ARAF SÛRESİ 1. AYET
المص
OKUNUŞU : Elif lâm mîm sâd.
ZAHİR MANASI : Elif Lâm Mîm Sâd.
BATIN MANASI : Elif, Allah’ın zatını; Lam, Allah’ın Sıfatını; Mim, Allah’ın Efali ilahiyesini Sad ise Bütün bu hakikatlerin en büyük Araf’lık olan en yüce mertebe olan En büyük vakıfiyet olan bu hakikatlerin İnsanoğlunun SAD’rında yazılı olduğudur; Sadrında yazılı olan bu sırları bilmeden Arif olunmaz; onun için bu harfler ehli olmayana Sırrıdır, zira bu harfler zahirde huruf-u mukatta batınende sır harfleridir, yani bütün bir surenin özünün bütün bir ağacın çekirdeğindeki gizli halidir, açığa çıkışı hereke yani ses kazandırılarak olacaktır bu da Sadırdan surete kelama satırlara gelme halidir. Tıpkı aynı Elif’e üstün hareke kazandırılınca hemen ses çıkması ve “E” denmesi, esre kazandırılarak “İ” denmesi ötre kazandırılarak “U” denmesi gibi daha zahire çıkmasıyla da 2 kez bu halin zuhuru gibi 2 üstün 2 esre 2 ötre gibi, yani bir sırrın 2. Ağızlardan da muhammedii olanlardan da dillendirilmesi gibi… Ayeti Kerimeye göre Allah’a sır yoktur; böylece Zatına Sır olmayan Rabbım bilinmeyi muradı ile sıfatlarına Sır olanları sıfatlarına bildirmek Sıfatlarından da Zatının Sıfatına tecellisi ile Esma alıp filleriyle zuhura gelişini seyretmek için zuhura gelmiştir. Bunu Zat ve Mutlakiyeti için anlamak koca bir denizi bilmeye çalışmaktır fakat öz olarak damlaya vakıfiyet denize vakıfiyettir, işte kişi vücut ülkesinde Zatını bulur ise, ordan tecellisi ile Sıfatına tecellisini görür ise oradan da esma alıp filleriyle zuhura gelişine şahid olur ise bunların SAD’rında olup bitenden başkasının dışarıya çıkmadığı, sırrını bildirmesi kendisine sır olmayanın şerhi olduğudur; küçük bir Ahadiyet olan insanoğlu kendisine vakıf oldukça Hakka vakıf olacaktır, nefsini bilen Rabbını bilecek Rabbını bilen Rabbıyla Allah’ı bilecektir. Böylece aradan çekilecek kalanın yaradanı olduğunun tecelli zevkiyle yaradanı seyredecek; esmasının değiştiği yerde o varlığa zira Hakk Rab Allah zaten denmez ama o sadırdan zuhura gelenlere ise cibilliyetine göre güzel olanlara Rabbımdan eksik olanlara da nefsimdendir denir. Ki en büyük sırrını şerh eylediği Resurullah Efendimizin sadrına nakşolan Kuranı Kerimin vakti saati geldikçe ayet ayet zuhura geldiği gibi, insanoğlunun iyi duygu ve iyi fikirleri tıpkı Kuran-ı Kerimin yarısı gibi “emri bil maruf” olan yap denilenlerdir. Diğer yarısı olan kötü fikir ve duyguları da Kuran-ı Kerimin diğer yarısı olan “nehyi anil münker” olan yapma denilenler olduğu gibi, o zaman ister SAD’rınızı yarıp okuyun ister satırlarda yazılanı okuyun ikiz olduklarını göreceksiniz. Rabbım Sırlarını şerh için en üstün yarattığı varlık olan insanı “Rabbımın” akıl fikir e idrak nimetleriyle tanımayı nasib eylesin, yoksa kişi kendi varlığı var iken kendi akıl fikir ve idrakı olan nisbiyetiyle tanımaya çalışır ise asla aydınlanmış olmayacaktır, Rabbım Ehli Tevhidden bu tahsilleri yapıp kendimize nisbet ettiğimiz varlıktan kurtulup Hakkın varlığıyla Hakkı tanımayı cünmle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 2. AYET
كِتَابٌ اُنْزِلَ اِلَيْكَ فَلَا يَكُنْ فٖى صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِهٖ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِنٖينَ
OKUNUŞU : Kitabun unzile ileyke felâ yekun fî sadrike haracum minhu litunzira bihî ve zikrâ lilmué’minîn.
ZAHİR MANASI : Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü’minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
BATIN MANASI : İnsanoğlu çok dikkat etsin ki; bakın ayeti kerime göğsünde bir sıkıntı olmasın diyor bu kitabdan dolayı bunu söylüyor… yani SAD’rındaki her halin bir irşad vesilesi bir bilgi için tecelli eylediğidir. Yani sıkıntılı duygu gelince sıkılma, o duyguyu tanı insanlara anlat o duygular nasıl fikirlere dönüşüyor, o fikirleri yapmasınlar içindir sana bildirilen sıkıntılar; ve anlaşılan kitab derken Kuran-ı Kerim’in evdeki varlığı yada rahle üzerindeki varlığı yada camideki varlığı insanın içine ne sıkıntı olur ferahlık olur… o sadırda meydana gelen hisler duygular ve tecellilerdir sadrını harekete geçiren… Ayeti kerimeler üzerinde tefekkür etmediğimizden Allah nasıl yazı yazar, nasıl okur bunu hiç düşünmüyoruz, insanoğlunun vücudunda tecelli ettirdiği bütün hissiyat bütün duygu ve bütün fikirler insan kitabına yazdığı yazılardır, bunları okuyabilmek önemlidir. Sonra onların verdiği mesajları tefekkür etmek iyi mi kötümü; yap mı diyor yapma mı diyor, diye iyi bir idrak ve sağlam bir vicdanla karar vermekte okumaktır… Şimdi siz ehline gidip te canlı bir Kuran olan Resurullah Efendimizin SAD’rını yarıp da ayeti kerimeyle bildirdiği gibi “SAD’rını yarmadık mı” deyip de o SAD’ıra neler yazıldığını okuyamadıkça, sabahtan akşama “elif, be, te, se” deyin çok az bir faydasını görecek ve Hakka o kadar yakın olacaksınız… Kaf Sûresi 16. Ayeti Kerimedeki “kuluna şah damarından daha yakın olan” yani dokularından yakın olan hisssiyatı duygu ve fikri göremedikçe bunların iyileri ne işe yarar kötüleri ne işe yarar bu fikir neden geldi hangisini yapayım hangisini yapmamayım diye her an kendini okuyamadıktan sonra kişi irşad olmuş sayılmaz… Her an her nefes Rabbı o vücudun sahibi olarak o vücutta tecelli etmekte günde 124 bin hissiyat geliyor vücuda ama kişi bir tanesine bile bakmadan yaşıyor… Siz satırlara dökülmeden evvel ki ilhamları doğuşları ilahi ve şiirleri acaba nereye bakarak yazılıyor sanıyorsunuz, lazerle evin duvarına mı tecelli ediyor oraya bakarak mı yazıyor insan bunları yoksa gönlünden doğuşlar mıdır, hislerinden duyguya duygudan fikre ve böylece içerideki bir aşkın zuhuru mudur bunlar; insanoğlu kendisine aşık olacağı yerde kendisindeki Rabbına aşık olacağı yerde hayal ve zanda bir Rabb aramaktadır. Hem benim gücüm kuvvetim yok der; güç kuvvet sahibi Allah’tır der, hem de bu vücudundaki enerjinin sahibini göklerde arar, sendeki güç kabloyla ekli olduğun bir yerden gelmez, araba nerde aküsü ordadır, Rabbım her vücutta tecellisiyle mevcuttur her an her zaman… işte bu vücutlarda kimsenin değildir, ama benlik insanda o kadar zor terk edilen bir haldir ki ne mümkün kolay terk etmek, halbuki çekil aradan bütün tecellilerini vücut ülkesinde sende ve diğer varlıklarda gör. Bırak senden de gören O olsun kendinden kendini seyretsin… Rabbım bu Sûreyi Celile’ye esmasını verir iken Zatını Sıfat ve esmasını iyi görebilmenin SAD’rını okumakla mümkün olduğunu bildirmektedir. Zira İsra Sûresi 14. Ayeti Kerime’de de oku kuranını demiyor, “oku kitabını nefis kitabını oku” diyor ayet “kefa bi NEFS’ikel” diyor, insanın nefsi kağıtlar arasında değildir, SAD’rındadır. Çünkü ne olup bitiyorsa insanın göğsündeki tecellilerle oluyor; Yani insan bu vücut ülkesinde göğsünde tecelli eden bütün hissiyatı ve duyguları tanımadan Rabbını bilmeye çalışıyor, bütün istekler süflüde olsa nefistende olsa o göğüste o SAD’ırda hazırlanıyor, Rahmanide olsa Ruhun istekleri de olsa o SAD’ırda hazırlanıyor; sonrada fikilerin icraata dönüşmesiylede Fillerle açığa çıkıyor; İşte bunları tanıyanlarda bunlarla başkalarını uyarıp ben bu fikre hizmet ettim sonu bu oldu, şu hissin peşinden gittim sonu bu oldu demesi ile bunların satırlarda eser eser yazılması arasında fark yoktur… Oysa en güzel en üstün yaradılan varlık insandır derken Rabbım. İnsanlar hayalde ve zanda bir Allah’a inanmaktalar, kendilerine hiç bakmadan, kendilerinden onları sevk eden akşama kadar bütün bir vücutta her saniye tecelli halinde “kalbi ile kulu arasında gidip gelen” Rabbının verdiği mesajları bildirdiklerini hiç tanımıyorlar; bunarın iyi olanlarına yap diyen ve kötü olanlarını da iyi tanı onları yapma diyen bir Rabbını böylece görememektedirler. Ve bunu onlara bildiren Resurulu Ekrem Efendimizi nasıl onun zamanında yaşayanların tanıyıp değerini bilemedikleri gibi bu günde Allah bildirdiklerini iyi tanıyıp insanlara yardımcı olmaya çalışan Mürşid-i Kamillerinde değerlerini bilemektedirler. Kişi Efedisinin et ve kemiğine aşık değildir, oradaki kemalat ve irfaniyete ve o kemalatın sahibine aşıktır; Kula değildir Rabb dediği o mazharın sahibinedir; fakat sahibide o mazharı kullandığından Rabbına olan aşk ve sevgisini de o mazhara hissettirmekle o mazhardaki hissiyatın sahibine hissettirmiş olmaktadır, hem de kendisindeki hissiyatında sahibine layık bir hissiyat olmasını da sağlamaktadır; Rabbım Ehlinin kıymetini bilip bildirilenlerin Rabbımın bildirdikleri olduğu inancıyla kendi vücut ülkemizde de Muhammedi açığa çıkarana dek sıdk ile o yolda ilerlemeyi cümle İnsanoğluna nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 3. AYET
اِتَّبِعُوا مَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِهٖ اَوْلِيَاءَ قَلٖيلًا مَا تَذَكَّرُونَ
OKUNUŞU : İttebiû mâ unzile ileykum mir rabbikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâé’, galîlem mâ tezekkerûn.
ZAHİR MANASI : Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
BATIN MANASI : Eğer ki insanoğlu Tevhid tahsili ile ölmeden evvel ölmeyi idrak ederse Fillerini Sıfatını ve Vücudunu ifna edip varlık sahibinin kendisi olmadığı ve bu vücuttan zuhura gelenin Rabbı olduğunu görürse, irşad olduğu mazharı da kendi mazharını da kullananın bir olduğunu anlar o zaman Efendimiz denilen yerden Rububiyetinin Rablık yüzüyle İrşad eden ve yine ben dediği yerden de Rububiyetinin kulluk yüzüyle irşad olanı görür, o zaman nefsini bilir ve Rabbını da bilir ve görür; böylece Rabbı ona gerek Efendisi mazharından bildirdiklerine baksın ve yap denilenleri yapsın ve kemale gelsin, gerekse kemal bulduktan sonra sırretınden yine aynı mazhardan ona bildirdiklerine uysun ikisi de bildirilene uymaktır; çünkü Allah ne bu alemde nede gönül aleminde alem-i ahirette mazharsız görünmez. O zaman mazharın kendi cinsinizden ve dilinizden bir mazhara benzemesinden ziyade o mazharından ne bildirdiğinin önemi çok daha üstün oluyor çünkü bu mazharları fani kemalatı bakidir, bizler fani kemalat bakidir, kim o kemalat ve irfaniyeti kendisine elbise edinirse bilsin ki muhameddii dir. Yani Ruhaniyetini idrak şuhud ve zevklerini Muhameddeki Rabbımın tecellileri gibi kılmıştır, hiçbir mazhar aslı hakikatinde Resurullah Efendimizdeki Rabbımın en yüce tecellilerine mazhar olduğu kadar olamaz ama benzemek bile o ahlakı hamidiyeden nasibini almaktır; bu gün Resurullah Efendimizi göremiyor isek Verasetül Enbiya olan Enbiyların varislerin olan Mürşid-i Kamillerden bu nasibi almak mümkündür. İnsanlar gerçekten o kadar az nasib almaktadırlar ki, bırakın Ehline gitmeyi, her saniye vücut ülkelerinde olup bitenleri anlamak ve irşad olmayı bir namaz vakti kadar kendilerini seyretmeye ya da haftada bir açıp da satırlardaki mesajların ne olduğuna dahi bakmıyorlar, o zaman nasıl olurda ihata edenin hükmünü; nas olanın ihatasını yani NAS’ihatı anlamış olsunlar, insanın ihatasını muhateviyatını bütün bir alemi nasıl ihata ettiğini anlamış olsunlar; eğer değeri bilinse insandan görünen kemalat ve irfaniyetin ihata etmediği hiçbir şey yoktur; bununda verilen Tevhid nasihatlarını tutmakla idrak ve şuhudlanmakla ve yaşamakla olduğunu anlamış olsa insanoğu gece demez, gündüz demez mutlaka ehlinden bu tahsilini tamamlarlardı; Rabbım en güzel yarattığı insanın en güzel cevherin en güzel sanatkarın elinde işlenip açığa nasıl bir eser çıktığını görmeyi cümle İnsanoğluna nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 4. AYET
وَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا فَجَاءَهَا بَاْسُنَا بَيَاتًا اَوْ هُمْ قَائِلُونَ
OKUNUŞU : Ve kem min garyetin ehleknâhâ fecâehâ beé’sunâ beyâten ev hum gâilûn.
ZAHİR MANASI : Nice memleketleri helâk ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken, yahut gündüz istirahat hâlinde iken gelmişti.
BATIN MANASI : Nice memleketler nice farklı kişilerin vücut ülkeleridir. Rabbımın helak edeceği en yüce belde de vücudunuzdur, yücelteceği en güzel belde de vücudunuzdur, eğer ki bir önceki ayeti kerimedeki gibi Rab mazharından gönlünüzde bildirilenlere uymaz iseniz o zaman bu vücut ülkesi peyder pey nefse meyletmeye ve bildiğini okumakla ikiliğe ve dahası süfliyete ineceğinden zaten kendi kendisini helak edecektir. Geceler vahdeti gündüzler kesreti remzeder, gece azabı kişinin vahdeti olan gönül alemindeki halidir, ya gerek gönül alemindeki sıkıntılarıyla yada gündüz dediği kesretteki iptilalarla o kişi bu gayriyete düşmenin sıkıntıları iç ve dış yaşayacak ve helakına de böylece devam edecektir. Rabbım bizzat kişilerin nasıl vücut ülkelerinde iradesiyle kurdretinin tecellisiyle meylettiği yönde cereyan eden duygu ve düşüncelerin hazırlanışı ile yavaş yavaş âlâ dan da esfele böylece inebileceğini bildirmektedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi birliğe çıktıktan sonra ve gerekse yüzünü Rabbına dönmüş iken bir daha nefsiyle baş başa bırakmasın inşallah.
ARAF SÛRESİ 5. AYET
فَمَا كَانَ دَعْوٰیهُمْ اِذْ جَاءَهُمْ بَاْسُنَا اِلَّا اَنْ قَالُوا اِنَّا كُنَّا ظَالِمٖينَ
OKUNUŞU : Femâ kâne dağvâhum iz câehum beé’sunâ illâ en gâlû innâ kunnâ zâlimîn.
ZAHİR MANASI: Azabımız kendilerine geldiğinde, “(Biz bunu hak ettik.) Gerçekten biz zalimler olmuştuk” demekten başka söyleyecekleri kalmamıştı.
