ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 51. AYET
اِنَّ اللّٰهَ رَبّٖى وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هٰـذَا صِرَاطٌ مُسْتَقٖيمٌ
OKUNUŞU : İnnellahe rabbi ve rabbukum fa’buduh, haza siratum mustekîm.
ZAHİR MANASI : “Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur.”
BATIN MANASI : Bu hitab Rabbımızın en sevgilisi yani en yüce tecelli eylediği Sıfatına ve sıfatından hitabı olarak; En yüce sıfatı olan habibine de Rab olandır, bu günkü diğer sıfatlarına da Rab olandır, yani Resurullah Efendmizde Rabbına sıfattır cümle sıfatlarda böyledir. Allah ise mutlak Zattır her Sıfattan tecelli edendir. Şüpheniz olmasın hiçbir sıfata bu Rabdır demeyin, Rab irşad ve terbiye edendir evet mutlaka bir Sıfattan bunu yapar ama o sıfat Rab değildir, esması ne ise O dur ve yahut makamıyla hitab ediliyor ise o makamın esmasını alır, Zahiri gözün görüpte dış bedene verdiği esmalardan hiç biri Mevla Rab Hakk Allah olamaz, yine baş gözünden bakar iken mevcudun suretine değilde ordan irşad eden Sırretten tecelli edene hitaben Rabbımdır denir ise bu söylem yanlış değildir. Böylece her Sıfata sizdeki Zatınız olan Rabbınıza dönün onu kendinizde bulun ve hayal ve zanlardan kurtulup sizdeki Rabbınıza ibadet edin buyrulmaktadır; Rabbım cümle kullarına inanmayanlara inanmayı, inanıp tenzihi iman edenlere teşbihen de iman etmeyi, hem tenzihine hem teşbihine iman edip yaşayanlara da aynı vücutta iki idrakla da Bir olduğuna iman ederek Tevhidi bir imanla yaşamayı nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 52. AYET
فَلَمَّا اَحَسَّ عٖيسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَارٖى اِلَى اللّٰهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ
OKUNUŞU : Fe lemma ehasse isa minhumul kufra kale men ensari ilellah, kalel havariyyune nahnu ensarullah, amenna billah, veşhed bi enna muslimûn.
ZAHİR MANASI: İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler.
BATIN MANASI: İsa olan Ruhullah olan Ruh sahibi ve tekamüle gelen yaşantısıyla kalbinde her an hissi müştereğiyle vasıtalı ve vasıtasız bildirileni bilen ve görendir, artık hangi varlığa bakar ise baksın özellikle insanlardan hangisiyle mülaki olursa olsun onun hakkındaki bilgiyi kendi vücut ülkesinde anında görendir. İster karşısındaki art niyetini sessizce yapsın ister aşikare yapsın isa’lar bunu bilirler. Onlara sorulduğunda havariler kim diye, yani insandaki toprak su hava ve ateş yönünden havai olan seni bu yanar dönerliğe bu hale heva ve hevese sokan duygu ve düşünceler melekler idrak ve haller nelerdir denmesine rağmen asıl içlerindeki sessiz niyetlerini sırretteki duygu ve düşüncelerini saklayıp, suretten farklı bir sedayla kemiği olmayan dille dayanaksız ve her niyetin emrinde olan kelamla biz iman edenlerdeniz dediler, bu günde gerek vücut ülkesinde olsun gerekse toplumda olsun, ariflere ister fillerinden ister sıfatlarında isterse Zatlarından gördükleri halde bildirilen halleri ayan beyan gösterilen nice insanlar kendilerini selamete çıkaramadıkları halde dillerince ve hallerince Kuran-ı Kerime bile ehil görünerek kendilerini kandırmaktadırlar. Satırların tahsiliyle Sadırlar bilinmez, Sadırları sadır ehillerinde tahsil esastır. Sadırları bilmeden de Sadırda gönülde tecelli eden Rabbını bilemek mümkün değildir. Bu gün toplumdaki İslam anlayışı uruç yönüyle satırdan sadıra doğrudur, oysa Resulu Ekrem Efendimiz henüz Kuran-ı Kerim yok iken hira mağarasında (vücut ülkesinde) ikra hitabına muhatab olduğunda ona okunacak şeyin Rabbının adıyla başlayıp, nefis kitabını okumak olduğu öğretilmiştir; Rabbınca, Allah’a göre irşad nuzulendir. Bunca Peygamberler nuzulen irşad olmuş ve toplumu da nuzulen irşad etmişlerdir. Ehli Tevhidde de günümüzde de azda olsa halen irşad bu haliyle devam etmektedir. Çünkü nefis tezkiyesi yapıp Rabbını bulan mütevazi bir alim ile mi toplumda gönül alıp hızlı bir irşad yoluyla tüm insanlığa ulaşır ve hizmet edersiniz, yoksa nefis tezkiyesi yapmadan ilimde yükselen ve o ilimle Allah’ın kılıcını sallıyorum diyerek cami ve umumi meclislerde Allah asar Allah keser dikkat edin diyen alimlerle mi, Allah’ı topluma öcü gibi göstermek yanlıştır, Allah merhametlilerin en merhametlsidir, eksiklik ise sıfatındır, Allah hiçbir kuluna azab etmez kul kendi azabını kendi hazırlar. Böylece görünen odur ki irşad metodu Resurullah Efendmizin öğrenip öğrettiği gibidir. Günümüzde islamın en yüce mercii kabul edilen merkezlerdeki fetvalar bile nefse hizmet etmektedir, irşada aşağıdan yukarı bir yöntemle 80 yılda Rabbını bulamayan insanlar yetişmektedir. Oysa Tevhidi ilmi en kısa zamanda senden zikredenle sen denilen sıfatın bir olduğunu sana öğreterek mütevazi bir alim nasıl yetişir bunu göstermektedir. Rabbım ne inandık diyenlerin sırretlerinde sakladıklarını işitmeyenler gibi kör ve sağır ve dilsiz kılsın Ümmeti Muhammedi nede irşada bildirdiği yöntemin dışında bir yöntemle irşad ettirsin; evvelinde gerekeni evvelinde sonrasında gerekenleri de sırasıyla gerektiği gibi yapan kullarından kılsın; evvelde ne ise bu günde aynı güzellikle Tevhidle karşılaştırsın cümle Ümmeti Muhammedi.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 53. AYET
رَبَّنَا اٰمَنَّا بِمَا اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدٖينَ
OKUNUŞU : Rabbena amenna bi ma enzelte vetteba’ner rasule fektubna meaş şahidîn.
ZAHİR MANASI: “Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber’e uyduk. Artık bizi (hakikate) şahitlik edenlerle beraber yaz.”
BATIN MANASI: Niyetlerinde artniyet ve kendi çıkarları için iyi görünmekle menfaat sağlamak olan insanlar, evvelde de günümüzde de ticari menfaatleri için Cemaatlere Tarikatlere hatta ve hatta Hakikat meclislerine yakın olurlar tövbe eder biat eder ve yüksek yerlerde dahi bulunurlar ama içlerindeki saklı olan sessiz niyetleri kendilerince hep aynıdır. Bunu sessiz niyetlerini bir tek Ehli Tevhidden saklayamazlar, Hakkel yakin Mürşid-i Kamiller ve yetiştirdikleri, layıkıyla hiç olmayı öğrendiklerinden kendilerinden bilen ve gören idrak edip tesbit eden Rablarını iyi tanırlar ve Rabbından da gizli hiç bir şey olmadığını bilirler. Böylece kendilerinde buldukları Rabları da gizli ve sessiz niyetleri hemen kendilerine bildirerek art niyetli ve menfaat için şekille Müslüman ve teslim olanlara izin vermezler hemen bir an önce ayıklanırlar. O kişilerin geldiklerindeki halleri ise hemen iman ettik teslim olduk demelerinden arif olmayanlara samimi gelir. Ve Hakk ve Hakikate şahidlik edenlerle birlikte yazılmak isterler yani gelmeleriyle sanki nefislerini bilip Rablerini bilenlerle bu Hakk ve Hakikate yaşayarak şahid olanlarla bir olduklarını aslında zannederler veya öyle olmak isterler, o öyle hemen olunsaydı boyacı küpü misali her boyacı bu alemi daldır çıkar boyardı kendi rengine; fakat öyle değildir hal zannedildiği gibi değildir. Çünkü ayeti kerimede de bedeviler Hucurat Sûresi 14. Ayetde Efendimize gelerek onlarda iman ettik bizleri de aynı iman ehilleriyle bir tut dediler. Ve şu cevabı aldılar Cenab-ı Haktan Resulun diliyle; “Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat boyun eğdik” deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Henüz kalplerine iman ilka olmayanlar bu günde aynı gayret içerisindedirler. Rabbım itikadlarında amel muamele ve ahlakı hamidiyelerinde ihlas ve samimiyetle istenilen halleri tecelli ettirmedikçe o nefis ehilleri ancaksın kendilerini kandırmaya devam ederler. Rabbım yaşamla devamlılıkla kalıcı olan alışkanlıklarla daim olan güzellikleri bu aciz mazharlardan sergiler, yoksa kürsünün önünde zangır zangır ağlayıp da davulun önünde de şıngır şıngır oynamakla bunları daim ve baki kılamazlar. Rabbım Cümle ümmeti Muhammedi evvela samimi olmaya inandırsın, sonrada layıkıyla itikadında amel muamele ve ahlakında da buyrulduğu üzere bu gün yaşayanlarda aynı yücelik ve güzelliklerle akıbetlerini sabit yarın ki nesillerinde evvel ve akıbetlerini daim ve sabit kılsın inşallah
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 54. AYET
وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِرٖينَ
OKUNUŞU : Ve mekeru ve mekerallah, vallahu hayrul makirîn.
ZAHİR MANASI: Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
BATIN MANASI : Niyetlerini içlerinde gizleyenler kendi zan ve akıllarınca Ehli Tevhide Ehli Tarike Ehli Şerita yıllarca tuzak kurdu Allah ise kurduğu manevi tuzakla ona inananları nasiblendirdi, akıllarınca tuzak kuran nefis ehillerini ise nasibinden uzaklaştırdı Allah hayırlı tuzağını yıllarca böyle kurdu, çünkü Allah Selamete eriştireceği kullarına sabrı öğretti nefis ehillerinin tuzakları ve her türlü maddi ve baskıcı rejim ve eşkiyalık sistemleri ve sömürücü yapıları ve bunun gibi birçok art ve kötü niyetleriyle yıllarca bu tuzaklarla aslında ebedi selemete erecek olan kullara sabrı öğrettiler, böylece tuzak kuranların hayırlısı olan Rabbım kendilerine kendi halleriyle tuzak kurmuş ve hayırlı tuzağının da mükafatını sabredenler almış ve almaya devam edecek ve en büyük mükafat olan ebedi selamete de kavuşacak olan onlar olacaktır. Tıpkı vücut ülkesindeki nefsin ruha selahiyet vermemesiyle başlayan yolculukta nefsin Rabbı bilmekte kullanıldığı gibi tuzağı kuran Rabbım nefsi galip gibi göstererek Ruha Rabbını bildirmekle Ruhu galip getirdiği hal en hayırlı tuzağıdır. Rabbım böylece siz bilmezsiniz bilen Allah’tır demekle de sıfatlara kull olmanın hayrını da göstermiş olmaktadır. Rabbım kendisine gönül veren dünde bu günde ve gelecekteki cümle Ümmeti Muhammede nefsin tuzaklarına düşmeden bir idrakla onları aşmayı nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 55. AYET
اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا عٖيسٰى اِنّٖى مُتَوَفّٖيكَ وَرَافِعُكَ اِلَیَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذٖينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذٖينَ كَفَرُوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ ثُمَّ اِلَیَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فٖيمَا كُنْتُمْ فٖيهِ تَخْتَلِفُونَ
OKUNUŞU : İz kalellahu ya isa inni muteveffike ve rafiuke ileyye ve mutahhiruke minellezine keferu ve cailullezinettebeuke fevkallezine keferu ila yevmil kiyameh, summe ileyye merciukum fe ahkumu beynekum fima kuntum fihi tahtelifûn.
ZAHİR MANASI : Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkâr edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.”
BATIN MANASI : Ruha hitaben yani emri ilahisi olan yüce ve güzel olanlara hitaben, insanın da özü olan Efal Sıfat ve Zat, nefsi teşkil eder, bunun bir yüzüne ruh diğer yüzüne nefis denir, yani insan kendisinde tecelli eden yüce ve güzel duygu düşüncelerle yaşarsa Ruha yüzünü dönmüş ve Allah’a yükselmekedir, idrakı nefsi görüp Rabbını bilmekle Rabbının yücelik ve güzelliklerini yaşamakla o vücuddan açığa çıkararak Zata layık sıfat olmakla Zata yükselmiş olacak, diğer yüzünden tecelli eden esfel duygu ve düşünceler art niyetle yaşanan duygu ve düşüncelerin kötüleri ise insanı nefse ve dolaysıyla esfeli safiline indirecektir ki işte orasıda insanın Allah’tan uzak olduğu yani yücelik ve güzelliklerden en uzak kalınan haldir. İkiside insan vücudunda ve yaşamında açığa çıkan halle yaşanmaktadır. Allah latif vücutları olan tecelli vücuduna duygu ve düşence vücutlarıyla vahdette görünür ve bunları kesret vücutlar olan bu madde varlıklarıyla yeniden dünyadaki toprak su hava ve ateşin yoğrulmasıyla kan pıhtısı et pıhıtısı kol ve bacaklar halinde giydirmiş ve ana rahmi olan fırınlamadan sonrada gereken kıvamda aleme çıkarmıştır. Sonrada yine maddi varlıklarla besleyerek büyütmeye devam etmektedir. Bu vücutların gayesi içerideki ruha hamal olmak onu taşımak ve onun seyrine vesile olmaktır. Ruhu her zaman Zatın niyetiyle iştigal olacağından nefsin duygu ve düşüncelerinden koruyacak ve aynı yüce ve güzel duygu ve düşüncelerle yaşayanları da her zaman esfel duygu ve düşüncelerle yaşayanların üzerinde tutacaktır, bu gün Müslümanların biraz hezimette ve sefil olmaları üstün olmadıkları anlamına gelmez çünkü bunca yıl onlara sabrı alıştırmış ve Essabur dendikten sonra Allah deneceğini gösterecektir. Bu dem o dem dir. Dönüş ister esfeldeki tecellisi olsun isterse âlâya yakın olanlar olsun her birisi âlâyul âlâya benzeyeceklerdir. Çünkü özdeyken her birisi aynı hisle vücut giymiş ve zata bu idrakların zuhuru için hizmet etmiştir. Bütün sıftlar ve zat aynı tek yürek olacaklardır, dünya zamanıyla ne kadar sürerse sürsün gelecek bunu müjdelemektedir. Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz demek, Âlâ haldeyken zuhura geldik esfelde görünsek dahi akıbetinde âlâ hale geri denecektir bu alem demektedir. Bu gün bu fikirdeki ayrılığa düşülse de yine aynı fikirde buluşulacağını bütün alemin tek yürek olup âlâ olmak için Rabbının yücelik ve güzellikleri mazhar olmak için mutlak iradenin bir cüzü olarak gayret edeceğinin bu günden habercileridir. Rabbım bunu müjdelemektedir. Hükmü veren Rabbım mutlaka mutlak fikrini ve iradesini de vahdette sunduğu mazharlarına kesrette de dünya zamanıyla zuhura getirecektir. Rabbım Zatına layık sıfatlar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 56. AYET
فَاَمَّا الَّذٖينَ كَفَرُوا فَاُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدٖيدًا فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرٖينَ
OKUNUŞU : Fe emmellezine keferu fe uazzibuhum azaben şediden fid dünya vel ahirah, ve ma lehum min nasirîn.
