ARAF SÛRESİ 101. AYET
تِلْكَ الْقُرٰى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَائِهَا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِ الْكَافِرٖينَ
OKUNUŞU : Tilkel gurâ negussu aleyke min embâihâ, ve legad câethum rusuluhum bil beyyinât, femâ kânû liyué’minû bimâ kezzebû min gabl, kezâlike yatbeullâhu alâ gulûbil kâfirîn.
ZAHİR MANASI : İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler.
BATIN MANASI : Bu vücut ülkeleri daha önce hangi halleri yaşamaya devam etmişler ise o hal onların alışkanlıkları olacağından zamanla vaz geçmeleri de zor olacaktır, nefsin emrinde kalan bir vücut ülkesinde nedamet ve pişmanlık derecesi yüksek olmadıkça zikrin fikrin oturttuğu idrak ile sadakat ve kurbiyetin yüceliği üstün olmadığı mühletçe selamete çıkması da o derece yavaş ve zayıf olacaktır. Bunun için nefsini bilen nasıl Rabbını biliyor ise mutlaka yön tayin etmek içinde olduğunuz yeri iyi bilmeniz ve kendinizi iyi tanımanız gerekmektedir. Rabbım bunun içinde daha önce bu yollardan geçmiş ve nefis ve ruh mertebelerine vakıf olan Mürşid-i Kamilleri sizler için en büyük yar ve yardımcı kılmıştır; işte bu günde dünkü gibi elçilerinin bildirdiklerini yine Mürşid-i Kamiller de tekrarlamakta ve süfli nefisle yaşam sürenleri ruhun selametine davet etmektedirler; fakat gerçekten vücut ülkesinde inancınızın temelini oluşturan zaman içerisindeki kabullenişleriniz yani daha önceden reddettiğiniz ve yalanladığınız ruhun tecellileri kendilerini batına çekmekle yerlerini nefsin tecellilerine bırakmış olacaklardır. Ve böylece batında kalan ulvi tecellilere mazhariyetten çok kalbe daha müsait olan ve zahire çıkmakta zorlanmayan süfli tecelliler daha çok gelecek ve zorlanmadan da müsaitliklerinden dolayı da zahire çıkacaktır, bu hal nefis ehline göre mutluluk verici ama Rabbıma ve ruh ehline göre de mühürlenmiş bir kalbin zuhuratları olmuş olacaklardır. Rabbım kalplerimizi süfliyete mühürleyip tüm ulvi tecellileri için de asla açmadığı kapı ve hicap bırakmasın vücut ülkemizde inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 102. AYET
وَمَا وَجَدْنَا لِاَكْثَرِهِمْ مِنْ عَهْدٍ وَاِنْ وَجَدْنَا اَكْثَرَهُمْ لَفَاسِقٖينَ
OKUNUŞU : Ve mâ vecednâ liekserihim min ahd, ve in vecednâ ekserahum lefâsigîn.
ZAHİR MANASI : Biz onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulmadık. Ama gerçekten onların çoklarını yoldan çıkmış kimseler bulduk.
BATIN MANASI: Zaten eski hallerinde devam edenler Allah’ın “Emr-i bi’l ma’ruf” olan yap dediği iyilikleri yapmayan “Nehy-i ani’l münker” olan yapma dediği kötülükleri yapan olarak yani yoldan çıkmış yapılmayanları yapan olarak bulunmuşlardır, insanoğlu da her bir birey olarak kendisine doğrular seçer ve benim doğrularım diye doğrularını yaşamak ister, aslında doğru birdir; peki nasıldır bu doğru, doğru eğer dosdoğru ise doğrudur; bunun içinde iki noktayı orta merkezinden geçen doğru dosdoğrudur tanımından yola çıkarak; bu noktaları tesbit ile hakikatine erilmelidir; ilk nokta ayetlerdir yani Allah’ın emirleridir. İkinci nokta ise işte bu çok önemlidir. Resulu Ekrem Efendimiz gibi bunları idrak edip şuhud edip zevklerine varıp zahir ve batın manalarını bir vücut ülkesinde tevhid edip yaşamaktır… Yapılan en büyük eksiklikte bu ikinci noktanın tam kemal noktasına ermeden tayinidir; yani bizler birer muhammedii olmadan Kurna-ı Kerim bizlere layıkıyla hitan etmez, evet hitab etmektedir ama sizin anladığınız kadarıyladır bu da anladığım benim en doğrusudur demek değildir; işte en doğruyu bulana kadar tahsil esastır, bunun için Şeriat ve şeriat seviyesindeki cemaatlerdeki tüm güzellikler Allah’ındır ve alınmalıdır, Tarikat ve Tarikatlerdeki bütün esma güzelliği, edep haya ve zikrin güzellikleri Allah’ındır alınmalıdır, ama yeterli midir? Hayır; bunların hakikatteki anlam mana ve batın derinliklerine de bütün hakikatlerin vücut ülkemizdeki yerlerine dek öğrenilmeli ki hakikatine hakiki ve gerçek olan size sizin kadar yakin olan Rabbımın bu cüzül mevcudundan Hakka Hakk kadar vakıf olunsun; işte bundan sonrası ise her sahadaki hakikatlere daha çok vakıfiyet ve daha da yakiin olmak olan marifetdir; Hakikati daha üstün yaşama marifetidir. Rabbım cümle insanoğlunu yollarından çıkmış hallerini seyreylediği gibi yolda olma hallerini de en kısa zamanda seyreylemesini bunu bu aciz mazharlarından yaptığına kullarını da şahit kılsın inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 103. AYET
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَائِهٖ فَظَلَمُوا بِهَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدٖينَ
OKUNUŞU : Summe beasnâ mim bağdihim mûsâ biâyâtinâ ilâ fir’avne ve meleihî fezalemû bihâ, fenzur keyfe kâne âgıbetul mufsidîn.
ZAHİR MANASI : Sonra onların ardından Mûsâ’yı, apaçık mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkâr ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.
BATIN MANASI : Vücut ülkesinde kalp Musası Hakk ve hakikate mazhardır gönüle gelen tecellilere kulak asmazsanız bunların duyguya ve fikre dönüştüğünde iyi olanlarının yapılması gereken olduklarına kötü olanlarından da kaçılması gereken olduklarına kulak asmazsanız o zaman bilin ki kendi kendinize nefsinizle doğrular seçmekte ve vücut ülkenizde firavunluk yapmaktasınız bir ömrü alışkanlıklarınızla zalim bir kalbe teslim etmeye hazırlamaktasınız. Bu gün günümüzde kalp Musası olan Mürşid-i Kamiller mazharından zahiren gönül aleminde de yine aynı mazharlarını kullanarak Rahman kemalat sıfatı olarak, kemalat mazharlarından batınen Rabbım bizzat nefis ehillerine selamete çıkmaları için gerek şeriat seviyesinde gerek tarikat seviyesinde gerekse hakikat seviyesinde nasihatlarını bildirmektedir. Ehlinden bu tahsilleri yapmadan selamete çıkılmayacağını dünde bu günde yarında bildirmeye devam edecektir; fakat kim bilir 3 nasihatı ancaksın onlar bulur selameti; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bildirdiği nasihatlerle amil olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 104. AYET
وَقَالَ مُوسٰى يَا فِرْعَوْنُ اِنّٖى رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Ve gâle mûsâ yâ fir’avnu innî rasûlum mir rabbil âlemîn.
ZAHİR MANASI: Mûsâ dedi ki: “Ey Firavun! Şüphesiz ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”
BATIN MANASI: Alemler nedir, Alemlerin Rabbı nasıl olunur ki onun tarafından görevlendirilmiş olunsun; her bir insan bir alemdir, “men arafe nefsehu fekad arefe Rabbehu” nefsini bilen Rabbını bilir, kendime nisbet ettiğim bu varlık Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yaparsam bu varlığın benim olmadığını görmüş olurum; böylece kendime nisbet edince bu varlık nefsim; Rabbıma nisbet edersem Rabbımın varlığı olduğunu görürüm, sonra Rabbımın bu varlıkta icraatını ise “men arafe Rabbehu fakad arefe nefsehu” Rabbımın bu sıfatlarından nasıl tecellilerini gösterdiği, gözümden nasıl görmekte kulağımdan nasıl işitmekte dilimden nasıl söylemekte vesair bütün sıfatlardan nasıl icraatını yapmakta olduğu; bana has bir alem bu vücut ülkem Rabbımı bilmeme yardımcı olur, bu bildiğim Rabbım ben dediğim bu alemin Rabbıdır yani Rabbul hastır gönlümde Mürşid-i Kamil mazharından görüştüğüm Rahman kemalat Sıfatı artık bana has bir Rabdır, çünkü bu nefsimi bana okutan ve Rabbımı bana bildiren Mürşid-i Kamil mazharından alemlerin Rabbıdır, bu vücut ülkesine vakıfiyeti nasıl Rabbul has ise ve bir alemden haberdar ise kendi alemimden; irfaniyet ve kemalatta mazhardaki kabiliyetler arttıkça ordaki Rabbının bütün alemlerden diğer insan hayvan bitki ve cemadatın her esması anılanından da haberdar olduğunu ve her birinin de Rabbı olduğunu görünce Rabbul has olan Rabbım alemlerinde Rabbı olduğunu göstermiş olur; işte gerek kesrette ki mazharlar olsun İrfaniyet ve Kemalatını Tevhid hakikati üzere dizayn etmiş ve varlığının sahibi Hakk bilen, gerek velayet sahibi olarak; gerekse kendisindeki Rabbına vakıf olmaktan öteye bütün alemlerdeki Hakikatlerinde hem sahibini hem de bütündeki icraatına tecellisine tecellisiyle nasıl cevab olduğuna vakıf olan nübüvvet sahibi olan elçileri gibi; nübüvvet bütüne vakıfıyet olduğu için alemlere vakıfıyet olduğu için içerisinde kendi alemine de vakıfıyet olan velayeti de barındırır. Ama velayet olan kendi vücuduna vakıfiyet olan velayet ise bütüne vakıfiyet olan nübüvveti bünyesinde barındırmaz; her nübüvvet ehlinde velayet vardır ama her velayet ehli nübüvvete vakıf değildir. Ama nübüvvet ehilleri velayet ehillerinden yetişir dün velayet kemalatını kendine vakıfıyeti, bugün bütüne vakıfiyete taşır ise böylece nübüvveti de bünyesinde ehli tatmış olur; işte böylece Tevhid üzere yetişmiş olan Hakkel Yakin Mürşid-i Kamiller yani Kalp Musa’ları yani velayet ve nübüvvete vakıf olan Ehli Tevhid mazharından o vücutları sıfatı olarak kullanan Zat yani bütün alemlerin bütün vücutların sahibi en kemalatlı olan mazharı irfaniyet ve kemalatına layık olan yerden de irşadını yapan yani Rablığını “irşad ve terbiye eden” olarak Firavunlara, nefis sahiblerine gerek süfliyeti bildirmesiyle süflü nefsi, gerekse kendine nisbet ettiğin bu varlık ben dediğinde senin nefsin olduğu, Rabbımındır demenle Ruhun olduğunu bildirmek için böylece alemlerin Rabbı olarak Allah irşadını yapmaktadır. Rabbım dün nasıl Peygamberlerinden irşadını yapmakta ise bu günde yine irşada ihtiyacı olanların varlığı irşad etmek içinde kullanacağı mazharların mevcudunu bize bildirir; Rabbım bu günde elçiliğini “Verasetül Enbiya” olan Enbiyaların varislerinden yapmaya devam etmektedir. Rabbım cümle insanoğluna bu hakikatleri hayal ve zanda değil söylene geldiği gibi gökte veyahut her yerde olan bir Rabba imanla değil, bizzat Rahman kemalat mazharı olan Hakkel yakin Mürşid-i Kamiller mazharından onların vesile ve vasıtalığı ile mevcuttan icraatını yapan o mazharlarında sahibi ve varlıklarından sizi işiten gören ve sukutunuzla ikrarınıza, teslimiyetinizle tabiyetinize ve telkinatları idrak edip yaşamanızla da mazharından şahidliğiyle de böylece tövbenizi kabul ederek sizleri Firavunluktan selamete çıkarmak için elinizden tutarak adım adım kendisine döndürmekle en kısa zamanda ahlakı hamidiyenizi de muhammediyete dönüştürerek kendisine ne layık kullarından kılsın inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 105. AYET
حَقٖيقٌ عَلٰى اَنْ لَا اَقُولَ عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ قَدْ جِئْتُكُمْ بِبَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَرْسِلْ مَعِىَ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ
OKUNUŞU : Hagîgun alâ ellâ egûle alallâhi illel hagg, gad cié’tukum bibeyyinetim mir rabbikum feersil meıye benî isrâîl.
ZAHİR MANASI: Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.
BATIN MANASI: İsrailoğulları Tenzih’i imanın delili ile müjdelenmişlerdi. Çünkü tenzih olmadan teşbih, teşbih edilmeyen de Tevhid edilemez. Bu hakikat sırası aynı zamanda Allah’ın elçilerini bu aleme gönderme sırasıdır. Çünkü eğer alemleri Resulunun hürmetine yaratmış olduğunu bildirdiği halde onu en evvel göndermeli ve en uzun yaşatmalıydı bedenen. Ama bakın zahirde bile evvela tanzihen bir bilmediği Allah’a iman etmeleri için Tenzihi iman Peygamberini ve İsrailoğullarına Tevratı göndermiştir. Sonra Teşbih Peygamberini isa a.s’ı incil ile göndermiş ve teşbihi anlatmıştır, en sonunda da Tevhid Peygamberini göndermiş ve Tenzih ve Teşbih Peygamberinden de söz almıştır. Zaten vücut ülkenizdeki Tevhid fikri de Tenzih ve Teşbih fikrinden garanti alarak zuhura gelir, çünkü evvela bilmeden iman eder sonra şuhud eder sonrada bilmediğini vücudunda icraatıyla görerek Tevhid eder insanoğlu bu hakikat çekirdekteki niyette ne ise unsuriyeten ve fikrende aynıdır. Bu günde İsrailoğullarının imamları topluma şeriat delillerini şeriat asasıyla yani şeriat dayanaklarıyla sunulan ayetlerle getirmektedirler. Çünkü ehli kitabdan şeriat ehli olan kendisinin dayandığı olan ayetlerle iman eder ve onları savunur ve bildirir; zaten Kuran-ı Kerimde ya Tenzih ayetleri vardır ya Teşbih ayetleri ya da Tevhid ayetleri bir başka zevkle de zaten Cem’de Zat yönüyle Tenzih olan Hz. Cemde Sıfatlar yönüyle Teşbih edilen ve Cemmulcemde de Filleriyle Tevhid edilen ve zahir olan Rabbım iyi bilinmelidir ki gerek Canlı Kuran olan İnsan-ı Kamillerde gerekse Süvari Kitabında ve Lafzı Kuranında da 3 nevi olan ayetlerini bildirmektedir. Ya Efal ayetlerini ya Sıfat ayetlerini Ya Zat ayetlerini bildirmektedir. Bundan başkada Zatının zuhuratını bildiren delil yoktur ki böylece Zatından Sıfatlarına ve Sıfatlarından da Esma alarak Filleriyle Zuhura gelendir. İşte Resurullah Efendimizde Tevhid Peygamberi olduğundan Filleriyle en güzel o mazhardan açığa çıkasıyla bütün kitabları Kuran-ı Kerimde cem ettiğini Canlı Kitab olan Rsurullah Efendimiz Zat yönüyle Tenzihini Sıfatlar yönüyle Teşbihini ve Filleriyle zuhura gelişiyle de Tevhidini göstermiş olmaktadır. Rabbımı zahir görenler Ehli Tevhidde Tecelli Efale mazhar olanlardır. Rabbım cümle İnsanoğluna ve israiloğullarına ve toplumumuzdaki israiloğulları olan Tenzihi iman sahiblerine de bu hakikatleri ehlinden talim ile daim Tevhid üzere selamet bir yaşam sürmeyi nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 106. AYET
قَالَ اِنْ كُنْتَ جِئْتَ بِاٰيَةٍ فَاْتِ بِهَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ
OKUNUŞU : Gâle in kunte cié’te biâyetin feé’ti bihâ in kunte mines sâdigîn.
ZAHİR MANASI: Firavun, “Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen” dedi.