BATIN MANASI : İnsanoğlu eğer ki gerçekten samimi ise Sad’rında olup bitenleri görüyor ise o zaman oradaki bütün sıkıntıların nedeninin meylettikleri nefis yönü ve nefiste ısrar edişleri yüzünden elde ettikleri süfli alışkanlıklar ile vücut zaten kendiliğinden kab ve kabiliyetini hazırlamış olduğunu göreceklerdir. Kişinin bunu Hak etmesi bir kez bir hata yapması ile hak etmesi değil nefsin icraatlarında süflü duygu ve düşüncelerde ısrar ile kendi vücut ülkesini alıştırdığı hal ile kalıcı yaşam ile bunu hak etmesidir. Çünkü bir şey bilmekle hemen vücutta kalıcı olmaz, ulvi olanları bile ilimden şuhuda şuhuddan zevke zevkten de daim yaşama geçmedikçe güzellikler bile sizin olmaz, yani Rabbımın olan güzelliklere layık bir kabınız bir mazhariyetiniz olmaz, ebedi selamet sözcüğü insanlara kalıcı güzellikleri anlatılır yani Rabbınızın yap dedikleri yaparak yapma dediklerini yapmayarak bunda da devamlılık arz ederek ancaksın o hale alışır vücut, işte böylece azaba da hazırlanan vücut Hak ettikçe azabını alır, mükafat olan selametine de bu alemde iken hazırlandıkça Hak ettiğini alır; Rabbım cümle insanoğluna nefisten ruha yüzünü dönmeyi ve ehlinde SAD’rında yazılı olan 3 nasihatı iyi öğrenip onlarla amil olup alışarak, daim bir yaşam üzere olmayı nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 6. AYET
فَلَنَسْپَلَنَّ الَّذٖينَ اُرْسِلَ اِلَيْهِمْ وَلَنَسْٸَلَنَّ الْمُرْسَلٖينَ OKUNUŞU : Felenes’elennellezîne ursile ileyhim velenes’elennel murselînZAHİR MANASI : Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız. Peygamberlere de elbette soracağız.BATIN MANASI : Burada hem kendilerine peygamber gönderilenlere hallerinin sorulacağı nefis ehline kalıcı alışkanlıklarını oluşturan süfli duygu ve düşüncelerde ısrarlı olarak o hallerinde nasıl kalıcı oldularsa bunun hesabını verecekleri yanı ektiklerini biçecekleridir. Peki ayetleri yalnız zahir manalarıyla okuyanlar peygamberlerde hesap verecektir manasıyla bu ayeti okusalar doğru bir hüküm elde etmiş olurlar mı? ya da bu kanaatleri ve kabullenişleri doğru mudur. Fena mertebelerindeki salik ile beka mertebelerinde kendi varlığını hakka veren için aynı hüküm geçerli değildir. Resurullah Efendimiz İbrahimin duası olarak Tevhid ilmini en yüce en layık idrak şuhud ve zevk edip neslinden namaz olan en üstün görüşmeyi Rabbıyla yapandır, “gerek salat’ı vukuta, gerek salat’ı vusta gerekse salat’ı daimun olarak” ki bu hallerin hepsi hem bir tek namazda hem de bir anın içerisinde olduğu gibi; peki bu yücelik ve güzellikleri en güzel kulluk olan mazharından açığa çıkaran ile nefsin süflü halleri için hesaba çekilenin sorgusu aynı sorgu mudur… Hayır değildir. Sorgu bir hesap sormak içindir, birde hesap veren doğrumu der diye sorulmasıdır; Tıpkı Peygamberlere Nisa Sûresi 64. Ayet’i Kerimedeki elçimizle birlikte edilen tövbedeki gibi elçisinin de onlar için tövbe etmesindeki etkinliği gibi yani geldi gördün mü? sukutu ikrardır duydun mu? söz verdi tasdikledin mi?’yi hal lisanıyla sorması gibi. Bunun yanında ihvanlarının durumu ve avamı da onların gözünden görmesi gibi bu zahiri bir peygambere elçiye sormasıdır, birde sizdeki kemalat ve irfaniyet olan Muhammediliğe sorması vardır, buda zahiren cenazesine gittiğiniz birisini musallada iken cami avlusundaki cemaate imamın sormasıyla; merhumu nasıl bilirdiniz dediğinde; cemaatin hepsi diliyle iyi bilirdik der, fakat içinde o kişi hakkında kemal bulan bir hakikat vardır o kişinin gerçek durumu ve içinden der ki eksikse eksik idi camiye gelmezse, gelmez idi, kötü ise kötü idi insanlara faydası yoksa, yok idi der; sesi çıkmasa da bu nu der, işte asıl Muhammed sizdeki ölmeyen Muhammediiliktir ki işte o hakikat ne ise onu söyler, işte peygambere sorulması da budur, sizi evvela size sonra vicdan kemalat ve irfaniyetiniz olan sizdeki Muhammede sorar, siz dilinizle ne derseniz deyin sizdeki sizi sizden iyi tanıdığından asıl halinizi hem size fısıldar hem de sizdeki sahibiniz olan Rabbınıza söylemiş yeniden dillendirmiş olur. Rabbım hesap günü gelmeden dingünüze kavuşup SAD’rınızda Rabbınıza kavuşup, “Men arfe nefsehu fakad arefe Rabbehu dedikten sonra, Men arafe Rabbehu fekad arefe nefsehu” olan Rabbınızın o sıfatlardan nasıl icraat yaptığının idrakıyla sorular sorulmuş bilinmesi gerekenler bilinmiş hesap görülmüş olarak Rabbınızın sıfatlarından layıkıyla zuhura geldiği bendeler olmayı Rabbım cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 7. AYET
فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِمْ بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَائِبٖينَ
OKUNUŞU : Felenegussanne aleyhim biılmiv ve mâ kunnâ ğâibîn.
ZAHİR MANASI : Andolsun, onlara (yaptıklarını) tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz.
BATIN MANASI : Yapılanların tam bir bilgi ile açıklanması Allah’ın uluhiyetindeki celal ve cemal esmalarını almasındaki hakikatle örtüşmektedir. Çünkü her şey zıddıyla kaimdir, bilgi kesinlik kazanması için zıddının bilinmesiyle mümkündür, Allah’ın zıttı haşa olmayacağından bunu nasıl bildirmiştir, kesin ilim olarak bunu kendisindeki kemali açığa çıkarmak ve bildirmek için mutlaka kemal için ihtiyaç olan cemal ve celali bildirmekle olacağından yapılanlar böyle bildirilmektedir. Vücut ülkenizde her duygunuzun ve her fikrinizin zıttı vardır, bunların iyileri vardır yap denilenlerdir, zıtları da yapma denilenlerdir. Böylece siz yapılacakları bilir yapılmayacakları da bilir iseniz ne olur irşad olmuş bilgilenmiş ve kemale gelmiş olursunuz, yanlız cellali bildirmesi bilgidir, yalnız cemali bildirmesi bilgidir, tam bir bilgi ile bildirmesi ise bu ayeti kermedeki hikmetle üzerinde durulan Tam bir bilgi ile bildirmesidir, yani kemalât sahibinin idrak şuhud ve zevkiyle tam bir vakıfiyetten sonra bildirilmesidir, Mürşid-i Kamil mazharından en yüce kemalat ve irfaniyet mazharından bildirilenler tam bilgi tam bir bildirmedir, çünkü hem nefis mertebelerine hem ruh mertebelerine tam vakıfıtırlar, nefis mertebeleri celal yüzü ruh mertebeleri de cemal yüzüdür; çünkü tahsil celaldedir seyir cemaldedir. ikisine vakıfiyet ise kemal yüzüdür, çünkü bildir demden gördüm, gördüm dededen de oldum denilmez; böylece tam bilgi tam bir kemalat bilgisidir. Kemal bulan mazhar gerek nefis ehlini kendisine tam ayna ile bildirir gerekse ruh mertebelerindeki salik ve ihvanları da kendisine tam bildirir ve daha üstün bir kemal için en yüce vasıta en yüce kuldur o mazharlar. Rabbım bilerek görerek olarak celalden cemale cemalden kemale eren Rabbımıza en yüce kemal mazharı olan kulalarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ARAF SÛRESİ 8. AYET
وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
OKUNUŞU : Vel veznu yevmeizinil hagg, femen segulet mevâzînuhû feulâike humul muflihûn.
ZAHİR MANASI: O gün amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
BATIN MANASI: En üstün en yüce idrakla idraklanan Mürşid-i Kamillerde yaşamıyla da sabit olan Zahiri Zahire göre, Batını Batına göre hal ve makam ehli olan Ehl-i Tevhid için GÜN diye vasıflandırılan AYDIN’lık işte budur, bu aydınlığa bu selamete bu yaşama ve hale erildiği gün onun gayriyetten ayniyete, dünyadan ahirete, benlikten senliğe ve O’luğa, varlıktan hiçliğe, Hakk mertebesinin gereği olan Hakkının alındığı Zata en layık Sıfat en layık Mazhar en layık Kull olunduğu demde zaten ameller tartılmış hakkı olan hakkını almıştır, maddi hakkı olan maddeden, mana hakkı olan manadan; Hakk’ı Hakk eden de Hakkı’nı böylece bulmuş olur; bunu bu alemde iken ölmeden evvel ölüp Hakk’ını bu alemde hak eden kullarından eylesin bizleri inşallah; zira bu demde artık amel deyince yalnız ibadet ve taatlar değil her hal her davranış her idrak her düşünce ve hissiyat amel olmuş olur, ehli için herkes için selamet düşüncesi onun ameli olur ki işte en üstün amelde Mürsel fikrin desteklendiği duygu ve hissiyatlardır, Allah birdir deriz ama aynı fikirde buluşamayız, Allah birdir deriz ama aynı hissiyatla yaşayamayız işte insanlar bu birlikten ne kadar uzak ise onların amelleri muamele ve ahlakları da o derecedir, bunların tartılması da teraziyle değil, Ehli için o idraklara vakıf olan için bir bakışta yerinin görülmesi o kişinin tartılmasıdır, insan oğlu ehlinin gözü ile tartılır ve yeri fillerinden zuhura gelen işleyiş ile bellidir. Yani Allah bu alemde Mürşid-i Kamilin gözünden bakar ve zaten bildiği ve tecellisiyle la teayyunda iken dahi vakıf olduğu hali “tecelli etmeden evvel dahi bildiği hali” baktığında da görmüş olur, ister Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak filleriyle zuhura gelişini seyretsin, isterse Ehlinin Gözünde Hakkel yakin Mürşid-i Kamilin mazharından seyrine devam eylesin aynıdır, çünkü mülkünde O’ndan başkası yoktur, mazharlar mutlak olana tam vakıf olmadığından idraklar sonsuzu tam idrak etmediğinden vakıf olunan, idrak edilen kadar zuhura gelmekte ve bu demde böyle görülmektedir; işte bu demde de kimler dediği bütün mazharlarına ister baş gözüyle bakın nazar eyleyin isterseniz ehlinin vücut ülkesindeki gibi basiret gözüyle uzaklara dahi nazar eyleyin, kimlerin selamette olduğuna kimlerin cehennemini yaşadığına şahid olursunuz, bu hal şahıslarda odluğu gibi merhamet duygusunu ve herkese yardım olan selametinin isteği ve selamet fikrini “Mürsel fikri” yaşayan devletlerde ve toplumlarda da böyledir. İşte onlar selamete çıkmış çıkmakta ve çıkmaya da devam eden nesiller zuhura getirmektedirler; fakat bazı toplum ve devletler ise içerlerinde azınlıkta selamet ehli barındırdıklarından onlara zuhuratın kalplerdeki hissiyat duygu ve düşüncelerin temsili olan negatif enerjinin varlığının ağırlığıyla vücuda gelişler olduğundan o toplum ve devletlerde diğerlerini de gölgede bırakarak nefse meyyallık maddiyata tapma yalnız teknik ve imkan kovalamakla Allah’ı unutan kalbin taşlaşması ile yitirilen merhamet duygusu sayesinde zıttı olan duygunun zuhuru ile merhamet olmayan kalpte öfke duygusu zulum fikriyle zuhura gelerek hem devletlerini hem de yakın ülkeleri ve dünyayı esarete zulme ve nefsin istilasına mahrum bırakmakta olduğu da görülmektedir. Ne zaman ki insanoğlu idrak eder varlık sahibi ile mevcut olan vücutlar ayrı değilmiş o zaman vücudunu Hakkın emrinde kullanıp pozitif enerji üretmeye ve Ruha hizmet etmeye başlayacak ve idrklarını geliştirip bu alem zulum ile değil merhamet ile huzur bulur geçim ve yaşam yardımlaşma ve hizmet ile baki olur dediklerinde o zaman dünya huzur bulmaya başlayacaktır, ebedi selamet ve kurtuluş da ancaksın böyle gelecektir; Çünkü nesillerine bırakacaklarının zulum yerine selmaet yaşam olmasına daha çok ihtiyaç olduğu fark edilince o zaman ancaksın nefsin safından ruhun safına geçişler olacak ve selamet Tevhid ile kendsini göstermeye başlayacaktır. Rabbım gerek idrak eden ehli ve milletlerce ve dünya devletlerince bu hakikatlerin en kısa zamanda zuhura gelmesini nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 9. AYET
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازٖينُهُ فَاُولٰئِكَ الَّذٖينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَظْلِمُونَ
OKUNUŞU : Ve men haffet mevâzînuhû feulâikellezîne hasirû enfusehum bimâ kânû biâyâtinâ yazlimûn.
ZAHİR MANASI : Ama kimlerin sevabı da hafif gelirse, işte onlar âyetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır.
BATIN MANASI : Allah kuluna günde 124.000 defa tecelli eder ve Hakkını vermek ister, sevabı dediği; mutluluğu, irşadı idrak ve kabiliyetinin gelişmesidir, günahı ise bu tecelli edişinden alamadığı idraksızlık ve dolayısıyla da kabiliyetsizliğidir. 124.000’in zevken üç sıfırı fena mertebelerinde salikin kendine nisbet ettiği 3 varlığını sıfırlaması ifna etmesidir. Fena-i Efal, bir sıfır; Fena-i Sıfat, ikinci sıfır; Fena-i Zat, üçüncü sıfırdır; bunları sıfırlar isen 4. Makam olan Cem makamına ayak basarsın, bu vücutlar kişilerin olmayınca kimindir. Rabbımın; artık Hakk zahir olur, Fakat görünmesi gereken bu zuhuru Sıfatlardan görmektir. 124.000’in sıfırları fena mertebeleri 124 olan kısmı da beka mertebeleridir. (4) Cemmülcem (2) ise bekanın 2. Mertebesi olan Hz. Cemdir, böylece cemden Hz.cem’e yani Zatından Sıfatlarına tecelli eder, ve bekanın son makamı olan nuzulen (1). Makamı olan Cemmülcemde ise Filleriyle zuhura gelir… Allah filleriyle zahirdir. Bizlerinde vücut ülkelerinde sevab olan mutluluk denen irşadla idrak ve kabiliyet kazanılan, bu hali yaşamamız zevkle seyreylememiz, bizden de seyreylemesi için araya perde olan bu vücutları mutlaka ifna etmeli ve 124.000 tecelliye mazhar olabilmelidir insanoğlu; İşte sevabı hafif gelince yani idrak ve kabullenişleri ile kabiliyeti hafif kalır ise yani kendini zahir ve batın geliştiremez ise; o zaman ayetlerin hakkını verememiş, yani tecellisine layık mazhar olamamış ve kendilerini de böylece ziyana yani zarara yani irşadsızlığa ve dolayısıyla da kabiliyetsizliğe götürmüştür, zira zaten insanoğlu için aslolan Resurullah Efendimiz ve günümüzdeki Mürşid-i Kamillerimiz gibi kabiliyetli olmak değil mi? dir, hem zahirini hem batınını bilmek hem de bunlarla bi tamam amil olmak bu ne güzel haldir. Rabbım bu halle hallenmeyi cümle Ümmeti Muhammede ve tüm insanoğluna nasib eylesin.
ARAF SÛRESİ 10. AYET
وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِى الْاَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فٖيهَا مَعَايِشَ قَلٖيلًا مَا تَشْكُرُونَ
OKUNUŞU : Ve legad mekkennâkum fil ardı ve cealnâ lekum fîhâ meâyiş, galîlem mâ teşkurûn.
ZAHİR MANASI : Andolsun, size yeryüzünde imkân ve iktidar verdik. Sizin için orada birçok geçim imkânları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz!
BATIN MANASI : İnsanın yeryüzü vücut ülkesidir, Ruh seması da gönül alemidir. Bu vücut ülkesinde Rabbımın tecelli edişiyle Zahir ve Batın Rahmet olan Rahman ve Rahimiyete mazhar kılınmıştır; bundan daha büyük imkanda yoktur, Rahmeti olan umum Rahmetiyle zahir olan bütün ilim ve imkanlardan istifade ettirdiği gibi, Rahimiyeti olan özel tahsilinden de Tevhid tahsil şuhud zevk ve yaşamından da nasiplendirmektedir. Fakat bunların şükrü olan teşekkürüne yani aynı memnuniyeti dile getirmek olan “men arefe rabbehu fegat arefe nefsehu” olan Rabbımızın bu sıfatlardan layıkıyla tecellisine mazhariyette eksiklik olmaması kulun şükrüdür teşekkürdür, Yani Rabbını layıkıyla açığa çıkarmak Zata layık sıfat olmak şükürdür teşekkürdür. Rabbım cümle İhvan-ı güzine, İslam-ı mübine ve bütün insanoğluna Rabbına layık birer Muhammedii mazahar olmayı nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 11. AYET
وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلٰئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُوا اِلَّا اِبْلٖيسَ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِدٖينَ
OKUNUŞU : Ve legad halagnâkum summe savvernâkum summe gulnâ lilmelâiketiscudû liâdeme fesecedû illâ iblîs, lem yekum mines sâcidîn.
ZAHİR MANASI : Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” dedik. İblis’ten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı.
BATIN MANASI : Vücut ülkesi insanoğlu için bütün hakikatleri bulacağı ve en mutmein olacağı yerdir, yeter ki varlığı kendisine nisbet etmesin, tecellileri de idrak ettiklerini de nefsinin doğrultusunda dillendirmesin; yani nefisten kurtulmuş Ruhun emrinde olan bir vücut ülkesi olması şartı ile; işte öyle olur ise yaradılışın bedendeki ruhen şekil alma olan idraken şekillenmesi ve idraken şekil alma olan ölmeden ölmesidir, buda vücudun kendisine değil Rabbının olması Rabbına nisbetidir, zuhuratından yüce olanlarının Rabbına eksiklerinide alttan dersi varmış gibi kendisine nisbetidir. Vücut ülkesini bu şekilde nizam edince Rabbım ehlinin eli ile, o zaman o vücuttaki bütün melekeler kuvveler aza ve cevahir Ruhun emrine girer, iblis girmez yani nefsin süflü yüzü henüz tam olarak Ruhun emrine girmemiştir. Âdem olan Allah’ın bildirdiği dem ve kıvamdaki vücut ülkesi olmaktır, Tevhid idrak şuhud ve zevkleriyle bezenmektir. Muhammedi bir demdir. Bu demdeki âdem henüz vücut ülkesinin ulu haline sahib iken tam manada nefsi emrine alan değildir. Âdemiyetini bulanlardan Muhammed’ler seçilir Muhammedii olanlarda nefsi’de emrine alanlardır; “sizin de şeytanınız yok muydu sorusuna, Resurulu ekrem efendimizin; vardı ama ben onu Müslüman yaptım demesi” âdem olan küçük şapkalı halinden Âdem olan büyük şapkalı haline bürünmesi yani kemalatının görünen demden olunan deme yükselmesidir. Zira zaten bu gün Mürşid-i Kamillerimizin ve önderlerimizin dikkat etmesi gereken cenetten kovulan bir adem olması mı? çıkarılan bir Âdem olmasını mı? kendilerine şiar edinmeleridirler. Siz Rabbınızın cenneti olan en yüce mazhariyetin mutluğuna vakıf olduktan sonra bunu kendinize nisbet edip etraf toplama insanları azat yerine köle etme sevdasıyla işçisi kılma, çalıştırma, makam mevki sevdaları, liderliklerini benliklerindeki sahiplenme varlık ve güç sevdaları ile taçlandırma adına, imanlarını aşan maddiyatları yüzünden rezil olma ve islama leke getirmelerine dek; her birisi ise adem iken kovulanından olmuşlardır, olmaya da devam etmektedirler. Rabbım bu yücelikleri insanlığa bildirmek için cennetinden çıkarılan yani takva üzere kendisine bunları nisbet etmeden; Rabbının güzelliklerini Resurullah Efendimzin vücut ülkesinden açığa çıktığı gibi insanlığın nimetine istifade irşad ve yaşamına model kılan Ehli Tevdidden olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 12. AYET
قَالَ مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسْجُدَ اِذْ اَمَرْتُكَ قَالَ اَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنٖى مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طٖينٍ
OKUNUŞU : Gâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuk, gâle ene hayrum minh, halagtenî min nâriv ve halagtehû min tîn.
