Cts. Nis 18th, 2026

BAKARA SURESİ (1.-50. AYETLER)

BAKARA SÛRESİ 1. AYET


الم

OKUNUŞU              :   Elif lâm mîm.

ZAHİR MANASI :   Müfessirlerimiz bu ayete mana vermemişlerdir. Huruf’u mukatta demişlerdir.

BATIN MANASI  :   Elif Lam Mim, Elif Allah’ın Zatını; Lam Elif’in Birinci Ayağı, Sıfatını; İkinci Ayağı, Esma Alışını, Mim ise Filleriyle açığa çıkışının rumuzatıdır. Biraz açacak olur isek kesret aleminde her varlığın Zatı Allah’tır yani Elif’dir. Oradan Sıfatına tecelli eder Allah, Lam Elifin İlk Ayağıdır. Cemadat’a ise tecellisi cemadat Sıfatına, ikinci ayağı ise Cemadat Esması alışına ve Mim olan Fiilullahıyla da Cemadat fiiliyle açığa çıkarmaktadır. Örnek verecek olur isek Cemadattan bir varlık seçerek; Zatı Allah; Sıfatı, Karalar cemadat; Esması Toprak, Fiilide cinsine ve kullanıldığı yere göre killi, humuslu, çanak çömlek toprakları vs. dir. Böyece mahsul cinsine ve ürün çeşidine göre de fiil sergilerler, hiçbir abestlik yoktur, mahsulüne uygun olmayan toprakta uygunsuz sebze yetiştirilmediği gibi; hoş günümüzde seralar ve diğer teknolojilerle farklı üretimler yapılsa da hakikatindeki düzenlemeyle elde edilenler besin değeri ve sağlık açısından daha yerindedir. Bu nebadata tecelli eylemesiyle, Zatı Allah; Sıfatı Ağaç; Esması, Elma Ağacı; Fillide meyvesi olan elmadır… Sıfatı hangi esmayı alır ise o fiili gösterecektir. Aşılamalarla değişiklikler olsa da genele göre bu böyledir. Eğer Hayvanata Tecelli edecek olursa Zatı Allah; Sıfatı Kuş; Esması  Bülbül; Fiilide ötüşüdür; bülbül gibi… Kuş sıfatından Köpek havlaması; köpek sıfatından da bülbül ötüşü duymak mümkün değildir. Âli Imrân 191 “Ellezine yezkurunellahe kiyamev ve kuudev ve ala cunubihim ve yetefekkerune fi halkis semavati vel ard, rabbena ma halakte haza batila, subhaneke fekina azaben nâr.” Manen Onlar ki gerek kıyâm-u kuudde ve gerek yanları üzerinde hep Allahı zikrederler ve göklerin, yerin yaradılışında fikr ederler: ya Rabbena, derler: bunu sen boşuna yaratmadın sübhansın, o halde bizleri o ateş azabından koru!

“Haza batıla” demekle abes bir şey yaratmadığını böylece söylemektedir.  Her şey yerli yerindedir.

Eğer İnsanata Tecelli edecek olur ise Zatı Allah; Sıfatı İnsan Esması (Erkek veya Dişi) Muhammed veya  Hatice Fiilleride insan Fiilleri olacaktır. Eğer 5. Ruh tecellisi olan Kemadata yani Kamil İnsan olan Âdeme tecelli edecek olur ise Zatı Allah; Sıfatı Muhammed; Fiilleri ise Âdemiyet olan Fiilullah olarak açığa çıkacaktır… ister kesif olsun isterse latif bu zuhurat vahdet aleminde de böyledir. Zatından Rahman Sıfatına Rahman sıfatından da Fiileriyle zuhura gelmektedir. İşte böylece hayalde zanda bir tarifle değil ister zuhura gelen fiilullahın cins ve cibilliyetine bakarak isterse bildiğimiz Zatın zuhura gelişinde sıfatından esma alarak fiilleriyle nasıl açığa çıktığını bilip görmemizle Zahir olan Allah’ı sıfatlarından zuhura gelişiyle bilmiş görmüş ve seyreylemiş oluruz. Zira kullarından zaten bilinmeyi muradıyla açığa çıkışını murad eden, açığa çıkan ve kendisini mazharlarından seyreyleyende kendisidir. Bunu idrak eden kullarından mutluluk huzur ve zevk içerisinde bunu yapmaktadır; idrak eylemeyenlerden de yapmaktadır fakat mazharlar bundan mutluluk huzur ve zevk alamamaktadırlar. Böylece Allah’ın bu alemde bilmeyenlere sır olan bilenlere ise ayan olan rumuzat tecellileri bilinmekliğinin zuhura gelişini göstermektedir. Hatta bir sonraki ayette de olduğu gibi şüphe götürmeyen kitab budur demekle şüpheniz olmasın hayal ve zan yaratmadan zaten mevcuttan zuhura gelenim demekle kendisine hiç şüphesiz böylece bilerek görerek iman edilmesini istemektedir.