BATIN MANASI: Bütün Peygamberler, bütün Sahabe, bütün Evliyaullah bütün İmamlar, bütün mezheb mensupları, bütün meşreben farlarıyla kanaat önderleri ekol sahibleri bütün Ehli Tarik ve bütün Cemmat Liderleri, bunların her birinin dayanağı Kuran-ı Kerim dir. Her birisi Ehli Kitabdır; fakat her birisi Kitabı Kuran’dan kendi isnad ve kabiliyetince fikrine inancına inancının ağır bastığı yöne uygun olan ayetleri alarak hizmet etmişlerdir. Her birisi güzeldir ve Nisa Sûresi 79. Ayeti kerimenin hakikati üzeredir. “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.” İşte göründüğü gibi sizden yani her birinizden güzel bir şey zuhura gelirse Allah’tandır. Evet bütün güzellikler Allah’ındır. Ki herkes zaten güzellikler benimdir demeyi bırakırsa, Allah’ın dır derse zaten aralarında da kavga olmaz her sorun biter. Ve devamında sizden bir eksiklik zuhur ederse o da nefsinizdendir işte bu kısmına da iman edilir ise ayeti kerimenin o zamanda güzelleşme başlar ki herkes zaten kendi eksiğiyle uğraşacaktır. İşte selamet; bu kabullenişler oldukça gelecektir. Böylece ehli kitab nasıl ki kendine hitab eden yönü alıyor ise Tenzihi İmana hitab eylendiğinde Musa A.S ve Tevratı buluruz, Teşbihi İmana hitab eylendiğinde İsa. A.S’ı ve İncili buluruz. Tevhid’i İmana hitab olunduğunda ikisnin de cemini ve Kuran-ı Kerim ile Resrullah Efendimizi buluruz. Böylece Tenzih ve Teşbihinde cemini vücut ülkemizde bulmuş oluruz; işte nasıl ki ehli dahi kendi görev yerine göre hitablara muhatab ise Resurullah Efendimizden sonra da bu böyle olmuştur, her imam kendisine hitab edenleri alarak Şeriatı ağır basanlar Şeriat ayetlerini delil göstererek Tenzihen Şura Sûresi 11. Ayetin “O Gökleri ve yeri yaradan, size kendilerinizden çiftler yapmış, en’amdan da çiftler, sizi o suretle üretip duruyor, onun misli gibi bir şey yoktur ve o öyle semî’ öyle basîrdir” yarısını okumuş olarak hiçbir şeyin misli değildir diyerek benzemezliği ile Tenzihi bir imanla islamiyeti yaşamaktadırlar günümüzde, Tarikat ehilleri ise esmalara ve onların enerjilerini sayıldıkça anıldıkça vücudumuzda görmemiz mümkündür diyerek adedi zikirlerle teşbih etmektedir, fakat yine onun işitmesi başka bizim işitmemiz başkadır diyerek yine hayal ve zanda imanla da nakıs inanmaya da devam edilmektedir; ama hakikat ehilleri ise şeriatının yani zikrini de alıp bunu fikrederek Allah demenin Allah olmadığı yazıyla yazmanın da Allah olmadığı; Allah lafzının taşıdığı anlam mana ve hikmetin fikrinede vakıf olarak Tevhid ilmi tahsiliyle kendine nisbet ettiği varlığı aradan çekerek Yaradana bilerek tenzihen görerek teşbihen O’nda O olarak Tevhiden iman etmişlerdir ki bu günkü en üstün itikad da budur. “Görüyormuş gibi değil görerek iman etmektir.“ işte bu ayeti kerimede her cemaat her tarikat her hakikat meclisi de asasını dayandığını bildirmekle elindeki yani kendisindeki kemalat ve irfaniyeti ortaya koymaktadır. Pozetif ilim sahibleri ilimlerini bütün zahir ilim sahibleri ilimlerini manevi ilim sahbileri de ilimlerini ortaya koymaktadır. Fakat İlmi Ledun sultanı Tevhid ilminin babası olduğu İbrahim A.S’ın torunu İbrahim a.s’ın duası soyundan ve yolundan olan Resurullah Efendimiz ve onun yetiştirmiş olduğu Sahabe-i Güzin ve onlarından Tevhid ilmi ile yetiştirmiş olduğu Evliyaullah ve bu günkü Hakel Yakiin Ehli Tevhid olan Mürşid-i Kamiller ise işte İlmi Ledün Sultanının varisleridirler bu mirastan nasibini alanlardırlar, işte bunlarda dayanaklarını ortaya koyunca onların asası diğer asları yutuverdiği görülmektedir. Çünkü bütün hakikatleri ayetlerdeki hikayeler gibi dinleyip yalnız zahirleriyle iman etmek insanı bu gün nasıl selamete çıkarmıyor ise görülecektir ki bütün ayetlerin batınlarına da ihtiyaç vardır, batınlarında da ehilleşmenin yeterli olmadığı da görününce çünkü yalnız zevk etmekte yeterli değildir; bütün bu hakikatleri vücut ülkenize getirmek ve yerlerini bulmak önemlidir ve bunun üzerinde bu hali daim yaşamak ve her sahada da gün geçtikçe marifet sahibi olarak derinleşmektir… bu inançla kesilen ağaçtan, zikirle yontulan dallarından fikirle cilalanan bu odunlardan en güzel asalar yapılır; bu vücut ağacını, benliğini kesmedikçe, onun vücudundan bir cüz bir dal olduğunu bilmedikçe, aşkıyla yanıp odun gibi kül olmadıkça dayanağın Allah olamaz; bu hali bu dayanağı Rabbı olduğunu idrak eden İlmi Ledün varisi olan cümle Ümmeti Muhammede bu irşad yolunda en kısa zamanda yar ve yardımcı olsun bütün alemin selameti için bu aciz kullarını en güzel yerlerde kullandığı mazharları kılsın inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 107. AYET
فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُبٖينٌ
OKUNUŞU : Feelgâ asâhu feizâ hiye suğbânum mubîn.
ZAHİR MANASI : Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha.
BATIN MANASI : İşte ihtiyarların dayanağı Hûd Sûresi 112. Ayetteki “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” Ve Resruullah Efendimizin bu ayet beni kocattı dediği en kemal bulmak olan dosdoğru olmanın tarifiyle; kocayanların Pirlerin Mürşidlerin Arifibillahların Hakkel Yakiin olanların en büyük dayanağı onların kalp musası oluşları kalplerindeki Rahman kemalat mazharından Rabbının tecellileridir. Ejderhalıkları da ürkütücülük değil kalplerindeki aşkı ilahilerinin ateşinin yani tüm gayriyetleri yakan Rabbının aşkının ağızlarından iki dudaklarının arasından dökülen aşk ateşleri gayriyet yök edicileri ayniyetin sıcaklığını verici sözcükleridir. Onlar kendilerindeki varlığın hakkın varlığının olduğunu bildikleri için dayanakları olan Rabbına münacat ederler ve Rabbı bi iznillah kelam sıfatının zuhuru ile o mazhardan kendisini anlatmaya başlayınca hemen diğer benlik ve varlık sahibleri bu aşk bu ateş karşısında dayanamazlar, çünkü hiçbir gayriyet hiçbir ikilik ayniyet karşısında dayanamaz, nasıl ki aydınlığın olduğu yerde karanlıktan söz edilemez ise Rabbının da varlığının olduğu vücut ülkesinde ikinci bir varlıktan yada ben diyeceğin bir senden söz edilemez. İşte böylece Kalp musalarının dayanağı olan Rabları kelama gelince Mürşid-i Kamillerin dudakları arasından gayriyetleri yakan ateşlerini gayriyet sahiblerine çevirirler ve onların varlıklarını da Tevhid sohbetlerinin hakikatleri olan Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat idrak ve şuhdularıyla yakar yok ederler bu ifna ile anlarlar ki bu ejderha karşısında hiçbir varlık tutunamaz. Rabbım bu vücut ülkemizdeki tüm gayriyetleri yakacak varlığını Hakkın varlığında yok etmiş Hakkın aşkı ilahi ateşiyle yanmış yok olmuş mazharı Rahman olan Ehli Tevhid ile dost olmayı cümle İnsanoğluna ihsan eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 108. AYET
وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِىَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرٖينَ
OKUNUŞU : Ve nezea yedehû feizâ hiye beydâu linnâzırîn.
ZAHİR MANASI : Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.
BATIN MANASI : İlimle görünen Pirliğine kelam sıfatından ejderhalığıyla sunduğu aşkını ekleyerek; ve bunun yanında da birde koynu olan gönül alemini, elleri olan fillullahları ekledi ve onları da bembeyaz gördü; yani vücut ülkesinde o kemlatının geldiği yer vahdet alemi olan gönül alemidir, orada Ehli Tevhid olanlar Hakkel Yakin Mürşid-i Kamiller; Efendilerine benzeyen mazhardan gönüllerinde Rahman kemalat mazharından Rablarıyla görüşmektedirler; Rablarının onlara gerek bildirdikleri gerekse gösterdikleri her bir icraatı vahdetteki fillullahtır, “vehadeti mevcut ile vahdeti şuhudun cem hali olan vahdeti vücuduyla” ejderha gibi kemalatın tüm gayriyetleri yakan kemalatın görünen yüzü olan Mürşid-i Kamillere gerçekte bildirilen yüzü gönüllerindeki fiilullahıyla hitab eden Rabbıdır; işte bunları da öyle bir görmüş ki bembeyaz olmuş halde; çünkü Rabbımın bildirdiği ve gösterdiği icraatlarının hiç birinde zerrece bir yanılma olmaz her birisi kesin ve nettir; en ufak bir leke en ufak bir şüphe en ufak bir tereddüt olmaz, ne bildirdiyse aynen öyledir ve öylede görülür, asıl kemalat ve irfaniyet bu demde görülür; çünkü içerden kalp kulağıyla duyduklarını kalp gözüyle şuhuden gördüklerini birde baş gözüyle aynen gördünüz mü işte asıl kemalat ve irfaniyet ve eminlik onunla başlar; bu da ikinci mucizesidir, yani ilimle zahiren dilden görünen kemalatın asıl içerdeki Rabbının Rahman kemalat mazharından bildirdiklerinin bembeyaz oluşları yani aynı bildirdiği gibi saf ve temiz ve net zuhura gelişleridir. Rabbım kendisine mazhar seçtiği Ehli Tevhidi böylece kendisini açığa çıkarmak için bu günde kullanmaktadır, hem gönül aleminde bildirdiklerini sergilediği mazharlarıdır o mazharlar hem de filleriyle açığa çıktığı kullarıdırlar; Rabbım bildirdiği nice yücelik ve güzellikleri açığa çıkardığı mazharlarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 109. AYET
قَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Gâlel meleu min gavmi fir’avne inne hâzâ lesahırun alîm.
ZAHİR MANASI: Firavun’un kavminden ileri gelenler, dediler ki: “Şüphesiz bu adam usta bir sihirbazdır.”
BATIN MANASI : Nesfe inananlara bu haller sihir gibi gelir; çünkü nefis ehli bunları başaracak tecelliye mazhariyeti yoktur, bu kez başaramadıklarınıza ve başarılması zor olanlara inananlar Ruh ehilleri mucize nefis ehilleri de böylece sihir derler; her icraat ve zuhurat bir ilimle sergilenir, bu gün keramet gösteren bazı Evliyaullah ve bu günkü Kamiller şunu iyi bilmelidirler ki bu yüceliğe mazhar olmak sizi yüce kılıyor ve kula tabiyet getiriyorsa bunu asla göstermeyin çünkü Takvadan ayrılmış güzelliği kendinize nisbet etmiş olursunuz, Pir Seyyid Muhammed Nur Arabi Hz. Kerametlere kadının aybaşısı gibidir koku yapar demiştir. Yani bu halin kendine nisbiyetle gösterilmesi kulu kula tabi kılacağından bu inanca leke getiren bir hal olacağından etrafa koku verir demiştir. Çünkü kerameti kevniye değil kerameti ilmiye vardır, bunun ilmini öğrenmek ve ehillerine öğretmek vardır aradan çekilmek ve yaradanın güzelliğine mazhariyet ve kendine asla nisbet etmemek vardır, işte hal mutlaka bir ilim ile olur bu ilimde Tevhid ilmidir, Fena mertebeleriyle kendinize nisbet ettiğiniz varlıktan kurtulur iseniz hem gözünüzden gören hem de görmenize göz olan Rabbım bütün varlığınızın sahibi olur ki işte o mazhar artık siz değil Allah’ın mazharı olur işte güzelliğini de dün nasıl elçisi olan Resururllah Efendimizden sergilediği gibi bu gün de sizin mazharınızdan sergiler, işte siz bu güzelliği kendinize nisbet ederde menfaat sağlarsanız maddi çıkar sağlarsanız etrafım çok olsun derseniz vakti saati geldiğinde bakarsınız ki pis pis kokmaya başlamış islama hizmet edeyim derken zarar vermiş olduğunuzu görmüş olursunuz. İşte bu halleri ne nefis ehillerine bir sihir gibi nede Ruh ehillerine bir mucize gibi gösterip de kendimize çıkar sağlamaktan Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 110. AYET
يُرٖيدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ فَمَاذَا تَاْمُرُونَ
OKUNUŞU : Yurîdu ey yuhricekum min ardıkum, femâzâ teé’murûn.
ZAHİR MANASI : “Sizi yerinizden çıkarmak istiyor.” Firavun, ileri gelenlere, “Öyle ise siz ne düşünüyorsunuz?” dedi.
BATIN MANASI : Nefis Ehilleri Ruh Ehillerine yada vücut ülkesindeki nefse göre Ruh tecellilerine bakar ve hayretler içinde kalır, o tecellilere mazhar olsa diğerleri gölgede kalacak diğerlerine mazhar olan vücutta da Ruh gölgede kalacaktır, çünkü karanlığın olduğu yerde aydınlık, aydınlığın olduğu yerde de karanlık barınmaz, vücudunuzu ya nefse meyledip nefsin tecellilerine mazhar olup alışacak ve o yönde yaşayacaksınız yada nefisten uzaklaşıp Ruhun tecellilerine meyledip Ruhun emrinde olan vücudun alışkanlıklarıyla yaşayacaksınız; firavun bunu iyi bildiğinden Ruha göre nefsin bazı tecellilerini toplar yani nefis ehilleri de bildiklerini yani dayandıkları asları olan inançlarını dayanaklarını ortaya koyar, Ruh ehli olan kalp sahibleri olan Musa’larda Ruhun hakikatlerini ortaya koyar; nefis ne derse desin; Makam-ı Cem’e ayak basan vücut Musa’ğlığını Ruhun varlığını kabul etmiştir. Yani bu Filler bu Sıfatlar ve bu Vücut benim değil diyen bir idrak karşısında ikiliği anlatan nefis hangi dayanakları getirirse getirsin, benim Hayatım dese Hayat Allah’ın sıfatlarından benim İlmim dese İlim Allah’ın sıfatlarından, İradem var dese İrade Allah’ın Sıfatlarından külden gelen, Kudret olan gücüm kuvvetim var dese La havle vela kuvvete, kudret ve kuvvet Allah’ın Sıfatlarından; İşitme ve Görme benim dese onlarda Rabbının, Kelam hakeza Kelamullah ve bunlarla açığa çıkan Filullah ise Tekvinatıyla inşaasına devam eden Rabbının, işte bu dayanakları sunan nefse Fani olan Efal Sıfat ve Zat tecellileri cevap verince her birinin dayanağı boşa çıkacak ve Hakikat Asası Hakikat İdrakı diğer idrakların hepsini yutacaktır ve bu vücut ülkesinden de bu hakikati nefis olan firavun çıkaramayacaktır. Rabbım cümle insanoğlunun da vücut ülkesindeki aynı hakikatleri çıkarmak isteyen kendilerindeki nefsin her türlü hissiyat duygu ve fikirleri olan firavunluklarına izin vermesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 111. AYET
قَالُوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَاَرْسِلْ فِى الْمَدَائِنِ حَاشِرٖينَ
OKUNUŞU : Gâlû ercih ve ehâhu ve ersil fil medâini hâşirîn.
ZAHİR MANASI : Onlar şöyle dediler: “Mûsâ’yı ve kardeşini (bir süre) beklet (haklarında bir işlem yapma) ve şehirlere toplayıcılar yolla.”
BATIN MANASI : Vücut ülkesindeki Musa ve kardeşleri Vahdet tecellisinin zuhuratlarıdır, Firavun ve onun gibiler batındaki Ruh tecellilerini kendi idrakında bekletmesi bütün vücudunda ki bu olup bitenlere hemen inanma, nefsin tecellilerini de bekle süfli tecellilere de bak yani başka sihirbazları da topla, yani inanmayana sihir inanana mucize olan hallere hayret kalan vücut eğer firavun gibi taşlaşmış bir kalp taşıyan vücut ise hemen ulvi olanlarına yüzünü dönmez, çünkü inanıp iman etmesi ve imanın kalbine ilka olma süreçleri ona zor ve uzaktır ve zaman alır bunun için yine nefsine meyli fazla olduğundan bir işlem yapma demesi hemen onlara inanıp da yüzünü Ruha musaya kalpteki ulvi tecellilere dönme denmesidir, zaten de isnad ve kabiliyeti zayıf olduğundan bu durum vücutta böyle yaşanır diye bizlere de bildirilmektedir. İşte böylece de vücut ülkesinin batın şehirleri olan hissiyatına duygularına ve fikirlerine geriye dönük ve yeni haliyle danışarak, bilgiler toplayarak yani gelen yeni sihirbazlardan yani süfli hissiyat süfli duygu ve süfli fikirlerden ortak bir idrak oluşturarak yani; yeni hissi müştereğinle karar ver diye nefis vücutta sedasını yükseltmektedir. Nefse hizmet eden vücut ülkelerinde bu haller her an yaşanıp durmaktadır; Zaten bunca Hakikatın da bütün Kuran-ı Kerim’in de bütün Enbiya ve Evliyanın da gayesi sizi size bildirmektir. Rabbım nefsini bilip Rabbını bilmeyi, Rabbını bildikten sonra da Rabbının sıfatlarından nasıl esmalar alıp filleriyle zuhura geldiğini seyreylemeyi; cibilliyeti güzel fillerini Rabbına, cibilliyeti bozuk fillerini de nefsine nisbet ederek Hakk ve Hakikat yolunda her geçen gün daha güzel olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 112. AYET
يَاْتُوكَ بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلٖيمٍ
OKUNUŞU : Yeé’tûke bikulli sâhırin alîm.
