Sal. May 26th, 2026

NİSA SURESİ (101.-150. AYETLER)

NİSA SÛRESİ 101. AYET

وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِى الْاَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلٰوةِ اِنْ خِفْتُمْ اَنْ
يَفْتِنَكُمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا اِنَّ الْكَافِرٖينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُبٖينًا 

OKUNUŞU             : Ve izâ darabtum fil ardı feleyse aleykum cunâhun en tagsurû mines salâh, in hıftum ey yeftinekumullezîne keferû, innel kâfirîne kânû lekum aduvvem mubîna. 

ZAHİR MANASI : Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

BATIN MANASI  : Yeryüzü nefis arzıdır, buradaki sefer avamın ve arifin seferleridir, avam nefis mertebelerinden uruç ederek ruha yükselmek için sefer eder, arifler ise ruh mertebelerinde olmalarına rağmen nefis arzını seyir için oralarda bulunurlar; idraken inerler halle değil, kafir ise örtücü manasındadır nefis arzındaki haller ruh semasını perdelemiş, Hakk ve Hakikati örtmüş hallerdir. Namaz ise müminin miracı miraç ise Allah ile görüşmektir, ister nefis arzındaki hakikatler için isterse ruh semasındaki haller için görüşme devam eder bu görüşmelerde namazdır. Bu vücut ülkesinde nefsi tanımak için nefsin zuhuratlarını hazırlayan hissiyat duygu ve düşünceleri tanımaya çalışır iken olurda korkarsanız yani size zarar vermeye başlarlarsa, örneğin şehvet duygusunu tanımak için kendisinde olmadığı halde bir anda bu duyguyu hisseden bir arif ne içerisinde bunu hissetme ne duygusuna izin verme nede bu şehvetle ilgili hiçbir fikir dahi düşüncesinde cereyan etmemiş iken, nasıl olurda bir anda bunu hisseder; hissetmesi ya bulunduğu ortamda orada olanlardan birisi veya çoğunun yani afaki hissiyatın onun ruhaniyetine değmesidir ki bunu hissedende o mahaldedir, ya da azda olsa nefsinde o aynanın yansımaları durmaktadır rabbı meyletmemesi için onu daha emin olmaya hazırlar, buna meyletmekten korkması durumunda hemen nefis arzındaki görüşmeyi tahsili namazı kesip ruh semasına çıkabilir, bu durumu kesmesinden dolayı bir tahsil şuhud ve namaz eksiği dolayısıyla günahı olmaz, vücut bunlara emin mertebelerinde dereceten hazırlandıkça tekrar o dem ve demler görüşülür ve onlarında hakikatlerine erilir. Çünkü böyle durumlar meyledilince o vücuda apaçık düşmanlığa da izin vermek olur; Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi nefsine ve Rabbına arif olan kullarından eylesin.




  
NİSA SÛRESİ 102. AYET

وَاِذَا كُنْتَ فٖيهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلٰوةَ فَلْتَقُمْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا اَسْلِحَتَهُمْ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَائِكُمْ وَلْتَاْتِ طَائِفَةٌ اُخْرٰى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَمٖيلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضٰى اَنْ تَضَعُوا اَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْكَافِرٖينَ عَذَابًا مُهٖينًا 


OKUNUŞU         : Ve izâ kunte fîhim feegamte lehumus salâte feltegum tâifetum minhum meake vel yeé’huzû eslihatehum, feizâ secedû felyekûnû miv verâikum velteé’ti taifetun uhrâ lem yusallû felyusallû meake vel yeé’huzû hızrahum ve eslihatehum, veddellezîne keferû lev tağfulûne an eslihatikum ve emtiatikum feyemîlûne aleykum meyletev vâhıdeh, ve lâ cunâha aleykum in kâne bikum ezem mim metarin ev kuntum merdâ en tedaû eslihatekum ve huzû hızrakum, innallâhe eadde lilkâfirîne azâbem muhînâ. 

ZAHİR MANASI  : (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

BATIN MANASI : insanın cephesi önden görünüşüdür;  savaşı ise ön cephenin yani göğsünün sırret alemindedir. İçeride savaşır nefsiyle orada bulunur Muhammed diyor, yani bir mazhardan rahman sıfatından namaz kılarsınız görüşürsünüz ve size o mazhar yardımcı olur nefisle savaşta diyor. Bu gün bu sırretinde Resulu Ekrem Efendimizin de bir mazhardan Rabbını bulduğu gibi bulduran Tevhid ilmini kaç kişi tahsil eylemektedir diye sorsanız; Neredeyse yok denecek kadar az denecektir. İşte orada evvela bir kısmına silahlarıyla birlikte imamlık yapar sonra diğer kısmına yapar, kişiyi evvela nefsiyle mücadelede zikirle kalbini, yani haneyi mamur yapar kalbi temizler bir kısmı olan kalbdeki hissiyatı temizler, sonra diğer kısmına kıldırır o da fena mertebelerinin tahsili ile gönülden sonra akılada şuhud ve idrak ettirir. Bunlar Muhammedin savaşan yani ikilikte olan salike sırretten selamet için imamlığıdır, o demde bunu şuhuden göremezler ama yine de bağ ile hat çekilmiştir. Yanlarına aldıkları silahları ise öğrendikleri tahsilin şuhudlarıdır, eğer yanlızca fikredilmeden Allah Allah Allahhh deniyorsa fikirsiz zikir silahsız savaştır bunu asla ilk kafileye uygulatmıyor, ama diyor diğer fena mertebelerinde yine namaza durursanız yalnız Rabıtasını layıkıyla idrak etmeniz ve hissinizle daim takrar etmeniz şuhudları olan silahlarınız kenarda beklese dahi yine de hicaplarınızın açılmasına yardımcı olacaktır. Rabbım layıkıyla ahret alemi olan gönül alemimizde Rahman Sıfatım dediği Muhammed Mustafa S.A.V. ile bu günkü veçhinden görüşüp o mazhardan da Alemlerin Rabbıyla; bu alemde ölmeden evvel ölerek birlikte olmayı cümlele Muhammed Ümmetine nasib eylesin.





İSA SÛRESİ 103. AYET


فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْ فَاِذَا اطْمَاْنَنْتُمْ فَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا 

OKUNUŞU         : Feizâ gadaytumus salâte fezkurullâhe gıyamev ve guûdev ve alâ cunûbikum, feizatmeé’nentum feegîmus salâh, innes salâte kânet alel mué’minîne kitâbem mevgûtâ. 

ZAHİR MANASI    : Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.

BATIN MANASI : Namazda Kıyamda durmak Efal-i İlahiyeyi, Rukuya eğilmek Sıfat-ı İlahiyeyi, Secde yapmak ise Zat-ı İlahiyeyi remzeder; bu alemdeki bütün mevcudata bakın ya ayakta ya oturur yada yatar vaziyettedirler, bu rumuzatlar bu alemdeki şuhudlarla şuhudlanmayı ve bu âdemde de yalnız 3 halin aynı mazharda cemi olduğu; insanda yalnız bu 3 halinde mevcut oluşuyla cem-i namazın yalnız insana has olduğuna işaretle; asla terk edilmeden gerek zahiri vakitlerle ilgili olanı “vukuta” gerekse orta namaz olan “vusta” gerekse daimi namaz olan “salat-ı daimun” asla terk edilmemelidir buyrulmaktadır. Bunlar Kuran-ı kerimde de Nisa Sûresi 103. Ayet, Bakara Sûresi 238. ayet Meâric Sûresi 23. ayetlerde geçmektedir. İşte böylece ayeti kerimede nasıl batın manaları olan namazın 3 halinden bahsederek mana namazını da işaret ediyorsa, vakitlerle ilgili olan zahiri namazı da işaret ederek işte bunların her ikisininde gerekliliğini sizlerin nefis mücadelenizde ve hakikate ermede hem hakikatin hem şeriatın ikisinin birlikte olmazsa olmaz olduğunu da kesin ve kesin bildirmektedir. Rabbım ne şeriatından nede hakikatından asla taviz vermeyen kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.





NİSA SÛRESİ 104. AYET

وَلَا تَهِنُوا فِى ابْتِغَاءِ الْقَوْمِ اِنْ تَكُونُوا تَاْلَمُونَ فَاِنَّهُمْ يَاْلَمُونَ كَمَا تَاْلَمُونَ وَتَرْجُونَ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا يَرْجُونَ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖيمًا حَكٖيمًا 

OKUNUŞU       : Ve lâ tehinû fibtiğâil gavm, in tekûnû teé’lemûne feinnehum yeé’lemûne kemâ teé’lemûn, ve tercûne minallâhi mâlâ yercûn, ve kânallâhu alîmen hakîmâ.

ZAHİR MANASI : Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI : Kişi ne zamanki vücut ülkesindeki his duygu ve düşüncelerin süfli olanlarının onu nefse ittiğini ve nefse düştüğü içinde vücut icraatını süfli sergilediğinden azabını çektiğini görür ve şahit olur. İşte diyor vücut ülkesinde irşad için Rabbım zıtları olan Zatına göre süfli değil de ulvi olanı bildirmek için zıtlarına ihtiyaç olduğu ve dolayısıyla bilinmekliğine hizmet ettiği için de böylece duygu ve düşüncelerin zıtlarını da halk eylemiş. Ama seçip işleyen kuldur mazhardır. Böylece sizdeki düşman topluluğu olan tüm nefsani duygular ve tüm nefsani düşünceleri yakın takibe alın ve içinizden onları kontrol edin onlara izin verirseniz vay halinize buyrulmaktadır. Siz acı duyuyorsanız onlarda duyuyordur buyrulması, aslında siz dediğiniz içerideki duygu ve düşüncelerin hamalıdır. Asıl hissiyat içerideki siz dediğinizin aslı olan sizdedir. Dolayısıyla beden ölür ama latif olan siz öldüğünüzde hangi demde iseniz o demdeki vücutlarda aynı acıyla devam edersiniz. Dolayısıyla ayetteki deri değiştirme denen; deri değişmeniz sadece vücutların dış kısmı olan birbirinden farklı simalar olması, dişi, erkek, uzun, kısa ve ten renk farklarıdır; içerideki azap aynıdır; öfke duygusunu nerde görürseniz tanırsınız değilmi; evet diyeceksiniz o zaman bu duygu yalnız aynı isimdekilerde yada yalnız erkeklerde yada yalnız gençlerde vs. vs. de mi görülüyor yoksa namütenahi her mazharda zuhura gelebiliyor mu… o zaman sürahi değişse bile su neyse o dur demek teşbihte hata olmayışı olmazmı. Ha keza mutlu olanlarda öyledir nasıl ölürlerse onlarda öyle dirilir yani aynı mutluluğa haiz olan vücutlarda aynı hissiyat aynı ruhaniyet devam eder. Rabbım suret ve esmalardan geçip layıkıyla sırretine vakıf olan nefsini bilip Rabbını bilen ve Rabbıyla Rabbına hizmet eden kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.





NİSA SÛRESİ 105. AYET

اِنَّا اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا اَرٰيكَ اللّٰهُ وَلَا تَكُنْ لِلْخَائِنٖينَ خَصٖيمًا 

OKUNUŞU      : İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bilhaggı litahkume beynen nâsi bimâ erâkallâh, ve lâ tekul lilhâinîne hasîmâ.

ZAHİR MANASI: (Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.

BATIN MANASI: Muhammed kemalât ve irfaniyet mazharına denir. Kim ki Muhammedi bir kemalata sahib olur onlar Muhammediyete ayak basarlar. Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerimi sayfa sayfa gökten indirmedi, Resulu Ekrem Efendimizin vücut ülkesinde tecelli eyledi tüm vücutta 124bin tecelli bir his ile geldi; sonra duyguya dönüştü, sonrada akıla, akıl melekesi olan cebrailliğiyle Rabbım bildirdi; işte saf ve temiz olan kalp sade ve öz olan duyguları akıl melekesinde net aydınlatır ne geldiyse o bilgi olarak akıla yansır, yani ayet olur delil olur. Seçilmiş mazharlara Resulu Ekrem efendimize gelenlere ayet, Evliyaullaha gelenlere ilham bizlere, gelenlere bilgi denir, ama bu nefis temizliğine göre değişir çöplü ve çöpsüz yani nefistenmi ruhtanmı tam bilinmez bu yüzden nefis tezkiyesiyle kalp temizliği tasavvuf yolunda aslını bulmada olmazsa olmazdır. Böylece vücut ülkesinde Kuran-ı Kerimin yarısı olan; Emri bi’l mâ’ruf “emredilen iyilikler; yani iyi duygu ve iyi düşünceler” diğer yarısı olan “Nehy-i anil münker; uzak kalınması gereken kötülükler” tecelli eder, zata göre bunlar iyi veya kötü değildir bir tecellidir, çünkü zıtları sayesinde güzel olanları bilinir böylece de bilinmekliği olan muradı zuhura gelir. Ama kula göre de iyi ve kötüdür, cemal ve celal olan bu tecelliler. Böylece Hakk olarak insanoğlu canlı bir Kuran olarak bu alemde Kuran-ı Kerime ikiz olmuş olur… Rabbım Lafz-ı Kurandan “satırlardaki Kuran-ı Kerimden” Suvar-i Kitabdan “sıfatlar alemi olan bu varlıkların seyrinden” ve Ümmül Kitab olan “canlı Kurandan yani Mürşid-i Kamillerden istifade eylemeyi cümle kullarına ihsan buyursun inşallah.