        Böylece zuhura gelen mevcuttan bakarak eşyanın hakikati olan; Eserden Efali; Efalden Sıfatı Sıfattan da Zatı görmek mümkündür. Günümüzde bizlere zahir olan bunca tecelliyi ve güzelliği göstermeyen bizlerin hayal ve zannıdır, irfaniyetsizliğidir. Hakkel yakin bir Mürşid-i Kamilin eteğinden tutar isek Cenab-ı Hakk o mazharı kullanarak taleb eden kuluna bu güzelliklerini nasib edecektir. Yani taleb eden kulunu da kendisine Sıfatı, yani kemalat mazharı kabul eyleyip o mazhardan da bu irfaniyet ve kemalat bakışıyla seyreyleyecektir. Rabbım cümle kullarına nasib eylesin…

BAKARA SÛRESİ 2. AYET

ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فٖيهِ هُدًى لِلْمُتَّقٖينَ

OKUNUŞU       :   Zalikel kitâbu la raybe fih, hudel lil muttekîn.

ZAHİR MANASI      :   İşte bu kitap ki, bunda bir şekk yoktur. Muttakîler için bir hidâyettir.

BATIN MANASI :   İşte bir önceki ayeti kerimede 3 Tecellisinin Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da Filleriyle açığa çıkışıyla bizatihi hakikat olan zuhurat Cenab-ı Hakk’ın kitabıdır, yani okunacak olandır, ister Enfusda isterse Afakta bu kitaba bakın göreceğiniz aynı tecellilerdir. Bu delillerde artık hayale ve zanna çıkmadan şüpheye de düşmeden okunacak olan delillerdir. Zira bu kitabın evvelinde henüz Resulu Ekrem Efendimiz Kuran-ı Kerimle müşerref olmadan evvelde Cebrail a.s ikra “oku” dediğinde ben okuma bilmem, tekrarında da bilmem ve sonuncusunda ise Rabbının adıyla oku Âlak Sûresi 1. Ayet Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak”dan yarattı.

       Hitabına muhatab olduğunda ise; bir salikin Mürşid-i Kâmilin dizinin dibindeki gibi, Allah okumaya yani Allah Allah Allah zikriyle Rabbını anmakla müşerref oldu yani güç ve kuvveti olmadığından Rabbı kendisinde zikreden oldu. Böylece buyuran Rabbının kendisindeki üç tecellisi olan Vucudu Sıfatlarını ve Fillerini gördü, sonrasında ise okuyacağı en büyük kitabın nefis kitabı “Kendisi” olduğunu idrak eyledi. İsra Sûresi 14. Ayette de buyrulduğu gibi; “Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter” denilecektir.”  Nefis kitabını okumayla ancaksın Rabbını bileceğini Cebrail, Cibril, aklı resul yani resulun aklı kendisine söylemiştir. “Nefsini bilen Rabbını bilir”  Böylece bekadan bir hayata başlayan seçilmiş olan Resulu Ekrem Efendimiz kendisinden kendisine tahsile başlamıştır. Bizler ise Esfelden Âlaya bir tahsil içerisinde olduğumuz için öğrenenden öğrenenleriz. Tıpkı Nurundan Nur, Ruhundan Ruh, Aklından Akıl, Kaleminden Kalem alanlardanız…

