Cum. Nis 3rd, 2026

AL-İ İMRAN SURESİ (151.-200. AYETLER)

ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 151. AYET


سَنُلْقٖى فٖى قُلُوبِ الَّذٖينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَا اَشْرَكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهٖ سُلْطَانًا وَمَاْوٰیهُمُ النَّارُ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِمٖينَ 


OKUNUŞU         : Senulgî fî gulûbillezîne keferur ruğbe bimâ eşrakû billâhi mâ lem yunezzil bihî sultânâ, ve meé’vâhumun nâr, ve bié’se mesvez zâlimîn.

ZAHİR MANASI: Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştuklarından dolayı; inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür.

BATIN MANASI: Bu güne değin varlığı kendisine nisbet edenler, vücut ülkelerinde tecelli eden duygu ve düşünceleri kendileri sevk etme gücüne sahib olmayanlar, maddi çıkar uğruna, nefislerinin kendilerinde hakim kıldığı dahası ve dahası uğruna aleme zulum edenler, barış yerine savaşı destekleyenler, ekmeği paylaşmak yerine iki tarafada silah temin edip nefsi besleyenler; siz bunca hakk ve hakikati güzeliği ara ara bildiğiniz halde aklınıza sonunuzun iyi olmayacağı geldiği halde inkar ettinizya, işte barınağınız olan o vücut ülkenizde öyle bir cehennem yaşayacaksınız ki, içinizden ürperti can korkusu, eldekini yitirme kaygısı, geride bıraktıklarınızın akıbetlerini bilmeme kaygısı; ölüm döşeğine yaklaşmalarda arttıkça yanacak yanacak yanacak içiniz ama ne çare 70 yıllık yıkım bir günle düzelir mi, pişman olacaksınız ama ne çare, çünkü her güzellikte zamanla ve gayretle uzun uğraşlarla yavaş yavaş inşa olur, her zulumde yavaş yavaş zamanla uraşla çoğalır, siz işte Allah’ın safında olmayıp nefsin safında olmakla öyle bir şey kaybettinizki ömrünüzü; şimdi ne kadar pişman olsanız da nafile, Rabbım bu akıbeti gösterdiğinde umarız ki zulumde devam eden zalimlerin varisleride görür ve ders alırlar ki onlarda ektiklerini biçmeye yolculuk etmişlerdir. Rabbım bu hale düşenlere ve düşürülenlere de tez zamanda hidayet eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 152. AYET

وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِهٖ حَتّٰى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِى الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَ مِنْكُمْ مَنْ يُرٖيدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُرٖيدُ الْاٰخِرَةَ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ  

OKUNUŞU    : Ve legad sadegakumullâhu vağdehû iz tehusûnehum biiznih, hattâ izâ feşiltum ve tenâzağtum fil emri ve asaytum mim bağdi mâ erâkum mâ tuhıbbûn, minkum mey yurîdud dunyâ ve minkum mey yurîdul âhırah, summe sarafekum anhum liyebteliyekum, ve legad afâ ankum, vallâhu zû fadlin alel mué’minîn. 

ZAHİR MANASI : Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.

BATIN MANASI : Geçmişte olduğu gibi bu günde Allah’ın kesrette olduğu gibi vahdette de nizamı mevcuttur. Kimki hezimetlerden zaferle çıkarda çabuk şimarırsa ve yahut gelecekte zulum görenlere alemde selamet değmeye başlarda varlıktan, fazla rahattan azıtırlarsa unutmasınlar ki Allah geri almasını da bilir buyrulmakta; aynı zamanda bunlar arasında tekrar bozulabileceklerede dünyayı sevenlerdir diye nitelendiriyor, nefsiyle nefsine hizmet edenlere göre nefsiyle Allah’a hizmet edenler üstündür ama onlarda bilsinler ki diyor, akıbetleri az bir mutluluk ve huzurdan sonra geriye dönebilir, aslolan Allah ile Allah’a hizmet eden Melamet gülleri vardır ya onlar gibi olmak en güzelidir. İşte onlar geriye dönmeyecek olanlardır ebedi saadet hep onlaradır. Rabbım Ehli Tevhidden Tevhid tahsili görüp bu tahsil talim ve yaşamıyla daim olmayı cümle Ümmeti Muhammede ve Muhammede ümmet olacaklara nasib ve daim eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 153. AYET


اِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُنَ عَلٰى اَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فٖى اُخْرٰیكُمْ فَاَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَا اَصَابَكُمْ وَاللّٰهُ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ 


OKUNUŞU         : İz tus’ıdûne ve lâ telvûne alâ ehadiv ver rasûlu yed’ûkum fî uhrâkum feesâbekum ğammem biğammil likeylâ tahzenû alâ mâ fâtekum ve lâ mâ esâbekum, vallâhu habîrum bimâ tağmelûn.

ZAHİR MANASI : Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

BATIN MANASI : Elçi; arkanız dediği suretin içinden; yani, Sırretinizde Rahman Sıfatından gördüğünüz Rabbınız vechinden fiili kelamla sizlere sesleniyor da; aklınıza fikren, kalbinize duyugu ve hissen tecellilerini gösteriyorda; bunları işittiğiniz halde, irşad edip eğiryi doğruyu bildirdikçe, siz hala dağ olan benliğinize doğru intikal ile bildirileni değil nefsin isteğini yapıyorsanız. Zat da sıfat idrak edinceye dek böylece Celal üzerine celal gösterirki sizler idrak etmede hızlanın zorluğu kötüyü göründe bir an önce iyi ve güzel olanı anlayın bu hatalara birdaha düşmeyin diye böyle aşk ile sıfatlarını irşad için tecelli eyler, cünkü onun cemalinde de celalinde de niyet hep iyidir, niyet her geçen gün sıfatın bir adım  daha irşadıdır. Hep cemaldir O. Ama cemalinden cemalini görenler vardır, birde celalinin arkasındaki cemalini görenler vardır. Asıl kemalat bu celalinde dahi aşk ile nasıl sıfatları sardığıdır. Sıfatlarının nakısıyetlerindeki eksiklerin izalesi ve sıfatlarının mutluluk ve huzuru için her an tecelli eylemeyede devam etmektedir. Habir oluşu ise Zat o sıfattan ayrı olmadığı ve tecelli ettirdiği bütün duygu ve düşüncelerin sahibi olduğu için gelen bütün hissiyatı bilerek tecelli ettirendir. Böylece de Allah hem habir hem hakkıyla bilendir, hem de alimdir. Rabbım bu yücelik ve güzelliklerine layık mazhar, layık sıfat kılsın aciz vücutlarımızı.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 154. AYET


ثُمَّ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ اَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشٰى طَائِفَةً مِنْكُمْ وَطَائِفَةٌ قَدْ اَهَمَّتْهُمْ اَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ مِنْ شَیْءٍ قُلْ اِنَّ الْاَمْرَ كُلَّهُ لِلّٰهِ يُخْفُونَ فٖى اَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُبْدُونَ لَكَ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ شَیْءٌ مَا قُتِلْنَا هٰهُنَا قُلْ لَوْ كُنْتُمْ فٖى بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذٖينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ اِلٰى مَضَاجِعِهِمْ وَلِيَبْتَلِىَ اللّٰهُ مَا فٖى صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فٖى قُلُوبِكُمْ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  

OKUNUŞU          : Summe enzele aleykum mim bağdil ğammi emeneten nuâsey yağşâ tâifetem minkum ve tâifetun gad ehemmethum enfusuhum yezunnûne billâhi ğayral haggı zannel câhiliyyeh, yegûlûne hel lenâ minel emri min şeyé’, gul innel emra kullehû lillâh, yuhfûne fî enfusihim mâ lâ yubdûne lek, yegûlûne lev kâne lenâ minel emri şey’um mâ gutilnâ hâhunâ, gul lev kuntum fî buyûtikum leberazellezîne kutibe aleyhimul gatlu ilâ medâciıhim, ve liyebteliyallâhu mâ fî sudûrikum ve liyumahhısa mâ fî gulûbikum, vallâhu alîmum bizâtis sudûr.

ZAHİR MANASI : Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize  içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.”

BATIN MANASI : Allah insanoğlunun sırretinde, içinde ona gönderdiği yani onda tecelli edişiyle his, duygu ve düşüncesiyle o vücudu himaye eder, fakat gelen duygu ve düşüncelerin iyileri geldiği gibi kula göre kötüleride gelmektedir, işte bunlardan beğendiklerini seçen kişinin kendisidir. Seçtiklerimizle sıkıntı ve akıbeti kötü olacak hallere doğru yöneldiğimizde O’ selamete çıkmak için sıkıntılardaki kötülüğü idrak etitirir, ve yüzümüzü kendine döndürür, yani onun celali dahi cemali göstermek içindir, fakat bunu idrak edip etmediğinide görmek için böyle yapar idrakın açıldıkça buna devam eder, zorlukların şiddeti azaldıkça demek ki o sıfat idrak etmekte hızlanmaktadır demektir. Ona artık çok şiddetli değilde ufak işaret ufak musibetlerle de istikametini gafletini ve olması gerektiği hali hatırlatmaya yine devam eder, böylece O sizdeki her hali bilir, tecelli ettiren O dur. Göğüslerin özünde olanı bilmesi hiç hayal ve zanda bir hal değil, bizzat içinize dönüp baktığınız halde göreceğiniz; kocaman vücutları hareket ettiren hisler duygu ve düşünceler olduğunu göreceksiniz. Her fabrika kendi kabı nisbetinde hafifledikçe ahiret alemindeki duygu düşünce ve hissiyatlara düçar olur, varlığında dünya ağırlığıyla devam ettikçede gayriyet duygu ve düşünceleriyle hayat sürer. Rabbım varlığımızı layıkıyla ifna varlığıylada en layık tecelli bulmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 155. AYET

اِنَّ الَّذٖينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ اِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا وَلَقَدْ عَفَا اللّٰهُ عَنْهُمْ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَلٖيمٌ 


OKUNUŞU        : İnnellezîne tevellev minkum yevmel tegal cem’âni innemestezellehumuş şeytânu bibağdı mâ kesebû, ve legad afallâhu anhum, innallâhe ğafûrun halîm. 

ZAHİR MANASI: İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).

BATIN MANASI: İnsanoğlu 7 milyar yıldır var olan bu alemde, Ruhaniyetleriyle geçmiş insanlar bu günkü kesif bedenlerin gönüllerinde sırretlerinde, bölünme kabul etmeyen ruh birliğinde halen ruhaniyet yönüyle yaşamaktadır; azapta olanların ruhaniyetleri azapta olan kesif vücutlarda daha zahir, azapta olmayan selamette iken unsuriyet vücuttan ayrılanların ruhaniyetleri de selamet olan kesif vücutlarda daha zahirdir. Şimdi ise insanoğluna irşadı gereği tenzihten teşbihe ve tevhide dolayısıyla irşadda “ruh ve cesetleri” selamete doğru taşıyan Rabbım, eskiden yüz çevirenleride bu gün henüz idrak etmeyenleride idrak eder hale getirecek ve teşbihe geçen ve tevhidi idrak eden sıfatlarda çabucak selamete; ağır ağır idrak edenlerde de zamanla selamete çıkaracaktır, böylece zamanla hem sırretlerdeki ruhaniyetler hemde suretlerde unsuriyet vücutları bu alemde selametle yaşayacaklardır. Böylece geçmiş ruhaniyetleri de şimdikileri de zamanla selamete çıkaracağının da müjdesini vermektedir. Ama insanoğlu bilmelidir ki bunca zaman sıkıntı duyupta yıllar sonra yüzyıllar sonra selamete çıkmaktansa bir an önce hem unsuriyet vüctlarda iken, hemde bu vücuttaki ruhaniyetimizle selamete; Ehli Tevhidden irşad olup çabucak çıkılması ve daim selamette olunmasının da daha güzel olduğunu asla unutmamak gerekmektedir. Rabbım cümle ihvanı, cümle islamı mübini, cümle Ümmeti Muhammedi selamet evine olan davetine bir an önce icabet eden kullarından eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 156. AYET


يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ اِذَا ضَرَبُوا فِى الْاَرْضِ اَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُوا لِيَجْعَلَ اللّٰهُ ذٰلِكَ حَسْرَةً فٖى قُلُوبِهِمْ وَاللّٰهُ يُحْيٖى وَيُمٖيتُ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ  

OKUNUŞU       : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne keferû ve gâlû liıhvânihim izâ darabû fil ardı ev kânû ğuzzel lev kânû ındenâ mâ mâtû ve mâ gutilû, liyec’alallâhu zâlike hasraten fî gulûbihim, vallâhu yuhyî ve yumît, vallâhu bimâ tağmelûne basîr.