NİSA SÛRESİ 106. AYET


 وَاسْتَغْفِرِ اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحٖيمًا 

OKUNUŞU     : Vestağfirillâh, innallâhe kâne ğafûrar rahîmâ.

ZAHİR MANASI : Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

BATIN MANASI  : Eksikleri olan mazharlara vücut ülkenizde nedamet duygusuyla pişman olun bu duygunun neticesinde sizlerde bu hissiyat bir enerjiye dönüşerek içinizde ve dışınızdaki vesileleri hareket ettirecek ve ehlinin dizinin dibine kadar götürecektir. Böylece samimi iseniz nedamet duygusunu kelama dönüştürüp ehliyle birlikte tövbe edin af dileyin böylece ehli olanın varlığı kendisinin olmadığı için “Ehli Tevhidin” onun gözünden gören Rabbım, ehline geldiğinizi O mazharın kulağından duyan Rabbım bağışlanma dilediğinizi ve sukutun ikrar olduğunu hal ile buyurmanızla ve bunda da sırreten samimi olmanız halinde sizinle de hissi bağın kurulduğu ve iletişime geçildiğinin müjdesini alırsınız; sonra Rabbınızı sizin güç kuvvetiniz olmadığından Rabbınızla zikredersiniz ve sizden zikreden O’dur. Nisa Sûresi 64. Ayeti kerime gereği kendinize zulmettikten sonra ehline gidip tövbe etmiş ehlinden de sizi görmesiyle duymasıyla sizin için bağışlanma dilenmiş olur. Böylece bağışlanma dilemenizle birlikte nasuh tövbesi olan Tahrim Sûresi 8. Ayetteki tövbeyle “tövbeten nasuha” ile nasuh tövbesini en etkili tövbeyi de yapmış ve Furkan sûresi 70. Ayeti kerimenin de müjdesiyle kötülüklerinizde iyiliğe tebdil olmuş yükünüzden arınmış ve hatta yükünüz nisbetinde de hafiflikle müjdelenmiş olursunuz. Böylece hiç günah işlememiş gibi hayata yeniden başlarsınız. Böyle bir mağfiret ve merhamet ancaksın ayetlerinde müjdesi olan Rabbımın ehli mazharından da bildirmesiyle olur. Rabbım ehline gidip layıkıyla ayetlerine göre tövbe etmeyi ve merhametine kavuşmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 107. AYET

وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذٖينَ يَخْتَانُونَ اَنْفُسَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا اَثٖيمًا 

OKUNUŞU       : Ve lâ tucâdil anillezîne yahtânûne enfusehum, innallâhe lâ yuhıbbu men kâne havvânen esîmâ.

ZAHİR MANASI   : Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı sevmez.

BATIN MANASI : Kendilerine hainlik edenler; vücut ülkesinde nefsani duygu ve düşüncelerin farkında olup da hala Ruhun emrine yani duygu ve düşüncelerinin iyileriyle yaşamaya başlamamaları kendilerine hainlik etmeleridir. Örneğin yalan söylemek; karşı tarafın iyiliğini istememe olan nefsani bir duygu, nefsani bir düşünce ve akıbetinde kendine fayda sağlamış gibi görünen bir fikir ile yapılır; zira kişinin kendisi de içindeki hissiyat ve hakikatle bunun yalan olduğunu bilir yani kendisini asla kandıramaz; işte bu kandıramadığı onun öz varlığı olan hakikati olan aslı olan özüdür; Rabbıdır… İçinden geçeni ve geçmişi bilmesi Rabbının ayrı, ben dediğin o vücudun ayrı olmamasıdır. Böylece kişi yalan söylemekle karşıdakini kandırdım demekle aslında kendisini kandırmaktadır, Rabbını da kandıramayacağına göre hainliği de kendisine yapmış olmaktadır. İşte diyor Rabbım gerek kendisini kandıranlar gerekse de yine hislerinde samimi olmayanlarda yine kendilerine hainlik etmektedirler. Dolayısıyla Allah’ın hainleri sevmemesi; onlardan açığa çıkmasına engel olmaları o mazharın sevilir filler sergilememeleri; Allah’ın onları layıkıyla sevmelerine engel olmalarıdır. Bu da onlardan layıkıyla zuhura gelmesine izin vermediklerindendir. Rabbım kendisinin layıkıyla sevdiği yani mazharlarımızı Zatına layık sıfat eyleyen kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





NİSA SÛRESİ 108. AYET


يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللّٰهِ وَهُوَ مَعَهُمْ اِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضٰى مِنَ الْقَوْلِ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحٖيطًا 

OKUNUŞU         : Yestahfûne minen nâsi ve lâ yestahfûne minallâhi ve huve meahum iz yubeyyitûne mâ lâ yerdâ minel gavl, ve kânallâhu bimâ yağmelûne muhîtâ.

ZAHİR MANASI : Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. Hâlbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır.

BATIN MANASI : Gündüz kesreti gece vahdeti remzeder. Vahdet alemi gönül alemidir, dışa göre içerisi karanlıktır gecedir; bu teşbih zahir ve avama göredir. Ariflere göre vahdet alemi gündüzü kesret alemi gündüzün zuhur mahallini remzeder ikiside gündüzdür; fakat bu ayeti kerimede vahdet gece zevkiyle kullanılmıştır; yani gönül aleminizde olup bitenleri İlmiyle kuşatması Tevhid ilmine göre kuşatmasıdır; yani Fena Mertebelerinde kendinize nisbet eylediğiniz Filler, Sıfatlar ve Vücut sizin olmayınca kimin olur; Beka Makamlarında gördüğünüz Rabbınızın cüz’ül Vücudu Rabbınızın Subut sıfatları ve Rabbınızın Efal-i İlahiyesi olur; böylece sizde olup bitenleri sizin olmayan vücudun sahibinin bilmemesi gibi bir durum olabilir mi? asla. İşte ilmiyle zaten izah eylediği gibi şuhuden de vücut Vücudullahtır ve içerisinde olup biten her şeyden haberdar olması zaten bu vücudun ve tüm mevcutların sahibi olmasıdır. Ben bir Tv kanalına sahib olsam yayında olup biten her şeyden her görüntüden haberim olmaz mı?, müdürlerim olan idrak şeflerimin onayı olmayanları yayınlarmıyım? hayır, yani haberim olmayan olmaz… insanoğlu da İnsan-ı Asliyesi olan aslını Tevhid ilmiyle tahsil eylemediğinden sahibinden ayrı hayal ve zanlarla dolu bir alemde Allah ayrı kendisi ayrı yaşamaktadır; Rabbım bu hayal ve zanlardan cümle insanoğlunu kurtarıp Hakk ve Hakikatini vahdetten kesrete geceden aydınlığa en kısa zamanda çıkarsın inşallah.





NİSA SÛRESİ 109. AYET


هَا اَنْتُمْ هٰؤُلَاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللّٰهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكٖيلًا


 OKUNUŞU        : Hâ entum hâulâi câdeltum anhum fil hayâtid dunyâ femey yucâdilullâhe anhum yevmel gıyâmeti em mey yekûnu aleyhim vekîlâ.

ZAHİR MANASI  : İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak?

BATIN MANASI : Kıyamet günü nedir ki! savunucuları kalmamış olsun. Kıyamet toplumun bildiği gibi hayalde zanda hiçbir varlığın kalmayıp her şeyin yok olacağı gün olarak tahayyül etmek ömür geçene dek onun manasına erip o günü bu güne getirip istifade etmeye mani olmaktır. Nasrettin hocanın buyurduğu gibi hanım ölünce küçük kıyamet ben ölünce büyük. Hanım sıfattır erkek zat; sıfatın ölmesi Fena-i Sıfat Zatın ölmesi de Fena-i Zattır. Siz eğer “Mutu kable ente mutu” ölmeden evvel ölme sırrı olan Tevhid tahsilindeki Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yaparsanız siz ve bu alemdeki tüm varlıklarda artık ölmüş yani fani olmuş olur ve alemi ahireti bu alemde yaşamaya başlamış olursunuz. İşte bunu idrak ettiğiniz gün kıyametiniz koptu demektir; neden hayalde zanda bir ahireti ömrünüz yetmediği halde bekleyip durmaktasınız, ömrünüz bitmeden ahretinizi yaşasanız kıyametinizi koparsanız ölmeden ölseniz iyi olmaz mı? Kişiler böylece ölmeden evvel ölürlerse o zaman anlarlar ki nefsim en büyük düşmanımmış bunca zaman beni ondan koruyanda olmamış kolkola gezmişiz. Rabbım ızdırari ölüm gelmeden ihtiyari bir ölümle ölüp nefsin zulmünden selamet olan hakkın varlığına kavuşmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.






NİSA SÛRESİ 110. AYET

وَمَنْ يَعْمَلْ سُوءًا اَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّٰهَ يَجِدِ اللّٰهَ غَفُورًا رَحٖيمًا


 OKUNUŞU           : Ve mey yağmel sûen ev yazlim nefsehû summe yestağfirillâhe yecidillâhe ğafûrar rahîmâ.

ZAHİR MANASI  : Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.

BATIN MANASI :  Kişinin kendisine zulmetmesi nefsin emrinde hareket etmesidir. Nisa Sûresi 64. Ayeti kerimedeki gibi bu Tövbeyi Elçisiyle birlikte yapar ise o zaman nefsin tahakkümundan kurtulup Ruhun emrine nasıl geçildiğini Zikir ile nefis tezkiyesi ve idraklanmak için Tevhid Tahsiliyle bağışlandığını yani Sıkıntılı bir yaşamdan Selamet bir yaşama nasıl geçildiğini öğrenmiş olacaktır. Rabbım ehline gidip ondan Tevhid tahsil talim ve yaşamıyla nefsini bilip Rabbını bilmeyi ve varlık sahibi olan Rabbına layıkıyla kul olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 111. AYET

وَمَنْ يَكْسِبْ اِثْمًا فَاِنَّمَا يَكْسِبُهُ عَلٰى نَفْسِهٖ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖيمًا حَكٖيمًا 

OKUNUŞU         : Ve mey yeksib ismen feinnemâ yeksibuhû alâ nefsih, ve kânallâhu alîmen hakîmâ.

ZAHİR MANASI : Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI: Bu aciz mazharlar kim denen dünya hitabına muhatab kişi denen ikilik olan sıfat ve mazharlardır. İşte bunların günah kazanması, ikilik idraklarında ve nefsin emrinde olmaları halinde işledikleri fillerdir, bu fillerde kişinin mutlaka aleyhinedir, yani leyhine olanlar onu irfaniyet ve kemalata ve ikilikten birliğe çıkaracak olan fiiller ve alışkanlıklar olacaktır; aleyhine olanlar ise ikiliğe devam eden ve nefsin emrinden tahakkümundan çıkamayacağı alışkanlıklarını arttıracağı icraatları olacaktır. Allah’ın hakkıyla bilmesi ise Hakk mertebesinde her şeyin hakkkını ilmiyle nasıl verdiyse zuhuratlar da öyle olacağını bilmesidir. Yani kim ki nefsin fiilerini işlemeye devam ederse aleyhine; kim ki ruhun fillerini işlemesi halinde durum leyhine olacağıdır; bu değişmeyen kanunlarındandır; burada esmasının Ahmet Mehmet olması veya kadın erkek olması ya da yaşlı veya genç olması ya da başka dine mensubiyeti ya da ırk farkları asla Rabbımın bu kanununu değiştirmeyecektir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi kanun ve nizamlarını layıkıyla bilen ve bildikleriyle amil olan kullarından eylesin.





NİSA SÛRESİ 112. AYET

وَمَنْ يَكْسِبْ خَطٖيپَةً اَوْ اِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِهٖ بَرٖیًٔا فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُبٖينًا


 OKUNUŞU         : Ve mey yeksib hatîeten ev ismen summe yermi bihî berîen fegadıhtemele buhtânev ve ismem mubînâ.

ZAHİR MANASI : Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.

BATIN MANASI  : Bu vücut ülkesinde insanın kalbinden her türlü fitne ve fücurluk ve nefsani duygular geçerken kalkıp da gözüm istemeden baktı, kulağım istemeden gıybet dinledi, dilim sürçtü, elim istemeden harama uzandı, ayağım istemeden o yola gitti demesi ne kadar eksikliktir. Sıfatların kendi başına bu icraatı yapamayacağı ve aslında onların masum olduğudur, sizin zatı aliniz olarak Rabbınızın rıza göstereceği şekilde vücudu ruhun emrinde kullanmayarak nefsin himayesine terk ediyor olmanız sonrada hem büyük günah olarak Rabbım öyle istediğinden kaderimden öyle oldu diyorsunuz; hem de ufak günah olarakta gözüne kulağına  diline el ve ayağına iftira edip onlar öyle işlediler diyorsunuz. Bu sizin apaçık ikiliğiniz, irfaniyetsizliğiniz cehalet ve şirkiniz değil de nedir diyor ayeti kerime. Rabbım ehli olan Mürşid-i Kamiller mazharından bizlere nefis kitabımız olan isra Sûresi 14. Ayeti kerimeyle nefsimizi layıkıyla bildirecek ehillere yoldaş olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.