ZAHİR MANASI : “İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır.”
BATIN MANASI : Dinin tekzib edilmesi vücut ülkesindeki 3 hakikatin yalanlanmasıdır. Arife göre bir aşağıdaki idrakın dünya olan şehadet alemindeki yaşamıyla ruhlar alemindeki yaşamı bu irfaniyete sahib olunmadığından azabdadır; avama göre de vücut ülkesindeki duygu ve düşünceleri hakk ve hakikate meyletmesine izin vermeyen kişideki niyet ise sülfü olduğunda ulviyeti yalanlayarak aklıda emrine alarak o vücutta kezebe fiilini zuhura getirerek yalanlamasına devam etmiş olur, buda insanoğlunun yaşamında ister iç alemi olan ahretinde isterse de dış alemi olan dünyasında ve ilişkilerinde huzursuzluk mutsuzluk üzüntü dert keder gam tasa ve her türlü sıkıntılarıyla alamadım veremedim mal derdi mülk derdi ev derdi çoluk çocuk vs. bütün sıkıntılarla dünya cehennemini hazırlamış ve bu azabını da bu alemde çekmiş olmaktadır. Ateşi dünyadan götürmesi işte budur. Belkide hayal ve zanlardaki cehennem kuyusuna bir anda düşse 10 dakika sürecek kabul ettiği büyük alev onu bir ömür yanmaktan kurtaracaktır. İnsan bezen diyesi geliyor bir ömür böyle yanacağıma bir an hayalimdeki cehennemde yansan daha mı iyidir. İşin hakikati bu kadar gerçektir ki insan bir ömür Allah’ı düşünmeye ve ona yönelmeye ayıracağı akıl fikir ve idrakını ayırmamakla; kendisine dert ve keder olan sıkıntılarını tekrar tekrar düşünmekle de içten içe yanıp durmaktadır. Rabbım bu gün ehli olan Hakkel yakin Mürşid-i Kamillere gidip bir ömür boyu yanmaktan nasıl kurtulup selamete çıkacağımızı ve idrak ve yaşantımızı belirleyen İtikad Amel Muamele ve Ahlakımızın nasıl olacağını tahsil talim ve yaşamıyla Rabımıza layık birer sıfat kull mazhar olarak bedenen ve ruhen yaşamayı nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 57. AYET
وَاَمَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّٖيهِمْ اُجُورَهُمْ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve emmellezine amenu ve amilus salihati fe yuveffihim ücurahum, vallahu la yuhibbuz zalimîn.
ZAHİR MANASI : “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükâfatlarını tastamam verecektir. Allah, zalimleri sevmez.”
BATIN MANASI : Tenzihi idrakla inananlara hitaben ey iman edenler iman ediniz buyrulduğunda Teşbihi imanla da iman ettiktenden sonra Zat yönüyle Tenzihen Sıfat yönüyle teşbihen ve bu mevcuttan ayrı olmadığından da Tevhiden iman edilmiş olunur; sonra ise Salih amel işlemek ancaksın Muhammedi olanlara hitab olunacağından amelin saf ve temiz olması işte Tevhid üzere ne zamanki kendi varlığını hakkın varlığında ifna eyleyip var olan Onun Zatı ben dediğim Sıfatı esma alarak fiilleriyle zuhura gelen de O’dur. Fena mertebelerinde fillerin cibilliyetlerindeki eksiklikler sıfata nisbet edilerek eksiklik zatın olmadığıyla eksiklerimizi görüp eksik olmayan güzel ve yüce olan zıtlarını tesbit ile siyahı görüp beyaz olmakta işlenen bütün ameller böylece Salih saf temiz ameller olmuş olur böylece Zat sıfatından işlediğinden açığa çıkanda saf ve temiz olan özün söze gelişiyle de kendisini bildirmesi göstermesi ve oldurmasıyla Zat tecelli eylemiş, bilmekle görmekle ve olmakla da Sıfat zata imanla teslim olmuş olur, Tevhiden de bütün bunlar idrak edilip aynı vücut ülkesinde yaşanmaktadır. Kim ki yüzünü Rabbına dönüp tenzihi iman teşbihi iman ve tevhidi bir imanla kendisindeki Zatına layık sıfat olurda cibilliyeti güzel fillerin zuhurunu görür ise işte Salih amel olan kendisinden işleyen Rabbını filleriyle zuhura gelişini görmüş olur. Rabbım bu idraklarla layıkıyla iman edip Salih amel işlemeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 58. AYET
ذٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْاٰيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكٖيمِ
OKUNUŞU : Zalike netluhu aleyke minel ayati vez zikril hakîm
ZAHİR MANASI: İşte o hüküm, biz onu sana bu âyetlerden ve hikmetli zikirden peyderpey okuyoruz.
BATIN MANASI: Salih amel işleyenlerin yani layıkıyla ifna olandan zuhura gelen Rabbının hükümlerini nasıl vücut ülkesinde okunacağını bildiren bu ayeti kerimede, Rabbın senden zikre girdiğinde ki senden zikredendir, bu salik ve ihvan deminde zikirle bilinir aynel ve hakkel demlerinde ise vücut ülkesinde her bildirdiği buyurması ve zikretmesidir. Daha yakin olunduğunda ise hissedilen dahi bildirmesi olur, yani bu vücudun sahibi Rabbın olunca orada bir tecelliyle bildirmesini yapar bu vücutta ilk hisle bilinir, bunu arifler anlar bilir ve görür yakını da ırağı da bu hisler şuhud olunca resimler halinde ırakları aynı vucutta yakin eder ve yine görür, Rabbım bildirmez ise göremez, bildirir ise görür; avam ise bunu vücutta duygularından ve o duyguların düşünceye dönüşmesinden görür. Kendisindeki düşüncelerle hareket eden vücudun sahibinin merinde olduğunu anlar. İşte Allah’ın emri ilahisi verdiği hükümler ve bildirdikleri üzere dizayn olan bu alem evvela âdemin vücudunda şekil almaktadır, işte o Zikrin Ehilleri olan Tevhid tahsil talim ve yaşamıyla Hakkel yakin olan Mürşid-i Kamillerdir. İşte o zikirle gönlüne inip Rabbının buyurduklarını vahdet aleminde görür sonrada kesrette vücuda gelişiyle kendisinden buyuran Rabbı buyurduğunu yine aynı vücuttan seyreyler. Rabbım Zatına layık zevki ilahisini seyreylediği nasibdar sıfatlarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 59. AYET
اِنَّ مَثَلَ عٖيسٰى عِنْدَ اللّٰهِ كَمَثَلِ اٰدَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
OKUNUŞU : İnne mesele isa indellahi ke meseli adem, halekahu min turabin sümme kale lehu kun fe yekûn.
ZAHİR MANASI: Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi.
BATIN MANASI: Ruhları cesetleri cesetleri ruhlarıdır, izahindaki sırretin ve suretin manada bir olduğuna işaret vardır; âdemiyet bir fiilullahtır, Allah olan Zatın Muhamed olan Sıfattan zuhuratına âdemiyet denir bu fiilullahtır, Bir fiilullah’ın zuhura gelişi olan unsuriyet vücud Zat olan öz ile Sıfat olan Rahman sıfatına hammaldır yani her ikisinin ceminin zuhur mahallidir kesrette, toprak hali ise tevazuluk ve alçak gönüllülüktür, bunu ister vücuttan fillerle zuhura gelişiyle görün âdemin halinden yani fillerden, isterse içerdeki Rahman sıfatı olan ruhullah olan isanın halinden görün aynıdır, bildirdiği o tevazulukla kendisidir. Ol demesi ise Zatın sırretde tecelli etmesidir. Sizde tecelli içerden Zattan Sıfata Sıfattan da esma alışla fillerle zuhura geliş iledir. Bu nuzulen böyledir fakat tahsil ve uruç yönüyle toplumda eserden muessere bilinir. İster eserden muessere olsun isterse muesserden esere olsun varlık Zatın zuhuru oduğundan mevcut O’dur, Mefsufda O’dur, idrak farkları olan bakış açılarındaki çeşitlilik ise kişileri ayrı kılmaktadır, oysa bu zatın zenginliğidir, anlasa da anlamasa da o sıfattan o mazhardan o kulundan seyredendir. Rabbım cümle Ümmeti Muhamedi cibilliyeti güzel fillerinin tecelli eylediği mazharlar sıfatlar kullar kılsın.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 60. AYET
اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْمُمْتَرٖينَ
OKUNUŞU : Elhakku mir rabbike fe la tekum minel mumterîn.
ZAHİR MANASI : Hak Rabbindendir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma.
BATIN MANASI : Allah’ın makamlarını bilmeden onun hakkını verdiği yeri bilmek zordur, ve bilmeden de şahid olmadan da şüpheye düşmemek ise zorunda ötesinde imkansızdır. Allah’ı ve bu makamları itikaden idrak için bir misal verecek olur isek, bütün ayetlerin muhatabı olan insanoğluna hitaben; sizin 8. Büyük dedenizin bir damla sperminin içine ilk damladan bu güne 8 kuşak sonraya aynı damladan zuhura gelecek olan 200 kadar insanı sığıdırabiliyormu Allah, evet diyeceksiniz ve çoğalmasını da aynı damlanın içinden yapıyormu evet; o zaman ilk damlanın içerisine ilk günden son güne ne kadar insan vücuda gelecekse saklımıdır evet, bütün insanlar bir damlaya sığıyor ve o damladan çoğalıyorsa bütün hayvanlarda da bu terkib aynımıdır evet; o zaman bütün bitkilerde bir öze bir damlaya sığmışmıdır evet, hatta bütün cemadatta bir özden vücuda gelmiştir, şimdi 4 damlayı da henüz 4’e bölünmeden önceki halini düşünerek tek damla olarak düşünün her şey öz olarak o damlada var, işte hepimizin öz olarak mevcut olup da orada neye benzediğimizin görülmediği var ama görünür olmayan halimizle mevcut idik, işte o her mevcudun bir olduğu yerdeki varlığın sahibine Allah denir. Allah’tan geldik öz halindeyken vücuda geldik yine bir zerreye dönecektir bu madde vücutları ve dönmektedir de, manada öze dönmektedir ariflere; şimdi bilinmeyi murad eyledi Allah’lığından tecelli eyledi yani zuhura gelmeye başladı, bilinmesi için kendisinden başka yok nasıl olacak kim bilecek kim bildirecek, bunu Rububiyetine tecelli eylemesiyle ikiye böldü teşbihen, tayin eyledi, bildirecek olan yüzüne yani irşad edecek yüzüne Rablık yüzü dedi, irşad olacak yüzünede kulluk dedi; mevcut edeceği varlıklara da irşad olacak olanlar kullarım dedi. İşte sıfatlarını halk edip esma vereceği bu makama tecelli eylediğinde henüz esma almamış haline Hakk denir her şeyin hakkını veren demektir tasarlayıp kusursuz hale geldiği yer, örn marangozun zihninde yapmadan evvel tasarlaması gibi, yani Allah Hakk ve Rabb makamlarıyla tecelli eylediği, böylece hakkını verdiği zuhura getireceği ve geleceği her mevcuda esmalar verdi, insanatı ruh insan sıfatında ve insan esmalarıyla vücuda geldi aynı özden, hayvanatı ruh hayvan sıfatlarıyla hayvan esmaları alarak vücuda geldi, nebedatı ruh nebadat sıfatlarına benzyerek nebadat esmaları alarak vücuda geldi, cemadatı ruh cemadat sıfatlarıyla cemadat esmaları alarak vücuda geldi, işte her esma zerreden küreye varlığıyla irşad etmekte ve hakkının verilmesi de görev yerinde kullanılması olmaktadır, böylece Allah Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından esma alarak filleriyle zuhura gelmekte ve her varlıktan öz hali olan Zatının tecelli eylemiş halini seyreylemektedir. Bilinmeyi istemiş bilinmiş görünmüş olunmuş ve olunmuşluğuyla da tebdilde ve seyirde devam halindedir. Asla ve asla hayalde ve zanda bir Allah tahayyül etmeyin, Zatının bildirildiği gibi her varlığın özü Zatı kabul edip inanmalı sıfatlarından onu temaşa etmeli ve bizden de o özün icraatıyla filleriyle nasıl zuhura geldiğine bakılmalıdır, fakat şu kaideyide unutmadan uruç edenlerce, sizden iyi birşey zuhur ederse Allah’tan kötü bir şey zuhur ederse nefisnizdendir. Kötüleri uruç edenler asla Allah’a nisbet etmemelidirler. Çünkü elektirik ampulun kabiliyetince zuhura gelir, ampul patlak veya küçük ise kabahat elektiriğin değildir asla. İşte ayeti kerimedeki hitabla Allah hak edileni Rabındandır demekle Rububiyetindeki irşad edeceği sıfatı evvelde kim seçmiş ise o mazhardan verir. Hakkımızı almak ve daha güzel bir yaşam için mutlaka geçmişteki yegane irşad Sıfatı olan Sevgilisi Habibullah olan Muhammed Mustafa S.A.V’den yani o mahzardan onun sahibi olan Allah’tan nasıl istemişlerse ki en büyük hakkımız Zata erişmektir ve istenmelidir bu hakkıdır her sıfatın; bu günde yine Mürşid-i Kamillerden hakkımızı istemek bütün insanoğlunun hakkıdır ama ne yazık ki 7 milyar insandan hakkını istemeden isteyip de almadan giden o kadar çoktur ki Rabbım merhamet eylesin Sıfatları da bu merhameti idrak eylsin, bu satırların dahi kullarına merhameti için yazıldığını asla unutmasınlar; acizane bizler gibi efendilerimiz gibi bazı kullarını da böyle kullanmaktadır Rabbım. Çünkü Zat hep tecelli halindedir ama sıfat layık olmak istemez. Rabbım kab ve kabiliyeterimizi kalp ve gönüllerimizi kendisine döndürerek aynı vücutta her dem birlikte mutlu ve huzurlu daim bir yaşam nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 61. AYET
فَمَنْ حَاجَّكَ فٖيهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ اَبْنَاءَنَا وَاَبْنَاءَكُمْ وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ وَاَنْفُسَنَا واَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَى الْكَاذِبٖينَ
OKUNUŞU : Fe men hacceke fihi mim ba’di ma caeke minel ilmi fe kul tealev ned’u ebnaena ve ebnaekum ve nisaena ve nisaekum ve enfusena ve enfusekum sümme nebtehil fe nec’al la’netellahi alel kazibîn
ZAHİR MANASI : Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lânetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım.”