ZAHİR MANASI: Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında onlar hakkında, “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi” diyen inkârcılar gibi olmayın. Allah, bunu (bu düşünceyi) onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, yaşatır ve öldürür. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.

BATIN MANASI: Süfli idrak ile yaşayanların yanlarında daim kalanlar ve onlar gibi yaşa yanlar bu günün zulumde ortak olanlarının geçmişte yanlarından ayrılıp selamete erenler için bizlerle devam etselerdi hep bizim gibi kalırlardı, ölmeden evvel ölmek olan selemeti bilmezlerdi diye zalimlerde kendinden olup da selemete erenler için pişmanlık duymaktalar, çünkü onlardan ne kadar fazla kişi selemete ererse zulum o kadar azalacak kendilerini besleyen enerji o kadar azalacaktır. Bunun içindir ki gayretleri ulvi olanları sufliyete ve yanlarına çekmek istekleri vardır. İman edenlerede ısrarla hitaben ölmeden evvel ölüpte bu yolda cehd edenlere de nasihaten bir derece daha irşadını bildirmek için sizde demeyin selemette olanlar bizlerle kalsalardı değişmezlerdi diyor, yanında olması değil asıl sırretindeki kabulllenişleri değişmemesi esastır, yoksa yanında olupta içten inanmayanlara yapacak bişey yoktur, Allah vücutlara hisle duygu ve düşünceyle tecelli eder, ondaki haslet zayıf ise isterse imamın diznin dibinde, isterse de camisinde müezzin olsun; Rabbım böyle bir teslimiyetle evet gayret içerisinde mutlaka selamet için kendimizde ve yakınlarımızda irşadın gereği için aşk ile garet edeceğiz fakat olmayıncada boyun bükmesini bileceğiz, çünkü olmasında da olmamasında da olan hayrı iyi bilebilmek ve bildirilebilmesi için bunlar gereklidir. Çünkü siyahın tamamen bitmesi beyazı bilmekte zorluk yaratır, kendi evenizde ve çevrenizde beyazı çokça itersiniz ama alemde hiç siyah kalmasın dememek irşada ve gelecek nesillerinde irşadına hizmettir. Zamanla unsuriyeten beyazlık sağlansada yüzyılar sonra sırreten duygu ve düşüncede saflık ve temizlik yinede dereceten beyazlaması zaman alacaktır. Bilinmelidir ki bu daha güzeli bildirmek için daha az güzel olan, siyah olmasada krem rengine yine ihtiyaç olacağıdır. Rabbım Zatını en güzel idrak edip zevk ile zuhura gelişine mazhar olan sıfatlarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 157. AYET

وَلَئِنْ قُتِلْتُمْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ اَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ 


OKUNUŞU      : Ve lein gutiltum fî sebîlillâhi ev muttum lemağfiratum minallâhi ve rahmetun hayrum mimmâ yecmeûn.

ZAHİR MANASI: Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır.

BATIN MANASI : Allah yolunda ölmek malum ölümün ikinci türü olan ihtiyari ölmektir. Zahirende Allah’ın doğruları için savaşan ve ölenler vardır ama bilinmelidir ki Resulu Ekrem Efendimiz artık büyük cihada geçmeyi emrederek, kılıç safhasından sonra artık nefisle mücadeleyi emretmiştir. Çünkü nefislerin ölümü için gayret etmek kalıcı bir selemete kapı açar, ama hala savaşarak nefis ehillerini öldürmek savaşın devamına kapı açarki buda nefsi beslemek olur. Müslüman akıllı ve uyanık olandır. Kalıcı selamet için bu alemde mutlaka Ehli Tevhidden ölmeden evvel ölmek olan nefsi mutmein eylemeyi, ve Zatın yolunda Sıfatların ifnası olan Allah yolunda ölmeyi sağlamak gerekmektedir. Zatın tecelli Rahmeti Ruha hizmet eden sıfatlardan zuhuratı, nefse hizmet eden sıfatlardan zuhuratlardan daha hayırlı yani hayrın fillerinin zuhuratlarıdır buyrulmaktadır. Rabbım muradı üzere layık sıfat olmayı cümle kardeşlerimize ve zamanla bütün alemde bu yol üzere idraklanıp ve şuhudlanmayı cümle insanlığa nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 158. AYET

وَلَئِنْ مُتُّمْ اَوْ قُتِلْتُمْ لَاِلَى اللّٰهِ تُحْشَرُونَ  

OKUNUŞU       : Ve leim muttum ev gutiltum leilallâhi tuhşerûn.

ZAHİR MANASI : Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de, Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.

BATIN MANASI : Öyle bir ayeti kerime ki, ister kulluk makamından ihvana hitaben, salikin ifna olması olan fena mertebelerinde olmasına, isterse beka mertebelerinde hakkın varlığıyla var olup Mürşid-i Kamil vechinden Rububiyetinde irşad eden olarak, öldüren yani gayriyetleri kesen makamıyla irşad eden olarak da olsa bilsinler ki diyor; Rububiyetimin iki yüzüde o yüzlerde hakkıyla tecelli eden Hakk makamıda uluhiyetimdeki ulvi cemal ve ulvi celalimin cemi olan Allah’ın makamındandır huzundandır bu tecelliler buyrulmaktadır. Rabbım bütün mertebe ve makamlarıyla onu layıkıyla idrak layıkıyla şuhud layıkıyla bu aciz bedenlerde zevk eden kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.




       ÂL-İ İMRAN SÛRESİ 159. AYET


فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلٖيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِى الْاَمْرِ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلٖينَ 


OKUNUŞU         : Febimâ rahmetim minallâhi linte lehum, ve lev kunte fezzan ğalîzal galbi lenfeddû min havlik, fağfu anhum vestağfir lehum ve şâvirhum fil emr, feizâ azemte fetevekkel alallâh, innallâhe yuhıbbul mutevekkilîn.

ZAHİR MANASI : Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.

BATIN MANASI  : Bilmeyenler hayal ve zanda bir Allah’a inananlar nasıl tevekkül eder. İnsan karşısında gördüğü eliyle tutup gözüyle görüp akıbetinden emin olduğu haller karşısında güvenlerinde bile eksiklikler olduğu halde Bilmediği görmediği bir Allah’a nasıl tevekkül ederler. Tabikide yanlızca dille ve hayalle bunu yaparlar. Oysa ki Allah Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelen, fiilleriyle icraatıyla sıfatlarından görünen ve bilinendir. Bildiği bir Allah’a bildiği bir Muhammediinin diliyle ve onun bildirdiği doğrultuda ancaksın inanır ve tevekküllerini de böyle yaparlar. İşte Allah’da Zat yönüyle değil Mazharı ve Sıfatından Bu günkü dereceten en Muhammedii mazharından bu günkü Mürşid-i Kamillerden, yumuşak esirgeyen ve tüm kulları için canla başla gayret eden sıfatından ancaksın bu merhameti dereceten en yüksek gösterir. Çünkü ışığın yüksek aydınlatma vermesi yalnız gelen akımdaki voltaja değil aynı zamanda ampulunde vatt olarak yüksek akıma uygun olmasına bağlıdır. Dolayısıyla Sıfatın layıklığı derecesince Zat zuhura gelir. Zat dünden hazırdır ama sıfatlar hazır olmadığından dır layıkıyla zuhura geliş. Onun için her zaman eksiklik bizdedir yani sıfatlardadır. Rabbım ona layık Sıfat olup bilerek ve görerek tevekkül etmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 160. AYET

اِنْ يَنْصُرْكُمُ اللّٰهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ وَاِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذٖى يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِهٖ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ 


OKUNUŞU           : İy yensurkumullâhu felâ ğâlibe lekum, ve iy yahzulkum femen zellezî yensurukum mim bağdih, ve alallâhi felyetevekkelil mué’minûn. 

ZAHİR MANASI : Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.

BATIN MANASI : Allah zat yönüyle tecelli eylediği mazhardaki tüm hayat tüm enerji ve tüm bu dirilik ve enerjinin tecelli kuvvetince subut sıfatların batın manalarındaki ilk hareketle; 5 batın duyguda ve zuhur mahalleri olan 5 zahir duyguyla subut sıfat tecellileriyle ortak idrak ve ortak hissi müşterekle verilen tüm kararlarda 12’den isabet eden Rabbımın rahman sıfatıyla gözden görmesiyle, kulaktan işitmesiyle vesair bütün aza ve cevahirden hissettiği ve idrak ettiği durumlar karşısında vücutta an üzere oluşan tüm karar artık layıkıyla ifna olan bir vücutta Rabbımın kararı olur ki isabet tamdır o kararda, yani hayal ve zanla bir Allah’ın yardımı değil bizzat bu vücut ülkesindeki kuvvelerle tüm melekelerle, 12 burçtan alınan duyumlarla vesair, bir idrakta toplanan ve an üzre olan anlayışa Rahman sıfatının verdiği kararla hareket eden bir vücut artık Allah’ın kuvvetini meleke olan kuvvelerinin Ruhun emerine girmesiyle hissedecek ve kullanacaktır. Rabbım Ehlinden layıkkıyla Tevhid tahsili yapmayı, tahsilinin şuhud ve yaşamında daim olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 161. AYET

وَمَا كَانَ لِنَبِىٍّ اَنْ يَغُلَّ وَمَنْ يَغْلُلْ يَاْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ 


OKUNUŞU       : Ve mâ kâne linebiyyin ey yeğull, ve mey yağlul yeé’ti bimâ ğalle yevmel gıyâmeh, summe tuveffâ kullu nefsim mâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn.

ZAHİR MANASI: Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir.

BATIN MANASI : Peygamber eliçidir, bu vücut ülkesi Tecelli Zata sıfat olmakla elçilik yapar, emanet tecelli müddetince kale bağlı olanlaran ise an üzere olarak vücuttan esmalar alarak zuhura gelenler kelamlardır, hale bağlı olanlar ise hal üzre yarı baki yarı zuhur anıyla zuhura gelen halleridir, makam üzre ise; tecelli o zaman daim olarak Rabbımın bu vücuttaki haylığı ve enerjisi devam ettiği sürece emaneti olan Allah dendiğinde hatırlattığı edep, haya, iffet ve tüm peygamberlerdeki yücelik ve güzellikler o mazharlarda emanettir onların tecelligahlarıdırlar, bu gün o mazharlardan zuhura gelir yarın bir başka; aynı zamanda bu emanet rahman sıfatınının tecelli eylediği mazhardaki Nur, Ruh Akıl ve Kelam emanetidir, bunların ceminin mana itibariyle Mürşid-i Kamil mazharından taleb edenlere verilen Âdemiyet Ruhuda olan ihtiva aynıdır, ayrı ayrı söylendiğinde Nur Ruh Akıl ve Kelam tecellilerinden görülen, O emanetinde vücut ülkesinden de yine tüm yücelik ve güzellikler olarak vücuda geldiği öz O âdemiyet Ruhudur; bunu dağlara, “benlik dağlarına, taşlara, taşlaşmış kalplere verdiler kabul etmedi, çünkü o mayayı Muhammediye benlik ve taş kalple barışmaz… İnsan O’nu üslenir ve üslenirkende zalim ve cahil olur, zalim olur çünkü nefsine zulmeder zikirle nefis tezkiyesini yapar, cahil olur çünkü bekada anlarki bilen ben değilim bilen Allah’mış der. Rabbım Emanetine Layık mazharlar sıfatlar kılsın unusuriyet müddetince de letafette de bu aciz mazharlarını, kulum dediği sıfatlarını.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 162. AYET

اَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللّٰهِ كَمَنْ بَاءَ بِسَخَطٍ مِنَ اللّٰهِ وَمَاْوٰیهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصٖيرُ 


OKUNUŞU       : Efemenit tebea rıdvânallâhi kemem bâe bisehatım minallâhi ve meé’vâhu cehennem, ve bié’sel masîr. 

ZAHİR MANASI : Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O, ne kötü varılacak yerdir!