       Hadis’i Şerifte de buyrulduğu üzere. Allah evvela benim Nurumu yarattı, Ruhumu yarattı, Aklımı yarattı Kalemimi yarattı; Hadis-i Şerifleri bizlere bu hakikati sunmaktadır; Resulu  Ekrem Efendimizin Öz ve Zübde oluşu Kainatın yegane noktası olmasıdır. Sahabeyi Kiramında kabullenişiyle yöneldiği gibi. İşte diyor bu günde şekk ve şüpheniz olmasın ki sizlerde okumaya böyle başlayacaksınız Bir mürşid-i Kamile giderek o mazhara kadar sirayet ettirdiğimiz; Bizelerin Nurundan, Ruhundan Akıl ve Kaleminden alarak; İkra ayetine muhatab olarak, Rabbınızın adıyla okumak olan ismi celal zikriyle Allah Allah Allah diye 3 tecellisinin Fikriyle ne zamanki kendinize nisbet eylediğiniz ayetteki Nefis kitabınızı Efalim benimdir, Sıfatım benimdir, Vucudum benimdir denilen nefsimizi biliriz ve bunun sahibi ben değilmişim deriz. Tecelli zat’ı Tecelli Sıfat’ı Tecelli Efal’i idrak ederiz o zaman bu mülkün sahibinide Rabbımız olduğunu idrak etmiş oluruz. Böylece  Rabbımın Rabbımı bileceğini ve göreceğini bilimiş ve şuhud eylemiş oluruz aynel yakin demine ayak basmış oluruz…  Daimi bir yaşamla da hakkel yakin olmaya başlanmış olur. bizden de yaşayan bizzat Rabbımız olduğunu görmüş oluruz. Böylece şüphesiz bir tahsilin şeklini ve yolun tarifini de öğrenmiş ve ihtiyaç sahiblerinede dün olduğu gibi Hilafet göreviyle de bunca Evliya ve Enbiyanın bildirdiği bu Vahdet Sırrını da bildirmiş oluruz. İşte daima Takva üzere yaşayan bir mümin olan muttakiler; Takvanın hakikatteki manası korkmak olmayan  Allah’ın bu yücelik ve güzelliklerini kendimize nisbet eylemekten korkmak olan takva ile; vücut ülkemizde tecelli eden bu güzellikleri de mümin olan Kendisi için tecelli eden güzelliği başkaları içinde isteyen; Enfal Sûresi 2. Ayet de “Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.”  

       Buyrulduğu üzere olan müminler işte Allah adı anıldığında kalpleri ürperen ve ayetler okunduğunda “Efal ayetleri; Sıfat Ayetleri, Zat Ayetleri” “Delilleri” okunduğunda imanları artanlardır işte bu düstür üzere olan Muttakilerin hidayetleri yani yardım ve selamet  üzere bir yaşamın içerisinde olan hakikat manasındaki takva ve mümin anlayışla ve aynı zamanda Mürsel bir şuurla tüm Alemlere Rahmetle bakış ve yaşam hakikatteki en yüce mutlulukları olacaktır. Böylece Allah kendisine istenildiği gibi bir yakinlikle Zat ve Sıfat birliği içerisinde mazharlardan ayrı düşünülmeden; tecelli eden yücelikleri Rabbımındır diyerek ve başkları içinde bu güzellikleri isteyerek tüm aleme rahmetle bakan bir Resulun ümmeti olarak kullarından bunu istemekte ve böyle bir yaşamın en büyük hidayet, kurtuluş, huzur ve mutluluğun elde edilmesi olduğunu buyurmaktadır. Rabbım kullarını bu mutluluğuna dahil eylesin.

BAKARA SÛRESİ 3. AYET

 اَلَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ


OKUNUŞU          :  Ellezine yu’minune bil ğaybi ve yukîmunas salate ve mimma razaknahum yunfikûn.

ZAHİR MANASI  :  Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.