ZAHİR MANASI: “Bütün usta sihirbazları (toplayıp) sana getirsinler.”
BATIN MANASI: Bütün süfli tecellileri yavaş yavaş firavunlaşan vücutta yeniden hatırlamaya başlanılması ve onların üstünlüklerine yeniden inanması sihirbazların sihrine inanmaktır, çünkü hakikatte ulvi tecellileri kendinize nisbet ederseniz benlik ve ikilik olur ve bunlarla üstünlük gösterenler de Takvadan uzaklaşılmış ve ihvanı kendine bağlamak için keramet göstermiş olurlar; bu hallere manen sihir denmektedir, fakat aynı yüce tecellileri ise kendinize değil de Takva üzere olup Rabbınıza nisbet ederseniz bunlara ruhun tecellileri denir ki bunlar mucizeler olur, yani idrak seviyesi akıl seviyesi alt dimağ da olanların idrakta zorlandığı ve mucize dediği hallerdir, çünkü aklı maaşla yaşayan maaşeti kadar bir idraka sahib olanlara aklı miad olan ahiret aklından gelecekle ilgili ahiretiyle ilgili bazı ayetleri bazı bilgileri sunarsanız o bunlara hayretle bakar ve mucize gibi gelir, aklı miad sahiblerine de aklı külden bahseder ve bazı sırları açarsanız o da bunlara hayret eder ve bunlar mucizelerdir dediğini de görmüş oluruz. Bunun için her tecelli Haktır bunları anlayıştaki farklar idrak farklarıdır; Rabbım vücut ülkemizde nefsinizin sunacağı üstün hallere sihirlere inanmak ve benliğimizle bunlarla övünmek yerine, bütün güzellikleri Rabbımıza eksiklikleri kendimize nisbet ederek boyun büküp çok güzel bir kul olmayı istemeyi nasib eylesin bizlere inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 113. AYET
وَجَاءَ السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُوا اِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبٖينَ
OKUNUŞU : Ve câes seharatu fir’avne gâlû inne lenâ leecran in kunnâ nahnul ğâlibîn.
ZAHİR MANASI: Sihirbazlar Firavun’a geldiler. “Galip gelenler biz olursak mutlaka bize bir mükâfat vardır, değil mi?” dediler.
BATIN MANASI : Vücut ülkesinde süfli idrakın kemali olan firavunlaşan kalbin tecellileriyle, alışkanlıklarıyla kalıplaşmış olan hal; ordan makamından nefisten seslenir yani süfli hali insana seslenir; sen ulvi bir hali merak ediyor ve durduk yere bunca zamanki alışkanlıklarımızı değiştirip yeni bir hali yaşamak mı? istiyorsun ama muallaktasın aslında yaşamak isteyen ruha da izin vermek istemiyorsun galiba diyor; ve karşısında eski yaşantımızdaki süfli tecellilerin sihirlerinden örnekler çıkartarak ruhu yalanlamak ve galip gelmemesi için elinden geleni yapmak da istiyorsun da diyor; çünkü yumuşak orta ve sert sedaları da gelir nefsin; ama ne hikmetse böyle bir vücutta da olsa akıl rahat durmadığından yine de o hali de; ruhun ne yapacağını da bir görelim demektedir; çünkü akıl en üstün bir melekedir, kimin hizmetinde olur ise ona hizmet eder yani hizmet etmem demez, nefis emrine alırsa nefsin delillerini bulur ve nefse hizmet eder, ruh emrine alır ise vücutta ki yaşanmışlık ve daim alışkanlıklarla olur bu zaman içinde hemen bir anda karar vermekle asla olmaz, o zamanda akıl ruha hizmet eder; bu firavunun vücudu ise firavunlaşmış ama yine de akıl ara sıra başka halleri de görmek istemekte; merakından şeytanlığından dercesine; vücuttaki sıfatlarda artık eski süfli halimize alıştık durduk yere iş çıkarma dercesine feveran etmekte; bu vücut ülkemizde de hayatımızda da böyledir. Evimizde bir aile reisi; gelin bundan sonraki ömrümüzü falan şehirde geçirelim derse; hemen ona bütün aile efradı fikrinin kapsamını ne düşündüğünü oranın daha hayırlı olup olmayacağını veya böyle bir kararı neden alma ihtiyacı duyduğunu dahi sormadan; hemen feveran eder, dur baba der; iş çıkarma şimdi; bunu neden der çünkü alışılmış yıllarca bulunulmuş bir yaşantı bir ortam bir halleri vardır, bunu yıkmak zor gelir, işte nefsi yaşayan bir vücutta da ruha meyletmek aslında zor bir iştir firavunlaşan vücutlarda çok ta zaman alır muallak vücutlarda daha az zaman alır ruha yüzünü dönmüş olanlarda ise artık meyli hep ulviyete doğru ilerlemeye devam eder nadiren geri dönüşler yaşanır; işte görünen odur ki veferan eden sıfatlar eski hallerinde kalmayı mükafat saymış ve bizim eski mutluluğumuzu bozma demektedir o vücutta; ama akıl Al-i İmran Sûresi 54. Ayeti Kerimedeki “Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” ayeti ile firavunlaşsan dahi Allah dilerse sana da hidayet etmiş ise aklını çeler, çevirir ve senide nefisten ruha çıkarır bunu unutma da denmektedir. Rabbım cümle insanoğluna firavunlaşmadan Ruhun emerin de olan aklıyla selamete çıkmayı ve daim Tevhid üzere olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 114. AYET
قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّبٖينَ
OKUNUŞU : Gâle neam ve innekum leminel mugarrabîn.
ZAHİR MANASI : Firavun, “Evet. Üstelik siz (ücretle de kalmayacaksınız) mutlaka benim en yakınlarımdan olacaksınız” dedi.
BATIN MANASI : Firavunlaşan kalp sıfatlara sedasını aklın şüphesinden öteye süfliyetin hafif orta ve yüksek derecelerinden olan üç halden ilki olan Ruha da nefse de söz hakkı tanıyan ikinci hali olan Ruha biraz daha az Nefse biraz daha fazla söz hakkı tanıyan üçüncü hali olarak ise Ruha yok denecek kadar az nefse ise çok fazla söz hakkı tanıyan vücut olarak; yüksek bir süfliyete meyletmiş haldedirler. Yani niyeti Ruhu saf dışı bırakmak olan haldedir. Bunun için sıfatlarına ucret olan sizden tecelli ederim demesinden öteye benim yakınlarımdan olacaksınız demesi ise zaten olası olandır; sizden tecelli etmemden öteye tecelli eden tecelli ve olunanda bir olacak yani iyice süfli hali yaşam edinen bir vücut olacağız diye seslenmektedir vücuda, akıla hissiyata; işte nefse göre niyetini tecelli eden kabul edişi aslında kendisini yanıltmasıdır, çünkü niyetleride değiştirendir Rabbım, akıbet Rabbımın istediği gibi ise mutlaka o niyeti değiştirecek olan kalbe tecellisi ve duyguları çevirmesi ve fikirleri değiştirmesiyle Mutlak tecelli edeni gösterecek ve muradı ilahisinde o vücuda hidayet edişi de var ise mutlaka o vücutta imparatorluğunu da ilan etmiş olsa bile nefis o beldenin padişahı olan firavun dahi olsa mutlaka o belde o vücut ülkesi firavunu tahtından indirecek ve yavaş yavaş ruha selamet sahalar açacaktır. Sizlerde nefsin emrinden bedeninizi kurtarmak için mutlaka ruhun sedasına kulak kabartın duymaktan işitmeye, görmekten basirete, tatmaktan vahdet zevklerine, koklamaktan batın tevhid kokularına, dile getirmekten kelamın kelamullah oluşuna meyletmek için mutlaka varlığın ifnası için; Rabbım ehli ile tanışmayı ve Ehlinden bu Tevhid tahsil ve yaşamı şuhud ve zevk edip daim yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 115. AYET
قَالُوا يَا مُوسٰى اِمَّا اَنْ تُلْقِىَ وَاِمَّا اَنْ نَكُونَ نَحْنُ الْمُلْقٖينَ
OKUNUŞU : Gâlû yâ mûsâ immâ en tulgıye ve immâ en nekûne nahnul mulgîn.
ZAHİR MANASI : (Sihirbazlar), “Ey Mûsâ! Ya önce sen at, ya da önce atanlar biz olalım” dediler.
BATIN MANASI: Yücelikleri nefislerinden bilenler seslendiler yani sihirbazlar Ruh ehline kalp Musa’sına Rabbının tecellilerine mazhar olan Hakkel Yakiin Mürşid-i Kamillere seslendiler; ya sen buyur sohbet et kemalatını görelim yada önce söz alıp biz konuşalım; çünkü bir kişinin kemalatı ne ise idrak şuhud zevk ve yaşamı da o dur. Yani ettiği kelamlarla hallenmiş ise hayatı odur. Zaten dayanağı da asası da yaşantısındaki halidir. İlimle birbirlerini tartsalar bu kişiler, ilimle eşit gelseler, hemen hallerine bakılır, halleri de yakın gelse, hemen makamlarına bakılır ikisi de Ruh ehli olsa dahi; kaldı ki burda birisi sihir ehli yani hayret edilecek yücelikleri nefsine nisbet eden ve halinde olmayan diğeri ise Takva üzere olan Rabbına nisbet edip haliyle yaşayan; birde kemalatında zahir ilimlerin asasıyla gezenler kendi aralarında olduğu gibi zahir ilim sahiblerinin batın ilim sahiblerine karşıda asalarını bastonlarını göstermeleri vardır; velhasılı bu toplumun her sahasında esfelden âlâya her zaman vardı ve bu günde var olmaya devam etmektedir. Onun için Ehlullah buyurmuşlardır ki “Her köşede Mürşüdüm diyen çok durur binde birinin irfaniyeti yok durur “diye… Affola; işte o günde bu halde imiş Firavun ve Musa a.s; işte bizlerinde vücut ülkelerinin de bir yönü böyle der çok bilmiş yönü firavundur, diğer yönümüz olan mütevazilikle Rabbım bilir diyen yönümüzdür. İşte kim önce başlarsa başlasın Musa’lar bu güzellikleri; Ruh kemalat hal ve makam yaşantısında mütevazilik ve alçak gönüllülükle birleşmiş ve herkesi sevebilen Mürsel fikrine, kalbindeki merhameti de en yüce eklemiş olan Ehli Tevhid en büyük dayanağını ahlakı hamidiyesiyle kendisini sergileyen güzel ahlakı tamamlayan Resulu Ekrem Efendimizden açığa çıkan bu güzelliklerin sahibi olan Rabbında bulmuştur; dayanağı da asasıda aşkı da; varlığı olmayan vücudunun tek sahibi olan Rabbıdır. Rabbım bu hal üzere olmayı cümle ihvan kardeşlerimize ve tüm Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 116. AYET
قَالَ اَلْقُوا فَلَمَّا اَلْقَوْا سَحَرُوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَاٶُ بِسِحْرٍ عَظٖيمٍ
OKUNUŞU : Gâle elgû, felemmâ elgav seharû ağyunen nâsi vesterhebûhum ve câû bisıhrin azîm.
ZAHİR MANASI: (Mûsâ), “Siz atın” dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar.
BATIN MANASI : Eller fiilullahıdır insanın hem parmakların adedince 5 babtaki fillerini hem kolda birleşmiş olan fillerini hem de vücudda cem olan fillerini remzederler kemlatlarını ilimle cemadattan bahsedince, nebadattan bahsedince hayvanattan bahsedince insanattan bahsedince ve sözde kamil insanlıklarından âdemiyetlerinden nefsin padişahlıklarından bahsedince ayrı ayrı her bir parmak adedince konudan kemalat sergiler nefis ehli; bunları ilimle anlatınca ayrı ayrıdırlar şuhudlarından bahsedince bütün filler bunca çok olan fillerin bir tevhidini görürler bir elden işlendiğini bunu da bir vücuttan zevk ederler ve kendilerine nisbet ederler bunca kemalat ve yüceliği nefis ehline göre sihir olan bu halleri kendilerine nisbet ederek ben yaptım benim güzelliğimdir bendeki yücelik ve sihirdir bunlar deyip etraflarındaki bazı iman seviyesi idrak seviyesi teslimiyet seviyesi düşük olanlara göre şaşalı bir zuhurat olarak sergileyerek gözlerde büyüleme yaparlar, yani bakan gözlerin arkasındaki idraksızlık halleriyle yani basiretsizlikleriyle bakışlarına göre kandırma yaparlar; oysa idraklı bir bakışa sahib olan ariflere asla bunları yutturamazlar ki Musa’lar da bunları asla yutmamıştır yutmazlar da Rabbım bu sihirlere bu gün toplumdaki keramet gösteren bazı mürşitlerin halleri gibi kendilerinin yüceliği gibi sergilenen bu haller ise bunlara örnektir, siz hem diyeceksiniz ki bütün güzellikler Rabbımındır hem de kendinize nisbet edecekseniz bu olacak şey değildir, insanoğlu olsa olsa eksikliği kendisine nisbet etmelidir. Rabbım gerek toplumda gerekse vücut ülkenizdeki bazı yüce hallere aldanıp da kendinize asla nisbet ettirmesin mazharlara da nisbet ettirip kula kul kılmasın inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 117. AYET
وَاَوْحَيْنَا اِلٰى مُوسٰى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَ فَاِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَاْفِكُونَ
OKUNUŞU : Ve evhaynâ ilâ mûsâ en elgı asâk, feizâ hiye telgafu mâ yeé’fikûn.
ZAHİR MANASI : Biz de Mûsâ’ya, “Elindeki değneğini at” diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
BATIN MANASI : Dün nasıl Musa a.s’a Rabbımın bildirdikleri ile Tevratta yazılı olan ayetler Hakk ve Hakikat bütün nefsin uydurmalarını yutuverir, bu gün ise Musa’lar Kalp Musası olan Mürşid-i Kamiller ise dayanakları olan Tevhid ilmi ile dün tenzihini bildirmekte kullanılan Musa a.s’ı Teşbihini bildirmekte kullandığı isa a.s’ı ve Tevhid edip bütün Peygamberlerinden de söz aldığı Resurullah Efendimizin ve Peygamberlerinde atası olduğu İbrahim a.s’ın ilmi olan Tevhid ilmi ile bütün dayanağını asasını ortaya koyar Ehli Tevhid Hakkel yakin gören bir Arif zaten karşısındakilerin bir kelamında dayanakları olan bütün kemalatlarını görendir, ister tenzihi bir iman ile bu gün Şerat seviyesinde Fıkıh Hadis Siyer ve Arabiyetiyle kelam üzere tahsil görenler olsun isterseniz de Tarikat seviyesinde bir nebze Teşbihine zikriyle mazhar olanlar olsun; bunların her birisinin de yerini Ehli Tevhid tenzih ve teşbihi tahsil şuhud ve zevk eylediğinden ayan beyan görmektedir. İlahi ilimlerin sonuncusu olan Melamet; Hakkın varlığında kendi varlığını yok edip Resurullah Efendimiz gibi ahlaklanmakla zaten kendisinden bilen ve görenin kim olduğuna vakıftır, o vücut kendisinin değil Rabbının olduğuna o vücuttan sıfatlarına tecellisiyle filleriyle zuhra gelen Rabbının bilmek ve görmek filleriyle kemalatını sergilediğini bilmektedir; bu yüzdendir ki Rabbı karşısında dayanağı ne olursa olsun ve hangi seviyede olursa olsun mutlaka Rabbının kemalatı diğerlerini yutacaktır. Zira zaten Ehli Tevhidden Rabbım kelama geldiğinde nasıl ki bütün gönüllerin gıdasını veriyor ise bütün gönülleri de hem bilen hem gören olduğunu da görmüş oluruz; Hakikat karşısında bütün ilimler bütün şuhudlar bütün hal ve makamlar hiç kalır Allah Hu’luğundan Uluhiyetine, Uluhiyetinden de Rububiyetine tecelli ederek Rububiyetinde esmalar alarak bütün mazharlarından filleriyle açığa çıkmaktadır, Efal’i bilen Esmayı, Esmayı bilen Sıfatı, Sfatı bilen Zatı hem bilir hem görür bildiği kadarıyla görmüş olur, yani mutlakıyetinden mukayyetliği ve vakıfiyeti kadarını görmüş olur; bunun için ehline fillerinden ayan olan bütün kemalat nerde ve hangi mazharda görülürse görülsün ayandır, ayan beyan gören Ariflere de diğer kemalatlar yutulan aslar gibidir; okunmuş ve yutulmuş ilim gibidir, yani okudum yuttum derler ya öyle; Rabbım asası dayanağı varlığı Allah’ın olan mazharlarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 118. AYET
فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Fevegaal haggu ve betale mâ kânû yağmelûn.