NİSA SÛRESİ 113. AYET

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ اَنْ يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِنْ شَیْءٍ وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ عَظٖيمًا 

OKUNUŞU         : Ve lev lâ fadlullâhi aleyke ve rahmetuhû lehemmet tâifetum minhum ey yudıllûk, ve mâ yudıllûne illâ enfusehum ve mâ yedurrûneke min şeyé’, ve enzelallâhu aleykel kitâbe vel hıkmete ve allemeke mâ lem tekun tağlem, ve kâne fadlullâhi aleyke azîmâ. 

ZAHİR MANASI : (Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.

BATIN MANASI : Kişi layıkıyla Tevhid tahsilini yapmış ise yalnız efal penceresinden dahi bakması ona hikmeti Kuran-ı nefsi ve ruhu ve alemdeki tüm hakikatleri tanıtacaktır; ki efaldeki cibilliyetleri de iyice görebiliyor ise o zaman zuhura gelen her hikmetten her hakikatten haberdardır. Başkaları dediği kendi vücut ülkesinin haricindeki diğer tüm cüzül zatlardaki her tecelliyi de içerideki zatın niyete göre nasıl zuhura geldiğini fillerdeki cibilliyetten görür. Örneğin bir şefkat fiili ruh tecellisi; karşıtı ise öfke olan nefsin fiilidir; açığa çıktığında mutlaka tanınır. Bu fiili bu cibilliyetteki farkı görmemek imkansızdır; bunu göreceğimiz mahaller; 4 mahalde görülür; 1. Ruhu insanat insan ruhu, bu alemdeki şehadet alemindeki insanlardan zuhuru ile; 2. Ruhu hayvanat hayvan ruhu bu şehadet alemindeki hayvanlardan zuhuru ile 3. Ruhu nebadat nebat ruhu bu şehadet alemindeki nebadattan zuhuru ile 4. Ruhu cemadat cemadat ruhu bu şehadet alemindeki cemadattaki zuhuru ile; şimdi 1. Zuhur yeri olan insanda nasıl görülür aynen bildirildiği gibi nefis yüzünden zuhura gelirse dışarıya öfke olarak çıkar; ruh yüzünden yansırsa dışarıya merhamet olarak yansır bu fiilerinden kişide görülür; 2. Zuhur yeri olan hayvanatta örneğin köpeklerde bazılarında ruh yönüyle merhamet tecellisini gerek yavrularına şefkatinde gerekse insanların hizmetinde körlere yardımcı olmakta kullanıldıkları gibi, nefis yüzünde ise köpeğin hem kendi bulunduğu çevrede saldırgan olması hemde insanlara dahi  yaklaşımını saldırgan sergilemesi buda öfke yüzüdür; 3. Zuhur mahalli olan nebadatta olgunlaşmamış bir meyveyi inciri dalından henüz küçük ve yeşilken kopardığınızda size öfkelenir, yani ısırdığınızda damağınızda acı süt çok hoş olmayan acı bir tad bırakır bu onun size kızmasıdır, ama merhametini ise gereken süresi beklendiğinde olgunlaşıp kemale geldiğinde hafif açılıp ballanıp artık beni ye dediğinde ise ısırdınızmı size şevkatini merhaetini sizi ve damağınızı nasıl sevdiğini içinize bıraktığı hoşlukla sizi nasıl mutlu ettiğini gösterir. 4. Zuhur mahalli olan cemadatat ayı fiili iki cibilliyet yüzü olan ruhtan şevkatiyle nefisten öfkeyle nassıl tecelli ettiğini görecek olur isek; örneğin aynı toprağı şevkat tecellisi olarak ekilen her mahsülü bünyesinde sabırla besler ve filizlendirir, hatta o kadar mütevazidir ki ne atarsanız alır taş atın leş atın hatta ölünüzü koyun koksa bile bir şey demez bu onun merhametidir şevkati ve sabrıdır; ama aynı toprağın bir erozyonla önüne kattığı evleri arazileri ve insanları bile nasıl heba ettiğini bir cemadattaki dağların nasıl bünyesindeki ateşi püskürttüğü ve yanardağların o volkanlarla önüne çıkan her nebadatı her hayvanatı her insanı nasıl telef ettiğini göreceksinizdir. İşte yeter ki sizler ayeti kerimelerin siz düşünmez misiniz? dediği gibi tefekküre ve Mürşid-i Kamilin dizinin dibindeki zikrin 3 bölümü olan cehriden sonra kalbi zikre ondan sonrada tefekküri zikir olan bu tefekküre girebiliyorsanız işte hicaplarınız açılmakta ve bu alemdeki bütün hikmeti ve anda kurulanı Kuran-ı Kerimi okuyup ona göre tavır alırsınız. İşte bu Allah’ın Mürşid-i Kamil mazharından kullarına lütfu ve  merhameti olduğunu her türlü nefsin fillerinden ve her türlü mazhardan zuhura gelen bu felaketlerden gerek enfusta “kendimizde” gerekse afakta “alemde ve başkalarında” kendisini muhafaza eylemesi en büyük lütuf en büyük ihsan en büyük aşk-ı merhametidir; Rabbım  bu Aşk-ı Merhametine Cümle Ümmeti Muhammedi dahil eylesin.





NİSA SÛRESİ 114. AYET

لَا خَيْرَ فٖى كَثٖيرٍ مِنْ نَجْوٰيهُمْ اِلَّا مَنْ اَمَرَ بِصَدَقَةٍ اَوْ مَعْرُوفٍ اَوْ اِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ فَسَوْفَ نُؤْتٖيهِ اَجْرًا عَظٖيمًا 

OKUNUŞU          : Lâ hayra fî kesîrim min necvâhum illâ men emera bisadegatin ev mağrûfin ev ıslâhım beynen nâs, ve mey yef’al zâlikebtiğâe merdâtillâhi fesevfe nué’tîhi ecran azîmâ.

ZAHİR MANASI : Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.

BATIN MANASI : Sadaka vermek kendine nisbet eylediğin varlığın ifnasıdır, yani teslim olup sıddıkıyet ve samimiyetle fena mertebelerini tahsil ile varlığını verirsin. Sıddıkıyetini gösterirsin. İyilik yapmak; kötülük nefsin icraat ve filleridir ikiliktir, iyilik ise birliğe ermektir birliğin icraatlarıdır buda Tecelli-i Efale kadar giyinmek olan Beka tahsilidir. Ve diyor bu demden sonra insanların arasını yapmak yani kendi varlığını hakkın varlığında ifna edip hakkın varlığıyla var olduktan sonra diğer kişilerin yani ikilikte olanların birliğe çıkmasına vesile vasıta olmak irşadla görevlenmektir aynı emri ilahiyi Zikir Emrini, Efal Emrini, Sıfat Emrini ve Zat Emrini Rabbının verdiği Mürşid-i Kamil mazharları hariç diyor; bunun haricindeki kelamlar yani zuhura getirilecek yol ve formüller ve dillendirilenler Tevhid yolunda bildirilen Fena ve Beka tahsilleri gibi değildir diyor Tevhidde hayr, lütuf ve ihsan ve mükafatlar çoktur buyrulmaktadır. Rabbım cümle İhvan-ı Güzine ilimle, şuhudla, zevkle ve kendisindeki tecellileri alemde seyirle 4 kez Meratib yapmayı ihsan eylesin.





NİSA SÛRESİ 115. AYET

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبٖيلِ الْمُؤْمِنٖينَ نُوَلِّهٖ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِهٖ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصٖيرًا 

OKUNUŞU         : Ve mey yuşâgıgır rasûle mim bağdi mâ tebeyyene lehul hudâ ve yettebiğ ğayra sebîlil mué’minîne nuvellihî mâ tevellâ ve nuslihî cehennem, ve sâet masîrâ.

ZAHİR MANASI: Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.

BATIN MANASI  : İşte diyor bu yola girip de bunca Hakk ve Hakikate erdikten sonra peygambere yani elçiye yani vahdet aleminde ona vahdeti vücuttan yani mevcut ve şuhudun cemi olan Rabbı mazharından bildirilenlere uymamak arifin karşı çıkması manasında eğer olurda aksini nefsine dönüp yapmaya başlarsa o zamanda onu cehenneme yani eski cehaletine doğru yönlendiririz diyor. Çünkü Rabbına kavuştuktan sonra dünyayı veya ikilik olan her menfaati yada nefsine hoş gelen her şeyi Rabbına değişecek olursa; işte bilsin ki diyor Rabbın bir taraf diğerleri bir taraftır yüzünü Rabbından diğerlerine dönerse helakına kendi imza atar, dönmez ise selamet sözleşmesine de kendi imza atar. Rabbım verdiğimiz sözlerde sadık ve sabit olmayı evvela bizlere ve tüm Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 116. AYET

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِهٖ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعٖيدًا 

OKUNUŞU         : İnnallâhe lâ yağfiru ey yuşrake bihî ve yağfiru mâ dûne zâlike limey yeşâé’, ve mey yuşrik billâhi fegad dalle dalâlem beîdâ.

ZAHİR MANASI: Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.

BATIN MANASI  : İşte Allah’a ortak koşmak bir önceki ayeti kerimedeki gibi, vahdet alemindeki tecellisini Rahman sıfatından Rabbul has, Rabbül alemin, Allah’ın mazharı olarak gördükten sonra idraken şuhuden, zevken ve hakikaten; vahdeti mevcuttan tecelli eden vahdeti şuhudlar ve her ikisinin tevhidi Allah’ın vahdet alemindeki gönül alemindeki mazharından tecellisidir, çünkü Allah ne bu alemde nede vahdet aleminde mazharsız görülmez; işte o tecelliye ortak olarak yani bildirileni bile bile göre göre yapmadan aksine birde farklı fikirler üreterek aksi olanı işlemek sanki ayrı bir varlık daha edinmek olan bu vücut ülkesinde O’na ortak koşmaktır. İşte kast edilen bu ortak koşmak bildiği gördüğü ve olduğu Allah’a tecellisi ayan beyan iken, mazhar kendisine ayrı bir varlık vererek karşı bir fikirle tecellinin aksini yapması bağışlanmayacak olan bir ortak koşmaktır. Zaten o zaman, o vücut ülkesinde de onun bağışlanmaması ve geriye dönüş olan irfaniyetten cehalete ve cehenneme dönüş o kişideki teslimiyetin kopması olacağından böylece bağışlanmaz buyrulmuştur.  Diğer günahlar olan diğer mertebelerdeki kendine nisbiyetler bağışlanır eğer altında samimiyet varda kabiliyet yok ise, çünkü Allah irfaniyette kabiliyetsizlikleri günbe gün giderdiği için halimliğiyle, henüz idrak edilemeyen nisbiyetleri bağışlar, çünkü kişi samimidir ama henüz kabı hazır değildir idrakı hazır değil şuhudları açılmamıştır bunları bağışlarım diyor, yani geriye döndürmez samimi ise; ama diyor dilediğimi yani samimi gördüklerimi bağışlarım dilediğimi de bağışlamam yani niyette samimiyet olmayanları da ne kadar ilimde yücelselerde şuhudlarını açmadan geri çeviririm buyrulmaktadır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi samimiyetinde sabit ve daim kılsın inşallah.





NİSA SÛRESİ 117. AYET

اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ اِلَّا اِنَاثًا وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَانًا مَرٖيدًا 

OKUNUŞU       : İy yed’ûne min dûnihî illâ inâsâ, ve iy yed’ûne illâ şeytânem merîdâ. 

ZAHİR MANASI: Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar.  Hâlbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar.

BATIN MANASI : Allah Zattır, Muhammed Sıfattır, Âdem Fiilullahtır. Erkek Zattır Kadın yani dişi Sıfattır; Zatı Terk edip aynı vücut ülkesinde Sıfata tapmak sırretindeki Rabbını bildirdiklerini terk edip Sıfatı olan kendi verdiği kararlara tabi oluyorlar, dişilik aynı zamanda çoğalmaktır Erlik ise Tek olmaktır; Kuran-ı Kerimi Yalnız zahir manası olan Tenzih yönüyle idrak eksiktir, yalnız Batın manası olan Teşbih yönüyle de idrak eksiktir, ikisini de Tevhid ederek Zahir ayetlerini Zahire göre Batın ayetlerini batına göre yani muhkemleri hükmüne, müteşabihleri de ehlince teşbihen değerlendirmek en doğrusudur ki Kuran-ı Kerimin zaten Tevhid olduğu ortaya çıkmış olsun; çünkü bütün insanların ne tamamı tenzihi bir idraka sahiptir, nede tamamı teşbihi idraka, nede tamamı Tevhidi idraka, bu bölüm bölümdür; alemde de her demde de bu görülmektedir. Fakat irşadda bilinmekliğini muradı olan Rabbım tenzihten teşbihe teşbihten de Tevhide dünya zamanına göre de artarak devamlılık sağlamaktadır, dün alem taş devrindeyken bu gün teknoloji ve  batın; tenzihin yanında teşbih ve Tevhid de kendisini zahire çıkarmaktadır. Aslı evvelde de Tevhid idi Ahirde de Tevhid olacaktır. Rabbım Tenzih ile Zatını tecelli ettirdiği teşbih sıfatım dediği Tevhid ile de Zatından sıfatına sıfatından da esma alarak filleriyle zuhura geldiği mazharlardan olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 118. AYET

لَعَنَهُ اللّٰهُ وَقَالَ لَاَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصٖيبًا مَفْرُوضًا 

OKUNUŞU       : Leanehullâh, ve gâle leettehızenne min ıbâdike nasîbem mefrûdâ.