BATIN MANASI : işte hak hayal ve zandan değil Allah’ın Rububiyetine inerek Mürşid-i Kamil mazharından isteneceğini yani en büyük hakkının da insan oğlunun Zata erişmek olduğunu bizlere şüpheye düşmeden bilgimi bildireceğim sıfatım mazharım hakkel yakin Mürşid-i Kamillerdir diyen Rabbım, bu konuda gerekenleri bildirdiğim halde Mürşid-i Kamillerle ve ihvanlarıyla ihtilafa düşüldüğünde desinler ki diyor; oğullarınızı yani tecelli eden veledi kalbin zuhuratlarını fillerini gösterin yaşamınızdaki; kadınlarınızı yani bu fillerin tecelli eylediği hakka sıfat olmuş halinizi sergileyin, hayal ve zan ile sizden sergilenen bir İslamiyet ve yaşantıyla birde layıkıyla varlığını ifna eden laykıyla nefis tezkiyesi yapan bizlerden zuhura gelen Rabbımızın sergiledikleri arasında farkı görelim; bu farkı gördükten sonrada sizde göreceksiniz ki diyor sizlere fitne verenler varya işte iki inananı birbirine düşürenlere gönülden buğuz edelim, edelim ki onlarda anlasınlar bunun inananlar arasında değil inanmayanların bir tezgahı olduğunu; çünkü ilk tartıştıklarımızın zaten Allah’a yüzünü dönmüş fakat irfaniyet sahibi olmayanlar olduğu görülmektedir. O zaman bu fitneyi verenlere birlikte gönülden buğuz vardır ki işte buda inananlar arasında nifak koyarak şeritı tarikata, tarikatı, hakikata hakikattaki ehilleri de dereceten birbirlerine düşürmek ve Tevhidin birliğinde toplanmasınlar diye nifak ve fitne ile ayrılık yaratılmaya çalışılmaktadır; işte artık diyor toplanın ve dualarınızı yani kavli ve fiili isteklerinizi bu yöne yönlendirin ve sizler için kötü düşünen 3. Kişi ve kişilerin üzerinde olmaya bakın zorbalıkla değil çalışarak kazanarak, maddi ve manevi olarak her alanda en yüce başarılara imza atarak yaşayın diyor; şunu da asla unutmayın diyor mana maddeden önde ve fazla olmalıdır. Rabbım bütün inanan insanların birliğini ve dirliğini temin etsin birbirinden istifade etmeyi ve asla ayrılıklara düşmemeyi nasib eylesin, bu ayrılıkları gizliden gizliye tezgah edenlere de Fırsat vermesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 62. AYET
اِنَّ هٰـذَا لَهُوَ الْقَصَصُ الْحَقُّ وَمَا مِنْ اِلٰـهٍ اِلَّا اللّٰهُ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ
OKUNUŞU : İnne haza lehuvel kasasul hakk, ve ma min ilahin illellah, ve innellahe le huvel azizul hakîm.
ZAHİR MANASI : Şüphesiz bu (İsa hakkındaki) gerçek kıssadır. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
BATIN MANASI : işte şüphe yok ki Ruhullah olan İsa yani insan oğlunun kurtarıcısı selameti için gerekli olan Ruh Rabbından alacak olduğun Rab mertebesinin kesretteki zuhur mahalli olan Mürşid-i Kamil mazharından sana bizzat Rabbın tarafından diz dize iken telkin edilen evvela Zikir Ruhu sonra Efal Ruhu sonra Sıfat Ruhu ve sonra Zat Ruhları ile bütün hakikat ve gerçeği şüphesiz öğrenmiş ve hakkın olanı en kısa zamanda ve en kısa yoldan almış Zatı hakka vuslatı öğrenmiş olursun; başka ilah olmayışı ikinci bir varlık olup da tapılacak ayrı bir Allah olması değil la yok demektir, ilahe ilah yok demektir; illallah demek illa Allah var başka yok demektir. Bunca varlığın özündeki Zat olan cüzül zat olan Allah bunca varlık o zata birer sıfattır; ve esma alarak filleriyle zuhura gelende Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak filleriyle açığa çıkandan başkası yok demektir. Böylece mutlakiyetiyle de mutlakta O’dur, hüküm sahibi olanda O’dur, hükmü nedir hakikatin zuhurudur. O’ndan başka olmayışının bildirilmesiyle kendini her yerde şerh eden ve her varlıktan seyredendir. En güzel bunca varlıklar içerisinde de en üstün yarattım dediği insandan hem varlık olarak kainatın merkez üssü ve cemidir. Hem de idrak akıl ve fikir nimetleriyle duygu ve düşünceleriyle zevk ederek en güzel seyreylediği sıfatıdır, Muhammedi olanlardan. Rabbım bu seyrine en güzel sıfat ve mazharlar olarak cümle Ümmeti Muhammedi dereceten en kısa zamanda bu yücelik ve güzelliklerine mazhar kılsın. Bütün aleminde de bu idrak ve yaşamını yine en kısa zamanda aşikar kılsın huzur ve mutluluğunu yine en kısa zamanda kullarına nasib eylesin inşallah.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 63. AYET
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ بِالْمُفْسِدٖينَ
OKUNUŞU : Fe in tevellev fe innellahe alimum bil mufsidîn.
ZAHİR MANASI : Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları çok iyi bilir.
BATIN MANASI : Yüz çevirmek insanın idrak etmesi gerektiği gibi değil de tersini yani başka bir idrak edinmesidir. Öreneğin bir önceki ayeti kerimedeki ortak manasıyla Kelimeyi Tevhidi incelediğimizde de insanların La İlahe İllallah derken idraklarında Allah’tan başka ilah yoktur, manası vardır, böylece bir kendileri var birde ilah edindikleri ayrı bir Allah var manası çıkar bu işte yüz çevirmektir, çünkü peygamberler gibi Tevhid Tahsili görmediklerinden kendilerinin dediği bu mevcudu Rabbının zuhur mahalli olduğunu bilmediklerinden kendilerinden hariç bir yerde baka bir Allah ararlar; oysa Ehli Tevhid Kelime’i Tevhid’in manası ilimle de şuhudla da yaşamıyla da bilir ve yaşar, LA yok demektir, İLAHE ilah yok demektir, İLLALLAH illa Allah var demektir. Yani sizin hayal ve zannınızdaki gibi bir Allah yok İlla Allah var zerreden küreye her varlık O’nun varlığının öz halinden sıfatlarına tecellisiyle sıfatlarından da esma alarak filleriyle açığa çıkışıyla nasıl öz ikende O’ndan başka yoktu şimdide her mevcut varlığını aynı öze borçlu olduğunu idrak edince evet ilimle de olsa anladıkki başka yoksa bizdeki mevcudun özü olan bir damlada ilk damladan zuhura gelmiş der ve boynunu büker, Rabbım yüzümüzü Ehli Tevhidin döndüğü yöne döndürmeyi nasib eylesin cümle ihvana İslamı mübine ve gönlünde İslam ateşi Allah sevgisi Rsulunun sevgisi Ehli beytinin sevgisi ve bu günkü Pir ve Efendilerine olan sevgilerinin hatrına ki onları sevmek zaten buyurduğu gibi Allah’ı sevmektir, Sıfatına gösterilen sevgi hakikatinde o sıfatın Zatı olan Rabbınadır. Ve Zat ve sıfat da asla ayrı değildir, böylece Rabbım en kısa zamanda ulaşılması gereken idrakları ve izanı cümle kullarına nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 64. AYET
قُلْ يَا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهٖ شَيْپًا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ
OKUNUŞU : Kul ya ehlel kitabi tealev ila kelimetin sevaim beynena ve beynekum ella na’bude ilellahe ve la nuşrike bihi şey’ev ve la yettehize ba’duna ba’dan erbabem min dunillah, fe in tevellev fe kuluşhedu bi enna muslimûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz müslümanlarız.”
BATIN MANASI: Tenzihi iman sahibleri zahiri ve pozitif ilimle mucehhez alim ve ulemalar gelin bir ortak sözde birleşelim deniyor; yani Allah hayalde ve zanda değildir, tüm özlerin ilk öz olduğu haliyle adına bütün mevcudu bünyesinde öz yönüyle barındırandır Allah; zat yönüyle böylece benzemez, orada onu tarif edecek bir varlık henüz sıfatlanmamıştır bu yüzden; ama bilinmeyi muradı ile kendisinde bulunan bütün mevcudatı ilk özleri olan İnsanat’ı Öz, Hayvanat-ı Öz, Nebadat-ı Öz ve Cemadat-ı Öz olarak özünü 4 tecelliye ayırarak 4 ana özde ilk damlalarında o damladan vücuda gelecek bütün mevcudatı birbirinden çoğalacak şekilde dizayn ederek zuhura getirendir; Zat yönüyle benzemez ama Sıfatlarından da işiten ve görendir, teşbihende icraatını sıfatlarından esma alarak filleriyle zuhura gelendir O; öz denilen Zat her varlıkta vardır, bu ortak fikirde birleşelim ve hayalde ve zanda bir Allah aramayalım, kendi özümüze bakalım ve diyelim ki bizden iyi bir şey zuhur ederse bendeki Rabbımın ben dediğim sıfattan filleriyle Resulu Ekrem Efendmizdeki gibi güzel ahlakla zuhura gelendir, ben o değilim amma Zatı Allah’tır fakat sıfat ve esma aldığı yerde ona Allah denmez, şeklin değişmesi her varlıkta esmanında değişmesi demektir. Birtek her varlığı özünde barındıran haliyle adı Allah’tır, 4 damlaya bölününce bile adı Ruhu İnsanat, Ruhu Hayvanat, Ruhu Nebadat, Ruhu Cemadattır, bakın orda bile Allah değildir esma değişir. Böylece kendimizden ayrı bir yerde aramamış oluruz, ve bizden kötü bir şey zuhur ettiğinde de o nefsimizdendir bilerek, bu ortak fikre ortak idraka ve aklın bilimin maddenin inancın doğrunun islamın ve bizimle birlikte tüm dünyanın da kabul edeceği bu hakikate ortaklaşa artık evet diyelim diyor; çünkü bundan başkada hakikat yoktur, her şey vardı vardan var oldu; sadece görünür değil idiler görünür oldular; TÜM ALEMİN İDRAKI VE İNANCI BÖYLE OLMALIDIR. Eğer diyor bundan da artık yüz çevirirlerse yani bir önceki ayetteki gibi yüz çevirme olan idraklarını yine değişir ve hayal ve zanna çıkarlarsa her şey aşikar ve görünür iken sadece hayale çıkmayan Ehli Tevhid ve böyle iman edenler diyor desin ki biz teslim olanlarız. Rabbım Resulu Ekrem Efendimizin de bildirdiği gibi Hakk ve Hakikatleri bu kadar açık ve net ortada iken asla inkar edenlerden kılmasın cümle Ümmeti Muhammedi.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 65. AYET
يَا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَاجُّونَ فٖى اِبْرٰهٖيمَ وَمَا اُنْزِلَتِ التَّوْرٰيةُ وَالْاِنْجٖيلُ اِلَّا مِنْ بَعْدِهٖ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
OKUNUŞU : Ya ehlel kitabi lime tuhaccune fi ibrahime ve ma unziletit tevratu vel incilu illa mim ba’dih, e fela ta’kilûn.
ZAHİR MANASI : Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?
BATIN MANASI : Bu günkü Ehli Kitab Kuran-ı Kerimden bulunduğu yere göre Ehil olanlardır, Şeriat Ehli Kitab’dan şeriatın kaidelerini ehli olarak alır ve nakleder, Ehli Tarikatta Kitab’dan Kendisinde bu gün olanları dünde almış olduklarını zahir sünneti seniyye ile işlemekte ve nakletmektedir, Ehli Hakikat ise Tevhidi kitab’dan almış ve Tevhidin mertebe ve şuhudlarıyla makam ve Rabıtalarıyla nakletmektedir. 3 türlü kitaba da Ehil olanlar Lafzı Kurandan alanlar, Süvari Kurandan alanlar ve canlı Kuran’dan alanlar ve her birisini de yerliyerinde kendisinde cem eden İbrahim olanlar; Tevrat ve İncil birisi tenzih diğeri ise teşbhtir. Tevhid bunlar indirildikten sonra anlaşılmış değildir diyor, nuzül yönüyle Tevhid olan zuhur yönüyle ve urucenki kullaradır irşad; irşad olan Rububiyetin kulluk yüzündeki sıfatlardır ki bunlaradır irşad bu yüzden kulluktan yukarıya doğru olan tahsile de uruç dendiğinden nuzulde evvel olan uruçta yani idrakta sonra geleceğinden Tevhidde varacağınızı şimdi anlamadığınızdan tartışmayın diyor, henüz uruç deminde yani tahsilde olanlar, Şeriat ve Tarikat Ehli Allah’ı tenzihen bir imanla iman ederek hayat sürenler, yerinize göre doğrudur ama Tevhide itiraz etmeyin diyor, hakikate adım atıp ilimle Tevhid tahsili yapanlar sizlerde yalnız teşbih doğrudur deyip ne tenzihle tartışın nede Ehli Tevhid olan Hakkel yakin o birliği aynı vücut içinde yaşayanlar hakkında İbrahimler hakkında tartışmayın diyor, hem bu ayeti kerimede hem de evvelki ayetlerde itikadınızı hayal ve zandan kurtarın ve Tevhid hakikatiyle yaşayan İbrahimlerle tartışmayın onlardan istifade edin buyrulmaktadır. Tevhid olan (bir) (O) kendisini bildirmek için tenzihe ve teşbihe ihtiyaç duymuştur çünkü ayetle sabit olan “zat yönüyle benzemez ama sıfatlar yönüyle işiten ve görendir” yani bunu sıfatlarından yapandır böylece ehline Ayan beyandır; Rabbım bildirdikleri üzere itikad sahibi olmayı aynı itikalda her işlediğimizin amelimiz olduğunun idrakıyla yaşamayı, muamelemizde farkıyla ve yerinde gördüklerimize göre muamelede bulunup güzel ahlak sahibi olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 66. AYET
هَا اَنْتُمْ هٰؤُلَاءِ حَاجَجْتُمْ فٖيمَا لَكُمْ بِهٖ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَاجُّونَ فٖيمَا لَيْسَ لَكُمْ بِهٖ عِلْمٌ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ha entum haulai hacectum fima lekum bihi ilmun fe lime tuhaccune fima leyse lekum bihi ilm, vallahu ya’lemu ve entum la ta’lemûn
ZAHİR MANASI: İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
BATIN MANASI : İnsanların hiç bilgisi olmadığı şey nedir ki onun hakkında tartışsınlar sorusu çıkıyor karşımıza, işte o bilgisi olmadığı şey Rasulu Ekrem Efendimizin dilinden kullarına sıfatlarına buyurduğu ve net bildirmediğidir zaten sıfatın sıfat olmadan evvelki halini bilemediğidir. Zatını düşünmeyin buyrulması insanlara bilmedikleri halde zatı hakkında bile fikir üretmekte olduklarını ve bundan da kaçamadıklarını fark bile etmeden nefislerinin onları sürüklediği cehaleti bilmezler. İnanılacak ve iman edilecek olan eğer var isek vardan var olur, Kuran-ı Kerimdeki yoktan var oldu denmesi izahen eksiktir, görünür değil iken görünür olmak demektir. Örn. Sizin torununuzun torununun torunu var mıdır yok mudur deseler size ne dersiniz yok dersiniz, oysa görmediğiniz içindir bu söylem vakti saati geldiğinde görünür olacaktır, görünmeyenin görünür olmasına yoktan var oldu değil görünmezken görünür oldu demek daha yerindedir. Böylece eğer var olanlar bir özden vücuda gelmekteyse ki öyle; bir ana rahmindeki pıhtıdan kocaman bir vücut nasıl zuhura geliyor ise öz denen O mevcutta bir önceki ayeti kerimede de bahsedildiği gibi her varlık mevut idi görünür değil idi ve görünür odu, şimdi yumurtanın içerisinde civcivin kanadı gagası ayakları görünmez iken civcive diyorsunuz ki doğduktan sonra yumurta nasıldı, daha henüz kendisi sıfat olarak vücuda gelmediği yeri nasıl anlatsın, böylece anlaşılan odur ki hiçbir kull hiçbir sıfat Allah’da henüz öz halindeyken Allah esmasını aldığı yerde onun nasıl olduğunu kendisi henüz şekillenip idraklanıp işitme ve görmesi olamadığı haldeyken nasıl bilsin görün ve anlatsın buna imkan zaten yoktur; işte buna da imanın esası denir, buna inanılır iman edilir. Böylece zatını düşünmez sıfatları olan bizlerden açığa çıkan fillerle Zat hakkında bilgi sahibi oluruz, sizden iyi şeyler zuhura geldiğinde bunları işleyen özümdür Zatımdır Rabbımdır deriz. (nisa 78-79) Eksiklikler zuhura geldiğinde ise buda nefsimizden biz dediğimiz kabın sıfatın nakısıyetindendir deriz. Çünkü Zatta eksik olmaz sübhanallah Allah’ta eksik olmaz. elektirikte kusur aranmaz, ya ampul patlaktır yada vat’ı düşüktür, elektirik aynı elektiriktir. Rabbım itikadımızı bozmadan Sıfat olan bu mazharlara bakarak Zatını zuhuratıyla görmeyi, nefsimizide zuhuratlarla görmeyi ve doğruyu eğriden ayırıp istikameti doğrular üzerine kurup selamet bir hayat sürmeyi cümle ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 67. AYET
مَا كَانَ اِبْرٰهٖيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلٰـكِنْ كَانَ حَنٖيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ
OKUNUŞU : Ma kane ibrahimu yehuddiyyev ve la nasraniyyev ve lakin kane hanifem muslima, ve ma kane minel muşrikîn.