BATIN MANASI : Zatın tecellisi üzere olan Sıfatlar, Tecellisindeki cibilliyetindeki güzellikle görünen filler ve esmasıyla halk yönüne bakıldığında; halktan hakkı şuhud ve müşahade ile, Hakk görüntüsüyle zuhura geliş ile… zıtları olan cibilliyetinde eksiklikler olan nefsin sufli filleriyle görünen zuhurat gibimidir buyrulmakla, hiç siyahla beyazı ayırmak bu kadar zormudur dercesine; mutlulukla akıbetide mutlu olan son ile, şimdi mutlu gibi görünsede akıbeti hüzün olan hal aynımıdır, bir başka söylemle Tevhid akıde ve gramlarıyla daim olan bir yaşam ile bunlardan bi haber ve uzak olan irfaniyet ve kemalat derecesindeki yücelik ve güzellikler ile yine irfaniyet ve kemalat olsa dahi mertebeten ve dereceden zahiri ilimlerle donatılmış zuhuratlar aynımıdır; cennet irfaniyet ve kemalattır, cehennem ise cehalet ve aşkla daha yenisini ve daha yücesini istememenin eksiğidir. Rabbım Rızasına uygun mazharları kılsın cümle Ümmeti Muhammedi, Muhammede ümmet olacakları ve cümle islamı ve ihvanı mübini, hangi dinde ve hangi inançta olursa olsun teslim olanları mahrum kılmasın Rabbım. Tevhid olan tıpkı Kabeyi muazzamada nasıl bir inanç bir Allah için bir araya gelindiğinde; dini dili ırkı mezhebi ve her türlü farkları tek bir gaye için ortadan kalkıyorsa; bizlerinde gönül kabesindeki tevhid anlayışı bu olmalı bütün alemin selameti duygusuyla Rabbımıza kull köle sıfat olmalıyız. Rabbım ihsan buyursun.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 163. AYET

هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ 


OKUNUŞU         : Hum deracâtun ındallâh, vallâhu basîrum bimâ yağmelûn. 

ZAHİR MANASI : Onlar (insanlar) Allah’ın katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.

BATIN MANASI : Cenab-ı Allah ayeti kerimede yer ve göğü 7 kat yarattım buyurmakla; nefis katlarını 7 kat, gök katları olan ruh katlarını da 7 kat yaratmıştır; her bir kat içinde yaşam farklarıyla insanların bir nevisi vardır. 7 çeşit nefsin yedi mertebesine  göre yaşayan; 7 çeşitte tevhid mertebelerine göre yaşayan insanlar vardır; birde bu 14 çeşidin hepsine vakıf irfaniyet ve kemalat derecesince en yüksek derecede olan Mürşid-i kamiller vardır; Allah böylece insanları nasıl derece derece yarattığını yani bu aciz mazharın isnad ve kabiliyet çeşitliliklerine işaret etmektedir. Ama sakın nasıl halk olduysak öyleyiz denmemeli ve ehlinden nasılki bir ağaç aşı oluyorsa insanda Muhammed aşısıyla nefis mertebelerinden kurtulup ruh mertebelerine yükselebilirler, Rabbım cümle insanlığa ehliyle yakin olmayı ehlinden Tevhid Tahsil talim ve yaşamıyla Ruh mertebelerine yükselmeyi nasib eylesin.



       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 164. AYET


لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ اِذْ بَعَثَ فٖيهِمْ رَسُولًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِهٖ وَيُزَكّٖيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ 

 OKUNUŞU         : Legad mennallâhu alel mué’minîne iz bease fîhim rasûlem min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hıkmeh, ve in kânû min gablu lefî dalâlim mubîn.

ZAHİR MANASI : Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.

BATIN MANASI   : Allah esması Zat yönüyle işaret edilen mutlakiyet yönüyle işaret edilen Zatına has esmasıdır. Allah Allah’lığıyla bir sineğin kanadını dahi kıpırdatmaz, çünkü henüz bilinmekliği muradıyla gizli hazineliğinin zuhura gelmedi Mutlak Zat iken aldığı esmadır Allah; iradesiyle muradıyla sıfatlarına tecelli eylediğinde  sıfatlarına göre esmalar olarak filleriyle görülmeye başlamıştır. Uluhiyetinden Rububiyetine tecelli etmesiyle sıfatlara bürünmüştür. Rububiyetinin de bir yüzüyle Rablık diğer yüzüyle de kulluğuyla zuhura gelendir O. Her şey vardan var olmuş ise bu gün mevcut olanlara bakıp mevcut olmadan önce aynı özde varmışız demek çok yerinde bir kabulleniş ve itikad olur.  Varlığını sıfatlara tecellisiyle esmalar alıp filleriyle zuhura geliş ile ayan beyan kılmıştır. Böylece Allah insanata tecellisiyle insanatı, hayvanata tecellisiyle hayvanatı, nebadata tecellisiyle nebadatı, cemadata tecellisiylede cemadatı zuhura getirmiştir. Bu zuhura gelenlerinde en yücesine insan demiş, insanlar arasında da zahiri dereceler ve batını dereceler ve her ikisininde cemine vakıf olmasıyla en yücesine de MÜRŞİD-İ KAMİL esması vererek o mazhardan bizleri irşad edendir. Dün de peygamberlerin esmalarıyla yine irşadını yapmakta idi. Kendi içimizden olan unsuriyet vücuduyla insan mana vücuduyla âdem olan Rahman sıfatıyla elçisi olan ve o Rahman sıfatının bulunduğu aciz bedenlerden irşad eden bu günde Rabbımdır. Bundan daha büyük lutuf nedir. Dünde bu günde irşadına bildirmeye ve sıfatlarının selametine yardımcı olması kadar büyük bir lutuf olabilirmi. Rabbım irşadına kulak veren işittikleriyle amil olan kullarından eylesin cümle insanlığı.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 165. AYET


اَوَ لَمَّا اَصَابَتْكُمْ مُصٖيبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ 


OKUNUŞU        : E ve lemmâ esâbetkum musîbetun gad esabtum misleyhâ gultum ennâ hâzâ, gul huve min ındi enfusikum, innallâhe alâ kulli şey’in gadîr. 

ZAHİR MANASI  : Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

BATIN MANASI  : Bir önceki ayeti kerimede nasıl ki o mazharlar layık oldukça lütfunu o mazharlardan sunuyor ve dereceten en layık rahman sıfatı oluyorlar ve böylece lütufu hak ettiğinizde kendi mazharınızdaki güzellikten diyorsanız; …! eğer derseniz zatın güzelliğidir o “zatın güzelliğidir ama sıfatında layık oluşuyla nisbiyetsiz zatın sıfatındaki güzelliğidir.” Önceki ayeti kerimedeki gibi, lütfa mazhariyet gibi. Lütfa mazhar olamayıncada eksikliği yine kendinizden bilin buyrulmaktadır. Çünkü eksiklik asla Zata nisbet edilmez. Işık vermeyince, soba ısıtmayınca, dolap soğutmayınca, klima serinletmeyince elektiriğe kabahat bulunmaz, eğer var ise ve tecelli ediyorsa kabdadır eksiklik. Zatın gücünün hakkıyla yetmesi, hak edilenin kabın kabiliyetince olmasıdır; kapağı kapalı tesitiye nasıl suyun konulmayışı hakkı olana mazhar oluşudur; insanında gönlünü açmayışıyla verilenlerden istifade edemeyişi de aynıdır. Rabbım eksiğimizle boynumuzu büküp ehlinin önünde diz çökmeyi cümle insanlığa nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 166. AYET


وَمَا اَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِاِذْنِ اللّٰهِ وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِنٖينَ 


OKUNUŞU        : Ve mâ esâbekum yevmeltegal cem’âni febiiznillâhi ve liyağlemel mué’minîn.

ZAHİR MANASI : (166-167) İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.

BATIN MANASI   : Allah an sahibidir. O gün bu gündür, bu andır. İki topluluk bizdeki nefis ile ruh yönü olan sırretimizdeki duygu ve düşünce ordularıdır, her iki sahanında birbirine düşman orduları yani zıtları vardır, duygularında iki yüzü iyi duygular kötü yüzü kötü duygular vardır, insanı esfele indiren ve âlaya çıkaran duygular vardır, aynı zamanda duygununda daha netleşmiş hali olan yine bu vücut meydanında çarpışan haberli ve habersiz kendi içimizde devamlı kıyas halinde olan düşünce ordularıda vardır, bunlarda devamlı savaş halindedirler, aynı zamanda yaydıkları enerji ve içerideki duygu ve düşüncelerin her nefes alışverişte havaya karışmayısla da hem etrafında hemde en hızlı iletken olan havaylada aleme dahi etki ederler, bir kıtanın haliyle diğer bir kıtanın haliyle bile bunu koca dünyada görmek mümkündür. Dikkat ederseniz, güzel dugu ve düşünceli insanlar bir sohbet ve ya bir mescid çıkışında birbirlerini tanımasalarda gülümserler, ama ne hazindir ki bazı mahkumlar ve kötü duygu ve düşünce sahibi insanların topluluklarında ise konuşmasalarda bir zaman sonra kötü olaylar etraflarında vuku bulur. İşte bu alemde Rasulu Ekrem Efendimizin küçük cihaddan büyük cihada geçmesinde ve bunu müslümanlara nasihat etmesindeki hikmetde budur. Her nefis kendisini selamete çıkardıkça zamanla toplumda selamete erecektir bu kesin ve katidir akside asla mümkün değidlir. Allah’ın en büyük müjdeside budur ama inanan ve amil olanlar içindir. Rabbım bu vücut ülkesinde savaşta duygularımızında düşüncelerimizinde ulvi olanlarını galip getirerek onlarla hareket eden vücutlarımızı iyi yerlerde kullanmayı nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 167. AYET

وَلِيَعْلَمَ الَّذٖينَ نَافَقُوا وَقٖيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ اَوِ ادْفَعُوا قَالُوا لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًا لَاتَّبَعْنَاكُمْ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ اَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْاٖيمَانِ يَقُولُونَ بِاَفْوَاهِهِمْ مَا لَيْسَ فٖى قُلُوبِهِمْ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ 
OKUNUŞU        : Ve liyağlemellezîne nâfegû, ve gîle lehum teâlev gâtilû fî sebîlillâhi evidfeû, gâlû lev nağlemu gıtâlel lettebağnâkum, hum lilkufri yevmeizin agrabu minhum lil îmân, yegûlûne biefvâhihim mâ leyse fî gûlûbihim, vallâhu ağlemu bimâ yektumûnZAHİR MANASI : hem münafıklık edenleri belli edeceği için ki bunlara gelin Allah yolunda muharebeye girin veya müdafaada olsun bulunun» denilmişti, «bir muharebe bilsek arkanızdan gelirdik» dediler, onlar o gün imandan ziyade küfre yakın idiler, ağızlarile kalblerinde olmıyanı söylüyorlardı, Allah daha iyi bilirken neyi gizleyorlardıBATIN MANASI: Ve böylece biz aciz mazharlara sırretimizde olan tecellilerinden haber vererek, o hisle tecelli eden sonradan duygu ve düşünceye dönüşen tecellilerinin hangilerini seçmemiz ve onlarla amil olmamızı net olarak bildirmektedir. Rabbım nefsimizi bilip Rabbımızı bilmeyi ve Rabbımızın da bildirdikleriyle amil olmayı cümle insanlığa nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 168. AYET

اَلَّذٖينَ قَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ اَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا قُلْ فَادْرَؤُا عَنْ اَنْفُسِكُمُ الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

OKUNUŞU      : Ellezîne gâlû liıhvânihim ve gaadû lev etâûnâ mâ gutilû, gul fedraû an enfusikumul mevte in kuntum sâdigîn.

ZAHİR MANASI  : (Onlar), kendileri oturup kaldıkları hâlde kardeşleri için, “Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi” diyen kimselerdir. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz kendinizden ölümü savın.”

