Cum. May 1st, 2026

AL-İ İMRAN SURESİ (101.-150. AYETLER)

ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 101. AYET

وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَاَنْتُمْ تُتْلٰى عَلَيْكُمْ اٰيَاتُ اللّٰهِ وَفٖيكُمْ رَسُولُهُ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللّٰهِ فَقَدْ
هُدِىَ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ  

OKUNUŞU        : Ve keyfe tekfurune ve entum tutla aleykum ayatullahi ve fikum rasuluh, ve mey ya’tesim billahi fe kad hudiye ila siratim mustekîm.

ZAHİR MANASI: Size Allah’ın âyetleri okunup dururken ve Allah’ın Resûlü de aranızda iken dönüp nasıl inkâr edersiniz? Kim Allah’a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, doğru yola iletilmiştir.

BATIN MANASI: Bu gün eğer canlı ayetler olan vücut ülkenizdeki Efal ayetleri olan fillerinizi göremiyorsanız, çünkü ayet delil demektir. Size sizden daha büyük delil ne olabilir. Sıfat aeytleri olan zatı sıfatlar, subut sıfatlar ve kendinize nisbet ettiğiniz selbi sıfatlar gözünüzün önündeyken daha büyük delil ne olabilir ki, Zat ayetleri olan sizde ve sizden gayri bütün vücutlar gözünüzün önündeyken birer delil iken her biri size  bunca mevcut tek öz bir sudaki karışım gibi her birinin özü tek damlada mevcut iken şimdi zuhura gelişleriyle vardan var olmuş ve her biri O mutlak varın delili ve ayeti iken daha hangi delili aramalıyız ki; Kuran-ı Kerimde ağaçlardan nebadattan bahsederken insan düşünmez mi bitkiler ağaçlar mı gelip Kuran-ı Kerimi okuyacaklar yoksa bizim ot gibi olşumuzu mu bize anlatmaktadır Rabbım, Kuran-ı Kerimde hayvanlardan bahsederken, hayvanlar mı haşa gelip Kuran-ı okuyacaklar ki; yoksa bizim hayvani yönlerimizi mi bize bildirmektedir Kuran-ı Kerim. Ve bunca öz sizdeki bir damla sperm gibi bünyesinde cemadattan öz nebadattan öz hayvanattan ve insanattan öz barındırırken insanda da bütün bu özlerin cemi olan özden vücuda gelir iken bu özde ilk damlayla aynı özelliğe sahib iken daha kendisinden başka bir yerde delil mi aramalıdır. İşte kim ki diyor Resulu Ekrem Efendimiz ve sonrasında aynı Tevhid yolunu takib eden Sahabeyi Güzin ve bunaca Enbiya ve Eyliyanın da tahsil talim ve yaşamı olan Tevhidin mertebe ve makam ve Rabıtalarıyla; bağlarıyla bu bağların idrak ve şuhudlarıyla Allah’ı gönlünde bulduğu sıfattan onunla daima irtibatta olur ise Rabbıyla Rabbını kendi mazharında açığa çıkarmakla aynı vücutta Rabbına sımsıkı bağlanırsa o zaman ancaksın daim selamette olur buyurmaktadır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede hitab eylediği gibi olmayı nasib eylesin.





        ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 102. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِهٖ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ  

OKUNUŞU         : Yâ eyyuhellezîne âmenuttegullâhe hagga tugâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn.

ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.

BATIN MANASI: Özellikle bu ayeti kerimede nasıl sakınılması gerekiyorsa öyle sakınmaktan bahseylemekle, sakınmak birinci batında dikkat etmek, ikinci batında idraklı olmak üçüncü batında ise şuhud eyleyip tevhidle zevk eylemek, dördüncü batında gerektiğiyle yaşamaktır. İşte bunun içinde ehlinden bu yaşamı nasıl kaideleriyle tevhid üzere gereken batınlarca yaşar insan, bunu öğrenmeli ve öyle sakınılmalıdır. Ve müslüman olan diğer batınıyla teslim olan 3. Batınıylada teslim yanı zatın sıfata teslimi bir oluşuyla bu idrak ve yaşamla baki olarak unsuuriyet vücutla bu şehadet aleminde latif ve nur vücutlarlada Zatında baki olmayı bildirmektedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bu vuslatı nasib eylesin.





         ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 103 AYET

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهٖ اِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ  

OKUNUŞU      : Vağtesımû bihablillâhi cemîav ve lâ teferragû, vezkurû niğmetallâhi aleykum iz kuntum ağdâen feellefe beyne gulûbikum feasbahtum biniğmetihî ıhvânâ, ve kuntum alâ şefâ hufratim minen nâri feengazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn. 

ZAHİR MANASI  : Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.

BATIN MANASI : İp birinci batında tutunulacak olan kaidelerin şerh edildiği Kuran-ı Kerimdir. 2. Batında suvari kitap olan sıfatlar alemidir. 3. Batında ise ümmül kitab olan canlı kuran olan Mürşid-i Kamildir. Mürşid-i Kamilden tecelli eden söz nasihat ve her türlü kelamın sahibini bilip bu nasihatları tutmak zahirende sarılınacak ipi tutmanın anlattığına  uymaktır. O mazharda dünde aynı kaideleri bildirmiş, Tevhid üzere Zikir, Tevhid-i Efal, Tevhid-i Sıfat Tevhid-i Zat, Cem, Hz. Cem ve Cemmülcem olarak ilimle bildirdiği, şuhud idrak ve rabıtalarıyla şuhudlarımızı açtığı, devamlılığı halinde layıkıyla ifna ile aynı varlığın sahibini sıfatı olarak bu varlıktan zuhura gelen olarak Rabbını bulduğununun nasihatından başkasını  bildirmemiştir. Dünde böyle idi bu günde başka bildirdiği yoktur. Bildirilen hep bu hakikattır. Zatı zatındır senin, hem sıfatı hep sıfatındır senin gayri ne hacetindir senin sen seni bil sen seni demekle dünde bu sözünü söylediği mazhardan o mazharın esmasıyla söyledi yenilerini taze tecellilerinide bu gün Mürşid-i Kamil mazharlarından yine bildiren birdir. Rabbımı Rabbımla bilmekle bir olan birden bilmekte görmekte ve seyreylemektedir. Rabbım urucen bu tahsilleri yapmayı nuzulende zevkiyle zevkiyab olmayı cümle ümmeti Muhammede nasib eylesin.





        ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 104. AYET
 وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ  

OKUNUŞU         : Veltekum minkum ummetuy yed’ûne ilel hayri ve yeé’murûne bil mağrûfi ve yenhevne anil munker, ve ulâike humul muflihûn.

ZAHİR MANASI  : Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.

BATIN MANASI : Yine bir önceki ayeti kerimeyle verdiği mesajla hem sarılınacak olanın kim olduğuna hemde bu günde aynı demi yaşayanların ayrılık ve cehennemleri olan nuzulen irşadı bilmeyişleriyle nasıl bir demde ve halde yaşadıklarına işaret vardır. An aynı an dem aynı demdir. Dünde o fırka Tevhid tahsil talim ve yaşamıyla idrak şuhud rabıta ve daimliğiyle, nefsini bilmenin Rabbını bilmeye, Rabbınıda Rabbıyla bilmeye dek. Layıkıyla bir ifnayla tecelli edeni ben dediği fakat Zata sıfat olan bu vücut ülkesinde sırrette ve surette mazhardan tecellisiyle görmeye dek bir dem ile nasıl tevhid olduğuyla yani bir denenenin batın manası olan adedi bir demek değil ayrı olmayan manasında Bir olduğunun idrakına; Zat Sıfat ve fiiller her varlıkta da birdir vacibul vuctta da birdir. Yani Allah Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Fiilleriyle zuhura gelen olduğunun şahitliğiyle ancaksın ebedi selamete erileceğine ve bu yolu seyredenlerle kardeş olunup şeriat seviyesindeki tarikat ve ilmi hakikat seviyesindekilerinde aynı yolu takibiyle ancaksın onlarında ebedi selamete ermelerinin mümkün olduğuna işaret vardır. Rabbım Tüm Ümmeti Muhammedi ve nice İnsanoğlunada bu selamete ermeyi nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 105. AYET


وَلَا تَكُونُوا كَالَّذٖينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاُولٰئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ 

OKUNUŞU         : Ve lâ tekûnû kellezîne teferragû vahtelefû mim bağdi mâ câehumul beyyinât, ve ulâike lehum azâbun azîm. 

ZAHİR MANASI : Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.

BATIN MANASI : Dün Resulu Ekrem Efendimiz zamanında bu apaçık deliller olan kendinize delil olan kendinizi efalinizin efali, sıfatınızın sıfatı, zatınızın zatı ilahiye olduğunu idrak ettikten sonra nasıl ki günümüze değin o demden bu deme uzaklaşmanın payderpey artarak idrak ve yaşamlardan Tevhidden uzaklaşma olarak devam ettiği işte bu günde gerek Tevhide dahil olanlara uzaklaşılmamasını söylerken, esas olarak bu halden kurtulmanın ve ebedi selamete ermenin olmazsa olmazının Tevhid olduğunu da bildirmektedir. Bu azabı çekenlere işte bir an önce evvelde nasıl elçime bu selameti yaşattıysam sizlerde buyurun bu birliğe dahil olun buyrulmaktadır.  Rabbım bu nasihatleri tutmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 106. AYET


يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَاَمَّا الَّذٖينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ اَكَفَرْتُمْ بَعْدَ اٖيمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ  

OKUNUŞU        : Yevme tebyaddu vucûhuv ve tesveddu vucûh, feemmellezînesveddet vucûhuhum, ekefertum bağde îmânikum fezûgul azâbe bimâ kuntum tekfurûn. 

ZAHİR MANASI : O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara, “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın” denilir.

BATIN MANASI : Buradaki yüze zahiren sima anlamında görülsede aslında ölmeden ölmekle örtüşen, eski idrak ve yaşantınızla bir siz vardı, şimdi ise yeni siz olan varlığını kendisine nisbet etmeyip hakka nisbet eden siz var işte bu sizle eski siz iki ayrı yüzünüzdür eski Ali ile yeni Ali gibi. Bunlardan hangisi olarak son nefesi vereceksiniz diyor Rabbım eğer süfli yüzünüzdeyken yüzünüzü Rabbınıza dönüpte Ehli olan Mürşid-i Kamil vasıtası ile ölmeden evvel ölen, tevhid üzere bir tahsil talim ve yaşamla ulvi yüzünüze erişmiş hakka sıfat olmuş iseniz ne âlâ, yok ayetteki gibi ulvi yüzü idrak ettikten sonra yeniden kovulan âdemler gibi bildiği halde yerli yerinde kullanmayıp, nefsine geri inerek süflüyette bulunduysanız o zaman o azabı hem toplumda bedenen, hemde ruhlar aleminde ruhen, hemde Zatına olan vuslata eremeyerek sufli ruhlarla sufli vucutlarda kalmakla çekmiş ve çekmeye de devam edeceklerdir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 107. AYET

وَاَمَّا الَّذٖينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفٖى رَحْمَةِ اللّٰهِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ   

OKUNUŞU         : Ve emmellezînebyeddat vucûhuhum fefî rahmetillâh, hum fîhâ hâlidûn.

ZAHİR MANASI : Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

BATIN MANASI : Yüzlerin ağarması ise ak olmasıdır yani temizlenmesidir. Eski yüzleri olan eski hallerinden eser kalmayanların artık eski halleri gitmiş bir önceki ayeti kerimedeki gibi ölmeden evvel ölmüş yeni yüzleri olan ak yani temiz, yani efalini efali ilahiye sıfatını sıfatı ilahiye zatını zatı ilehiye olarak zevk eyleyenlerden olmuşlardır. Rabbım bu zat cennetlerinde onları baki kılmıştır. Yani Rabbının bu zevkleriyle zevkiyabdırlar.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 108. AYET


تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَمَا اللّٰهُ يُرٖيدُ ظُلْمًا لِلْعَالَمٖينَ  

OKUNUŞU           : Tilke âyâtullâhi netlûhâ aleyke bil hagg, ve mallâhu yurîdu zulmel lil âlemîn.

ZAHİR MANASI : İşte bunlar Allah’ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah, âlemlere hiç zulüm etmek istemez.