ZAHİR MANASI: İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.
BATIN MANASI : Allah ne yalnız zat yönüyle Tenzihen iman edilendir, nede yalnız sıfatlar yönüyle Teşbihen iman edilendir, Allah Tenzihi ve Teşbihin cemi yönüyle Tevhiden iman edilendir. Yani örneğin, siz ne yalnız bendenden nede yalnız ruhaniyetten ibaretsiniz, yani hem vücut ülkenizdeki ruhaniyet yönü olan tüm duygu ve düşünceler ve idrak yönüyle his ve hissi müşterekle, hem de bunlara taşıyıcı olan ruhun da hamalı olan vücut yönüyle mevcutsunuz ve her ikisi de birbirinden ayrı değildir, fakat şehadet aleminin varlığı olan bu vücuttan ayrılsa bile sizin latif vücudunuz olan örneğin idrak vücudunuzla sizin aynınız olan ölmeyen latif şeffaf görüntünüz ile ruhaniyetle yine yaşamaya devam edersiniz, fakat bu letafete ölmeden evvel ölme ile erişmiş iseniz. İbrahim A.S ve İbrahim gibi bir idrak ve imanla yaşama sahib olanlar ancaksın Tevhid üzeredirler, ister ten ile canı, ister tenzih ile teşbihi, ister Zat ile ben dediğin Sıfatı, ister sırretle sureti, ister Hakk ile halkı ister vahdet ile kesreti, ister zahir ile batını, ister madde ile manayı Tevhid eylesin hepside aynı idrakı uyandırmak ve şuhuden bu hakikati sizlere göstermek içindir. Böylece hanif olan Allah’ı bir tanıyan demekle idrakımızda ayrı bir Allah olan değil !!! burayı iyi idrak edelim !!! BİR olan yani BERABER olanı her varlığın özü Alah’ın özü, Sıfat ise O özden vucuda gelendir, Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Fiilleriyle zuhura gelen böylece Cenab-ı Hakk’dır, Fakat sizden iyi birşey zuhur edince bunu hakka kötü bir şey zuhur edince onu nefsinize nisbet eylemek urucen doğru olandır, çünkü henüz idrak etme deminden zevk demine yani fenadan bekaya ve yaşama geçmeyenler buradaki Allah’ın niyet ve muradını bilemeyeceklerinden sakınca ve sıkıntılar ve idrakta bozulmalar çok olacağından buna dikkat edilmelidir. Rabbım Cümle Ümmeti Muhammedi ve bu alemde Allah’a yüzünü dönen ister tenzihi iman sahibleri ile ifade edilen ama bir Allah’a iman eden Yahudiler olsun, isterse teşbihi iman sahibleri olarak teşbih edilen Hristiyanlar olsun, hepside özde birdir, Allah kendisini bildirmek için dereceten evvela Zat yönüyle benzemeyen sonra sıfatlar yönüyle benzeyen oradan da İbrahim diye teşbih eylediği ve asıl en Ata idrakın Tevhid idrakı olduğu ve zamanında bu günkü İsrail oğullarına bile İsrail devletine bile evvelde samuel esmasıyla elçi gönderdiğinde bildirdiği Tevhid de aynı idi ama ayrıldılar, şimdi ise âdeme ve Aleme yolun bir olduğunu ve Tevhidin anlayış idrak ve hoş görüsüyle bir yaşamın selameti getireceğini yenilemektedir, hiç kaybolmamıştır batından zahire nufuz eylemektedir. Rabbım alemini yine ve yeniden aynı boyasıyla Tevhid boyasıyla ebediyen boyasın inşallah.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 68. AYET
اِنَّ اَوْلَى النَّاسِ بِاِبْرٰهٖيمَ لَلَّذٖينَ اتَّبَعُوهُ وَهٰـذَا النَّبِىُّ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَاللّٰهُ وَلِىُّ الْمُؤْمِنٖينَ
OKUNUŞU : İnne evlen nasi bi ibrahime lellezinettebeuhu ve hazen nebiyyu vellezine amenu, vallahu veliyyul mu’minîn…
ZAHİR MANASI: Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur.
BATIN MANASI: İnsanlardan Allah’ın bildirdiği Tevhid üzere olanları Allah’a en yakın olanlarıdır, çünkü Allah’a yakin olmak onu hayal ve zandan Tevhid ilmiyle kurtularak kendi vücudunda bulmakladır, böylece aynı yoldan devam edenler yine bu günde dünkü Resulu Ekrem Efendmizin de öğrenip öğrettiği Tevhid ilmini öğrenen şuhud edip yaşayan ve daim o idrak ve zevkle hayat sürenler İbrahime yakin olanlardır derken aslında Allah’a yakin olanlardır, çünkü ayeti kerimede birde bu peygamber ve müminlerdir yakin derken İbrahim daha yakin idi de sonra Muhammed mi yakin oldu diye bir idrak ve soru oluşabilir bu yüzden İbrahim esmasını kullanırken aslında muradı ilahiyesi Tevhidin babası olması hasebiyle bizlerde uyandırdı idrak Zatının bildirdiği gibi bir olmayı bilenler demekle evvela Allah Tevhid üzere bildirdi kendisini demektedir sıfatından buyurmasıyla böylece Resulu Ekrem de İbrahim A.s’da bu günkü Elçi ve İbrahimler de Tevhid üzeredir; müminlerde zira ibrahim gibi iman edenlerdir. Tenzihiyle Teşbihini Tevhid edenlerdir. Allah zatından sıfatına sıfatında esma arak fiilleriyle zuhura gelendir, Zat, sıfatla bir esmada sıfata verilir ve icraatınada fiil denir hepsi zaten birdir. Bu idrakta oalnlarında diyor; Allah’da bunların dostudur yani İbrahim olanlara Sevgilim der İbrahime ihvan olanlara Mürşidlerin saliklerine de dostum der, zira sevgilisi olanda aynada kendisini görür, dostu olanlarda ise aynalarında sıfatını görür Muhammedi görür. Aslı hakikatinde Zatına Aşık, Sıfatına Sevgili Efaline de Dost olandır O. Rabbım bu idraklarla yaşayan kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 69. AYET
وَدَّتْ طَائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
OKUNUŞU : Veddet taifetum min ehlil kitabi lev yudillunekum, ve ma yudillune illa enfusehum ve ma yeş’urûn.
ZAHİR MANASI : Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar.
BATIN MANASI : Bu gün Ehli Kitab olarak buyrulan gerek Tenzihi İman ile Şeriat ve Tarikat seviyesinde bir ibadet ve taat ile zahiri manalarıyla fakat kendilerinden ayrı bir yerdeki hayal ve zanda bir Rabba ibadet edenler, hayal ve zandan kurtulmuş bilerek ve görerek ibadet eden Ehli Tevhide; ilimlerinin tenzih yönüne vakıf olmaları hasebi ile dillerini de Arapça olarak iyi kullanmaları ayetlerin Arapça okunmasıyla ve kıraat üstünlükleriyle, fıkıh siyer hadis ve Tarikatlardaki adetli esma zikirleriyle dahi Ehli Hakikatin yönü çevrilmek istenmiştir istenmektedir, niyetlerinde bu düşünce olan bazı kitab ehillerine Ayetleri okur musunuz dendiğinde okudular, manasını söyler misiniz dendiğinde söylediler; FAKAT Allah’ın muradı nedir bu ayette dendiğinde ise bir şey söyleyemediler, işte Allah’ın muradını idradesini isteğini dilediğini bilemediklerinden Kuran-ı Kerimi de kendi anladıkları kadarıyla anlamış oldular, ancaksın Kuran-ı Kerim layıkıyla Muhammedi olanlara hitab eder. İşte Ayetlerdeki Allah’ın muradını bilmemekle aslında kendilerine eziyet ediyorlar, Rabbım Kitab Ehlini birbirlerine kardeş eylesin birbirlerinden istifade eylemeyi ve istikametlerinin de mutlaka ve mutlaka Şeriattakinlere olan davetle Tarikatteki Zikre Tarik olanlarada ismi celal zikriyle hakikate adım atmayı ve bütün Enbiya ve Evliyanın da tahsili olan Tevhid tahsili yapıp aslını bulmayı ve bu gün ve bu günden sonra daim hep bir Zata Sıfat oldukları gibi hep BİR’e sıfat olmayı kardeş olmayı nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 70. AYET
يَا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
OKUNUŞU : Ya ehlel kitabi lime tekfurune bi ayatillahi ve entum teşhedûn.
ZAHİR MANASI: Ey Kitap ehli! (Gerçeğe) şahit olduğunuz hâlde, niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
BATIN MANASI: Ey inanan ve Ehil olarak Kuran’a dereceten ehil olanlar; gerçek ve hakikatin Zahir manaların ötesinde Allah’ın ayetlerdeki muradını bilmeden Kitaba ehil olunamayacağını gördüğünüz halde; yalnız zahirinin yetmediği batınının da zahiri inkar edenlerce fayda vermediği, her ikinsin cemi olanı ise Ehli Tevhidce bilinip yaşandığını gördüğünüz halde, ne şeritından ibadet ve tatlarından taviz vermeden nede bunların manalarını zahirlerini ve batınlarını ve zevki ilahiye ile kendi vücut ülkelerinde Rabbının muradlarını da bilerek görerek ve zevk ederek yaşamın daha güzel bir yaşam olduğunu bizlere gösteren; ve ayet olan delil olan bu hakikatleri de gördüğünüz halde yüzünüzü çevirmek kulağınızı bunlara tıkamak ve Ehli olanlardan bu tahsilleri yapmamakla inakar etmiş olmuyor musunuz diyerek Allah’a inanan Resulunun izinde giden, Kuran-ı Kerimi zahiri manalarıyla yaşamaya gayret edenlere hitaben böyle buyuruyor, Birbirlerinizden istifade edin ve daha güzel ve yüce tecellilerimi de vücut ülkenizde görmek için bütün Enbiya ve Evliyanın da tahsili olan Tevhid tahsilinizi Ehlinden yapın buyrulmaktadır. Rabbım bunca hakikatlerini bu kadar ayan beyan bizlere sunar iken istikametimizi bildirdiği üzere tayin eylemeyi de cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 71. AYET
يَا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ye ehlel kitabi lime telbisunel hakka bil batili ve tektumunel hakka ve entum ta’lemûn.
ZAHİR MANASI : Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
BATIN MANASI : Ve yine bu güne kadar gizlenen hakikat irşadın nüzul yönüyle Allah’ın iniş yönüyle ilk günkü elçisine bildirdiği gibi olmasıdır; Cebrail a.s Resulu Ekrem Efendimize geldiği zaman “İkra” oku dediğinde ben okumam bilmem dedi Efendimiz, çünkü henüz Kuran-ı Kerim yok idi; tekrar ve tekrar buyurmasında da yine aynı cevabı aldı; sonra “İkra’ bismi rabbikellezi halak.” seni halk eden Rabbının adıyla oku dendiğinde Rabbının adı olan Allah esmasıyla zikreylemeye başladı; Allah Allah Alllahhh ve kendisinden zikreden di Rabbı sırretinden akıl melekesi ona bunu bildirmişti, melek Arapçada kuvve, kuvve ise güç ve kuvveti remzeder aklınız size bilgileri getiren latif melekeniz ve vahyedilenden sizi haberdar edendir. Böylece vücut yine bir soruyla bildirilene tekrar soru sordu ne okuyacağım; bu zikirle bende oluşacak fikirler nelerdir dedi. isra sûresi 14. ayet “İkra’ kitabek, kefa bi nefsikel yevme aleyke hasîba.” nefis kitabını oku sana hesab görücü olarak o yeter; işte okunması gereken ilk şey Allah zikriyle Ehli Tevhidden ders alıp bütün Enbiya ve Evliyanın tahsili olan Tevhid ile nefis kitabını okumaktır; ki nefsini bilen ancaksın Rabbını bilebilir, biz daha henüz nefsimizi bilemden Allah’ı bilmeye çalışıyoruz, ilim ilim bilmektir ilim kendini bilmektir; böyle layıkıyla bir nefis tezkiyesi yapıp da kendisindeki Rabbını bulup kendisi dediğinin bir kul köle olduğunu anlayan bir insan mı ilim sahibi olsun, nuzulen irşad olup mütevazi bir Evliyamı insanları irşad eylesin; yoksa uruç yönüyle aşağıdan yukarıya günümüzde olduğu gibi, nefsi duruken tahsile başlayan fıkıhından hadisinden siyerinden ilmu halinden arabiyetinden ve hatta gramerinden nefsi duran kocaman bir arap modeli olup da insanlara Allah asar Allah keser, Arap yarımadasının hali gibi o sana yaptı sende yap kısas esastır diyen bir nefisle Zalim mi olalım, 4 kitapta da müslümanın müslümanı öldürmesi haram iken böyle nefsi duran alımlerin irşada ehil olmaları mı yoksa büyük bir gerçek olan Allah’ın eliçisini irşad eylediği; Resulu Ekrem Efendmizin de Sahabeyi Güzine ve bütün Evliyaullah’a günümüzdeki Hakkel Yakin Mürşid-i Kamillere kadar özel ve sohbetlerle telkin ve akideleriyle taşınan Tevhid ilmi üzeremi mütevazi bir alim yetiştireceğiz. İşte bütün bu gerçek ve hakikat ortada durur iken; halen daha nefisleri duran fetva ehillerinin az sıkışınca hemen cevazlarını karşısındakinin katli üzere verenlerle mi bu alem dönmeye devam edecek; Rabbım tez zamanda Ehli Tevhidi, Şeriat ve Tarikatını tam yaşayan asla ve asla şeriatından kıl kadar ödün vermeyen hakikatı olan şeritındaki mana ve zevkleriyle de insanları irşad eden Ehli Tevhidi bütün alemine imam eylesin inşallah.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 72. AYET
وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اٰمِنُوا بِالَّذٖى اُنْزِلَ عَلَى الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ وَاكْفُرُوا اٰخِرَهُ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
OKUNUŞU : Ve kalet taifetum min ehlil kitabi aminu billezi unzile alellezine amenu vechen nehari vekfuru ahirahu leallehum yarciûn.