BATIN MANASI   : Nefis  ehilleri kendi hallerinde olanlar için derlerki bizim gibi olanlar yani kardeşleri, nefisleriyle yaşamaya devam etselerdi, öldürülmezlerdi, yani ruha yüzünü dönmeselerdi ölmeden evvel ölmeyi bilmezerdi dolayısıylada ruhun emrine girmezlerdi. Eğer nefiste daim kalmakla mutlaka ve mutlaka bir gün ruhun güzelliklerini idrak etmeyeceğinizi sanmayın ve en sonunda her nefsin ölümü tadacağının mutlak zatın iradesiyle red kabul etmeyen bir muradı olduğunu bilmediğinizden bunu söylüyorsunuz, irfaniyet ve kemalat ve tenzihten teşbihe ve tevhide doğru devam eden bir irşad mutlaka ve mutlaka er yada geç tüm nefislerin selametini ölmeden evvel ölmeyi onlara getirecektir. Bunu nisbiyet vücutlarda görmeseler dahi ruhlarını yaşattıkları gelecek nesillerdeki mevcutlardan göreceklerdir. Ruh birliğinin akıbeti mutlak selamettir. Rabbım mutlakiyet yönüyle sıfatlarının hiç birinin selametinde eksiklik istemez gereken sadece zamandır kabardaki kabiliyetin artması idrakların gelişmesiyle selamet mutlaktır. Rabbım bu vücut ülkesindeki nefse tabi her hücremize selamet bu halimizi âdemde olduğu gibi alemde de zuhura gelişinde arfilerde an ile toplumda da en kısa zaman ile zuhurunu göstersin inşallah.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 169. AYET

وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ قُتِلُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتًا بَلْ اَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ 


OKUNUŞU          : Ve lâ tahsebennellezîne gutilû fî sebîlillâhi emvâtâ, bel ahyâun ınde rabbihim yurzegûn.

ZAHİR MANASI : (169-170) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.

BATIN MANASI : “Mutu Kable Ente Mutu” sırrına erenler ölmeden evvel ölenler zaten dirdirler; birde ölmeden evvel ölüp hakkın varlığıyla var olduktan sonra ızdırari olan bedenen ölenler ise zaten Ruhlarını Rabbına eriştirdiklerinden aldıkları emeri yerine getirdiklerinden artık onlarada ikinci bir ölüm değmez. Ve bilirler ki Mürşid-i Kamiller ve ihvanı güzin bu sırra erenler onlarla birlikte Tevhid mertebe ve makamlarını tahsil edip bu yolda daim olanlarında şuhudlarına erdikçe onlarda şahidlerden yazılacaklardır yani o hali onlarda yaşayacaklardır. Artık korku denen hislerinde de ayrı bir varlık kalmadığından ikiliğe inmeyeceklerinden kaygı korku tasa vs. duygularında vücut ülkelerinde yeri kalmayacaktır. Rabbım tarfilerine uyan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 170. AYET

فَرِحٖينَ بِمَا اٰتٰیهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذٖينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ 


OKUNUŞU         : Ferihîne bimâ âtâhumullâhu min fadlihî ve yestebşirûne billezîne lem yelhagû bihim min halfihim ellâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.

ZAHİR MANASI: Allahın fazlından kendilerine bahş ettiği saadetle şadgâm olarak merzuk olurlar, arkalarından şehadetle kendilerine yetişemiyen mücahidler hakkında da şunu istibşar ederler ki onlara bir korku yok, onlar da mahzun olmıyacaklar

BATIN MANASI: Ve yine aynı müjdeyi tekrarlayan bu ayeti kerime bu lütuftan nasibdar olanlara özellikle Tevhid yoluna girip Ehli Tevhidden tahsil ve talim ile bildirilen Rabıta şuhud ve idraklar ile yerinde kullanılan garmları ile daim bir yaşam içerisinde olanlara en büyük rızka en büyük lütfa mazhar olduklarını Yani kendi varlıklarını ben dedikleri varlığın kendileri olmadığını Rabbının bir sıfatı olduğunu bilmeleri görmeleri ve Rabbıyla bir olmaları itibariyle erişebilecekleri en büyük yakinliğe erişmişlerdir. Ve yine aynı yolda sıdk ile tam bir teslimiyet ile devam eden bu günkü ihvani güzinede müjde ile sizlerde bu yolda sıdk ve teslimiyet ve kurbiyetle devam edin sizlerde aynı yakinliğe aynı lütfa mazhar olacaksınız buyrulmaktadır. Rabbım bu günkü ve gelecek tüm nesilleride bu lutfa mazhar kılsın.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 171. AYET

يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَفَضْلٍ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يُضٖيعُ اَجْرَ الْمُؤْمِنٖينَ 


OKUNUŞU        : Yestebşirûne biniğmetim minallâhi ve fadliv ve ennallâhe lâ yudîu ecral mué’minîn.

ZAHİR MANASI   : (Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.

BATIN MANASI   : Şehitlik batında manen şahitlikten gelir, bedenin ölmesiyle şehid esması aldığı gibi, idrakın ölmesiyle ben dediği varlığı aradan çekince de yaradanı sıfatından esma alıp filleriyle zuhura gelişiyle görmesiyle de şahid olur, hayal ve zandaki Rabbına değil bizzat gördüğü Rabbına iman eder, ecir sevap ve günah kavramları ise, mutluluk ve mutsuzluğudur, cehaleti ve irfaniyetidir. Toplumun %99’u hayal ve zanda bir Allah’a iman ettiği için halen tam manasıyla idraksız şuhudsuz ve dolayısıyla mutsuzdur, bunun ecrini tadan yani mutluluğunu alanlar ise Ehlinden bir Tevhid tahsili ile ilmelden aynel’e yani şuhud sahibi olmaya geçerlerki görürler onlardan görenide bilirler. Böylece hiçbir zahiyatda olmamış tüm emeğin karşılık olan vücudun ifna karşılığını tecelli zat ile mefsufun ifna karşılığını tecelli sıfat ile, fillerin ifna karşılığıda tecelli efal ile karşılık bularak hiçbir zahiyatsız zahir olan görünmüş olur. Rabbım bu idraklarla idraklanmayı ve daim Tevhid üzere hayat sürmeyi cümle insanlığa nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 172. AYET


اَلَّذٖينَ اسْتَجَابُوا لِلّٰهِ وَالرَّسُولِ مِنْ بَعْدِ مَا اَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذٖينَ اَحْسَنُوا مِنْهُمْ وَاتَّقَوْا
اَجْرٌ عَظٖيمٌ 


OKUNUŞU          : Ellezînestecâbû lillâhi ver rasûli mim bağdi mâ esâbehumul garhu lillezîne ahsenû minhum vettegav ecrun azîm.

ZAHİR MANASI    : Onlar yaralandıktan sonra Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükâfat vardır.

BATIN MANASI   : Zahiri yara bedenin başka bir cisme muhatab olup vücudun kanamasıdır. Batıni yara ise ruhun kulaktan giren kelamlarla, bakışla değen nazarlarla, mesafelerce uzakta olanlar içinse uzanan hisle değen dokunuşlarla, ruhlar yaralanmış onlardan da şehadet kanı olan şuhudlanma ve idraklanma ile gönülden vurulmuşa dönmüşlerdir. Artık onlar için hakk ve hakikat avcısına kendisine davet eden Rablarına karşı kanları akacak gayriyet kanları aktıkçada ayniyet şuhudu ve idraklarıyla idraklanacaklardır. Böylece ister batın’ı elçi olan sırretlerindeki Rablarına isterse zahiri elçi olan Mürşid-i Kamiller mazharından onları irşad eden Rablarının davetlerine uyacaklardır. Böylece zatın tecellilerine karşı gelmeyip aksine daim yüzünü Rabbına dönerek ona vuslat edeceklerdir. Rabbım cümle insanlığa kelamla, nazarla ve hissiyatla tesir eyleyerek Rablarına dönmeyi Rabbımın güzel ahlakı üzere daim olmayı nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 173. AYET

اَلَّذٖينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ اٖيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ 

OKUNUŞU        : Ellezîne gâle lehumun nâsu innen nâse gad cemeû lekum fahşevhum fezâdehum îmânâ, ve gâlû hasbunallâhu ve niğmel vekîl

.ZAHİR MANASI: Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler.

BATIN MANASI: İns demek eksik demektir, eksiklikler içerisinde gayriyet içerisinde, ayniyetten uzak nefsiyle baş başa olan insanlar süfliyetlerin tüm kötü duygu ve düşünceleriyle her türlü kötü fiil ve icraatla, yüzünü Rabbına dönenlere Rabbına vuslat edenlere karşı bütün olan güçleriyle (tüm mevcudiyetleriyle) saldırsalar dahi, birliğe eren vücutta hisle hileleri hisseden, şuhudla gören ve idrak eden, kelamlada zahiren duyanlar hemen sahiblerince o vücutta ortak idrakla müşterek kararla en güzel savunmayı sabırla yapacak ve galip gelecektir. Böylece Zata layık sıfat olan mazharlar bize Allah yeter diyeceklerdir. Çünkü aynı vücut içerisinde tecellisiyle vechi rahmanıyla onu görmüş ve bildikeleri Rablarına teslim olmuşlardır. İşleride yapan vekil olanda O’dur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede yardımcı olsun.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 174. AYET

فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُوءٌ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَظٖيمٍ


OKUNUŞU        : Fengalebû biniğmetim minallâhi ve fadlil lem yemseshum sûuv vettebeû rıdvânallâh, vallâhu zû fadlin azîm.

ZAHİR MANASI: Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir.

BATIN MANASI: Nefsin tecellilerine uymayıp, zikrinde fikrinde mertebe ve makamının idrakında ve yahut yaşantısıyla tevhidın dışın açıkmayan kimseler, Zatın ulvi tecellileri olan lütfa mazhar olmuş olurlar. Allah’ın rızasıda kendisine layık bir mazhar olunması olan Tevhid akıde ve gramlarıyla nefsin emrinde değil ruhun emrinde yaşanmasıdır. Rabbım ehlinden tahsil talim ve yaşamla cümle Ümmeti Muhammedi bu yolda daim eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 175. AYET

اِنَّمَا ذٰلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ اَوْلِيَاءَهُ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ 


OKUNUŞU    : İnnemâ zâlikumuş şeytânu yuhavvifu evliyâeh, felâ tehâfûhum ve hâfûni in kuntum mué’minîn.

ZAHİR MANASI : O şeytan  sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü’min iseniz, benden korkun.

BATIN MANASI : Şeytan insandaki süfliyet yönüdür, yani aydınlanmış olan süfli tecrube ve kabiliyetinde cinleşen yani uyanık olan vücutlardaki icraatlara şeytanlıklar denir, latif söylemler elle tutulup gözle görünmeyen varlıklar insandaki idrak varlıklarıdır, o halleri hangi varlıkta görürse o durum ona o hali çağrıştırır. Şeytanlığı idrakında iyi bilenler, bunu insandan görürlerse insandaki o hale şahit olurlar, uyanık hayvanlardan görürlerse o duruma o vücutta şahid olurlar, hepside vücut ülkesindeki süfli duygu ve düşüncelerin giydirilmiş olan latif idrak vücutlarına verilen isimlerdir. Yani kullanılan her bir esma ruhlar aleminde icraatlarına verilen izahların anlatımların esmalarıdır, ayrı ayrı varlıklar olarak tahayyül etmeye gerek yoktur. Zaten kendi ülkesinde ulviyetin birliğinin faydasına iman edenler asla süfli duygu ve düşüncelerin tahakkümünda kalmayarak talim buyurdukları zikir ve fikirler ile, tevhid akıde ve gramlarıyla idraklarındaki kabullenişler, ve Tecelli zat ile Rablarının rahman sıfatından kendilerine buyrudukları doğrultuda hareket etmeleriyle müminliklerini gösterir ve kendilerindeki bu süfliyete şeytanlığa asla yenik düşmez eski hallerine dönmezler. Rabbım bütün insanlığı nefsini bilip Rabbını bilmeyi Rabbının bildirdiği doğrultuda da daim bir hayat sürmeyi nasib eylesin.



       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 176. AYET


وَلَا يَحْزُنْكَ الَّذٖينَ يُسَارِعُونَ فِى الْكُفْرِ اِنَّهُمْ لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْپًا يُرٖيدُ اللّٰهُ اَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِى الْاٰخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ

 
OKUNUŞU         : Ve lâ yahzunkellezîne yusâriûne fil kufr, innehum ley yedurrullâhe şey’â, yurîdullahu ellâ yec’ale lehum hazzan fil âhırah, ve lehum azâbun azîm. 

ZAHİR MANASI : Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük azap vardır.