ZAHİR MANASI : Böylece hak yerini buldu ve onların yapmış oldukları şeylerin hepsi boşa çıktı.
BATIN MANASI : Hakk yerini nasıl bulur; urucen yerini Rububiyetin kulluk yüzündeki mazharlarının kulluğu nisbetinde esfelden alaya yükselişlerinde dün kul mazharı olarak kullanıldıkları yerden Rab mazharı olarak kullanıldıkları yere irfaniyet ve kemelatına mazhar oldukları nisebette yükselir, ve bu demde de Hakk mertebesi için yine miraçları devam etmektedir ilimle şuhudla zevk ve en önemlisi daim bir yaşam ile; ve bu yükselişte de en güzel kıstas insana yine Rabbının zahir olduğu yüzü olan Efal yüzü en büyük terazidir; zahiren fillerinizin cibilliyetlerindeki düzelmeyi öyle bir sağlamalıdır ki Hakk mertebesini isteyen arzulayan mazharlar zahiren bütün filleri Hakkın istediği gibi cibilliyeti düzgün filler olmak zorundadır, bu hal onları Hakk mertebesine zahiren taşır ama tam hak etmemiştir, birde batın filleri vardır ki oda batın duygularıyla işlediği fillerinin, hislerindeki temizlik duygularının güzel olanlarını kullanma ve düşüncelerinde lekelenememiş fikirlerin dışına çıkmama daimliğiyle olduğu gibi yaşaması Hakk mertebesidir. Resurullah Efendimiz bu yüzdendir ki “Beni gören Hakkı gördü demiştir” bu zevkle söylenmiştir bedenine Allah denmesi değil fillerinde zahir ve batın güzelliğin Hakk oluşuyla söylenmiştir. İşte böylece Hakk yerini bulduysa vücut ülkenizde dayanağınız olan yaşamınız fikirleriniz ve duygularınızla ortaya konan güzel ahlakınız diğerlerini diğer bütün halleri fikir ve dayanakları yutuverir. Rabbım cümle İhvan kardeşlerimize ve Ümmeti Muhammede bu hal üzere daim olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 119. AYET
فَغُلِبُوا هُنَالِكَ وَانْقَلَبُوا صَاغِرٖينَ
OKUNUŞU : Feğulibû hunâlike vengalebû sâğırîn.
ZAHİR MANASI: Artık orada yenilmişler ve küçük düşmüşlerdi.
BATIN MANASI : Asaları dayanakları yutulanlar yani idrak ve şuhudları Hakk ve Hakikate göre daha aşağı seviyede olanlar üstün idrak şuhud ve zevk ehillerine göre kesretin küçük düşmesi değil mananın âlâdan esfele olan nuzulen farklılık göstermesiyle kendisini göstermesidir, yani insanları 15 ana gurupta toplarsanız 15 çeşit insan var der iseniz eğer bunlardan 7 cinsine nefis mertebelerindeki insanlar 7 çeşdine de ruh mertebeleri olan Tevhid mertebelerinde ki insanlar dersiniz bu 14 çeşidin hepsine vakıf olan da 15. Çeşit olan İnsan-ı kamildir ki her birisinin ilmini şuhudunu zevkini hal makam ve mertebesinin üzerinde olduğu için diğerlerini yutmuştur onlarda daha alt seviyelerdeki tecellilere mazhar olduklarından yukardan aşağıya doğru küçülmüşlerdir yani daha nakıs tecellilere mazhar olmuşlardır; Rabbım esfelden alaya tecelli zengini olan Rabbımın en âlâ en yüce tecellilerine mazhar olmayı 15. Çeşit olan İnsan-ı Kamil mertebesindeki tecellilerine mazhar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 120. AYET
وَاُلْقِىَ السَّحَرَةُ سَاجِدٖين
OKUNUŞU : Ve ulgıyes seharatu sâcidîn.
ZAHİR MANASI : Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.
BATIN MANASI : Buradaki secde tabiyet secdesidir; bu tabiyette nakıs mazharların kemlatlı mazharlardan irşadı için o kamil mazharların sahibi olan mazharlardaki Rabbınadır; birde aslolan nuzulen mülkünde kendisinden başka olmayan Rabbımın tecellisi tecellisine secdedir. Yani edepsizlik tecellisi “sihir yapılan mazharlardaki esfel tecellinin en hafif hali” en hafif hal olan edebe tabidir, çünkü o tecellinin gayesi zıttını bildirmek için var oluşudur, yani her şey zıttıyla var ise esfel tecelliler ala tecellilere tabidir, gayeleri budur; esfel alaya ışık tutar; böylece edepsizlikte doz arttıkça tabiyeti de daha edebin zuhurunadır yani onun zuhura gelmesi içindir mevcudiyeti, böylece sihirbazlık olan nefsin her hali yani her süfli tecelli vücut ülkesinde Ruha tabidir, Ruha hizmetkardır âdemin vücudunda, şuhud ve seyrinde; bunun tam tersi de süfliyetteki vücutlar içindir, fakat Rabbım dün sihirbazlık yapanları nasıl eninde sonunda Ruhun emrine tabi kılmış ise bu günde süfli nefsini kullananlar iyi bilsinler ki insanlara ulviyeti anlatmak için kullanılmakta kulluk yapmaktadırlar, daha net söyleyecek olur ise günümüzde kötülük yapanlar ve kötülüğü besleyenler bilsinler ki iyiliğe daha çok ihtiyaç olduğunu insanlara hatırlatmaktadır ve iyiliğe olan ihtiyaç için idrakları açmada yardımcıdırlar; tabidirler… Allah’ta gayriyet ve tecellisinde nakısıyet olmayacağına göre bunca tecelli yalnız tekbir ayniyete hizmet eder; urucen irşada nuzulen seyre; Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi nuzulen Hakk ve Hakikatini seyrinde kullandığı mazharlarından kılsın inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 121. AYET
قَالُوا اٰمَنَّا بِرِبِّ الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Gâlû âmennâ birabbil âlemîn.
ZAHİR MANASI : Âlemlerin Rabbine iman ettik” dediler.
BATIN MANASI : İlim ile vücut ülkesinde kişideki idrak süfli hallere göre ulvi haller daha üstündür der. Bu idrakı tasdik eder yani akılı mukayyesede kullanınca yani ne nefsin emrinde ne ruhun ikisine de orta mesafede iken mutlaka fıtratı vicdana göre hakikati söyler; fakat burada aslolan firavunlaşan bir kalbin mukayyesesiyle karar verilen vücuttur, bu sıfatlar ruha evet deseler de katılaşan kalp onları ruhun emerine girmelerine asla izin vermeyecektir, onlardaki ruh tecellilerini idraken beğenmiş olsa da vücut o kalp asla buna izin vermez; zira insanlarda bu gün sorsalar eğriyi ve doğruyu bilmeyen yoktur ama ne hikmetse bilseler dahi tuttukları saf dünyada %90 nefsiyle birlikte olmaktır, bu hal gerektiğinde nefsiyle nefsine ibadet gibi bazen de nefsiyle Rabbın aibadet gibide görülmektedir; fakat aslolan Rabbıyla Rabbına ibadet olmalıdır. Hal böyle iken bu vücut ülkesinde iman edilmesi sadece hakikatin ve ruhun tecellilerinin üstünlüğünü ilimle kabul edilmesidir, amele dönmesi ise mümkün değildir, amiliyet ve amiliyette devamlılığın olmadığı vücut ülkelerinde alışkanlıklar da kalıcı olmayacağından mutmein olmuş nefsin sıfatlardan zuhuratını fillerle görmek mümkün değildir. Yani kişi aklıyla eğri ve doğruyu bilir ama doğruyu yaşayamaz, yaşasa da bir gün yapar 6 gün yapmaz; Rabbım bildiklerimizle amil olup muamelemizde Rabbımızla Rabbımıza mukabelede bulunan Resurullah Efendimiz gibi güzel ahlak sahibi olmayı cümle İhvan kardeşlerimize ve cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 122. AYET
رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ
OKUNUŞU : Rabbi mûsâ ve hârûn.
ZAHİR MANASI : “Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine.”
BATIN MANASI: Tam müteşabih bir ayettir. Bu ayet muhkem olsa dünyada Musa a.s zamanında ve Harun a.s zamanında yaşamayanlar bu isimleri sade muhkem kabul eder peygamber der bırakır. Tıpkı Huruf-u Mukattalar gibi. Ama neden onlara ve onların Rabbine diye hitab olsun; ve onları vücut ülkenizde bulup da sizdeki Musa’lık ve Harun’luğun Rabbına diye size ne söylenmektedir. Bu gün dünyada Müslümanlar Kuran-ı Kerimde 30 cüz olduğunu bilmekte ve bu 30 cüzün 29 cüzü müteşabih 1 cüzün muhkem olduğunu da bilmekte iken bütün cüzlere ve tüm ayetlere muhkem fetva vermektedirler. Ve yine Mevlid-i şerifte en yüce övgüye mazhar olan Resurullah efendimizden bahseden bölümde “bu gelen İlm-i Ledün sultanıdır” derken ayetlerin batın manaları ve vücut ülkelerindeki yerlerini bilmek olan özel ilmin “İLM-İ LEDÜN” olduğunu özel ilim olduğunu Rahimiyet tahsili ile kendini bilmek olduğundan bahsedilmemektedir. Bütün dünya Müslümanları kendisini okumadıkça İlm-i Ledün’a mazhar olmadıkça vücut selametlerini sağlamadıkça birlik ve beraberliği idrak edemediklerinden 1 olanı layıkıyla bilemediklerinden itikadlarını bilerek ve görerek imana eriştiremediklerinden amel ve muamelenin mazharlara kişilere değil Rabbına olduğunu şuhud edemediklerinden güzel ahlak olan Resurullah Efendimizin bildirdiği İlm-i Ledün ile edinilen ahlak açığa çıkmayacak ve birlik beraberlik sağlanmayacaktır öyle ki bu gün ötekileştirdiklerinizin de düşman ve diğer dinlerden olanlarında Rabbının; Rabbınız olduğu bilinmeyecek ve Efendimizin Efendiler Sulatanının şu sözleri akıllarınıza kazınmayacaktır. “BİLSELER İDİ YAPMAZLARDI” bu idrak ile onlara da Hakk ve hakikati öğretmek için onları da sevmenin Efendimizin Mürsel fikri olan Bütüne Rahmet idrakına ve Alemlere Rahmet oluşunun da sırrına erilememiş olunacaktır. Bu bağlamda bu sırlara vakıfiyet için kısaca Musa a.s’ın kalp Musa’sı olması kardeşi ise Harun a.s’ın aynı babadan olmaları yani aynı tecelliye mazhar olmaları hasebiyle de kalpteki aynı tecellilere mazhar olmalarıdır. Tıpkı kalbinize gelen iyi hissiyat ve duyguların Ruhullah olması ve Musa a.s’ın vücutta bu hissiyatın vakıf olmasının isteği olan sizdeki iyi niyetle amiliyete; Harun a.s’ın da yine o kalbe gelenlerden vücudu nefsin hizmetine sokacak olan süfli duygu ve hissiyata vücudu sevkinedir. Vücut aynı vücuttur; günümüzde harunlar mürşütlerin sözleri ile ayetleri birleştirip kendi bildiklerini de katarak yani altın sözer ayetler; gümüşler Efendilerinin sözleri ayak izleri de kendi bildikleri istikamete sevk için kullandıkları kötü niyetleridir; işte bunlarla ilimlenip aslı hakikatından buzağı gibi böğürmekte ve gerçek Rabbı da topluma budur diye yutturmaya kalkmaktadırlar; Allah’da bunla ne yaptığını göstermiş ve gösterecektir de; ama bu ayette daha yüce bir tecellisini şerh eylemektedir Rabbım; Musa a.s’a Tur-i Sina olan sina tepesi olan gönül sinesinden hitabla gönlünden hitabla ben verdim ümmetine bu fitneyi demektedir. Ama esfelde iken anlamayıp yani sıfatta iken idrak edemediğini gönül sinasına; kalp musası gönlünde rahman ve kemalat mazharı olan Rabbıyla tekrar buluşup da vücudundaki bu halin hikmetini sorunca gelen hitabla yeniden işitecektir, bu fitneyi veren benim diyen Rabbı ona daha yüce bir kemalat verecektir. Çünkü bu vücut ülkesinde süfli olsun ulvi olsun kalbe gelen bütün his ve duygular ve dönüştükleri bütün fikirlerin Nisa Sûresi 78. Ayet-i Kerimede buyurduğu üzere sadece halk edicisi olduğu yani süfi ve ulvi bütün hissiyat duygu ve fikriler birer tecellidir bunları tecelli ettirendir, yani vücutlara gönderendir içerden. Ama Nisa Süresi 79. Ayeti Kerime’ye göre de iyi hissiyat duygu ve fikirleri hem tecelli ettiren hem işleyendir, kötü hissiyat duygu ve fikirleri ise sadece gönderendir o mazhardır o kişidir bunu seçip de işleyen; yani işleyen Allah değildir. Suphanallah. Eksiklik Allah’a nisbet edilemez. Çünkü eksikleri de o işliyorsa; kötü insanlara şunu neden diyemiyorsunuz size iyi fikirlerde geliyor onları neden işlemiyorsunuz; eğer iyi gelen fikirleri de işleseler kabiliyetleri kötülükten iyiliğe döner o zaman kötüyü işleyemezler; yani kabiliyettir o vücutta o nefsin duygusunu vücuda getiren; böylece Allah kalp Musa’sına vücuduna iyi bak kızacak kimsen yok iki hisside duyguda fikride ben gönderiyorum bunların iyilerine Musa zıtlarında Harun diyorum sen Haruna bak Musa’yı tanı, “nefsini bilen Rabbını bilir” ve devam et artık dedi kalp sahibi olan fenayı bitirmiş idi sina tepesine çıkmasıyla nüzul etti geri döndü ve idrak etti beka zevki olan her tecelli Rabbımın Rabbım bu vücutta zatından sıfatlarına nasıl tecelli ediyor bu zevke erdi. “men arefe Rabbehu fagat arefe nefsehu” yani Rabbı “kıyambinefsihi” olan yani nefsi olan bu sıfatlarından gözümden kulağımdan dilimden el ve ayağımdan nasıl işliyor buna bakmayı ona öğretti. Göz Hakkı görüyor mu? ona bak dedi, Harunu harun görme, kulak Hakkı işiyitor mu? ona bak ümmetine ne söylendiğine değil, dil Hakkı söylüyor mu? ona bak sonunda yakasından tuttuğun bu Harun’u bu nefsin defol git diye vücut ülkenden dışarıya atabiliyor musun ona bak diyor, sonra dahasını zevkle ekleyecek olursa eline bak demekle işlediği fillere ayağına bak demekle de gittiği yolun Tevhid babası olan İbrahim a.s’ın yolu olup olmadığına ve duası olan Resuurllah’ın yolu olup olmadığına bak diyor, işte bu günkü Musa’lara ve Harunlara bunu söyleyen Rabbım İlm-i Ledün olmadan Kuran-ı Kerimin de bütün ayetlerin ve bütün tecellilerinin hikmetlerinin de anlaşılamayacağını anlatmaktadır. Rabbım evvela bütün ihvan kardeşlerimize sonra tüm Ümmeti Muhammede ve sonrada sırasıyla onları sevenlere ve diğer bütün insanlığa peyder pey ve zamanla İlm-i Ledündan nasibini almayı ve bu nasib ile daim ve baki bir hayat sürmeyi onlara ve nesillerine ve nesillerininde nesillerine de nasib eylesin inşallah. AMİN.