BATIN MANASI : Alem denen bütün bir evvleden ahire sıfatlaraleminin cemi olduğu gibi. Her bir varlık ve dolayısıylada her bir insanda bir alemdir. Çünkü Bütün alemlerin merkez üssü ve alemlerden en güzel olan alemdir. İnsanlar arasında da Mürşid-i Kamiller ise tüm alemlere camidir. Yani dolayısıyla diyor ki nasıl ki Resulu Ekrem Efendimiz ve bunca Enbiya ve Evliyaullah ve bu güne değin Pirlerimiz ve Mürşid-i Kamillerde de görüldüğü gibi Tevhid idrak ve yaşamıyla daim olan mazharlarında sıfatlarında nasıl mutlu ise, iş tüm sıfatlarında da aynı mutluluğu tatmak ve yaşamak ister. Fakat irşada meyletmeyen kulluk ve ikilik demindeki iradeyi cüziyesini kullanmayan yüzünü Rabbına dönmeyen mazharlarında sıfatlarında bunu yapmaz yapamaz. Evet Allah rağbet etmeden kul ona rağbet edemez. Fakat Allah rağbet etmesiyle yani kulunun nasıl yöneleceğini çeşitli vesilelerle celal ve cemal tecellileriyle afakta ve enfüstaki celal ve cemalindeki ortak his dugyu düşünce ve haylık ve enerjinin yansımasıyla oluşan değişik tecellileriyle irşad eder yani Allah günde 124000 defa vücuta tecelli eder; rağbet eder, fakat bundan ders almayan idrak etmeyen ve yüzünü Rabbına dönmeyen sıfatına yeni ve daha yeni rağbetlerini daha üstün tecellilerini göstermez. İşte her merhalede daha güzeli için mutlaka yine kul olan sıfat cüz iradesiyle küle dahil olana dek irade gösterir. Taki bu varlığın onun olmadığını idrak şuhud ve yaşamıyla daim olana dek. İşte bunca delil gerek yazıyla gerek sohbetle gerekse görsel bir anlatımla insana her mesajı iletirken hala anlayıpta eğriden doğruya, siyahtan beyaza nefisten ruha vs. örnekleriyle safını değiştirmeyenlere Allah nasıl yardımını ulaştırmaya devam etsin. Sen bir adım atmayınca yaklaştığın yermi olur. Rabbım bildirileni anlayıp amel etmeyi nasib eylesin her merhalede ve daha yenilerinde de.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 109. AYET


وَلِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ 

OKUNUŞU          : Ve lillâhi mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, ve ilallâhi turceul umûr.

ZAHİR MANASI: Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür.

BATIN MANASI : Bir sperme bir insan sığıyorsa, 8 büyük dedesinin aynı özüne damlasına spermine 200 tane insan sığmışsa, ilk damla olan öze; ilk; şimdi ve son deme değin tüm insanlar sığmaktadır; damla öz sperm veya karışım büyüklük olarak fiziken aynıdır içerisinde haylık ve enerjisiylede ruhaniyet yönüde mevcuttur, ve yine içerisindeki özelliyet dinamiği kendisinde ve kendiliğinden coğalma özelliği taşımaktadır. Dolayısıyla, tüm insanlar ilk damlaya sığıyorsa, tüm hayvanatda ilk özünde her birisi vardı ve sığmıştı; ve yine dolayısıyla tüm nebadatta öz olarak ilk damlasında mevcut idi, ha keza tüm cemaddat ilk özde ilk damlasında mevcut idi, bu 4 damla olan insanat damlası ruhu insanat, hayvanat damlası ruhu hayvanat, nebadat damlası ruhu nebadat ve cemadat damlası ruhu cemadatta 4 damla haline gelmeden evvel bir damla idi; işte tüm karışım neyse bu gün sizide vücuda getiren sperm odur, onda insanat damlasından da öz var, hayvanat damlasından da öz var nebadat damlasından da öz var cemadat damlasından da öz var; insanda ne ararsan vardır. Çünkü Kuran-ı Kerimdeki her ayet insana hitab etmektedir denmesi şudur yani Kuran insanla ikizdir denmesi, Kuran-ı Kerimde ağaçlardan bahseylediğinde ağaçlar gelipte haşa Kuran-ı  Kerimi okuyacak değildirler, insanın mutlaka bir odunluk veya otluk veya bir meyvelik yönünden bahseylemektedir. Ha keza Kuran-ı Kerimde yine hayvanlardan bahseylediğinde tekrar ve yine haşa hayvanlar gelipte Kuran-ı Kerimi okuyacak değillerdir ama insanın mutlaka bir hayvani yönünden bahaseyleyerek bir mesaj verilmektedir, ya köpektede olan özelliyet gibi ehli değilse saldırgandır, yılandaki özelliyet gibi nefis ehliyse fırsat bulduğunda sokandır, yada kedi dendiğinde özelliği olan kedi gibi nankördür, bunar hayvanlarda da olan nefsani yönlerin insandaki zuhuratı olduğu gibi, ruhani yönleri olan bitki ve hayvanlardaki gibide özellikler insanda görmek mümkündür, bir bülbül gibi şakıması da ruh sahiblerinin hak ve hakikati bildirmeleridir, ha keza bir gül gibi kokmakta tevhid kokmasıdır. Bu ve bunun gibi gerek süfli gerekse ulvi tüm varlıkların yönleri maddi ve manevi olarak insanda mevuttur, her varlıktada bu yönler mevcuttur, ama en üstün görüldüğü ve en aktif akıl ve idrakla görüldüğü mahal insan; insanlar arasında da buna en arif olanlarındaki mevcudiyetinin tasarruf edildiği ise Mürşid-i Kamillerdir. Böylece yer denen nefis arzında da maddi varlık kabul edilen bu yer yüzünde de, gök denen ruh semasında da maddi varlık olarak kabul edilen tüm kainatta da uzay boşluğun da da bütün ne var ise her varlığın henüz o öz halindeyken zuhura gelmemiş hali olan Allah’lığından vücuda geldiği tek öz olan halinden 4 öze ve bunca varlıklarda bulunan aynı özlerle vücuda gelmesiyle kendisinden başka aolmadığını ayan beyan bildirmektedir Allah. Biz hayal ev zandan kurtulup fizik vücutlar ve tüm varlıkların vücutları ne kadar tebdil olursa olsun öze dönmekte özden de vücuda gelmeye devam etmektedir. Böylece de öz olarak adını aldığı Allah söz olarak değişik esmalarla vucuda gelmekte ve sıfat ve esması değişsede kendisinden başka olmadığını beyan etmektedir. Rabbım başka olmadığının idrak şuhud ve zevkiyle ve bu zevktede en üstün yaşadığı mazhar olan Resulu Ekrem Efendimizdeki tecellsiyle bir derece azda olsa bu aciz mazhar ve ona gönül veren mazharlarından da tecelli eylemesini sıfatı olarak zatıyla duaen isteriz. Muaradı mutlak zatına aittir. Rabbım Ümmeti Muhammede Muhammedi zevk ve yaşamlarla yaşamayı nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 110. AYET

كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَوْ اٰمَنَ اَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَاَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ  

OKUNUŞU          : Kuntum hayra ummetin uhricet linnâsi teé’murûne bil mağrûfi ve tenhevne anil munkeri ve tué’minûne billâh, ve lev âmene ehlul kitâbi lekâne hayral lehum, minhumul mué’minûne ve ekseruhumul fâsigûn.

ZAHİR MANASI : Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.

BATIN MANASI : İşte tüm özün öz halindeyken zuhura gelecekleri damların tayininde cemadata göre nebadatı nebadata göre hayvanatı hayvanata göre insanatı ruhu insan damlasını ruhu insanı üstün kılarak böylece tayin eyledi. Sonrada insanlar içerisinde dereceten esfelden alaya; âlâ olanlar arasında da iki derece tayin eylemiş. Halili ve Habibi. İşte dün bu özdeki yegane tayini habibi olan sevgilisi olan yaradılanların unsuriyet vücuduylada bu alemde iken ey yüce zevki yaşadığı mevcuduna Muhammed dendi. Bu günde yine bu unsuriyet vücutlardaki ruhaniyet yönüyle zevkle zuhura gelen Rabbımdır ve bu zevkle daim yaşayan ve tedbili şekillede değişse bekası sabit olan her varlıkta esması da değişse O dur. Gayrinin olmadığı bu zuhuratda asıl önemli olan biz dediğimiz varlık esması ve görevi farklı olan bunca çeşit kab ve kabiliyette olan insanoğlu, bu zuhuratın neresinde olduğudur. İşte gerek kandiillerin idrakıyla yerlerini görenler gerekse hiç idrakında dahi olmayanlar buna dikkat etmelidirler. Allah kuluna rağbet eder, kul da miraç ederse, eksiklerinden kutulur affa uğrar beraat alırsa, bu güzellikte ısrar eder berat olan şanını makamınıda alırsa o zaman Muhammedi bir kader ererki kadir günüde geceside O olur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede; Muhammedi kadere ermeyi nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 111. AYET

لَنْ يَضُرُّوكُمْ اِلَّا اَذًى وَاِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْاَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ  

OKUNUŞU         : Ley yedurrûkum illâ ezâ, ve iy yugâtilûkum yuvellûkumul edbâr, summe lâ yunsarûn.

ZAHİR MANASI: Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.

BATIN MANASI : Birçok esfel tecelliye mazhar olan fasıklar ve bazı istikamette olduğunu söyleyip sureten insan ama sırreten hay-van olanlar, kelamlarıyla sizler gibi görünürler, sizlerden olduklarını söylerler fakat fasık fitne ve nefse hizmet edenlerin yanlarında yer alırlar, günümüzde de gerek ticaretinizin önünü kesmekle müslümanlara ekmek yedirmeyenler, gerekse onların makam ve mevkilerde olmalarının önüne geçerek onlar gibi görünüp zarar verenler işte bunlara fasıklara fitneyi çoğaltanlara örnektir. Birde yönetim ve idari mevkilerde olup sizleri şikayet edin görev yapayım demekle sizleride fitneye ispiyona ve ahlaktan uzaklaştırmaya sevk edenler vardır, bunlarla cami mescit ve yahut başka ibadet yerlerinde dahi karşılaşsanız bilinizki filleri neyse kalpleride o dur. Rabbım cümle ümmeti Muhammedi bunların şerrinden muhafaza buyursun.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 112. AYET

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ اَيْنَ مَا ثُقِفُوا اِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللّٰهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وَبَاؤُ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ الْاَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ 

OKUNUŞU          : Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sugıfû illâ bihablim minallâhi ve hablim minen nâsi ve bâû biğadabim minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh, zâlike biennehum kânû yekfurûne biâyâtillâhi ve yagtulûnel embiyâe biğayri hagg, zâlike bimâ asav ve kânû yağtedûn. 

ZAHİR MANASI : Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.

BATIN MANASI : Bu tutumları zahirde Hakk esmasının zuhurunuun görüldüğü hukuka aykırı olmaları; Peygamberi inkarları ise Rabbımın Rahman ve Kemalat sıfatını ve Zatına göre Allah’ın kemalat ve irfaniyetine kapalı olmaları idi. Bu inkarda kendilerini kör etmesi, delil ve hakikatleri düzenin gereğini görmemeleri idi. Rabbım bu hal üzere onlardaki duygu ve düşüncelerin gereği olan tüm sıkıntılar ve aykırılığın kanuni cezalarını da üzerlerine kılmıştır. Günümüzde de bu böyledir. Müslümanların halen zulum görmesi ve kalkınamaması ise hayal ve zanda bir Allah’a havale ederek bu günün hakkını bu günkü hukuka başvurarak almamasıdır. Bu günden sonra mutlaka hakkını savunmalı ve Allah’tan dünyadaki hakkını dünyada ukbadaki hakkınıda dünyadakini almakla ahiri olan gönlündeki mutluluk ve huzura ermekle bu dünyada da onuda almaktadır. İki cihanda da aziz mutlu ve bahtiyar olanlar bunlardır. Rabbım cümleyi bu zümreye ilhak olup beni gören Hakkı gördü buyuran Resulu Ekrem Efendimizin Tevhidde Hazretül Cem makamının ihtivası olann fark ile yaşamayı, güle burnunu sokup koklamayı ama katüsünde çiçek olmasına rağmen burnunu değmemeyi bilmeyi tüm islamı mübine idrak ettirp hakkını bu alemde alanlardan olmayıda nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 113. AYET

لَيْسُوا سَوَاءً مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اُمَّةٌ قَائِمَةٌ يَتْلُونَ اٰيَاتِ اللّٰهِ اٰنَاءَ الَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ 

OKUNUŞU          : Leysû sevââ, min ehlil kitâbi ummetun gâimetuy yetlûne âyâtillâhi ânâel leyli ve hum yescudûn.