ZAHİR MANASI: Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.
BATIN MANASI : Günün başlangıcı demek insan vücudunda o an işlediği ilk fiildir. Sizinle yani Ehli Tevhidle karşılaşanlar hemen ilk fillerinde inandıklarını ya batın fiil olarak başlarıyla tasdikler ya vücut dilindeki eğilmeyle yada zahir fiil olarak dille evet veya diğer tasdik sözleriyle ilk sözünde tasdikler fakat niyeti tasdiklemek değil sizdenmiş gibi görünerek sizi değiştirmek istemektedir. Hatta bu hal günlerce aylarca ve yıllarca hep böyle devam eder, işte onların niyetleri sizler gibi inanmak değil Ehli Tevhidi kendilerine benzetmek ve fikirlerini değiştirmek için bunu yaparlar; ama Ehli Tevhid; kendi varlığını Hakkın varlığında ifna eylediğinden, artık onun kulağından işiten gözünden gören ve dilinden söyleyen Rabbıdır, diğer Kitab Ehli ise kendisini böylece kandırmaktadır, halbuki eksiği kendisinde görerek Ehli Tevhide de idrak ve kabullenişinde bir pay ayırsa ve dikkatle dinlese az bir sürede tenzihi itikadını teşbihi ve tevhidi itikad haline ilimle taşıyacak ve devam eden merhalelerden sonrada yaşamı Tevhid olacaktır, Rabbım Ehli Tevhidin Resulu Ekrem Efendimizden bu güne değin bozulmadan gelen mertebe ve makam telkinlerinden istifade eylemeyi cümle ümmeti Muhammede nasib eylesin ki onlarında gayretlerindeki artma ile davet olan ezanla manevi davet ile en esfeldekiler dereceten âlâya ve âlâyul âlâdan nasibdar olsunlar.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 73. AYET
وَلَا تُؤْمِنُوا اِلَّا لِمَنْ تَبِعَ دٖينَكُمْ قُلْ اِنَّ الْهُدٰى هُدَى اللّٰهِ اَنْ يُؤْتٰى اَحَدٌ مِثْلَ مَا اُوتٖيتُمْ اَوْ يُحَاجُّوكُمْ عِنْدَ رَبِّكُمْ قُلْ اِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve la tu’minu illa li men tebia dinekum, kul innel huda hudellahi ey yu’ta ehadum misle ma utitum ev yuhaccukum inde rabbikum, kul innel fadle bi yedillah, yu’tihi mey yeşa’, vallahu vasiun alîm.
ZAHİR MANASI : “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
BATIN MANASI : Bu gün dünya üzerinde yücelik ve güzellikler Allah’ı hatırlatan her türlü tecelli Rabbımın olmasına karşın ki ayetle sabittir, nisa 78 sizden iyi bir şey zuhur ederse Allah’tandır buyurmasıyla delilide kendisindedir. Biz bunları gerek dinler arasında görelim yani bir Tevrata inananların bir ilah için yalvarmasında, gerek İncile inananların göz yaşlarını dökmesinde, gerekse Kuran-ı Kerim’e inanların aynı hem Rableri için tek yürek olmaları hem de birbirleri için çırpınmaları aynı yüceliğin ve güzelliğin değişik görüntüleridir, aynı zamanda bir merhamet duygusunu çeşitli insanlardan görmüş olsanız rengi arap olsa ne fark eder beyaz olsa ne fark eder kızıl veya sarışın olsa ne fark eder; aslolan O birin fiil penceresinden seyridir, bizler alışmışız şekillere esmalara takılmaya, bizler birlik ve Tevhid’i ön plana çıkaracağımıza ikilik ve ayrılıklarla bu alemde yaşamayı tercih eylemişiz, ve buyuruyor ki bu haliniz size delil olarak karşınıza çıkarılacağından mı başkalarına bizim inandığımız gibi inanın diyorsunuz halbuki nefsi bilmek akıbetinde zarar olanı bilmektir; ruhu bilmek sizin ve başkaları için faydalı olanı bilmektir; aynı vücut içerisindeki iki duygu iki fikir nasıl mevcut ise işte vücuda yön veren de bunlardan hangilerinin seçilip yaşandığıdır. İyi duygu ve iyi düşünceler tecelliyi ilahiyenin ruh mertebe ve makamlarındaki yaşam götürür; diğerleri ise insanı süfli yaşama götürür bu bu kadar açıktır. Rabbım Ehlinden bir nefis tezkiyesiyle Tevhid şuhud ve yaşamıyla nefisimizi bilip Rabbımızı bilmeyi cümle ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 74. AYET
يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهٖ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ
OKUNUŞU : Yahtessu bi rahmetihi mey yeşa’, vallahu zul fadlil azîm.
ZAHİR MANASI : O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
BATIN MANASI : Allah’ın dilediğine has kılması nedir; dilediği kimdir ki ona has kılar; Hu (amalığı) Allah (uluhiyeti) Hakk (rububiyetinde esma almamış hali) Rab (rububiyetindeki irşad eden esması) Kull (rubbubiyetindeki irşad olan esmaları) Bilinmeyi Murad eden Allah amalığında kendisinden başka bir mevcudun olmadığı haliyle irade murad istek ve zuhura gelişi dilemesiyle bütün bir tasarım en ufak ayrıntılarına kadar hazır ve görünmez iken görünür olmaya başlayacağı dem de idi; şimdi burada Ta kulluğunda hangi esmayı alacağı ve hangi sıfattan insanları en yüce irşad edeceği tesbit edilmiş iken dilediğine Rahmet edeceğini zat yönüyle bilmektedir. Bu gün kulluk mertebesindeki varlıklardan da cemadat olsun nebadat olsun hayvanat olsun insanat olsun en yücesine insan demesiyle en üstün rahmete insanı has kılacağını da bu gün biliyor ve anlıyoruz; peki ya insanlar arasında evvelde hangi sıfatına bunu daha yüce ve en has kılacağını bu günden nasıl anlayabiliriz; bunu da teşbihen haşa Allah bu gün akılda yücelikle zahir ilimlerde üstünlükle insanları irşad edecek bir mazhardan açığa çıksa bilim adamlarından en güzel açığa çıkardı ve en üstün Rahmetine o sıfatları mazhar kılardı, fakat onlarında ilahi ilimlerde eksikleri olacağından daha yüce zuhura geleceği mazharı hem ilimde yüce hem de dini ilahi ilimlerden de nasibini almış olan imamlar önderler cemat tarikat liderlerinden zuhara gelse o sıfatlarını en üstün Rahmetine mazhar kılardı; yine bunlara göre batın ilimlerden de bir soru sorulduğunda o soruları soranları da irşad edebilecek bir sıfat kull mazhar olması gerek ki daha üstün bir Rahmete muhatab olmuş olsun; işte Allah’ın dilediğine has kıldığı ve ilk muradında da tayin ve belli olan bu günde hem ilmi hem dini hem de kesbi ilminin yanında Vehbi ilimle de mücehhez olan bu günkü Hakkel yakin Mürşid-i Kamiller Allah’ın en yüce zuhura gelip insanları en yüce irşad edeceği mazharları sıfatları kullarıdır, esmaları ne olursa olsun beden ve dünyevi göreve ve makamları ne olursa olsun, aslolan onlardaki Tevhiddir, çok yönüyle onlardan Rahmetiyle diğer kullarını nasibdar kılan Allah’dır; Allah uluhiyetindeki adı ve her varlığın butununda olan özdür, vardan var olan bunca varlık işte hem yaradılış olarak Rahmetine mazhar hem de âdemiyet ruhunu taşıyan bu günkü Mürşid-i Kamillerden tahsil ile Rahimiyetinden nasibdar olur ise işte gelecekteki dilediğine Rahmetini has kıldığı kullarından olur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede en kısa zamanda has Rahmetinden nasibdar eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 75. AYET
وَمِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ اِنْ تَاْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّهٖ اِلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ اِنْ تَاْمَنْهُ بِدٖينَارٍ لَا يُؤَدِّهٖ اِلَيْكَ اِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَائِمًا ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِى الْاُمِّيّٖنَ سَبٖيلٌ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ve min ehlil kitabi men inte’menhu bi kintariy yueddihi ileyk, ve minhum men in te’menhu bi dinaril la yueddihi ileyke illa ma dumte aleyhi kaima, zalike bi ennehum kalu leyse aleyna fil ummiyyine sebil, ve yekulune alellahil kezibe ve hum ya’lemûn.
ZAHİR MANASI : “Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.
BATIN MANASI : Özellikle bu ayeti celieye kadar birkaç ayette de dikkatle hep avama cahillere değil üstüne basa basa Kitab Ehillerine hitaben Ehil görünüp de Ehil olmayanların gün yüzüne çıkması ve bu hallerinin yanlış olduğunun izahı için buyrulmaktadır bu ayetler; kim ki ölmeden evvel ölmüş ve kendi varlığını Hakkın varlığı olarak ilimle bilmiş şuhudla görmüş ve yaşamla da kendisindeki öz olan Rabbı ne ise her varlıkta da aynı olana davranışını buna göre düzenleyenler, kendilerini kandırmadıkları gibi başkaları denen ama özde bir olanları da kandırmazlar… Bunlar irfaniyetlerinde eksik olanlara göre daha Ehildirler, çünkü Kitab Ehliyim deyip de hata kusur ve emanete hiyanet dahi yapılıyor ise bu kişinin aynı özdeyken bir olduğu başkası diye kendisinden ayrı gördüğü ve özünün Rabbının varlığı olduğunu unuttuğu için yarım doktorun can yakması yarım hocanın da din yıkması gibi davranışlar sergilemekle islama hizmet etmek yerine zarar vermekte olduklarını bildirmektedir. Günümüzde her imam lider ve önder ve irşadla görevli olan her Kitab Ehli ve Hak Mürşidleri, Rasulu Ekrem Efendimizin Sahabeyi Güzine Evliyaullaha Pilerimize ve bu günkü Hakkel yakin Mürşid-i Kamillere öğrettiği gibi Tevhid tahsillerini yapmadıkça Ehillerin Ehline layıkıyla yakin oldum demesinler. Rabbım bu yakinliği cümle Ümmeti Muhammede unsuriyeti vücutlarını ruhları terk etmeden nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 76. AYET
بَلٰى مَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِهٖ وَاتَّقٰى فَاِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّقٖينَ
OKUNUŞU : Bela men evfa bi ahdihi vetteka fe innellahe yuhibbul muttekîn.
ZAHİR MANASI: Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, şüphesiz Allah da sakınanları sever.
BATIN MANASI: Ve yine tasdiken de buyurmaktaki Rabbım; gerçek sözünün yerine getirilmesidir. Peki bunca Şeriat seviyesinde ve Tarikat seviyesinden ve Ehli Tevhid haricinde İrşadla görevli önderler liderler ve imamlar var; nisa Sûresi 64. Ayetteki gibi bir elçiye gidip tövbe ettimi, ve Tövbesinden sonra Resurullah Efendimizin Tevhid akıdelerine göre yetiştirdiği Sahabeyi Güzine verdirdiği sözlerden verdiler mi, birçoğu elçiyle tövbe etmezken elçisiyle tövbe edenlerden de Tevhid akıde ve gramlarına göre söz verenleri de yoktur. İşte gerçekte budur gerçekten verdiği sözü ve sözü de verdiğinin kim olduğunu bildiği için gerçek sakınanlarda Tevhid Ehilleridir buyrulmaktadır. Rabbım evvela her seviyedeki tüm ihvanı ihvanların kardeşliğince birbirinden istifade edenlerden eylesin ve aynı zamanda da Ehli Tevhidin tahsilince Melamete ermeyi de nasibleri kılsın.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 77. AYET
اِنَّ الَّذٖينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَاَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلٖيلًا اُولٰـئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِى الْاٰخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّٖيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ
OKUNUŞU : İnnellezine yeşterune bi ahdillahi ve eymanihim semenen kalilen ulaike la halaka lehum fil ahirati ve la yukellimuhumullahu ve la yenzuru ileyhim yevmel kiyameti ve la yuzekkihim, ve lehum azabun elîm.
ZAHİR MANASI : Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
BATIN MANASI : Dünya nedir Ahiret nedir. Dünya sizin ten yönünüz, ahiret ise ruhaniyet yönü olan içinizdeki tüm duygu ve düşünceler idrak hafıza hayal ve hissi müşterek yönünüzdür. Sizde mevcut olanlara dönüp baktığınızda içinizde asıl hayatın döndüğünü vücudun ise mutluluk duygusuyla şekli değişerek güldüğünüzü, öfke duygusuyla kaşınızın indiğini ve sair bütün içerdeki yaşantının vücuda yön verdiğini göreceksiniz. Ahir demek son demektir. Sizin ilknizde bir damla olan öz spermdir sonunuzda yine bir atomdur. Şimdi siz bu alemde iken Tevhid akıde ve gramlarıyla yaşamaya söz vermiş ve bu sözden cayarak yine dünya meşgaleleriyle iştigal ederek Tevhidden uzaklaşmış ve ilimden zevke geçememişseniz ahiretteki nasib olan içinizdeki gerçek mutluluğu Rabbınızla gönül aleminde Rahman sıfatından buluşmayı sağlayamadığınızdan bundan nasibiniz olmayacaktır, bu hal dereceten ariften daha irfaniyette alttaki mertebelerde olanlara kadar böyledir. İster Hakikattaki Tevhid Ehli olsun ister Tarikattaki Mürşid ve ihvan olsun isterse de şeriattaki lider imam ve cemaat olsun, kim kendisindeki Rabbını bulmak yerine ruhaniyet ve mana yerine kesreti ve maddeyi tercih etmemiş ve ruha yüzünü dönmek yerine nefsiyle baş başa kalmış ise işte ona gönül alemini dizayn etmek yani ahretindeki mutluluğu sağlamakta nasib olmamış olacak ve böylece Allah’ı bir Sıfattan gönlünde göremeyecek yani Allah onlara bakmamış olacak ve konuşmayacak çünkü o Rahman sıfatını bulup Allah ile o sıfattan görüşmek için; gönlüne koymadığından da konuşmayacaktır Allah onlarla ve böylece de konuşup ta irşad olmadıklarından bilgilenip de nasıl temizleneceklerini daha net Rablarından işitmeyip onu görmediklerinde de temizlenemeyecek ve bu kirlenme gayriyet ve uzak kalmaklada kendi azaplarını bu alemde ve ahretleri olan gönül alemlerinde de çekecek ruhları bedenlerinden ayrılınca da ruhaniyetleri de yine ızadırap çeken bedenlerde de bu azabı çekmeye devam edecektir. Rabbım bir an önce tüm İslam aleminin ve ona gönül verenlerin Resulu Ekrem Efendimizin nuzül yönüyle irşadın Tevhidi ile olacağını bildirdiği ve kendisinin de henüz Kuran-ı Kerim yok iken ikra hitabına Rabbının adıyla okumak zikretmek olan Allah Allah Alllaahh zikriyle muhatab olarak kendisinden zikreden Rabbının da bu zikirle 3 tecellisini bildirdiği ve bu alemde de 3 tecellisinden başka olmadığını gösterek kendisini nasıl Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da Esma alarak Filleriyle zuhura gediğini şerh ederek seyreylediğini idrak edip bu zevklerle zevkidar olmayı tüm Ümmeti Muhamede ve Muhammede ümmet olacaklara da nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 78. AYET
وَاِنَّ مِنْهُمْ لَفَرٖيقًا يَلْوُنَ اَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ve inne minhum le ferikay yelvune elsinetehum bil kitabi li tahsebuhu minel kitabi ve ma huve minel kitab, ve yekulune huve min indillahi ve ma huve min indillah, ve yekulune alellahil kezibe ve hum ya’lemûn.