ARAF SÛRESİ 123. AYET
قَالَ فِرْعَوْنُ اٰمَنْتُمْ بِهٖ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْ اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِى الْمَدٖينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَا اَهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ OKUNUŞU : Gâle fir’avnu âmentum bihî gable en âzene lekum, inne hâzâ lemekrum mekertumûhu fil medîneti lituhricû minhâ ehlehâ, fesevfe tağlemûn.ZAHİR MANASI : Firavun, “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!” dedi. “Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!”BATIN MANASI : Taşlaşmış kalp zülüm niyetiyle atan yüreklerde hidayetini yardımını yani Musa a.s olan Ruhullahı yani Rahmani tecellilerini zuhura getirdikçe Rabbım o vücut kimin olur ise olsun yavaş yavaş sıfatlar Ruha tabi olmaya başladığı gibi devamda eder ve zamanla hükümdarlığında olduğu vücudun sıfatlarına sözü geçmediğini gören kötü niyet firavunluk vücuda seslenir, size izin vermeden iman ettiniz, zira zaten nefsinde sen git Ruha tabi ol demesi beklenemez; bu vücut ülkesindeki aza ve cevahiri firavunun hükmünden kurtararak selamete çıkarmak için o beldeden çıkarmak gerekmektedir, fakat bu hal vücut içerisinde bir yerden bir yere gitmek değil eski kabullenişlerinin yerini yenilerine bırakmakla olacaktır; eskiden vücudunu kendine nisbet ediyordu benim diyordu ve nefsi benlik içerisinde hükmünü veriyor ve zamanla öyle bir emrine alıyordu ki en kötü istekleri bile yaptırıyordu, insanların eski halleri nefileriyle başbaşa olduğu halleri buna örnektir, kişi kendi nefsini bilicidir; evet bu bir tuzaktır, çünkü onlar tuzak kurdular Allah’da tuzak kurdu, Allah tuzak kurucuların en hayırlısıdır; burada ihlas ve samimiyetle yapılmış bir tuzak nefsin dahi iyiliğinedir; çünkü akıbeti nefsi süfliyetten ulviyete yükseltmektir; bu gün sizler düşmanınıza dahi iyilik yapabiliyorsanız bilin ki size borçlanıyor ve borçlandıkça da karanlık olan zülmün yerini aydınlık olan merhamet alıyor, çünkü en taş kalplerde bile duyulacak olan bir sevgi sözcüğü azda olsa hemen kayadan bir parça kıracaktır; merhamet zulme hakim oldukça alemde de karanlıklar kaybolacak, zalimler dahi irşad olmaya başlayacak ve onlar dahi bu gün beğenmedikleri ve kurtulmaya çalıştıkları tuzağa düştüklerinde memnun olacaklardır; çünkü gelecek nesillerine yıllardır hazırladıkları savaş dolu nefsin her tecellisine mazhar olan bir dünya; vacibul vücudunda %70 celalin %30 cemalin görüldüğü bir alem yerine tam tersi olan %70 cemal %30 celal olan bir alem bırakmakla evlatlarına daha selamet bir dünya bırakmış olacaklardır, tıpkı dünkü vücut ülkenizdeki sizlerin eski süflü hallerinin ulviyete tebdili gibidir, zira zaten Âdem de ne varsa alemde de görüleceğinden Efendimizin Sahabeyi Güzinin Evliyaullahın İmamların ve Mürşid-i Kamillerin de vücut ülkelerinden halen bu inşaasını Rabbım böylece devam ettirmektedir; Rabbım cümle kardeşlerimize bu Mürsel fikrin etrafında cem olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 124. AYET
لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَعٖينَ
OKUNUŞU : Leugattıanne eydiyekum ve erculekum min hılâfin summe leusallibennekum ecmeîn.
ZAHİR MANASI : “Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım.”
BATIN MANASI : Eller fiilullahı, ayaklar ise gidilen yolu remzeder; bunların çapraz hale getirilip kesilmesi filler yine aynı fiil gidilen yol yine aynı yol görünmesine rağmen sonucun ruha değil önü kesilerek nefse hizmet etmesidir. Örneğin toplumda insanlara hizmet eder görünen dernek vakıf ve sivil toplum örgütleri ve dünya üzerinde bulunan barış gücü ulusal barışa destek veren büyük devletler birlikleri bile kuruluş amaç ve gayeleri ile ruhun fikirlerini ruhun gittiği yolu temsil etmekte iken bir bakıyoruz ki sonuç olarak tam çapraz bir sonuçla nefse çanak tutma savaşa destek verme olarak görülmektedir. İşte firavun gibi insanlarda toplumlarındaki bu insanları aynı icraatlarından vazgeçirmek yerine onların liderlerini başkanlarını emir veren amir konumundaki otorite sahiblerini gerek ruhani lidelerini gerekse devlet adamlarını açıklarından istifade ederek önlerini çaprazlama keserek akıbetlerini nefse ve kendilerine hizmet eder hale getirmektedirler. Nefiste layıkıyla bir Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmayan vücutta, Nefsi kişiyi yaptığı hizmetle kendisindeki iyi niyeti kullanarak senin kalbin çok temiz sen ne güzelsin hizmetlerin ne kadar güzel ve artmakta diyerek aynı fillde ve yolda başarılı göstererek yükseltmektedir. Fakat ne zamanki nefsin istediği yüksekliğe kavuşur o mazhar hemen onu yanlış bir fetva yanlış bir karar verdirmekle o yükseklikten yere çakar ve paramparça eder kendisine olduğu gibi gittiği yola da zarar verdirir, işte bunun için vücut ülkesinde alınacak fetva niteliğindeki kararları alması için mutlaka vahdet alemi olan gönül aleminde seviyesine göre ya Rabbul Has’ına ya Rabbul alemin mazharına yada Rabbına ihtiyaç vardır; buda vahdeti vücudun yerleşmesiyle olacaktır. Bunun için mutlaka gönül aleminde bir Vahdeti Mevcuda ve O Mevcudun bildirdiği ve gösterdiği vahdeti şuhudlara ihtiyaç vardır, bunun dışındaki her bilgi ve şuhud şeytanın ve nefsin kisvesinde sayılmalıdır, mutlaka doğru olanı Rabbı ona gönlündeki Rahman kemlat mazharı olan Rab mazharından bildirmeli ve vücutta da başka bir doğru ve alınan başka bir karar doğru kabul edilmemelidir. Tıpkı Resurullah Efendimizin ayetler için buyurduğu gibi; “ben gelenlere ne bir ekledim ne de bir azalttım” dediği gibi. Rabbım Resurullah Efendimizin ve o günden bu güne Tevhid üzere yaşayan Ehli Tevhidin varlığını aradan çekmesiyle kendisinde bulduğu Rabbına kavuşması ve bilerek ve görerek oturan bir itikadın doğru amele hakkıyla muameleye ve layıkıyla güzel ahlaka dönüşmesiyle de açığa çıkmasının sağlanmasını ve en kısa zamanda bütün islam aleminin ehlinden Tevhid ilmini tahsil talim şuhud ve zevk ederek yetişip yetiştirmesiyle asrı saadetteki Hakk ve Hakikatin yeniden inşa edilmesini nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 125. AYET
قَالُوا اِنَّا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ
OKUNUŞU : Gâlû innâ ilâ rabbinâ mungalibûn.
ZAHİR MANASI: Dediler ki: “Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz.”
BATIN MANASI : Akıbeti çaprazlama kesilen tecelliler iyi bilirler ki nereden bakılırsa bakılsın Rabbini bildirmektedir. İyilik her zaman akıbetinde marazda doğursa hep Rabbını bildirmeye devam edecektir. Marazın doğrulduğu firavunlaşan kalbin akıbete etkisidir. Yoksa vücut ülkesinde nefis bu tecellileri Ruhun emrinde kullanmaya devam etse mutlaka sonuç her zaman sağlam bir itikadın güzel bir amele ve doğru muamele ile güzel ahlakın zuhuruna götürecektir. Rabbım mutlaka güzel ahlakı açığa çıkardığı mazharları kulları kılsın bütün ihvan kardeşlerimizin ve Ümmeti Muhammedin vücut ülkelerini inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 126. AYET
وَمَا تَنْقِمُ مِنَّا اِلَّا اَنْ اٰمَنَّا بِاٰيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَاءَتْنَا رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve mâ tengımu minnâ illâ en âmennâ biâyâti rabbinâ lemmâ câetnâ, rabbenâ efrığ aleynâ sabrav ve teveffenâ muslimîn.
ZAHİR MANASI : “Sen sırf, Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al.”
BATIN MANASI : Nefis ve Ruh vücut ülkesinde ayrı iki varlıkmış gibi konuşur, birisi Rabbının emirleriyle Rabbını zuhura getirmek için mücadele ederken, diğeri de emirlerin zıtlarını açığa çıkarmak için firavuna yani süfli nefse hizmet eder, bunlar tefekkür meclisinde buluşup karşılıklı konuştuklarında ikisi de dayanaklarıyla vücudu emrine almak ister, bu ayeti kerimede de Ruh nefse neden kendisine karşı öfke beslediğine hitaben Rabbının ayetleri yüzünden olduğunu söylemektedir. Çünkü Rabbının ayetleri o vücut ülkesinde Efal ayetleri Sıfat ayetleri ve Zat ayetleridir, Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapıldığında vücut ülkesinde artık nefsin sesi çıkmayacağından nefis ruha sitem eder benim sesimi kesme diye, çünkü vücut fena edilerek kendisine değil artık Rabbının varlığı olarak Rabbına nisbet edilecektir, Rabbının olan vücut ülkesinde de nefsin sesi değil, artık Ruhun sedası duyulacaktır; bu yolda da Ruh vücut ülkesindeki selamet ve akıbet için Rabbının tecellilerine sığınarak sen sabır ve Müslüman olarak yani teslim olan olarak bizlerin idraklarını düzelt ve böyle ölmeden evvel fenaların idrakıyla öldür diye de hitab eder; Rabbım cümle ihvan kardeşlerimizin ve Ümmeti Muhammedin vücut ülkelerinde bu nizam üzere nefsin tahakkümündan kurtarıp daim ruhun emrinde olan vücut ülkeleri o vücut ülkelerinin meyveleri olan selamet nesillerin zuhura gelmesini Tevhid nizamı üzere daim nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 127. AYET
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اَتَذَرُ مُوسٰى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِى الْاَرْضِ وَيَذَرَكَ وَاٰلِهَتَكَ قَالَ سَنُقَتِّلُ اَبْنَاءَهُمْ وَنَسْتَحْيٖى نِسَاءَهُمْ وَاِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ
OKUNUŞU : Ve gâlel meleu min gavmi fir’avne etezeru mûsâ ve gavmehû liyufsidû fil ardı ve yezerake ve âlihetek, gâle senugattilu ebnâehum ve nestahyî nisâehum, ve innâ fevgahum gâhirûn.
ZAHİR MANASI : Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) Mûsâ’yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilâhlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?” Firavun, “Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?” dedi.
BATIN MANASI : Kadınları sıfatlarıdır, sıfatlar ölmez subuttur yani sabittir, hayat kötüyede kullanılırsa kullanılsın vardır, ilim yine vardır kötüye de kullanılsa, irade de neyi isterse istesin irade de vardır, kudret de öyledir gücünüzü nerde kullanırsanız kullanın hep vardır, işitme görmede öyledir bu idrakı nerede kullandığınıza bağlıdır, kelamda yine vardır nerde kullanıldığına bağlıdır, fakat en sonunda tekvinat ise bunların kullanıldığı sahaya göre açığa çıkar süfli bir fiil icra edilirse bu sübut sıfatlar kötüde kullanılmıştır, ulvi bir fiil zuhur ederse bu sübut sıfatlar iyide kullanılmış olur; ama hep vardırlar; oğullar ölür o sıfatlardan tecelli eden fillerdir, yani aynı sübut sıfatları kullanıp ruhun filleri yerine nefsin fillerini zuhura getirmektir. Tecelli zat aynı; sıfatlarda ölmemiş yani aynı; fakat zuhurat ise farklıdır, yani vücut ülkesinde kalp Musa’sının tecellileri değil artık tekrar firavunlaşan bir kalbin tecellileri zuhura gelsin diye diğerlerine fırsat verilmeyeceğini haykırmaktadır vücut, çünkü vücutta hakimiyet ruhun ise nefis fesat çıkarır, vücut nefse hizmet ediyorsa ruh fesat çıkarır, bu yüzden günümüzde de bu alem ve dünya vacibül vücut ise sizin haliniz ne ise alemde de görülmektedir, çoğunluğun vücut ülkesinde nefis hakim ruh ise fesat çıkarıp selameti arzulamaktadır, biraz selamete ermek görülünce de hemen firavunlar fesat çıkarıp Müslümanların arasına fitne sokup nefsin selametinin devamını istemektedirler; Ehli bu ikilemden nasıl kurtulmuş ise bu gün bütün Müslümanlarda aynı şekilde kurtulup gerek kendi vücut ülkelerinde gerekse alemde selameti inşaa edecekleridir. Bunun içinde Ehli Tevhide gidip Tevhid tahsili ile İnsan-ı Asliyesine kavuşacak ve vücut ülkelerini Ruhun emrinde kullanmaya devam edecekleridir. Rabbım bütün Ümmeti Muhammede ve İslam alemine bu selamete kavuşmayı en kısa zamanda ihsan eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 128. AYET
قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اسْتَعٖينُوا بِاللّٰهِ وَاصْبِرُوا اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ يُورِثُهَا مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهٖ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقٖينَ
OKUNUŞU : Gâle mûsâ ligavmihisteînû billâhi vasbirû, innel arda lillâh, yûrisuhâ mey yeşâu min ıbâdih, vel âgıbetu lilmuttegîn.
ZAHİR MANASI : Mûsâ, kavmine, “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır” dedi.
BATIN MANASI : Vücut ülkesinin yeryüzü olan nefis arzı ve gökyüzü olan gönül seması da hepsi size şahdamarınızdan yakın olan Rabbınızın tecellisine muhatabdır. Bu yüzden vücudunuzda tecelli eden hisler evvela duyguya sonra düşünceye ve bütün aza ve cevahirin kullanımıyla hissi müştereğin ortak idraka dönüştüğü ülkedir. Bu vücutta eğer siz gelen hissiyat duygu ve fikirlerin süfli olanlarına inanırsanız bu fikirlerle amil olacağınızdan vücut süfliyete doğru meyledecek ve firavunlaşacaktır, yok eğer süfli olanlara kulak asmayıp ulvi olanlarına gönül verirde Rabbınıza döndüğünüz yüzünüzü; taklidi imandan araştırıcılığınızla istiklali imana ve araştırıp öğrendiğinizle amiliyet olan Tevhid hakikatleri ile de Tahkiki bilerek ve görerek iman olan hakiki imana erdirirseniz o zaman işte dilediğiniz yardımın sahibini de aradığınız Rabbınızı da vücut ülkenizin sahibi olarak bulacak ve selamette olacaksınız; Rabbım bu vücut ülkesindeki yer ve göğü mutmein olmuş nefsin tecellilerine muhatab kılarak Resurullah Efendimizinde yegane gaye kabul eylediği güzel ahlakı zuhura getirdiği mazharlarından kılsın bizleri ve cümle Ümmeti Muhammedi inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 129. AYET
قَالُوا اُوذٖينَا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَاْتِيَنَا وَمِنْ بَعْدِ مَا جِئْتَنَا قَالَ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِى الْاَرْضِ فَيَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Gâlû ûzînâ min gabli en teé’tiyenâ ve mim bağdi mâ cié’tenâ, gâle asâ rabbukum ey yuhlike aduvvekum ve yestahlifekum fil ardı feyenzura keyfe tağmelûn.
ZAHİR MANASI : Dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de bize işkence edildi, geldikten sonra da.” Mûsâ, “Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helâk edecek ve sizi bu yerde (Mısır’da) egemen kılıp, nasıl davranacağınıza bakacaktır” dedi.
BATIN MANASI : Bu vücut ülkesi Ruhun tecellileriyle de tanışmadan önce yine nefse muhatab idi ve bu hali o vücudun aslında işkenceye tabi olmuş hali idi; yani daha süfli nefiste iken de ara sıra ruhun tecellileriyle muhatab olur iken de aslında vücut işkencededir çünkü layıkıyla selamete çıkmış değildir, ümidiniz o olsun ki yani imanı kamilin kemali en üstün selamete ve daim şüphesiz olan imana ihtiyacı anlatarak; insanoğluna da şüphesiz ve her ne şartta olursanız olun selamete çıkacağınızdan şüphe etmeyin, çünkü şüphe imanı zayıflatır neticeleri geciktirir; ve böylece Ruhun tecellileri sadakatle ve umutla devam edildikçe nefsin tecellilerine ağır basacak ve mısır olan vücut ülkenizde Ruh zamanla egemen kılınacaktır; ve aslolan da bu egemenlikten sonra ruhunuzun sıfatlarınızdan nasıl icraatını yapacağına bakılacaktır buyurması ise en hakikatine işarettir. İnsanoğlu layıkıyla bir tevhid tahsili yapsa ilimle bütün meratibi bilse yani “men arefe nefsehu fagat arafe Rabbehu” olan nefsini bilip kendine nisbet ettiği varlığın kendinin olmadığını bilip Rabbına nsibet etse; burada tahsilin bitmediğine işaretle; asıl “men arafe Rabbehu faget arafe nefsehu” yani Rabbınızın sıfatlarınızdan icraatını nasıl yaptığına bakılacaktır buyrulmaktadır, yani bu vücudu Rabbına verdin ama gözünden nasıl bakıyor hakkımı seyrediyorsun nefsinemi bakıyorsun, kulağından hakkımı işitiyor yoksa hala gıybetmi dinleniyor dilinden hakkımı söylüyor yani kendisi buyurup kendisini mi anlatıyor yoksa halkımı anlatıyorsun diye bakılacaktır denmesi sıfatın zata layıklığına bakılmasıdır; Rabbım bu vücut ülkelerinde Ruhumuzu galip kıldıktan sonra Ruhumuzun bütün sıfatlarımızdan layıkıyla açığa çıkışına da bu mazharlarını layık kılsın inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 130. AYET
وَلَقَدْ اَخَذْنَا اٰلَ فِرْعَوْنَ بِالسِّنٖينَ وَنَقْصٍ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
OKUNUŞU : Ve legad ehaznâ âle fir’avne bis sinîne ve nagsım mines semerâti leallehum yezzekkerûn.
ZAHİR MANASI: Andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve ürün eksikliği ile cezalandırdık.
