o zalimleri hakkıyla bilendir.

BATIN MANASI    :   Kendi benlikleriyle, kendi doğruları ve yaşadıkları gibi inananlar asla ölümü isteyemezler; ne akıbetini tam bilirler nede kendi istekleriyle yaşadıkları gibi inanmaları nedeniyle, muhakeme gününe değin asla hakikatleri düşünmeye ve görmeye zamanları da olmamıştır. Oysa ya yatağa düştüğünde ya da ölüm bazı vesilelerle kendisini hatırlattığında hemen ve çabucak ilimle neleri nasıl yapacaklarını hesaplamakta hiç gecikmez insan, aslında bir yüzüyle akıbetini bilmemekte “ölüm ötesi hayatı” fakat diğer bir yüzüyle de yaptıklarını adı gibi bildiği için ektiğinide biçeceğini bilmektedir insanlar… Zilzal Sûresi 7-8 “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir… Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.”  İnsanlar yalnız ve yalnız bu ayetin şuhud idrak ve manası üzerine daim hayat sürseler, ahretini de akıbetini de bu alemde yaşadığını görür ve ona göre bu alemde hayat sürerler. Ve başkalarına biçtikleri elbiselerin kendilerine biçtikleri olduğunu görürler. Rabbım her fiili işlemeden o fiili işletecek olan vücut ülkemizdeki duygu ve düşünceyi bizdeki tecellisini, irfaniyet ve kemalatımızın zıtlarıyla gelişmes için bizde tecelli edişine bakıpta 4-5 saniye düşünmeyi nasib eylesin bizlere, ancaksın o zaman her dem uyanık oluruz. Güzllikleri geldiğinde hemen işler, zıtları geldiğinde ise gaflette olduğumuzu anlar ve yine Rabbımza sarılırız bizdeki Rabbımıza. Rabbım gafletimizden sıyrılmaktan emin olacağımız demlere değin bu aciz mazharlarındaki tecellisini yüceltsin.




                BAKARA SÛRESİ 96. AYET

وَلَتَجِدَنَّهُمْ اَحْرَصَ النَّاسِ عَلٰى حَيٰوةٍ وَمِنَ الَّذٖينَ اَشْرَكُوا يَوَدُّ اَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ اَلْفَ
سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهٖ مِنَ الْعَذَابِ اَنْ يُعَمَّرَ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ 


OKUNUŞU          :   Ve le tecidennehum ahrasan nasi ala hayah, ve minellezine eşraku yeveddu ehaduhum lev yuammeru elfe seneh, ve ma huve bi muzahzihihi minel azabi ey yuammer, vallahu besırum bima ya’melûn.

ZAHİR MANASI   :   Andolsun, sen onların, yaşamaya, bütün insanlardan; hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl yaşamak ister. Hâlbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir. Allah, onların bütün işlediklerini görür.

BATIN MANASI :   Güneşi arkasına alanların gölge önlerine, güneşi önüne alanların gölge arkalarına düşer… Dünya insana gölgedir, siz eğer ruh güneşini arkaya iterde dünyayı, nefsinizi ön plana alırsanız, ömür boyu kovaladığınız gölgeniz olan dünyayı yakalayamazsınız, ve bu hırsınızla ömrünüz o gölge olan geçici fani madde alemi için heba olur gider, eğer siz güneşi önünüze alırsanız, yani önce sizin için Allah gelirse onun için bu vücuttan icraatını seyir ve onunla bu alemde yaşamak için varım aciz bir kuluyum derseniz işte siz ilerledikçe gölge olan madde de sizi kovalar yani Allah için çalıştıkça hem ukba nasibi hem de maddi nasibiniz zaten sizinle olacaktır. Misaldeki 1000 yıl ise manen her sıfır ve 1 bir ayrı ayrı manalar taşımaktadır.  Nefsine uyup da tahsilini eylemediği; Tecelli-i Zatı görmeyen  bir sıfır, nefsi için Tecelli-i Sıfatı görmeyen bir sıfır, ve yine nefsi için Tecelli-i Efali görmeyen yine bir sıfır-ı kat etmiş yani idraken yüz çevirmesiyle üç sıfırı geride bırakmış bihaber olmuş olur yani notunu sıfır almış olur ve Nefsin Birliği olan kendi benliğiyle 1 ile yaşamak ister onun için 1000 yıl yaşamak isterler; hal bu ki bu nefsin değil de Ruhun yaşamı olsa idi, her sıfır yine sırasıyla bir ifana, fena etme sıfırlama olacaktı ki; Bunlarda Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat olacaktı o zaman kendi varlığıyla değil 1 (Bir) olan Birin varlığıyla var olacaklardı ne mutlu böyle bir yaşama. İşte aynı 1000 yılı bir nefsi için yaşayan birde ruhu için yaşayan vardır siz şimdi sorun kendinize nefsinizin 1000 yılınımı; ruhunuzun 1000 yılınımı yaşamaktasınız. Nefsin 1000 yılını yaşayan hep azapta Ruhun 1000 yılını yaşayanlar ise hep huzur ve mutluluk içindedirler. Rabbım ruhumuzun istekleriyle yaşayan vücutlarından kılsın bu aciz mazharlarını.