ZAHİR MANASI: Allah, o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi.

BATIN MANASI: Allah uluhiyetinde cemal ve celal esmalarını alır. Niyeti bilinmeyi murad olduğu için yalnız cemal ile bilinemeyeceğinden celale ihtiyaç olur, böylece uluhiyette ulvi yüzüyle celal olan süfliyettede adı nefis ve şeytan olacak bir yüz daha halk olması gerekmiş oldu; Zatına göre bu kurulu olan düzende nefse meyyal tecelliler celal yüzünün süfli kablardaki görüntüleri olup ulviyetine ve ruhaniyetine ve cemaline idrak için nuzulen hizmet etmiş etmekte ve edecektir de, bilinmesi devam ettikçe, çünkü her şey zıttıyla bilinir, o zaman Allah’ın Allah’lığında ayrı bir varlık yok iken zıttı olamayacağından cemalinin zıttını halk eyledi yani celaline de tecelli etti ama niyet burada cemali bildirmektir, süfliyet değildir çünkü burası uluhiyetidir. Böylece Uluhiyetindeki bu tasnif ve tecelli hazırlığı Rububiyetine tecelli edip de Rububiyetinin kulluk yüzünden görünmesiyle kablara tecelli edince, halk olan bu kablardaki farklar neticesinde yeni isimler alarak eksik kablara tecellilerine nefsin; yüce kablara tecellilerine ruhun tecellileri dendi; halbuki celal tecellileri o kablardaki eksikler yüzünden nefsin tecellisi olup şeytanlık olarak görüldü, ulvi kablardaki cemal tecellileri de Rabbımın Mürşid-i Kamil mazharından sergilediği veçhi Rahmanı oldu; halbuki Zatına göre irfaniyet ve kemalat sahibi olan es-sabur demiş ve idrakı Allah olan mazharlarından da celal tecellisini cemali bildirmek niyetiyle; idrak edilmesi için celal kullanılır ise bu Rahmanın celali olan celal artı cemal = kemal olmuş olur. Rabbım kab ve kabiliyetleri idrak ve yaşantımızı ince ve hassas noktaları ilimle değil de Rabbımızı bildiğimiz hislerdeki hissiyatımızdaki hafifliklerle daha iyi idrak edip layıkıyla kull olup yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 119. AYET

وَلَاُضِلَّنَّهُمْ وَلَاُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ اٰذَانَ الْاَنْعَامِ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّٰهِ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِیًّا مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُبٖينًا 

OKUNUŞU        : Ve leudıllennehum ve leumenniyennehum ve leâmurannehum feleyubettikunne âzânel en’âmi ve leâmurannehum feleyuğayyirunne halgallâh, ve mey yettehıziş şeytâne veliyyem min dûnillâhi fegad hasira husrânem mubînâ.

ZAHİR MANASI: “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”  Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür.

BATIN MANASI : Bu günkü nefsin tecellileri de bizzat vücut ülkemizden insanlık yerine hayvanlığa kulak kabartmakla; Allah’ın emri ilahisi Ruh tecellileri yerine başka idraklarla yaşanmaktadır; işte Ruha değil de nefse meyyal olur iseniz içinizdeki nefsi istek ve arzular vesvese hayal ve zanlar sizleri süfliyette tutar ve buna da devam eder, şeytan diye ayrı bir varlık tahayyül etmek hayal ve zannınızdır duygusal zekanızla bilinmeyene vücut vermektir, aslında vücudu olmayan bu varlık ve düşünceler sizin vücudunuzda yer bulmaktadırlar, içinizdeki eksi negatif duygu ve düşünceleri zikir ve fikirlerle pozitif artı düşünüşlere çevirirseniz o zaman vücut nefse değil ruha hizmet eder, alemin özü olan nefs böylece bir yüzüne Ruh bir yüzüne nefis olarak bizzat mevcut olan varlıklarda devam etmektedir. Rabbım hayal ve zanlardan cümle Ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun.





NİSA SÛRESİ 120. AYET

يَعِدُهُمْ وَيُمَنّٖيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُورًا 

OKUNUŞU      : Yeıduhum ve yumennîhim, ve mâ yeıduhumuş şeytânu illâ ğurûrâ.

ZAHİR MANASI   : Şeytan onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor.

BATIN MANASI  : Nefis insanoğlunda iyi duygu ve iyi düşüncelerinin zıtlarının tecellilerini gösterir. Çünkü her duygunun bir karşıtı her düşüncenin bir karşıtı, her tecellinin bir zıttı vardır. Bilinmek ancaksın böylece zıttıyla bilinmiş olur. İşte insanoğlu Rabbının Peygamberleri için, Sahabesi ve Evliyaullahı ve günümüzdeki Mürşid-i Kamilleri için seçtiği Tevhid yolunun aksine bir yol seçer ise işte o onu ebedi bekaya ve saadete değil nefse sürükleyecektir. Bu ancaksın kanmaktan da başka bir şey olmayacaktır. Rabbım ne yalnız tenzihe ne yalnız teşbihe yol eyletsin her ikisinin de cemi olan Tevhid üzere ayağımızı sabit kılsın.




NİSA SÛRESİ 121. AYET

اُولٰئِكَ مَاْوٰيهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَحٖيصًا 

OKUNUŞU          : Ulâike meé’vâhum cehennemu ve lâ yecidûne anhâ mehîsâ. 

ZAHİR MANASI  : İşte onların barınağı cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu bulamazlar.

BATIN MANASI     : Nefse meyledenler de ancaksın henüz irşad olmadıklarından cehaletleri cehennemleri olacaktır, çünkü kişi güzel duygu ve düşünceleri ile kötü duygu ve düşüncelerini; iyi ile kötüyü ayıramaz ise hakk ile batılı helal ile haramı yani Tevhidde nefs ile Ruhu ayırt edemezse idrakları oluşmadığından ve düşüncelerinde bir değişme yapmayacaklarından yüzlerini nefisten Ruha dönmemiş ve dolayısıyla da cehennem hayatından çıkamamış olurlar; aslında herkese göre kendi yeri cennettir, ama akıbeti öyle midir? diye hiç tefekkür etmediklerinden Allah’a göre cenneti yani yaşam güzelliği, ve Allah’a göre cehennemi yani yaşamdaki sıkıntılı halleri nasıldır aslolan bunu bilmektir. Rabbım bildirdiği üzere istikametinde olan Tevhid ehillerinin yaşantıları gibi bir yaşamla daim olmayı ve asıl dünyada değil de öldükten sonra ne kadar yaşayacaklarını bu alemde ayarlayanlar gibi bir hayat sürmeyi cümle İhvan-ı Güzine ve İslam-ı Mübine ihsan eylesin.




NİSA SÛRESİ 122. AYET

وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا اَبَدًا وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّا وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ قٖيلًا 

OKUNUŞU     : Vellezîne âmenû ve amilus sâlihâti senudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidine fîhâ ebedâ, vağdallâhi haggâ, ve men asdegu minallâhi gîlâ. 

ZAHİR MANASI : İman edip salih ameller işleyenleri de ebedî olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan?

BATIN MANASI : İman etmek kişinin inanmasıdır, salih ameli ise ihlas ile inandığı Rabbının tecellisiyle Sırretindeki Rahman sıfatından bildirdiği en yüce his ile aşk duygusuna tekâmül eden ve düşüncesi de bu alemdeki her insanın Tevhide erinceye değin bu alemde Rabbımın bu dünyada tecelli edeceği fikrine aşkla hizmettir. Her zerre idraken zaten tevhiddir diyenlere ise o ilimledir şuhud ve zevkle de öyledir diyenlere ise; onlarda “siz denilen” bir cüz olarak diyene göredir, kendisi gibi nice cüzler içinde aynı güzelliği istemedikçe Zat cennetlerine giremezsiniz ve âdemde olan bu fikirde tam olarak aleme çıkmamış olur,  ve asıl ölümden sonra ne kadar yaşayacağının ömrü olan Mürsel şuurla bu fikir hayata geçene dek bu alemde aşıkların gönlünde latif hayatına devam edemezler, insan bir fikirden ibarettir giysisi bu alemde insan ruhlar aleminde misal vücuttur işte aslolan o vücutla öldükten sonra ne kadar aşıkların gönlünde yaşayacağıdır insanın, insan hissi aşk duygusu tüm duygu ve düşüncelerinin oluşturduğu fikirlerin ömrüncedir ahret aleminde yani bu dünyada o fikirlere erişinceye dektir, siz bu alemin ömrünce öyle bir fikre hizmet edin ki hiç ölmeyin… O da Tüm insanların Tevhid üzre irşadına hizmettir. Rabbım Muhammedi idrak fikir ve aşkla yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede ve bu fakire nasib eylesin.






NİSA SÛRESİ 123. AYET

لَيْسَ بِاَمَانِيِّكُمْ وَلَا اَمَانِىِّ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ يَعْمَلْ سُوءًا يُجْزَ بِهٖ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِیًّا وَلَا نَصٖيرًا 

OKUNUŞU         : Leyse biemâniyyikum ve lâ emâniyyi ehlil kitâb, mey yağmel sûey yucze bihî ve lâ yecid lehû min dûnillâhi veliyyev ve lâ nasîrâ. 

ZAHİR MANASI : İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim kötü bir iş yaparsa, onunla cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.

BATIN MANASI : Kuruntu ariflere göre idraklarının kurduğudur; yanı dereceten farklı kurulanlardır. Kitab ehli, olanlarda, gerek şeriat seviyesinde, gerek tarikat gerekse hakikat seviyesindekilerinde her birinin ayrı ayrı kurgu yani kurduğu algıladığı ve idrak derecelerine göre bunca farklı anlaş farklı farklıdır. Ama bilin ki diyor işin özü şudur; gerek zil zal sûresi 7-8 ayetlerdeki gerekse burdaki gibi, her kes yaptığı işin cinsiyle miktarıyla aynı mukabele ile karşılık görür. Yani kim ki hayr işlerse karşılığını ve kimde şer işlerse karşılığını alır, çok fazla hesap ve bilgiye gerek yoktur, artık öğrenmekten çok yaşamaya gayret edin ve yaşamda da buna dikkat edin diyor. Yoksa başınıza gelenleri de yok efendim nazar değdi, yok efendim falaca kuyu kazdı da demeyin ektiklerini biçme zamanlarını geldiğindedir buyrulmaktadır. Fakat burada şunu da unutmamak gerekmektedir ki, başınıza gelen iptila ve her türlü zorlukla ya geçmiş günahlarınızın kefaretidir, yada manevi derecenizin artmasına vesiledir. Yalnız günahlar için iptila gelmez. Rabbım cümle ümmeti Muhammedin yaşarken dikkat edeceği bu miskal ve mislince mukabele terazisini tüm kullarına daim kullanmayı nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 124. AYET


وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُولٰئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقٖيرًا 

OKUNUŞU          : Ve mey yağmel mines sâlihâti min zekerin ev unsâ ve huve mué’minun feulâike yedhulûnel cennete ve lâ yuzlemûne negîrâ.

ZAHİR MANASI : Mü’min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

BATIN MANASI: Cenab-ı Allah burada alemindeki tüm insanlığa hitaben bu gün ayan beyan, tüm dinlerin üzerinde bir hitabla, tüm dillerin en sadesiyle, tüm ırkların renklerin endam ve boyun ve tüm farkların olmadığı, erkek veya kadın yanı tüm insanlar olarak kim ki Tevhid üzere olursa, salih olması ihlası yani 3 temizliği olan kendisine nisbet eylediği Efalin Sıfatın ve vücudun yanı varlığın hakkın olduğunu idrak ederse ve bu idrakı üzerine itikadından sonra amelini ve muamelesini düzenlerse işte o Muhammedi ahlaka sahib olur buyurmakla en büyük cennet en büyük mutluluk Muhammedii ahlaka erişmekle Muhammedin cennetinde olmayı sunmaktadır. O cennette yine bu alemdedir. Çünkü bu alemden siz ne maddi varlıkları nede ruhaniyet olan tüm his duygu ve düşünceyi atamazsınız sadece eynı fikri taşıyan elbise olan vücutlar değişir. İşte Muhammedi fikirde olan kendilerinden sonraki vücutlarda da ebedi baki aynı selameti sonsuza değin her birey Tevhidle müşerref olana değin tatmaya devam ederler. Rabbım asrı saadetteki gibi bu günde Efendimizle aynı fikirde aynı zikride aynı şükürle devam eylemeyi cümle insanlığa nasib eylesin.




NİSA SÛRESİ 125. AYET

وَمَنْ اَحْسَنُ دٖينًا مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰهٖيمَ خَلٖيلًا 

OKUNUŞU        : Ve men ahsenu dînem mimmen esleme vechehû lillâhi ve huve muhsinuv vettebea millete ibrâhîme hanîfâ, vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ.

ZAHİR MANASI : Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim’i dost edindi.