ZAHİR MANASI : Allah, “Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?” dedi. (O da) “Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın” dedi.
BATIN MANASI : Hayrın hayırlı olması neye göredir; Burada bakış açısı vardır, kişi eğer nefsiyle yaşıyor ise onun nefsine hoş gelenler ona hayırlıdır, dünyada 7 milyar insan var ise 7 milyar bakış açısı vardır yani benzerde olsa bir yerden sonra ayrılan fikirler idraklar bakışlar vardır, işte bunlar hep insanı ayniyette devam etmekten alıkoyanlardır, alıkoyma fark’a inildikçedir. Peki öyle bir ayniyet olsun ki vücut ülkesinde fark’a dahi ayniyetin idrakı ve devamı için inilsin, işte bu da nuzulen fark ile urucen farkın arasındaki fark ile olur, urucen fark tahsil deminde nefse ve ruha vakıfiyet hayra ve şerre vakıfiyet nisbiyetin kendimize olanıyla Rabbımıza olanına vakıfiyettir, gerektiğinde cemal gerektiğinde celal ile görülür idraklar ve yaşantıları, yani farkıyla muamele ile görülür; hak edene hak ettiğiyle muamele edilir niyet farkı uygulamak ve zarar görmemek için mesafeyi korumaktır, ayniyete erildiğinde ise artık zarar göreceği bir varlık yoktur, sadece yerini gördüğü kişinin nasıl ayniyete taşınabilmesi için ayniyet fikri olan Mürsel fikir ve ayniyet duygusu olan merhamet ile hareket edilen ortak hissiyat vardır, bu da o mazharın hemen yerini görüp gerekenin yapılması için bir saniyede alınan Rabbının kararıyla; hem cemal hem celali kullanmaktır onun irşadı ve selameti için gerekenlerin aşama aşama hepsidir. İşte burada ki fark bir kişi size haksızlık yaptığında onun bunu anlaması için cemal yüzüyle uyarılmalı anlatılmalı ikaz edilmeli vesair, ama cemal yüzüyle irşad olmuyorsa yine niyetiniz onun selameti için olduğundan onu mahkemeye vermek gerekiyorsa da verilmeli ki celal tecelli olan bu davranışta onda idrak uyandırsın ve bir daha yapmasın hatta ve hatta bazen dahasına bile ihtiyaç olduğu da olsa; fakat niyet hep karşınızdakinin kurtuluşu olduğundan bu nefisle yapılan bir celal değil ruhun emerindeki mutmein nefsin celal tecellisi olmuş olur ki işte bu da nuzulen fark’tır; bunu yalnız ehli uygulayabilir; çünkü yüzüne tükürene nefsi için kılıç indirmeyecek bir âlâ’lığı olmalıdır ehlinin; “şuan bu dünyada gereken ehilliğe talib olan her halife ve selef için” çünkü nefsi duranın celal uygulaması en büyük tehlikedir. Önce nefsini bilip Rabbını bilmelidir. işte böylece ikisi arasındaki farkı fark etmek ise ancaksın bu mertebe ve makamları ehlinden tahsil ve talim ile ve talimden sonra da yaşamdaki devamlılık ile olur ki işte bu halde ancaksın ehli Tevhidde Hakkel yakin Mürşid-i Kamillerde görülür; böylece anlaşılan odur ki nefse göre değildir doğru olan doğru birdir, ateş te kendine göre güzeldir çamurda burada; aslolan Allah hangisine sen daha güzelsin demesidir. İşte her şey yerinde doğru iken hala devam eden nasihati olan ayeti kerimeler ve vücut ülkesindeki hakikatler Ruhun vücutta emri elinde tutması ancaksın selamete erdirir insanı, işte ateş olan nefis, tevazu ve alçak gönüllülüğü remzeden çamura bırakmadıkça vücut ülkesini o kişi selamete eremeyecektir. Zira çamura biraz pişmesi için lazımdır ateş, aslı pişmiş çamurdur Âdem’in; o sabra o kemale erdi’mi selametine vesile olan ateşi ruhun emrinde kullanır sadece ehli olan; Rabbım bu ayeti kerimelerin insanoğluna hitabını vücut ülkelerinde bularak nefsin ateşinden ruhun selametin ermek için yapılması gerekenleri Ehlinden talim ve terbiye ile aslına vuslat etmeyi cümle İnsanoğluna nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 13. AYET
قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ اَنْ تَتَكَبَّرَ فٖيهَا فَاخْرُجْ اِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرٖينَ
OKUNUŞU : Gâle fehbit minhâ femâ yekûnu leke en tetekebbera fîhâ fahruc inneke mines sâğırîn.
ZAHİR MANASI : Allah, “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi.
BATIN MANASI : Nefis, Ruha âdeme secde etmeyip büyüklük taslamakla secde etmemekle, yani tabi olmamakla kendisine büyüklük atfeder, toplumdaki insanların her birisi kendi halini beğenip kendisinden daha güzelini görmedikleri gibi, aynı zamanda nefsin filleriyle yaşamakla ruhun icraatıyla yaşayan mazhardan zuhura gelen filleri de göremezler; işte süfli tecelliye mazhar olan vücuttaki esmasının taşıyanına hitaben yani bu halde bulunan kişi her kim ise o halden geri dön sen yücede değil aslı hakikatinde zaten aşağıdasın, yani esfele safilin’desin hitabıdır; bunun için insan nefsini bilmeden Rabbını bilemez, aşağıda olduğunu bilmeden yukarı çıkamaz, yani yerini bilmeyen gideceği yönü bilemez; kişideki isnad ve kabiliyet onun haddidir, “had” kabın alacağı su miktarıdır, yani zuhura getiremeyeceği fillerin beklendiği mazhar haddinin ötesinde bir bekleyiş istenendir, bu yüzden her insan esfelde de olsa orta hallide olsa yönünü seçende olsa yeter ki olduğu yeri iyi bilsin mutlaka onun olduğu kabiliyet uygun bir Muhammed aşısı ile peyderpey âlâyı illiyun’a yükselir; Rabbım cümle insanoğluna nefsini bilip Rabbını bilmeyi Rabbını Rabbıyla bilmeyi O’nda O olmayı nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 14. AYET
قَالَ اَنْظِرْنٖى اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
OKUNUŞU : Gâle enzırnî ilâ yevmi yub’asûn.
ZAHİR MANASI : Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.”
BATIN MANASI : Nefis insanın öldürülüp yeniden diriltildiği güne kadar zaten müsadelidir. Bakara Sûresi 28. Ayeti kerime ile sabit olan “Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getiren) Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürecek, sonra yine diriltecektir. En sonunda O’na döndürüleceksiniz” işte sizler ölü idiniz diriltildiniz, tekrar öldürülecek ve yine diriltilip Rabbınıza döndürüleceksiniz buyrulmasıdır… İnsanlar bu gün zikirden fikirden ölüdür, Ruhen ölüdürler; zikirle diriltilirler; sonra tekrar öldürülürler, zikirden sonra bildirilen Efal Sıfat ve Zat ruhları olan Tevhid mertebelerinin Fena Mertebelerindeki şuhud ve idraklarla Fillerin Failinin kendisi değil Rabbı olduğu, Sıfatların Mefsufunun kendisi değil Rabbının olduğu, Vücudun Mevcudunun kendisinin değil Rabbının olduğu idraklarıyla tekrar ihtiyaren ölür, ölmeden ölür; sonra tekrar diriltilir ama artık kendi varlığı olarak değil Rabbının varlığı ile var olur; Cem Makamında Vücudun Vücudullah olduğu, Hz. Cem Mamakında Tecelli-i Sıfat ile Zatından Sıfatlarına nasıl tecelli ettiği, Cemmül Cem Makamında da Filleriyle nasıl zuhura geldiği görülür, böylece Allah Zatından Sıfatına, Sıfatından da esma alarak Filleriyle zuhura gelir, yani tekrar dirilir ve Rabbına döner, yani vücudun zaten Rabbının olduğunu idrak eder, görünen Rabbıdır, işte bu vücut madenindeki Rablık oranı arttıkça ona artık cevherin nisbetince nazar edilir, siz var iken Rabbınız görünmez, siz aradan çekilir iseniz yaradanın kaldığı görülür, işte böylece ölü iken dirilir, tekrar öldürlür ve takrar diriltilerek Rabbına döner; bu hal tıpkı bir madenin eritilerek diğer içerisindeki başka cevherlerinden kurtularak saf altın olarak kalması gibi, artık vücutta saf Rabbından başka kalmamıştır; sadece şekli değiştiğinden esması değişmiştir; böylece Rabbı da filleriyle zahir olarak esma aldığı yerden görünmektedir, Zatı Allah’lığıyla görünmez; Zatı insan sıfatından esma alarak filleriyle yani icraatıyla görülür, o fillerinde cinsi güzel olanlarını Rabbı işler, cibilliyeti bozuk olanlarda mazharın kabiliyetsizliğindendir; İşte bu güne kadar; Rabbının varlığıyla var olunan güne kadar şeytan yani nefis yani ikilik hali zaten müsaadelidir. Bir madde içerisinde yalnız saf tek bir madde kalana kadar diğerlerinin de varlığına müsade edildiği gibi, fakat ne zamanki eritilip yeniden saflaşır yani ölmeden ölür o zaman geriye Rabbından başkası kalmaz. Rabbım bu hali vücut ülkesinde yaşayan kullarından olmayı cümle insanoğluna nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 15. AYET
قَالَ اِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرٖينَ
OKUNUŞU : Gâle inneke minel munzarîn.
ZAHİR MANASI : Allah da, “Sen süre verilenlerdensin” dedi
BATIN MANASI : Evet bir önceki ayeti kerimede de bildirildiği gibi zaten süre verilen olduğu gerek vücut ülkesinde gerekse aslı hakikatinde görülmektedir. İnsanlar şeytan dendiğinde ayrı bir varlık hayaline girmesinler, vücutların hükmü yoktur vücutları hareket ettiren güç ve kuvvete yön veren ise duygu ve düşüncelerdir. Bunların süflü kötü olanlarına şeytan, iyi ve güzel olanlarına melek denir, çünkü melekte bir kuvvedir bildirilen bir güç ve kuvveti anlatır, şeytanlıkta bir kuvvedir vücutta bildirilmesi gereken bir güç ve kuvveti anlatır, siz bunları anlayın da nasıl anlarsanız anlayın; kendinizi tanıyın da nasıl tanırsanız tanıyın, kötü duygu ve fikirlerle yaşarsanız kabiliyetinizi şeytanın emrinde yani negatif enerjinin emrin de yani süflü tecellilere harcamış olursunuz; iyi duygu ve fikrilerinizi kullanır iseniz kabiliyetinizi ulviyette ve ulvi tecellilere mazhariyette harcamış yani pozitif enerjinin emrine vermiş olursunuz, Rabbım işte bu vücut ülkesindeki duygu ve düşüncelerimizin hangilerini yap hangilerini yapma diyorsa o şekilde yaşamak Muhammedii yaşamdır, o zaman insan nefis kitabını yani kendisini okusa Kuran-ı Kerimi’de okumuş olur mu? evet okumuş olur, çünkü satırlara yazılmadan önce gelen vahy, ilham ve doğuşlar sadırlara yazılırlar; sadrınızı okumakla satırları da okumuş olursunuz. Ve kararlarınızı da alır iken size ve başkasına faydalı olacak davranışı yapmalı, size ve başkalarına zararlı olacak davranışlardan da uzak durulmalıdır, işte o zaman “emri bil maruf’u da nehy-i anil münkeri’de” yerine getirmiş olursunuz. Bu yüzden insan Kuran-ı Kerim ile ikizdir. Rabbım ikiz olan iki kardeşin benzerliği gibi Kuran-ı Kerimin ahlakı ile cümle Ümmeti Muhammedin ve tüm insanlığın ahlakının benzerliğini aynı kılsın inşallah.
ARAF SÛRESİ 16. AYET
قَالَ فَبِمَا اَغْوَيْتَنٖى لَاَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقٖيمَ
OKUNUŞU : Gâle febimâ ağveytenî leag’udenne lehum sırâtakel mustegîm.
ZAHİR MANASI: Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.”
BATIN MANASI: Şeytan dahi olsa Allah o mazharında tecelli etmez ise hiçbir icraat yapamaz; Allah’ın tecellileri de uluhiyetinden aldığı esma üzerine Celal ve Cemal tecellileri olarak görülür, celal tecellilerinin ulvi yüzüne irşadın celali olan Rahmani celal, süflü yüzüne ise nefsin celali olan nefsani celal denir, bu cemal içinde 2 yüzde görülür nefsinizle Rabbınıza hizmet nefsin cemali, Rabbınızla Rabbınıza hizmet ruhun cemalidir. Peki o zaman neden vücut ülkenizdeki nefsani kuvvelerden gelen bir hitab Rabbından azmayı istesin; çünkü Rabbınız nefsin süflüyete bakan yüzündeki tecellilerindeki şiddeti arttırmaz ise yani vücut ülkenizdeki şehvet duygunuzu nefsani istekle destekler iken bundaki şiddeti arttırmaz ise vücutta bir azma eylemi zuhur eder mi; hayır etmez, çünkü tecellisindeki şiddetin az veya çok oluşu Rabbınızın tecelli edişine bağlıdır, birde mazhardaki isnad ve kabiliyete bağlıdır, vücut ülkenizde neye yatkın ise niyetiniz ulvi iken sizde süflü azgınlığın görünmesi mümkün olmaz, niyetiniz kötü iken de iyiliklerin zuhuru mümkün olmaz, fakat burada iyi ve kötülükte meyliniz nisbetinde ve Rabbınızın da tecellisi şiddetinde zuhuratlar da dereceten farklar olur, işte hem niyet kötü hem nefse meyyal hem de devam ederek böyle bir hal kazanmış isnad ve kabiliyeti artık şeytanlığa müsait olmuş bir mazharda tecelli şiddetininde arttırması ile artık o mazhar müsaade almış tecelliye mazhar olmuş ve görevini yapmaya devam edecektir. Aslolan her varlık isnad ve kabiliyetince ve tecelliye şiddeten dereceten muhatab olduğunca mazhar iken dikkat etmesi gereken Rabbının onu nerede kullandığıdır, bu vücut ülkesini dünya ömrünce nefsin emrinde süflüyette mi? kullanmalı yoksa ehlinden tahsil ile ruhun emrine verip ulviyette mi? kullanmalı; işte aslı hakikati her tecellinin mevcudiyeti bizleri haberdar edip kendimizi görmeye ve olduğumuz yeri bilip yüzümüzü Rabbımıza dönmeye sevk etmelidir. Böylece yüzümüzü Rabbımıza döner isek o zaman Rabbım bu aciz mazharlarını da daha güzel tecellilerine mazhar kılacak ve daha iyi yerlerde kullanacaktır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi yüce ve ulvi tecellilerine mazhar kılsın inşallah.
ARAF SÛRESİ 17. AYET
ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْدٖيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَائِلِهِمْ وَلَا تَجِدُ اَكْثَرَهُمْ شَاكِرٖينَ
OKUNUŞU : Summe leâtiyennehum mim beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserahum şâkirîn.
ZAHİR MANASI: “Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.”
BATIN MANASI: İnsanın önü neresidir, arkası neresidir, sağı neresidir ve solu neresidir. Önleri niyetleridir; niyetini hayırdan şerre; arkası en son idrakıdır, hayırdan şerre dönen niyet idrakta da son halini şerren alır; sağları duyguları solları fikirleridir. Sağı vahdeti gönlü duygusudur, solu kesreti aklı ve fikridir. Sağlarına duygularına müdahale eden hissiyat merhametten öfkeye meylettirir, bunu evvela şüphe hissiyle tereddüte düşürür, sonra besleyen fikirlerle fitneye çevirir sonrada inandığı doğruları yavaş yavaş yıkar vücut ülkesinde; soldan yaklaşınca fikrilerine müdahale eder, herkesin selametini isteyen vücutta yavaş yavaş kişinin kendisinin menfaatine uygun fikirler gelmeye başlar ve öyle öyle bencilliğe ve benliğe kadar götürür, işte böylece her taraftan yanaşır, çünkü insanda yaşantısına tesir edecek değişimler ya önden başlar niyetiyle, ya arkadan şekil alır idrak ettikçe, ya da bu niyet ve idrakın oluşumunda etkin olan duyguları ve fikirlerindeki hal ile de yaşamı şekil alır, bunlara müdahale 4 yönden müdahaledir. Birde üstten müdahale ve alttan müdahale vardır, bunları nefsin ve şeytanın emrine vermemiştir Rabbım, alttan müdahale ilmi ezeliye de tayin ettiklerine irşadda kullanacağı Rahman kemalat mazharlarına has kullarıma dediklerine müdahale ettirmez çünkü çekirdeği ne atıldıysa toprağa meyvesi o olacaklardandır, alttan yaklaştırmaz evveli tayinine müdahale ettirmez, birde ahiri tayini vardır buda üstten yaklaştırmaması olan üsten müdahale ettirmemesidir. Burada ise çekirdeği nefsin istediği gibi olsa da Muhammed aşısıyla hakkın yoluna giren kull olan ve bunlar arasından has kul seçecekleri vardır, bunlarda üsten yaklaştığıdır Rabbımın bu yüzden bunlarada yaklaştırmaz yani üsttende yaklaştırmaz; yani evveli tayini olan seçilmişler olan Peygamberleri ile bekadan başlayanlar ile; esfelden başlayıp da âlâ ya seyri sülük edenlerdir. Bunlara da üsten yaklaştırmaz; Rabbım bu nizamı içerisinde nasıl her bir varlığı yerli yerinde kullanıyor ise bizlerde kendimize bakmalı ve kullanılacağımız yerin daha güzel nasıl olabileceği konusunda araştırıcı olmalıyız sonrada netice almak için de mutlaka ceht edip Hakka vuslat etmeliyiz. Rabbım İnsan-ı Asliyemizi bulmak için Rabbımıza vuslat için aşkla ceht eden kullarından kılsın bizleri inşallah.