ZAHİR MANASI  : Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır.

BATIN MANASI : Günümüzde sünneti seniyyye üzere olupta şeriat ve tarikat seviyesinde nice Ehli Sünnet Vel Cemaatten Alim Ulema İmam Önder ve Liderler vardır. Fakat asıl kast edilenin ise bu sözcüklerin batın manalarında olan sırla işaret edilenler olduğu görülmemektedir. Kuran-a ehil olmak her insanın canlı ayet olmasına vakıfiyet olan kalp sahibi olmak ve sırrette tecelli edeni görmektir. Çünkü gece saatleri derken gece vahdeti remzeyler vahdetteki an üzere olan, ayakta duran derken ayakta durmak kıyamı remzeyler ve fiilullahtır ayetlerin okunduğu yerler yani vahdette her an Rabbının filleriyle yön bulan, secdeye kapanan derkende secde Zat’a ermektir yani ha sıfatından buyurmasıyla zuhura gelen ha vahdette yani gönülde sıfatından buyuran her ikiside Rabbının Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelişidir. Böylece Allah’ın ayetlerini okumak olan bu zuhuratı kendi vücudunda kendi gönlüyle hissetmek kendi idrakıyla anda yorumlamak ve kendindeki batın ve zahir kelamla neticelendirmek işte o kalp sahibleri olan bu günkü Mürşid-i Kamillerde olan özelliyettir. İşte her biri Kitaba Ehil olmalarına rağmen aynı zamanda da dereceten bir olmadıklarını bildirmektedir. Tıpkı elçilik yönüyle tefrik edilmeyip makam yönüyle peygamberlerde fark olması gibi. Rabbım en yüce tecellilerine bütün Ümmeti Muhammedi mazhar kılsın.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 114. AYET


 يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِى الْخَيْرَاتِ وَاُولٰئِكَ مِنَ الصَّالِحٖينَ  

OKUNUŞU         : Yué’minûne billâhi vel yevmil  âhıri ve yeé’murûne bil mağrûfi ve yenhevne anil munkeri ve yusâriûne fil hayrât, ve ulâike mines sâlihîn.

ZAHİR MANASI : Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.

BATIN MANASI: İşte Kitab Ehlinden en üstünleri olan Melamete ermiş olan Ehli Tevhid; hayalde ve zanda olmayan sıfatından zuhur eden Hz. Ali k.v.’in buyurduğu gibi gördüğü Rabbına iman eden, ahiret günü olan son idraklarını tamamlamış, ve bunca kesafetin bir tek letafetten zuhura geldiği ve yine O’na dönüleceğini bilenlerdir. Bunlar hayr işleri olan Allah’ın haylığını diri ve sıfatlarından ayakta ve zuhura gelen olduğunu bildirmekte en üstün irşad olan bilinmekliğine mutlak iradesine hizmet ederler. Kötülükten men ederler çünkü onlara göre en büyük kötülük hakk ve hakikatin saklı kalmasıdır, iyiliği emrederler en büyük iyilikte Sıfatlarından zahir olan Allah’ı bildirmektir. İşte bu irşadda ise aşk ile yarışırlar. Çünkü hangi kalpteki aşkı ilahi cereyanı fazla ise o faz mutlaka akımı sağlayacaktır. Her kalbe ulaşacak ve irşada davet edecektir gönülleri his ile. Ve böylece hisseden arayışa geçecek ve irşad vesilesini bularak irşad olacaktır. Kim ki  bu irşadda en büyük aşkı ilahiye mazhar ise bu yarışta o en öndedir. Rabbım bu yarışını her geçengün daha hız vererek önden öne hiç geriye düşmeden mazharlarında devam ettirsin, cümle Ümmeti Muhammedi bu aşkı ilahisinin tecellilerine mazhar kılsın inşallah.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 115. AYET


وَمَا يَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِالْمُتَّقٖينَ  

OKUNUŞU            : Ve mâ yef’alû min hayrin feley yukferûh, vallâhu alîmum bil muttegîn.

ZAHİR MANASI: Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.

BATIN MANASI: Muttaki olupta boyun eğen, Zatının mutlaka sıfatlardan ve sıfatından zuhurunu gören ve daim yaşayan, zatın tecellisine sıfatın karşı koymakta gücü ve kuvvetinin olmadığını bilen ve böylece hakikattaki manasıyla takvanın tecellileri kendisi dediği sıfata nisbet etmekten sakınanlar; bilirlerki işledikleri her hayrıda kendilerinden işleyen O’dur. Eksikliğide O’na nisbet etmez eksiği kendisinden bilirler. Böylece Allah miskal nisbetini boşa çıkarmıyorsa işlenen her hayrın da büyüklüğü nisbetinde tecellisini göstereceğide bir o kadar kesin ve katidir. Rabbım bu tahsili yapıp kendisi dediği mevcudu Rabbına layık sıfat eyleyen kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 116. AYET

اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِىَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْپًا وَاُولٰئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

OKUNUŞU          : İnnellezîne keferû len tuğniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â, ve ulâike ashâbun nâr, hum fîhâ hâlidûn. 

ZAHİR MANASI : İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

BATIN MANASI : Kendi vücut ülkesinde idraken Hakk ve Hakikatı yalanlayanlar içgüdülerinde ve tüm vücuttaki duygu ve düşüncelere yönveriş olan kabullenişlerinde hep nefse meyyal olurlar. Böylece hakikate değil inkara hizmet ederler; böylecede malları olan tüm aza ve cevahirinden gözünden kulağından dilinden el ve ayağından zuhura gelen fiilullahlar onun evladı yani ondan tecelliler ve zuhuratlardır. Böylece de ne sıfatları onun zata vuslatına nede dolayısıyla fillerindeki cibilliyet bozuklukları onu zata eriştirmez. Erişmektenden de gün geçtikçe kazanılan kötü alışkanlıklar sayesinde her geçen gün uzaklaştırır. Böylece cennet olan irfaniyetten yoksun olacağından bu irfaniyetsizlikleri onların cehennemleri olmuş olacaktır. Ve bu hallerini değiştirmemekte ısrarcı oldukları sürecede aynı hal üzere ebedi olacaklardır. Rabbım cümle Ümeti Muhammedi Muhammedii aşıyla aşılanıp Âdem meyvesini veren kullarından eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 117. AYET

مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ فٖى هٰذِهِ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ رٖيحٍ فٖيهَا صِرٌّ اَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَاَهْلَكَتْهُ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ 

OKUNUŞU          : Meselu mâ yunfigûne fî hâzihil hayâtid dunyâ kemeseli rîhın fîhâ sırrun esâbet harse gavmin zalemû enfusehum feehleketh, ve mâ zalemehumullâhu ve lâkin enfusehum yazlimûn.

ZAHİR MANASI : Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.

BATIN MANASI : işte bu dünyadayken sıfatları malları olan gözünü, kulağını, dilini, el ayak vesair tüm aza ve cevahirini nerede kullandığı onları nerelerde harcadığıdır. Bitmez sermayedir sıfatlar fakat harcandığı yere göre kendileri bitmez ama vücudu süfliyete kadar indirir. Böylece vücutta ulvi ve süfli tüm duygu ve düşünceler tecelli ederken seçme iradesiyle bunların kötülerini seçmekle Allah değil kul kendisine zulmetmiş olur. Evet hayırda şerde aynı yerde tecelli eder ama seçen kişinin kendisidir. Böylece hayatları bütünüyle stres ve sıkıntılı tüm kaygılar ve yükler omuzlarında bitmeyen dert ve dünya yüküyle yangın olan kavurucu ruzgar ve Allah’tan ırak olmanın ayrılığın gayriyetin remzeylediği soğukluklada hem sıcak hemde soğuk ruzgarlarla yani esip geçmesiyle devam eden bir yaşamı remzeyleyen bir hayatla böylece süfliyette devam ederler. İşte kendi iradelerinide cüzi iradelerinide kullanmadıklarından yüzünü ayniyete dönmediklerinden kendilerine böylece zulmetmeye de devam ediyorlar. Rabbım tüm Ümmeti Muhammedi ayniyetten gayriyete düşürmesin, bu günkü ahir zaman stres ve sıkıntılarından Zikir Fikir ve Tevhid akideleriyle bir yaşam içinde olarak yaşamakla; gayriyetten daima uzak eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 118. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَاْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفٖى صُدُورُهُمْ اَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

 OKUNUŞU         : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızû bitânetem min dûnikum lâ yeé’lûnekum habâlâ, veddû mâ anittum, gad bedetil bağdâu min efvâhihim, ve mâ tuhfî sudûruhum ekber, gad beyyennâ lekumul âyâti in kuntum tağgılûn

ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.

BATIN MANASI : Bu gün Tevhid-i bir imanla hayal ve zandan kurtulanlar kendilerindeki hakk ve hakikate vakıf olanlar, iyi biliyor ve görüyorlarki gerek şehadet alemindeki kesafetlerde zuhra gelen fillerle mazharın içlerinde beslediklerini, gerekse letefet vahdet alemindeki Rabbı mazharından kendisine bildirileni, gerekse görmedikleri bilmedikleri mesafelerle uzak olan halleri de hissi müştereklerine gelen Rabbının hissiyatlarıyla ayan beyan görmektedirler. Ve bunlara binaen kendilerine duygu ve düşüncelerinde zarar verecek olanlarla Tevhidde fark makamının gereğiyle muamelede bulunarak yakınlıklarının mesafelerini tayin etmektedirler. Ayet olan deliller yani ap açık yaşantılarında karşılaştıkları her hal birer ayettir. Ayetler yanlızca Kuran-ı Kerimde yazılı olmalarının sayısıyla sınırlı değillerdir. Ayet demek delil demektir. Anlayana bir sineğin uçması bir arının balı bir karıncanın çalışkanlığı, vesair etrafında olup biten esfel ve ala her fiil deilildir, ayet cinsidir. Ve aynı zamanda düşüncenizle bunlar üzerinde tefekkür ederek vardığınız bazı iç aleminizdeki tecrubi hakikatlerde size delildir ayet cinsidir. Rabbım hakk ve hakikatlerini bir an önce idrak edip yolunda ona hizmet etmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 119. AYET

هَا اَنْتُمْ اُولَاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهٖ وَاِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا اٰمَنَّا وَاِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْاَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

OKUNUŞU          : Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tué’minûne bil kitâbi kullih, ve izâ legûkum gâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel ğayz, gul mûtû biğayzıkum, innallâhe alîmum bizâtis sudûr.

ZAHİR MANASI : İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.

BATIN MANASI : Sırru manasında ayrılınca parmaklarını ısırmaları, eller fiilullahtır. Parmaklar ise fillerin çeşitliliğidir, ısırmaları ise yanımızdayken işledikleri güzel filleri kısarlar ısırınca azalır malum ısırılan, yani iyi filleri keser yerlerine kötü filler alırlar onları işlerler, güzel bir örnekle “KÜRSÜNÜN ÖNÜNDE HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLARLAR, DAVULUN ÖNÜNDE DE ZINGIR ZINGIR OYNARLAR” işte bunların hali budur. Böylece Allah nasıl bildiğinide söylemektedir. Mürşid-i Kamiller mazharından irfaniyetiyle hallerini görüp içlerinin dışlarında olduğuyla ayan beyan görürler. Rabbım tüm Ümmeti Muhammedi iki yönlü olmaktan muhafaza buyursun. Aşkıyla aşklandırsın sevgi ve muhabbetinden tevhid akıde ve gramlarıyla daim bir yaşamdan ayırmasın.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 120. AYET


اِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَاِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْپًا اِنَّ اللّٰهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحٖيطٌ 

OKUNUŞU          : İn temseskum hasenetun tesué’hum, ve in tusıbkum seyyietuy yefrahû bihâ, ve in tasbirû ve tettegû lâ yedurrukum keyduhum şey’â, innallâhe bimâ yağmelûne muhît. 

ZAHİR MANASI : Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.