BATIN MANASI : Vücut ülkesinde nefsin kemale gelmiş hali olan firavunluk, ruhun kemali için gereken İlmi Ledün’dan nasibsiz kalma olan kıtlığına Ruhun tecellilerine muhatab olamayışla Tecelli eden zat tarafından bu hale mahkum edilmiştir. Günümüzde her vücut kendisini nasipsizlikten kurtarıp Ruhun tecellilerine İlmi Ledün’a mazhar kılmak için en kısa zamanda ehlinden Tevhid tahsil talim ve yaşamını öğrenmeyi ve amil olmayı Rabbım cümle Ümmeti Muhammedin ve tüm insanlığın nasibi kılsın inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 131. AYET
فَاِذَا جَاءَتْهُمُ الْحَسَنَةُ قَالُوا لَنَا هٰذِهٖ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُوا بِمُوسٰى وَمَنْ مَعَهُ اَلَا اِنَّمَا طَائِرُهُمْ عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Feizâ câethumul hasenetu gâlû lenâ hâzih, ve in tusıbhum seyyietuy yettayyerû bimûsâ ve mem meah, elâ innemâ tâiruhum ındallâhi ve lâkinne ekserahum lâ yağlemûn.
ZAHİR MANASI: Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler.
BATIN MANASI : Nefis vücut ülkesinde ne kadar nasibsizde olsa ruhun tecellilerinden gün içerisinde yine de bazı iyiliklere muhatab olduklarında hemen yine iyiliğin payesini kendilerine nisbet ederek bu bizim çalışmamızdır derler yani zaten Ruha iman etmediklerinden nefs onlara hallerini güzel göstermek için güzellikler sizin sayenizdedir der; ve yine tam aksi bir durum olduğunda ise hemen kalp Musa’sına ve Ruha nisbet ederler dolayısıyla Allah böyle istedi derler; halbuki eksiklik ne kalbe ne kalp Musa’larına ne Peygamberlere nede Allah’a nisbet edilmez subhanallah; Nisa Sûresi 79. Ayeti kerimede buyrulduğu gibi, iyi bir zuhurat Allah’a kötü ve eksik zuhuratlar ise nefse nisbet edilmelidir. Nefis ehilleri zira elleriyle yaptıklarını gelecek mahsulün tarlası olan kaderlerine yazdıklarından ne ekiyorlarsa onu biçmeye devam edeceklerdir. Çünkü her varlık Rabbıyla birlikte olduğundan yazdıkları Allah’ın katıda gönülleridir. Gönüllerine iyilik ekenler iyilik biçecek, gönüllerine nefret ekenler kötülük biçeceklerdir. Rabbım bütün insanoğlunu itikadda hayal ve zandan kurtarıp bilerek görerek iman etmeyi ve bildiği Rabbına bildiği gönlüyle ekenek hazırlamayı en kısa zamanda nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 132. AYET
وَقَالُوا مَهْمَا تَاْتِنَا بِهٖ مِنْ اٰيَةٍ لِتَسْحَرَنَا بِهَا فَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنٖينَ
OKUNUŞU : Ve gâlû mehmâ teé’tinâ bihî min âyetil litesharanâ bihâ femâ nahnu leke bimué’minîn.
ZAHİR MANASI: Dediler ki: “Bizi büyülemek için her ne getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.”
BATIN MANASI: Zira zaten vücut ülkesinde nefis inanacak olsa ona mutmein olmuş nefis denir ki bu da zaten Ruh tur; yani nefis her zaman vücut ülkesinde kendi işini yapacaktır, Allah adına inanılacak her doğru bilginin zıttını her hissin tersini her duygunun karşıtını her fikrin de farklısını üretmeye devam edecektir, nefsin görevi de budur, önemli olan vücudunuzun nefisle mi? daha alışık ve uzun süre birlikte bir dostlukları olduğu, yoksa Ruhla mı? bunu değiştirecek olan nefse Muhammed aşısı yapıldıktan sonra Zikirle gelen temizliğin yanına Efal Sıfat ve Zat idraklarını da ekleyerek şuhudlandıkça bilinen ve şahid olunan gerçeklerle daima amil olmaktır, çünkü amil olundukça ancaksın alışkanlık haline gelecek ve kalıcı olacaktır, kalıcı olmayan hiçbir güzellik o vücudun olmadığı gibi yerleşmediği için de nefse galip gelmiş sayılmaz; bu yüzden nefse Ruhun tecellilerini yalanlayacağı zaman ancaksın birer büyü gibi gelir eğer israrla hakikatleri taklitten istiklale ve istiklelden de tahkike erdirilir ise o zaman o vücut ülkesinde Ruh nefse galip gelmiş olur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve tüm islam alemine nefsine galip gelmeyi en kısa zamanda ihsan eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 133. AYET
فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الطُّوفَانَ وَالْجَرَادَ وَالْقُمَّلَ وَالضَّفَادِعَ وَالدَّمَ اٰيَاتٍ مُفَصَّلَاتٍ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمٖينَ
OKUNUŞU : Feerselnâ aleyhimut tûfâne vel cerâde vel gummele veddafâdia veddeme âyâtim mufassalâtin festekberû ve kânû gavmem mucrimîn.
ZAHİR MANASI: Biz de, her biri ayrı ayrı birer mucize olmak üzere başlarına tufan, çekirge, ürün güvesi (haşarat), kurbağalar ve kan gönderdik. (Hiçbirinden ders almadılar.) Büyüklük tasladılar ve suçlu bir kavim oldular.
BATIN MANASI: Nefs eğer yüzünü Aşkla, Sevgiyle Muhabbetle, İrşadla Cemal yüzünün tecellileriyle Ruha dönemiyor ise bu kez katılaşmış kalbe parça parça celal uygulanır çünkü Allah hidayet için leb demeden leblebiyi anlayacaklara hemen ve cemalle hidayet eder; fakat en zor olan ahmak derecelerine ve müallaka değin diğer 7 nefis mertebesine celal gösterir bunlarda onların başına gelen hallerdir. Bunlardan Tufan vücuda laykıyla değecek olur ise bütün gayriyetleri siler fakat silememiş, çekirge ise bütün nefsin mahasülünü yiyecek olan karşı fikirler ve ruhun nefse verdiği karşı hissiyat ve duygulardır bunlarda kafi gelmemiş, ürün güvesi ise ayrı ayrı nefsin sahasında sağlamlık yapan aza ve cevahirine nefsin sıfatlarına ayrı ayrı karşı irade ve karşı idraklardır, süflü ilme ulvi ilim süfli iradeye ulvi irade gibi fakat bunlarda yeterli olmadı, kurbağalar ise sesini yükselten iradeli dayanaklardır, yani nefse karşı ruh da sedasını sert sert yükseltir ama buda çare olmaz, ve en sonunda da bu hallerle şahid olması için şehadetin kanıyla kendsine kendisinin şuhudlarıyla farkı görmesi için yaşadığı diğer olaylarla mukayyese etme ve azda olsa bir vicdan oluşturabilmenin zeminini hazırladık fakat bu da olmadı, işte bunlar irşadda en zor mazharlardır bunlar ya ahmaktırlar yada en kabiliyetli en süfli kemalatlı süfli nefsin sıfatlarıdır firavunlaşan kabiliyetli kalbin karşı koyduğu mazharlardır, toplumumuzda bunlar kötülükte zirve yapmış maddi ve teknolojik imkanları ellerinde tutup bunları Allah’a hizmet yerine nefse hizmet için kullanan kalpleri taşlaşmış modern firavunlardır. Rabbım bu imkanlarının yanında alemin selameti için merhametle kuşatılmış layıkıyla irşad olmuş nefsini bilip Rabbını bilen ve Rabbının nefsi olan mutmein olmuş nefsin bu sıfatlardan tecellilerine şahid olan mazharlarından muhammedi mazharlarından olmayı en kısa zamanda İhvan kardeşlerimize ve İslam-ı Mübine ihsan eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 134. AYET
وَلَمَّا وَقَعَ عَلَيْهِمُ الرِّجْزُ قَالُوا يَا مُوسَى ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ لَئِنْ كَشَفْتَ عَنَّا الرِّجْزَ لَنُؤْمِنَنَّ لَكَ وَلَنُرْسِلَنَّ مَعَكَ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ
OKUNUŞU : Ve lemmâ vegaa aleyhimur riczu gâlû yâ mûsed’u lenâ rabbeke bimâ ahide ındek, lein keşefte anner ricze lenué’minenne leke ve lenursilenne meake benî isrâîl.
ZAHİR MANASI : Üzerlerine azap çökünce, “Ey Mûsâ! Rabbinin sana verdiği söz uyarınca bizim için dua et. Eğer azabı üzerimizden kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte elbette göndereceğiz” dediler.
BATIN MANASI : Kalp sahibi olan bu günkü Musa’lar kendilerine kalben bir sıkıntı fikren bir darlık yaşamen bir zorluk ve toplumen bir engel gelince onların yaptığı verdikleri söz gereği idrak ettikleri bu vücudun sahibi olan Rablarının zikrine izin verirler böylece zikreden Rabbım evvela esmasıyla zikrederken zuhura gelir iken esması müsemması olan vücudunda hissen duyguen ve fikren de zuhurunu göstererek gerek vahdeti vücudundaki Rahman kemalat mazharından buyurduğu ile mevcut azapların selamet formülü buyuracak gerekse tevhid tahsili yapmayan fakat yine İslam-ı Mübin içerisinde olanlarda ise fikirlerine düşüreceği formüller ile de tüm sıkıntılarından ve toplumunda sıkıntılarından sıyrılmasına vesile olacaklarını ve aynı förmülün öyle bir anahtar olduğuna ve o anahtarında her kapıyı açtığını da tüm inananlara göstermiş olacaklardır. Fakat israiloğulları olan vücut ülkesinde nefsi barındıranlar ise bu selamete çıksalar da geçici bir inanç, günü kurtarma ve menfi bir yakınlıkla bunu söylerler selamete çıkınca eski hallerine geri dönerler, bu günde gerek vücut ülkemizde gerekse alemde de bu hal böyledir, günümüzün israiloğulları da nice felaketlerden yeniden ekonomik ve teknolojik selamete çıkmış olsalar da manevi selamete imanen selamete zikren ve fikren selemete çıkamadıklarından yeniden sözünden dönenler gibi hüsrana uğrayacaklardır, bütün bir Kuran-ı Kerim’i yada ayarı ayrı ayetleri sıradan bir sözmüş gibi görenler asla hikmet ve rahmetten istifade edememişlerdir, ama inananlar Allah Elçisi olan Hz. Muhammed Mustafa s.a.v’in dilinden ne buyurmuş ise dünde aynı bu günde aynısı yaşanmakta ve yaşanmaya da devam edecektir diyenler ise asla yanılmamış ve yanılmayacaklardır da işte bu günün Muhammedileri de Mürşid-i Kamilin dilinden aynını işitmektedirler; aynı iman ve itikadla bilerek ve görerek Allah halen aynı hakikatleri buyurmakta ve buyrulduğu gibi de olmakta olduğunu da görmekte ve görmeye de devam edeceklerdir. Rabbım bu günün Muhammedileri olarak hayal ve zandan kurtularak bütün hakikatleri vücut ülkemizde bulmayı ve filleriyle zahir olan Rabbımızı her an seyreylemeyi cümle Ümmeti Muhammmede ve tüm İslam-ı Mübine nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 135. AYET
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الرِّجْزَ اِلٰى اَجَلٍ هُمْ بَالِغُوهُ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ
OKUNUŞU : Felemmâ keşefnâ anhumur ricze ilâ ecelin hum bâliğûhu izâ hum yenkusûn.
ZAHİR MANASI: Fakat erişecekleri bir süreye kadar biz azabı üzerlerinden kaldırınca hemen yeminlerini bozarlar.
BATIN MANASI : Erişilecek süre süflü bir nefsin üstesinden gelemeyeceği bir sıkıntının kalkma zamanıdır, çünkü eğer o sıkıntının üstesinden çabucak gelebilecek olsa o mazhar ulvi tecellilere hemen bir nefes kadar yakın mesafede olması gerekir idi; demek ki hemen tecelliye mazhar olup da kendisini bu sıkıntıdan kurtarabilecek bir mazhariyeti isnad ve kabiliyeti olmadığından o azaptan kurtulması tabiki zaman alacaktır işte bu süre zahiren selamete çıkıncaya kadar geçen süredir. Vücut ülkesinde ise cin taifesinin sunni olan cinsine mazhar olan insanların hem ibadetinde hem de şeytanlığında devam eder olduğu vücutlarda şeytanlıkları yüzünden gerek maddi gerekse manevi bir sıkıntıya düştüklerinde hemen kendilerini ibadette ağırlıklı imana adımış gibi gösterirler bu kendilerini kandırma süreleri onları selamete çıktıkları zamana kadar devam eder işte bu sürede onlar için azabın kalkıncaya kadar geçirdikleri süredir. Tevhid üzerinde ise geri dönenler için bu süre varlıkları kendi azapları olduğundan Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapma süresidir, bu da onları azaptan kurtarır selamete çıkarır fakat niyet ve samimiyetlerinde ve yaşamda daimliklerinde eksiklikler olduğundan ilimden şuhuda geçemez ve geri dönerler bazı ihvanlar için bu durumda aynen böyledir. Rabbım selamete çıkıp da tekrar geri dönmeyen kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 136. AYET
فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ فِى الْيَمِّ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلٖينَ
OKUNUŞU : Fentegamnâ minhum feağragnâhum fil yemmi biennehum kezzebû biâyâtinâ ve kânû anhâ ğâfilîn.
ZAHİR MANASI: Bu yüzden onlardan intikam aldık. Âyetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamamaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk.
BATIN MANASI : Su ilimdir deniz ilimde derinliktir, içinde boğulunan deniz ise ilmin derya yüzü olan ulvi ilim değil süfli ilimdir, denizde boğulunur deryada boğulunmaz deryaya karışılır; işte Rabbım süfli ilim safhasında akıbetleri ulviyete adım atamayacak olanlara müsaade eder onları yükseltir yükseltir yükseltir sonra iyice yükselince onları varlıkları içerisinde boğar çünkü merdivenin ilk basamağından düşen ölmez bileği anca burkulur fakat çok yüksek katlı bir binadan düşülür ise yere çakılmasıyla paramparça olur; Rabbım da akıbetini bildiği ve gördüğü kullarına ve geriye de dönmeyen mazharlarına yani uyarı ve ikazlarını da umursamayanları sonunda kendi süfli denizlerinde boğar; varlık sahibi benlik sahibleri maddi ve manevi mertebe sahiblerinde tevhid idrak ve şuhudları mütevazilikle, samimiyet ve ihlasla birleşmeyen bir yaşam dışında olanlar bu halleri içerisinde boğulur giderler; bütün dünyadaki imamlar liderler önderler nefisleri durur iken ilim alırlarsa zalim olur zulümde boğulurlar, nefislerini terbiye ederlerse muhabbetullahla muhabbetle irşad olup tevhid idrakına varırlar ise o zamanda sahibi olan Rabbını bilir ve bu sıfatlardan icraatını görürler ki işte onlarda mütevazi bir Allah dostu olurlar; onlar baki olanın deryasına kavuşurlar. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve tüm ihvan kardeşlerimize en kısa zamanda deryasına kavuşmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 137. AYET
وَاَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذٖينَ كَانُوا يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الْاَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّتٖى بَارَكْنَا فٖيهَا وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ الْحُسْنٰى عَلٰى بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ بِمَا صَبَرُوا وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُ وَمَا كَانُوا يَعْرِشُونَ
OKUNUŞU : Ve evrasnel gavmellezîne kânû yustad’afûne meşârigal ardı ve meğâribehelletî bâraknâ fîhâ, ve temmet kelimetu rabbikel husnâ alâ benî isrâîle bimâ saberû, ve demmernâ mâ kâne yasneu fir’avnu ve gavmuhû ve mâ kânû yağrişûn.
ZAHİR MANASI : Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.
BATIN MANASI : Toprağına bereket verilen yer vücut ülkesidir. Zaten beden ölür zahir toprağın altı olan mezara gider; ruhlar ölmez batın toprak olan vücut toprağının altı olan kabire girer; bu bağlamda bereket kabirlerdedir, bizler bakiden gelip bekaya giden kullar olmak ister iken bununda bizlere gösterdiği hakikatin manadan maddeye ve ikisinin de tevhidiyle mevcuttan mevcuda batından zahire sırdan ayana gizliden aşikaradır kulluktan bakınca urucen; ama bilinmelidir ki aslolan tevhidi olduğundan ruhlar ceset cesetler ruhlar olmuş ise zahirden zahire bakiden bakiyedir hayat; Tevhid tahsiliyle verilen sözlerde sadakat gösteren vücut ülkeleri evvela idrak ile sonra şuhud ile sonrada daim yaşam ile bakilikten bakilik almış en yüce bereketten bereket kazanarak; varlığından varlık nasibini almış olurlar, Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi Tevhid tahsil talim ve daim yaşamından ayırmasın inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 138. AYET
وَجَاوَزْنَا بِبَنٖى اِسْرَایٖٔلَ الْبَحْرَ فَاَتَوْا عَلٰى قَوْمٍ يَعْكُفُونَ عَلٰى اَصْنَامٍ لَهُمْ قَالُوا يَا مُوسَى اجْعَلْ لَنَا اِلٰهًا كَمَا لَهُمْ اٰلِهَةٌ قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ
OKUNUŞU : Ve câveznâ bibenî isrâîlel bahra feetev alâ gavmiy yağkufûne alâ asnâmil lehum, gâlû yâ mûsec’al lenâ ilâhen kemâ lehum âliheh, gâle innekum gavmun techelûn.