BATIN MANASI  :   Muttakiler şeriat seviyesindeki bir gabya değil hakikatteki gabya inanırlar. Yani Allah’tan daha büyük bir varlıkmı var ki onu örtsün, bu yönüyle gayb yoktur. Allah’ı örtecekte yoktur, Arifler bunu ayan beyan bilir ve görürler. Bu yönüyle şeriattaki gabya itibar eylemezler. Buradaki hakikat olan gayb ise yani gizli olan şudur ki Kendi vucut ülkelerinde henüz Cenab-ı Hakkın bazı yücelik ve güzellikleri açığa çıkmamıştır, bilinmektedir fakat zuhura gelmemiştir, bu yönüyle o vucutta zahir olmayan Resulu Ekrem Efendimizden zuhur eyleyipte bu gün kü muttakilerden “evvelki ayetlerdeki dosdoğru olan mümin ve mürsel şuurla yaşam süren Ariflerden” henüz bazı yücelikler açığa çıkmamıştır, bazı zevkler zuhura gelmemiştir; çünkü Cenab-ı Allah ilim ve zevk yönüyle sonsuz olandır; Zatına göre bu yüceliğin sonsuzluğu ise Sıfatta göre mutlaka dereceten nakıslık zuhuruyla görülecektir. Hiçbir Sıfatın Zatı ihata eylemesi düşünülemez. Bu yönüyle gayb Sıfatadır, Muttakilerde bu yönüyle zevk ve yüceliklerin gaybındadırlar. Namazı dosdoğru kılmaları ise; Namaz Müminin Miracıdır; Miraç ise Allah ile görüşmektir; bunun dosdoğru olması ise Resulu Ekrem Efendimizin bunu nasıl yaşamış ise bu günde öyle yaşanmasıdır. Yani Efendimizi gibi Gönüllerinde, vahdet alemin de O olan Amalığından Allah’lığına, Uluhiyetinden de Rububiyetine tecellisi ile Rahaman Sıfatından bizatihi görüşmektedirler. Çünkü Allah ne bu alemde nede Öbür alem ve alemlerde sıfatsız görünmez. Tıpkı bir elektriğin ampulsüz, buzdolapsız, sobasız ve klimasız işlevini göstermediği gibi. Zat ve mutlakiyet yönüyle görünmez, Sıfat ve mukayyetliği ile ayan beyandır. “Şuara Sûresi 11. Ayet. “O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu sûretle sizi üretiyor. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”  Bu ayeti kerimedeki benzeri olmayışı ile Zat ve Mutlakiyetine; işitmesi ve görmesi ile de sıfat ve mukayyetliğine işaret eylemektedir. Demek ki muttakiler O’nu nasıl göreceklerini ve kendilerindeki Rububiyetindeki mazharından kendisine nasıl ibadet edecekelerini ve görüşeceklerini bilmekte ve görmektedirler. Böylece Rablarının da kendilerine verdiklerinden de diğer mazhar ve Talib olan Sıfatları nasiblendirmek suretiylede harcarlar. Yani Bizatihi Allah O mazharlardan Rububiyetinin kesretteki mazharlarından irşad ve terbiye eden olarak taleb edenlere nasibleri  nisbetinde vermektedir. Bizlerde böylece hayalde ve zanda bir Allah’tan değil bizzat icraatını yaptığı mazharlarından bu yakınlığın tahsil talim ve yaşamını öğrenerek kendimizdeki Rabbımızla böylece görüşmüş ve verdiği rızıklardan da nasibi olanları nasiblendirmiş oluruz. Rabbım ihsan buyursun ayni yakinlikte olmayı.

BAKARA SÛRESİ 4. AYET

وَالَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

OKUNUŞU            :   Vellezine yu’minune bi ma unzile ileyke ve mâ unzile min kablik, ve bil ahirati hum yukinûn.

ZAHİR MANASI    :   Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler hem senden evvel indirilene, ahırete yakini de bunlar edinirler.

BATIN MANASI  :   Muttakiler Hem Resulu Ekrem Efendimizde tecelli eden Cenab-ı Hakkın bildirdiklerine ve şuhud eylediklerine ve ordan açığa çıkan Ahlakı Hamidiyesiyle layık bir yaşam güzelliğine; hem de daha evvel Resulu Ekrem Efendimizi tasdik eylemeleri için söz aldığı diğer Resul ve Nebilere indirilene yani onlardan da açığa çıkan yücelik ve güzelliklere Ahlak-ı hamidiyeye; iman ederler… Ahirete yakin olmaları ise ahir son demektir; ilk ve son birdir,  başıda sonuda O’dur. Sona yakin olan başada yakindir; Hadid Sûresi 3. Ayetdeki “O, ilk ve sondur. Zâhir ve Bâtın’dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.”

Evvellerin Evveline “başa yakin olması hasebiyle; Ahirlerin Ahirine “sona yakin olması hasebiyle” Zahirlerin Zahirine “görünene yakin olması hasebiyle” ve Batınların Batınına da muttakilerin gaybı olan henüz açığa çıkmayan yüceliklerinde cemine yakinliği nisbetinde yakindir. Bu makam Tevhide Cemmul Cem Makamının zevkiyle zevkidar olma halidir. Mısr-ı Niyazi hz.’nin bir ilahiside

“Zat-ı Hak-kı anla zâtındır senin,
Hem sıfâtı hep sıfâtındır senin.
Sen seni bilmek necâtındır senin,
Gayri bakma sende iste sende bul.