BATIN MANASI : Küfür zahirde kötü sözlerdir, batında ise kafirlikten gelir kafirlik ise örtücülüktür, örtücülük ise irfaniyet ve kemalat yerine cehalet ve süfliyete meyli seçmektir. İşte süfliyete meyl ve cehalete yüzünü dönenler, sadece kendilerine hakk ve hakikati göstermemiş olurlar, yoksa bir kişi güneşe sırtını döndü diye kimsenin yüzüne güneş vurmayacak değidlir. Bu haldekinler için Ehli Tevhide ve Allah’ın elçilerine yani irşadla görevli kullarına üzülmemelerini söylemektedir. Çünkü bu halde ısrar edenler bu alemde de alemi ahiretleri olan gönül alemlerinde de azaplarını devamlı yaşamaktadırlar. Ve dolayısıyla hak ettiklerini almalarıda payına düşenleri almalarıdır. Rabbım küfr’den pay almaktan muhafaza buyursun, örtmek yerine daha zuhura gelmesi için en büyük pay olan irşad görevindeki en yüce elçiliğine mazhar kılsın cümle ihvanı ve islamı mübini.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 177. AYET


اِنَّ الَّذٖينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْاٖيمَانِ لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْپًا وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ 


OKUNUŞU        : İnnellezîneşteravul kufra bil îmâni ley yedurrullâhe şey’â, ve lehum azâbun elîm.

ZAHİR MANASI : İman karşılığında küfrü satın alanlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elem verici bir azap vardır.

BATIN MANASI : Tenzihi iman ile teşbihi iman ve sonunda da tevhidi iman yerine böyle bir iman ve itikadla kendi vücut ülkesinde Zatından tenzihen, Sıfatlarına teşbihine, ve esma alarak filleriyle Tevhiden zuhura gelen Rabbımdır diye idrak edip zevkle yaşamak yerine bu irşaddan uzak olup hakk ve hakikati kendi vücut ülkesinde örtenler Zata bir zarar veremezler; çünkü senin vücudunda layıkıyla zuhura gelmeyişi başka bir vücutta gelmeyeceği değildir. Bu cehaletleri sayesinde sıfatlarından zuhur edecek olan süfli yani kötü fillerdir ve böylecede işledikleri ve yaşadıklarındaki eksiklik ve kötülüklerde ona karşısına mutlaka hayatı süresince çıkacak ve çıkıp durmaktadır da. Rabbım tarifleri üzere bir hayat sürmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 178. AYET

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا اَنَّمَا نُمْلٖى لَهُمْ خَيْرٌ لِاَنْفُسِهِمْ اِنَّمَا نُمْلٖى لَهُمْ لِيَزْدَادُوا اِثْمًا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُهٖينٌ 

OKUNUŞU        : Ve lâ yahsebennelezîne keferû ennema numlî lehum hayrul lienfusihim, innemâ numlî lehum liyezdâdû ismâ, ve lehum azâbum muhîn.

ZAHİR MANASI: İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.

BATIN MANASI:  İnkârda küfrde ısrar ederek devam etmenin karşılığı hemen tecelli etmiyor diye akıbeti hayır olacak değildir diyor Rabbım, hatta ve hatta biriken bu ısrarlı halin akıbeti daha elim sonuçlar doğuracaktır buyrulmaktadır. Tıpkı bir insan ara sıra yalan söyler ise, bu söylediği ayda 10 yalanın 2 tanesinde sıkıntı duyabilir ama bu yalan o kişide alışakanlık yapar ise ayda 100 yalan olur ve bunun 70 tanesinden zarar görmeye başlar ve ömründe düzelme yapmaz ve bu halle devam ederse o zaman görecektir güvensizlik ve bütün kapıların yavaş yavaş yüzüne kapandığını ve hatta başkalarıncada duyulan bu halin açabileceği kapıları bile gelecekte açılmaz hale getirecektir. Rabbım süfli halinde ısrar eden kullarından kılmasın cümlemizi. Nasihatlarına uygun Tevhid üzere yaşayan güzel bir ümmet eylesin bizleri.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 179. AYET

مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِنٖينَ عَلٰى مَا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَمٖيزَ الْخَبٖيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَبٖى مِنْ رُسُلِهٖ مَنْ يَشَاءُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظٖيمٌ 


OKUNUŞU         : Mâ kânallâhu liyezeral mué’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib, ve mâ kânallâhu liyutliakum alel ğaybi ve lâkinnallâhe yectebî mir rusulihî mey yeşâu feâminû billâhi ve rusulih, ve in tué’minû ve tettegû felekum ecrun azîm.

ZAHİR MANASI: Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O hâlde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükâfat vardır.

BATIN MANASI : İçerisinde hayretle baktığınız bu durumlar ve ayetlerindeki nasıl olurda azabın artması için muhlet verir derken buyurluyor ki bu sırlarımı siz değil ehli olanlara bildiririm. Sizlerde onlara tabi olurda onlar vasıtasıyla Rabbınıza ulaşıriseniz ancaksın anlarsınız bu hikmet dolu tecellileri. Şu anki vücut ülkenizde de iyiyi kötüden ayırıncaya, almde de süfliyet içindeki insanları ulvilerinden ayrııncaya hatta ve hatta toplumları ve kıta halklarının durumlarını bile iyice netlik kazansın için bu hal devam etmekte ve bu hali göstermektedir. Zalimin mazlumdan çaldığı, zenginin dünkü hakkı olmayanı yediği asla yanına kâr kalacakta değildir. Ahir zaman demek zamanın sonu demektir, yani toplumun zahir zamanından an dilimine geçişi demektir, tenzihten teşbihe ve tevhide geçiş demektir. Bu da adaletle başlayıp irşadla devam edip hak edenler haklarını aldıkçada huzurla sürecek demektir.  Rabbım âdemindeki bu hali aleminde de daim yaşatsın inşallah.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 180. AYET


وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ يَبْخَلُونَ بِمَا اٰتٰیهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهٖ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلِلّٰهِ مٖيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ 


OKUNUŞU         : Ve lâ yahsebennellezîne yebhalûne bimâ âtâhumullâhu min fadlihî huve hayral lehum, bel huve şerrul lehum, seyutavvegûne mâ behılû bihî yevmel gıyameh, ve lillâhi mîrâsus semâvâti vel ard, vallâhu bimâ tağmelûne habîr. 

ZAHİR MANASI : Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

BATIN MANASI : Avamın cimriliği ve arifin cimriliği diye iki bölümdür cimrilik, avamınkini toplum bilmektedir, arifin cimriliği nedir peki, arif kendisinde Rabbının olan yücelik ve güzelliklerden hikmet ve batın zevklerinden zamansızlık ve mekansızlığından an dilimindeki bütün yüceliklerinden zevk içerisinde yaşamaktadır, bu zevklerle etrafına ihvan toplamaktadır, hal bu ki cimriliği o ihvana biran önce bunları aktarmalı ve dahasına nasibdar olmalıdırlar; bunun boynuna malolması verdiği sözdendir; Allah bilinmeyi murad eylemiş ise görünmeyi de olunmayı da murad eylemiştir, Mürşid-i Kamillerde buna hizmet edenlerdir; kendilerinde her tecelli eden yücelik ve güzelliği derecesi yakin olan ihvana alabileceği nisbette vermeli ve yenilerine de mazhar olmalılardır, bazı evliyalar kendilerinde gördükleri bu haller karşısında en hoşlarına giden zevkte kalmaları onu sır yapıp başkalarına aktarmamalarındandır, keramet seviyesinde kaldıkları gibi, oysa ki Allah sonsuz zevk sahibidir. Mutlak ve sonsuz olan mukayyet ve Sıfat olana her daim yetendir, yeter ki verilenleri aktarmada cimri olmayalım, kendi menfaatimize değil hakkın en yüce ve en âlâ ve en kısa zamanda zuhuruna hizmetkar kullar olalım; Rabbım bu doğrultuda hizmet eden kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 181. AYET


لَقَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّذٖينَ قَالُوا اِنَّ اللّٰهَ فَقٖيرٌ وَنَحْنُ اَغْنِيَاءُ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْاَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَرٖيقِ 


OKUNUŞU       : Legad semiallâhu gavlellezîne gâlû innallâhe fegîruv ve nahnu ağniyâé’, senektubu mâ gâlû ve gatlehumul embiyâe biğayri haggıv ve negûlu zûgû azâbel harîg.

ZAHİR MANASI   : Allah; “Şüphesiz, Allah fakirdir, biz zenginiz” diyenlerin sözünü elbette duydu. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve, “Tadın yangın azabını!” diyeceğiz.

BATIN MANASI   : Allah nasıl fakirdir, nasıl zengindir; cahile göre ve arife göre; bu ayet cahile göre işlenmiştir. Cahil bunca dünya varlığını varlık kabul edip onlara güvenerek hayat sürer ve geriye bakmaz çok ileride de ne olacak demez; bir gün bir hastalık çatar sonra eyvah der eldeki parası pulu ve varlığıda yetmez; arife göre ise Allah Zengindir; çünkü bunca yücelik ve güzellik onun Zat tecellisi olan Zatının zuhurundan ibarettir, zat yönüyle mutlakiyet yönüyle varlığından var olanlardır; Allah fakirdir nasıl fakirdir, bütün güzellik ve yüceliklerini sıfatlarından açığa çıkardığı için zenginliğini sıfatlarına bahşeylemiştir. “Yücelik ve güzellik fakiri olanlar gönül zenginidirler” Resulu ekrem Efendmizde fakirdir neden varlığını hakka vermiş hakkın varlığıyla var olmuştur, böylece bir salik hem kayıkıyla ifna ederek fakir olur, hemde varlık sahibi artık Rabbı olduğundan Rabbının zenginliğine mazhar olur. Rabbım avamın değilde arifin fakirliği ve zenginliğiyle payelenmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 182. AYET

ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدٖيكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبٖيدِ 


OKUNUŞU      : Zâlike bimâ gaddemet eydîkum ve ennallâhe leyse bizallâmil lil abîd.

ZAHİR MANASI    : “Bu, kendi ellerinizin (önceden yapıp) gönderdiklerinin karşılığıdır.” Allah, kullara asla zulmedici değildir.

BATIN MANASI : Eller fiilullahı remzeder, insanlar işledikleri fillerin karşılığını görürler, karşılığını görmekte tıpkı karşındaki aynaya bakıp yaptığını görmekle eş değerdir. Siz sabah kalkınca aynaya gülümserseniz aynadaki size kaşlarını çatarmı? Hayır… diyeceksiniz. Peki siz aynaya sabah kalkınca kaşlarınızı çatıp baksanız aynadaki size gülümsermi? Bunada hayır diyeceksiniz.  Eeeee! O zaman ne diye başkalarına kaşlarınızı çatarken onlardan gülümseme bekliyorsunuz; bu gün müslümanın müslümana kanını Resulu Ekrem Efendimiz haram kılmışken bile müslüman dahi olsa ektiğini biçemktedir; bütün bunların karşılığını tecelli Zat ile sıfattaki kabiliyet nisbetinde zuhura getiren Rabbım sizin müslüman ve yahut başka bir dine mensub olmanıza bakmaz; kalp ve niyetinizin fiillerinizden görüntüsüne  bakar ve böylece size zülmetmez siz kendinize zülmetmiş olursunuz; ekiyorsunuz ediyorsunuz biçiyorsunuz. İşte bu vücut ülkesinde Zat ayrı Sıfat ayrı esma ve fiil nasıl ayrı değil ise anında düşündüğünün karşılığını bulmakta hissettiğinin icraatını görmekte aynıdır. Bu yüzden insan oğlu vücut ülkesindeki hislerinde de duygu ve düşüncelerinde de hep iyilerini seçip artı enerji üretmeli bütün müslümanlar da birbirlerini karşılıksız sevmelidirler ve karşılığınıda böylece ektiği gibi biçmelidir. Rabbım daim bu hal üzere yakın takip ile yaşamayı nasib eylesin cümle İhvan kardeşlerimize ve islamı mübine.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 183. AYET


اَلَّذٖينَ قَالُوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَاْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَاْكُلُهُ النَّارُ قُلْ قَدْ جَاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلٖى بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذٖى قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ 


OKUNUŞU        : Ellezîne gâlû innallâhe ahide ileynâ ellâ nué’mine lirasûlin hattâ yeé’tiyenâ bigurbânin teé’kuluhun nâr, gul gad câekum rusulum min gablî bil beyyinâti ve billezî gultum felime gateltumûhum in kuntum sâdigîn. 

ZAHİR MANASI : Onlar, “Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti” dediler. De ki: “Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?”