BATIN MANASI : İbrahim A.S’ın inancı olan tahsil talim ve yaşantısı olan Tevhid’den daha güzel bir inanç din ve teslimiyet şekli modeli var mıdır? buyurmakla Rabbım. Tüm Enbiya ve Evliyanın da tahsili aynı idi bilin demektedir. Allah’a Tevhid ile dost olunur yani varlığını aradan çekersen en yakin öyle varılır Rabbına, birde sevgili olunur oda Tevhidi en yüce yaşadığı mazharda aynada kendisini görmesi ve kendisine sevgilim demesidir. Rabbım veli kulları arasına giren halili ve habibi derecelerince tecelli eylediği mazharlardan kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





NİSA SÛRESİ 126. AYET

وَلِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَیْءٍ مُحٖيطًا


 OKUNUŞU         : Ve lillâhi mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, ve kânallâhu bikulli şey’im muhîtâ. 

ZAHİR MANASI : Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır.

BATIN MANASI : Allah esması tüm esmaların camisi yani butunundan zuhura getirendir. Tüm cemadatı, tüm nebadatı, tüm hayvanatı ve tüm insanatı içerisine alır, aynı zamanda yalnız fiziksel mevcuda cami değil, gökteki ve yerdeki yani yer katları olan nefis mertebelerindeki tecellileri temsil eden tüm çeşitli duygu ve düşüncelere ve onları taşıyanlara, ve gök katları olan ruh mertebelerindeki tüm duygu ve düşüncelere ve onları taşıyan tüm mazharları da kendisinde cem edendir. Yani Allah Mürşid-i Kamil mazharından bunlara vakıf olan ve o mazharlardan hem irşad eden hem de seyredendir. Bu gün her şey denen “şeyy” kişideki idrakı tamdır. Allah böylece idrak eylediği tam kadar hangi mazharda tecelli ediyor ise en yüce mazharı o mazhardır. Alemin tecelli merkezidir, oradaki idrak ve zuhurat alemde vücut bulmaya devam etmektedir. Rabbım evvelde habibim ve halilim dediği mazharlarındaki tecellileri gibi bu günde aciz mazharlarından tecelli eylesin inşalah.





NİSA SÛRESİ 127. AYET

وَيَسْتَفْتُونَكَ فِى النِّسَاءِ قُلِ اللّٰهُ يُفْتٖيكُمْ فٖيهِنَّ وَمَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِى الْكِتَابِ فٖى يَتَامَى
النِّسَاءِ الّٰتٖى لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَفٖينَ مِنَ الْوِلْدَانِ وَاَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامٰى بِالْقِسْطِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِهٖ عَلٖيمًا 


OKUNUŞU       : Ve yesteftûneke fin nisâi, gulillâhu yuftîkum fîhinne ve mâ yutlâ aleykum fil kitâbi fî yetâmen nisâillâtî lâ tué’tûnehunne mâ kutibe lehunne ve terğabûne en tenkihûhunne vel mustad’afîne minel vildâni ve en tegûmû lilyetâmâ bil gıst, ve mâ tef’alû min hayrin feinnallâhe kâne bihî alîmâ. 

ZAHİR MANASI : Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor.” Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere âdil davranmanıza dair, size okunmakta olan âyetler de bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.

BATIN MANASI : Miras geçmişten gelen bir zenginliğin bölüşülmesidir bölüşüldükçe de asla azalmaz aksine artar; Allah’ı hatırlattıkça. Yani Allah’ın olan yüce ve güzel tecellileri Allah’ın zenginliğidir. Mirasıdır seve seve kadın dediği tüm sıfatlarına mazharlarına kullarına bunu taksim eyler, kim ki en layık, mazharını ifna eyler orada bu zenginliğini daha güzel tecelli ettirir. Bu ayettir bu delildir. Çünkü Resulu Ekrem Efendimiz bile ibrahimin dini üzere tahsil görmüş ve Tevhid tahsili ile en layık Rabbını kendisinde bulmuştur. Böylece Fillerin failini, Sıfatların mefsufunu ve Vücudun mevcudunu hakka nisbet edince işte O miras denilenin gerçek sahibi olan Rabbım zaten buradan onu ihtiyaç sahiblerine vermekte ve vermeye de devam etmekte olduğu görülmektedir. Rabbım nasıl ki varisi Nebi olarak Mürşid-i Kamillere mirasından en büyük payı ayırmış ise bizlere de onlara bende olarak o yüceliklerinden payelenmeyi nasib eylesin.



                 
NİSA SÛRESİ 128. AYET

وَاِنِ امْرَاَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا اَوْ اِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا اَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَالصُّلْحُ خَيْرٌ وَاُحْضِرَتِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّ وَاِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًا 

OKUNUŞU          : Ve inimraetun hâfet mim bağlihâ nuşûzen ev iğrâdan felâ cunâha aleyhimâ ey yuslihâ beynehumâ sulhâ, ves sulhu hayr, ve uhdıratil enfusuş şuhh, ve in tuhsinû ve tettegû feinnallâhe kâne bimâ tağmelûne habîrâ. 

ZAHİR MANASI : Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.BATIN MANASI : İnsanın nefsi süfliyete meyyaldır, onu ulviyette tutmak zordur alışkanlık ve devamlılık ister, Zatınız vücut ülkesindeki süfli duygu ve düşüncelerin vücuda ve sıfatlara zarar vereceğini düşünürse, bir mühlet veya biraz daha uzun bir süre süfli halinden uzak kalması zikre ve fikre girmesi endişe eylediği hali toparlayacaktır, yine eski haline ulvi duygu ve düşüncelere geri dönecek yüzünü Rabbına dönmüş olacaktır, işte böyle tecrübelerle iniş çıkışlarla artık insanoğlu irşad oldukça artık süfliyete inmeyecek hep ulviyette kalmak için mutlak iradeden bir cüz olarak tecelli-i irade zuhuruyla meylini arttıracaktır. Rabbım mutlaktan cüzler olarak irşad oldukça gerek kadın olan sübut sıfat tecellilerini ulvi, gerekse o ulviyete bağlı olarak Tecell-i Efal zuhuratlarında cibilliyeti güzel filler zuhura getirmeyi cümle ihvan-ı güzine nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 129. AYET

وَلَنْ تَسْتَطٖيعُوا اَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَمٖيلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ وَاِنْ تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحٖيمًا 


OKUNUŞU           : Ve len testetîû en tağdilû beynen nisâi ve lev harastum felâ temîlû kullel meyli fetezerûhâ kelmuallegah, ve in tuslihû ve tettegû feinnallâhe kâne ğafûrar rahîmâ.

ZAHİR MANASI : Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.

BATIN MANASI : Bu vücut ülkesinde Zat tecelli eylediği zaman en yüce tecellisiyle bütün sıfatların en kemaliyle sübut sıfatlarada tecelli eylese, bu sübut sıfatlarda kendimize nisbet eylediğimiz selbi sıfatlardan da zuhura gelse aslında Saffat sûresi 96. Ayeti kerimede sizi ve fillerinizi ben yarattım derken kendinize dahi nisbet edilecek bir varlığınızın olmadığı ve filleriniz de kendinize nisbet edilmeyeceği bildirilmektedir. Ve tecellisi her sıfatta aynı yüce derecede tecelli etmez; bazen gözün sahasında etkindir, bazen kulağın bazende dilin, bazen el ve ayağın sahasında etkindir, tecelli eden enerji o demdeki ihtiyaç nisbetinde nereye odaklandıysa o sahada etkin olacaktır, zaten tıpkı gücünü toplamak gibidir vücut, görmek için iyi odaklanır ve iyi görür, bu odaklanmayı sağlarken kulağa da aynı enerjiyi verip odaklanılacak olsa gözdeki etkinlik zayıflar bu yüzden tecelli adaleti doğru orantılı değildir, ihtiyaca orantılıdır, içeriyi işitirken kalbe yönelme dışarıyı idrak ederken zahir duygulara yönelme esastır, hem içerisi “enfüs” hem dışarısı “afak” aynı derecede ve aynı anda eşit etkin olamaz, bu adaletsizlik değil gereğinin olması halidir. Bu yüzdendir ki kadın dediği sıfatlarda eşit adaletle değil, ihtiyac-ii bir adaletle tecelli eder; Rabbım bu vücut ülkesini layıkıyla anlamayı ve böylece nefsini bilen Rabbını, Rabbını da Rabbıyla layıkıyla bilmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 130. AYET

وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّٰهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهٖ وَكَانَ اللّٰهُ وَاسِعًا حَكٖيمًا 


OKUNUŞU         : Ve iy yeteferragâ yuğnillâhu kullem min seatih, ve kânallâhu vâsian hakîmâ.

ZAHİR MANASI: Eğer ayrılırlarsa, Allah bol lütuf ve nimetiyle onların her birini zengin kılar (başkalarına muhtaç bırakmaz). Allah, lütfu geniş olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI : Yalnız aklınızı doyurur da ilim öğrenir iseniz, diğer eşiniz olan gönül askıda kalır, yani size dargındır, siz gönlün tecellilerine kulak asmıyor olabilirsiniz yanı nefsin emrinde olan vücut akılla yol alırken zannetmeyin ki ayrıldılar diye Allah gönüle tecelli etmez, aslında oraya da lütuflar gelmekte ve yağmaktadır, ama kişideki idrak ve kabulleniş gönüle saha bırakmadığından yani aklı nefsin emrine verdiğinden vücut nefse hizmet etmektedir. Bu yüzdendir ki başkalarına muhtaç olmaması her sahada tecelli edenin ve mülkünde de O’ndan başka olmayanın kendisi olmasıdır. Rabbım layıkıyla isra sûresi 14. Ayeti kerimede buyurduğu gibi asıl canlı kuran olan bu nefis kitabını okumayı vücut ülkesindeki canlı tecellilerine şahid olmayı ve bütün bir hesabın ancaksın bunlarla anlaşılıp görüleceği hakikatından da ayrılmayıp sağlam bir vicdan sahibi olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.




NİSA SÛRESİ 131. AYET

وَلِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَاِيَّاكُمْ اَنِ اتَّقُوا اللّٰهَ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَكَانَ اللّٰهُ غَنِيًّا حَمٖيدًا 

OKUNUŞU          : Ve lillâhi mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, ve legad vassaynellezîne ûtul kitâbe min gablikum ve iyyâkum enittegullâh, ve in tekfurû feinne lillâhi mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, ve kânallâhu ğaniyyen hamîdâ.

ZAHİR MANASI: Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye tavsiye ettik. Eğer inkâr ederseniz, (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, zengindir, övülmeye lâyıktır.

BATIN MANASI : Gökler Allah’ın yüceliğini yani Zat yönüyle vahdette tecellilerini, sırreten gönül alemindeki Muhammed mazharından zuhura gelişini, yani insan oğlundaki ruhaniyet olan gözünden gören kulağından duyan dilinden konuşanı o enerjinin gözden nasıl baktığıyla, kulaktan nasıl işittiğiyle dilden ne şekilde buyurduğuyla onu bizzat kendisinden görenin Rabbı olduğunu sema anlatımı gönül anlatımı olan göklerdeki gönüllerdeki halidir. Yerdeki dediği ise işte O Zatın bu sıfattan şehadet aleminde yer yüzü olan bu dünya yüzünde nasıl esma alıp filleriyle zuhura geldiği mazharlardır, bu mazharlarında tümündeki esfelden alaya bütün kemalat ve irfaniyete vakıf olması hasebiyle ve tecelli edenden tecelli ve olunanında kendisinden başka olmadığı mülkünde tasarruf ve amirliği ve muhtar oluşuyla O’ndan başka yoktur, kitab ehli olan bu gün şeriat ve tarikat ehli ile hakikattan da batın ve ilmi ledundan da kesbi ilim ile Tevhid tahsil ve yaşamıyla kendisnin varlığı olmadığını varlık sahibnin Cenab-ı Allah olduğunu idrak edenlere de hitaben siz ve tüm insanoğlu iyi bilsin ki Tecelli edene karşı gelmeyin yani tecelli edenin tecellisiyle bildirdiklerinden yap dediklerine uyun yapma dediklerinden de sakının çünkü Sıfata düşen sultana kull olmaktır. Olurda gafletle unutur veya bilerek inkar ederseniz işte bu irfaniyetsizlik ve o halin sizdeki duygu ve düşüncenizdeki icraatı fillenizde de nakısıyet doğuracağından işleriniz ve yaşantınız hep eksiklerle stres ve sıkıntılarla dopdolu olacaktır. Rabbım bildirdiği üzere O’nu bilmeyi ve layıkıyla O’na kull olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 132. AYET

وَلِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكٖيلًا 

OKUNUŞU            : Ve lillâhi mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, ve kefâ billâhi vekîlâ.

ZAHİR MANASI  : Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.

BATIN MANASI  : Bir önceki ayeti kerimedeki Zat ve Sıfattan gayri bu vücut ülkesinde mevcut olan bir varlığımız yoktur, gerisi vekil olan Zatın Sıfatım dediğinden esma alıp filleriyle zuhura gelişidir. Siz Allah’ı yani Zatınızı vekil tayin ederseniz cibilliyeti güzel fillerle sizden açığa çıkar; yok nefsin emrinde olan akılla yaşamaya devam ederseniz o zamanda süfli yani cibilliyeti bozuk filler zuhura gelir. İşte size buyrulan niyet his duygu ve düşüncenizde size ve başkalarına faydalı olanlarını ifade eden sizdeki ruhaniyet yönü olan gözünüzden görmesindeki bakışta aşk ve muhabbetlemi yoksa edepsizlik ve art niyetlemi bakıp bakmadığını kendinizin iyi bildiğidir. Siz Rabbınızın bakışı olan rahmani bakış ile O’nun sahibini vekil edin; yok nefsani bakışı vekil edeceğim derseniz sakın vekil etmeyin felaketinize davetiye çıkarmış olursunuz. Rabbım bildirdiklerini layıkıyla idrak edip daim yaşayan mazharlarından kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





NİSA SÛRESİ 133. AYET

اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ اَيُّهَا النَّاسُ وَيَاْتِ بِاٰخَرٖينَ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى ذٰلِكَ قَدٖيرًا 


OKUNUŞU         : İy yeşeé’ yuzhibkum eyyuhen nâsu ve yeé’ti biâharîn, ve kânallâhu alâ zâlike gadîrâ.