                BAKARA SÛRESİ 97. AYET

قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرٖيلَ فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلٰى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّٰهِ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى
وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِنٖينَ 


OKUNUŞU          :   Kul men kane aduvvel licibrile fe innehu nezzelehu ala kalbike bi iznillahi musaddikal lima beyne yedeyhi ve hudev ve buşra lil mu’minîn.

ZAHİR MANASI  :   De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.”

BATIN MANASI  :   Cebrail, Cibril, Cibril aklı resul, aklı Resul Resulun aklıdır. Yani bu yüzdende mesaj getiren melekeniz olan cebrailiniz aklınızdır. Aklınız hakkı düşündükçe hakka yöneltecek mesajlar gelecektir;  aklınız nefsi düşündükçe nefse esfele yöneltecek mesajlar alacaksınız. İşte her kim ki bunu reddedecek olur ise bilsin ki akıla gelen bütün mesajların sahibi cebrailin yani Allah biz her şeyi birlikte yarattık dediği melekleriyle yani melekeleriyle yaratmıştır. Gönül işte bütün vücutta olduğu gibi bütün melekelere camidir ve ister kulağa tecelli etsin, ister göze, isterse dile vesair bütün aza ve cehaire tecelli eylesin, o mazhardaki isnad ve kabiliyet ne derece ise ampul misali 60 watlıksa 60 mumluk ışık, 70 watlıksa 70 mumluk ışık vermesi görülecektir. İşte bu ister inkar edilen olsun ister doğrulanan mutlaka kalp esması ile batın manası gönül olan tecelligahında mevcuttur. Rabbım böylece kalbe duygularla düşünceye de fikirlerle tecelli eder, siz bunların güzel olanlarını seçince âlâya doğru görev yeri değişerek yükselir, bunlarında zıtları olan kötü denilenlerini seçersek esfele doğru görev yeri değişir ki böylece seçmek kuldan görevlendirmek Allah’tan olmuş olur. İşte esfel ve âlâ arası bütün tecelligahları zatına göre iyi veya kötü diye ayrılmaz her biri bir seyir mahallidir, iyilik ve kötülük ise sıfata göredir, çünkü sıfat bu şehadet aleminde görevli olduğu yerdeki tecelliden etkilenmektedir. Rabbım bütün tecellilerinin güzel ve yücelerini seçmeyi nasib eylesin cümle tecelligahlarına ve böylece bu alemde de tenzihten teşbihe ve tevhide doğru bir yaşam ve seyirde ki dereceten aşkı daha da açığa çıkmış olsun. En güzelini Rabbimiz bilir ihsan buyursun.



                BAKARA SÛRESİ 98. AYET

مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهٖ وَرُسُلِهٖ وَجِبْرٖيلَ وَمٖيكَالَ فَاِنَّ اللّٰهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرٖينَ


OKUNUŞU               :   Men kane aduvvel lillahi ve melaiketihi ve rusulihi ve cibrile ve mikale fe innellahe aduvvul lil kâfirîn.