BATIN MANASI   : Dünde bu günde aşk ateşiyle gayriyetleri yakan; Mürşid-i Kamil mazharından Rabbımın verdiği zikirle gayriyetlerle birlikte Fillerini fena eden, Sıfatları mefsuf kılan, vücudunda mevcudunu ifna eden, kendine nisbet ettiği varlığının kalmayışıyla kendisini kurban eden nice canlı ve insan kurbanları gördüler, ölmeden evvel ölenleri hakka kurban olanları gördüler; dün bütün sahabeye bakıpta nasıl inkar edildiyseler, sonraları onca evliyaullah nasıl yalanlandıysa, bu günde ayan beyan görsler dahi Mürşid-i Kamillerde inkar edilmektedirler, o gün bu gündür, kurbiyet olan yakinlik kurbanlık aynı kurbanlıktır, çünkü insanlar zahirini sanmasınlar kurban mevzusunun, çünkü Allah o kurbanların ne etleri nede kanları Allaha ulaşmaz buyurmakla, insandaki kurbiyete takva ve yaklaşıma işaret etmektedir; Toplumun en büyü eksiği bu gün teşbihe kapalı olması batına uzak olması ve Ehli Tevhidi kabul etmemesidir, Canlı Kuran olan Mürşid-i Kamiller mazharından onlara Kuran-ı Kerime sorupta cevap alamadıkları birçok hakikati anlatacak olan Ehli Tevhidle yakin eylesin Rabbım cümle insanlığı.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 184. AYET

فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَاؤُ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُنٖيرِ 


OKUNUŞU        : Fein kezzebûke fegad kuzzibe rusulum min gablike câû bil beyyinâti vez zuburi vel kitâbil munîr. 

ZAHİR MANASI: Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık delilleri, hikmetli sayfaları ve aydınlatıcı kitabı getiren peygamberler de yalanlanmıştı.

BATIN MANASI: Bu gün bütün enbiya ve evliyanında tahsili olan Tevhid’i ve Ehli Tevhidi de yalanlıyorlarsa dün nasılsa derecesi azalasada cehalet devam etmektedir buyrulmakta, fakat aslolan irfaniyet ve kemalata hizmet ile gelecek nesilleri aydınlatmak ve aydınlığın arttığı yerde de karanlıktan bahse konu kalmamasına hizmettir esas, bunun için evvela nefis tezkiyesi yapmış mütevazi alimlere Enbiyalarında Evliyaullahın da varislerine Mürşid-i Kamillere ihtiyaç vardır; bu gün makam ve mevkisi ne olursa olsun, toplum Tevhid tahsilini yapmamışsa hakk ve hakikatten hala o derece uzaktır. Rabbım cümle insanlığı ve bütün dinleri de insanları da birleştiricisi olan Tevhid ile bilenler ve yaşıyanlar müstesna; tanışmaya tahsil talim eylemeye ve onunla yaşamaya yakin eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 185. AYET

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ 


OKUNUŞU         : Kullu nefsin zâigatul mevt, ve innemâ tuveffevne ucûrakum yevmel gıyameh, femen zuhziha anin nâri ve udhılel cennete fegad fâz, ve mel hayâtud dunyâ illâ metâul ğurûr. 

ZAHİR MANASI : Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.

BATIN MANASI   : Her nefis ölümü tadacaktır, nefis nedir, nefis insanın Efali, Sıfatı ve Zatıdır; her insan gerek unsuriyeti vucuduyla bu alemde idrak ettiği nisbette gerekse latif vücuduyla diğer gönüllerde yaşadışı müddetçe o vücutların da idrak etmesiyle idrak edecek o vücuttaki şubesiyle birlikte oda ölümü tadacaktır, yani toplumun bildiği gibi zahiri bir ölümle değil ihtiyari bir ölümle bu alem mutlaka birgün tenzihten teşbihe ve teşbihten tevhide geçildiği sürece idrak edeceklerdir ki, bu filler bizim değil, bu sıfatlar bizim değil bu vücut bizim değil, böylece efalini sıfatını ve vücudunu kendine değilde hakka nisbet edenin neyi kalır; hiç bişeyi böylece yaşarken ölmüş ve ölümü idraken tatmış olacaktır, bu alemde vacibül vucudunda bu idraklara mutlaka geçecek olan dünya zamanıyla; zamanla erişecektir. Ehli tevhide göre an vardır ki onlar bunu hakkın varlığıyla var oldukları anda idrak etmiş etmekte ve irşadlarında da bunu işlemektedirler. Kıyamet zamanı ise ehline göre ahir zamandır yani zamanın sonbulduğu vakit diliminden an dilimine geçildiği gönül alemidir. Gönülde an dilimi vardır, Allah’da anın mahsuludur, Gönlünde Rabbıyla buluşanlar hemen ektiklerini hemen biçerler, an dilimine geçemeyenlerde bunu başka bir alemde biçeceğiz derler… kendilerine göre başka alemler devam ettikleri ve yaşatıldıkları gönüllerdir.  Kim ki ehline gidipte eski yaşantısı olan cehaletinden cehenneminden uzaklarşırda Ehli Tevhidden Tevhid tahsilini yaparsa gerçek cennet olan irfaniyet ve kemalata erişir ki artık bilerek görerek yaşam başlamış olur ve karşılığınıda ebedi selametide dünyada yaşarken bulmuş olurlar. Rabbım bu hal üzere yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 186. AYET


لَتُبْلَوُنَّ فٖى اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذٖينَ اَشْرَكُوا اَذًى كَثٖيرًا وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ 


OKUNUŞU          : Letublevunne fî emvâlikum ve enfusikum ve letesmeunne minellezîne ûtul kitâbe min gablikum ve minellezîne eşrakû ezen kesîrâ, ve in tasbirû ve tettegû feinne zâlike min azmil umûr.

ZAHİR MANASI: Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.

BATIN MANASI: Bütün mallarımız, bu vücut mülkünde bulunan zahirinde aza ve cevahirimiz, batınında da tecelli sıfat olan rahman sıfatımızdır, ondaki can ise bütün bu vücuttan enerjisini alan 12 burcunda beslediği enerjisiyle ve diriliğiyle kabın isnad ve kabiliyetince zuhura gelen tecellileri ise rahman sıfatının canlarıdır; yani Rahman sıfatı bile sır perdelerini açacak ise hayal ve zanla değil kabdaki kabiliyet ve hizmet nisbetinde can bulmaktadır; bunun imtihanı ise bulunduğu demden daha yüce tecellilere mazhar olup olmadığıdır; mazhar olamayınca Rahman sıfatından Rab mazharından gönlünde üzücü sözler, sabrıla ve azimle gayret göstrerek mazhar olduğu nisbettede tecelli edişle övgüye mazhar olmaya devam edecektir. Böylece ikilikte olanlardan da aynı tecelligah olduklarından övgüye mazhar olamayınca da bilmeden üzücü sözler iştilir, övgüye mazhar oluncada bilmeden güzel sözler işitilir, çünkü diyor ki kitab ehlide size övgüye mazhar olunca iyi söyler ortak koşan ikiliktekilerde bilmeselerde güzel sözler söyler; demek ki söyleyen bir yani kelam kelamullahtır. Bu durum o kadar açık ve nettir ki her an karşılığını görüp durmaktadır; avamda, ariflerde; Rabbım özde olanı bilerek sabırla her mazhardan güzel sözler işitecek gönül ehilleri olarak bir hayat sürmeyi cümle ihvan kardeşelrimize ve islamı mübine nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 187. AYET

وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ مٖيثَاقَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهٖ ثَمَنًا قَلٖيلًا فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ 


OKUNUŞU          : Ve iz ehazallâhu mîsâgallezîne ûtul kitabe letubeyyinunnehû linnâsi ve lâ tektumûneh, fenebezûhu verâe zuhûrihim veşterav bihî semenen galîlâ, febié’se mâ yeşterûn. 

ZAHİR MANASI: Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür!

BATIN MANASI : Ehli tevhid mutlaka sırlarına vakıfıyetleri nisbetinde insanların istifadesine sunar iken Kuran-ı Kerimi; çünkü varlığı olmayandan bildiren Rabbıdır. Yani Allah’ın bilinmekliğine hizmet eden sıfata da düşen budur, oysa toplumdaki şeriat ve tarikat seviyesinde hikmete ve kitaba vakıf olanlar ise kendi varlıkları halen var olduğundan kendisi ayrı ibadet eylediği Allah ayrı olduğundan Tevhid tahsiliyle kendine nisbet eylediği varlığını ifna etmediğinden, hikmeti Kuran-ı, Canlı Kuran olan bizzat vücut ülkesindeki tecellileri açıklayamaz ve bildiremezler, hayal ve zanla yaşamaya devam ederler. Buyrulan odur ki tüm imamlara önderlere ve liderlere Mürşidlere, Mutlaka ve mutlaka Tevhid tahsilinizi yapmalısınız, tevhid tahsili yapmadan bildirdikleriniz hakikat değil hayal ve zannınızdır. Halbuki Allah’a sır da yoktur hayalde yoktur zanda yoktur, herşey Zata zahir, bilinen görünen ve olunandır. Rabbım bu idraklarla idraklanmayı ve daim bu zevklerle yaşamayı Zata layık sıfat olan tüm sıfatlarına dereceten nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 188. AYET


لَا تَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ يَفْرَحُونَ بِمَا اَتَوْا وَيُحِبُّونَ اَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا فَلَا تَحْسَبَنَّهُمْ بِمَفَازَةٍ مِنَ الْعَذَابِ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ 


OKUNUŞU         : Lâ tahsebennellezîne yefrahûne bimâ etev ve yuhıbbûne ey yuhmedû bimâ lem yef’alû felâ tahsebennehum bimefâzetim minel azâb, ve lehum azâbun elîm.

ZAHİR MANASI: Ettiklerine sevinen ve yapmadıkları şeylerle övülmeyi seven kimselerin, sakın azaptan kurtulacaklarını sanma. Onlar için elem dolu bir azap vardır.

BATIN MANASI : Bu vücut ülkesinde kişinin kendisine karşı samimiyeti, yalansızlığı ve güveni en yıkılmaz kalesidir. İmanıdır inancıdır; Rabbının en layık tecellisidir Zatın  Sıfata en idraklı tecellisidir. İşlemediği fiilin işlenmiş gibi anlatılması ve sevincinin yaşanması sanaldır, dolayısla yalandır ve samimiyetsizliktir, bu da nefse açık tutulan en büyük kapıdır, insanı hemen yıkan vesveselerde hemen bu kapıdan girer ve hatırlatır, dün böyleydi der bu gün neden böyle, ufak bir fikrinizi değiştiripte inanmaya gayret etseniz hep karşınıza çıkacak olanlar bu geçmişteki tutarsızlıklar ve kendinize karşı olan yalan söylemeniz ve samimiyetsizliğinizidir, kendinize bundan daha büyük vereceğiniz zararda yoktur. Bu azap her zaman karşımıza çıkacaktır, sırretimizde de yaşantımızda da. Rabbım bu güvensizlikten bu samimiyetsizlikten cümle Ümmeti Muhammedi uzak eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 189. AYET

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ 


OKUNUŞU          : Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard, vallâhu alâ kulli şey’in gadîr.

ZAHİR MANASI : Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

BATIN MANASI : Yerler nefis katlarıdır, nefsin 7 mertebesi yerlerin ayeti kerimedeki 7 kat yaratılmasıdır. Göklerin de 7 kat yaratılması ise gök katları, ruh mertebeleridir. Bütün Enbiya ve Evliyaullah’ın da tahsili olan Tevhid mertebe ve makamlarıda 7 dir. Bu makamlar insanı gönül semasında Rabbıyla buluşturur bu yüzden de sema katları gök katları 7 dir. Hayalde zanda bir gökte Rabbını bulmak değil, gönül semasında onunla Rahman sıfatından görüşmektir bildirilen, ve böylece hüküm sahibi olması da bizzat vücut ülkesinde tecelli edişiyle bütün duygu ve düşüncelerin tecellisine sahib olan Rabbım hangi duygunun hangi fiile dönüşeceğini, hangi düşüncenin icraa edildiğinde nasıl sonuç alınacağının Hakk’lığıyla bilmesidir. Böylece hükmü vermesi o mazharda tecelli edişiyledir. Kabında isnad ve kabiliyeti nefse meyyal ise süflü duygu ve düşüncelerin tecellisine mazhariyet yüksek olur, ruha meyyal ise ulvi duygu ve düşüncelerin tecellilerine mazhariyet yüksek olur;  Muhammed aşısı olanlarda ise Rabbınında iradesi ve ruhu olan emri ilahileri doğrultusunda zikir fikir ve rabıta ve şuhudlarla iştigal, bu aşının tutmasına vesile olarak o kişideki kab ve kabiliyetleri süfliyetten ulviyete tebdile zemin hazırlar ve akabindede her geçen gün yeşermeyle destekler. Rabbım hükümranlığını bütün Ümmeti Muhammedde ulvi tecellileri olan ulvi dugyu ve düşüncelerle zuhura getirsin inşallah.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 190. AYET


اِنَّ فٖى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُولِى الْاَلْبَابِ 


OKUNUŞU       : İnne fî halgıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri leâyâtil liulil elbâb.