ZAHİR MANASI : Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.
BATIN MANASI : Bu gün sırf kıratıyla Kuran-ı Kerimi yanık sesle okuyup da ayetlerden kendilerine seçtikleriyle hala öldürmeye fetva verenler arap yarımadasında islamı yaşıyorum deyip de yıllarca o beldelere bir huzur ve mutluluk getiremeyenler dillerini eğip büküp, kalplerini hiç görmeden Kuran-ı Kerimin özü olan şu noktayı hiç grmeden fetva verenleredir hitab; Bir şey size ve karşınızdakine faydalı ise onu yapın o emridir ve ayetlerle sabittir hiç bilmeseniz de; size faydalı karşınızdakine zararlı ise yapmayın, size zararlı karşınızdakine faydalı ise yine yapmayın, size de karşınızdakine de zararlı ise hiç yapmayın; işte böyle bir öz yönüyle Kuran-ı hayatımıza alır isek o zaman dillerimizi eğmeye bükmeye değil kalplerimizi dosdoğru yapmaya talib olmuş olanlardan oluruz. Rabbım cümle Ümmeti Muhamedin gönlüne bu teraziyi ihsan eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 79. AYET
مَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُؤْتِيَهُ اللّٰهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لٖى مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰـكِنْ كُونُوا رَبَّانِيّٖنَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ
OKUNUŞU : Ma kane li beşerin ey yu’tiyehullahul kitabe vel hukme ven nubuvvete sümme yekule lin nasi kunu ibadel li min dunillahi ve lakin kunu rabbaniyyine bi ma kuntum tuallimunel kitabe ve bima kuntum tedrusûn.
ZAHİR MANASI : Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.”
BATIN MANASI : Dünde Hikmet Ehli Mürsel, Nebi ve Elçilerden, Sonrasında bu mesleki Resüllüğün varisi olanlardan Sahabeyi Güzin, Ehlibeyt, Evliyaullah ve günümüzdeki Ehli Tevhidin Hakkel yakin Mürşid-i Kamilleri, aynel yakin ve ilmel yakin olanları, Tarikatların Mürşid-i Kamilleri, Şeritataki bütün Cemaatlerin Önderleri, İmamlarımız ve liderlerimiz ilahi ilimlerle donatılmış olsalar da, bazı bölgelerde ve bazı mürşidlerde Keramet ön planda olmuş olsa dahi asla ve asla unutulmamalıdır ki! Allah Zattır onlar birer sıfattır ve unsuriyetleri fanidir, onlar dilleriyle sıfatlarındaki yüceliği ön plana çıkarıp hakikatteki manasından ayrılınmış bir takvayla yücelik ve güzellikleri kendilerine nisbet etseler dahi… Bütün insanoğluna hitaben Zat olan Allah en yüce Sıfatı mazharı kulu olan Resulu Ekrem Efendimiz mazharından sakin O sıfatlardan tecelli eden Zat’ı bırakıp da Zat olan Allah’ı tecellileriyle Efali İlahiyesiyle zuhurda olan Rabbınızı bırakıp da sıfatlara kull olmayın insan insana kul değil insan insandan zuhura gelen sıfattan kendisini bildiren irfaniyet ve kemalatıyla zuhura gelen Rabbına kuldur. Bunu söylemeleri mümküne değildir diyor Zat dururken sıfatların kendilerine bağlamaları; çünkü Hakikatte Rabıta kişiye mürşide değil Allah’a yapılır, bunun nasıl olduğunu bilmek içinde mutlaka Hakkel yakin Ehli Tevhid olan Mürşid-i Kamile bende olunmalıdır. O sıfatlar diğer kullarına öğüt verir yani o elçilerden Rabbımız diğer kendisindeki Rabbını bilmeyen sıfatlrına nasihat eder sizde Rabbınızı size nasihat ettiğim kullar nasıl buldularsa kelam sarf eylediğim bu kullardan günümüzdeki Hakkel yakin Mürşid-i Kamillerden öğrenin demektedir. Rabbım nasihatlerine kendi anladığımız gibi değil kendi formüllerimizle değil, dün en güzel nasıl Resulü Ekrem Efendimize öğretmiş ise bu günde aynısı gibi öğrenip öğreten Ehli Tevhidden bildirilen haliyle iman edip öğrenmeyi, öğrenip şuhud etmeyi, şuhud edip de yaşamayı da cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 80. AYET
وَلَا يَاْمُرَكُمْ اَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلٰئِكَةَ وَالنَّبِيّٖنَ اَرْبَابًا اَيَاْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ اِذْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
OKUNUŞU : Ve la ye’murakum en tettehizul melaikete ven nebiyyine erbaba, e ye’murukum bil kufri ba’de iz entum muslimûn.
ZAHİR MANASI: Onun size, “Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin.” diye emretmesi de düşünülemez. Siz müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi?
BATIN MANASI : İlah tapınılandır; Ehli Tevhidin imanın mat olduğu; İnanılan inanmak ve inananın birliğini aynı vücutta yaşadıktan sonra; üçüne birden Hakk dedikten sonra geriye yalnız kuvve olan Sıfatlara tecelli eden enerjinin verdiği hissi müştereklerle onların tecelli eylediği; elçiliklerini yapan sıfatların da ayrı ayrı hangisi yalnız başına ilah edinilebilir; asla ve asla ne yalnız vücuddur işaret edilen, nede yalnız ruhaniyet yönümüz olan bu vücudun içerisinde Tecelli ile hisse duyguya ve düşünceye dönüşen Rabbımın bildirdikleridir, bunların her ikisine birden işaret edilir zuhura gelen fillullah’ın ilahi varlığın bir tecellisi olmasıyla hayale ve zanna gerek yoktur görünen ve görünenin sırretinde yaşadıkları ve ikisi birdir; BUNDAN BAŞKA BİR VARLIĞIN VARSA SÖYLE deseler insan oğluna diyecektir ki yok… o zaman vardan var oldu isen sendeki var olanlara bak onlardan aldın var olmak için demek ki bilinmeden öncede Rabbımda mevcut olanlar bunlardan başka değildi, evvelindeki halleri öz olan bir damlanın içerisinde çözünürlüklerinin zerreleriyle vardılar şimdi ise zuhura gelip bu vücutlarla görünür oldular. Rabbım özümüzü de o özün Sırret ve suretlerle her varlıkta nasıl vücuda geldiğini de ve her varlığın vardan var olduğu, görünür değil iken ki özdeki esmasına Allah şimdi görünen ve şekilleriyle esma alan hallerine ise insanların insan esmaları, hayvanların hayvan esmaları, nebadatın nebadat esmaları, cemadatında cemadat esmalarını almalarıyla görünmüş oldular özde vardılar şimdi ise çoğalarak vücuda geldiler, tıpkı sizin 70 kiloluk vücudunuzun bir sperme sığması gibi bunca varlıkta 4 ana damlaya sığmış ve 4 ana damlada evvelde tek damla imiş. Rabbım itikadımızı böylece hayal ve zandan hakikate erdirsin; maddeten de vardan var olmuş o varın içerisinde manasıyla mevcut olanlardır bunca mevcudat; amel bölümüyle de bu idrakla her varlığa yaklaşımın her türlü fillerimize amelimiz, muamelemizde ise gerektiğinde gerektiği farkıyla sıfatlara yaklaşımımız, ahlaken de farklarını fark ehilleri vasıtasıyla uygulayıp güzel ahlakla böylece daim bir yaşamdan ayrılmamaktır esas olan Rabbıma kulluk, Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bu yüzyıldaki idraklar ve yaşamlarla daha nice yüce tecellilerini gelecek nesillerde ve yüzyıllarda dünya zamanıyla her geçen zamanda daha nicesiyle donatarak ihsan eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 81. AYET
وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ مٖيثَاقَ النَّبِيّٖنَ لَمَا اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهٖ وَلَتَنْصُرُنَّهُ قَالَ ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْرٖى قَالُوا اَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُوا وَاَنَا مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِدٖينَ
OKUNUŞU : Ve iz ehazellahu misakan nebiyyine lema ateytukum min kitabiv ve hikmetin summe caekum rasulum musaddikul lima meakum le tu’minunne bihi ve le tensurunneh, kale e akrartum ve ehaztum ala zalikum ısri, kalu akrarna, kale feşhedu ve ene meakum mineş şahidîn.
ZAHİR MANASI : Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.
BATIN MANASI : Burada dikkatle bakıldığında peygamber kelimesi Farsçada olsa elçilerinden söz alıyor ehillere öğrettiği kitabdan ve kendine has bölümdeki hikmetten sonra ehli olmasıyla her bir seviyede bulunanlara tekrar hitaben sizlerden sonra buyurmasıyla bu kez 3. Bir elçi var bakın birsi var 1 diğeri var eder 2 yani sizler; bu kez de sizlerden sonra gelen demeklede burada asıl kast eylediğini zuhura getiriyor 3. ehiller; birinci Ehil Tenzihi imanla Allah Zat yönüyle görünmez diyen Şeriat seviyesindeki ve kısmı tarikat seviyesindekilerdir; diğer ikinci olan ise Teşbihi bir imanla kalan tarikteki kısmıyla esmalarıyla görünen ve Ehli hakikatada evvili olan tahsil demindekilere ilmi teşbihde olanlara göre de Teşbihi bir imanla gelen ikincileri anlatıyor, ve en son diyor ki sizi de tenzih ve teşbihi şeriata ve tarikattakilerin hepsini de doğrulayan TEVHİD’İ İMAN’la gelen Zat yönüyle benzemez Sıfatlarından işiten ve görendir Filleriyle zuhura gelendir, Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da Esma alarak filleriyle zuhura gelendir Rabbım diyenlere Ehli Tevhid olan Hakkel yakin MÜrşid-i Kamillere mutlaka yardım edeceksiniz diyor; bu gün işte Ehli Tevhide hem şeriat seviyesindeki yücelik ve güzellikle yaşayanlar hem de Tarikat seviyesindeki ve ilmi tevhiddekiler yardım edeceklerdir diyorlar; işte islamiyette ve müslümanıkta gerek şeriatı evvelde gerekse şeriatı saniyede hep ayetle sabit olan sizden zuhura gelen yücelik ve güzelliğin derecesi ne olursa olsun Rabbımındır ve Rabbımın olan her güzellik ve yücelik kendisinde olmayan zuhura getirilmemiş olan sıfatın eksiğidir, birbirleriyle şeriattaki insanlar tarikattakiler ve hakikat ehilleri birbirlerinden eksiklerini tamamlayarak müminler yalnız kardeştirin manası olan kardeşliği yücelik ve güzelliklere mazhar olanlar birdir’in idrakıyla göstermektedir. Rabbım bu kardeşliği günümüzde tek niyet olan Zata hizmet üzerine inşa edip bu günden sonra esma ve sıfatlara ayrılmak değil özde birlik ve sözde ve fikirde ve hizmette birlik üzerine inşa eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 82. AYET
فَمَنْ تَوَلّٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
OKUNUŞU : Fe men tevella ba’de zalike fe ulaike humul fasikûn.
ZAHİR MANASI : Artık bundan sonra kim yüz çevirirse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
BATIN MANASI: İşte birbirinizden istifade eder hale geldikten sonra Şerit seviyesindekiler Tariki ve Hakikatteki eksiklerini tamamlayınca; Tarikat seviyesindekilerde var ise şeriat eksiklerini ve hakikatteki eksilerini tamamlayınca, Hakikat seviyesindekilerde Var ise ilmide olsa tarikat ve şeriattaki eksiklerini tamamlayınca her biri görecekler ki tüm yücelik ve güzellikler gerçekten Allah’ın mış; biz bunca zaman hep birbirimize ve nefsimizle yaşayarak kendimize zulmetmişiz. Bunu da ilmin ötesinde şuhud ve idrakla anladıktan sonra yaşamla da daim kıldılar mı o zaman bundan sonra bu hakikatten dönenlere atık bildikleri halde yoldan çıkanlardır buyuruyor; halbuki asla inkar edilmeyen ve baki olan Allah’ın Resulu Ekrem Efendimizden de yaşadığı tüm mertebelerdeki güzelliklerin her bir mazhardan zuhura gelebileceğidir. Rabbım gönül verenlere ve gönül verenleri sevenlere ve onlardan sonra gelip aynı yolda gidenlere de ebediyen bunları nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 83. AYET
اَفَغَيْرَ دٖينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُ اَسْلَمَ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
OKUNUŞU : E fe ğayra dinillahi yebğune ve lehu esleme men fis semavati vel ardi tav’av ve kerhev ve ileyhi yurceûn.
ZAHİR MANASI : Göklerdeki ve yerdeki herkes ister istemez O’na boyun eğmişken ve O’na döndürülüp götürülecekken onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar?