ARAF SÛRESİ 18. AYET
قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُمًا مَدْحُورًا لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَاَمْلَپَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ اَجْمَعٖينَ
OKUNUŞU : Gâlahruc minhâ mez’ûmem medhûrâ, lemen tebiake minhum leemleenne cehenneme minkum ecmeîn.
ZAHİR MANASI : Allah, dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.”
BATIN MANASI : Cennet denen insandaki mutluluktur; bu mutluluğu bozacak her türlü negatif fikir ve duygu vücut ülkesinde şeytanın yaptığıdır, çünkü şeytan derken ayrı bir varlık düşünmenize gerek yoktur, negatif düşünceler şeytanidir yani nefsanidir; insanoğlu insanlardan en kemalatlı ama âdemden kemalatlı olmayan şeytanı vücut ülkesinde nasıl bulmalıdır, ŞEY demek her şeydir yani her şeyden haberdar bilinmeyenin olmadığıdır, TAN demek aydınlık demektir; her şeyin aydınlığına vakıf olmak aslında kemalattır, fakat nasıl olurda şeytan’a bu isim verilsin; burada bir ayrım vardır, bu kemalat ve kabiliyeti kötü neyet ile birleştirince şey-tan olur çünkü bu kabiliyeti kötüde kullanır yani ATEŞ yakmakta celal yüzünde nefse hizmette ayrılıkta sıkıntı vermekte iç yangınlarının nefsani yüzünde kullanır, bu yüzden ateşten yaradıldı şeytan denir. Ama âdem ise topraktandır yani toprak her türlü tevazu ve alçak gönüllülüğü remzeyler yani selamet ve tüm ateşleri söndürebilecek bir haslettedir, çünkü yangını toprak söndürür, fakat ateş her şeyi yakar iken toprağı yakamaz; âdemin hasleti ateşten üstündür yani vücut ülkenizdeki Ruhaniyetiniz yani o irfaniyet ve kemalatınızı en üstün kabiliyetinizi iyi niyetinizin emrinde kullanmanız ise Âdemiyet’dir. İşte bir insandaki en yüce kabiliyeti irfaniyet ve kemalat aydınlığını kötü niyetle birleştirir iseniz o şeytanlık yapar; iyi niyetle birleştirir iseniz insanlığa hizmet eder; Rabbım cehennemliklerden olmamak için ateşe şeytanlığa hizmet etmemek için niyetlerimizi tekrar sorgulayıp bildirdiği gibi Tevhid üzere Hakkın yolunda olmayı cümle insanoğluna nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 19. AYET
وَيَا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete fekulâ min haysu şié’tumâ ve lâ tagrabâ hâzihiş şecerate fetekûnâ minez zâlimîn.
ZAHİR MANASI : “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.”
BATIN MANASI : Hitab olunan her insanoğlu âdem diye seslenilendir fakat kim ki âdemliğini bulduysa o bu ayeti kerimeden buyrulanı işitendir. Âdemiyetini bulanın eşi Sıfatlarıdır, yani mutmein olmuş nefsin sıfatlardaki tecellileridir. Yani Zatından Sıfatlarına tecelli ederek filleriyle zuhura gelir; burada yasak olan ne bir hal olur nede yasak olan bir ağaç ya da meyve, o zaman yasak olan nedir, eğer yasaklanan ağaç ise o vücut olan benlik olan nisbiyet olan haldir ki o halinize geri dönmeyin buyrulmaktadır, yani idrakınızı düzelttikten sonra; Filleriniz sizin değil iken, Sıfatlar sizin değil iken, Vücut sizin değil iken bunları Rabbınıza vermiş iken bir daha kendinize nisbet etmekten uzak durun denmektedir ki zaten nisbiyet başlar ise o zaman ikiliğe dünyaya ve nefis alemine geri çıkarılır insan; birde yasaklanan meyve ise o da ağacın mahsülüdür ki mutmein olmuş nefisten zuhura gelen tecellilerdir, vücuttan zuhuratardır, onlar her türlü meyvelerdir onlar, işte bunları da kendinize nisbet eder iseniz o güzellikler benimdir derseniz o zamanda hakikatteki manasıyla Takva olan nisbet etmekten korkmamış olursunuz ki o zamanda yine cennetten kovulanlardan olursunuz; ağaca yaklaşanları nedametleri karşılığında yeniden cennete alırlar fakat meyveyi illa kendinden sayanlar ise kovulan adem olurlar; birde bir de kovulmayan ve hiç nisbet etmeyen Âdem vardır onlar ise bu mutluluğu anlatmak için dünya arzına yer yüzüne çıkarılmış ve insanlar arasında Mürşid-i Kamil mazharıyla insanları Zat cennetine davet edenlerdir. Rabbım Âdemiyetini bulup kulağı işitenlerden olmayı işittiği üzere Takva üzere daim olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 20. AYET
فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِىَ لَهُمَا مَا وُرِىَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْاٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهٰیكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هٰذِهِ الشَّجَرَةِ اِلَّا اَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ اَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدٖينَ
OKUNUŞU : Fevesvese lehumeş şeytânu liyubdiye lehumâ mâvûriye anhumâ min sev’âtihimâ ve gâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihiş şecerati illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ minel hâlidîn.
ZAHİR MANASI : Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.”
BATIN MANASI : Avret yeri çoğalma yeridir, çoğalma ise birlikten ikiliğe çıkmadır bu da kişinin kendisine varlık vermesidir, ben varım Allah’da var demesidir. Yani birliğe ermenin mutluğu olan Fillerin Failini, Sıfatların Mefsufunu Vücudun Mevcudunu bildikten sonra kişi ikiliğe inmez, fakat burada ki âdem ile havva özde seçilmiş fakat idraksız o mutluluğu yaşayanlardandır; bakın diyor ki kendilerine gizlenmiş olan avret yeri, yani kendilerine bildirilmemiş ikilik, bu henüz zaten birle bir olma demidir. Burada şeytan denen insanlara göre süflü nefistir, arife göre ise idraksız aşk halinden O aşkın idrakına varma halidir. Tıpkı toplumdaki insanların içimde bir his var ama öyle sıcak öyle mutlu dediği dem gibi, peki bunun neden ve nasıl oluştuğunu Rabbının ilahi aşkını hayat ve enerjisiyle hisse duyguya ve fikre dönüştürmesi ile bildirmesi gerektiğini bildirmek olduğunu bilse ve sonra her hissettiğini fikrinde görse daha güzel olmaz mı? evet işte Zata göre güzel olana daha güzel olmasını bildirmek için yasak denen ama aslında evvelde yasak olmayan ikiliğe inerek sonra birliğe çıkmayı; biz insanoğluna esfeli safiline indirip âlâ’yı illiyun’a çıkarması ile anlatmaktadır, fakat burada dikkat edilmesi gereken ise Seçilmiş dediği ilmi ezeliyede hangi mazharları Rab mazharı yani Rahman sıfatı olarak kullanacak ise onları Bekadan yani meyvenin yasak olmadığı yerine göre doğru olduğu idraklı demden, varlığında bu hakikatleri bildiği mevcudiyetiyle mazhar kıldığı yerden başlatmıştır, bizleri ise bu yasağın işlendiği benlik deryası olan dünya yüzü olan esfel olan nefis arzından başlatarak; ehline giderek ehli ise Ruh semasını bilen ve Beka ehli olan Hakkel yakin Mürşid-i Kamillerden dünkü Resurulu Ekrem Efendimizden sonra varislerinden ve bu günde Ehli Tevhidden talim tahsil ve yaşam ile nefis tahsili olan “Men arafe nefsehu fagat arefe Rabbehu” ile nefisni bilen Rabbını bilir buyurmuş; Fena tahsili ile yani kendine nisbet eylediği nefsi olan Efali Sıfatı ve Zatının onun olmadığı ile, sonrada “Men arefe Rabbehu fagat arefe nefsehu” olarak bildirmiş, Rabbının Sıfatlarından nasıl zuhura geldiği ile de Rabbını Rabbıyla zuhura gelişini bildirmiştir. Rabbım kendisine göre her tecellisinin vesvese de olsa Rahmetine; bizlere göre de onlara sabır göstererek ve üzerimize düşeni yaparak da esfelden alaya birer basamak oldukları idrakıyla bu gün kullanıldığımız yeri iyi görerek Ehlinden Muhammed aşısıyla daha güzel mertebelerde mazharı olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 21. AYET
وَقَاسَمَهُمَا اِنّٖى لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحٖينَ
OKUNUŞU : Ve gâsemehumâ innî lekumâ leminen nâsıhîn.
ZAHİR MANASI : “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.
BATIN MANASI : Birde nefsi insana bunu yapar iken yani varlık verip felakete sürükler iken birde kendince haklı nedenlerle de istikametini tutarlı kılar, çünkü doğru ve sağlıklı bir bilgiyi özünden asıl kaynağından hatta ve hatta henüz Kuran-ı Kerim yok iken irşad olan Resurulu Ekrem Efendimiz gibi birde nefis kitabını okuyarak Tevhid üzere tadabilir ise insanoğlu o zaman işte kolay kolay yanılmaz. Fakat günümüzde gerek Tevhid öğretisinden gerekse Ehil olana gitmenin farziyetinden o kadar uzak ve içerisi başkalıklarla doldurulmuş ve metodu da nuzulen irşattan urucen irşada çevrilmiş bir İslamiyet var ki herkesin doğrusu kendine doğru olmuş hale gelmiştir. Rabbım cümle inanan insanların kalplerini aynı yöne yani fikirlerinde birliğe doğru meylettirerek bu meseleleri ve geçmişteki islam hakikatini ve aslı Tevhid olan Hakkı en güzel en layık bilmek olan kendi varlığını ifna ederek hakkın varlığını Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle nasıl zuhura geldiğinin seyrine mazahar olmayı cümle İnsanlığın nasib kılsın inşallah.
ARAF SÛRESİ 22. AYET
فَدَلّٰیهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادٰیهُمَا رَبُّهُمَا اَلَمْ اَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَاَقُلْ لَكُمَا اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُبٖينٌ
OKUNUŞU : Fedellâhumâ biğurûr, felemmâ zâgaş şecerate bedet lehumâ sev’âtuhumâ ve tafigâ yahsıfâni aleyhimâ miv veragıl cenneh, ve nâdâhumâ rabbuhumâ elem enhekumâ an tilkumeş şecerati ve egul lekumâ inneş şeytâne lekumâ aduvvum mubîn.
ZAHİR MANASI : Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi.
BATIN MANASI : İnsanların böylece yavaş yavaş kendisini de inandırdığı haklı nedenlerle ikilik inancını pekleştirerek ikiliğe sürüklediği demde insana benliği de tatlı gelmeye başlar, işte bu tadıldıkça ben ben ben dendikçe ben yaptım ben gördüm ben bildim ben söyledim ben oldum ben varım ben ben ben; işte mülkünde Rabbımdan başkası yok iken sende onun mazharı iken kendini O’ndan ayırarak ben deyip işte ikiliğe inmiş ve çoğalman ayrı varlık vermen zuhur edince avret mahallin görünmüş oldu, yani batını edepsizlik yapmış ve ayrı varlığım var demiş oldun, şimdi benliğinle çıplak ve edepsizsin bunu nasıl örteceksin bilir isen bunu örtmeyi ehlinden öğrenir varlığını yine ifna eder ve hakkın elbisesini giyerse edep muhafaza olur; ama bilmez ise bunu o zaman ne yapacak tabi ki o zaman hemen cennet yapraklarını kullanacak; yaprak ağaçtaki meyvenin habercisi ve evvelidir. Yani eseri gösteren efaldir; Eşyanın hakikatindeki eser efale, efal esmaya, esma sıfata sıfat zata tabidir. Çekirdek zat, gövde sıfat dal esma yaprak efal meyve eserdir. Şimdi cennetten kovulan o mutluluğu tekrar elde edecek fillerle yaşamaya gayret eder, zaten öyle değil midir, kişi ben ben ben de dese yine ibadet ve taatlarla bu benliğini örtmeye gayret eder, ama o yapraklar bunu örter gibi görünse de mahallini örter ama mahallinin bağlı olduğu mahalleri örtmez, çünkü yaprak kadar bir yönelme tamamlamaz kişide ki tam örtünmeyi; kişinin niyeti duruken ibadet fiilleriyle kull görünsede içinden kabaran kibriyle nefsiyle kendine nisbet etmektedir o halini; Çünkü kendinize varlık verdiyseniz bütün vücut çıplaktır, bütün varlığınızı ifna etmeden yani Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmadan hakkın varlığıyla var olamazsınız ki örtünmüş olasınız, bunun için yaprak kadar bir örtüde sizi örtmüş sayılmaz az bir fiil taklidi bir şeriat insanı Hakka kull kılmaz. Rabbım bildirdiği üzere ayetlerindeki hikmet ve ibretleri Muhammedii idraklarla idrak edip yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 23. AYET
قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
OKUNUŞU : Gâlâ rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve il lem tağfir lenâ ve terhamnâ lenekûnenne minel hâsirîn.
ZAHİR MANASI: Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”
BATIN MANASI : İnsanın kendine Zulmu Kuran-ı kerimde iki şekilde geçer bir buradaki gibi nefis ehillerinin kendine zulmü, birde emaneti alan insanın âdemiyet mazharının kendine zulmü zalim ve cahil oluşu; işte farkı fark etmek için açık idrak ve mutlaka ehlinden Tahsil gereklidir. Nefis ehlinin kendisine zulmü Sıfatlarını nefsin emrinde kullanmakla ömrünü heba etmesidir. Ruh ehlinin zulmü ise nefsine istediğini vermemekle onu terbiye etmekle ona zulum etmesidir ki işte ikisi de birbirine o kadar uzaktır. Rabbım bizlere Ruh ehlinin zulmunu nefsine istediğini vermeyecek iradeyi nasib eylesin, bunu da ehlinden tahsil ile bu varlığın bizim olmadığını öğrenmekle vücudu sahibine vermekle ancaksın küllü iradeye dahil olmakla yapar mazhar, çünkü o mazhardan yapan Rabbı olur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede nefsin tahakkümüna geri düşmemeyi ve daim son nefese kadar Ruhun emrinde olup nefse meyyal sıfatların zalimi olup o sıfatlara merhamet ederek mutmein nefsin sıfatlarındaki tecellilerine mazhar olmayı nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 24. AYET
قَالَ اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِى الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى حٖينٍ
OKUNUŞU : Gâlehbitû bağdukum libağdın aduvv, ve lekum fil ardı mustegarruv ve metâun ilâ hîn.
ZAHİR MANASI : Allah, dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.”
BATIN MANASI: Yeryüzünde tenzih idrakı uzun zaman teşbih idrakı tenzihe göre daha kısa zaman yaşanılacak ama sonunda hayal ve zanlarından kutulan insanoğlu Tevhid ilmi üzere aradığı Rabbını kendine nisbet ettiği varlığı aradan çekince Zat yönüyle tenzihte sıfatlar yönüyle Teşbihte her iksini de kendi vücut ülkesinde bulmasıyla Tevhiden Rabbına vuslat edince artık yeryüzünde bir zamana kadar kalacak olan ve birbirine göre düşman görünen idraklar değişecektir. Ehline göre asla tenzih ve teşbih birbirine düşman değil aynı niyetin tamamlayıcısıdırlar, Tevhiden zuhurun aşamalarıdırlar, Peygamberler bile bu sıraya göre gelmişlerdir yeryüzüne; nefis ehillerine göre nasıl Tenzih Peygamberinin ümmeti Teşbih Peygamberini ve diğerlerinin ümmetlerini de beğenmiyorsa, teşbih Peygamberinin ümmeti de Tenzih Peygamberini ve Tevhid Peygamberini ve ümmetini beğenmiyorsa yani layıkıyla idrak edemediğinden ayrı görüyorsa bu ihtilaf nefis ehillerinin de yaşantılarına inince toplumda tabii olarak görülmesi de kaçınılmaz olacaktır, öyle ki hatta en aşağı nefiste bile birisi Allah diyecek diğerine saldıracak diğeri de Allah diyecek ve diğerine saldıracak, ikside aklısıra Lailahe illahe illallah olan tevhidi yapmakta ama Elçisi ile birleştiremediklerinden Muhammeden Resurullah diyememiş durumdadırlar, ne zaman idrak ederlerse her bir varlığın ne filleri kendisinin ne sıfatlar nede vücudu kendisinin o zaman anlayacaklar ki her varlık Zatın elçisi ve Muhammediyetde mazharı nisbetinde olursa tafsilatı muhammediyeden, kabı insan nisbetinde olursa nuru muhammediyeden ama insanlar arasında da Hakkel Yakiin Mürşid-i Kamil derecesinde olunca da Hakikat-ı Muhammediyeden olduğunun idrakına varacaklar ve bu günkü mazharlarda nasıl aynı hakikat üzere Rabbımın kemalat ve irfaniyetim dediği Muhammediliğinin an be an gün be gün halen taptaze ve dipdiri olarak aynı Ruha mazhar olanlarda Muhammedin Ruhunun Muhammedi kemalat ve irfaniyetin en yüce vakıfiyet idrak ve zevkle yaşamın devam ettiğini görecekler. O Zamana kadar ise bu ikilik halleri devam edecektir, günümüzde de bu sıkıntıların artması toplumun hayal ve zandan kurtulup tenzihden teşbihe geçme sıkıntılarıdır, ama ehli olan iyi bilmektedir ki bu alem topyekün tevhidi en yüce yaşamaya adaydır ve evvelinde zaten özde o demde idiler, o zaman dem den, deme değişen bir şey olmayacak nasıl ehli Tevhidi yaşıyorsa alemde bunu zamanla yaşayacaktır irşad arttıkça; sadece dünya zamanıyla bu geçiş biraz zaman alıyormuş görünecektir. Rabbım ehillerine dost olarak evvel ve ahiri aynı idrakla gösterip “başıda sonuda birdir” batın ve zahirini de “benden zuhura gelen” bu vücutta yakinen tatmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 25. AYET
قَالَ فٖيهَا تَحْيَوْنَ وَفٖيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ
OKUNUŞU : Gâle fîhâ tahyevne ve fîhâ temûtûne ve minhâ tuhracûn.