Buyurduğu gibi Tam bir Tevhid olan kişi gayride değil evvelini ahirini zahir ve batınını nasıl kendisinde buluyorsa Zat ve Sıfatının cemi olan yerde de Fiilleriyle açığı çıkışın seyrinde ise eğer… Artık Son olan ahirete’de ayan beyan bir seyrede yakindir. Gerek Evvel ile Ahir’i Cem, gerekse Celal ve Cemali Cem, gerekse Vahdet ve Kesreti Cem, gerekse ilahideki gibi Zat ve Sıfatı Cem ederek fiileriyle açığa çıkanı böylece kendi vücut ülkelerinde zahiren görür ve gördükleri Rablarına iman ederler. İşte muttaki olan Muhammedi takvaya sahib olanlar bunlardır. Rabbım bu takvaya sahib muttakilerin zümresine ilhak olmayı nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 5. AYET


اُولٰـئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

OKUNUŞU          :   Ulaike ala hudem mir rabbihim ve ulaike humul muflihûn.

ZAHİR MANASI  :   İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.

BATIN MANASI  :  Muttakiler ancaksın önceki ayetlerdeki gibi nefislerini bilmekle Rablerini bilmiştir. Çünkü Allah Allah’lığıyla görülmez Rububiyetine tecelli eylemesiyle Sıfatına tecelli eylemiş ve esma alarak Rab’lık esmasıyla  “İrşad ve terbiye eden” olarak irşad fiilleri olan kelam, hal ve makam fiilleriyle açığa çıkandır. Böylece ihvanlar bu günkü Mürşid-i Kamil mazharından; Muttakilerden  aynel yakin olanlar ise kesrette bütün mazharlardan tecelli edenin; Vahdette ise Rab mazharı olan gönül müftülerinden gelen mesajlarla tecelli yüzünü görmüş ve istikameti olan tecellisi ile istediği istikameti buyurmuş olan Rablarının isteğine uyarak doğru yolda olduklarını böylece yaşamlarıyla dile getirenlerdir. Bu yaşam kendileri için artık tam bir teslimiyet ve boyun büküş olan kulluğun ihtizası  olarak her tecellinin kendilerine istikametlerini belirlemekte işaret olduğunu bilir, görür ve bu işaret levhalarını takib ederek her nefes ne yapacaklarının bilincinde olarak yani tecellinin tecelliye cevabı niteliğinde olan bir yaşamla yaşam halindedirler. Örn. Bir olumsuzluk halinde “Nakıs bir mazharın fiilerinde o mazhardan bir adım geride durmayı, olumlu ve güzel bir tecellide “Mazhariyeti güzel olan kişilere” ise daha sevecen davranacaklarını bilerek yaşarlar. Rabbım tecelli yüzünü seyredip tecellilerine göre tecelli gösteren mazharlarından kılsın cümle ümmeti Muhammedi.  

BAKARA SÛRESİ 6. AYET

اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْھُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

OKUNUŞU          :   İnnellezine keferu sevaun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum la yu’minûn.

ZAHİR MANASI  :   Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.

BATIN MANASI   :   Kufr kökünden gelen küfür, kötü söz söyleme hasleti içerisinde olanlar; yani vucutlarını benlikle haktan gayri kabul edip, nefislerinin emrinde hakk ve hakikatten uzak bir yaşam içerisine girenler; kendilerine söz hakkı geldiğinde ağızlarından çıkacak sözcükler zaten yaşantılarını anlatacağından; “şişede bal varsa bal, sirke varsa sirke döküleceğinden” yaşantıları olan vücut şişelerinde biriktirdikleri de gayriyet ve nefsin kelamları olacağından buyurdukları hep küfür ve halleri de hep nefsin emrinde olmaları nedeniylede esfeli safilinde bir yaşam olacaktır… Bu kişilere gelince kulakları tıkalı gözleri kör ve hisleri de hissetmeyecek bir hasletle yaşam içerisinde olduklarından onlara irşad deyse de uyarılsalar da anlamayacak ve aynı yaşamlarına uyarılmamış gibi devam edeceklerdir. Çünkü henüz onların kabullenişlerinde Ruhun emrinde bir yaşamın kabullenişleri ve yaşam hali yoktur, yani isteseler de yüzlerini Rablarına dönemezler. Böylece inanmaları da mümkün değildir. Rabbım bu gün bu hal üzere yaşam süren insanları da muhafaza buyursun.  