BATIN MANASI : Ruh mertebelerini yaşayan 7 çeşit insan ve nefis mertebelerini yaşayan 7 çeşit insan ve hepsine vakıf olan 15. Çeşit insan olan Mürşid-i Kamiller vardır. Bu insanlar gibi yaklaşık hemen hemen aynı hayatları yaşayanlar isteseler de istemeseler de; subut sıfatlara muhtaç olduklarından ve bu subut sıfatların sahibi olan Tecelli eden olan Zatada muhtaç ve bağlı olduğundan istese de istemese de boyun eğmiştir, yani şu idrakla boyun eğmiştir. Sen bende Tecelli etmesen ben diye bir varlık olmazdı ve hay ve diri, ilimle donatılmış işiten ve gören ve konuşan olmazdım, diyorlar deseler de demeselerde anlayana bu mesajı veriyorlar; döndürülüp götürülme olan idraksızlıktan idraklılığa, tenzihten teşbihe ve tevhide doğru, esfelden âlâya doğru bu alem Rabbımın seyri üzere götürülürken, ki Zat halinde iken bilinmeyi muradıyla görünmeyi ve olunmayı da irade gösteren Rabbım Zatında en âlâ iken ve insanda en yüce yarattım ve esfeli safiline indirdim aşağıların aşağısına der iken niyeti esfele indirdim âlâya yükselişi ve sonsuzluğum olan âlâ’yül âlâ olan Zatımı seyre devam edeceğim demektir. Böylece her şey dediği sıfatlarında idraklarının ilk Zatındaki idraklılık haline döneceği ve bu aleminde buna şahid olacağıdır, bu gün her nekadar 7 milyar yıl geçmiş ve tenzihten yeni yeni teşbihe geçilmekteyse insanoğlu bir gün layıkıyla tevhidi ve en zevkli bir hayat ile kendisinden zuhura gelen Rabbını fiilleriyle icraat ve işleyişindeki kusursuzlukla sübhanlığıyla da görecektir, kendisinden kendisine. Böylece de hitaben idraksızlara diyor ki Allah’ın dini olan din nasihattır din nasihattır din nasihattır dediği, 3 nasihattan başka nasihatmı arıyorsunuz, gidin ehline öğrenin 1. Nasihat bu filler sizin değil, 2. Nasihat bu sıfatlar sizin değil 3. Nasihat bu vücut sizin değil, iyice anlayın şuhud edin ve diğerleri içinde bunun böyle olduğunu anlayıp birbirinize öyle yaklaşın diyor. Rabbım Tevhidi Ehli olan Hakkel yakin bir Mürşid-i Kamilden tahsil ile samimiyet ve ihlasla daim yaşamayı ve aynı neşe üzere bu bedende iken bedenen zevkiyab bedenden ayrılınca da ruhen aynı zevkiyab üzere daim kılsın Rabbım sıfatlarını kullarını mazharlarını.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 84. AYET
قُلْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَا اُنْزِلَ عَلٰى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَا اُوتِىَ مُوسٰى وَعٖيسٰى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
OKUNUŞU : Kul amenna billahi ve ma unzile aleyna ve ma unzile ala ibrahime ve ismaile ve ishaka ve ya’kube vel esbati ve ma utiye musa ve isa ven nebiyyune mir rabbihim, la nuferriku beyne ehadim minhum ve nahnu lehu muslimûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.”
BATIN MANASI : Deki diyor Allah’ı idrak ettim amalığından Uluhiyetine, Uluhiyetinden Hakk ve Rububyetine, Rububiyetinden de bu günkü Sıfatları mazharları kullarından İrşad ve terbiyeyi yapandır Rabbım de diyor. Ve dünden bu güne Evellede Resulu Ekrem Efendimiz ve Sahabeyi güzinden ve tüm Evliyaullahtan ve bu günkü Mürşid-i Kamillerden de aynı irşadını bu günde yapan Rabbımdır ve hiç birini de diğerinden ayırmayız demesi elçilik yönüyledir ve böylece her bir sıfat kull mazhar ayrı değil ve elçidir. Fakat görev ve dereceten de ayrılık yani fark da üstünlük ve görev yönüyle mevcuttur ama elçilik yönüyle yine bu günde Hakkel Yakin bir Mürşid-i Kamile gitsen Nisa Sûresi 64. Ayetteki ilk gün ki gibi tövbeni elçiyle yapar ve Tevhide dahil olursun. Rabbım bu günde diğerlerinden ayrıt edilmeyen elçilik yönüyle aynı görevle görevli olan Hakkel yakin Mürşid-i Kamillerden istifade eylemeyi tüm insanlığa nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 85. AYET
وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ دٖينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِى الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
OKUNUŞU : Ve mey yebteği ğayral islami dinen fe ley yukbele minh, ve huve fil ahirati minel hasirîn.
ZAHİR MANASI : Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
BATIN MANASI : İşte gerek Şeriat gerekse Tarikat gerekse bu alemde hangi din ve inançlara mensub olur ise olsun bu günkü İsrail oğullarına bile geçmişte samuel peygamber gelipte eğer Tevhid-i anlatmış ise bu gün tek teslimiyetin yol ve formulleri bunca Enbiya ve Evliyanın da tahsil eylediği Tevhiddir. İslam demek teslim demektir. Ehli olan Hakkel yakin bir Mürşid-i Kamile teslim olmadan o mazhardan istifade etmeden ve din nasihattir din nasihattir din nasihattir’in 3 kez söylenen bu 3 nasihatin neler olduğunu; bu filler senin değil Fena-i Efal bu sıfatlar senin değil Fena-i Sıfat ve bu vücut ve bunca vücut hiç birisi kendisine ait değil’i idrak en büyük nasihat olan Bilenden öğrenilerek Sendeki Rabbına sen dediğini teslim etmek ve O zat ile bu sen dediğin Sıfatın Tevhid olduğu yani zaten bir olduğuyla da bir’i anlamak görmek ve yaşamaktır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 86. AYET
كَيْفَ يَهْدِى اللّٰهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ اٖيمَانِهِمْ وَشَهِدُوا اَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Keyfe yehdillahu kavmen keferu ba’de imanihim ve şehidu enner rasule hakkuv ve caehumul beyyinat, vallahu la yehdil kavmez zalimîn.
ZAHİR MANASI: İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.
BATIN MANASI : Bu vücut ülkesinde bunca hakikatin sizde ve sizden gayri tüm varlıklarda ve tüm alemde aynı nizam ve düzen üzerine her varlığın özünde Allah mevcut olup o özün vücuda geldiği yerde Sıfatına tecelli eylemiş ve o sıfatın tür ve cinslerine göre şekil ve mevcudiyetlerine göre de Esma alarak Filleriyle zuhura gelmiştir. Bu hakikatlere şahid olduktan sonra inkar eylemek kendi kendisini kandırmaktır ki buda bile bile unutmak bile bile unutarak su içmek olamayacağından en büyük çelişki olan kendi kendine tutarsızlıkla bütün kalelerini yıkmış iman ve itikad kaleri de yerle bir olunca yol olan ise yordam olamayacak hal almış olacaktır; Rabbım bile bile inkar edenlerden asla kılmasın Ümmeti Muhammedi ve ona az bir idrakle dahi iman edip inananları da.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 87. AYET
اُولٰـئِكَ جَزَاؤُهُمْ اَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللّٰهِ وَالْمَلٰئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعٖينَ
OKUNUŞU : Ulaike cezauhum enne aleyhim la’netellahi vel melaiketi ven nasi ecmeîn.
ZAHİR MANASI: İşte onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır.
BATIN MANASI: Bir önceki hal en esfel ve en kötü niyetin vücut giydiği bir haldir ki vakıf olup yalanlamak, cahilin kılıcıyla değil, kötü niyetli alimin kılıcıyla karşıkarşıya kalmaktır ki bu hale bürünenler en esfel ve en aşağı hal olan emmaredeki en yırtıcı hayvan sıfatına haiz halde olanların halleridir. Zaten insanların meleklerin ve Allah’ın derken, nefis mertebelerinden kurtulup ana dahil olanlara insan, ruh mertebelerini kat edenlere melekleşmiş, bunların tümüne vakıf olunan makama ise Ahadiyet uluhiyet ve dolayısıyla Allah’ın makamı denir; işte bunlarda en esfelin zaten üzerindedir, laneti ise bir daha bu halde ısrar edenlere idrak edip geri dönmek nasibini de kapattıklarındandır. Çünkü alışkanlıklar nasıl yaşamda devamlılıkla yerleşiyor ise; esfel yaşam halleri de ısrarla yerleşmektedir. Böylece bu haldekinleri de dolayısıyla esfelde bırakacaktır, taki idrak edip geri dönme isteğinde bulunup amel edip ısrarla devam edene dek. Rabbım süfli nefse sahib alimlerden muhafaza buyursun.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 88. AYET
خَالِدٖينَ فٖيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
OKUNUŞU : Halidine fiha, la yuhaffefu anhumul azabu ve la hum yunzarûn.
ZAHİR MANASI : Onun (lânetin) içinde ebedî kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez, onlara göz açtırılmaz.
BATIN MANASI: Bu halde olanlara göz açtırılmaz; yani bunlar görmek olan şuhuddan yoksun kalırlar; şuhud edemeyen idrak edemeyenler cehaletten irfaniyete çıkamayacağından azapları olan idraksizlik ve irfaniyetsizlikle eziyetlerini hem bedenen hem de ruhen çekerler; çünkü bilinmeden görülmez görülmeden de olunmaz, bunun içinde anlamak şuhud etmek ve idrak edip yüzünü tekrar dönmek gerekir; Rabbım Tüm ümmeti Muhammedi 8 cennet olan 8 subut sıfattan mahrum bırakmasın 1 sıfat olan ilim sıfatını çekince nasıl ki diğer bütün sıfatlar karanlıkta kalır işte bu yüzdendir ki cennetler 8 cehennemler ise 7 olmuş olur; Rabbım ümmeti Muhammedi idraksiz yaşamaktan muhafaza buyursun.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 89. AYET
اِلَّا الَّذٖينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ OKUNUŞU : İllellezine tabu mim ba’di zalike ve aslehu fe innellahe ğafurur rahîm.ZAHİR MANASI: Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.BATIN MANASI : Bunca tahsil talim ve yaşamdan sonra bu ilmini süfliyette kullanıp inkar ve inkarıyla diğerlerine de zarar verenler, bir an bir gün bir zaman gelirde bu yaptıklarından tekrar nedamet duyar ise, işte o pişmanlık duygusu kalpteki ızdırap olarak vücuda sinyaller gönderir, özümüz olan bir spermin fiziki maddeten içeriğinde ise tüm hissiyat ve mana ile donatılarak vücuda gelmesiyle kocaman bir vücut olan bu varlık; tırnaktan saç teline kadar aynı özün vücuda gelmesi ve aynı enerji ve dirilik ile tecelli olan hareketiyle vücuda mesajlar vermektedir, işte bu gönülde hissedilen nedamet duygusu da tecelliye dönüşerek evvela his sonra duygu sonrada beyne mesaj olarak düşer ve vücuda tekrar yeniden bir emirler aleminden olan emri ilahiyi bildirir; ve mesajda şudur bu halin hiç hoş değil eski ruha bakan yüzünle yaşar iken bu nefse dönük yaşaman sana çok üzüntüler yaşattı artık geriye dönmelisin, fikrini beyne iletir beyinde bunu bütün vücuda tebliğ eder, tüm sıfatlar işte bu cüzül zat olan özün söze geldiği vücutta emri emirler aleminden almış ve Sıfatlara vermiştir, artık sıfatlara düşen yüzünü zata dönmek ve işlenen ameller ile de açığa çıkacak olan fiilullahın düzelmesi olacaktır dolayısıyla da buna bağışlanma denir, yani tecelliye cevap vermek mesajı mesajla yanıtlamaktır. Rabbım bu vücut ülkesinde aşkı ilahi ile hem âdeme hem de âleme aynı akım ve elektriklenme ile bu enerjiyi yayarak en güzel mesajlarını bildirip bütün gönülleri aşkı ilahisi üzerine dizeyn etmeyi bütün fikirleri Zata hizmet ettirecek fikre sokmayı en kısa zamanda Muhammedi gönüllere bu tecellileriyle görünmeyi ve görmeyi ihsan buyursun.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 90. AYET
اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا بَعْدَ اٖيمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَاُولٰئِكَ هُمُ الضَّالُّونَ
OKUNUŞU : Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
ZAHİR MANASI : Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
BATIN MANASI : Bu ayeti kerime yine tekrarı olan iman ettikten sonra inkar edenlere bir önceki ayeti kerimede tövbe edip düzelenleri müstesna derken; özellikle neden tekrar inkarda ileri gidenler diye hitab etmektedir; işte asıl buradaki bildirmek istediği ortaya çıkmaktadır, bunu evvela bir hata olarak yapmış olabilirsiniz inkarınızı hatta süfli ilimde yükselerek bilerekte yapmış olabilirsiniz, imana karşı planlı cephe almakla; amma diyor bu halinizden de gerçekten farkında olarak bu hal kötüdür deyip de samimiyetle vazgeçtikten ve nedametle bu son dercesine vazgeçtikten sonra tekrar geriye dönerseniz işte bu kez kendinize ve dolayısıyla aynı vücutta olan Rabbınıza karşı samimiyet kalenizi yıkmış olursunuz ki! işte o zaman asıl tövbeleri kabul olmaz denen artık bir daha nedamet duysanız da içinizden size gelecek hitab bu ne samimiyetsizliktir olacağından, ilk tövbeniz gibi artık karşılık alamayacaksınız. Kişi kendi kabulleniş ve yaşamını kendisine karşı davranışlarıyla belirler buda Rabbı ile aynı butunda olmasındandır, kendisini kandırmaz ise Rabbını kandırmmış, kendisine samimi ise Rabbına samimidir, kendine yalan söylemezse Rabbına söylememiştir, kendisine inancı tam ise Rabbına imanıda tamdır. Böylece hem zayıflayan ve kabul derecesi çok düşen bir hali buyurmakta hem de sen ayrı Rabbın ayrı değildir’e ışık tutmaktadır ayeti kerime; Rabbım en önemlisi irfaniyetsiz de olsa avamında bileceği kendisine samimi olmasıdır, ariflerinde zaten bildiği kendisindekine samimi olmakla O’na layık kul olmuş alacağıdır, Rabbım samimiyetten ve ihlasla amel işlemekten cümle ümmeti Muhammedi uzak kılmasın.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 91. AYET
اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ اَحَدِهِمْ مِلْءُ الْاَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدٰى بِهٖ اُولٰـئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرٖينَ
OKUNUŞU : İnnellezine keferu ve matu ve hum kuffarun fe ley yukbele min ehadihim mil’ul ardi zehebev ve levifteda bih, ulaike lehum azabun elimuv ve ma lehum min nasirîn.
ZAHİR MANASI : Şüphesiz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
BATIN MANASI : Son halleriyle idrak ettikten sonra yeniden kendi samimiyet kalelerini yıkıp da inkar edenler ve geri dönemeyecek olanlar vardı ya işte onlar unsuriyet vücutlarından ayrıldıktan sonra kendilerini yaşatan gönüller kendilerinin yer bulabileceği kendi halleri gibi olan vücutlardır, her varlıkta bu alemdeki öz aynı terkibiyle mevcuttur, ben neysem öz olarak karıca da aynıdır, fakat son demlerimdeki kabımla sıfatımla öze söz olan icraatlarımla şekil alan ben neysem yine aynı kab ve kabiliyetlerin olduğu cehalet ve samimiyetsizliklerin olduğu vücutlarda aynı tecelli devam edecektir. Bu elem dolu azap böylece devam edecektir. Bunca haliyle alim olup da sonunda samimiyetsizlikle bulunduğu yola ve Rabbına söz getirdiyse eğer, kab olarak altın gibi dursa da dünya vücuduyla avamın altını olsa da hakkın mihenk taşıyla ölçüldüğünde pul kadar değeri kalmamıştır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun bu hale düşmekten.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 92. AYET
لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَیْءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِهٖ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Len tenalul birra hatta tunfiku mimma tuhibbun, ve ma tunfiku min şey’in fe innellahe bihi alîm.
ZAHİR MANASI : Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.