ZAHİR MANASI : Allah, dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız.”
BATIN MANASI : İşte bir önceki ayeti kerimedeki gibi toplanılacak yer Tevhid idrakıdır; yani haşrolunan yer bedenler için insanlar hayalde zanda bir toprağın altında ahiret düşünür iken iyi bilmelidirler ki kişi bu bedenini giymeden evvel aynı vücudunun ruhlar aleminde resmedilmiş hali yani görüntüsü gibi olanı var idi buna ruhlar alemindeki vücudu denir latif vücudu o vücudunda iken asıl oynayacağı senaryo olan film olan hali tesbit için duygu ve düşüncelerle bezenmiş idi, işte bu gün insanlar nasıl ruhlar alemindeki tenzih fikirleriyle teşbih fikirleriyle bezenmiş iseler, bu günde yer yüzüne gelince aynı fikrin himayesinde hayat sürmektedirler, işte ruhlar aleminde de toplanılacak fikir ve yer Tevhid idrakıdır ve livaul hamd sancağı olan Mürsel fikrin etrafıdır, işte insanlar bu aleme gelince de ayrı fikirler çatışmakta benzer fikirlerde olsalar her bir fikir kendi sancağını çekmiş durumdadır en güzeli benim fikrimdir bu fikirdir denmektedir. Aslolan en güzel hissiyat en güzel duygu ve en güzel fikir Cenab-ı Allah’ın Resulu Ekrem Efendimizin vücut ülkesinde yaşadığı ve yaşattığıdır, bunu da Resurullah Efendimizi kullandığı makamından yani alemlere Rahmet olan en yüce merhametinden ve bütünün selametinin isteği olan Mürsel fikrinden tanımaktayız işte herkes bir gün ihtilafsız mutlaka bu hissiyat duygu ve fikrin etrafında toplanacaktır yani ortak kanaat en güzel duygu ve fikir bunun olduğu kanaatiyle zahire çıkacaktır; işte ne zaman ki bunu idrak edenler çoğalmaya başlar gerek vücut ülkenizdeki kabullenişiniz ile vücudun işlediği fiiler değişmeye başladığı gibi bunu aileniz belde ve ülkeniz ve bütün dünya kabullenmeye başlar ise de o zaman bu hal alemde de zuhur edecektir. Zira güzel ahlakın tamamlanması da buna işarettir. Rabbım bu yolda yoldaş ve kardeş olan Tevhid üzere yaşayan kullarından eylesin cümle insanoğlunu inşallah.
ARAF SÛRESİ 26. AYET
يَا بَنٖى اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارٖى سَوْاٰتِكُمْ وَرٖيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
OKUNUŞU : Yâ benî âdeme gad enzelnâ aleykum libâsey yuvârî sev’âtikum ve rîşâ, ve libâsut tagvâ zâlike hayr, zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn.
ZAHİR MANASI : Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).
BATIN MANASI : Çoğalma mahallerini örtecek elbiseleri Tevhid elbiseleridir. İnsanların avret mahalleri bacak aralarında değil, kafalarındaki idraklardadır, bunların süflü olanları cibilliyeti çok bozuk fillerle zuhura gelir, fakat ulvi gibi görünse de ikilikte olanları da farklı idrak ve inançlarla yada yalnız tevhidin bir yüzü olan tenzihle yada yalnız teşbihle görülür, bu idrakların süflü olanları bedenen avret yerlerinden diğerleri de idrakın avret yerlerinden geçer, bunları ve her iki avreti de örtecek ise Tevhid idrak şuhud ve yaşamıdır; süslenecek elbise ise tevhid ile haşroldukça varlığı kalmayanlardan açığa çıkan Rabbıdır; Rabbının varlığıyla Sıfatlarından tecelli eden bütün yücelik ve güzellikler ise onun süsüdür, yani Allah’ı bildiren bütün güzel ahlak o mazharın süsüdür, onlarla bezenir onlarla süslenir hakkın boyasıdır bu süsler; işte bütün bu güzelliklerle giyinir ve süslenir iken bu halin en güzeli ise o yücelik ve güzellikleri kendine nisbet etmekten sakınman olan Takvadır buyurmakla da Takva elbisesinin en hayırlı olduğuna işaret vardır, zaten bu hal Rabbınızın iken tekrar kendinize nisbet etmek zaten takvasızlık ve edebe aykırılık olur ki hemen batın edepsizlik zuhur edeceğinden batın avret yerlerinizde zahire çıkmaya başlıyacaktır, bu evvela hissiyatınızı kıracak duygularınızı bozacak ve karşıt fikirlerle de görünmeye başlayacaktır o fikirlerde fiillere dönüştükçe değişen ahlakınızla da yağan süflü yağmurla boyanız akacak çıplaklığınız meydana çıkacaktır. Rabbım buyurduğu Rahmeti ilahisindeki bu hallerle hallenmeyi bu elbiselerle örtünmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 27. AYET
يَا بَنٖى اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَا اِنَّهُ يَرٰیكُمْ هُوَ وَقَبٖيلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطٖينَ اَوْلِيَاءَ لِلَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ
OKUNUŞU : Yâ benî âdeme lâ yeftinennekumuş şeytânu kemâ ahrace ebeveykum minel cenneti yenziu anhumâ libâsehumâ liyuriyehumâ sev’âtihimâ, innehû yerâkum huve ve gabîluhû min haysu lâ teravnehum, innâ cealneş şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yué’minûn.
ZAHİR MANASI : Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.
BATIN MANASI : Sizden öncekilerin de fikirler ve idraklarında bu haller olduğu için onların da sapmaları zuhur etmiş idi, sizlerde aynı fikirlerinizde ısrar etmeyin buyurmakla, tenzihen bir iman ve idrakda olanlara teşbihe geçmeleri ve tevhidi de böylece idrak etmeleri tembihlenmekte, yalnız teşbihte olanlara da tenzih yönünü de unutmamaları ve tevhiden bir idrakla yerinde görerek yaşamaları tembihlenmektedir. Bu nasihatları tutmamakla nefse hizmet edileceğinden şeytan olan sizdeki süflü aydınlığa da yönelinmiş olunacaktır, böylece şeytanla dost olmak süflü aydınlıkla yakin olmak eski süflü idraklarınıza geri dönmek olacaktır; buna da dikkat edilmesini bu gün bütün insanoğluna Rabbım nasihat etmektedir. Rabbım bildirdiği gibi nasihatlarını tutan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ARAF SÛRESİ 28. AYET
وَاِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَا اٰبَاءَنَا وَاللّٰهُ اَمَرَنَا بِهَا قُلْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَاْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ve izâ fealû fâhışeten gâlû vecednâ aleyhâ âbâenâ vallâhu emeranâ bihâ, gul innallâhe lâ yeé’muru bil fahşâé’, etegûlûne alallâhi mâ lâ tağlemûn.
ZAHİR MANASI: Çirkin bir iş işledikleri vakit, “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?”
BATIN MANASI : İnsanoğlunun ataları kendisinden evvelki dedeleri olduğu gibi, eski idrak ve kabullenişleri de atalarıdır, örneğin ayeti kerimedeki gibi nisa sûresi 78. Ayeti kerime 79 un atasıdır ama tekâmül ve netliğini 79. Ayeti kerimede alır, bir önceki ayeti kerimede hayır ve şerrin her ikisi de Allah’tandır derken 79. Ayeti kerimede ise hayrın Allah’tan şerrin eksikliğin ise kuldan olduğunu söyler, yani her ikisinin de halk edicisi yaradıcısı 78. Ayeti kerimeye göre Allah’tır fakat işleyen olarak 79. Ayeti kerimede hayrı güzel olanı Rabbım işler eksik ve şer denilen ise bendeki isnad ve kabiliyet eksikliğindendir eksikler nefsimdedir denmelidir, şimdi hal böyle iken insandaki eski kabullenişler atalarıdır yani taklidi bir imanla toplum hala Nisa Sûresi 78. Ayete kadar okumuş ve halen öyle kabul etmektedir yani hayırda şerde Allah’tan demekte ve ne işlerse işlesin benden Allah böyle işledi demektedir, yani gerek ayeti kerimeleri tam idrak edemediklerinden gerekse insanoğlundaki tekamüldeki eksikliklerden gerekse istiklali imanın gereği olan merakla araştırıcılık ve doğru bilgiye ulaşamadıklarından hemen taklidi iman ehillerinin kabul ettiği gibi kulaktan dolma bir inançla yaşamaya devam etmektedirler. Allah asla ve asla kötü denen eksik denen yapma denilen bütün ayetleriyle sabit olan hiçbir hali yap diye emretmez, o filleri halk etmiştir ama bilinmesi içindir bilgidir işlenmesi için değil, düşünen insan zihninde hayrı ve şerri seçebiliyorsa onu işlemeden de hatayı bilir, illa düşüp kalktıktan sonra idrak edilip yaşanılacak diye bir hal yoktur, bunun için bilen idrak eden düşmeden ders alır bilmeyen ise o da düşer kalkar öyle akıllanır cahiller ise defalarca düşer kalkarlar ahmaklar ise ömürleri bitse asla ders dahi almazlar, Rabbım cümle insanoğluna olduğu yeri bilmek için nefsini bilmeyi nefsinin bilenlerinde Rabbını bileceğinden Rabbına yüzlerini dönmelerini en kısa zamanda nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 29. AYET
قُلْ اَمَرَ رَبّٖى بِالْقِسْطِ وَاَقٖيمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِصٖينَ لَهُ الدّٖينَ كَمَا بَدَاَكُمْ تَعُودُونَ
OKUNUŞU : Gul emera rabbî bil gıst, ve egîmû vucûhekum ınde kulli mescidiv ved’ûhu muhlisîne lehuddîn, kemâ bedeekum teûdûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (O’na) doğrultun. Dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.”
BATIN MANASI : Yüzün Allah’a yöneltilmesi insanın başını sağa sola veya belli bir yere yöneltmesi değildir. İdrakını O’na odaklamasıdır. Bunun içinde O dediği zaman bir şuhudu gereklidir. Secde de kulun namazdaki yüzünü yere değirdiği yer değildir. Bu secde tabiyet secdesidir; kim ki nefsine zulmedipte Resulune giderde Nisa Sûresi 64. Ayeti kerimedeki gibi tevbe ederse O da onlar için bağışlanma dilerse o tevbelerin kabulünden şüpheniz olmasın buyurulması şuna işarettir. Muhammede tabi olanın Allah’a tabi olmasıdır, bu da Allah bir mazhardan icraatını yapmasıdır, Tıpkı hicr Sûresi 29. Ayeti kerimedeki gibi Ruhundan bir Ruh üfürmsi mazharından bunu yapması olduğu gibi; böylece mazahrın kendisine değil O mazhardan beni irşad edendir Rabbım der iseniz bunu tevhid tahsiliyle O mazharın; Fillerini Sıfatını ve Vücudunu kendinizin vücdunu ifna ettiğiniz gibi ifna ederseniz mürşüd ve Efendi dediğimizin Allah’ın Rahman kemalat sıfatı olduğunu görmüş olursunuz bu da o mazhara Rabıta yapılmadığı ama O mazhardan da başka yerden Rabbımın irşad etmediği manasına gelir, o zaman O mazhardan irşad edendir Rabbım derseniz kula değil Rabbınıza Rabıta kurarsınız, aynı kemalat ve irfaniyeti kendi vücudunuzda gördüğünüz zaman Rabbınızı gönlünüzde kemalatıyla bulduğunuz zaman ise sizdeki Rabbınıza bilerek ve görerek ibadet etmiş olursunuz ve Allah’ın bir olduğunu Zat ve Sıfatın ayrı olmadığında ve her varlıkta bu nizamın aynı olduğu ile mülkünde O’ndan başka olmadığına ve Zatından Sıfatlarına tecelli ederek Sıfatından da esma alarak Fiilleriyle zuhura gelen olduğunu görürsünüz, ve her gördüğünüz hakikatinde böylece Rabbınızın yüzü olduğu görülür, fakat kulluğa inildiğinde dikkat edilecek olan fillerin cibilliyetindeki farktır, iyi bir fiil zuhur ettiğinde Rabbınıza kötü bir fiil zuhur ettiğinde de nefsinize yani kendi eksikliğinize nisbet edeceksiniz. Rabbım böylece O dendiğinde idrak ve şuhudu olan ve döndürüldüğünde ise idrak şuhud ve zevklerle halinle benzemenin bir döndürülme olduğu idrakıyla O’nda O olarak daim olmayı Resulune nasib eylediği gibi cümle Ümmeti Muhammede de nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 30. AYET
فَرٖيقًا هَدٰى وَفَرٖيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ اِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطٖينَ اَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
OKUNUŞU : Ferîgan hedâ ve ferîgan hagga aleyhimud dalâleh, innehumut tehazuş şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yahsebûne ennehum muhtedûn.
ZAHİR MANASI : Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık lâyık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.
BATIN MANASI : Bakın Allah sapıklık verdi demiyor ayeti kerime Allah’ı bıraktıktan sonra sapmaları neticesinde oldu diyor, yani hidayet üzere halk edilmemiş ruh ve halk olmamış beden yoktur, onlar şu mihval üzere bahsedilen halden yani her doğan islam fıtratı üzere doğmasına rağmen ailesi yada diğer etmenlerden dolayı değişikliğe sapmaya uğrayabilir, idraklardan da bütün idraklar aslında neyin iyi neyin kötü olduğunu iyiliğin Rabbımıza kötü ve eksik olanında kişinin kendisinin işleyeceğini iyi bilir ama öyle bir sapar ki hali ve idrakı öyle bir döner ki kişideki süflüyete meyyallığında ısrar edişi nisbetinde o halde uzun zaman yaşadığından hem kalp taşlaşır hem hissiyat ve duygular köreldiğinden idraklarda tefekkürsüz ve idraksız kalır böylece kişi sapıklık sahasında görevlendirilmiş olur; aynı zamanda hallerinde kalıcı ve memnun olanları da günümüzde de oldukları gibi kendi durumlarını överek doğru yol budur hidayet böyle gelir buyurmaktadırlar, eğer bu güne kadar süflü olsun ulvi olsun bütün cemaet ve tarik olan metodlarla selamet layıkıyla gelememiş ise bilinsin ki mutlaka bir yerde bir eksik vardır; çünkü Tevhid idrakı olmadan oturmayan bir itikad oturmayan amelle yer etmeyen muamele ile açığa çıkamayan güzel ahlak olmadan da selamet bilinmez ve bildirilemez, eğer bir yerlerde mutlaka bir eksik var diyor ise bütün inanan kardeşlerimiz iyi bilsinler ki görüyormuş gibi değil bilerek ve görerek ibadet etmekten geçer; sağlam ve doğru bir itikadla hayal ve zandan kurtularak kendi vücut ülkesinde bizzat Zatından Sıfatına Sıfatından da esma alarak filleriyle açığa çıkan Rabbına iman etmelidirler, böylece açığa çıkan güzel filleri Rabbımıza eksiklerini de kendimize nisbet ederek nefsin tahakkümundan Ruhun emrine girmeyi Ehli Tevhidden tahsil ile yol almak en doğru formül olacaktır zira Allah İbrahim a.s’a ve torunlarından da aynı yolu tarif ile Resurullah Efendimize ve Sahabeyi Güzin den Evliyaullah’a ve günümüzdeki Mürşid-i Kamillere ve bizlere değin aynı öğretinin yol ve motodun takibi ile ancaksın yegane selamet gelecektir. Rabbım bildirdiği üzere bir yol izlemeyi ve selamete çıkmayı cümle insanlığa nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 31. AYET
يَا بَنٖى اٰدَمَ خُذُوا زٖينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفٖينَ
OKUNUŞU : Yâ benî âdeme huzû zînetekum ınde kulli mescidiv ve kulû veşrabû ve lâ tusrifû, innehû lâ yuhıbbul musrifîn.