BAKARA SÛRESİ 7. AYET

خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْ وَعَلٰى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ

OKUNUŞU  :   Hatemallahu ala kulubihim ve ala sem’ihim, ve alâ ebsarihim ğişaveh, ve lehum azabun azîm.

ZAHİR MANASI     :   Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.

BATIN MANASI    :  İşte vücutlarını nefislerinin emrinde kullananlar için buyrulan; kalplerinin ve kulaklarının mühürlü oluşu; bir salikin kulağından gönlüne inen “Sâd Sûresi 72 ayet:  “Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin.”  Ruhundan üfürmesi olan İsra Sûresi 85. Ayette ki Ruhun emirler aleminden oluşuyla; bir emir oluşunun verdiği mana itibariyle emreylemesi olan Zikir emrini vermesi, Efal emrini vermesi, Sıfat emrini vermesi, Zat emrinin verilmesi  ile bunları yumuşatılmış emir olan nasihatlerle kulağından gönlüne indirmesiyle Mürşid-i Kâmil mazharından Rabbım Ruhundan Ruh üfürmüş olur. İşte bu üfürmeye muhatap olmayanların ne kulakları işitmekte nede kulağından gönlüne bu hasletler inmektedir, dolayısıyla işitmediğinden de kalbinde bir uyanma mümkün olmayacaktır. Nasibi de yoktur. Allah bunu nasıl yapmaktadır. Sıfat ve Zat ayrı olmadığından sıfatın kabullenişine göre bir tecelli zuhuru olacağından “Örn. 70 mumluk ampulden 70 vatt’lık bir ışık zuhur edecektir; 1 metre bir camdan içeri camın büyüklüğünce güneş girecektir” işte sıfatın kabiliyetince zatın tecellisi zuhur edeceğinden Zat Sıfattan ayrı olmayışıyla da işte bu sıfatlardan tecelli eylemeyişiyle mühürlü oluşunu göstermektedir. Halbuki sıfatlardaki kabulleniş ve yüzlerini Rablarına dönmüş olsalardı, kendileri de aralanan bir kapıdan ışığın girdiği gibi yavaşa yavaş aydınlanma zuhur edeceğinden Sıfatın karanlıktan kurtulup aydınlığa düçar olacağının da belirtisi görülmüş olacaktır… 

       İşte böylece işitmeyen ve hissetmeyen bir kalbin de vücuttaki hisler, işitişler, ve kabullenişlerin farkındalığı olan iç görme zuhuru olan basiret de olamayacaktır.  Bu halden de daha büyük bir azap söz konusu olamaz, kişilere mutluluğu getiren irfaniyet ve kemâlat kişide hicapların açılmasıyla işitme hissetme ve basiret gözüyle görmeyi zuhur ettireceğinden bundan daha büyük bir mutlulukta düşünülemez.  İşte Bir yere göre nasibinin olmayışı gibi görünen kişinin kendi kabulleniş ve eksiklikleri giderildikçe eksiksiz, sübhan olan Allah nasıl mazharı olan sıfatlarından fiillerini sergilemesiyle açığa çıktığı da görülmüş olacaktır. Allah’ın zuhuru olan sonsuz zevkinin yanında nefsin fiileri kişide büyük azap oluşuturmakta ve ömrünü bu azapla da geçirmektedir.  Rabbım irfaniyet ve kemalatsızlığı olan bu ızdırapla bir ömür geçirmekten cümle Ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun.

BAKARA SÛRESİ 8. AYET

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنٖينَ

OKUNUŞU            :   Ve minen nasi mey yekulu amenna billahi ve bil yevmil ahiri ve ma hum bi mu’minîn.

ZAHİR MANASI   :   İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır.