BATIN MANASI : Hallerindeki samimiyetsizlikleri dışlarına vurmasalarda Ayet-i Kerimedeki hakikat gibidir. Sizin iyi olmanızı istemezler. Toplumdaki Müslümanların ihtiyaç sahibi Müslümanların hallerine yardımcı oluyormuş gibi görünseler de onların iyiliklerini asla istemezler, hatta ve hatta planlanmış bir gelişememezlik içinde olmaları için, arap yarımadasında olduğu gibi, şeyh ve efendilerini ya kendilerinin ajanlarından seçerler yada maddi çıkar uğruna menfaatlerine fetva verdirirler. Böylece gerçek niyetlerini saklayarak Müslümanların gelişmesine engel olurlar. Müslümanlara düşen bilmedikleri bir Allah’a havale etmek yerine mutlaka hukuka ve hukukun işlerliğine sıfattan yardım eden bir Allah’a havale etmelidirler. Böylece kavga etmez çatışmaz ve sabırla bunun üstesinden gelirler. Müslümanın müslümana kanının haram olduğu Ayetle Hadisle ve Resulu Ekrem Efendimizin yaşantısıyla da sabit olduğu halde nefse düşmek Müslümanın eksiğidir. Nefse düşmemek için; Tevhid akide ve gramlarıyla yaşaması halinde sabırlı olacağından ve sabırla başta kalan akılı ve gönüldeki selameti kullanacağından hukukende hakkını alacak ve Muaffak olacaklardır. Böylece Allah ilmiyle galibiyeti böylece tayin eylediğinden art niyetli olanlarında hileleri boşa çıkacaktır. Hukuk hakkın zahir bir zuhurudur. Hakk kökünden beslenir. Böylece Allah tüm alemdeki nefsi Hakklığıyla, Hakklığınında işlerliğini mazhardan hayal ve zandan değil bizzat hakim esmasıyla hüküm veren savcı esmasıyla savunan avukat esmasıyla katında değerlendiren olarak; böylece adaletiyle donattığı hukukuyla kuşatmıştır. Bu yol ve istikamet ile yaşayan Müslümanlar mutlaka selamete ereceklerdir. Rabbım bir an önce ona yüzünü dönen tüm İslam-ı Mübini sabır üzere Tevhid tahsil ve yaşamı üzere, hukuk ve adalet üzere donatarak daim bir yaşam ihsan eylesin.






       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 121. AYET

وَاِذْ غَدَوْتَ مِنْ اَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِنٖينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِ وَاللّٰهُ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ 

OKUNUŞU          : Ve iz ğadevte min ehlike tubevviul mué’minîne megâıde lilgıtâl, vallâhu semîun alîm.

ZAHİR MANASI  : Hani sen mü’minleri (Uhud’da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

BATIN MANASI : Dünkü Resulu Ekrem Efendimize bu günkü Tevhid ehillerine hitaben, selametin tarifinde irşadda kendi yaptıklarınızı saliklere ve sizden sonrakinlere anlatır iken, müminler olan teslim olmuş sıfatlarınızı, vücut ülkenizdeki mevzilerine yani idrak ettiğiniz yerlere, göze hakk ve hakikati görme mevzisine, kulağa hakk ve hakikati işitme mevzisine, dile hakk ve hakikati söyleme mevzisine, ele ve ayağa vesair bütün aza ve cevahire teslim olan bütün sıfatlara akıla gönüle ortak idraka hayale hafızaya ve hissii müştereğe değin verilen vücuttaki emri ilahi hakk ve hakikat üzere olunan mevzilerde olmasını dizayn ederken, kendi sıfatları ailesi olan bu vücuttan ayrılmış, daim zikirle Rabbının idrak ve anlayışıyla hareket etmekte iken yine aynı vücut içerisinde, ailesinden ayrı Rabbıyla birlikte gönülde bir iken… bütün bu benlikler dağ olan uhudun insanlardaki dağlar gibi benliklerini yenmek için nasıl gönülde Rabbıyla Rabbının idrak ve anlayışıyla hareket edilmiş ise bu günde bu aynıdır. Rabbım tüm ihvan kardeşlerimize Rabbıyla aynı vücutta bir olmayı Rabbının Zat; ben dediği bu vücudun Zata sıfat ve esmasının değişssede cibilliyetinden belli olan güzel fillerle zuhura gelenin Rabbı olduğunun idrak şuhud ve zevkiyle daim bir yaşam ihsan eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 122. AYET

اِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَا وَاللّٰهُ وَلِيُّهُمَا وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
 
OKUNUŞU          : İz hemmet tâifetâni minkum en tefşelâ vallâhu veliyyuhumâ, ve alallâhi felyetevekkelil mué’minûn.

ZAHİR MANASI : Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.

BATIN MANASI: Bu gün gerek vücut ülkemizde olsun, gerekse alemde olsun nefis ehilleri ve nefsimiz ile ruh sahipleri ve ruhun emrinde olan sıfatlarla daim olan bir vücut ancaksın, günümüzdeki ve vücut ülkesindeki stres ve sıkıntılı haller karşısında sabır göstermeleri halinde muaffak olacaklardır. Yoksa Allah celaliyle pişirdiği zaman sıfatlarından nefse meyyal olanlar sabır gösteremeyeceklerdir. Günümüzde de yaşanan sıkıntılar şuan inananların üzerinde çok görülsede zaman içerisinde kendi toplumlarıncada kınanacak olan nefis devletleri ve nefse meyyal toplumlar o zaman yaşadıkları sıkıntılara dayanamayacaklardır. O zaman anlayacaklardır ki Allah sabredenlerle birliktedir derken neyi kast eylediğini. Rabbım gerek kendi vücut ülkemizde gerekse toplumda kendisine gönül veren ehli Tevhid ve onlarla kardeş olanlarda da sabrı üstün kılsın inşallah.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 123. AYET


وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ بِبَدْرٍ وَاَنْتُمْ اَذِلَّةٌ فَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 


OKUNUŞU           : Ve legad nasarakumullâhu bibedriv ve entum ezilleh, fettegullâhe leallekum teşkurûn.

ZAHİR MANASI : Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir’de yardım etmişti. O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.

BATIN MANASI : Zat sıfat henüz bir bir idrak dağlarını idrak meydanlarını idrak hendeklerini aşarken, tecelli edişiyle sıfatın idrakına yardım etmektedir. Her sıfatı için aynı aşk ve merhametle zaten sıfatına olan aşkı zatının sıfatına sıfatından da esma alarak filleriyle zuhura gelişinin aşkı muhabbet ve muradıdının zuhurudur. Başkada mülkünde yoktur. Fakat anlaşılsın için bunlar ikilikle anlatılır. Çünkü her sıfat aynı idrak ve anlayış deminde değildir yerleri ayrı ayrı olduğundan. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedin aciz mazharlarındaki tecellisiyle sıfatlarını zatına layık mazhar kılsın.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 124. AYET


 اِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنٖينَ اَلَنْ يَكْفِيَكُمْ اَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلٰثَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰئِكَةِ مُنْزَلٖينَ

OKUNUŞU           : İz tegûlu lilmué’minîne eley yekfiyekum ey yumiddekum rabbukum biselâseti âlâfim minel melâiketi munzelîn.

ZAHİR MANASI: Hani sen mü’minlere, “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun.

BATIN MANASI : Melek arapçada kuvve demektir. Kuvve güç ve kuvveti işaret eder, Rabbımın melekleri nelerdir ki onlar bize yetsinler, tabiki idrak edip anlayanlara; 3000 demekten murad (000) üç tane sıfır demek kendi varlığın olan efalini sıfatını ve zatını hakkın varlığında ifna etmendir. İlk sıfır, bu filler benim değil deyip idrakını sıfırlamandır; ikinci sıfır ise bu sıfatlar zatı subuti sıfatlar ve nisbet ettiğim bu selbi sıfatlar benim değildirin idrakına varman idrakını sıfırlamandır, üçüncü sıfır ise bu vücut benim değildiri idrak edip idrakını sıfırlamandır, sonra sıfırladıktan sonrada artıya geçmek olan 3 rakamının sırrı Zat, Tecell-i Sıfat ve Tecelli-i Efal ilahi varlığın bir tecellisidiri idrak etmendir. İşte bu 3 tecelli olan Zat, Sıfat ve Efal Allah’ındır. İşte 3 bin kuvve olan bu kabulleniş senin vucudundaki tüm melekeleri hayata geçirip böyle idrak böyle şuhud böyle bir yaşamla tüm vücudunu sevk ve idarede melekelerle hareket etmiş olmandır; şöyleki örn. Cebrail, cibril demektir. Cibril aklı resul demektir, aklı resul resulun aklı demektir. Bakın melek olan meleke akıl melekesi akıl gücü kuvvesi nasıl bildirileni vucuda iletmekte ve tanıtmaktaysa tüm kuvvelerede insan Tevhid akıde ve gramlarıyla tüm Enbiya ve Evliyanın günümüzde de Mürşid-i Kamillerin de tahsil talim ve yaşamı olan Tevhidle de tüm kuvvelerini en güzel hareket ettirebilirler. Rabbım ehlinden bir tahsille layıkıyla Tevhidi idrak edip daim zevkle yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 125. AYET

بَلٰى اِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَاْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰئِكَةِ مُسَوِّمٖينَ


OKUNUŞU          : Belâ in tasbirû ve tettegû ve yeé’tûkum min fevrihim hâzâ yumdidkum rabbukum bihamseti âlâfim minel melâiketi musevvimîn. 

ZAHİR MANASI: Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder.

BATIN MANASI : Ve yine bu ayeti kerimede de 000 3 ifnayı yapan kardeşlerimize 5. Mertebe olan Tecelli Sıfat ile farkıyla sizin sıfatınızdan tecellisini göstermesiyle işleyen Zatı olur buyurmakla, sizdeki melekeleri kullanan o sıfat melekelerinde tecelli eden olarak, idraksa idrakınız, sabrısa sabrınız, işitip görmek ve dillendirmekse bunlarda ben olurum diyor, iyi işitip görür idrak eder ve dillendirerek sabırla sizin karşınızdakinlerin niyetlerini görür ve ona göre sizi yani siz dediği sıfatından nasıl davranılması ilmiyle celale cemal, celale celal ne gerekiyorsa bilen Rabbım sıfatından bilip sıfatından karar vereceğinden ve bu karar tecelli edeceğinden akıbet kesindir, selamet onun elinde olacak ve sıfatı olan kulunu daim selamete çıkaracaktır. Rabbım tevhid tahsil talim ve yaşamıyla bu zevklerle cümle Ümmeti Muhammede yaşamak nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 126. AYET


وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِهٖ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ الْعَزٖيزِ الْحَكٖيمِ 


OKUNUŞU          : Ve mâ cealehullâhu illâ buşrâ lekum ve litatmeinne gulûbukum bih, ve men nasru illâ min ındillâhil azîzil hakîm.

ZAHİR MANASI : Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır.

BATIN MANASI : Bu hal ve yaşamı bunca sabırla ehline sadakat ve teslimiyetle, Tevhid tahsil ve talim ve yaşamındaki daimlikle tecelli eden zat sıfatın layıklığının kab ve kabiliyetteki genişleme üzere olmasıyla sıfatın genişlemesine müjde yani mutluluk ve selamet olmuş olur, bu hal sıfatın zata teslimi ile gerekeni eksiksiz teceli ettiren zat sıfatıdan da esma almasıyla en layık tecelliye mazhar olmanın müjdesiyle mutlak hükmünü mutlak iradesini cüzül mutlak sıfatından tecellisiyle Uluhiyet makamını şehadet alemindeki tecelligahının sırretinde kurarak tecelli eylemektedir. Hakikatinde başkaca bir zat başkaca bir sıfat başkaca bir esma alış ve zuhura gelişte yoktur. Ama anlaşılsın için ikilikle bunlar izah edilmektedir. Rabbım cümle ihvanı mubine sahabeyi güzünin idrak ve zevkleriyle bu günkü tecelligahı olan Mürşid-i Kamillere duyulan muhabbetide sahabeyi güzinin Resulu Ekrem Efendimize duyduğu gibi eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 127. AYET

لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذٖينَ كَفَرُوا اَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنْقَلِبُوا خَائِبٖينَ 


OKUNUŞU          : Liyagtaa tarafem minellezîne keferû ev yekbitehum feyengalibû hâibîn.

ZAHİR MANASI : Bir de Allah bunu, inkâr edenlerden bir kısmını helâk etsin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler diye yaptı.