ZAHİR MANASI : Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
BATIN MANASI : Mescid zahiren ibadetgahlar olduğu gibi batınen de insanoğlunun asıl görüşmeyi yaptığı yer gönül mescididir. Rabbını orada bir mazhardan bulur ve görüşür, bunu bilmiyorsa insanlar öğrenmeli ve görmelidir ve görüşmelidir. Resurullah Efendimiz bunu İbrahim A.S’dan bu güne nasıl olduğunu Tevhid ilmi ile Sahabey-i Güzine ve Evliyaullah’a ve günümüzde de Mürşid-i Kamillere kadar aktarılmıştır, bu tahsili; takılacak ziynet ise değerli olan kişideki zahiri ve maddi varlıklar değil batın olan güzel ahlaktır, aslolan kişinin 3 ziyneti vardır kendine nisbet ettiği varlıktan kutulmuş ise Rabbının varlığıyla var olmasıdır asıl ziyneti asıl değerli olanbu vücudun Rabbımızın olmasıdır, bu vücut benimdir derseniz mezara Rabbnızın olur ise kabre konulur, mezar toprağın altıdır kabir ise gönüllerdir. Yiyip içmek batıni gıdalardan nasiplenmektir, ruhun ihtiyaçlarıdır fakat bunların israf olmaması ise gerektiğinde gereken tecellilere mazhariyettir, yani tecelli Efale tecelli Efal ile cevab olmaktır, bu mazhariyetin gerekenin olmayışı israfsızlığıdır, birde tecellilere mazhar olmadan boşa giden yeni doğuşlar vardır, onlarında zayi olmaması için ya kayıt altına alınmalı yada hemen yaşama sohbetle eklenip yaşanmaya devam edilmelidir; bu da gelen bir tecellinin boşa gitmemesi yani israf olmamasıdır, aslında insanoğlu kendisini yakın takibe alsa ve tefekkürürne dikkat etse o kadar fazla bir donanıma sahib olduğunu görecektir ki sonsuz neredeyse, fakat bizlere ne kadar hatırlatılırsa hatırlatılsın ayetlerin neredeyse 3’te biri bile bunu hatırlatsa da bizler yine de tefekkür etmiyor, Hakk ve Hakikati layıkıyla bilemiyoruz. Rabbım Tevhid tahsilinin ilk demi olan zikir deminde nasıl ki Cehri, Kalbi ve Tefkküri merhalelerle tekamülümüzü istemekte ise bu günde bu ufkumuzun açılması layıkıyla idrak şuhud ve zevkle yaşam için mutlaka ehline gitmeli ve ehlinden bu tahsilimizi yapmalıyız; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ehlinden layıkıyla tashil ile Tevhid üzere bir yaşam geçirmeyi nasib eylesin.
ARAF SÛRESİ 32. AYET
قُلْ مَنْ حَرَّمَ زٖينَةَ اللّٰهِ الَّتٖى اَخْرَجَ لِعِبَادِهٖ وَالْطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِىَ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Gul men harrame zînetallâhilletî ahrace liıbâdihî vet tayyibâti miner rizg, gul hiye lillezîne âmenû fil hâyâtid dunyâ hâlisatey yevmel gıyâmeh, kezâlike nufassılul âyâti ligavmiy yağlemûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”
BATIN MANASI : Bütün helal olan zahiri mevcudat ve güzel ahlak olan batın rızıklar vücut ülkenizde mutmein olmuş sıfatlardan tecelli eden bütün güzellikler hakkın bu mazharlardaki tecellisidir bunlar rızıktır ve ziynettir. Hakkın varlığı olan bütün mevcudat Zatın bütün sıfatları rızkıdır; dünya hayatında rızık kıyamette ise bunun onlara özgü olması şudur, kulluğa inildiğinde dünya olan halk yüzüyle bunlar varlık sahibi olanlarındır, ama ne zaman ki ölmeden evvel ölür ise varlığını kendine değil de Rabbına nisbet eder ise Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fenai Zatı idrak ettikten sonra Tecelli Zat Tecelli Sıfat ve Tecelli Efalin sahibine kavuşmuş ise ölmeden evvel ölmüş ve Hakkın varlığıyla var olmuştur işte o zamanda idrak eder ki artık müminlerin rızkı ziyneti olan dediği sıfatların değil Zatındır bunca mevcut ve mevcuttaki bütün tecelli; işte böylece ayrı ayrı izah olunması veya ayrıntılı bir biçimde daha net ışık tutulması ayet olan hakikatleri delilleri şerh eylemek insanlar için dereceten idrak yolları açmak esfelden âlâya benlikten nisbiyetten kurtulup varlık sahibine kavuşmak içindir. İnsan-ı Asliyesini bulmak bütün insanlığın Tevhid ile gelecek olan yegane selameti içindir. Rabbım Tevhid ışığı ve melamet neşesi ile en kısa zamanda bütün insanlığın selamete çıkmasını nasib eylesin inşallah. AMİN.
ARAF SÛRESİ 33. AYET
قُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّىَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْاِثْمَ وَالْبَغْیَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهٖ سُلْطَانًا وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Gul innemâ harrame rabbiyel fevâhışe mâ zahera minhâ ve mâ betane vel isme vel bağye biğayril haggı ve en tuşrikû billâhi mâ lem yunezzil bihî sultânev ve en tegûlû alallâhi mâ lâ tağlemûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
BATIN MANASI : İnsanoğlu bu vücut ülkesinde ne yalnız ten ne yalnız ruhtur, ikisine birlikte insan denir. Sırreten his duygu ve düşüncelere suretende vücut denen bir bedene sahibtir, içerideki halin bu vücudu kullarak fillerle vücuda gelen haline icraat eser ve zahir’i denir. Ariflere içerde olan her hal fillerle zahirdir yani onlara gizli olan bir hal yoktur fakat henüz sırretlerde tecelli etmemiş yani âdemde olup da alemde zuhura gelmemiş olanlar vardır işte bunlar arfif’te tecelli etmemiş olanlardır işte Rabbım batını evvel olan gizli ile batını zahir olan gizliden ehline bildirmekte ehli olmayanların bazıları ise bunları zuhura gelişiyle bilmekte bazıları da bildirilenleri bildirenlerden ve yazdıklarından bilmektedir; işte bunlar arasında nefsin süflü yüzü olan vücutta niyetin kötüsü gibi görünen ve ulvi yüzü olan vücutta iyi niyet ve hissiyatla görünmeye başlayan bu hallerin hepsini Allah Tecelli eden olarak yani vücut ülkesinde ayeti kerimeyle sabit olan kalbi ile kulu arasında gidip gelen yani vücut ülkesinin tamamında tecelli eden hayat ve enerjisiyle diri ve ayakta olan Rabbım his ile ilk görünen, kalpte duygu ile daha açık bir hal alan ve fikre dönüşmesiyle de mesajını bildirendir, bu fikrine düşenlerin iyi olanlarını vücut sahibine yap der; kötü olanlarını da yapma bunları bil diye gönderir, kendisini takib edenler nefis kitabını okuyanlar bunu Rab mazharından da bizzat görür vücuttaki her tecellinin gelişinden fiile dönüşmesiyle de görür, fakat insanoğlu kendisini yakın takibe almadığından vücudunda her meydana gelen hali düşünmeden yaşar ve sonuçlarında da sevap ve günah diye birbirinin zıttı filler zuhura gelir, hatta bunların akıbetlerinden kötü olanlarından zarar dahi görseler kimisi nasihat almaz ve devam ederler, bunlar kalbi taşlaşmış süflüyette mutlu olanlardır günümüzde bütün dünya nüfsünün yarısının servetine sahib olan devlet ve ordusuna kadar kurabilecek ailelerdir; ama bilmedikleri kendi nesillerine çekilmez bir dünya hazırladıklarıdır; bazıları da vardır bu halden rahatsızdır ama henüz yüzünü tam dönmemiştir Rabbına, bazıları da Rabbına yüzünü dönmüş metoden tam kemal bulmuş bir yöntemle tam selamete çıkamamıştır; oysa Ehli Tevhid Rabbımın Tevhid babası olan İbrahim a.s’a torunları olan İshak a.s dan bir ümmete İsmail a.s’ın soyundan da diğer bir ümmete bu ilmini ulaştırmıştır; Resurullah efendimizi İbrahim a.s’ın dini üzere olmasıyla İslam olanlara teslim olanlara Tevhid ve vahdet anlayışını bildirmiş, ve tevhidin değişmez 3 kaidesini böylece İslam Vahdet ve Tevhid olarak bildirmiştir. Bu günde aynı öğreti ile sağlam bir itikad sahibi olmadan asla ve asla selamete çıkmak mümkün değildir. Rabbım Ehline gidip İtkikadımızı amel muamele ve ahlakımızın olması gerektiği gibi doğru bilgi şuhud ve zevk ile yerli yerinde amiliyette daimlikle nasıl bir yaşam modeli olduğunu yaşayarak öğrenmeyi cümle İnsanoğluna nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 34. AYET
وَلِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌ فَاِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
OKUNUŞU : Ve likulli ummetin ecel, feizâ câe eceluhum lâ yesteé’hırûne sâatev ve lâ yestagdimûn.
ZAHİR MANASI: Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
BATIN MANASI: Ecel insanlar için zahir manada ömrün süresidir, fakat batınen mülkünde kendisinden başka olmayan alemde Hakk baki ise her şey bakidir, fakat her şeyin her şey olduğu yerde yani Rububiyetinde esma sıfatın alınan halk olunan yerde tebdilat vardır; yani vardan var olmuşuz, görünmez iken görünür olmuşuz, görünmüyor yarın zahir gözle görünmüyor iken de yok olacak değiliz, o zaman Allah’ta bakidir bütün mevcudatta bakidir. O zaman ecel nedir, işte o zaman ömür bir şekilden bir şekile bir boyuttan bir boyuta bir alemden bir aleme geçiş mevcuttaki tebdil ömrüdür; son kullanma tarihi gibidir zahir bedenin ömrü; yani var gibi görünen ecelidir, asıl bu hal idraklar da yaşanmaktadır, eski idrakınla olan sen ile yeni idrakınla olan sen arasındaki fark insanlar için ölmeden evvel ölme demidir; “mutu kable ente mutu’dur” İşte ölmeden evvel ölenler eceli yani tabdili gelmeden maddeden manaya dünyadan ahrete halktan Hakk’a tebdil olanlardır; Allah’a döndürülmekte bunun için gereklidir, yani ecel olan idraklar değiştikçe ayrılıktan birliğe halk olan yüzden esma ve sıfatı kaldırınca Hakk’a olan yüze tebdil olmaktır, tıpkı bir kütlede 3 değişik maden var iken bakır gümüş ve altın aynı maddede mevcut iken ayrıştırmalar ısıtmalar ve tebdilatlarla diğer maddelerden ayrıştırılınca geride saf altın kalır işte o demek olur ki Altın’a dönüştürüldü yani var olandan başkası kalmamış oldu o maddede işte insanda Tevhid tahsil talim ve daim yaşamı ile benim dediği vücudu ifna ile idraken şuhud ile zevken yaşamdaki daimlik ile de Hakken tebdilini esmasından Muhammediliğe ordaki kemalat ve irfaniyetin yüceliğince de Hakk’a tebdil etmiştir. Rabbım tecellisi ile bir an ileri ve geri geçmeyen zamanı gelince idraklanmayı nasibimiz kıldığı gibi idraklandığımız hali de daim yaşamayı yüce tecellilerine mazhar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 35. AYET
يَا بَنٖى اٰدَمَ اِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتٖى فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
OKUNUŞU : Yâ benî âdeme immâ yeé’tiyennekum rusulum minkum yegussûne aleykum âyâtî femenittegâ ve asleha felâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.
ZAHİR MANASI : Ey Âdemoğulları! İçinizden size benim âyetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve hâlini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.
BATIN MANASI : İnsanlık ilk demden bu güne ve yarına dek; bakide baki olan sonsuzluğa dek irşadda kemale ermekte ve debdile devam etmektedir. Dün Elçiler Nebiler ve Mürseller ile son Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v’e dek Allah nasihatlarını suhuf suhuf ayet ayet bildirilmiştir. Peki son Peygamber Efendimizden sonra bildirilen nasihatların bildirilmesi kesilmiş midir, hayır kesilmemiştir. Allah nasıl ki kulunun kalbi ile vücudu arasında gelip gidiyor ise yani bütün bir vücudunda daima tecelli ediyor ise o zaman tecelli etmeye devam etmektedir. Ve bizlere de nasıl ki İsra Sûresi 14. Ayeti Kerimedeki gibi nefis kitabımızı okumayı bildirmekte ise o zaman her yeni neslin okuyacağı ve Kuran-ı Kerim ile ikiz olan kitab nefis kitabıdır, yani Allah her insana kendi dilinden anlayacağı ve her dakika sayfalarının okunacağı sadırlarda yazılı olan kitabı okutmaktadır; çünkü bir daha kitab peygamberi gelmeyecek demek Allah’ın bildirmesinin bittiği demek değildir. Aynı Resurullah Efendimizin sadrına tecelli edip fikrine düşürdüğü hakikatleri ve tüm nasihatları nasıl toplatılarak Kuran-ı Kerim haline getirilmiş ise, onun gibi temiz bir gönüle sahib olabilenler olur ise bildirdiklerine ayet demekte; demek ki o kadar yüce ve güzel bir gönül ehli daha gelmeyecektir, fakat Evliyaullah gibi temiz bir gönüle sahib olanlara da bildirdiklerine ilham denir o zaman ayete mazhar olunamıyor ise cinsinden olan ilham ettiklerini gönlünüzde bulmak mümkündür bu günde yine Verasetül Enbiya Enbiyaların Varisleri olan Mürşid-i Kamillerin gönüllerine tecellisi ile her ihvanın her ihtiyaç sahibinin nasibini, sunduğu kevserden Rahimiyet tahsiliyle Rahman olanın Kuran-ı nasıl talim eylediğinin aynısını Tevhid üzere bildirmekte ve bu günde yine bütün insanoğlunda tecelli etmektedir; aslolan O’nu bulmak değil bulduranı bulmaktır, bulduranı buldu mu insan Rabbını bulması kolaydır, yeter ki sıdk ile nasihatlara uyulsun; Rabbım bütün insanoğluna kendisini bulmak için bulduran Ehli Tevhid-i bulmayı en kısa zamanda ihsan eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 36. AYET
وَالَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا اُولٰئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
OKUNUŞU : Vellezîne kezzebû biâyâtinâ vestekberû anhâ ulâike ashâbun nâr, hum fîhâ halidûn.
ZAHİR MANASI : Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
BATIN MANASI : Ayet delil demektir. Bir delilin yalanlanması aslı hakikatinde mümkün değildir. Yani bir şey siyah ve beyaz farkı gibi net ise bu delil kanıtlanmış olandır. O zaman bunu yalanlamak mümkün değildir. Fakat vücut ülkesinde onu yalanlatan nedir, insanın aslı hakikatinde aslı bir olan nefsin iki yüzü vardır, bir ruha bakan yüzü mutmein olmuş nefis, birde süfliyete bakan yüzü olan süflü nefis vardır, bu da kişideki iki niyet gibidir, birisi iyi niyet diğeri kötü niyet yani meylettiği yöndür, bu da meylettiği yönde kalıcı oldukça kişide alışkanlıkla bir kab ve kabiliyet yapar; bu kişiler ister istemez halleri gereğince kabiliyeti olmadığından ve vücut nefsin emrinde olduğundan tam tersini söyler delile aykırıdırlar; birde kibrine yedirememek vardır o da bu nefsin haliyle uzun süre yaşadıktan sonra aslında idrak ettiği halde yaşantısıyla fikirleri ters düşmesin diye, yani bunca sene ben böyle yaşadım şimdi kendi fikirlerim yaşantımın aksi olur diye de kibren ve kendini yıkmamak için fikrini doğruyu söyleyemeyenler de vardır. İşte bu aleti ruhiye ile yaşayanlar nasıl cehennemliktir, bu hallerinde devam ettiklerinden fillerin cibilliyetleri çirkin olanlarını zuhura getirdiklerinden karşılığını da o nisbette alacaklardır, örnek verecek olur isek kişi tatlı söz söylemenin güzelliğini bildiği halde söyleyemiyor ise o kişi kötü sözlerde sinli kaflı sözlerde devam edecektir; o zamanda karşılığını sözüne denk gelen sözle mukabeleyi göreceğinden sine sin kafa kaf görecektir. Yani süflü nefsin tecellilerine süflü mukabele görecektir. Bu da mutsuzluğunun sıkıntı dert ve kötülüğün negatifliğin devamı olacak cehennemini bu alemde de ahreti olan gönül aleminde de yaşamaya devam edecektir. Öldükten sonrada kişi sevdiğiyle beraber olacağından onu seven onun gibi olanların gönüllerinde aynı sıkıntıyı yaşamaya devam edecektir; yani derileri değişse de içerisindekiler yanmaya devam edecektir; Rabbım bunca hakikatin delilin ortada olduğu şu günlerde neyin hayır neyin şer olduğunu siyahla beyazın netleştiği şu günlerde neyin kötü niyet mahsülü olan fitne; neyin iyi niyetin mahsülü olan birleştircilik ve Tevhid olduğunu daha net görüp safını belli etmeyi cümle insanoğluna nasib eylesin, karşı safta olanlara da en kısa zamanda Rabbım merhametiyle mukabelde bulunsun inşallah.
ARAF SÛRESİ 37. AYET
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهٖ اُولٰئِكَ يَنَالُهُمْ نَصٖيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ حَتّٰى اِذَا جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوا اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرٖينَ
OKUNUŞU : Femen azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev kezzebe biâyâtih, ulâike yenâluhum nasîbuhum minel kitâb, hattâ izâ câethum rusulunâ yeteveffevnehum gâlû eyne mâ kuntum ted’ûne min dûnillâh, gâlû dallû annâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn.
ZAHİR MANASI : Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
BATIN MANASI : İnsanın idrakı ömür boyu onu son güne kadar kendi inandığı gibi taşır ama son günlere gelip de yatağa düştüğü zaman o güne kadar Hakk ve Hakikate karşı ne kadar karşı fikir ve yaşamı varsa hepsine meyletmiş ve yaşamış ve öylede iman etmiştir. Ama ölüm kapıyı çalınca hakikati anlamış ve ruh bedenden mutlaka ayrılacaktır ve gideceği yer hakkında ve ne olacağı hakkında net bir bilgisi yoktur, çünkü zamanında vakit ayırıp merak dahi etmemiştir. İşte o zaman görecektir ki o güne dek ilah edindiği idrak putlarının hepsi çökmüş olacaktır, çünkü dünya idrakları artık ona hiçbir fayda getiremeyecektir… Onların kişiyi yüz üstü bırakmaları da dünya idrak tecellileri dünyevi yüzüdür idrakın, artık o idraklar ona hizmet etmeyeceğinden artık o tecellilere de veda edeceğinden yüz üstü kalmıştır, halbuki ölmeden evvel ölse idi Rabbına dünyada kavuşsa idi o zaman onun için tecelli yüzü bitmeyecek ve Rabbının varlığıyla var olduğundan bedenden ayrılsa bile Ruh latif vücuduyla Rabbının bütünunda yoluna devam edecek idi. Rabbım bu vücutlardaki zahir vaktin sonu olan ecel gelmeden baki olan aleme bu alemdeyken geçmeyi ölemden evvel ölüp Rabbımıza kavuşmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 38. AYET
قَالَ ادْخُلُوا فٖى اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِى النَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَا حَتّٰى اِذَا ادَّارَكُوا فٖيهَا جَمٖيعًا قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُولٰيهُمْ رَبَّنَا هٰؤُلَاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Gâledhulû fî umemin gad halet min gablikum minel cinni vel insi fin nâr, kullemâ dehalet ummetul leanet uhtehâ, hattâ ized dârakû fîhâ cemîan gâlet uhrâhum liûlâhum rabbenâ hâulâi edallûnâ feâtihim azâben dığfem minen nâr, gâle likullin dığfuv ve lâkil lâ tağlemûn.