ZAHİR MANASI   : Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah, buna hakkıyla gücü yetendir.

BATIN MANASI : Tecelli eden tecellisini bu vücuttan çekerse, tıpkı elektiriği kesilen ampulün hiç olması gibi, bir işe yaramaz olur; gücünün yetmesi ise mutlaka her varlıkta Zatından Sıfatına Sıfatından da esma alarak filleriyle açığa çıkan olmasıdır; Zatından tecelli eylemese hiçbir sıfat hayat bulamaz, hayat bulamayanda ilim tecelli etmez ilmin tecelli etmediği yerde irade zuhura gelmez, irade zuhura gelmediği yerde işitme ve görme olmaz, işitme ve görme olmadan kudretiyle idraklanıp halk eyleme olan tekvinat olmaz, yani Zat tecelli eylemezse ne insanlarda ne hayvanlarda ne nebadat ve cemadatta hiçbir diriliş ve zuhurat mümkün olmaz. Rabbım Zatına layıkıyla boyun büken, mazhar sıfat ve kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.






NİSA SÛRESİ 134. AYET

مَنْ كَانَ يُرٖيدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَكَانَ اللّٰهُ سَمٖيعًا بَصٖيرًا 

OKUNUŞU         : Men kâne yurîdu sevâbed dunyâ feındallâhi sevâbud dunyâ vel âhırah, ve kânallâhu semîam basîrâ.

ZAHİR MANASI     : Kim dünya sevabı (nimeti) istiyorsa (bilsin ki), dünya sevabı da, ahiret sevabı da Allah katındadır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

BATIN MANASI     : Günah nedir Sevab nedir. İnsanoğlı Kuran-ı Kerimi ancaksın layıkıyla Muhammedii olarak anlayabilmesi için bütün ayeti kerimeleri vücut ülkesinde yerlerini bulmadan idrak edemezler. Artık günümüzde alimlerimizin ve ehli olanların insanoğlundaki tefekkür kapılarını açıp zahir mananın ötesinde batını da görmelerine yardımcı olmaları en büyük ihtiyaç ve olması gerekendir. Çünkü Allah Kuran-ı Kerimde hayvanlardan bahsederken haşa hayvanlar gelip kitabdan nasibini öğrenemeyecekse bizlere verilen hakiki mesaj nedir. Bu hayvan keçiyse inatçılığımızı, yılansa fitneyle soktuğumuz halimizi vb. süfli yüzüyle; bülbülse Hakk aşıklarının gerek şeriattaki gerek tarikattaki gerekse hakikattaki dillenmelerini zikir ilahi ve aşkı feryadu ötüşlerini; eğer yine karşılaşılan ayetlerde bu kez de doğadan ve ağaçlardan bahsedilince, cemadatta taş deyin, aklın katılığıyla taş kafalığı, gönlün katılığıyla taş kalpliliği süfli yüzüyle, bir yağmurdan sudan bahsedildiğinde ise, rahmeti ilahiyeyi, suda ilmi, süt ise ilmi ledün anlaşılmalıdır; böylece vb. birçok ayeti kerimede hitab hep insana olduğundan mutlaka ayeti kerimelerin bize ne söylediğini yalnız zahir manasıyla değil artık batın manalarıyla da idrak etmek ve nasibimizi bizzat vücut ülkesinde almamızın gerekliliği görülmektedir. İşte bu ayeti kerimede de sevabın vücut ülkesinde histe huzur ve mutluğa duygu ve düşüncelerimizde ise iyi duygu ve düşüncelerin harekete geçmesiyle anında nasibimizi aldığımızı; günah dendiğinde ise histe sıkıntılara, duygu ve düşüncelerde ise stres ve kötü filler işletecek fikirlere dönüşmesidir. Böylece burada da peşinen günahı çektiğimizi görmekteyiz. İşte hakikatleri böylece vücut ülkenizde bulmanız sizlerin canlı bir Kuran ve Muhammedii olmanız olacaktır. Rabbım ehlinden bu vuslat için Tevhid tahsil talim ve yaşamını öğrenmeyi cümle kardeşlerimize ve Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 135. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبٖينَ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَقٖيرًا فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰى اَنْ تَعْدِلُوا وَاِنْ تَلْوُا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًا 

OKUNUŞU         : Yâ eyyuhellezîne âmenû kûnû gavvâmîne bil gıstı şuhedâe lillâhi ve lev alâ enfusikum evil valideyni vel agrabîn, iy yekun ğaniyyen ev fegîran fallâhu evlâ bihimâ felâ tettebiul hevâ en tağdilû, ve in telvû ev tuğridû feinnallâhe kâne bimâ tağmelûne habîrâ. 

ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

BATIN MANASI : Adaletle hükmetmek için; Hûd Sûresi 112. Ayeti kerime gereği emredildiği gibi dosdoğru olmayı bilmek gerekmektedir. Peki İsra Sûresi 85. ayeti kerimede ruhun toplumun bildiği gibi bedene girip çıkan bir şey değil de bir emir olduğunu öğrenirsek buda Rabbımın emri ise dosdoğru olmak için bütün insanlık birey birey yaşarken acaba hangi emirleri Rabbından almaktadır. Hicr Sûresi 28. Ayeti kerimede bizzat emri veren benim diyen Rabbıma nasıl bu alemde yaşarken kavuşacaklar ve emir alıp dosdoğru olacaklar ve adalet uygulayacaklar; işte asıl mesele o adaleti uygulamakta değil alemin %99’u nun böyle yaşarken bir emir almaktan ve o emirlerle dosdoğru olunmaktan ve sonra o adaletle hükmetmekten ne kadar haberi olduğudur, eğer ki layıkıyla araştırıp da öğrenselerdi Resulu Ekrem Efendimizin de bütün Enbiya ve Evliyaullahında İbrahimin dini inancı olan Tevhid üzere en layık Rabbını bildiklerini gördüklerini ve O’nda O olduklarını göreceklerdir. Rabbım evvelinde emri almaya hazırlanmış zikirle tezkiye edilmiş mamur bir kalbe ve oraya nakşedilen şuhudlarıyla bildirilen 7 emre ve onlarla da yaşadıkça dosdoğru olmaya ve dosdoğru oldukça da kalp sahibi olup Rabbımın bu aciz mazharlardan nasıl adaletiyle tecelli eylediğinin seyriyle daim olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 136. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَالْكِتَابِ الَّذٖى نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِهٖ وَالْكِتَابِ الَّذٖى اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهٖ وَكُتُبِهٖ وَرُسُلِهٖ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعٖيدًا 

OKUNUŞU         : Yâ eyyuhellezîne âmenû âminû billâhi ve rasûlihî vel kitâbillezî nezzele alâ rasûlihî vel kitâbillezî enzele min gabl, ve mey yekfur billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî vel yevmil âhıri fegad dalle dalâlem beîdâ.

ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.

BATIN MANASI  : Allah evela Kuran-ı Kerim yok iken elçisi Resulu Ekrem Efendimize Cebarail a.s hira mağarasında İkra “oku” dediğinde henüz zahir kitab olan Kuran-ı Kerim yok idi, ve o kitabdan okuyamam dedi okuma bilmem dedi. Bir daha ve yine bilmem ve bir daha ve yine bilmem deyincede; seni yaradan Rabbının adıyla oku dedi. Bu gün Tevhid ilminde Resulu Ekrem Efendimizin sahabeyi güzine ve ordan bütün Evliyaullaha ve Pir Seyyid Muhammed Nûr’u-l Arabi hz’lerinden ta günümüze değin gelen Tevhid öğretisinde de ismi celal olan Allah adıyla 3 kez  Allah Allah Alllahhh diye okuma başlar, idrakıyla güç ve kuvvetinin olmayışıyla kendisinden zikredenin Rabbı olduğu fikriyle Allah’ın 3 tecellisine vakıf olunur ve kalp temizliği zuhur etmeye başlar; temizlenen o kalpte tecelli edecek olan Rabbım evvela oraya tecelli eder ordan hisse hisden duyguya ve duygudan da düşünceye tecelli ederek  ilk tecellsiyle ne buyruduğunu fikrine bakan Efendimizde net olarak buyrulanlar, Resulu Ekrem efendimiz gibi temiz olan bir kalpten Vahy olarak kelama gelir, Evliyaullahta bu durumda gelenlere ilham insanlarda ise bilgi denir; ama bildirme o günde bu günde devam eder, toptan inenler taksimen gelecekte de zuhura gelmeye devam edeceklerdir. işte bu yüzden Allah iki kitaba da iman edin diyor; bunlardan ilki canlı Kuran olan Resulu Ekrem Efendimizdir, diğeri de onun vücut ülkesindeki Vahiyler bildirilenlerin kaleme alındığı Kuran-ı Kerimdir. İşte şüphe götürmeyen canlı kuran ile aynısının kaleme alındığı lafzı Kuran ikizdirler. Allah’ı zat yönüyle tecelli eden olarak, melekeleri olan kuvvelerden hissinden duygusundan ve akıl melekesinden zuhurunu inkar ederlerse; canlı kitabı ve zuhura gelen lafzı kuranı inkar ederlerse; böylece peygamberlerini yani elçilerini o günde olduğu gibi bu günde bildirmesi devam ettiğinden Mürşid-i Kamilleri de inkar ederlerse; ve böylece ahiret günü olan bildirilenlerle Tevhid ilmi üzerine varlığın kendinize nisbet edilmediğinde Rabbının olduğunu idrakla yaşarken ölmüş ahretinizi bu dünyada yaşamaya başlamakla idrak gününüz olan ölüm gününüzü, o idrakla ahretinizi nasıl bir vücutta yaşamanızla da canlı ahretinizi ruhlar aleminizi ve her şeyin nasıl Tevhid olduğu bir olduğunu görmeyi inkar ederlerse o zaman sapanlardandır buyrulmaktadır; yani bu idrakların dışında yaşayanlar ayrılıklar içerisindedir. Mutlaka bu günde ehlinden bu tahsilleri yapmadan Allah’ın yoluna layıkıyla girilmiş olmayacaktır, evet her yol o yola çıkar ama sapmadan gitmek en güzel vuslattır. Rabbım cümle İhvan-ı Güzine İslam-ı Mübine Ümmeti Muhammede ve peyder pey tüm insanlığa üstün merhametiyle geniş ihsan ve lütfuyla en kısa zamanda ihsanlarda bulunsun inşallah.





NİSA SÛRESİ 137. AYET

اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبٖيلًا 

OKUNUŞU          : İnnellezîne âmenû summe keferû summe âmenû summe keferû summezdâdû kufral lem yekunillâhu liyağfira lehum ve lâ liyehdiyehum sebîlâ.

ZAHİR MANASI  : İman edip sonra inkâr eden, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenler var ya; Allah, onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.

BATIN MANASI : Evvela inanıp elçisinden tecelli eden ilimler hoşuna gidenler o ilimlerden istifade edince ilmin mazharı olan canlı Kuran-ı inkar edenler; sonra şuhudları açılmayınca ilimden öteye geçemeyince tekrar gelip iman edenler ve sonra yine mazharı inkar edenler hatta artık ihtiyacı kalmamışçasına bu inkarından da öteye gidip hakkında eksiklikler ve kötü sözler dahi söylemeye kalkanlar; asla ümid etmesinler ki O mazhardan kendilerini irşad eden ve hicaplarını açan Rablarıdır ve O Rablarına karşı O mazhara hürmet ve saygıda eksiklik O mazharın sahibi olan Rabbınadır, öyle ki aksini yapanlarda O mazhara değil oradaki Rablarına yapmış olurlar ki geçmişte de olduğu gibi iki yakaları bir araya gelmeyecektir. Rabbım elçisine tabi olanı kendisine tabi saymakla Zat ayrı mazhar Sıfat ayrı değildir demektedir. İşte bu yüzdendir ki asla ve asla mazharına Mürşid-i Kamillerine karşı asla boyun büküşümüzü bozdurmasın, cümle Muhammed ümmetini asla asi kılmasın inşallah.





NİSA SÛRESİ 138. AYET

بَشِّرِ الْمُنَافِقٖينَ بِاَنَّ لَهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا 

OKUNUŞU          : Beşşiril munâfigîne bienne lehum azâben elîmâ.

ZAHİR MANASI : Münafıklara, kendileri için elem dolu bir azap olduğunu müjdele.