BATIN MANASI  :    İnanmak ve iman etmek için bir inanılan bir de inanan olması gerekmektedir ki inanmak fiili açığa çıkmış olsun… Böyle bir iman da olsa bu ikilikle bir imandır, Allah ayrı kul ayrı demektir. Her türlü ikilik şirktir. o zaman ayrı bir ilah yok ise bu mazhar haşa Allah mıdır; buda küfürdür; ne yapmalı nasıl bir idrakla iman edilmelidir ki ne şirk olsun ne küfür; tıpkı namazdaki gibi ayrı bir Allah’a kılarsak şirk, Allah kılarsa küfür; “ALLAH KULUNDAN KILARSA” ne şirk olur ne küfür, tıpkı bunun gibi imanda; inanılan inanmak ve inanan aynı vücutta mevcuttur diyerek bizden bu icraatı yapana sıfatı olan bu mazhar inanmaktadır ve zat ile sıfat bir tevhiddir idrakıyla inanmak mevcuttur. Burada ise imanda aynı zamanda mat olmuş olur; Zatı Hakka vuslat edince imanın mat olduğu gibi imanda mat dır. Böyle bir yakinlikte olmadıkları halde taklidi ve istiklali bir imanla da olsa inandığına kendini inandırmak iman etmek değildir. İmanı mat eylemedikçe hakiki imana sizdeki Rabbınıza iman etmiş ve onun mazharı olarak zatının sıfatına sıfatından da esma alarak fiilleriyle açığa çıkan olduğunu görmemiş olursunuz. Buda zatı hakka vuslat olan sıfatın ahiri olan sonudur ahretinizdir. Hayalde ve zanda bir Allah’a ve hayalde zanda bir sona inanmakta mümkün değildir; inanılsa da bu hayal ve zandır. İsteseler de inanadık deselerde hatta amelde işleseler hedef emir olan Zata Vuslat olmadıkça kelamlarıyla ve taklidi  ibadetleriyle de inanmış ve iman etmiş ve hatta imanı mat eylemiş olmazlar. Rabbım Zatı Hakka vuslat eyleyen bir tevhid olan insanın Zatının sıfatına sıfatlarından da esma alarak fiilleriyle açığa çıkan Allah’a mazhar olduğunun idrak ve zevkiyle bir yaşam sürmeyi nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 9. AYET

يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ اِلَّا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ

OKUNUŞU          :   Yuhadiunellahe vellezine amenu, ve ma yahdeune illa enfusehum ve ma yeş’urûn.

ZAHİR MANASI  :   Bunlar Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.

BATIN MANASI :  Kişi kendi vücut ülkesinde Zat’ı olan Allah’ı ve Müminleri olan inananları olan Sıfatlarını nefsinin emirlerine uyarak aldatmaya çalışır… Kulağı Hakk ve Hakikatı dinleyeceği yerde gıybet dinlemektedir; Gözü Hakk ve Hakikati göreceği yerde halkı ve Haktan gayriyi görmektedir; Dili Hakk ve Hakikati söyleyeceği yerde Halkı yalanı ve nakısıyetleri anlatmaktadır… Oysa nefsinin emrinde olan bir vücut ancaksın kendisini aldatmıştır; Ruhun emrinde olan bir nefs hali olan mutmein olmuş nefisle, sıfatları kurtuluşa ermiş muminler olarak kulağı, gözü ve dili vesair bütün aza ve cevahiri Hakk ve Hakikat üzere hareket eder ise o vücut Hakkın vucudu o sıfatlar Hakkın sıfatları olur ki işte zuhura gelen fiillerde kişinin âdemiyeti olur. Böylece en başından bu yana bakara sûresinde muttakiler ve karşısındakilerin hallerini izah buyuran Cenab-ı Hakk sıfatların selametiyle vücudun da kurtuluşa ereceğine böylece işaret eylemektedir.   Sıfatlarımızı öyle bir müminler haline getirmeliyiz ki Zatın emrinin dışında hiçbir fiil sergilemeyecek olmalı.  Bu da bizlere göstermektedir ki; Kuran-ı Kerimin emirlerine uyup yasaklarını terk edenleri Selamet bir hayat; emirlerine uymayıp yasaklarını terk eylemeyenleri de kendilerini kandıran hiçte selamet olmayan bir yaşam beklemektedir. Rabbım kendilerini kandıran kullarından eylemesin cümle ümmeti Muhammedi.

BAKARA SÛRESİ 10. AYET

فٖى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّٰهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

OKUNUŞU            :   Fi kulubihim meradun fe zadehumullahu merada, ve lehum azabun elimum bi ma kanu yekzibûn.

ZAHİR MANASI    :   Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.

BATIN MANASI :   Kuran-ı Kerim Muhammedliğini bulmayanlara hitab eylemez; eylese de kesreti bir ilimle pozitif ilimler seviyesinde hitab eyler. Bunu da günümüzde ayetlerin manaları konuşulduğunda Peygamberlerden bahsedildiğinde yaşadıkları zamana ve O Peygambere bir hitapmış gibi dinlemekte; olaylardan bahsedildiğinde ise 14-15 asır evvelki bir olayı hikaye dinler gibi dinlemekteyiz; Oysa Kuran-ı Kerim “An da Kurulandır” O an anlatılanın sizlere Cenab-ı Hakkın hitabı olduğu idrakıyla, mazharın dilinden verdiği mesajdır. Fakat bunu işitmeye kulak görmeye gözünüz olmadığından nasibinizi almanızda mümkün değildir. Ne zaman ki ehline gidip de nasıl bir Muhammedi olunur, bunu talim eylerseniz o zaman görülecektir ki Kuran-ı Kerimin ancaksın Muhammedliğini bulanlara hitab eylemektedir.