ZAHİR MANASI : Allah, şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.”
BATIN MANASI : Bütün bir alemde insanların şekil ve esmalarını kaldırınca ortaya bir tecelli çıkar bu tecelliyi de hangi mazhara giydirirseniz giydirin fillerden zuhura gelen icraat zaman farkı olsa da hep aynı olduğu görülür, yani Allah’ın yap dediklerini yapınca akıbetleri zaman farklarıyla bellidir yapma dediklerini yapmayınca akıbetler bellidir, o zaman hangi sözün akıbeti ne ise bellidir yani hangi fikrin zikri sonucu ne ise o en baştan bellidir, insanda bir düşünceden ibaret ise ins ve cin’in çoğunluğu neden cehennem içindir neden ateşe girerler, ins demek eksik demektir, cin de kişideki uyanıklığını kabiliyetini kötü niyetle birleştirmesi yani kötü düşünüşler, süflü uyanıklık demektir. O zaman eksik fikirlerle kötü fikirlerin akıbetleri ne demektir, sonu baştan belli ise sonu hüsran demektir sonu sıkıntı demektir sonu selamet değil ateş demektir, yani sizi mutlu edecek bir sonuç getirmeyecek demektir. İşte sizden önce ve sonra derken aslında bedenen farklı insanları gelmiş geçmiş ve gelecek demekle bir fark işaret etmiyor; onlarında ateşte olmasını bedenlerine değil kilolarına cinslerine değil önce veya sonra gelmelerine değil neye bağlamaktadır onlardaki düşünüşlere fikirlere kabullenişlere ortak hissiyata bağlamaktadır; o zaman siz aleti ruhaniyeniz olan iç aleminizi, kabulleniş ve tüm idrakınızı Tevhid idrakı üzere ayarlamış olur iseniz o zaman bu günden sizin sonunuzda belli olur mu… el cevap belli olur, yani selamette bu günden bellidir felakette bu günden bellidir, bu dünde böyle idi bu günde yarında böyle olacaktır, işte bunun için olmazsa olmaz olan dünyada iken ölmeden evvel ölmek olan kişinin irşad olması yaşarken Hakk ve Hakikati idrak etmesidir. Her birisi için bir kat daha yangının artması ise kişi öldüğünde ızdırari yanı bu vücuttan ayrıldığında kemalat ve irfaniyet seviyesi ne ise kendisinden sonraki aynı kemalata sahib olan gönülde yaşamaya devam eder yani kişi sevdiği ile beraberdir, kemalat seviyesi zaten sevdiği haldir de ondan… o zaman şarhoş da sarhoşun gönlünde yaşıyor ise o zaman kendi vücudunda iken yandığı gibi kendisinden sonraki kesif vücudunda letafetinde ruhaniyetinin varlığı mevcut olduğu için o vücutta bedenen ölene dek yeniden yanmaya devam edecektir iç sıkıntısı ruh hali ile; bu yüzden de yangın bir kat değil iki katdır, Rabbımın buyurduğu gibi deriler değişmiş ve yanmaya devam edilmektedir… Rabbım cümle insanoğlunun asıl yangını olan cehaletinden kurtulup iç yangınları olan ruh huzuruna ermesi için ehlinden en kısa zamanda Tevhid tahsilini yapmayı ve huzurda huzur bulmayı nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 39. AYET
وَقَالَتْ اُولٰيهُمْ لِاُخْرٰيهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ
OKUNUŞU : Ve gâlet ûlâhum liuhrâhum femâ kâne lekum aleynâ min fadlin fezûgul azâbe bimâ kuntum teksibûn.
ZAHİR MANASI : Öncekiler sonrakilere, “Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın” derler.
BATIN MANASI : Süflü duygu ve düşünceleri taşıyanların dünyaya evvel gelenleriyle sonra gelenleri arasında bir üstünlük yoktur fakat idraklarındaki süflüyette dereceler vardır, tıpkı bu ayeti kerimeyle tecelli zevkiyle zıt gibi görünen paralel olan ulvi bir benzeme bakara süresinde vardır; Rabbım buyuruyor ki; hiçbir peygamberi bir diğerine tefrik etmeyiniz. Yine aynı surede bazı peygamberleri bazılarına üstün kıldık buyurmaktadır; işte nasıl ki elçilik ve iletilen mesaj yönüyle ulvi olanlar arasında fark yok buyrulurken, bildirilenlerdeki zevkin yüceliği, elçilerin görev yerleri arasında da fark olması bu halin ulvi olanına örnektir. İşte insanlar farksız ve farkıyla mazhar oldukları bu hallerin süflü olanına mı; yoksa ulvi olanına mı mazhardır asıl mesele budur. Eğer mazhariyetleri bu ayeti kerimedeki gibi süflü olan fikriler ise o zaman eski olsun yeni olsun veya dereceten farklı olsun hiç fark etmez akıbetleri yine sıkıntı hüsran ve ateş olacaktır. Rabbım bildirdiği bu hakikatlerden nasihat alıp en kısa zamanda ehli olan Hakkel Yakîn Mürşid-i Kamillerden İnsan-ı Asliyemizi öğrenmeyi cümle İnsanoğluna nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 40. AYET
اِنَّ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ اَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتّٰى يَلِجَ الْجَمَلُ فٖى سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُجْرِمٖينَ
OKUNUŞU : İnnellezîne kezzebû biâyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbus semâi ve lâ yedhulûnel cennete hattâ yelicel cemelu fî semmil hıyât, ve kezâlike neczil mucrimîn.
ZAHİR MANASI : Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.
BATIN MANASI : Göklerin kapılarının açılmaması nefis ehline ruh semasından nasib olmayışıdır yani süflü duygu ve fikirlerle yaşayan ulvi olanlarına mazhar olmazlar; devenin iğne deliğinden geçmesi ise o süflü hallerini bırakıp kendilerine nisbet ettikleri develer kadar benliklerini ifna etmedikçe yani Efal-i Eıfat-ı Zatı hakka vermedikçe iyice hiç olmadıkça asla o Rabbıyla olmanın mutluluğuna eremezler, peki iğne kadar nasıl varlığı kalır her varlığını ifna edenin işte ilimle varlığını ifna edenin küçücük iğne ucu kadar bir idrakı kalır ve ancaksın idrakla şuhudla deve geçer iğne deliğinden yani bunu idrak edecek kadar bir idrak vücudu kalır onu da zamanla şuhud ve zevkle sahibine verirse benden idrak eden de O’dur der ve görürse; o zaman iğne deliğinden geçer ve görür ki ben dediğim bu varlık benim değil Rabbımın imiş, işte bunun cennet olması bu mutluluğa ermektir; mutluluk cennettir mutsuzluk cehennem, irfaniyet cennettir cehalet cehennem işte teşbihe geçmeyen Tefekkür-i Zikri yaşamayanlar; ayetlerin de hakikatlerini göremezler. Rabbım bildirdiği hakikatleri layıkıyla idrak etmeyi cümle ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 41. AYET
لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍ وَكَذٰلِكَ نَجْزِى الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Lehum min cehenneme mihâduv ve min fevgıhim ğavâş, ve kezâlike necziz zâlimîn.
ZAHİR MANASI : Onlar için cehennem ateşinden döşek, üstlerinde de cehennem ateşinden örtüler var. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
BATIN MANASI : Vücut ülkesinin döşeği yattı yer olan gönül alemi, örtüsü de o gönüldeki tecellilerin zuhura geldiği tenden görünen fillerdir yani aza ve cevahirden zuhura gelen icraatlardır; zaten ruhun değil de nefsin tecellilerine mazhar olanlar, yani vücut ülkesinde süfli olan his duygu ve fikirlerle yaşayanların ve vücutlarını kendine nisbet edenlerin iç alemleri olan gönül alemlerin sıkıntı stres alamadım veremedim; çoluk derdi çocuk derdi aş derdi iş derdi eş derdi baş derdi derken bütün yangınlar zaten ateş olup yanmaktadır, bu içerdeki yangınında doğal olarak gerek sıkıntıyla zuhura gelmiş sözcüklerle kemal olarak dışa çıkması gerek elinden ayağından idrak ve her halinden görünmesi çok doğal bir haldir; işte içerdeki yangının sıcaklığı vücudun tenini sarmış ve örtüsü olmuştur fiiller; Rabbım iç aleminde huzuru bulmadan bunu yaşamanın mümkün olmadığını bu kadar net söylemektedir. İşte ne zaman ki evvela kendimize nisbet ettiğimiz vücudun bizim olmadığını ölmeden evvel ölmeyi Tevhid ilmi ile ehlinden öğrenir sonra Rabbımızın olan bu vücudun vahdet aleminde; vahdeti mevcuttan Rabbımızı görür vahdeti şuhudunu da aynı mazhardan işitir ve seyreder isek yani kulağımızla duyduğumuzu gözümüzlede görür isek; o zaman vahdet alemi olan gönül alemimizde de bu alemde de huzura girmiş ve huzurda, huzurlu olmuşuzdur diyebiliriz ve böylece de içeride huzura kavuşanların icraatları Rabbının cibilliyeti güzel filleriyle dışarda da görüneceğinden ahiret ve dünya saadetine yaşarken kavuş olunacaktır. Rabbım cümle insanoğluna yaşarken bu saadete erişmeyi nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 42. AYET
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا اُولٰئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
OKUNUŞU : Vellezîne âmenû ve amilus sâlihâti lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ulâike ashâbul cenneh, hum fîhâ hâlidûn.
ZAHİR MANASI : İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki biz kişiye ancak gücünün yettiğini yükleriz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar.
BATIN MANASI : Rabbım mazharı olan kişi dediğiyle nasıl bir tecelliyat içerisinde olduğunu bildirerek; gücünün yettiği demesiyle mazhar hangi tecelliye layık ise o mazharda o tecellimle görünürüm demesidir, şeriat seviyesindeki bir mazharında Hakikat ilmiyle görünmez zira bu şeriat seviyesindeki mazharına hakikati yüklememesidir, çünkü ayrı değillerdir eğer yükleyebilmesi için mazharında yüke hazır ve altına girmek için boyunun bükmüş olması gerekmektedir. Bu manevi örnektir Müslümanlara, hiristiyanlar ise teknolojiyi sevdiğinden onlar için ise bir yükleme yapmaya hazır olmanın örneği ise şunun gibidir flaş belleğin kapasitesi uygun ise ona o zaman gerekli baytları yüklemek uygun düşer, Yahudiler ise maddiyatta daha kabiliyetli olduklarından onlara ise maddi örnek verecek olur isek parası olana varlığı, parası kadar borç yüklemek gücünden fazlasını yüklememektir; amma bunların zahiren değil de batınen aslı hakikatinde Allah ayrı kull ayrı olmadığından mazhar neye müsait ise gücü kuvveti odur yani idrakı kadar kabı vardır ve Allah tecelli Zat ile o mazharda o kadar açığa çıkar ve yüklemesi de o dur; Rabbım; mazharın fazlasına müsait olmadığına ise mesul olmasında hata ve usur yapabileceği için cennet olan mutluluk olan kararında olan; tecelliye liyakattır; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede isnad ve kabiliyette yücelik tecellisine, mazhariyette isnad ve kabiliyete en yakışanıyla tecelli eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 43. AYET
وَنَزَعْنَا مَا فٖى صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖى هَدٰینَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْلَا اَنْ هَدٰینَا اللّٰهُ لَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ وَنُودُوا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Ve nezağnâ mâ fî sudûrihim min ğıllin tecrî min tahtihimul enhâr, ve gâlul hamdu lillâhillezî hedânâ lihâzâ ve mâ kunnâ linehtediye lev lâ en hedânallâh, legad câet rusulu rabbinâ bil hagg, ve nûdû en tilkumul cennetu ûristumûhâ bimâ kuntum tağmelûn.
ZAHİR MANASI : Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Altlarından da ırmaklar akar. “Hamd, bizi buna eriştiren Allah’a mahsustur. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler” derler. Onlara, “İşte yaptığınız (iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!” diye seslenilir.
BATIN MANASI : Kalpte kin namına olabilecekler şeriata göre çeşitlilik arz ederken; asıl kast edilen bu çeşitliliğinde ötesine taşınması olan en baskın his duygu ve fikirle donatılmasıdır; kalplerindeki duygularından merhamet duygusunun üzerine çıkacak bir başka duygu; fikirlerinde de bütün alemin selametinin isteğinden başka bir fikir bırakmadık buyurmaktadır; İşte bu duygunun en yoğunluğu ile bütünün selametinim isteğinin içerdeki yoğun isteğine aşkının zuhurunun Muhammed’den görüntüsü denir. “Ya Erhamerrahimin” ırmağın altlarından akması vücudun dışına üst yani kesretine üst, içine gönül alemine vahdetine ise altı denir; altından akan ırmak ise gönül aleminde Rabbıyla birlikte olmasıdır, Rahman kemalat mazharından gelen bütün tecelliler ırmaktır nehirdir okyanustur; böylece evvela gönül aleminde Rabbul Has olan sonra kemalatıyla Rabbul Alemin olan sonrada başka bir vechten görünmeyeceğime zerrece şüphe olmayan bütün mevcudun her varlığın her alemin Rabbına Allah’a dır mazharından görünen denir; işte bilerek görerek hamd Allah’a dır. Bu mazhariyete de insanları eriştiren Peygamberler yani bu günkü Verasetül Enbiya, Enbiyaların Varisleridir; insanları da iyi işlere ve bu mutluluğa böylece kavuşturmuş olurlar; Rabbım cümle insanoğluna vasıtası olan Mürşid-i Kamilleri bulup en kısa zamanda Hakk ve Hakikati tahsil ile İnsan-ı Asliyesine erişmeyi nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 44. AYET
وَنَادٰى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ اَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُوا نَعَمْ فَاَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ اَنْ لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve nâdâ ashâbul cenneti ashâben nâri en gad vecednâ mâ veadenâ rabbunâ haggan fehel vecedtum mâ veade rabbukum haggâ, gâlû neam, feezzene muezzinum beynehum el lağnetullâhi alez zâlimîn.
ZAHİR MANASI : Cennetlikler cehennemliklere “Rabbimizin bize va’dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin va’dettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar, “Evet” derler. O zaman aralarında bir duyurucu, “Allah’ın lâneti zalimlere!” diye seslenir.
BATIN MANASI : Ulvi idrak, süflü idraka vücut içerisinde seslenir… Sırretindeki Rahman kemalat mazharı geçmişini ona hatırlatan nefsine seslenir, bize Rabbimin vaad ettiğini biz gerçek bulduk yani Tevhid ile idrak ettik ki bizim ve cümle mahlukun varlığı kendisinin değildir… evet demeyenlerin yerine de tekrar seslenir kendi vücut ülkesine sizde süflü tecellilere mazhar olanların ruhaniyetlerinin yerine bölünme kabul etmeyen aynı ruhuna seslenerek; bakar ki onlarda evet derler… sonra iki idrak arasında bir duyurucu olan vücudun bizatihi vicdanen cevap verir… Allah bu hakikatler karşısında cehaleti seçip kendilerine zulmetmeye, süflü tecellilerle yaşayıp gerek kendisine gerek çevresine ve aleme zarar verenlere bu laneti yaşamak yeter der… Rabbım cümle Ehli olanlara bu hakikatleri Aşk ile yaşayıp öğrendikçe öğretip; evvela kendisini sonra ailesini sonra ihvan kardeşlerini ve bütün İslam-ı Mübini ve tüm insanoğlunu selamete çıkarmayı nasib eylesin.
ARAF SÛRESİ 45. AYET
اَلَّذٖينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ كَافِرُونَ
OKUNUŞU : Ellezîne yesuddûne an sebîlillâhi ve yebğûnehâ ıvecâ, ve hum bil âhırati kâfirûn.
ZAHİR MANASI : Onlar Allah yolundan alıkoyan ve onu, eğri ve çelişkili göstermek isteyenlerdir. Onlar ahireti de inkâr edenlerdir.