ZAHİR MANASI : İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken, kendilerine ait putlara tapan bir kavme rastladılar. İsrailoğulları, “Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilâhları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilâh yapsana” dediler. Mûsa şöyle dedi: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.”
BATIN MANASI : Kalp Musa’larının ne kendisine nede kendiyle birlikte hareket edenlere göstereceği bir put’u olamaz; çünkü Kalp Musa’sı olan günümüzün Hakkel Yakin Mürşid-i Kamilleri Ehli Tevhidin tahsili olan Tevhid ilmi ile Fena ve Beka tahsili ile kendilerine ait bildikleri Fillerinin Sıfat ve Vücudunun kendilerinin olmadığını varlık sahibinin Tecelli Zat ile Zatından tecelli ederek, Tecelli Sıfat ile Sıfatlarına ve Esma alarak her varlıktaki değişik esmalarla mevcuttan Filleriyle açığa çıkışına şahittirler; bu kendilerinde böyle olduğu gibi bütün varlıklarda da aynıdır, böylece mülkünde Allah’tan başkası olmadığından ne kendilerine varlık verebilirler nede bir ayrı ilah yaratır ve put edinirler; bu günün israiloğulları onca denizden geçmesine rağmen her safhada ilim ve tahsil görmelerine rağmen Tevhid ilminden de nasiblerini almaları gerekir iken almadıklarından halen hayal ve zanlarında bir ilah olup ona ibadet etmektedirler; oysa ki Hz. Ali k.v’in buyurduğu gibi görmedikleri Rabbına ibadet etmemeleri ancaksın varlıklarını aradan çekerek hayal ve zanlarından kurtularak kendi vücut ülkelerinde filleriyle açığa çıkan Rablarına iman etmeleridir, mutlak zat yönüyle baş gözleriyle görmedikleri ama icraatını bizzat baş gözleriyle de gördükleri Rablarına olmalıdır; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede zahirde baş gözleriyle Fiillerinden icraatını seyrettikleri Rablarını mevcuttan görmeyi ve bilerek ve görerek iman etmeyi nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 139. AYET
اِنَّ هٰؤُلَاءِ مُتَبَّرٌ مَا هُمْ فٖيهِ وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : İnne hâulâi mutebberum ma hum fîhi ve bâtılum mâ kânû yağmelûn.
ZAHİR MANASI: Şüphesiz bunların (din diye) içinde bulundukları şey yok olmaya mahkûmdur. Yapmakta olduklarının hepsi batıldır.”
BATIN MANASI: Din nasihattır, Din nasihattır, Din nasihattır; bunun dışındaki her kabulleniş ve iman günümüzde hayal ve zanla beslenmekte olduğundan kişinin kendi kabullenişidir dolayısıyla da put’u dur; Allah evvela Peygamberlerin atası olan İbrahim a.s’a bu 3 nasihatı bildirmekle Fillerin Senin değil Sıfatlar senin değil Vücudun senin değil yani benim diye bildiğin o varlık Cenab-ı Allah’ın dır; diye kendinden kendine bildirmiştir. İbrahim a.s da her namazından sonra bu 3 nasihatı en iyi bilen şuhud ve zevk eden neslimden bir Peygamber gönder diye dua etmeye devam etmiştir; taki müjdesine mazhar olan Resurullah Efendimize değin; Reurullah Efendimiz de ben İbrahim’in duasıyım buyurmakla bu 3 nasihatı en iyi idrak şuhud ve zevk eden oluşuyla batın ilim olan İlm-i Ledün sultanlığının nişanesini de göstermiştir. Bu günde 30 cüz olan Kuran-ı Kerim’in 1 cüz’ü muhkem 29 cüz’ü mütaşabih iken 1 muhkemle tamamına hüküm vermek eksiklik olmaktadır mutlaka ayetlerin batın manalarını ve bunlarında vücut ülkelerindeki yerlerini bildirmekle layıkıyla yapılan nasihatlerin hakikatlerine erilmiş ve bu günde layıkıyla sizlerdeki Muhammediliği vücuda getirmiş olursunuz; Rabbım bildirdiği bu 3 nasihatini Hakkel Yakin Ehli Tevhid Melami Mürşüdlerinden tahsil talim şuhud ve zevk ile hayatlarında daim eylemeyi cümle İhvan-ı Güzine ve İslam-ı Mübine ihsan eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 140. AYET
قَالَ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْغٖيكُمْ اِلٰهًا وَهُوَ فَضَّلَكُمْ عَلَى الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Gâle eğayrallâhi ebğîkum ilâhev ve huve faddalekum alel âlemîn.
ZAHİR MANASI : “Sizi âlemlere üstün kılmış iken, Allah’tan başka ilâh mı araştırayım size?”
BATIN MANASI : Bu 3 nasihate vakıf kılınanlara artık hayal ev zan yok olmalıdır ve ehli bizzat bildiği ve gördüğü Allah’a mevcuttan iman ederken artık mülkünde başka ilah kalmamıştır; hatta ehline göre Hakkel Yakin olmuş ise ilah dahi yoktur çünkü ayrı bir varlık kalmamış ise inanan ve inanılan diye başka bir tecelli düşünülemez O vardır ve Zatından Sıfatına, Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkmıştır her varlıktan isnad ve kabiliyetince zuhura gelendir… Rabbım mülkünde başka aranmayacak idrak şuhud ve zevklerle donatsın cümle İhvan-ı Güzini ve İslam-ı Mübini inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 141. AYET
وَاِذْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُقَتِّلُونَ اَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفٖى ذٰلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve iz enceynâkum min âli fir’avne yesûmûnekum sûel azâb, yugattilûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum, ve fî zâlikum belâum mir rabbikum azîm.
ZAHİR MANASI: Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
BATIN MANASI: Vücut ülkesini hayal ve zandan kurtararak nefis firavununa heba edilmekten kurtarmak Ruhun tecellileri olan veledi kalbin zuhuratları olan yeni nesilleri olan evlatlarının kurtarılması olarak görülmüştür vücut ülkesinde; kadınlar olan sıfatlar öldürülmez ruhun tecellisi olan evlat görünmese de nefsin tecellisinin görülmesi için kadınlar sağ kalır, kadınları da öldürseler ne ruhun tecellileri ne nefsin tecellileri görülmez yalnız erlik birlik zat kalır ki buda zatın tecelli etmemiş hali olan “la teayyun”luğudur; işte geçmiş yaşantımız olan nefsin emrinden alıp bizleri ruhun emrine hazır kılan asrı saadette kızların diri diri gömülmesine izin vermeyen resurullah Efendimizin Ruhaniyetlerinin bu günde Mürşid-i Kamillerin aynı fikrin tekamülünü idraklara nakşı ile taze tecellilere veledi kalbin zuhuratlarına izin vermek onları heba olmaması ölmemesi için vücut ülkesini nefsin emrinden alıp ruhun emrine vermekle en layık irşad mazharı olmakla Rabbına en layık kulluğu yaşamaktadırlar; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede günümüzde hem en büyük ihtiyacın irşad olan bu hakikatlerin bilinme ihtiyacı olduğu hem de en güzel kulluğa mazhariyetin nasibi olması için en kısa zamanda ihsan buyursun inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 142. AYET
وَوٰعَدْنَا مُوسٰى ثَلٰثٖينَ لَيْلَةً وَاَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مٖيقَاتُ رَبِّهٖ اَرْبَعٖينَ لَيْلَةً وَقَالَ مُوسٰى لِاَخٖيهِ هٰرُونَ اخْلُفْنٖى فٖى قَوْمٖى وَاَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِعْ سَبٖيلَ الْمُفْسِدٖينَ
OKUNUŞU : Ve vâ adnâ mûsâ selâsîne leyletev ve etmemnâhâ biaşrin fetemme mîgâtu rabbihî erbeîne leyleh, ve gâle mûsâ liehîhi hârûnahlufnî fî gavmî ve aslıh ve lâ tettebiğ sebîlel mufsidîn.
ZAHİR MANASI : Mûsâ’ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Mûsâ, kardeşi Hârûn’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma” dedi.
BATIN MANASI : Bir Yönüyle 30 gecenin belirlenmesi zahir ve batın 5’er den 10 duygu ile Fena Mertebelerini idrak etmektir, 10 gece daha eklenmesi Makam-ı Cem’e ayak basmasıdır, yani kendi varlığı kalmayıp vücudun vücudullah olmasıdır, kalp Musa’larının yaradılma yeri burasıdır, Fakat buna özellikle gece denmesi ve erkek kardeşinin yerini alması ise bunun vahdet yönüyle tamamlanan 40 gece olmasını işaret eder; buda Beka Makamlarının 10 duyguyla şuhud ve zevkidir 3 beka makamının birde son makam olan Ahadiyet’i de eklemiştir. Artık Ahadiyet sahibi olan Musa’lar irşad edemezler onların mazharından irşad eden Rabbıdır; Zat irşad ederken Sıfat’da Zata’a layık bir sıfat olmalıdır, evliyalar için kullanılan zatiyun veli ve sıfatiyun veli tabirlerindeki hal gibi; yani kardeş aynı babadan aynı Tecelli Zata mazhar olan Sıfat olmalıdır, zahirde bilindiği gibi bir kardeşini kavmine tayin etmiyor kendi vücut ülkesinde Tecelli Eden Zat yönüyle Rabbı oluyor Musa ise Sıfat yönüyle Zata mazhar oluyor fakat burada Musalığı kalmadığından Halkiyete ait bir esma ile tecellisini gösteriyor oda Harunluğudur; çünkü Ahadiyet’e ayak basılınca aynı vücut içindedir Rabbı da Musalığı da Harunluğu ve bütün mevcudat da ; böylece harunluğu Zata layık olduğu sürece hem Muhammediyeti yaşaması olarak devam edecektir, eğer Harunluğunda bir nakısiyet zuhur eder ise o zaman Hakkın Halkiyet esması olmaktan çıkarak Halkın halk esması olmasına sebep olacak ve zuhurat nakıs görülecektir. Zaten bir esmanın Hakkın halkiyet esması olduğu zuhur eder ise o mazhar yapıcıdır bozguncu değildir. Yani vücut ülkesinde ulviyete Ruha hizmet eden ismiyle müsemma Rahmani bir tecelligahtir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Muhammed esmasının manasıyla yaşamayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 143. AYET
وَلَمَّا جَاءَ مُوسٰى لِمٖيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ اَرِنٖى اَنْظُرْ اِلَيْكَ قَالَ لَنْ تَرٰینٖى وَلٰكِنِ انْظُرْ اِلَى الْجَبَلِ فَاِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرٰینٖى فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًا فَلَمَّا اَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَيْكَ وَاَنَا اَوَّلُ الْمُؤْمِنٖينَ
OKUNUŞU : Ve lemmâ câe mûsâ limîgâtinâ ve kellemehû rabbuhû gâle rabbi erinî enzur ileyk, gâle len terânî ve lâkininzur ilel cebeli feinistegarra mekânehû fesevfe terânî, felemmâ tecellâ rabbuhû lilcebeli cealehû dekkev ve harra mûsâ saıgâ, felemmâ efâga gâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelul mué’minîn.
ZAHİR MANASI : Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi.
BATIN MANASI : Dağ insanın benliğidir, tur dağı devran edegelen her benlikten birisidir, turunu tamamlayan gider yenisi gelir tur devam eder; bu günkü Musa’lar bizlere de sizin Tur’unuz olan benliğinize bakın ama bu sizin ben dediğiniz benliğiniz durur iken beni göremezsiniz diye hitab eder Rabbımız, çünkü insanlarımız ve alemin neredeyse tamamı Allah’ı baş gözüyle bir varlık olarak görmek ister; ama Rabbı ona şu karşıki dağa bak, yani aynı vücudun birde benimdir demediğin, Rabbının varlığı olarak idrak ettiğin vücuda bak, yani dağ dağdır vücut vücuttur bu vücudun birde senin olmadığı idrakıyla o vücuda bak dedi; bu bakış içinde sahikaya tutulmak ve kendinden geçmek gerekir; yani kendinden geçmek olan ben dediğin 3 varlığın var bu vücutta, fillerim benim diyorsun, sıfatlar benim diyorsun ve bu vücut benim diyorsun; bunlar benim değil de bakalım kendinden geç bakalım, hitabından sonra birde baktı ki bayılıp ayılınca; yani iyice idrak ve şuhud edince, benim gökte ve her yerde aradığım Rabbım bu vücut ülkesinin sahibi olarak buradan bana hitab etmekte benimle görüşmekte ve tüm fiilleriyle icraatını sergilemekte olduğunu gördü, ve hemen tövbe etti yani idrak etti ve seni zannım gibi baş gözüyle bir varlık gibi görmek isteyenlerin ilk tövbecisi ben olayım dedi, ve bu günde kim idrak eder idrak etmesi artık zandan kurtulmasıdır ve tövbesidir. Rabbım cümle insanoğlunu bu hayal ve zanla Rabbını görme isteklerinden bir an önce kurtarıp ilk tövbeci olan kalp Musa’ları gibi en kısa zamanda tüm kalpleri hidayetine sevk etsin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 144. AYET
قَالَ يَا مُوسٰى اِنِّى اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ بِرِسَالَاتٖى وَبِكَلَامٖى فَخُذْ مَا اٰتَيْتُكَ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرٖينَ OKUNUŞU : Gâle yâ mûsâ innıstafeytuke alen nâsi birisâlâtî ve bikelâmî, fehuz mâ âteytuke ve kum mineş şâkirîn.
ZAHİR MANASI: (Allah) “Ey Mûsâ! Vahiylerim ve konuşmamla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Öyleyse sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol” dedi.
BATIN MANASI : Tevhid ilminde Fena Mertebelerinde kişi kendisine nisbet ettiği varlığının yani Fillerinin, Sıfatların ve Vücudunun kendisinin olmadığını idrak eder bu mertebelerin şuhudlarındaki tecelliler ile de ilahi varlığın nasıl Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da Esma alarak Filleriyle açığa çıktığını görür; böylece görür ki benim dediği bu varlıktan Cenab-ı Hakk icraatını sergilemekte, nefsini bilip Rabbını bildikten sonra Rabbının bu Sıfatlarından nasıl zuhura geldiğine şahid olunca artık hayalde zanda bir Allah’a değil bizzat bildiği gördüğü bir Allah’a iman eder ve böylece artık Allah’da hayal ve zandan irşad etmemekte bizzat kendisine en layık en üstün kemalat mazharları olan Mürşid-i Kamillerinden bu irşadını yapmakta olduğuna da şahid olur ve böylece de bu ayeti kerimede ki kalp Musa’sının nasıl konuşmalarıyla üstün kılındığını kendisinden bildirdiği Hakk ve Hakikatin üstünlüğünün o mazhardan sergilenmesi ile mazharında toplumda yüceldiğini bildirmektedir. Bu günde yine vahyedilen yani bildirilen hakikatler için Rabbım nice imamları liderleri ve önderleri kulu olarak kullanmakta ve onlardan layıkıyla açığa çıkmaktadır; işte bu bildirilen kemalatlar ve en yüce kemalat olan İlm-i Ledunun Tevhid tahsil talim ve yaşamının taliplileri olarak bunu elde edip şükredenlerden olmayı bizlere bildirmektedir. Rabbım Cümle Ümmeti Muhammede ve Tüm insanlığa bu güzelliğinden payidar olmayı en kısa zamanda nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 145. AYET
وَكَتَبْنَا لَهُ فِى الْاَلْوَاحِ مِنْ كُلِّ شَیْءٍ مَوْعِظَةً وَتَفْصٖيلًا لِكُلِّ شَیْءٍ فَخُذْهَا بِقُوَّةٍ وَاْمُرْ قَوْمَكَ يَاْخُذُوا بِاَحْسَنِهَا سَاُرٖيكُمْ دَارَ الْفَاسِقٖينَ
OKUNUŞU : Ve ketebnâ lehû fil elvâhı min kulli şey’im mev’ızatev ve tefsîlel likulli şeyé’, fehuzhâ biguvvetiv veé’mur gavmeke yeé’huzû biahsenihâ, seurîkum dâral fâsigîn.
ZAHİR MANASI : Mûsâ için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: “Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.”