BATIN MANASI : Gerek önceki ayeti kerimelerde olsun birçok kez nefse geri dönmüş olunsada; gerekse şimdiki idraklarda olsun, sevdiklerimiz olan evveli sevilenler nefsin istekleridir, nefsin isteklerini ifna etmedikçe yani onlardan fedakarlıkta bulunmadıkça onların yerini alacak olan iyilik denerek teşbih edilen ruhun sevgilerine hakkın rızasına Allah’ın istediklerine eremezsiniz. Yani birliğe erip bu mazahrdan Hakkı zuhura getiremezsiniz buyrulmaktadır. Tıpkı bir bardak misali içinden her ne dökülürse yerini bir yenisi alır yani suyun boşaldığı yere dolan hava gibi, bu vücut ülkesinde de nefsin filleri azaldıkça onların yerlerine ruhun tecellileri ruhun filleri dolduracaktır. Rabbım cümle insanlığa yüzünü nefisten ruha dönmeyi ve o demden sonra ruhun istek ve arzularıyla yaşamayı ihsan eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 93. AYET
كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِـلًّا لِبَنٖى اِسْرَایٖٔلَ اِلَّا مَا حَرَّمَ اِسْرَایٖٔلُ عَلٰى نَفْسِهٖ مِنْ قَبْلِ اَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرٰيةُ قُلْ فَاْتُوا بِالتَّوْرٰيةِ فَاتْلُوهَا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ
OKUNUŞU : Kullut taami kane hillel li beni israile illa ma harrame israilu ala nefsihi min kabli en tunezzelet tevrah, kul fe’tu bit tevrati fetluha in kuntum sadikîn.
ZAHİR MANASI: Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakub’un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helâl idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun.”
BATIN MANASI : Tenzih idrakı bildirilene kadar her gıda yani ruhunuza akıl ve fikrinize sunduğunuz her düşünceyi düşünmek ve ona inanmak serbest idi. Ne zamanki Allah bu varlıklara benzemez Zat yönüyle bu varlıkların hiç birinin misli değildir dendi; o zaman anlaşıldı ki ayı görüp aya, güneşi görüp güneşe, yıldızları görüp yıldızlara vesair bütün mevcudata Rab denmesinden böyle bir idraktan bu düşüncelerle beslenmekten vaz geçilmesi gerekliymiş. Evvelde bunları düşünmek serbest yani helal iken, şimdi anlaşıldı ki bu vücut içerisine kişinin kabullenişiyle artık fikirlerini değiştireceği telkni de kendisi yapacak ve artık öyle düşünmesine zihninin izin vermeyecekmiş. Bu kaide zamanı gelince teşbihi sıfatlarından onu seyir varmış düşüncesini de yine insanlar kendi zihinlerine innadıkları nisbette gerek ehlinden öğrenerek gerekse öğrenenlerden işttikçe telkin edecek ve vücutları öyle idrak ederek zevkle seyredecekler, daha sonraları da Zat yönüyle benzemez bizim gibi sıfatlardan işiten görenmiş ve Birmişsiz yani Tevhid idrakı olarak Bir demek bereber demektir. Hiçbir varlıkla Zat ayrı değilmiş olduğu idrak edilecek ve daha üstün zevk ve mutlulukla bir yaşam zuhura gelecektir âdemde ve Alemde. Rabbım Tevhid-i idrak ve yaşamını en kısa zamanda islamla müşerref olan tüm beldelere ve insanlara ve diğer bütün hayat sahibi olanlara ulaştırsın inşallah.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 94. AYET
فَمَنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَاُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
OKUNUŞU : Fe meniftera alellahil kezibe mim ba’di zalike fe ulaike humuz zalimûn.
ZAHİR MANASI: Artık bundan sonra Allah’a karşı kim yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
BATIN MANASI: Artık Zat yönüyle benzemez olan Rabbıma yalan uydurmak olan teşbihen her hangi bir varlığa Rab Hakk Allah ve yahut Hu benzetmesiyle uydurmada bulunulursa bu idrak vücuda ve çevresine karşı kendisine yapılacak en büyük zulüme muhatab olma hatta canına bile kast edilme derecesinde bir zulümde görebilir, Batıni zulüm olan irfaniyetsizlik ve kemalatsızlıkta batınen en büyük zulümdür bu nisbiyet ile kişi bunu kendisine yapmış ve şirke gitmiştir. Rabbım bu hallerden cümle Ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 95. AYET
قُلْ صَدَقَ اللّٰهُ فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ
OKUNUŞU : Kul sadekallahu fettebiu millete ibrahime hanifa, ve ma kane minel muşrikîn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Allah, doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
BATIN MANASI : Artık bilin ve söyleyin ki ve yaşayın ki; Allah İbrahim A.S’ın atası olduğu ve bunca Enbiya ve Evliyanın da tahsil üzere yetiştiği; Allah’a vuslatta en kısa ve öz tahsil olan Tevhid’in kaideleriyle Zat yönüyle tenzihen benzetmeyin Allah’ı benzemez deyin, Teşbihen de O’nun esmasını hiç bir varlığa tek başına vermeyin en güzel izah olan her varlığın özü Zatı Allah’tır o sıfat da esması değişse de O’nun sıfatıdır ama esma şekil değişmesiyle mutlaka değişir; aslolan da işte zat ve sıfatın bir olduğudur Tevhiddir. Zatından Sıfatına sıfatından da hangi cins ve tür ve şekildeki sıfatsa o esmayı alarak filleriyle zuhura gelendir O. Rabbım idraklarımızı dilediği layık kullarının idrakları ve yaşamlarımızı da yine Habibi Halili ve makbul kullarındaki yaşamları gibi kılsın inşallah.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 96. AYET
اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذٖى بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : İnne evvele beytiv vudia linnasi lellezi bi bekkete mubarakev ve hudel lil âlemîn.
ZAHİR MANASI : Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir.
BATIN MANASI : Zahiren Mekke şehrinde ve taşdan mabed olan kabe, batınen insan vücudunda gönül kabesi gönül mescididir. Asıl ziyaret orada Rabbınla Rahman sıfatından buluşup görüşmekle olur. Çünkü bu alemde bunca ayet bunca kelam bunca Allah’ı bildiren tüm tecelliler ve izahlar hepsi gönülden gelen tecellilerle kelam sıfatıyla vücuda gelmekte ve Kendisini anlatmaktadır. Kuran-ı Kerimde Rahman sıfatı olan Resulu Ekem Efendmiz mazharından Rabbımın bildirmesi gönüle tecellisiyle kelama gelen tüm delillerle kendini bildirmesidir. İyiliği emredip kötüden uzak durmakla, nefsini bildirerek ruhu bilmeyi göstermekle hep kendisini anlatmaktadır. Bu yüzdendir ki asıl ziyaret kabeye takliden yapılırken canlı Gönülgâhları olan Mürşid-i Kamillere gitmekte kabeyi ziyarettir. Taşdan mabettede bulamadığı izahları ve sorularının cevaplarını canlı mabet olan Kamil Mürşidlerde bulmaktadır insanoğlu. Böylece bütün alemlere; her bir insanoğlu birer alemdir, onlara canlı Rahmetini de böylece Mürşid-i Kamillerden dökülen inci taneleriyle Kevser ırmağının nasibleriyle ilmi ledünlarla nasiblendirmektedir. Rabbım mazharı olan Mürşid-i Kamillerden bildirdiği Tevhid ölçüsü üzere özel tahsili olan ilmi ledunuyla nasiblenmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 97. AYET
فٖيهِ اٰيَاتٌ بَيِّـنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰهٖيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًا وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَبٖيلًا وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِىٌّ عَنِ الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Fihi ayatum beyyinatum mekamu ibrahim, ve men dehalehu kane amina, ve lillahi alen nasi hiccul beyti menistetaa ileyhi sebila, ve men kefera fe innellahe ğaniyyun anil âlemîn.
ZAHİR MANASI: Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.)
BATIN MANASI : Oruç tutmadan namaz kılınmaz, namaz kılmadan hac edilmez, haccetmeden zekat verilmez, zekat vermeden de kelime-i şehadet getirilmez; bunlar zahiren sıraları böyle olmamasına rağmen hakikatte neden böyledir. Oruç rucu etmektir, yükselmeden ikilikten birliğe ermeden biri bilmeden namaz olan miraç olan Rabbınla görüşme olamaz, Rabbınla görüşmeden hac olan ziyaret gönüle girmek onu gönlünde daim ziyaret etmek olmaz, bu ziyaretlerde zengin olanın senden zekatını Batıni nimetini sunması da olmadan bütün bunlara şahidlik edilemez, böylece görülmektedir ki şahidliğin takliden dille değil şuhuden yaşamla en son hakikatiyle olduğudur, ve bu ayetteki Tevhidin bize sunduğu hakikat sırasıyla İbrahim olup gönüle girmek olan haccı bütün insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkı olduğu görülmektedir. Yani hakkel yakin bir tevhid ehline intisab edecek ondan kendisi nasıl öğrendiyse gönlünde Rabbını bulup onunla görüşmeyi ve verdiklerini zekaten insanlara nasib kılmayı senin mazharından nasıl yapacak ve bunada şahid olunacaksa işte bu günde bütün dünyaya ve aleme seslenerek bu Allah’ın sizin üzerinizdeki hakkıdır; bu borcunuzu ödemek ancaksın sizin selametinizi getirecektir çünkü böylece asıl hizmetiniz olan benim bilinmeme irade gösterdiğime muradıma layık kullar olabilirsiniz buyurmaktadır. Rabbım ehlinden bir tahsil talim ve yaşamla üzerimizdeki hakkını ödeyip ona layık kul olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 98. AYET
قُلْ يَا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ شَهٖيدٌ عَلٰى مَا تَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Kul ya ehlel kitabi lime tekfurune bi ayatillahi vallahu şehidun ala ma ta’melûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Ey kitab ehli! Allah, yaptıklarınızı görüp dururken Allah’ın âyetlerini niçin inkâr ediyorsunuz?”
BATIN MANASI : Ey tevhide ehil olanlar deyin ki; Tevhid tahsiliyle Zatınızın Zatı sıfatım dediğinizin sıfatı olduğunu bildiğimiz halde sizin kulağınızdan duyanın O, gözünüzden görenin O, dilinizden işitip gördüklerini ruhen dillendirince doğrularıyla O, söyler iken, siz neden nefsen dillendirip de hakikatının dışında gördüğünüz ve işttiğinizin dışında bir söylemle kelamla yaşıyorsunuz, sizde gördüğünüzü gördüğünüz gibi, işittiğinizi işittiğiniz gibi dillendirsenizya; Allah sizi sizinle bilmekte, başklarını da onlardaki halleriyle bilmekte iken; bunca delil ve hakikatı aslınızın O olduğunu Sıfatım dediğinizin onun bir sıfatı olduğunu neden bunca delili inkar ediyorsunuz da kendinize varlık veriyorsunuz, bu halinizden diyor ne zaman vazgeçeceksiniz, bu kadar açık ve net bildirildiği halde halde neden nefsinizle birliktesiniz; Rabbım bildirdiği tevhid hakikatleri üzere ehlinden tahsil talim ve yaşamıyla akıde ve gramlarıyla şuhud ve Rabıtalarıyla daim Birr olarak yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 99. AYET
قُلْ يَا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاَنْتُمْ شُهَدَاءُ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Kul ya ehlel kitabi lime tesuddune an sebilillahi men amene tebğuneha ivecev ve entum şuheda’, vemallahu bi ğafilin amma ta’melûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Ey kitab ehli! (Gerçeği) görüp bildiğiniz hâlde, niçin Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermeğe yeltenerek inananları Allah’ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
BATIN MANASI : Bazı insanoğlu kendi menfaatleri ve nefsine hoş gelen makam ve mevkileri için gerek Mürşidlik mertebelerinde dahi olsa cematinden Tarikatine değin, insandan en son kaybolan benlik duygusunun ıspatıyla da bilinen ve görünen bu hal, Allah’ın yolunu süfli eğerilikle değil, ulvi eksikliklerle Tevhid akıde ve gramlarıyla 7 noktanın alt alta gelmesiyle bir elif olan hakikati tevhidle bildirmek yerine kulağı başın üstünden aşırdığı eliyle diğer kulağını tutmayı bildirmesiyle gerçeği bildireceği yerine kendi başındaki düşünceleri işitsinler için kolayca uzatıp Hakk kulağını tutmak yerine dolanıp da halk kulağını tutturanlara hitaben unutmayın ki diyor Allah Muhammed ve muhammediiler mazharından sizin yaptıklarınızı bilmekte ve görmektedir. Gelin diyor Bunca Enbiya ve Evliyanın da tahsili olan Tevhid tahsiliyle nefis tezkiyesi ve vuslatınızı en kısa zamanda Tevhidle yapın ve size sizden yakın olan Rabbınızı Zatınızı nasıl sıfatına tecelli ederek sıfatından da esma alarak fillerle zuhura geldiğini görün diyor. Rabbım Resulu Ekrem Efendmize ve ondan sonrada aynı tahsili bildirdiği gibi öğrenen ve bildiren Sahabeyi Güzine ve bu güne değin elden ele dilden dile gönülden gönüle Kevser ırmağının damlalarını aşk şarablarının tadıyla kulaklardan gönüllere akıtan bunca yek gönülün tariflerine uyalım her bir Hakkel yakin Mürşid-i Kamilden bildiren hakikatı muhammediyesi ile muhammedden bildirdiği hakikatlerin aynılarıyla bu günde Hakkel yakin Mürşid-i Kamillerden bildirmektedir. Rabbım ehlinden sıdk ile samimiyet ve ihlasla bildirilenleri bilmeyi şuhud etmeyi ve şuhud ettiklerimizle de daim yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 100. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنْ تُطٖيعُوا فَرٖيقًا مِنَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ يَرُدُّوكُمْ بَعْدَ اٖيمَانِكُمْ كَافِرٖينَ
OKUNUŞU : Ya eyyuhellezine amenu in tuti’u ferikam minellezine utul kitabe yeruddukum ba’de imanikum kâfirîn.
ZAHİR MANASI: Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.
BATIN MANASI : Zat yönüyle her varlığın özü olan Allah’ın bunca Sıfata Tecellisini ve bunca sıfattan esma alarak filleriyle açığa çıkışı olan Tevhidini yani Zat Sıfat ve Efalin bir olduğunu Zat ayrı yerde Sıfat ayrı yerde Fiil ve zuhurat ayrı yerde olmadığını bildirmek için bunca farklı anlatım ve izahları gerek cemaatleşerek gerek fırkalarla ayrı ayrı guruplaşarak gerekse farklı tarik esmalarıyla guruplaşarak gerekse imam isimleriyle önder ve lider isimleriyle ayrı ayrı izah için farklar yaratanlar; bu farklarıyla kendi izah kitablarını risalelerini ve tefsirlerini sunanlar; bu hakikati kendi vücutlarında bulup Tevid tahsil talim ve yaşamıyla varlığını ifna ile aynı varlıktan zuhura gelen Rabbını zahir görenler bilerek ve görerek iman edenler…. Bu deme değin dereceten esfelden alaya Rabbını suhuf ve izahlarla bildirenlere uyup da hakkel yakin olan bu hakikatinizden uzaklaşmayın yoksa birlikten ikiliğe dolayısıyla Tevhidden tefrike tefrikten de kufre girer ve örtücü olan hakikatleri örtmeye başlar ve örtücü yani kafir olursunuz buyrulmaktadır. Dolayısıyla verilen mesaj ise bu metinin sonundan başına gitmek olan örtücüler bırakın bu hakikati idraksızlık ve anlaşınızdaki eksiklerle örtmeyi ehlinden bu hakikatleri Tevhid üzere tahsil edin ve biran önce yaşama geçin buyrulmaktadır. Rabbım nasibkar eylesin yolunda olan cümle islamı mübini.