BATIN MANASI : Kişiyi Allah yolundan alıkoyan evvela o kişinin itikadının doğruluğudur, hayal ve zanda bir ilaha inanmak zaten yolunda olmak değildir. Yolun üzerinde ise yoldasın tarladan gitmek yoldan gitmek değildir. Hayalle iman pulluksuz tarla sürmektir. İnsanoğlu bir kere Resurullah Efendimizin nasıl bir ilim ile yetiştiğini iyi bilmelidir, Kuran-ı Kerim ile müjdelenmeden evvel atası İbrahimin duası olan Resurullah Efendimiz ve İbrahim a.s’ın soyundan gelen bütün Elçiler Nebiler ve Mürseller hepsi de Allah’ı en doğru bilme ilmi olan Tevhid ile en sağlam itikada sahib oldular, çünkü kişiyi hayal ve zandan kurtaran bu varlığın kendisinin olmadığını bilmesi ve varlığında sahibiyle birlikte olduğunu bilmesidir. Yani Allah mevcuttan görülür; O zaman Rabbının icraatlarını görmek için bilmediğin bir yol tutmaz Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle nasıl senin vücudunda zuhura geldiğine bakarsın. Ve senden iyi bir fiil zuhur edince onu Rabbına, eksik bir fiilde zuhur edince onu da kendi nefsine nisbet edersin, işte böylece Rabbını da icraatıyla görmüş nefsini de ayan beyan görmüş olursun… İtikad islamiyette ne zaman ki görüyormuş gibi ibadet edin denmekten bizzat bilerek görerek bir iman olan tahkiki imana ve en sağlam itikada ulaşır ondan sonra bildiği gördüğü Rabbının amellerinden seyri, mualedeki düzgünlük ve tamamlanan güzel ahlakı görmüş olur. İşte Resurullah Efendimizin geliş gayeside bunu anlatmaktır; yani güzel ahlakı tamamlamaktır denilen budur… ve böylece insanı eğride çelişkilide şüphe ve zanda da koyan ondaki idrak edilemeyen itikadırdır. Ne zamanki ehlinden tahsil ile Tevhid üzere sağlam bir itikad sahibi olur işte o zaman bütün eğriler doğrulur bütün hakikatler yerli yerine oturmuş olur… işte ahiret olan o zaman kişideki benliğin ikiliğin idraksızlığın bittiği yer olan eski idrakların ölmesidir ki zaten dünyanın da idrak değişmesi ahireti sonu olacak eski idraklar bitecek yeni bir idrakla bu alem yoluna devam edecek yani alem ölmeden evvel ölecek milletin beklediği gibi bir her şeyin sonu olmayacak beklenen ahiret; ve böylece dünyanın çoğu tenzihi bir imandan teşbihe, teşbihtekilerde yüzünü daha çok tevhide döneceklerdir. Rabbım dün nasıl bildirmiş ise bu günde ilmi Tevhid aynıdır en kısa zamanda bütün inanan kardeşlerimizin Tevhid tahsillerini yaparak bildikleri gördükleri Rablarına iman etmeleri selamete atacakları en güzel adımları olacaktır inşallah.
ARAF SÛRESİ 46. AYET
وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى الْاَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِسٖيمٰیهُمْ وَنَادَوْا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ
OKUNUŞU : Ve beynehumâ hıcâb, ve alel ağrâfi ricâluy yağrifûne kullem bisîmâhum, ve nâdev ashâbel cenneti en selâmun aleykum lem yedhulûhâ ve hum yatmeûn.
ZAHİR MANASI : İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur , A’râf üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “Selâm olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar.
BATIN MANASI : Mürşid-i Kamiller Tevhid ilmini en güzel idrak şuhud ve zevk edenlerdir; çünkü o mazharlar Fena mertebelerinde varlıklarını layıkıyla ifna ile “men arefe nefsehu fagad arefe Rabbehu” ile nefislerini bilerek Rabbını bildiler; Beka Makamlarında ise Hakkın varlığıyla var olduklarından “men arafe Rabbehu fagat arefe nefsehu” Rabbının Zatından Sıfatına tecelli ederek sıfatlarından da fiilleriyle nasıl icraat yaptığını gördüler, kulağımdan nasıl işitiyor, gözümden nasıl görüyor dilimden nasıl konuşuyor zira bunca aza ve cevahiriyle Rabbım nasıl işliyor ve seyrediyor sıfatlarından buna vakıf oldular, işte böylece nefis mertebeleri olan 7 mertebedeki her tecellisine ve 7 mertebenin kaçar çeşit insanın mazharından işleyişiyle ne kadar icraatı var ise hepsine bir bakışta tanır ve keşfeder oldular ve hatta 7 mertebe olan ruh mertebelerinde de Tevhid mertebelerini layıkıyla kat ettiklerinden her mertebenin halini kendi hallerinden bildiklerinden ve gördüklerinde de bakmalarıyla yerlerini görmeleri bir olur böylece 7 çeşit gök katlarındakileri de tevhid mertebelerindekileri de ilimle mi? şuhdula mı? zevkel mi? kelam buyurmakta ve bildiğiyle amil mi? değil mi? bir bakışta görürler ve böylece 15. Çeşit olarak araf’ta iki tarafında ortasındadırlar yukarda olmalarına yada aşağıda olmalarına gerek yoktur artık seyide olduklarından ortada dururlar hangi tarafa bakarlarsa o yanı seyreder idrakları ne yöne meyleder ise o zevkle zevkidar olurlar; işte böylece onlar nefsine vakıf olmakla zahirde cehennem ve cennet denilenin irfaniyet ve kemalat yüzü olan mutluluğu da cehalet ve gayriyet yüzü olan üzüntü ve kederi de iyi tanırlar cehennemlikleri de böylece bir bakışta cennetlikleri de dereceten bir bakışta tanırlar… Rabbım bu kemalat ve irfaniyetiyle Muhammedii kıldığı mazharlar zümresine cümle İhvan-ı Güzini de İslam-ı Mübini de dahil eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 47. AYET
وَاِذَا صُرِفَتْ اَبْصَارُهُمْ تِلْقَاءَ اَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve izâ surifet ebsâruhum tilgâe ashâbin nâri gâlû rabbenâ lâ tec’alnâ meal gavmiz zâlimîn.
ZAHİR MANASI : Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, “Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma” derler.
BATIN MANASI : Gözlerin zalimler tarafına çevrilmesi, ilmel yakiinde iken hatta nefsin filleri nefsin yaşantısı kişiye hoş gelir iken zaman içerisinde yaşadığı bazı iptilalar ile baş gözünden öteye idrak gözü basiret bakışı yani şuhud etmesi arttığından yavaş yavaş akıbeti hakkında da fikir sahibi olmaya başlar, ve o zaman hatalarını anlar ve idrak eder; ve der ki bilmediği Rabbına beni zalimlerle birlikte eyleme, yani bu halimden beni kurtar der, bunu diyenler ve kendi başına tövbe edip selamete çıkmayı bekleyenler çoktur, ama ne kadar hafifletseler bile nefsile birlikteliklerini yine de tövbeleri tam kabul olup da selamete çıkamazlar; çünkü Nisa Sûresi 64. Ayeti kerimdeki gibi onlar nefislerine zulmettikleri zaman gidip de elçisiyle birlikte tövbe etmediler, çünkü eğer bir elçi bulup da tövbe etselerdi o elçide Hakkel yakin bir Mürşid-i Kamil olsa idi, o Mürşid-i Kamilin varlığı hakkın olacağından yani Tevhid üzere layıkıyla varlığını ifna etmiş bir Mürşid olacağından o mazharın gözünden gören Rabbı kulağından işiten Rabbı dilinden söyleyen Rabbı olmuş olur, o zaman siz o elçiye giderde bağışlanma dilerseniz sizi işiten Rabbınız sizi gören Rabbınız ve hükmü olan tamam gördüm duydum sen artık pişman oldun sukut ettin ikrar ettin ki bir daha işlemeyeceksin ve telkinimle bana Mürşid mazharından verdiğin sözleri tutacaksın artık der.. yani hal lisanıyla tecelli efal ile bu söylenmiş olur; işte diyor ki Rabbım bu tövbenin kabulünden şüpheniz olmasın. Demek ki elçiye gitmek farzmış ve aynı zamanda layıkıyla bir tövbe olması için evvela elçiye gitmeden sizdeki nedametin Tahrim Sûresi 8. Ayeti kerimedeki gibi bir Nasuh Tövbesi nedametinde olması gerekmekte sonrada Nisa Sûresi 64. Ayeti kerimedeki gibide bir Hakkel Yakiin Mürşid-i Kamil ile birlikte olması gerekmektedir. İşte o zaman da Allah’ın sizlere lütfu olan hem bağışlanmasından şüphe duymamanız, hem de Furkan Sûresi 70. Ayeti kerimeyle sabit olan günahları nisbetinde onların da sevaba çevrilme müjdesini almış olursunuz. Yani ne kadar günahkar olur iseniz olun günahınız nisbetinde sevabla ödüllendirileceğiniz kapı Ehli Tevhid Hakkel Yakiin Mürşidi Kamillerin kapısıdır. Rabbım bildirdiği üzere hakikatini ve delilini Kuran-ı Kerimden alan istikametini de Sünneti Seniyyeden Resurulu Ekrem Efendimizin yaşamından alan hem şeriatında tam hem de hakikatıyla bilerek görerek bir islam yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede bu günkü Muhammedii ümmetine ve onlarında nesillerine daim nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 48. AYET
وَنَادٰى اَصْحَابُ الْاَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِسٖيمٰیهُمْ قَالُوا مَا اَغْنٰى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ
OKUNUŞU : Ve nâdâ ashâbul ağrâfi ricâley yağrifûnehum bisîmâhum gâlû mâ ağnâ ankum cem’ukum ve mâ kuntum testekbirûn.
ZAHİR MANASI : A’râftakiler, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara da seslenir ve şöyle derler: “Ne çokluğunuz, ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı!”
BATIN MANASI : Ehli Tevhid Hakkel Yakîn Mürşid-i Kamiller yer ve gök katları olan 14 mertebenin farkıyla her haline vakıf araf olan yer, yani her ikisnin de seyir yeri olan ortasında yer alırlar bu idrak; kemalât ve irfaniyetleriyle gerek nefis ehlinden gerekse ruh ehillerine her türlü Cemaat Tarikat ve Hakk yolunda hizmet edenlerin her birisine hitaben seslenirler onları uyarmak ve hallerini kendilerine göstermek için, çünkü hiçbir insan ve ihvan birbirinin eksiklerini göremez dillendiremez göreceklerse kendi hata ve kusurlarını görmelidirler ama Mürşid-i Kamiller eksikleriyle yaşarken alışkanlık edinip de o hallerinde devam etmemeleri için eksiğini olanlara seslenirler onları uyarır ikaz ederler, Rabbım burada da Mürşid-i Kamilin dilinden şöyle buyurmakta sayıca fazlalığınız olan kalabalık Cemaatler ve Tarikatler ve birliktelikler dernek ve federasyonlar olmanız önemli değil, hela birde bu kalabalıklığınızla ve içinizdeki bizler daha güzeliz diyerek kibirlenmenize ve benliğe düşmemenize ve ötekileştirmemenize işaret buyrulmaktadır, zira Rabbım Nisa Sûresi 79. Ayeti Kerime’de mealen şöyle buyurmaktadır; “sizden iyi bir şey zuhur ederse Allah’tan yani benden; sizden kötü bir şey zuhur ederse nefsinizden yani sizden yani kabınızın nakısıyetindendir. İşte güzellikler madem Rabbımızdan ve O’nun güzelliğidir hiçbir Cemaat Tarikat veya sayıca çoğalmış bir birliktelik ben güzelim benim yolum en güzeli diyemez, dememelidir ve kibirlenmemelidir, çünkü güzellikler Rabbımızındır, ancaksın bunlar paylaşılmalı nerede görülürse birbirinden alışverişle bu tahsiller yapılmalıdır, ancaksın eksikler bizimdir deyip boyun bükülmeli ve gayretle bu eksiklerden kurtulunmalıdır. Rabbım bildirdiği hakikatlere bildirdiğinde ki niyeti ile bilip iman edip o istikamette Kuran-ı Kerime vakıf olan Muhammedii kullar eylesin cümle İslam-ı Mübini inşallah.
ARAF SÛRESİ 49. AYET
اَهٰؤُلَاءِ الَّذٖينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ
OKUNUŞU : Ehâulâillezîne agsemtum lâ yenâluhumullâhu birahmeh, udhulul cennete lâ havfun aleykum ve lâ entum tahzenûn.
ZAHİR MANASI : “Sizin ‘Allah bunları rahmete erdirmez’ diye yemin ettikleriniz şunlar mı?” (Sonra cennetliklere dönerek) “Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz” derler.
BATIN MANASI : Nefis ehilleri kendi aralarında bol bol ibadetimiz var, bol bol zikrimiz var sayıca da çok üstünüz diye diğerlerine karşı bakıp da bunlar Rahmetten nasibini alamayacaklar diye kendi aralarında bunlar cehennemini yaşıyorlar diyerek; gerek sayılarından gerekse ibadetlerinden kendilerini beğenmekte idiler ve kibirde idiler; hal bu ki Allah onlara bir önceki ayeti kerimede de hitab ettiği gibi bu haliniz doğru değil aslolan mülkün sahibini tanımalı ve itikadınızı doğru bir bilince eriştirmelisiniz bilerek ve görerek iman etmelisiniz ki güzel bir zuhurun sadece mazharı olduğunuzu anlayın, sizin varlığınız yok varlık sahibi Allah’tır, bilin buyrulmakta idi. Ama onlar doğru bir itikad bilerek görerek bir iman ve en önemlisi hoşgörü ve eksikliği dillendirmemekten nasib alamamışlar idi, yani inancın zahir boyutu olan şeritla mana yani batın boyutu olan Tasavvufu Tevhidi cem edememişler idi, her ibadet her zikir fikredilir ise zikirdir fikredilip şuhud edilirse zevkle yapılan ibadettir; aksi halde ise fikredilmeyen zikir tesbihattır sadece tekrardan ibarettir. Fikredilir ise kişiyi vuslat aldırır yani o kişinin haline yansır, çünkü sahibinin Hakk olduğunu bilerek görerek iman eden bir insan bu nizamın bütün insanar içinde aynı olduğunu amel ve muamelesiyle de gösterendir işte o zaman ancaksın güzel ahlak zuhura gelir, ama bu gün güzel ahlak görseler de alıştıkları görmek istedikleri şekle sahib iseniz doğru yoldasınız zannederler, sakalınız varsa şalvarınız varsa bol bol bilmeden manalarını bilmeden fikirsiz de olsa ibadet ediyorsanız, kıyamın manasını rûkunun manasını secdenin manasını bilmiyorsanız bile esma ve şekle aldanmış fikirsiz bir islam yaşantısı sürenlere göre sizler cehennemliksiniz. Hal bu ki İslamiyette itikad siz görmüyorsanız bile O sizi görüyor inancıyla değil, Hadid Sûresi 3. Ayeti Kerime’deki zahirim buyuran Rabbımın görünenlerin en görüneni olduğu halde nasıl göremediklerini düşünüp ehlinden bunu tahsil ile bilerek ve görerek iman edilen sağlam bir itikad temellerine oturtulması esastır. Rabbım Ehli Tevhid Hakkel Yakîn bir Mürşid-i Kamilden bu tahsilleri yapıp nasıl bilerek ve görerek iman edilir ise öğrenmeli ve bildiğimizle amil olarak daim şuhud ve zevk üzere bir hayat sürülmeli ve böylede yetişen nesillere aktarılmalıdır, aksi halde dünya Müslümanlarının itikadlarındaki bu eksiklerini; niyetleri kötü olup da Müslüman gibi olanlar; şekilleriyle sahte makamlarıyla doldurmaya devam edeceklerdir. Rabbım cümle İslam-ı Mübine doğru bir itikad, amel, muamele ve dolayısıyla güzel ahlak üzere olmayı nasib eylesin inşallah.
ARAF SÛRESİ 50. AYET
وَنَادٰى اَصْحَابُ النَّارِ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ اَفٖيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَاءِ اَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ قَالُوا اِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرٖينَ
OKUNUŞU : Ve nâdâ ashâbun nâri ashâbel cenneti en efîdû aleynâ minel mâi ev mimmâ razegakumullâh, gâlû innallâhe harramehumâ alel kâfirîn.
ZAHİR MANASI: Cehennemlikler de cennetliklere, “Ne olur, sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın” diye çağrışırlar. Onlar, “Şüphesiz, Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler.
BATIN MANASI : Cehennemlikte olsa Cennetlikte olsa yine de ihtiyaç duyulan bir su var demek ki; su ilimdir ilim kişideki tekâmül eylemiş idraktır, şuhudla donatılmış idrak ve zevkle yaşanıldıktan sonraki idrak halidir bu idrak edilenin anlatılması bildirilmesi kevser ırmağının Mürşid-i Kamilin iki dudağının arasından sunulmasıdır, yani cenneti de cehennemi de idrak etseler, bana seni gerek seni olan Rabbına nasıl kavuşacaklarını isterler, işte amellerle ibadet ve taatlarla bol bol zikirlerle de cenneti yaşasalar dahi; gidin sorun bu ekollerin Cemaat ve Tarikatların imamlarına mutlaka bir yanlarında bir eksikler olduğunu dillendireceklerdir, dışarıya vurmasalar da kendi içlerinde bir eksiğin olduğunu da bilip durmaktadırlar, işte o Rabbına yaşarken kavuşamamalarıdır… Bu da ancaksın kendi varlığını hakkın varlığında ifna ederek olur; Fillerinin Sıfatların ve Vücudun kendisinin olmadığını idrak bu Vücudun sahibi ve Sıfatlarına tecelli ederek Esma alıp Filleriyle zuhura geleni görmedikçe O’na O’nun kadar yakın olmadıkça da layıkıyla mutlu olmak mümkün olmayacaktır; mülkünde O’ndan başka olmayan her tecellisiyle zuhura gelen, tecellisiyle tecellisine cevap veren ve bu seyri kullarım dediği mazharlarından sıfatlarından bizzat Rabbım yapar, en yüce zevkiyle de Mürşid-i Kamiller mazharından bunu yapar, kaiflere haramdır yani kafir örtücü demektir, bu hakikatlere perdeli olanlara yani örtenlere kendindeki Muhammedi açığa çıkaramayanlara haramdır zaten onlardan açığa çıkmayışı da haramlığa mazhar oluşa ve o mutluğu tadamayışına sebeptir. Rabbım hiçbir mazhara bekçi değildir hakikatlerini bildirmiş mazharlar neye layık ise isnad ve kabiliyetleri ne ise o kabiliyetçe zuhuratlar ordan görülür, işte bütün insanoğluna düşen kullanıldığı yeri iyi görmeli ve daha güzel yerlerde kullanılmak için ehlinden Muhammed aşısını olmalıdır çünkü ehli derken mazharın kabiliyetine layık olan yani o mazharlardan Rabbım dır gerekenleri bildiren; Allah’ı bilmek kolaydır Muhammedii bulmak zordur. Rabbım cümle İnsanoğluna insanı asliyelerini bildirecek ve bir zaman vasıta olacak olan Muhammedilerle en kısa zamanda buluşmayı nasib eylesin inşallah.