ZAHİR MANASI: Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.

BATIN MANASI : Neden akıl sahibleri demiyor da! selim akıl sahibleri diyor, işte ancaksın aklını selamete eriştiren yani benliğinin aklıyla değil, Rabbının akıl fikir ve idrakıyla idrak ettikten sonra anladığını bildiren vücut ancaksın zata en layık sıfattır. Gökeler ruh mertebeleri yerler nefis mertebeleridir demiştik, bunlar neden yaradılmış hikmeti nedir… Herşey zıttıyla kaimdir, siyah olmalı ki beyaz bilinsin, nefis olmalı ki ruh bilinsin öz olarak bunlar vücut ülkesinde iyi ve kötüden ibarettir, vakat burada dikkat edilecek olan uruç yönüyle kulluktan bakıldığında kötü ve iyi vardır, nuzül yönüyle ise iyilik de hakka, kötülük denilende iyinin bilinmesine hizmet ettiğinden her ikisi de hakka hizmet ettiğinden iyilik ve kötülük yok denir ama aslolan iyilik ve kötülük diye yoklar ama hep iyilik diye vardırlar. Bunlarda vücuttaki hisler duygular ve düşüncelerin iyileri ve kötüleri diye görünür. Bunlardan iyilerini hakka kötülerini de nefsimize yani bizdeki eksikliğe nisbet ederiz. Ve aynı zamanda gece ile günüdüzün ardı ardına gelmesi diyorda gündüz ile gecenin ardı ardına gelmesi demiyor; gece vahdeti remzeder gündüz kesreti, vahdet sizin iç aleminizdir, kesret ise dış aleminiz zuhur mahallinizdir. Geceden sonra gündüzün gelmesi, vücut ülkenizde vahdet aleminiz olan gönül aleminizdeki duygu ve düşüncelerin güne çıkması yani fiile dönüşmesidir. Dikkat edilmelidir ki her ayet insana insanı anlatmaktadır. En güzel yarattığı insansa en güzel’i anlatır yaradan. Size bir mutluluk duygusu geldiğinde yanağınız gülüyorsa gecede olan güne çıkmış, duygular fiile dönüşmüş demektir; ha keza zıttını hatırlatmakla ulviyeti bildirmeye de, gaflette olduğuna da işaret eden süfli bir duygu geldiğinde ise ki; bu öfke duygusu olsa hemen kaşlarınızı çatarsınız, bu otomatik olur, yani gecede olan hemen güne çıkar, gizli olan zahir olur vahdetten olan kesrette görünür denildiği gibi, fakat ariflere bu hal ayan beyandır, onları cesetleri ruhları, ruhları cesetleridir, vahdet dediğin kesret, kesret dediğin vahdettir onlara. Rabbım böylece işaret buyurduğu gibi aklını selamete ehli olan Rabbına eriştiren kullarından eylesin cümle ihvanı güzini ve islamı mübini.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 191. AYET

اَلَّذٖينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فٖى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ 


OKUNUŞU       : Ellezîne yezkurûnallâhe gıyâmev ve guûdev ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halgıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halagte hâzâ batılâ, subhâneke fegınâ azâben nâr. 

ZAHİR MANASI: Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.

BATIN MANASI: Selim akıl sahiblerinden bahsederek buyuruyor ki; ayakta oturur ve yatar hal, namzadaki kıyamda rukuda ve secdede ki haldir; Allah’ı bu haller üzere anılır ve vacibül vücut olan  bu alemde herşey ya ayaktadır; ya oturur haldedir yada yer örtüsü olan yatar haldedir. Böylece insan ayakta ayetleri okur kıyamda, bu bir fiilullahtır, fillerin failini kendine değil Allah’a nisbet ederler; rukuda Sıfat sıfatullahtır idrakıyla sıfatların mevsufunu hakka nisbet ederler azametiyle, secdede ise vücudun mevcudunu da hakka nisbet ederler ki orada da azametten öte Rabbının âla oluşuna şahid olurlar, bu vücut senin değilde Rabbının olur ise bütün hayal ve zanların biter, bildiğini Zat yönüyle değil Sıfatlardan icraatıyla görmüş olursun, böylece de fillerin cibilliyetlerindeki güzellikleri görünce Rabbına eksiklikleri görüncede nefsine nisbet edersin; her ikisnin de Allah’tan oluşuna delil ise tek niyet’i vardır Rabbımın eksikte olsa âlâyı bildirmek için vardır âla da olsun Zata bildirmek için vardır, siyah beyaz için vardır beyazda daha beyazı bildirmek için… böylece her ikside O’na hizmet etmektedir. Böylece tevhid ehilleri nefis de ruhu bildirmek için vardır ruhda Rabbımı daha yakin eylemek için vardır derler her ikiside Zata hizmet etmiş olur. Bunun hikmetlerinide düşündükçe tefekküri zikirle Zata sıfatlar yakin ve layık olur. Bunlar üzerinde düşünmeyip gayriyete akıl yormak ise selamet yerine azabı getireceğide kaçınılmazdır. Öyleki her vücut düşündüğünü işliyorsa dolandırcılığa yorulan bir akıl eninde sonunda dolandırcılık yapar ve ya yakalanır hapse girer, yada hayatına son verirler. Rabbım selim bir akla ve selim akılla bildirdiği istikamette daim olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 192. AYET

رَبَّنَا اِنَّكَ مَنْ تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ اَخْزَيْتَهُ وَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ اَنْصَارٍ 


OKUNUŞU         : Rabbenâ inneke men tudhılin nâra fegad ahzeyteh, ve mâ lizzâlimîne min ensâr.

ZAHİR MANASI : “Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.”

BATIN MANASI : Allah her vücutta his, duygu ve düşünce olarak görünen ve irfaniyet derecelerine göre bilinebilen, ve herkeste de tecelli denen bu tecellilerin, kula göre süfli ve ulvi olanlarıyla tecelli eder, avama göre süfli olanlarına nefsi tecelliler celal göstermesi denir, arife göre ise sufli olsun ulvi olsun cemaldirler; çünkü sülfi bir duygu ve düşünce de gelse arfiler bilirler ki bizi sevdiğinden gaflette olduğumuzu hatırlattı manasındadır o tecellisi, yani ulvi kabı dolu tutmayınca boşluğa süfliyet girer; devamlı Rabbımla olmayınca nefse meyyal olurum derler; avam ise irşad olmadığından nefsini bilmediğinden Rabbını da bilemez, böylece o kendisinde tecelli eden bu duygu ve düşüncelerden hangilerini seçmemesi gerektiğinide devamlı takip etmez, böylece de nefsi duygu ve düşüncelere muhatab olduğunda gayriyeti galebe çalacağından o kab artık içindeki olan kendi ruhaniyetiyle ve cehaletinde o mazharı sarmasıyla cehennemi olan gafletin onda nakıs filler işleteceğinden hep sıkıntılar içinde olacaktır, bu halde kişinin cehennemi azabıdır. Gafleti cehennem ulvi uyanıklığı irfaniyet ve kemalatı cennetidir. Rabbbım Ehli Tevhidden gayriyetlerinden kurtulup ayniyete dahil olamanın formullerini öğrenip daim Rabbıyla olmayı cümle Ümmeti Muhammede ve Muhammede daim Ümmet olmak isteyenlere tez zamanda nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 193. AYET

رَبَّنَا اِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادٖى لِلْاٖيمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّا رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّپَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْاَبْرَارِ 


OKUNUŞU       : Rabbenâ innenâ semiğnâ munâdiyey yunâdî lil îmâni en âminû birabbikum feâmennâ, rabbenâ fağfir lenâ zunûbena ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal ebrâr.

ZAHİR MANASI   : “Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al.”

BATIN MANASI : Burada hitab Rabbini azda olsa bilenleredir. Bedevilerin ayeti kerimedeki gibi Resulû Ekrem Efendimize bizde iman ettik diyenlere; cevaben gelen ayeti kerimede deki! Teslim olduk deyin hitabına muhatab olanlar değildir. Çünkü henüz onların kalbine iman ilka edilmeyenler idiler; toplumumuzda bu gün gerek şeriat gerekse tarikat seviyesinde olup henüz, Resulû Ekrem Efendimizden bu güne aynı tahsili talim eden Tevhid ile Rabbını en güzel ve en kısa zamanda bilebilecek hayal ve zanlarından kurtaracak bir ehil olarak Mürşid-i Kamil esmasıyla bir elçin olduğunu işittik diyebileceklere diyor; tıpkı nisa sûresi 64. ayeti kerimedeki gibi tövbeyi kendiniz değil elçimle birlikte yapın ki bağışlayıcılığımı da görün buyurduğu gibi.  işte bu gün bir kaymakam görev yerinden tayin olsa bile nasıl ki dosyaların imzalanması beklemediği gibi, bir personel müdürü dahi olsa kaymakamın yerine imza yetkisine sahib olup o dosyaları nasıl imzalar ise,  bu günde işitilen elçi, işitilen Mürşid-i Kamil aynı yetki ile yani o makamdan Rabbım o mazharı kullanarak kulağından tövbesini işitmesiyle, gözünden intisabını görmesiyle diliylede telkinatları yapmasıyla Mürşid-i Kamile gelen kullarının tövbelerini işitmiş, ve o mazhardan işitmesiyle de kabul etmiş olur, burada dikkat edilecek olan Mürşid-i Kamiller Rab değil Rab mazharı olmalarıdır, yani Rububiyet makamının kesretteki görev yerleri olarak kullandığı kullarıdır Rabbımın, çünkü Allah Zat yönüyle değil Sıfatlarından icraatını yapar, tıpkı elektirik direk aydınlatmaz ama içindeki aydınlatmaya müsaitlik hasletini ampul ile birlikte yaptığı gibi… Rabbım günümüzde de Ehline gidip çevresinde işittiği bu mazharlardan Rabbına söz verip kendisindeki Rabbını buluncaya dek irşad olmalıdır, sözler kişilere değil o mazharlardan Rabba verilmelidir. Böylecede verilen sözler tutuldukça da ayıplar örtülür, nefis tezkiyesi ile nefsin eksikleri izale olur… Rabbım cümle insanlığa ulvi yolda olan ehillere gitmeyi Tevhid tahsilleriyle de hak ve hakikati öğrenip amil olmayı nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 194. AYET


رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمٖيعَادَ  


OKUNUŞU             : Rabbenâ ve âtinâ mâ veadtenâ alâ rusulike ve lâ tuhzinâ yevmel gıyameh, inneke lâ tuhliful mîâd.

ZAHİR MANASI       : “Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va’dettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.”

BATIN MANASI         : Peygamber kelimesi farsçadır; Elçi ve Nebi kelimleri doğru kullanılandır, fakat aslolan vasıtası olan Elçisinden mazharından yani Rahman sıfatından kesrette ve vahdette bildirdikleridir; çünkü tecelli eden Zat’dır. Allah’ın bizlere vaad ettikleri nelerdir. Eğer ki layıkıyla varlığını ifna eylediysen Fena-i Efal ile Fena-i Sıfat ile ve Fena-i Zat ile işte o zaman bunları yapınca sana şunları vaad ederim dediğini göreceksiniz.  Tecell-i Zat Zatından bir cüz vaad etmesidir; Tecell-i Sıfat Sıfatlarından bir cüz vaad etmesidir, Tecell-i Efal ile de Efalinden Fiilullahından bir cüz vaad etmesidir. Eğer ki bu vaadlerini istiyor isek o zaman ehline gidip layıkıyla bir Tevhid tahsili yapmalı ve vaad edilenlerden nasibimizi almalıyız. Kıyamet günü ise ne zamandır, kıyamete ahir zaman denir, ahir zaman ise zamanın yani vakit diliminin idrakının son bulup dahası olan an idrakı da varmış denilen demdir; dünya diliminin idrakından yani Zaman mevhumundan AN mevhumuna geçilmesidir. Ehli Arif Ehl-i Tevhid’in kıyameti zaten kopmuştur, her kim ki Ebubekir gibi gezen bir ölü olma hali olan ölmeden evvel ölme, idraken bu varlık benim değildir Rabbımındır buyrulanı idrak eder ise o kişinin de kıyameti kopmuş ahir zamandan dünyadaki vakitle yaşamaktan ahiret vakti olan gönülde vahdet zamanı an dilimi olan Rabbının an’da tecellilerine mazhar olmasıyla artık An’ı yaşar olacaktır. İşte vaad edilenler ile An’da yaşam Rabbımın en güzel ve baki hayatına dahil olmaktır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Muhammede ümmet olacaklara tüm islamı mübine ve dereceten tüm insanlığa tez zamanda nasib eylesin bu yücelik ve güzelliklerini.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 195. AYET

فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ اَنّٖى لَا اُضٖيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ فَالَّذٖينَ هَاجَرُوا وَاُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاُوذُوا فٖى سَبٖيلٖى وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّپَاتِهِمْ وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ ثَوَابًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ 


OKUNUŞU         : Festecâbe lehum rabbuhum ennî lâ udîu amele âmilim minkum min zekerin ev unsa bağdukum min bağd, fellezîne hâcerû ve uhricû min diyârihim ve ûzû fî sebîlî ve gâtelû ve gutilû leukeffiranne anhum seyyiâtihim ve leudhılennehum cennâtin tecrî min tahtihel enhâr, sevabem min ındillah, vallâhu ındehû husnus sevâb.