ZAHİR MANASI :   Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır.

BATIN MANASI     :   Bu ayeti kerime bu vücut içinde öyle hakikatleri şer etmekteki kişi kendisine bakmaması gibi bir lüksünün olmadığını görmezden gelemez. Allah’a “Tecelli eden zata” meleklerine “Tecelli olunana Sıfatlarına” Cebrail’e “Tecelli olunan sıfatlardan oluşan ortak akıla idraka” ve Mikaile “insanın tabiatı olan tabyeti yani alet-i ruhiyesi ile o anki halini tabiatının nasıl olduğunu görmemesine imkan yoktur, görmüyorsa bakar kördür. Yani onların gözleri var görmez, kulakarı var duymaz vs. bütün aza ve cevahiri var ama iş görmez denenler gibidirler. İşte bütün bunlar Bir tecelliyi zatın irade ve isteği ile olur iken bunları görmezlikten gelmek ancaksın düşmanlıktır, inkardır, kendisine en büyük kötülüğü etmektir. Ve böylece İrfaniyet ve Kemalatsızlıkta zuhur edeceğinden ömür boyu cehennem hayatı denilen huzursuzluk ve mutsuzluk içinde gafil ve Allah’tan uzak yaşamaktır. Tıpkı elektrik ampule gelir iken ampul hala kendisindeki aydınlanmayı sağlayanı dışarıda araması gibi. Rabbım bütün bir tecellisi ile Sıfatım dediği kulunda kabiliyeti nisbetinde tecelli eder iken mazhardaki irfaniyet ve kemalatsızlık onu bu uzaklığa, Allah’tan ayrı hissedişe ve yaşantıya sürüklemektedir. Bu idraksızlık ve halin muhafazası için Rabbım Cebrailimize ve Mikailimize tecelli eylesin cümle kardeşlerimizin kab ve kabiliyetlerini Tenzihin yanında Teşbih ev Tevhidi anlayıp idrak edip daim yaşayan mazharları kılsın.




                BAKARA SÛRESİ 99. AYET

وَلَقَدْ اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَا اِلَّا الْفَاسِقُونَ 


OKUNUŞU           :   Ve le kad enzelna ileyke ayatim beyyinat, ve ma yekfuru biha illel fasikûn.

ZAHİR MANASI :   Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder.

BATIN MANASI :   Bu hitab en yüce irfaniyet ve kemalat mazharı olan Resulu Ekrem Efendimizedir. Bu günde o mazhardan bizlere kada hitab devam etmektedir. Kendisine en büyük deliller yani ayetler olan Efal ayetleri Sıfat ayetleri ve Zat ayetleri bildirilir, indirdik demesi düşüncesinde tecelli etmesidir. Gönlündeki mutlak tecelliden küll ve cüzlere ayrılan duygu ve düşünceler sayesinde kişi anlaşılır hale gelen metni yani net olan duygu ve düşünceyi görür. Ve idrak ettirilmek istenen ne ise zatın tecellisindeki iradesi ne ise sıfat onu idrak eder;  ve böylece Efallerine bakar fiillerinin kendine has bir gücü kuvveti olmadığını görür ve idrak eder bir sıfattan tecelli eylemektedir bu fiiller der, sıfatlarına bakar ve görür ki bu sıfatlarında bir vücuda bağlı olduğunu idrak eder sıfatlarında kendine has varlığı gücü ve kuvveti yoktur der, ve en son vücuduna bakar ve bunu da ayakta tutan içeride bir nur, ruh, akıl ve kalemden oluşan tecelliler yekünü bir ruhaniyet yönü var ve Rabbımın varlığı; mevcut Rabbımın subut sıfatlarından, efaliyle efali ilahiye olarak açığa çıkan Rabbımdır der, böylece ayet olan delilleri okur kendi vücüt ülkesinde bütün kuranını okur. İsra suresi 14. Ayet ““Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter” denilecektir.”  Anlar ki kendimi okumak nefsimi yani nefsim dediğim bunca varlığa benimdir demem miş; kendilerine has varlıkları var dememmiş, ben görüyorum ben duyuyorum ben konuşuyorum diyormuşum ama böyle değilmiş idrak ettim demesi kendi kuranını okumasıdır. En büyük ayetler Efal, Sıfat ve Zat ayetleridir. Sonra bu hakikatleri anlatmak için teferruatıyla Kuran-ı Kerim insanlara bu kendini okumayı anlatmaktadır. Böylece kendisini okuyanlar açığa çıkanlara bakınca güzel tecelliler var ise fillerinde o zaman Rabbını seyreyler, fiillerindeki tecellilerde eksiklik, nakısıyet ve nahoş fillerin seyri varsa işte oda kişinin nefsidir. Rabbım böylece idrakımızı açık kılsın ve her zaman bizlerde aciz mazharlarına tecelli ettirdiği duygu ve düşüncelerin güzel olanlarını seçerek daim yaşamayı nasib eylesin. Fasıklar gibi bu hakikatler bu kadar açık iken irşadı istememekle irfaniyetsiz kalıpta inkarcı oldurmasın, inkar etmek aslında bilipte yalanlamak olduğu gibi irfaniyet ve kemalatına varamamakta batın bir inkardır. Rabbım muhafaza buyursun.