BATIN MANASI: Allah bir önceki ayeti kerimedeki hal üzere olmayıp sıfatlarından zatı açığa çıkaramayanların hallerinide yani vücut ülkesindeki sufli nefsin tecellilerinide işret buyurarak tecelli edemeyişe helak olma perişanlığada o halde ulvi tecellilerede mazhar olamamakla da viran halde yaşamaya devam edeceğine işaret buyurmuştur. Böylece dönüp gitmeleri ise zata yüzünü dönemediklerinden idraklarını ters çevirmiş nefse dönmüşlerdir. Yüzü güneşe bakmayan güneşe yüz çevirmiş ve güneşten nasibsiz peyder pey uzaklaşmış olacaktır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi bu hallerden muahafaza buyursun.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 128. AYET

لَيْسَ لَكَ مِنَ الْاَمْرِ شَیْءٌ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَاِنَّهُمْ ظَالِمُونَ 


OKUNUŞU        : Leyse leke minel emri şey’un ev yetûbe aleyhim ev yuazzibehum feinnehum zâlimûn.

ZAHİR MANASI : Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.

BATIN MANASI  : Ya tekrar nedamet duyup pişmanlığından bir vasıtayla vesilesiyle Mürşid-i Kamile ulaşıp tövbelerini yenilerler yani Mürşid-i Kamilin gözünden gören onları görmüş, kulağından işiten onları işitmiş ve dillerinden de onlar için af dilemesiye yeniden Tevhid yoluna girmiş olurlar, yada yaptıklarından nedamet duymayıp nefsin kırbaçlarını ellerinde tuturak; yani fiilullahı remzeden ellerini yani sufli fillerine devam ederek; sıfatlarına sufli tecellileri layık görmekle sıfatlarına zulmederek zatında bu tecelliye izin vermesiyle kendi zulumlerinden ötürü azaba uğrarlar. Yoksa Allah asla hiçbir kuluna azap etmez, kul kendi azabını kendi hazırlar. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi evvelinden ve ahirinden emin eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 129. AYET

وَلِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ 

OKUNUŞU         : Ve lillâhi mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, yağfiru limey yeşâu ve yuazzibu mey yeşâé’, vallâhu ğafûrur rahîm. 

ZAHİR MANASI  : Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

BATIN MANASI: Ahadiyet zevkiyle bakıldığında mutlakiyetinde kendisinden başka yoktur. Zatından sıfatına sıfatından da esma alarak filleriyle açığa çıkandır, fakat kulluktaki idrak farkları ve farklılıkları nefis ve nefesler adedince olduğundan bir kelamla anlatılmak istenen herşeyi bir anda anlatmaz, her birisinin yerine göre inerek kelam telafuz edilmelidir ki o kişinin anlayacağınca olsun. Bu vücut ülkesinde bu ayeti kerime bizlere damladaki hakikatle deryadaki de aynıdır buyurmaktadır. Yer katları 7 dir bunlar nefis katlarıdır, gök katlarıda 7 dir bunlarda ruh katlarıdır tevhid mertebeleridir. Bu nefis katlarında da ruh mertebelerindeki idrak ve tecellilerde de tecelli edenindir O. Sizin kocaman vücudunuz bir duygu veya bir düşünceye göre hareket eder, bir insana camiye gideyim düşüncesi geldiğinde kocaman vücut camiye yönelir ve gider, sonrada soranlara nereden geliyorsun diyenlere camiden der, halbuki onu götüren ayakları değil evvelindeki düşüncedir, yani kısaca bütün suretleri sırretlerdeki tecelliler hareket ettirir, dolayısıyla sırretin surretten görüntüsünede zatından sıfatlarına sıfatlarından da esmalar alarak filleriyle açığa çıkandan başka bir Zat yoktur, işte böylece bunca mevcudatta Öz ve Zat yönüyle birdir Allah’tan başkada yoktur, gerek sırreten gerekse sureten her mevcut zatından zuhura gelmiştir. Dilediğine mutluluk merhamet etmesi ve azab etmesi, bilinmeyi muradı olan iradesinin zuhurudur ve herşeyde zıttıyla bilineceğinden merhamet duygusunu bildirmek için öfkenin halk olması gereklidir, fakat zata göre öfkede aynı niyet için halk olmuş yani merahameti bildirmeye hizmet etmektedir. Onun için Allah’a göre öfke celaldir niyeti cemal olan. Kullara göre ise öfke celaldir fakat nefsin tecellisi olan, böylece sufli celal kula, ulvi celal Allah’a nisbet edilmelidir. Rabbım Allah’ı layıkıyla idrak edip layıkıyla kul olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.



      
       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 130. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَاْكُلُوا الرِّبٰوا اَضْعَافًا مُضَاعَفَةً وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ 


OKUNUŞU        : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ teé’kulur ribâ ed’âfem mudâafeh, vettegullâhe leallekum tuflihûn.

ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

BATIN MANASI : Hakkın ribası zahirde maddeten faizdir, birde manen faizi vardır ki, Allah tecellilerini sıfatlarında zevken arttırmakta iken, en büyük boyun bükme ve teslimiyet ve edep olan batınmanasıyla takva olan; bu yücelik ve güzellikleri kendimize nisbet etmekten sakınmak ve çekinmek bu faizi feyzi bereketi şükürle hamd ile karşılamak duruken, artmaya devam ettiği halde halen kendimize nisbet etmekle böbürlenip başa kalkan ve günümüzde kısmen keramet diyede satmaya kalkanlara hitaben bu halinizden vaz geçin bu faizi yemeyin denmektedir. Rabbım her yüce tecellisine acziyetiyle bu aciz sıfatlarını Muhammedi mazharları layık kılsın şükründen ve hamdından ayırmasın hayal ve zan ile değil bizzat bu vücut ülkesinden Zatından sıfatına nasıl tecelli ediyor ise esma alarakda nasıl filleriyle o yücelik ve güzellikler zuhura geliyor ise işte öyle bizzat bilerek ve görerek kendisindeki Rabbına hamd ve şükrettirsin yani boyun büküp takva üzere daim yaşatsın cümle Ümmeti Muhammedi.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 131. AYET

وَاتَّقُوا النَّارَ الَّتٖى اُعِدَّتْ لِلْكَافِرٖينَ 


OKUNUŞU          : Vettegun nâralletî uıddet lilkâfirîn.

ZAHİR MANASI : Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.

BATIN MANASI : işte kafirinde batın manası olan örtücülük en büyük ateştir. Yani o yücelik ve güzellikleri en büyük faiz nema olan tecellileri kendimize nisbet etmekten sakınan kendinden tecelli eden hakkı göremeyerek örtmüş olur…  En büyük lütüf olan hakkı sıfatından esma alarak zuhura gelişiyle kulluk mertebesinde seyreyleyeceğine; örtüp, hakkın gafili olarak gaflet ateşiyle gayriyet ateşiyle irfaniyet ve kemalatsızlıkla idraksız şuhudsuz ve zevksizlikle de yanmaya devam etmektedir. Rabbım bu ateşlerden cümle Ümmeti Muhammedi uzak eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 132. AYET

وَاَطٖيعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ 


OKUNUŞU       : Ve etîullâhe ver rasûle leallekum turhamûn.

 ZAHİR MANASI : Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.

BATIN MANASI : Allah’ı Peygamberi iyi bilmeliyiz ki ona itaat edelim. Bu gün Allah kendisini bütün Peygamberlerine Eliçi, Nebi ve Mürsellerine, Evliyalarına ve günümüzdeki Mürşid-i Kamillerine En yüce ilmi olan Tevhid ilmi ile kendisini anlatmıştır. Anlayan bilen şuhud edip gördüğüyle yaşayanlarda daha sonraki yetiştirdikleri ehillere bunu böyle anlatmışlardır.Tevhid ilmini ehlinden tahsil için evvela Mürşid-i Kamilin dizinin dibine çökülür nisa suresi 64. Ayet’i kerime gereği elçiyle tövbe edilir. Sonra telkin olan surettemizliğinin yanında gönülüde temizleyen zikir ders olarak alınır. 3 mertebe 4 makamı olan Tevhid ilminde Daha sonra mertebe olarak Tevhid ilminin

FENA MERTEBELERİNİN

1. Tevhid-i Efaldir: Olan Tevhid-i Efal de 4 şuhud vardır idraken evvelindeki zkirdede meratibin hepsi 1. Mertebenin şuhudlarında da meratibin hepsi vardır. Fakat bunu adım adım izahtan gaye bu ilmin Allah’ı en layıkıyla bilmek elçisininde bilmek olduğundan adım adım kısaca buyuralım. Tevhid-i Efal efal  birliğidir. Şuhudlarından 2. Si. Fena-i Efal bizde ve bizdne gayri tüm varlıkların filleri kendisininin değildir ifna edilmesidir. 3. Şuhud ise Tecell-i Efal bu filler ve işler her ikisine birden Efal denen bu tecelliler ilahi varlığın bir tecellisidir. 4. Şuhud ise Cennetül Efal bu idrak ve şuhudlarla daim yaşamak efal cennetinde Efal idrkaında Efal nisbetinde Rabbımı bilmektir, Efal penceresinden seyreylemektir.

2. Tevhid-i Sıfattır. Aynı şuhudara sahibtir. İdraklarıda yine 1. şuhudda Tevhidi-i Sıfat sıfat birliği, 2. Şuhudda Fena-i Sıfat zat-ı subuti ve selbi sıfatların hiç birisinin sahibi tecelli etlediği mazhar değildir ne bizde nede bizden gari hiçbir varlığın kendisinin değildir. 3. Şuhuda ise Tecell-i sıfat ile bunca tecelli eden sıfatlar ilahi varlığın bir tecellisidir. 4. Şuhudda ise Cennetül Sıfat sıfat cennetinde yani bu idrakla bakmak ve yaşamaktır.

3. Tevhid-i Zat mertebesidir. Ve yine 1. Şuhudda Tevhid-i Zat zat birliğidir. 2. Şuhudda Fena-i Zat bunca mevcut birer cüz-ül zattır. Hiçbir varlığın ben dediği tırnağından saç teline kadar vücudu zatım dediği ne kendisi adına nede bunca insanat, hayvanat nebadat ve camaddattaki tüm mevcudat adına idraken hiç birisinin vücudu zatı kendisinin değildir. 3. Şuhudda ise Tecell-i Zat ise bunca zat bunca mevcudat ilahi varlığın bir tecelli-i’dir. Zat tecellisidir. 4. Şuhudda ise Cennetül Zat, Zat Cenneti yani bu idrak ve yaşamla artık bu ben dediğim vücut ben dediğim mevcutta bulunan zatı sıfat tecellileri, subuti sıfat tecellileri ve vucttaki selbi sıfatlarımız dahi bizim değildir akbinde bu sıfatlardan tecelli eden efali ilahiye de bütün fillerde anladık ki bizim değildir.Beka makamlarındaki 3 Makam ise bunları fenadaki tecelli şuhudları olan fakat tecelli sıraları fenadaki gibi efalden sıfata sıfattan zata değildir. İdrakları urucen tecellileri ise