 ZAHİR MANASI  : Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.”

BATIN MANASI : Erkek olsun kadın olsun derken irfaniyet derecesini bildirmekle isterse Zatiyun Veli mertebesinde olsun iterse Sıfatiyun Veli mertebesinde olsun; gerekse halk mertebesindeki Fena-i Zata ermiş bir salik ile Fena-i Sıfat demindeki bir salik olsun bu mertebelerde ilimle şuhudla, yaşamla yol almış dahi olsalar ve yahut, kadın sıfat olan ikilik ihtizasında avam ve süfliyette olanlardan gayret içerisinde yüzünü dönenler olsun, isterse zat ihtizasınca birliğe erme yolunda avam ve biraz daha dereceten yüksek olan şeriat ve tarik olanlar olsun fakat henüz tevhide ve birliğe ermemiş olsalar dahi, yinede hicret etmişlerdir, bugün süfliyetten yola çıkan da hicret etmiştir, şeriat tarikat demlerindekiler de hicret içerisindedirler, hakikatte tevhidle tanışanlarda zikir demindeki Efale hicrette, Efal demindeki Sıfat mertebesine hicret etmekte, Sıfat demindeki Zat mertebesine hicret etmekte, böylece Fena Salikleri bekaya Fena ve Bekayı ilimle bitirenler şuhuden hicrette, şuhuden hicret edenlerde yaşamen hicret etmektedirler, Mutlak Zata doğru her merhale hicret olduğundan hiç birisininde karşılığı zayi edilmemiştir, hemde sonradan verilen bir mükafat da değil, hemen irfaniyet ve kemalatının artmasıyla zandan kurtulmasıyla, huzur ve mutluluğa ve dahası olan zevke intikaliylede peşinen karşılığı da verilmektedir. Cennet mutluluktur, ırmaklar ise Allah’ın lutuflarıdır, bu ırmaklar, zevk ırmakları ve çeşitleri, şuhud ırmakları ve çeşidleri, ilim ırmakları ve çeşitlerindendir; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve Muhammede Ümmet olacaklara ve bütün islamı mübine dereceten ihsan buyursun inşallah tez zamanda, bu lutuflarından.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 196. AYET

لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذٖينَ كَفَرُوا فِى الْبِلَادِ


 OKUNUŞU         : Lâ yeğurranneke tegallubullezîne keferû fil bilâd.

ZAHİR MANASI: Kâfirlerin refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.

BATIN MANASI: Allah tecelli eylediği mazharlarda mazharın isnad ve kabiliyetince zuhura gelir, fail birdir fiil çoktur, fillerin cibilliyetlerindeki bozukluk kişiye güzellik hakka nibet edilir; ruha yüzünü dönmek isteyen bir mazharda nefsin ona izin vermeyip mutluluk ve huzur içerisinde olması hatta ve hatta nefsi doğrultusunda dünyalık ve nefsin şaşaasından da donatılmış olsa bile, sakın sizi bu halleri aldatmasın sonunda akıbetleri pişmanlıklarla dolu olacaktır, ömür geçtikçe ahiretini hatırlayanlar son demlerinde geç kalmışım diyenler; yaş iken eğilecek ağacı zorla yammaya çalışanlardır, ama ne yazıkki bu şehvet diyarlarında uzun zaman dolaşanların ayak izleri halen dolaştığı yerlerdedir. İdraklarını bir an değişselerde alışkanlık içerisinde kalıcı bir hayat onlar için zor olandır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi ve Muhammede ümmet olacakları Hakk ve Hakikati örtücü olanlardan eylemesin, Ruhun en güzel tecellilerine mazhar kılsın.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 197. AYET

مَتَاعٌ قَلٖيلٌ ثُمَّ مَاْوٰیهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ 


OKUNUŞU    : Metâun galîlun summe meé’vâhum cehennem, ve bié’sel mihâd.

ZAHİR MANASI: (Onların bu refahı) az bir yararlanmadır. Sonra onların barınağı cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası!

BATIN MANASI: İnsanın bir içi birde dışı olduğu gibi, cümle alemede cami olması yani kürrenin bir cüzü olması hasebiyle, Mutlakta da bir iç bir dışa tahayyül edilebilmelidir. Buda bize gösteriyor ki, ten ile can, vahdet ve kesret, unsuriyet ve ruhaniyet, beden ve içerisinde olanlardır; o zaman suretler maddeden maddeye tebdil oluyor ise, yani bedenden cemadata nebadata hayvanata ve insana doğru bir teşri var ise, o zaman ruhaniyet yönümüz nasıl bir teşri izlemektedir, buna da nazar edildiğinde basiret gözüyle görülecek olan aşıkların ölmemesi anıldıkları gönüllerde yaşadıklarını, yani onlar gibi gönül ehillerinin gönüllerinde yaşamaktadırlar her gönül derecesince bulunan gönülde yaşamaktadır, o zaman hayatlarını süfliyet Hakk ve hakikatten uzak geçirenlerin ruhaniyetleri de aynı tecelliye mazhar olan bu günkü vücutlarda da şube olarak devam etmektedir. Az bir menfaatten sonra ebedi cehennem olan cehalet nisbiyet şirk ve tüm gayriyetlere mazhar bir ruhaniyetmi yoksa baki ayniyete dahil olan, irfaniyet ve kemalatta âlâ, hatta ve hatta zat cenettelerinin de üzerinde bir ruh cenneti ve Tevhid Cennetlerine dahil olanlarmı… Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi bu huzur ve mutluluklarından payidar eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 198. AYET

لٰكِنِ الَّذٖينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا نُزُلًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ لِلْاَبْرَارِ 


OKUNUŞU    : Lâkinillezînettegav rabbehum lehum cennatun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ nuzulem min ındillâh, ve mâ ındallâhi hayrul lil ebrâr.

ZAHİR MANASI: Fakat Rablerine karşı gelmekten sakınanlar için, Allah katından bir konaklama yeri olarak, içinde ebedî kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah katında olan şeyler iyiler için daha hayırlıdır.

BATIN MANASI  : Rabbine karşı gelmek derken buyurulan kişinin ayrı Rabbının ayrı bir varlığı olduğu idrakıyla yaşarsa kişiler kendi ayrı Rabbı ayrı ise karşı geldi denmekte olur. Halbuki Rabbına karşı gelmemek yani kendine ayrı bir varlık vermemek ise, Fillerin Faili, Sıfatların Mefsufu ve Vücudun Mevcudu Allah’tır demek şuhud etmek ve bu idrakla sahibini yaşamla seyreylemektir karşı gelmemek. Böylece ikinci bir varlık kalmaz, Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelen tek varlık cüz yönüyle, ha bir damla ha deniz idrakıyla Ayniyete ayak basılır. Bu konaklama yeri mutlakiyeti olan denizin kendi için layık olan makam ve zevk hali ne ise işte o denizdeki damla içinde aynıdır. Akan ırmaklar kevser ırmakları olan ilim ırmakları, şuhud ırmakları ve zevk ırmaklarıdır… ve böylece ben dediğin ayrı Allah ayrı olmadığından O’nun katında olan her nimet her yüce ve güzel tecelli kulundan zuhura geleceğinden Zatına layık ögrdüğü Sıfatı içinde nimet olacaktır. Rabbım bu idraklarla daim huzur ve mutluluk içerisinde kull olarak yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 199. AYET


وَاِنَّ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ خَاشِعٖينَ لِلّٰهِ لَا يَشْتَرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَلٖيلًا اُولٰئِكَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِنَّ اللّٰهَ سَرٖيعُ الْحِسَابِ 


OKUNUŞU          : Ve inne min ehlil kitâbi lemey yué’minu billâhi ve mâ unzile ileykum ve mâ unzile ileyhim hâşiîne lillâhi lâ yeşterûne biâyâtillâhi semenen galîlâ, ulâike lehum ecruhum ınde rabbihim, innallâhe serîul hısâb.

ZAHİR MANASI  : Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilene, Allah’a derinden saygı duyarak inanırlar. Allah’ın âyetlerini az bir değere satmazlar. Onlar var ya, işte onların, Rableri katında mükâfatları vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

BATIN MANASI  : Ehli Tevhid’in idrakı ve yaşamı üzere olmayı tarif ediyor bu ayeti kerime Mutlakiyetindeki Celal ve Cemal esmalarını aldığı yerdeki tecellisiyle esma alan Zat tecellisine yani Allah’a, kendilerine derken varlığı hakkın olan mazhardaki Muhammede tecellisine, ve sizlere de derken âdemliğini bulduysa âdemlere, bulmadıysa avamdaki nakıs tecellilerinde de vakıf olduklarını hepsi yerinde doğrudur diyerek derin bir saygı duyarlar buyrulmaktadır; çünkü o mazharlar için saygı ifadesi boyun büküşün ta kendisidir de ondan, Tecelli eden Tecelli etmez ise ne tecelli nede olunan bir hiçtir, bunu çok net ve kesin bilirler, bu delillere vakıfiyetleri üstün olduğundan zata nisbet ederek anlatmaları onları sıradan bir ilimmiş gibi anlatmamaları da değerlerini düşürmediklerindendir. En büyük mükafatları da Zata en layık Rahman sıfat olmalarıdır. Çünkü tecelli eden Zat bilinmekliği muradında görünmek ve olunmaklığıyla da en güzel mazhar dünkü Resulu Ekrem Efendimizde olduğu gibi bu günde O Mürşid-i Kamilleri kullanmaktadır, Rabbım Ehli olan Hakkel yakin Mürşid-i Kamillerle cümle Ümmeti Muhammedi hemdem eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 200. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ 


OKUNUŞU        : Yâ eyyuhellezîne âmenusbirû ve sâbirû ve râbitû vettegullâhe leallekum tuflihûn.

ZAHİR MANASI: Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

BATIN MANASI: İkiliğe inmeden karşı gelmeden, sabrın kemali için gelen celal tecellilerine kula göre şer Allah’a göre celal olan tecellilere sabredin, nefsin tecellilerine mazhar olan diğer insanların aşikare ve gizli niyetleri karşısında da sabırla dik durun, nefse inmeden gerektiğinde fark için hukuk yolunu tercih edin diyor; bu cihad hem nefsinize hem de afaktaki nefse karşı cihaddır; Resulu Ekrem Efendimizin buyurduğu gibi büyük cihad da budur. Sabırla yapılan cihad, bu gün Arap yarım adasındaki gibi cihad gibi görünen  kılıçla yapılan ama asla cihad dahi olmayan müslümanın müslümanı katletmesi gibi asla değil. Uyanık olmak daima hakla olmaktır, saliklerin daim zikirde ariflerin daim seyirde olmaları hep uyanık olmalarıdır ki, onlar nefsin icraatını da fillerden ayan beyan görürler rurhun icraatını da ruh gibi görünen ama arkasında nefis olanları da Rabbının basiret gözüyle bakıp bildirmesini de bilir ve görürler. Ve böylece ancaksın selamet sizinle olacaktır diyor Rabbım. İşte cümle Ümmeti Muhammedin de ihtiyacı olan budur hem sabır hem de hakkını hukukla savunmaktır, diğerleri gibi nefse inmeden. Rabbım bildirdiği gibi yalamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.



     ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ SÛRE SONU

Verified by MonsterInsights