BATIN MANASI: Münafıklığın 3 alameti vardır. 1 söz verdimi sözünde durmaz, 2 konuştumu yalan söyler,  3 emanete ihanet eder, bunların zahirlerini toplumumuz bilmektedir; fakat yalnız zahir değildir ayetler, her ayetin bir zahiri birde batını vardır, her batınında 7 batına  kadar batını vardır. Ayeti kerimeler Tevhid zevkiyle şuhuden söylenmiş, fakat toplumdaki ilim sahibleri ilim almış, şuhud sahibleri şuhud etmiş, zevk sahibleri de zevk eylemiş ve sonsuz aşk’u zevk’in daha nicesi onlarda sonsuza kadar da mevcut olacaktır. Söz verir, Mürşid-i Kamil mazharından Rabbına tövbe eder ve daim yolunda olacağım der, ama sözünde durmaz, fena salikidir. Bekada hakkın varlığıyla var olur, ama konuştumu yalan söyler, çünkü varlık sahibinin gönlünde Rabbı mazharından buyurduğunu değil aklıyla kendine göre söylemsi gerekeni söyler, onlarda bazen doğru çıkar baznde yanlış bu yüzdendir ki kendi söyler yalan söyler; birde emanete hıyanet edenleri vardır, emanet nedir, nur emanetine varlığına, ruh emnanetine emrine, akıl emanetine küllün idrakıyla tecellsine bırakmaya ve kalem emanetine bildirdiği gibi kelama gelmesine; bu emanetlerine hıyanet ederler; bunlarda fena ve bekadan sonra irşadla görev aldıktan sonra; Allah adına irşad edip kendi nefisleri için ihvan toplayanlar, Allah adına irşad edip sayısı çok olsun diye çalışanlar, Allah adına irşad edip hakka değil kendisine bağlayanlardır, bunlarda emanete ihanet ederler; oysa ki her varlığın özü Zatı hak’tır. Allah Zatından Sıfatına Sıfatından da esma alarak her varlıkta filleriyle zuhura gelendir, fiildeki cibilliyet ile eksik filleri nefsinize güzel filleri Rabbınıza nisbet eder, her iksinin de yalnız halk edicisi yaradıcısı Rabbımdır dersiniz, seçipte işleyeni mazharlardır. Emanet işte her varlığı irşad ederken her talib olana kendi aslını bildirmektir. Bunun en kısa zamanda olması için gayret göstermek hem Zatın hem de Sıfatın aşk’ı zevk ile Muhammedi vücut ülkesinde böylece hapislikten kurtarıp Rabbını Muhammed mazharından âdemiyetiyle zuhura getirmek olan! Aslına Zatına Rabbına hizmet etmek, kull olmak köle olmak mazhar olmaktır. Rabbım cümle İhvan-ı güzini, islam-ı mübini asla münafıklardan eylemesin inşallah.






NİSA SÛRESİ 139. AYET

اَلَّذٖينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرٖينَ اَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنٖينَ اَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَاِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَمٖيعًا 

OKUNUŞU           : Ellezîne yettehızûnel kâfirîne evliyâe min dûnil mué’minîn, eyebteğûne ındehumul ızzete feinnel ızzete lillâhi cemîâ.

ZAHİR MANASI : Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.

BATIN MANASI : İnsan vücut ülkesinde Ruhun emirleri doğrultusunda cibilliyeti güzel fillere boynamayıp, yani zatından sıfatına Sıfatından da esma alıp filleriyle zuhura gelen Rabbımın yani bakıldığında Allah’ı hatırlatan Muhammedii mazharlardaki fiilullah ve Resulu Ekrem Efendimizdeki yaşam hakikati yerine, vücudunuzu esfel tecellilere yani cibilliyeti bozuk fillere teslim ederseniz yani kafir örtücü olan, yani ulviyeti cibilliyeti güzel olanı örtüp bozuk olan fiili zuhura getirir iseniz güzel konuşmak yerine sinlik aflı konuşur iseniz, siz vücut ülkesinde ruh yerine nefsi, dost yerine kafiri, sevab yerine günahı, öz olarak Rabbın yerine kendini benliği tercih etmiş olursunuz. Rabbım layıkıyla bu vücudu sahibi olan Rabbına teslim edip O’nun mazharı sıfatı olarak buradan nasıl vücuda geldiğini zevk ile seyreylemeyi ikilik anlatımıyla cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah, aslında seyreden de seyirde seyredilende O’dur.





NİSA SÛRESİ 140. AYET

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِى الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فٖى حَدٖيثٍ غَيْرِهٖ اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْ اِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِقٖينَ وَالْكَافِرٖينَ فٖى جَهَنَّمَ جَمٖيعًا 

OKUNUŞU           : Ve gad nezzele aleykum fil kitâbi en izâ semiğtum âyâtillâhi yukferu bihâ ve yustehzeu bihâ felâ tag’udû meahum hattâ yehûdû fî hadîsin ğayrih, innekum izem misluhum, innallâhe câmiul munâfigîne vel kâfirîne fî cehenneme cemîâ.

ZAHİR MANASI : Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.

BATIN MANASI  : Zaten vücut ülkesindeki, İsra Sûresi 14. Ayeti kerimeyle nefis kitabını okuyanlar, tecellilerin hangileri nefisten hangileri ruhtan bilirler, ruhun tecellileri örtenlerde inkar edenlerde onlara vücut ülkesinde izin vermeyenlerdir o idraklarla idraklanmayan ve yaşamayanlardır, zira buda insanın süfli tecellilere mazhar olmasına neden olur ki o tecellilerde akıbetleri de zaten tarif edilen irfanieyetzilik ve hertürlü sıkıntılarla dolu bir yaşam olur ki  ona da bu alemde cehennem gibi bir yaşam denir, yani dünyada cehennemini yaşarlar, zaten ahretlerinde de dünyada yaşadıklarını götüreceklerinden ve hatta hemen dünyaları olan dış yüzünde yaşadıklarını ahretleri olan gönül alemlerinde hemen yaşarlar; sıkıntılarını görmeleri onları  zaten cehennem bir yaşamla hayat sürmeleri olmuş olur. Rabbım bildirdikleri üzere olmayı nefsimizi bilip Rabbımızı bilmeyi ve ruhun emrinde bir hayat sürmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.





NİSA SÛRESİ 141. AYET

اَلَّذٖينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِرٖينَ نَصٖيبٌ قَالُوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِرٖينَ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ سَبٖيلًا 

OKUNUŞU         : Ellezîne yeterabbesûne bikum, fein kâne lekum fethum minallâhi gâlû elem nekum meakum, ve in kâne lilkâfirîne nasîbun gâlû elem nestahviz aleykum ve nemnağkum minel mué’minîn, fallâhu yahkumu beynekum yevmel gıyâmeh, ve ley yec’alallâhu lilkâfirîne alel mué’minîne sebîlâ.

ZAHİR MANASI : Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.

BATIN MANASI  : Vücut ülkenizde ruhun tecelilerinden olan iyi duygu ve iyi düşünceler tecelli ederde fillerinizle onları açığa çıkarıp da bir başarıya kavuşursanız. Örneğin bir fikrinizin büyük bir buluş icat ve proje olması veya manevi bir vuslata adım olması gibi. Bu kez sufliyet hemen bizde aynı vücutta değil miydik, kötü duygu ve düşünceler olmasa iyilerini bilmek mümkünmüdür derler sessizce; şayet nefsin sahasında bir fiil işleyip de yine akıbetinde şer görünende hayır çıkarsa nefse göre yine kendisine pay çıkaracaklardır. Kişide terazi net olmalı ve Tevhid akıde ve gramlarıyla tartmalıdır. Nefsin sedasını da kefeye taş yapar ise o zaman işine gelince nefsiyle işine gelmeyince ruhuyla veya bazen de tersi olarak tartar ve öyle yaşarlar. Oysa doğrular 7 noktanın beyanı ile bellidir. Allah zat yönüyle zaten süfli tecellilere bu izni vermemiştir, eksiklik kişinin kendisindedir. Rabbım bildirdiği gibi zahir ve batını tevhid eden hakikatinde birleyen; Tevhid akıde ve gramlarıyla yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 142. AYET

اِنَّ الْمُنَافِقٖينَ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَاِذَا قَامُوا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰى يُرَاؤُنَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا قَلٖيلًا 

OKUNUŞU           : İnnel munâfigîne yuhâdiûnallâhe ve huve hâdiuhum, ve izâ gâmû iles salâti gâmû kusâlâ yurâûnen nâse ve lâ yezkurûnallâhe illâ galîlâ.

ZAHİR MANASI : Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.

BATIN MANASI  : Vücut ülkesindeki münafığımızı en yakın hangi his ve duyguyla tanırız. Alametleri 3 tür üzerlerinde tefekkür edelim. 1. Söz verdimi sözünde durmaz, 2. Konuştumu yalan söyler, 3. Emanete ihanet eder; söz verip sözünden durmaması kişideki samimiyetsizlik duygusudur; hislede tereddüt ve değişkenlik gösteren bir histir. Konuşunca yalan söylemek ise; benlik ve menfaat duygularının kişideki niyeti yalana sevk etmesidir, böylece kendi menfaatine konuşma zuhur eder; emanete ihanet ise, en başından niyetin zaten süfli olmasıyla emanet elde edilene kadar sinsice susar sonrada gerçek yüzünü açığa çıkarır. Kişi kendisini iyice tanımak istiyorsa mutlaka hislerine duygu ve düşüncelerine çok iyi bakmalı ve bunların vücuttaki tahribatlarını görmelidirler. Ve bu hissiyat ve duygularla da namaz olan görüşmeyi Rablarıyla sağlayamazlar, çünkü kişi kendisini asla kandıramaz, ne hissediyorsa aslında onu iyi bilmektedir; herkesi kandırır ama kendini kandıramaz, hal böyle iken insanlara düşen samimiyet ve ihlasla madem akıbetinizi kendi ellerinizle karartıyorsunuz neden vazgeçmiyorsunuz nefsin hissiyat duygu ve düşüncelerinden. Rabbım layıkıyla Tevhid akıde ve gramlarıyla nefsimizi bilmeyi, nefsini bilip Rabbını bilmeyi; Rabbımı da Rabbımla bilip ve görmeyi ve O’nda O olmayı cümle ihvan-ı güzine nasib eylesin inşallah.





NİSA SÛRESİ 143. AYET

مُذَبْذَبٖينَ بَيْنَ ذٰلِكَ لَا اِلٰى هٰؤُلَاءِ وَلَا اِلٰى هٰؤُلَاءِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبٖيلًا 

OKUNUŞU         : Muzebzebîne beyne zâlik, lâ ilâ hâulâi ve lâ ilâ hâulâé’, ve mey yudlilillâhu felen tecide lehû sebîlâ.

ZAHİR MANASI : Onlar küfür ile iman arasında bocalayıp dururlar. Ne bunlara (mü’minlere) ne de şunlara (kâfirlere) bağlanırlar. Allah, kimi saptırırsa ona asla bir çıkar yol bulamazsın.

BATIN MANASI  : Bocalamak kişide umutsuzluk hissi, yani inanç eksikliğinden kaynaklanan nefsin kucağında olma ile, duygulardan da muallakta kararsızlık duygusu ve fikirlerden de bazen yüzünü karar verip gibi görünüp ruha “yani müminlerle olmaya” bazen de karar verip nefse “yani kafirlerle olmaya” meylederler; çünkü batın manalardan kasıt, ayetlerin ne kadar derinleşirseniz derinleşin  mutlaka en son vücut ülkenizdeki yerlerini bulmakla yani hislere duygu ve düşüncelerden hangilerine tekâmül eylediği ve sizi size anlatan hakikatle karşılaşacaksınız. Çünkü Tevhid tahsilinde eğer ki bu varlık sizin değilse Rabbinizin olur, o zaman Rabbinizi dışarda değil içerde arar ve sizdeki tecellilerine bakarsınız, işte nefis ve ruh diye aslında istediği ve karşıtı olanları sizde dizayn eylediğini görürsünüz, eğer ehlinden güzel bir tahsil talim ve daim yaşam zevkiyle hicap açmış iseniz, size en büyük ayet en büyük delil siz olursunuz çünkü artık siz dediğiniz deryadan O’n dan bir cüzdür. Rabbım cüzde külü idrak külde cüz zevkiyle daim yaşam ihsan eylesin cümle Ümmeti Muhammede inşallah.





NİSA SÛRESİ 144. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِرٖينَ اَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنٖينَ اَتُرٖيدُونَ اَنْ تَجْعَلُوا لِلّٰهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُبٖينًا 

OKUNUŞU       : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızul kâfirîne evliyâe min dûnil mué’minîn, eturîdûne en tec’alû lillâhi aleykum sultânem mubînâ.

ZAHİR MANASI  : Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?

BATIN MANASI : Ehli Tevhid gibi inananlar yani vücut ülkesindeki tecellilerden ulvi olan iyi his iyi duygu ve dönüştüğü iyi düşünceleri fillere dönüştürmekten vazgeçip de bunları zıtları olan süflilerini dost, yakin yani tercih eder hale gelmeyin buyrulmaktadır. Böylece Rabbınıza kendi vücut ülkenizin akıbetini sıkıntıya sokacak bir delil zarar verecek bir ısbatamı izin veriyorsunuz. Rabbım ehlinden tahsille evvela nefisni bilerek Rabbını bilmeli Rabbıyla bu vücut ülkesinde tecelli eden ilimden öteye hisle ve zuhuratıyla şuhuden görünen ve başka olmayan Rabbına ermeli, fillerin cibilliyetindeki güzelliği; düşüncedeki ulviyet duygudaki güzellik histeki Zatın ulvi zuhuratlarına tecelli olacak cereyanı iyi öğrenip, Nisa Sûresi 79. Ayeti kerimedeki gibi iyi bir zuhurat görünce de Rabbının Zatından Sıfatına, Sıfatından da esma alarak nasıl filleriyle cibilliyeti güzel fillerle zuhura geldiğinin seyrini cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin, ve güzel zuhuratlar da illa demeyi ısrar olan aşkın zuhuruyla illa Allah demeyi nasib eylesin inşallah.