BEKA MAKAMLARININ
1. Cem Makamıdır. Buralar artık mertebe değil makamdır, tahsil yerleri değil artık yaşam halidir. Fenadaki tecelli zat olan idrak layıkıyla ifana edilen bu zat O’nun zatıdır, zatından cüzdür, esması değişşede yüzünüzü nereye dönerseniz dönün bütün tecelli zatlar onun mutlak zatından zuhura gelen zatlar vucutlar mevcudattır. 
2. Hz. Cem Makamıdır. Buda yine Tecell-i Zattan sonra Tecelli eden Tecelli-i Sıfattır. Tıpkı fena idrakındaki gibi, bütün bu zatı, subuti ve selbi sıfatlar bizim değil ise ilahi varlığındır dediğimiz. Kendi zatından kendi sıfatına tecellisidir. Kulum bana nevafille yaklaştığında cemde onun gözünden gören hz.cemde ise görmesine göz olması, Zat yönüyle gözünden görendir, sıfat yönüylede o gördüğü gözde onundur. (Ariflere O’dur) Siz benim gözümden göreni göremezsiniz, ama sıfatını gözümü görürsünüz değilmi. İşte ayeti kerimede buyurduğu zat yönüyle benzemez (hiçbirşeyin misli değidlir) ama işiten ve görendir demesi zatını görmesenizde sıfatından ayrı değildir.
3. Cemmul Cem Makamıdır. cemmul cem ise iki cemin birliğidir. Zatı cemidir, Hz. Cemi sıfatlarının cemidir. Cemmul cemide, bu alemde ve âdemde zerreden kürreye her mevcut ve her teceli onun Zatından Sıfatlarına sıfatlarından da esma alarak filleriyle zuhura gelişdiir. İster ondan gayri yoktur deyin istersenizde O^dur deyin aynıdır. Fakat dikkat edilecek bir idrak vardır ki toplumda henüz tahsil deminde ve kullukta olan toplumun %95’i fillerin iyilerini hakka eksikleerini ise nefislerine nisbet etmelidirler mutlaka, nisa 78-79. Arifler ise bunca mevcuttaki her mevcudu ve tecellisini arif olarak gördüklerinden ancaksın başka yok derler, çünkü Rabbımın eksikliği kabın nisbetince zuhura getirmeside diğer sıfatları kullarını çok sevdiğindendir irşad olup onlarda Rahman Sıfata bürünsünler içindir. Onun için Allah’ın sıyahıda beyazına hizmet etmektedir. Nuzulen bakışla urucen bakışı yerli yerinde kulllanmalı ve sohbet vesilelerinde de urucen sohbet olurken urucen… nuzulen sohbet olurken nuzulen dahil ve müdahil olunmalı sonra yerli yerinde sohbet tamamlanınca her ikisini tevhid eden Tevhid ehilleri ahadiyet olan son makamın sahibi olan Allah’ın bunuda yine Sıfatına tecellisiyle fena ve bekanın her iksinede vakıf ve birleyen ve bir gören sıfatından temsil ederek zuhura gelmesidir. Günümüzdeki Mürşid-i Kamiller Ahadiyet Makamına mazhar Allah O makamınını ifasını o mazharlardan zuhura getir mektedir.        İşte anlaşılan odur ki bu mevcudun haricinde bir varlıktan Allah’a itaat edilemez. Dün nasıl sıfatından en layık Rahman sıfatından Peygambere itaatle ondaki Zatı olan gözünden görene kulağından işitene, dilinden konuşana nasıl teslim olunuyorsa bu günde yine Ehli olan Mürşid-i Kamillere elçileri olan Ehli Tevhide teslim olmak o mazhardan Rabbıma teslim olmaktır. Rabbım cümle insanlığı idraklandırsın, bilerek ve görerek bir tabiyet ve teslimiyet ile hayal ve zanlardan kurtarıp bir an önce TEVHİD TAHSİLİYLE daim mutluluk ve huzur içerisinde yaşamayı nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 133. AYET


وَسَارِعُوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّقٖينَ  

OKUNUŞU        : Ve sâriû ilâ mağfiratim mir rabbikum ve cennetin arduhes semâvâtu vel ardu uıddet lilmuttegîn. 

ZAHİR MANASI : Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.

BATIN MANASI: Yer ile gök arası bir önceki ayeti kerimedeki ahadiyete vakıf o makam ehli için 7 kat nefis mertebelerini 7 kat Tevhid mertebeleri olan gök mertebelerini ruh mertebelerine vakıf olan artık ayaklarını sarkıtmış yani artık yürümez inip çıkmaz bir yerden bir gözle görmektedir. İdrak ve yaşamı birlemiştir. Onun için an vardır gelme gitme yani yürüme yoktur. Zaman ve mekan mevhumuda yoktur. İşte Tecelli-i Zat’a varlığını ifna etmesi olan sakınma yani varlığını çekme geride bırakma zahiren çekinme olan ifna ile artık varlık sahibi olan Rabbını sıfatından makamının tecellisiyle sıfatından zevk etmesiyle hazırlanan yani olunması gereken en büyük mutluluk ve zevk haliyle yaşam vardır. Cennet demek mutluluk zevk ve huzur yeridir, irfaniyet ve kemalat halidir. Anlaşılsında nasıl anlaşılırsa anlaşılsın içindir bunca teferruatlı anlatımlar. Rabbım cümle Ümmet-i Muhammede bu hal üzere olmayı bu cennette bulunmayı daim nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 134. AYET


اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ فِى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمٖينَ الْغَيْظَ وَالْعَافٖينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنٖينَ 


OKUNUŞU         : Ellezîne yunfigûne fis serrâi ved darrâi vel kâzımînel ğayza vel âfine anin nâs, vallâhu yuhıbbul muhsinîn.

ZAHİR MANASI: Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.

BATIN MANASI : 7 nefis katlarının türlerinde 7 cins insana, 7 ruh katlarındaki 7 cins insana ve hepsine vakıf olan 15. Tür olan Mürşid-i Kamiller Hakkel Yakin olan Ehli Tevhid tecelli edişlerde Zatının lütfu dar veya genişte olsa mazhar kul, köle sıfat olması hasebiyle kabdaki isnad nisbetinde zatın yolu olan bilinmeyi muradı ölçüsünce mefsuf sıfatlardan filleriyle o mazharda vücuda gelirler. Evvelindeki ikilikleriyle fenayı tahsil bekayı zevk ile cemale ve celale mazhariyetle Essabur demiş, sonrasında Zatı esmasıyla sırreten Allah’a mazhar, Sıfatı esmasıyla surreten muhammediyeye mazhar, Efali zuhuratıyla da Âdemiyetiyle fiilullahla açıkta olarak ins olan nakıs tecellilerin kemal bulması için yerini bilerek sabreder buda affı olur, çünkü yerini bildiği bir mazharın ne kadar zamanda nasıl bir tecelliyle layıkıyla Rahman bir sıfat olunacağını bilmesi onu affetmesidir. Birde affetmemesi vardır ki buda toplumun bildiği gibi azap niyetiyle değil daha yüce bir aşkla irade göstermesidir. Burada aşkı ilahisiyle kabda tecellisini arttırarak daha çabuk esfelden âlâya yani kemalata gelmesini sağlamasıda vardır. Böylece Zat; Sıfatlarına çizdiği çizgide ister cemal olsun ister celal olsun tüm tecellilerimde niyetin irşad ve terbiye için her mazharın iyiliği için gösterilen gayret olduğunda bu niyetle hareket eden tüm sıfatlarını sevmesi iyilik edenleri sevmesidir. Rabbım Zatına en layık Sıfatlardan kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 135. AYET


وَالَّذٖينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّٰهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ  

OKUNUŞU        : Vellezîne izâ fealû fâhışeten ev zalemû enfusehum zekerullâhe festağferû lizunûbihim, ve mey yağfiruz zunûbe illallâh, ve lem yusırrû alâ mâ fealû ve hum yağlemûn. 

ZAHİR MANASI  : Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen  günahlarının  bağışlanmasını  isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.

BATIN MANASI : Aynı vücut ülkesinde Rabbıyla birlikte olanlar artık gayride bir arayış hayal ve zanda bir Rab tahayyül etmezler; işte onları günah dedikleri gaflete düşmeleri, günah dedikleri bir an bile ayrı kalmalarıdır, işte hemen gaflete düştüklerini Rabbından ayrıldıklarını uzaklaştıklarını hissetikleri an ki bizzat kendi vücut ülkelerinden sıfatlarındaki zuhuratlarından kendilerini söz ve halleriyle ayan beyan görenlerdir onlar; hemen bağışlanma olan zikrine fikrine tefekkür ve şükrüne ve aynı temzilikle gönülde Rabbıyla görüşmeye ve hemen akabinde devam eden zamanda da kendisinden zuhuratlardaki Tecell-i Efal deki cibilliyetteki güzelleşme ile yine bir olduklarını görmesiylede kendinden kendine nedametle tövbe etmiş ve kendinden kendine eski haline hemen dönmesiyle gayriyetten ayrılıp ayniyete dahil olmasıylada bağışlandığınıda görmüş olur. İşte kendisindeki bu af ve bağışlanmayıda asla hayal ve zanda bilmediğinden Rabbından başkasının sayesinde olmadığınıda ayan beyan görmüş olurlar. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve İhvanı ve islamı mübine bu birlik haliyle hallenmeyi nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 136. AYET


اُولٰئِكَ جَزَاؤُهُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلٖينَ 


OKUNUŞU        : Ulâike cezâuhum mağfiratum mir rabbihim ve cennâtun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, ve niğme ecrul âmilîn. 

ZAHİR MANASI: İşte onların mükâfatı Rab’leri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedî kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların mükâfatı ne güzeldir!

BATIN MANASI: İşte bile bile işlenmeyen hata hallerini bertaraf edenler, yani gözleriyle kendilerinden nakıs zuhuratlara verilen talimatlara uyarak bertaraf ederler. İşte insan artık kendi vücut ülkesinde akıttığı  ırmak olan Rabbının tecellilerine mazhar oluşun mutluluğuda onun cennetidir. Artık hayal ve zanda değil bizzat bildiği gördüğü Rabbıyla birlikte Onun Zatından Sıfatına Sıfatından esama alışıyla zuhura gelişiyle nasıl Zat cennetinde olduğu görülmektedir. Allah yolunda çalışanlar derken işte Zatına layık sıfat olma yani layıkıyla bir nefis tezkiyesi ile Ehli Tevhidden de Fena ve baka tahsilleriyle, bunları idrak şuhud ve zevkle daim bir yaşam haline gelmekle işte Allah yolunda çalışmaya başlanmış olunur. Çünkü Allah bilinmeyi murad eylediyse görünmeyi de olunmayı da murad eylemiştir, ancaksın ona layık sıfat olmak senden filleriyle zuhura gelmesiyle Sırreten Zat olan Allah, Sureten layık sıfat olan Muhammedi ve her iksinin cemi olarak ta âdemiyetini bulmuş olunur ki işte en güzel işaret edilip te O denilecek olandır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Muhammedii bir Sıfat olmayı nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 137. AYET


قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبٖينَ 


OKUNUŞU          : Gad halet min gablikum sunenun fesîrû fil ardı fenzurû keyfe kâne âgıbetul mukezzibîn. 

ZAHİR MANASI : Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.

BATIN MANASI : Tüm ayet ve deliller bu alemde her ne zuhurat var ise hepsi insana insanı kendisini anlatır, yani sana seni anlatır. Bu vücut ülkesinde eski yaşantıların senin eski milletindir, tüm aza ve cevahirinde sana millettir. Gözüne dil ver başından neler geçtiyse anlatsın, kulağına dilver, dilinde anlatsın ha keza bütün aza ve cevahirine dil versen sana anlatacakları aynıdır, neyin faydalı neyin zararlı olduğudur yani nefis ve ruhun hallerini, işte bunlardan ibret alıpta bir daha o eski milletin halini yaşamamak için, ehlinden Ehli Tevhidden, Bir Mürşid-i Kamilden aslını öğrenirde layıkıyla nefis tezkiyesi yapıp ölmeden evvel ölür isen o zaman artık senin milletin müslüman bir millet olmuş Zata teslim olarak Zatın celal ve cemal tecellilerini 7 sıfatı subutiyenden zuhura getirerek miraç olan namazın görüşme olan bu aza ve cevahirinden subut sıfat tecellilerini en layık zuhura getirmen senin yer yüzü olan nefis arzını tanıman ve yalanlamadan, helak olmaktan kurtulup, layıkıyla yaşaman en güzel rahman sıfat tecellilerine mazhar olman olacaktır. Rabbım bu hakikatleri bile bile göre göre nefis deminde devam eden kullarından kılmasın cümle alemdeki kullarını.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 138. AYET

هٰذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقٖينَ 


OKUNUŞU       : Hâzâ beyânul linnâsi ve hudev ve mev’ızatul lilmuttegîn. 

ZAHİR MANASI       : Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.