 

              BAKARA SÛRESİ 100. AYET


اَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًا نَبَذَهُ فَرٖيقٌ مِنْهُمْ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ 


OKUNUŞU        :   E ve kullema ahedu ahden nebezehu ferikum minhum, bel ekseruhum la yu’minûn.

ZAHİR MANASI  :   Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.

BATIN MANASI  :   İdrak etmeme gibi bir lüksleri olmayan inkarcıların İrfaniyet ve Kemalata yönelmeyenlerin bile aslında her gün, an be an günbe gün karşılarında olan hakikati de görmez değillerdir; fakat nefislerindeki istek ve arzu ağır bastığından akıllarını ve gönüllerini nefsinin isteğine meylettirdiklerinden kendi iç güdülerinde iyi olmalıyım nefsimden uzaklaşmalıyım deseler de kendi içlerinde kendilerine söz verseler de, bu sözleri tıpkı sigarayı bırakmalıyım deyip de bir ay sonra tekrar başlayanların hali gibi nefsi ağır bastığından sözünü verse de tutamaz; çünkü bu söz öyle gelişi güzel kendine ve yahut hayal ve zanda bir Allah’a verilen söz olduğundan tutarlılığı çok zayıf bir sözdür, ancaksın hakikati olan bir Mürşid-i Kamil mazharından yani o Mürşid-i Kamilden irşad eden o mazharda mevcudiyetini kal, hal ve makam ile ıspat eden Rabbıma olmalıdır; ancaksın o zaman; Nisa Sûresi 64. Ayet “Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.”  Bu günkü elçisinden kendisininde iradesiyle iştim tövbeni, gördüm tövbeni kabul ettim tövbeni dediğini idrak ve şuhudla görmüş oluruz. Bu yüzdendir ki günümüzde insanların çoğu bu tövbeden de haberdar olmadığından muffak olamazlar; isteselerde olmaz denmesindeki yani onların çoğu zaten iman etmez denende budur; ne bir mazhardan böyle bir tövbeyi kabul ederler nede bu şekilde bir elçiyle o mazhardan buyuran Rabbımdır derler. Rabbım dün nasıl Resulu Ekrem Efendimizden hakikatleri ve bu şuhud alemindeki en mutlu ve huzurlu yaşamın vasıtalarını anlatmış ise nasıl bilinip yaşanacağını bizzat bildirdiği mazhardan yaşamış ise bu günde yapılacak olan aynıdır; elçisine gidip bunları bizlere de bildirimisin, bizlere de vesile olurmusun denmelidir. Rabbım ihsan buyursun cümle insanlığa ve insanlığında emrinde olan dolayısıyla her zerreye de bu güzel hal nasib olmuş olsun.

Verified by MonsterInsights