NİSA SÛRESİ 145. AYET

اِنَّ الْمُنَافِقٖينَ فِى الدَّرْكِ الْاَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَصٖيرًا 

OKUNUŞU             : İnnel munâfigîne fid derkil esfeli minen nâr, ve len tecide lehum nasîrâ.

ZAHİR MANASI : Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın.

BATIN MANASI   : Bir önceki ayeti kerimedeki gibi ulvi olan his duygu ve düşünceleri örtenler “münafık”; yani örtmeleri geride bırakıp kullanmamaları onları münafık yani örtücü yapar, böylece ulvi olanlar yerine süfli olanları kullandıklarından mutluluk olan cennet yerine üzüntü sıkıntı stres ve her türlü işlerinin rast gitmemesi olan cehennemlerini gerek zahirde gerekse sırretleri olan iç alemlerinde yaşarlar… Rabbım böylece bizlere hangi tecellilerine mazhar olarak yaşarsak dünyada cennetimizi, hangilerine de mazhar olunur ise dünyada cehennemini yaşayacağını bildirmektedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi vücut ülkelerindeki tecellilerinin süflilerine muhatab kılmasın inşallah.





NİSA SÛRESİ 146. AYET

اِلَّا الَّذٖينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللّٰهِ وَاَخْلَصُوا دٖينَهُمْ لِلّٰهِ فَاُولٰئِكَ مَعَ الْمُؤْمِنٖينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّٰهُ الْمُؤْمِنٖينَ اَجْرًا عَظٖيمًا 

OKUNUŞU         : İllellezîne tâbû ve aslehû vağtesamû billâhi ve ahlesû dînehum lillâhi feulâike meal mué’minîn, ve sevfe yué’tillâhul mué’minîne ecran azîmâ.

ZAHİR MANASI : Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir.

BATIN MANASI  : Tövbe edenler; Ancaksın bu günde Enbiyaların varisleri olan Mürşid-i Kamiller mazharından Allah’a söz verip verdikleri sözleri tutanlardır, hatta mertebe mertebe verilen nasihatlarla idraklanıp, şuhud ve zevkiyle yaşam haline geçenlerdir ancaksın layıkıyla temizlenenler, çünkü tövbe ve temizlik, ben dediğin bu varlığın senin olmadığını idrakla başlar Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelen Rabbını yakinen seyirle senden seyri ile kemal bulur. Canlı Kuran olan isra sûresi 14. Ayeti kerimeyle tanıdığın nefis kitabını okuyup nefsini bilen Rabbını, Rabbını da Rabbıyla bilenlerdir ancaksın layıkıyla daima iç alemindeki tecellilerini yakiin takib edenler sırretlerindeki sadırda tecelli eden yeni delillerine sarılanlardır. Ancaksın onların kalpleri Allah adıyla titrer ve ayet olan Efal Sıfat ve Zat ayetleriylede imanları artar, bunlar müminin tarifindeki olan Ehli Tevhid’in halleridir. Rabbım bu nasihatlerle hayatına yön verip idraklanıp; Kuran-ı Kerimin emrettiği gibi yaşayan ve sünneti seniyenin de dışına çıkmayanlardır. Rabbım cümle İhvan-ı güzine ve islam-ı mübine bu hal üzere daim olmayı nasib eylesin inşallah.





NİSA SÛRESİ 147. AYET

مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ اِنْ شَكَرْتُمْ وَاٰمَنْتُمْ وَكَانَ اللّٰهُ شَاكِرًا عَلٖيمًا 

OKUNUŞU            : Mâ yef’alullâhu biazâbikum in şekertum ve âmentum, ve kânallâhu şâkiran alîmâ.

ZAHİR MANASI   : Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azab etsin ki? Allah, şükrün karşılığını verendir, hakkıyla bilendir.

BATIN MANASI : Hayat insanoğlu için zikir fikir şükür nizamındadır, Ondan zikreden Rabbıdır, o vücutta fikreden Rabbıdır, artması için sabırla devam etmeside şükrüdür. Böylece kab ve kabiliyet geliştikçe zaten bir otomasyon olan insanoğlundaki tecelli yüceliği de artacaktır, tam akside aynıdır, esfele de otomatik kabiliyet düştükçe iner, âlâya da sabırla devam edildikçe amiliyetler alışkanlık oldukça yenileri eklenerek kab ve kabiliyet böylece daha da yüce olur. Ve buna inanırsanız iman ederseniz, tecellilerinde ulviyetten süfliyete düşme yani azap neden olsun buyrulmaktadır, yani emin olmanın yolu bu şekilde devam etmektedir, böylece insanoğlunu kendinden kendine irşad eden ve geliştirendir. Evvelinde ehline gidip ehlinden Tevhid tahsiliyle nefsini bilip Rabbını bilerek, Rabbıyla Rabbını bilmeye devam ederek böylece ben dediği bu vücut ülkesinde tecellileriyle Rabbını görerek O’nda O olarak hayat devam eder. Gerek bu şehadet alemi olan dünya olan kesrette, gerekse vahdet alemi olan ruhlar alemi olan gönül aleminde; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede aşkla zevkle bilerek görerek dünya ve ahret hayatında baki olmayı nasib eylesin.






NİSA SÛRESİ 148. AYET


لَا يُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّوءِ مِنَ الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَ وَكَانَ اللّٰهُ سَمٖيعًا عَلٖيمًا 

OKUNUŞU           : Lâ yuhıbbullâhul cehra bis sûi minel gavli illâ men zulim, ve kânallâhu semîan alîmâ.

ZAHİR MANASI : Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

BATIN MANASI  : Günümüzde insanlar 15 nevidir. 7 çeşit nefis mertebelerinin cinsinde ve tonunda; 7 çeşit ruh mertebelerinin makamlarında ve meşreplerinde; birde 15. Çeşit olan hem yer hem gök katlarına vakıf olan Mürşid-i Kamiller, bunlar irşadla görevlidirler, her türlü nefis katlarından da ruh katlarından da haber verirler; işte nefsin sahası olan çirkin sözlerin izahlarını ancaksın Mürşid-i Kamiller irşad vasıtası ile dillendirerek salikin yanlışta ısrar etmemesi hatada devam ve onun hata olmadığına kendini yaşarken inandırmaması için onlara çirkin sözlerin yani nefsin ve ikilik söylemlerinin izahlarını yaparlar, yoksa gerek saliklere gerekse topluma başkalarının eksiklerini dillendirmek kendilerine zaman ayırmalarına vakit olmayacağından ve başkalarıyla uğraşmaktan eksik ve çirkin olanları dillendirirken ahlak ve halleri bozulacağından bunları dillendirmek onlara yani herkese yasaktır, bir tek ehli olan kalden hale ve makama gemiş o söylemin ruhuna hissine duygu ve düşüncelerine zarar veremeyeceği emin’e mazhar kişilerdir. Arifler böylece anlaşılır ki zulme uğramış kişilerdir, nefsi zulmü onun gözüne hakkı göreceği yerde evvelde halkı göstermiş, kulağına hakkı işiteceği yerde evvelde halkı işittirmiş, diline hakkı söyleyeceği yerde evvelde halkı söyletmiş vesair bütün aza ve cevahiri zulum görmüş kişilerdir. Ve bu zulümden de ehline giderek nefsini bilmeyi ölmeden ölmeyi nefis ve ruh mertebelerini kat ederek İrşad da görevli mazharlar olmayı öğretmiştir. İşte zulme uğrayanların eksikleri nasıl ancaksın onların dile getirebileceğinin de böylece zahir bilenen manasının yanında batın manalarının da olduğu anlaşılmaktadır. Rabbım günümüzde ve gelecekte en kısa zamanda Kuran-ı Kerimin batın ve batın manalarına tenzihinden teşbihine ve Tevhid olarak bu vücut ülkesindeki manalarına işaret edilerek bunların bir yaşam halinde hayatımıza dahil olmasını Rabbım vücuda getirsin inşallah.






NİSA SÛRESİ 149. AYET

اِنْ تُبْدُوا خَيْرًا اَوْ تُخْفُوهُ اَوْ تَعْفُوا عَنْ سُوءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا قَدٖيرًا 

OKUNUŞU         : İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev tağfû an sûin feinnallâhe kâne afuvven gadîrâ.

ZAHİR MANASI : Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz, yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

BATIN MANASI  : Siz bunların herhangi birisini yaparsanız diyor bilin ki sizdeki bu kararı alanla siz ayrı değilsiniz. Allah’da böyledir demek Allah ayrı kul ayrı değildir demektir. Bu yüzdendir ki Bütün Enbiya ve Evliyaullahında tahsili olan Tevhid ile Allah en layık bilinir şuhud edilir ve O’nda O olunur. Yani sizin benim dediğiniz filleriniz sizin, olmayınca “Fillerin Faili Allah olur” sizin, benim dediğiniz selbi ve Subut sıfatlar sizin olmayınca “Sıfatlarında Mefsufu yani sahibi Allah olur” sizin, ben dediğiniz bu mevcut yani vücudunuzda sizin olmayınca “Vücudun sahibi Allah olur” böylece bu vücudun sırretinden Zatıyla bu vücut dediğiniz sıfatta Subut sufatlarıyla tecelli eder ve ordan da filleriyle açığa çıkar; hayat sıfatıysa haylığıyla açığa çıkan O’dur, ilim Sıfatıysa Alimliğiyle bilen olarak açığa çıkan O’dur, İrade Sıfatyla murad eden ve isteyen O’dur O dilemezse kul dileyemez, görmek ve işitmek ise gözden gören de kulaktan işiten de odur; semiul basir; kudretiyle sizdeki enerjisiyle dilediğini ilmiyle ve olması gerektiği gibi zuhura getiren halk eden de O’dur. Yani evvelde de O idi; şimdide O’dur. Fakat fillerin cibilliyeti güzel olanlarını Rabbımıza eksik olanları ise nefsimize yani kendimize nisbet eylenmesi, eksiğin Rabbımıza nisbet edilmemesi de unutulmamalıdır. Bizlerin sadece düzeltmesi gereken hayal ve zanlarıdır. Onun için Ehlinden mutlaka Tevhiddeki gibi layıkıyla bir nefis tezkiyesi ve Tevhid tahsili ile bu hayal ve zanlardan kurtulunca anlayacak ki ben dediğimde benden diyen O; ve böylece bu ayeti kerimenin de sırrında siz öyle dilerseniz Allah da diler demesi siz ayrı Allah ayrı olmadığıdır, Sırretiniz Hakk Suretiniz halktır. Hakkı halktan sevmek Hakkı bilerek görerek sevmektir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bu idrak ve şuhudlarla daim ve ebedi hayat nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 150. AYET

اِنَّ الَّذٖينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖ وَيُرٖيدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِهٖ وَيقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرٖيدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَبٖيلًا 

OKUNUŞU         : İnnellezîne yekfurûne billâhi ve rusulihî ve yurîdûne ey yuferrigû beynallâhi ve rusulihî ve yegûlûne nué’minu bibağdıv ve nekfuru bibağdıv ve yurîdûne ey yettehızû beyne zâlike sebîlâ.

ZAHİR MANASI : Şüphesiz, Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.

BATIN MANASI: Allah Zattır, Peygamber olan elçi Sıfatlardır. İnsanoğlu Zatının özünün Hakk olduğuna iman eder ama o özün gözünden bakışına inanmak istemez, benden gören O’dur demek istemez, gözünden bakıştaki cibilliyetten de bi haberdardır, Benden işiten O’dur demek istemez, işitmesindeki gıybetmi dinliyor Hakkımı dinliyor bakmak bile istemez; dilimden konuşan O’dur demek istemez namazda işittim kulumun hamdini dese dahi bi haberdir, ve o dilin halkımı Hakkımı anlattığına dahi bakmaksızın konuşur gider aklısıra. Bazıları da bazı muhammdiliklerine inanırlar yani elçilik yapan dile kulağa göze inanmasa da kalbine inanmak ister, 6. Hissim 7. Hissim içime ferahlık geldi güzel bir şey olacak derler, bir sıkıntı var içimde kötü bir şey olacak demekle bazı sıfatlarındaki hallerine de inanmak isterler; çünkü onlarda elçidirler haber getirirler bu vücut ülkesinde özden söze doğru; işte diyor hele ikisi arasında olanlar varya ne inanır nede inkar ederler onlar tamamen örtücüdürler, çünkü ya nefsin tecellisi vardır ya ruhun; asıl örtücüler işine gelince ruha işine gelince nefse meyledenlerdir ki samimiyetsizler asıl örtücü olanlar yani inkarı küfrü örtücülüğü tutanlardır. Rabbım özünü Zatım Sıfatlarını elçisi olan Muhammediliği olarak idrak edip Zatından Sıfatına Sıfatından da filleriyle açığa çıkan Rabbını kendisine kendisinden yakin olduğunun idrak şuhud ve yaşamıyla yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib  eylesin.

Verified by MonsterInsights