BATIN MANASI       : Kuran-ı Kerim sonsuz manalardan ve 3 çeşitten ibarettir. Bir nevisi satırlarda yazılı olan Lafz-ı Kuran yani Kuran-ı Kerim, diğer bir nevisi ise Süvar-i Kitab yani Sıfatlar Alemi olan bu yer yüzündeki lafzıyla söylenen ve mevcuduyla var olan yani kelamın vucüt giydiği bütün mevcudat olan Allah’ın sıfatları, bunlarada bakarak Kuran-ı Kerim’in mesajlarını anlamak mümkündür. Bir diğeri ve en derin olanı ise Ümmül Kitab’dır. Oda Kitabların yekünü olan İnsan-i Kamil Mürşid-i Kamil olan şüphe götürmeyen Kitab olan CANLI KURAN’dır. İşte bu gün bütün mevcudat O canlı Kuran olan Resulu Ekrem Efendimizin ruhlar alemindeki latif vücudunda mevcut olup bu gün namu tenahi elbise ve esmalarıyla mevcut olandır. Ve günümüzde Veresatül Enbiya olan varislerindeki haylık ve diriliğiyle de irşada devam eden yegane mürşid yine Efendimizdir. Öyle bir kitabdır ki halen bu alemde olan herşey kendisinde mevcut iken, henüz kendisinde mevcut olaup da alemde zuhura gelmeyen suvari kaitab da görülmeyen ve lafzı kuranın bu günkü satırları olan ilmin çoğaltıldığı kitablarda dahi yer almayan nice zuhuratlar kendisinde mevcuttur açılıp okundukça görüleceklerdir. Gerek tarih yazacak gerekse diğer namutenahi eserler. Açılıp okunması gereken en büyük kitab Allah’ın Ruhunu sevgilim dediği Muhammediyeyi kendisinde Cem eden yegane kitab Mürşid-i Kamillerdir. Şeritından ayrılmadan Kuran-ı Kerimin dışına asla çıkmadan zahirini zahirine göre batınını batınına göre yorumlayan; Sünneti Seniyyeden asla ayrılmadan yaşayan Melamet hırkasını giymiş Hakkel yakin olan Mürşid-i Kamillerdir. Her mürşid değildir. En büyük açıklamaları günümüzü ayınlatan batın manalarıyla Kuran-ı Kerimin müceddidi olarak bulunduğu asra hitab eden yüzüyle en büyük hidaeyet rehberleri yalnız onlardır. Rabbım bu yolda onlarla yürümeyi eteklerinden tutup bırakmamayı şiarında en büyük edeb ve saygıyı mazharlarından Rablarına gösterecekleri Mürşid-i Kamillerle hemdem ve yoldaş kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 139. AYET


وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ 


OKUNUŞU        : Ve lâ tehinû ve lâ tahzenû ve entumul ağlevne in kuntum mué’minîn.

ZAHİR MANASI: Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.

BATIN MANASI  : Eğer ki Canlı olan Kuran-ın Sırretinden suretine gelen oradan da bir kelamla dahi olsa benim nasibimi verendir Rabbım der iseniz. Mutlaka irşada devam edin. Esmalara ve unsuriyetlere takılmayın. Onlardan verendir Zat yönüyle benzemeyen ama sıfatlarından işiten ve görendir deyin. O sıfatlara olan sevgi ve saygının aşk ve muhabbetin Rabbınıza olduğunuda unutmadan. Böylece gevşemeden sıtk ile devam edilir ise ve aynı zamanda gerçekten cümlesindeki yani samimiyet ve ihlasınızda mevcut ise sizlerin vuslat almaması diye bir şey olamaz. Rabbım kendisini en güzel bildirdiği, bunce Enbiya ve Evliyanında tahsil talim ve yaşamı olan Tevhidi Ehlinden tahsil edip onunla amil olmayı cümle Ümmeti Muhammede ve onların nesillerine, nesillerini sevenlere ve cümle sıfatına da peyder pey nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 140. AYET


اِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُ وَتِلْكَ الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَاءَ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمٖينَ 


OKUNUŞU        : İy yemseskum garhun fegad messel gavme garhum misluh, ve tilkel eyyâmu nudâviluhâ beynen nâs, ve liyağlemallâhullezîne âmenû ve yettehıze minkum şuhedâé’, vallâhu lâ yuhıbbuz

ZAHİR MANASI: Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.

BATIN MANASI: Bu ayeti celilede vücut ülkesinde tüm alemin özünü ve rabbimin niyetini aşikare sunmaktadır. Zat sıfattan ayrı olmadığı için sıfatın nuzulen zata layık urucende idrakı için gerek şeriatta gerekse nefis tezkiyesiyle tarikatlarda gereksede Tevhid tahsil talim ve yaşamıyla hakikatta bildirdiği hep merhale merhale aynı niyetidir. Kötüyü gör iyiyi bil, iyi bildiğini iyi idrak et ve tam güzel yaşa işte sıfat ancaksın böylece bildiğiyle amil oldukça bilmediklerini öğrenir ve güzelden daha güzele sıfattaki tekamül devam eder. İşte gerek âdemin en yüce aşkı ilahideki haliyle mevcut iken esfele indirilmesi gerekse toplumdaki esfelden irşad ile âlâya yani kendisindeki en güzel hale en güzel idrak ve sıfatından yaşamına döndürülmesidir. Yani Rasulu Ekrem Efendmizin ve bu günkü mürşid-i kamillerin yaşantıları gibi güzel ve yerinde bir hayat sürmesinini istemektedir Rabbım sıfatları için, böylece kendisini özünde bildiği gibi şehadet aleminde de sıfatlarından seyirle zevkül âlâ zevk almaktadır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi, islamı mübini, ve cümle insanlığın idrak ve yaşamını suretlerdeki tebdiliyle şehadet aleminde âlâ sırettelerideki tecellisinide âlâyül âlâ kılsın her daim.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 141. AYET

وَلِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِرٖينَ


 OKUNUŞU    : Ve liyumehhısallahullezîne âmenû ve yemhagal kâfirîn.

ZAHİR MANASI : Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar.

BATIN MANASI : İşte bazı sıfatlarından Zatın bu tecellileri arasında iyiyiyle kötüyü ayırt edenlerle, idrak edemeyip örtmeye gaflete, gayriyette devam edenler böylece ayrılmıştır. Tıpkı dünyada bu demde Resulu Ekrem Efendimizin küçük cihaddan büyük cihada geçin demesinideki manayı anlayanlarıla anlamayanlar gibi. Anlayanlar kendi nefisleriyle mücadele edip kurtuldular ve kardeşlerini kurtarmayada da devam etmektedirler. Anlamayanlar ise tıpkı arap yarımadasındaki gibi küçük cihad olan kan dökmekle devam edip halen kardeşlerinide felakete çekmektedirler. Her kelamın bir zıttı vardır. Muradı olan bilinmekliğin gereği olarak, beyazı bildirmek için siyahın olduğu Ruhu bildirmek için Nefsin olduğu gibi. Peki savaş neyin zıttıdır düşündünüzmü? BARIŞ’ı bildirmek ve inşaa etmek içindir halamı anlamadınız büyük cihad olan nefsinizle mücadeleyle selamete çıkmanın barışa kurtuluşa selamete ermenin güzelliğini buyrulmaktadır. Rabbım dünyada tüm dinlerin ortak inancı itikadı amel ve muamelesi olan ahlakın en yüce modeli ve inancı olan TEVHİD inancınıyla alemi çepeçevre kuşatsın ve bir daha da dışına çıkmayı nasib eylemesin, bu alemde mutluluk huzur ve refah içerisinde tüm  insanlığa zevklerle dolu bir yaşam nasib eylesin tez zamanda.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 142. AYET


اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذٖينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرٖينَ 


OKUNUŞU        : Em hasibtum en tedhulul cennete ve lemmâ yağlemillâhullezîne câhedû minkum ve yağlemes sâbirîn.

ZAHİR MANASI    : Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

BATIN MANASI  : Bu ayeti celilede iyi ve kötüyü ayırt etmekten değil, iki ulvi hali ayırt etmekten bahsetmektedir dikkat edelim. Aklı maaş iyiyi kötüden ayırt eder, ama daha üstün akıl ise iki zararlının hangisi daha az zararlı; iki faydalının da hangisi daha faydalıdır diye ayırt edendir. Yani bir öncek ayette ulviyeti (iyi olanları) tesbitten sonra ulviyetide kendi arasında yine imtihan eder diyor yani o Sıfat Zatın dereceten en ulvi tecellilerine ne kadar mazhar olmaya layık bunu görür demektir. Tecelli eder eğer gelen celalin sertliği karşısında sabredemezse o zaman sen cihadda devam et der, yine celal gösterir sabrederse cihatta yüceliyorsun sabredenlerden olacaksın demektir der. Dahada celale sabrederse cemaline müşerref olur ki, artık mahsunda olmaz. Bu dereceten nefesler adadince olduğu gibi, arifler adadince ve bütün Enbiya ve Evliyaullah’ın da irşadda değil dereceten farklarının tesbitindeki mihenk taşı olan, mihenk tecellileridir. Rabbım ES – SABUR deyip de ALLAH diyebilmeyi yani o celale lutfun müjdesidir deyipte Allah’ın en yüce tecellilerine mazhar olabilmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 143. AYET

وَلَقَدْ كُنْتُمْ تَمَنَّوْنَ الْمَوْتَ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَلْقَوْهُ فَقَدْ رَاَيْتُمُوهُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ 


OKUNUŞU         : Ve legad kuntum temennevnel mevte min gabli en telgavhu fegad raeytumûhu ve entum tenzurûn. 

ZAHİR MANASI: Andolsun, siz ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.

BATIN MANASI: Ölüm iki türlüdür, birisi izdırari ölüm diğeri ihtiyari ölüm, ızdırari ölüm bedenin vaadesi dolunca toprağa geri dönmesidir. İhtiyari ölüm ise bedenen değil idraken ölmektir. “Mutu kable ente mutu” ölmeden evvel ölmek bedenindeki dirilik haylık ve tecelli çekilmeden içerdeki Rabbını idrak edip onun tecellilerine boyun eğmek cibilliyeti güzel olan fiillere mazhar yani kull olmaktır. Artık bunu idrak ettiniz iki iyininde daha iyisi olan fenanın idrakına iyi, bekanın idrakınada iyinin iyisi dediniz. Artıksiz yoksunuz Zatının Sıfatından Esma alarak Filleriyle zuhura gelişi var. Bunu da gördükten sonra neden hala devam etmeyip bu hal üzere daim yaşamayıp ortada kararsız beklemektesiniz. Şeriatınıza devam edip sizden zevk edeni görün, Tarikat halinize de devam edip ordaki zevk edenide görmeli, bunların irfaniyetiyle idrakıyla buralardaki muradları ve hikmetleriyle en marifetli ve en zevkli bir yaşam olan hakikatteki tüm hallere tek hal üzere olarak daim bir yaşamdan geri kalmayın buyrulmaktadır. Rabbım ihsan buyursun tüm sıfatlarına dereceten bir an önce bu hal üzere olmayı.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 144. AYET


وَمَا مُحَمَّدٌ اِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ اَفَاٸِنْ مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلٰى اَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلٰى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللّٰهَ شَيْپًا وَسَيَجْزِى اللّٰهُ الشَّاكِرٖينَ  

OKUNUŞU         : Ve mâ muhammedun illâ rasûl, gad halet min gablihir rusul, efeim mâte ev gutilengalebtum alâ ağgâbikum, ve mey yengalib alâ agıbeyhi feley yedurrallâhe şey’â, ve seyeczillâhuş şâkirîn.

ZAHİR MANASI: Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.

BATIN MANASI : Şimdi günümüzde de Allah yine Rahman Sıfatı olan Muhammediiliğini bulan mazharlardan yine elçiliğini yapmaktadır, onlarda yine güç kuvvet sahibi değildir. Muhammed Mustafa S.A.V de güç kuvvet sahibi değil idi, güç kuvvet sahibi olan o mazharda tecelli eden Rabbımızdır. Ama ne bu alemde nede öteki alemde mazharsız sıfatsız tecelli de etmez irşad da etmez… Böylece eğer ki teslim olur iken kişiye tabi olur iseniz o mazharlar yani dünkü esmasıyla Muhammed ölünce, bu günkü esmasıyla Mahmud veya Ahmet olan Mürşid-i Kamillerde ölürse siz geriye mi döneceksiniz eski dininiz olan eski halinize mi döneceksiniz buyrulmaktadır. Hayır tabiki bu esma ve şekiller ne olursa olsun ölmeyen bunlardan tecelli edendir, O benim Rabbım olan Allah’tır deyip irşad olmaya ve Rabbımla daim beraber olmaya ve bedendeki tecellisinide daima görmeye devam ederiz. Çünkü Allah birdir demek toplumun anladığı gibi bizden ayrı bir adet haşa Allah vardır demek değildir, sayıyla bizden ayrı birdir demek değildir. Allah birdir demek; Zatıyla Sıfatıyla Esma ve Fiiliyle her varlıkla birliktedir BİRLİKTE’dir demek birdirler beraberdirler demektir. Böylece gerek cüzül beraber gerekse küllü beraber gerekse mutlak beraberlik onun vacibül vücudunda Ahadiyetül ayn’da da Ahadiyetül kesrette de, Şehadet alemindeki zuhuruylada Ahadiyetül ayn ve kesretül kesrettede beraberdir. Rabbım bu vücutlarla beraber olduğunun idrak şuhud ve zevkiyle her daim yaşam içerisinde olamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 145. AYET

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تَمُوتَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهٖ مِنْهَا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْاٰخِرَةِ نُؤْتِهٖ مِنْهَا وَسَنَجْزِى الشَّاكِرِينَ 


OKUNUŞU          : Ve mâ kâne linefsin en temûte illâ biiznillâhi kitâbem mueccelâ, ve mey yurid sevâbed dunyâ nué’tihî minhâ, ve mey yurid sevâbel âhırati nué’tihî minhâ, ve senecziş şâkirîn.