BATIN MANASI : Levhalar sizlerin dünden bu güne idrak şuhud ve zevklerinizle cem edip kabullenişinizle daim hale gelen vücut ülkenizdeki yaşam güzellikleridir; bunların bazıları hafızalanıp gerektiğinde kullanıldığı gibi bazıları da açık fillerinizden sergilenmektedir. Tıpkı Levh-ı Mahfuz esmasının vücudumuzdaki hali gibi, muhafaza edilen levhalarımızdırlar insan bütünüyle Allah’ın Hüviyet ve Eniyetini cem etmesi hasebiyle canlı bir levhadır bütün Levh-ı Mahfuza da camidir. Canlı tecelligahtır Allah’da muhafaza olan bütün tecellileri mazharı olan Rahman kemalat mazharından açığa çıkmakta ve buna müsait olan isnad ve kabiliyeti yüce insanlığını bulan âdemiyetini kazanan mazharlarından da açığa çıkmaktadır. Tıpkı dünkü Resurullah Efendimiz Sahabe-i Güzin Evliyaullah ve bu günkü Mürşid-i Kamillerimizde olduğu gibi; bunların kuvvetle tutulması insanın akıl ve fikir nimetinin çok çeşitli sahalarda gezinmesi yerine bunlarla haşır neşir olması bunlara ehemniyet vermesi Tevhid ile yatıp Tevhid ile kalkmasıdır; hal böyle olunca da irşad olanlar Tevhidin haliyle hallenenler yarının irşad eden mazharı olacaklardır, Ehlullaha göre, gül kokanların gül olması gibi; bunu evvela kavmi olan vücut ülkesinde yaşadığı gibi onun yakın çevresi eş ve dostları sevenleri ve daha yakin olan İntisab eden talebeleri de bundan nasibini alanlar olacaklardır. Rabbım bizlere bildirdiği bu güzellikleri en kısa zamanda ehline gidip o mazhardan veren Rabbımdır diyerek bizlere de öğretirmisin demeleridir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve tüm insanlığa bundan hissedar olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 146. AYET
سَاَصْرِفُ عَنْ اٰيَاتِىَ الَّذٖينَ يَتَكَبَّرُونَ فِى الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا وَاِنْ يَرَوْا سَبٖيلَ الرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبٖيلًا وَاِنْ يَرَوْا سَبٖيلَ الْغَىِّ يَتَّخِذُوهُ سَبٖيلًا ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلٖينَ
OKUNUŞU : Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fil ardı biğayril hagg, ve iy yerav kulle âyetil lâ yué’minû bihâ, ve iy yerav sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlâ, ve iy yerav sebîlel ğayyi yettehızûhu sebîlâ, zâlike biennehum kezzebû biâyâtinâ ve kânû anhâ ğâfilîn.
ZAHİR MANASI: Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.
BATIN MANASI: Haksız yere nasıl olurda büyüklük taslanır; ulvi büyüklük bu gün mazhariyet olarak Allah’a en yüce kull en layık mazhar en üstün kemalat mazharlığı ile olur; yani bu gün en üstün mazhariyet Peygamberlerden Sahabelerden Evliyaullahtan sonra Mürşid-i Kamillerden görülür; peki nasıl olur da haksız büyüklük taslanır; onlar bu kemalat ve irfaniyeti bunca Tevhid tahsilini nasıl olurda hak etmemişlerdir. Bunun bir yüzü vardır olmak ve makam sahibliği için ilimle tahsil edilmesidir, birde bu halini muhafaza edip ilimden şuhuda geçemediklerinden fark edemedikleri eksikliklerini sıkıntılarını göremezler birde bunun için hak edemeyiş vardır; çünkü asıl Hak edilemeyişin nedeni kendilerindeki ihlas ve samimiyetsizlikleri, kurbiyet ve sadakatsızlıklarıdır; bu hakikatteki hak etmeyiştir, nefis halindeki hak etmeyiş ise süfliyetten ulviyete davet eden ayetlerine değil nefsin sedası olan sfüliyete meyletmesinden dolayı zaten delillerinden uzaklaşma zuhur edecektir; bu vücut ülkesinde dünkü halimiz olan hakikati inkar eden halimize bu gün vakıfiyet ile nefse arif, nefse arififyet ilede Rabbımıza arif oluruz; böylece Allah’a ulaşmak içinde Rabbımıza arif olunca; Rabbımızla Rabbımızı bilebiliriz; Rabbım ayetlerinden uzaklaşmaktan muhafaza eylesin bütün hakikatlerini bu vücut ülkemizde canlı canlı tatmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 147. AYET
وَالَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَاءِ الْاٰخِرَةِ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Vellezîne kezzebû biâyâtinâ ve ligâil âhırati habitat ağmâluhum, hel yuczevne illâ mâ kânû yağmelûn.
ZAHİR MANASI : Âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını çekerler.
BATIN MANASI : Bunca delil insanoğluna ahiret olan idrak zamanlarından bahseder, tenzihi idrak edene dek ahireti hayal ve zandadır insanın, teşbihi idrak edene dek ahireti tenzihtir insanın, tevhidi idrak edene dek ahireti teşbihtir insanın ve artık ölümü kesenlerin ise ahretleri sonları tevhiddir artık; yani günümüzde de beklenen ahiret kıyamet denilen alemlerin sonu olmayacaktır, idrak ve kabullenişlerin sonu olacaktır, eski kabullenişlerini terk edecek olan dünya artık tenzihten teşbihe ağırlık vermeye ehilleri de tevhidde artmaya ve zevkte olanlarında hayretleri ve mucizelere mazhariyetleri çoğalmaya başlayacaktır; çünkü ayetlerini yalanlamayanlar iyi bilirler ki Efal ayetleri, Sıfat ayetleri ve Zat ayetlerinden başka Kuran-ı Kerimde ayet yoktur yani hakikatleri ya Filleri üzerine ya Sıfatlar ya Vücutlar üzerinedir ayetlerin; ve Tevhd ilmi ile de Cenab-ı Allah İbrahim a.s dan günümüze değin duası olan Resurullah Efendimizin de İlm-i Ledün sultanlığıyla bildirdiği en büyük hakikat tüm insanoğluna Rabbımızın Ruhu olarak emri olarak iyi bilinmesini istemesiyle bildirdiği ve kendisinin de bilinmekliği olan Filleriniz sizin değil, Sıfatlar sizin değil ve Vücutlarınız sizin değildir. Çünkü bunu bilmeden Rabbını bilmek mümkün değildir. Çünkü bu vücutlar bizim olmayınca kimin olur Rabbımızın olur, böylece hayal ve zandaki bir Rabbımıza inanmak yerine bu vücutlardan yaptığı icraatlarla sergilediği fillerle konuştuğu işittiği ve basiretiyle görüp hissimize duygu ve fikrimize bildirdiği gerçeklerle bu vücut ülkesinde onu tanırız ve biliririz ki Allah Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da Esmalar alarak Filleriyle zuhura gelmektedir. Ve zuhura gelişindeki güzel icraatların hem halk edicisi hem işleyeni eksik ve nakıs zuhuratların ise halk edicisi fakat mazharın isnad ve kabiliyetlerindeki eksikliklerden dolayı o mazharlardan öyle görüldüğüdür, yani Sübhanallah eksiklik Allah’a isnad edilemez, sizler ilminizi kemale getiremediyseniz Allah kemalat sahibi değildir demeniz tabi ki eksik olacaktır, Allah alimdir siz ise bildiğinizle amil olup dahasına mazhar olamadığınız için cahil nakıs ve eksikliklerle dopdolu olursunuz. İşte bu hakikatleri yalanlamak gerek her geçen gün yeni idraklarla ufkunuzu açmayı gerekse öğrendiklerinizle amil olmadığınızdan geçmiş amellerinize de yazık olduğu boşa çıktığı bildirilmektedir. Rabbım inanmayanlara inanmayı inanıp istikamet bulamayanlara yüzlerini dönmeyi, yüzünü dönüp şeriat ve tarikat seviyelerinde tenzihi bir imanla taklitte kalmaktansa araştırıcılıklarıyla istiklali bir imanla teşbihe geçmeyi, teşbihte olanlara ise tahkiki bir imanla tevhidi nasib eylesin; Ehli Tevhide ise zevkte sonsuzluk ve geçilen bu yollardaki eksikliklerinin de izalesi için isnad ve kabiliyet nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 148. AYET
وَاتَّخَذَ قَوْمُ مُوسٰى مِنْ بَعْدِهٖ مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ اَلَمْ يَرَوْا اَنَّهُ لَا يُكَلِّمُهُمْ وَلَا يَهْدٖيهِمْ سَبٖيلًا اِتَّخَذُوهُ وَكَانُوا ظَالِمٖينَ
OKUNUŞU : Vettehaze gavmu mûsâ mim bağdihî min huliyyihim ıclen cesedel lehû huvâr, elem yerav ennehû lâ yukellimuhum ve lâ yehdîhim sebîlâ, ittehazûhu ve kânû zâlimîn.
ZAHİR MANASI: Mûsâ’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilâh) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilâh) edindiler de zalim kimseler oldular.
BATIN MANASI: Bu gün ziynet eşyaları alimlerin ilimleridir, bunlar arasında ziynetlerinde yakut zümrüt altın ve gümüşler vardır, bunlardan altın olanlar Mürşid-i Kamillerin ilimleri şuhud ve zevkleridir, gümüşler ise onlardan istifade eden saliklerin ilim kovalayanların ve avamın sözleri ilim ve kelamlarıdır, ehli olmayana gümüşlerle karıştırılmış altın tozları olan birkaç öğrendiği Efendisinin sözlerine kendi bildiklerini de katan ihvanın kelam etmesi gibi böğürmeler görülür yada bazı alimlerin evliyaullahtan duyduğu sözlere kendi ilimlerini de katarak eserler sunmaları yada Tevhid kelamlarından bahsederken şuhud ve zevkinde olmadıkları halde onları şeriat seviyesindeki fıkıhla hadisle siyerle bezeyerek ayetlerin zahir manalarıyla bezeyerek batından bahsetmeye kalkmak gibidir, bunların hepsi ehline kelam etmek şuhud ve Rabbının zevkini sunmak değildir ancak böğürmektir. Affola şuhud sahibleri sözlerin ilim mi şuhud mu oladuğu, zevk sahibleri de zevk mi şuhud mu ilim mi öldüğünü sarf edilen ilk kelimenin içerisinde hemen görürler Ehline bu ayandır. Rabbım ehlinde sinesinde tur dağında vücut ülkesinin gönül aleminde tecelli eder iken, bazı akıl sahibleri aklıyla bilmek istedikleri halleri gönüle giremedikleri halde anlattıklarından bunlar ancaksın karışık kelamlar olarak görülecektir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede layıkıyla varlığını ifna edip Rabbına layık mazhar olarak zuhura gelen kelamları Rabının kılmak süretiyle altın zümrüt ve yakutlar olarak ihtiyaç sahiblerine sunmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 149. AYET
وَلَمَّا سُقِطَ فٖى اَيْدٖيهِمْ وَرَاَوْا اَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّوا قَالُوا لَئِنْ لَمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
OKUNUŞU : Ve lemmâ sugıta fî eydîhim ve raev ennehum gad dallû gâlû leil lem yerhamnâ rabbunâ ve yağfir lenâ lenekûnenne minel hâsirîn.
ZAHİR MANASI : İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler.
BATIN MANASI : Bu günün israiloğlulları tenzihi iman sahibleridir, hiristiyanlar ise teşbihi iman sahibleridirler, Müslümanlar ise tevhide iman etmiş tüm Peygamberlere ve onların idraklarına iman etmişlerdir ve ümmetlerinden de yolunda olanları Peygamberleriyle birlikte severler, işte insanlardaki israillik yalnız tenzihe imanın yetmeyeceğini görmeden o zaman pişman olmadan ve toplumumuzdaki şeriat seviyesindeki Allah Zat yönüyle benzemez dedikleri ve sadece kendilerinden ayrı bir yerde bir Allah var diyerek inandıkları Allah kendilerinden ayrı olduklarından maddiyata meylederek manadan uzak muaffakiyet kovalamışlardır, çünkü Allah ayrı olursa mana ve maneviyetta uzak olur benden gören duyan ve işi yapandır diyemezler, teşbihte olanlarda teknoloji ve kendi kabiliyet üstünlükleriyle teşbihe iman etmişlerdir yani sıfatı ön plana çıkarmış ve böyle muaffak olmuşlardır aslı hakikatinde esas olan Tevhiddir. İbrahim a.s dan bu güne bütün Peygamberler Tevhid inancıyla ümmet olmuşlardır İsmail a.s’ın soyundan Efendimiz Resurllah S.A.V ve İshak a.s’ın soyundan da Hristiyan ve Yahudilere Tevhid Peygmberleri gitmiştir, Samuel Peygamber Yahudilere tevhidi anlatmıştır ama tenzihte olan bir insanın tevhidden anlaması zor olacağından onlarda onu anlamamış ve öldürmüşlerdir. İşte anlamayanlar anlamaya başladıkça pişman olacak ve tenzihtekiler Tevhidden sapıklarından teşbihtekinler de Tevhidden saptıklarını görünce işte o zaman ziyana uğrayacaklarını göreceklerdir. Ve geçmişte nasıl İbrahim a.s ve Resurullah Efendimiz gibi Tevhide davet etmişler ise ilm-i ledün sultanı olan Efendimiz Tevhid ilmi ile özel ilim olan ledün-u nasil bildirmiş ise günümüzde de yine yetişen Ehli Tevhidden; Rabbım elçileriyle mazhar ve layık kullarıyla yine Tevhide davet edecektir çünkü Rabbımın tövbe ve bağışlama kapısı hiçbir zaman kapalı olmayacaktır. Rabbım bütün insanoğluna bir an önce insanı asliyesini öğrenmek için mutlaka Ehli olan Hakkel Yakin Mürşid-i Kamillerden Tevhid ilmini öğrenerek aslına rücü etmeyi nasib eylesin inşallah. Amin.
ARAF SÛRESİ 150. AYET
وَلَمَّا رَجَعَ مُوسٰى اِلٰى قَوْمِهٖ غَضْبَانَ اَسِفًا قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُونٖى مِنْ بَعْدٖى اَعَجِلْتُمْ اَمْرَ رَبِّكُمْ وَاَلْقَى الْاَلْوَاحَ وَاَخَذَ بِرَاْسِ اَخٖيهِ يَجُرُّهُ اِلَيْهِ قَالَ ابْنَ اُمَّ اِنَّ الْقَوْمَ اسْتَضْعَفُونٖى وَكَادُوا يَقْتُلُونَنٖى فَلَا تُشْمِتْ بِىَ الْاَعْدَاءَ وَلَا تَجْعَلْنٖى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve lemmâ racea mûsâ ilâ gavmihî ğadbâne esifen gâle bié’semâ haleftumûnî mim bağdî, eaciltum emra rabbikum, ve elgal elvâha ve ehaze biraé’si ehîhi yecurruhû ileyh, gâlebne umme innel gavmestad’afûnî ve kâdû yagtulûnenî, felâ tuşmit biyel ağdâe ve lâ tec’alnî meal gavmiz zâlimîn.
ZAHİR MANASI: Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anam oğlu” dedi, “Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.”
BATIN MANASI: Vücut ülkesindeki tenzih idrakını bu gün islam inancına sahib olanlar yetersiz buluyorlar, yada bununla ihtiyaç sahiblerine cevab olamadıklarının farkındalar neredeyse bu kadar bir tenzihi imanda insanoğlunun elinden kayıp gidecek derecededir. Çünkü harun’lukla idare edilecek dönem değildir. Resurullah Efendimiz zamanındaki gibi Tevhid anlayışıyla ve ilmi ledün sultanı olan Efendimizin batın ilimdeki yüceliğiyle tenzih ve teşbihi tevhid etmenin hakikatiyle yaşanılan bir islamiyetten o kadar uzaklaşılmış ki, kemalatsızlıkların yerini kapatmak için bol bol namaz kılmak bolbol fikirsiz zikirler ve ayrı ayrı cemaatler tarikatler ve kendilerine varlık veren imam lider önder ve mürşidler zuhur eyledi, kişiye rabıtalar zuhur eyledi, Rabıta yalnız Allah’a dır. işte tevhid tahsilinin ve islamın özüne dönmesinin gereği bu gün daha anlaşılır olmaktadır; ve harun’luğun böylece yetmediği de görülmekte olur. Tenzihen bir Allah’a imanla Allah ayrı siz ayrı olarak ibadet ve taat yapacağınızdan siz ayrı Allah ayrı olacaktır, teşbih’i bir imanla ise size vermiş ve siz yapmakta olacaksınız oysa ne sizin varlığınız sizin ne de diğer tüm mevcudatın varlığı kendilerinindir bu varlıklardan güç ve kuvvet sahibi olan Rabbım Zatından Sıfatlarına ve Sıfatlarından da şekline ve özelliğine göre Esmalar alarak Filleriyle zuhura gelmektedir. Tevhid edilmediğinden bilerek ve görerek iman edilememekte ve itikad olan inançta hayal ve zanda kalınmaktadır, itikad düzelmeden amel, amel düzelmeden muamele, muamele düzelmeden de asla güzel ahlak açığa çıkmaz, güzel ahlakın olmadığı yerde de islamın yüzelik ve güzelliğinden bahsedilmez, bu gün mutlaka ehlinden Hakkel Yakin Mürşid-i Kamillerden bilerek ve görerek ibadetleri o mazharlardan yapan Rablarıyla olan Ehli Tevhidden mutlaka Tevhid tahsillerimizi yapmalı ve İnsan-ı Asliyemizi bulmalıyız, Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve Tüm insanlığa İnsanlığını bulmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