ZAHİR MANASI    : Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.

BATIN MANASI       : Allah bu vücut ülkesinde Zat yönüyle tecelli eder, sıfat layık olduğu hali zuhura getirir, layık olması Zatın iznine varmasıdır; örneğin ezberlediğiniz bir ayeti tekrar edip iyice pişirdinizmi, o zaman artık zat izin verdi yanlışsız okuyabilirsiniz demektir. Çünkü Zat Sıfattan ayrı değildir. Zata layık olmak yapılması gerekenleri eksiksiz yapmaktır, “sübhanallah”; eğer olmuyorsa gerekenler yapılınca istenilen, bilin ki olmuyor değildir, halen bir eksiklik daha vardır, yani eksikliği Allah’a değil eksik olana Sıfat olan kendimize nisbet etmeliyiz, o zaman bir eksikliği daha giderirsiniz bir bakarsınız ki olmuş… Çünkü Allah cimri değildir vermemesi olmaz eksik bizdedir, yalnız şu vardır; zaman farkıyla tecelli etmesi vardır oda andilimine, tayül mekana ve tayül zaman girenler için erken tecellisi; girmeyenler için eksikleri tamamlasa da dünya zamanıyla zaman geçtikçe zuhura gelişi vardır. Böylece isteyince nasıl olacağını bildirmektedir. Dilemeside böylece Sıfatından diler Zatından Tecelli eder, hayalde ve zanda bir Allah olmadığından sizin güzellikleriniz, huzur ve mutluluğunuz sizin yaşantınıza kabullenişinize iman ve inancınız ve dereceten yüceliğine bağlıdır. Böylece dünya menfaatine yönelip kendisindeki ehilliği dünyaca arttıranlara dünya ukbaca ruh ca arttıranlara da ukbadan nasibler artar. Rabbım yüzünü ukbaya dönüp kendisinden ukbanın Sıfatları şehadet alemindeki tüm kullarını sarması için dünya da aşk ile çalışan irşadda ve tüm görevlerde; Allah’a Allah ile Allah’ın niyeti ile hizmet eden Sıfatlarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 146. AYET

وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِىٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثٖيرٌ فَمَا وَهَنُوا لِمَا اَصَابَهُمْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُوا وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِرٖينَ  

OKUNUŞU         : Ve keeyyim min nebiyyin gâtele meahû ribbiyyûne kesîr, femâ vehenû limâ esâbehum fî sebîlillâhi ve mâ daufû ve mestekânû, vallâhu yuhıbbus sâbirîn.

ZAHİR MANASI : Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.

BATIN MANASI  : Allah elçisi ve elçileriyle Mürşid-i Kamiller ve onların salikleriyle birlikte Allah’ı, Hakkı, Rabbı rububiyetin iki yüzünü, Vahdaniyet sırrını, Bir olşununun Zatından Sıfatına tecellisiyle aynı vücutta ve tıpkı tüm vücutlardaki gibi bir olduğunu, Esma alarak Filleriyle zuhura gelişini, anlatmakla bu yolda karınca kaderince çaba gösterseler dahi; çarpışmakla ömürlerini Tevhid akıde ve gramlarıyla meşkul olarak geçirmekle Nefse cihadlarında olduğu gibi Ruhun her mazhardan zuhura gelişinin faidesini arttırmakta da aynı ve dereceten artan aşk ile mürsel şuur üzere her varlıkta aynı zuhuratın seyredileceği güne değin aynı aşla mücadele; örgütlenmesini kurabilmek adına, dernekleşme federasyon olma ve gerekirse konfederasyon olma ve dünya vakfına değin…. Alemde, dünyada her kıtada her develette her il ve ilçede her eve ve her bireye kadar aynı aşkla bu hizmeti sunmak için, dün Resulu Ekrem Efendimizden başlayan bu aşkı kesreti ömrü yetmedi densede vahdeti ömrüyle halen aciz olan bizler gibi mazharlardan devam ettirenin bilinciyle bunca mazharı Zatı ilahi aşkının zuhuru üzere kendisine çağıran Rabbının varlığına iman ile, ASLA VE ASLA “İLLA ALLAH” diyerek yılmadılar işte zaaflara düşmediler, ticaret ve siyasetin rehaveti onları yıkmadı, işte melamet elbisesini Hakkel Yakin giyenler boyun eğmediler, İşte Allah sabredenlerle birliktedir demesi; Bu Sıfatların böyle düşünüp yaşayan Sızfatların Zatıdır Allah, O sıfatlardan daha layık mürsel şuurla zuhura gelendir Allah, yani bunu böyle isteyip yaşayandır Allah… Yanlızca geriye kalan Sıfatlara kullara bu idrak ve şuura hizmet etmek kalmalıdır…. İşte Allah bunları sever derken Zatıma En layık Sıfat olan Habibim ve Dostum dediği mazharlardır melamet gülleri; Rabbım Bu yolda zerreden kürreye hizmette faydalı olanları muaffak, faidesi yok gibi görünenleride gayriyette oluşlarıyla, gayriyet olmadan ayniyet bilinmez fikrine hizmetle “zıttıyla kaimlik kaidesi üzere” ayniyete hizmet ettikleri için zararında faydayı görmede yardımcı olduğu için bilinmeldir ki Affetmiştir. Yani Allah hiçbir sıfatını merhametinin dışında bırakmamıştır, yeter ki bu müjdeye bu dünyada bu vücutlarda kavuşalım, görev yerimizi gayriyetten ayniyet makamına çıkaralım; yüzümüzü dönelim ve O’na hizmet edelim Zatını düşünmeyelim, icraatını Sıfatları olarak Zatının tecellisiyle bildirdiği bu fikre bu zikre hizmet edelim inşaallah.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 147. AYET


وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا فٖى اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ 


OKUNUŞU       : Ve mâ kâne gavlehum illâ en gâlû rabbenağfirlenâ zunûbenâ ve isrâfenâ fî emrinâ ve sebbit agdâmenâ vensurnâ alel gavmil kâfirîn. 

ZAHİR MANASI    : Onların sözleri ancak, “Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et” demekten ibaretti.

BATIN MANASI : Günahım dedikleri ikiliğe bir daha düşmemizi, aşk ile cehdimizde de aşırıya gidersek bizleri aşkımızdaki taşkınlık için adaletsiz kılma ölçülü ilerlet, ayaklarının sağlam basılması ise Tevhidin akıde ve gramlarından idrakımızı ayırma, seni bildirmeyi yalanlayan örten sıfatlarından görünürmüymüş Allah diyen topluma karşı yalnız tenzihen iman eden topluma karşı onların sırretlerindeki Zat tecellini genişletip idrak zeminleri hazırlayarak; iki parmağın olan fiilullahının vahdetteki iki fiili olan duygularını ve düşüncelerini, yani bir fiil duygularını cemal duygular, bir fillde olan düşüncelerini de cemal filler kılarak; ruhun tecellileerine mazhar olacak fiiler kıl, Rabbım diye nida ederler, Vahdet alemi olan, gönüllerindeki Rahman sıfatı olan Mürşid-i Kamil vechinden görüp görüştükleri Rablarına nida da bulunurlar, vekilim sensin derler, böyle yardım dilerler. Rabbım Sevgilisi olan en yüce Rahman Sıfatı olan Resulu Ekrem Efendimizin gönül aleminde onunla görüp görüştüğü gibi en yüce tecellilerini ve zevklerini bu günkü Muhammedii mazharlarından da en kısa zamanda tecelli ettirsin.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 148. AYET


فَاٰتٰیهُمُ اللّٰهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْاٰخِرَةِ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنٖينَ 


OKUNUŞU         : Feâtâhumullâhu sevâbed dunyâ ve husne sevâbil âhırah, vallâhu yuhıbbul muhsinîn. 

ZAHİR MANASI : Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah, güzel davrananları sever.

BATIN MANASI: Allah her varlığın özünde Zat yönüyle cüzül zat mevcudiyetiyle mevcut olduğundan tecellisi ile yani O öz olan mevcudun vücuda gelişindeki sırretteki bütün mevcudu haylığıyla enerjisiyle hareket ettirendir O; ahiret alemi vücudun sırretidir iç alemdir alemi kübra olan bu insan vücudunda, dünya ise O sıretin vücuda geldiği vücudun dış yüzü olan suretidir. Dünya nimetleri bu vücudun unsuriyeti olan her türlü  aza ve cevahirdir ahiret nimeti ise o sıfatlardan tecelli eden Rabbımın  tecellileridir. Örneğin dünya nimeti olan bir göz ahiret nimeti olan depli bir bakışla tevhid olursa, o gözden bakan O, olur, bir kulak dünya nimetidir en büyüğünden, Hakkı işitirse o kulaktan kendisini işiten O olur, bir dil dünya nimetidir, O dilden konuşan ahiret nimetiyle Rabbım olurda Hakkı söylerse kendisini söyleyen O, olur, ve bunun gibi tüm sırret ve suretin Tevhid olduğu Tevhid diye anlatılanın İnsan-ı Kamil, Mürşid-i Kamil olduğunu da görmüş oluruz. İşte böylece Zat kendisine layık olan sıfatları sever demekle hem layık sıfatın ne güzel olduğunu, hem de onlardan en layık zuhura gelen olduğunu bildirmiş olur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi kendisine layık sıfat eylesin.





       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 149. AYET


يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنْ تُطٖيعُوا الَّذٖينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلٰى اَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرٖينَ 


OKUNUŞU        : Yâ eyyuhellezîne âmenû in tutîullezîne keferû yeruddûkum alâ ağgâbikum fetengalibû hasirîn.

ZAHİR MANASI  : Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız sizi gerisin geriye (küfre) çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.

BATIN MANASI   : Eğer sizde örtücü olanlara yani bu kadar açık ve net sırretinde olup bitenlerle ahiretini, suretindeki tecellileriyle donatılan dünyasını görenler, bu hakikatlerden yüz çevirip, akıllarını fikirlerini ve bedenin uğraş alanlarını gayriyet sahalarına ve gayriyet idraklarına geri çevirirlerde alışkanlıklarıda zamanla eski hallerine dönerde sufli filler görülmeye başlar ise; işte o zaman hüsran olan yaşantıları yine stres sıkıntı alamadım veremedim, çoluk derdi çocuk derdii kadın derdi koca derdi, mal derdi mülk derdi, her türlü hastalık kaza ve musibetlerle iki yakaları bir araya gelememeye başlayacaktır denmektedir. Rabbım gayriyet olan her türlü ikiliğe düşmekten tüm Ümemti Muhammedi muhafaza buyursun.




       ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 150. AYET

بَلِ اللّٰهُ مَوْلٰیكُمْ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرٖينَ 


OKUNUŞU        : Belillâhu mevlâkum, ve huve hayrun nasırîn.

ZAHİR MANASI   : Hayır! Yalnız Allah yardımcınızdır. O, yardımcıların en hayırlısıdır.

BATIN MANASI      : Yardım bütün eşyanın yani herşeyin ve herkesin menfaatine olan hale denir, ilerlemesine aydınlığına ve geleceğine her türlü menfaati için olan her türlü tecelliye yardım denir. Bunlarda ulvilerinden olursa Hakka, suflilerinden ulursa esfele meyleder, yüzünü Hakka dönenlere yalnız Zat tecellileri ulvi tecellilerin faydası olur, nefsin tecellilerinin zararı olur, bu her vücutta da böyledir. Böylece ulvi Tecellileri Hakka süfli tecellileri ise nefsimize nisbet eylediğimizinde yine açık delilidir bu ayet, tıpkı Nisa Sûresi 78-79. Ayetler de olduğu gibi. Sizden iyi bir şey zuhura gelirse siz onu haktan, kötü bir şey zuhura gelirse onuda nefsinizden bilin dendiği gibi. Allah esmasının işleyeceği filler Allah’ın yardımı nefsin işleyeceği filler ise süfliyetin davetcisidir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ulvi tecellilerine mazahr olmayı nasib eylesin.

Verified by MonsterInsights