       Bu ayeti kerimede de Münafıklığın üç alametinden bahsederek bu üç hasleti yaşayanların nasıl mutlu olamadıklarından  bahsetmektedir. Nedir bu üç alamet bunun zahiren bilindiği gibimidir manaları, yoksa Muhammedi olanları yani Muhammed Mustafa S.A.V Efendimizin ayetleri yazdırırken kendisindeki tecelli eden batın zevkle mi yazılmıştır… Münafıklığın alametleri; 1- Konuştuğu zaman yalan söyler; bu hitabı Resulu Ekrem Efendimiz yapmış olursa o konuştuğunda yalan söyleyeni zevken Muhammedliğini bulanın yalan  söylemesi diye zevk ederek mi sunmuştur; yoksa bizde kendi benliğimiz dururken konuşsak nasıl yalan söyleriz olarak mı anlamalıyız; bizim benliğimizle vücudun bizim sıfatların bizim ve fiilerimizin de bizim olduğu mevcudumuzla konuştuğumuzdaki yalan söyleme, karşımızdaki bir insana kendimiz gibi benlik sahibine; olan bir şeyi farklı anlatmak kendi menfaatimize göre anlatmak olarak nitelendirir ve böylece bir yalan söylemiş mi oluruz; Oysa Resulu Ekrem Efendimiz varlığını hakkın varlığında yok eden O’nun yalnızca bir sıfatı olan olarak bu ayeti zevk eylemesiyle kast eylediği haliyle mi anlamalıyız. Kendisine göre konuşunca yalan söyleyen ancaksın Zatı olan Allah’ın buyurduklarını gönlünde vahdet aleminden gelen, Kendi Rahman Sıfatından olan Allah’ın sedasını işitmeden kendi kelamlarını halka Hakkın kelamı olarak söyleyenlerdir diye zevk eyleyip kaleme aldırmıştır.

       Günümüzde Rabbını gönlüne koymadan buyuranlaradır hitab… Oysa kendileri ne güzelde buyurarak böyle olmadığını ıspatlamıştır ayetler için… Ben ayetlere ne bir fazla ekledim, nede onlardan kıstım buyurmaktadırlar; Böylece söylediği zaman Kendisinden söyleyenin Cenab-ı Hakk olduğu bir elçiyle ancaksın buyrulanda ekleyip azaltmamakla yalan olmayacağının nasıl olacağını  1. Alemet bizlere göstermektedir. Münafıklığın ikinci alameti ise 2- Sözünde sadakat göstermez; Yine bu sözü bir avami idrak ve yaşamla söyleyen ve de Resulu Ekrem Efendimizin buyurduğunu düşünürsek; Nedir verilen sözler ki bunlarda sadakat göstersin veya gösterilmemiş olsun… Resulu Ekrem Efendimiz en büyük sözler olan 3 söz vermiş ve sadakat göstermiştir. 1. Sözü Bu fiiller benim değil; 2. Sözü bu sıfatlar benim değil; 3. Sözü ise bu vücut benim değildir.  Böylece sahibninin olan bu mevcuttan sıfatına tecellisi ile  zuhura gelenleri ancaksın böylece görmüştür; bu zuhurların Resulu Ekrem Efendimizden açığa çıkanları en yüce mazharı olduğundan seçilmiş olduğundan en güzel fiillerdir. Eğer bizlerde bu söze layık olup olmadığımızı görmek istiyorsak o zaman bizlerde vücut ülkemizden zuhura gelenlere bakıp; iyi bir fiil zuhura geliyorsa Rabbımızdan kötü bir fiil zuhura geliyorsa nefsimdendir diyebilmeliyiz… İşe bunu diyemeyenlerin nasıl münafıklığın 2. Alemeti olan vediği sözlere sadakat gösteremediği ve hatta bu sözleri bile bir Mürşid-i Kamil mazharından henüz Rabbına veremediğide günümüzde alenen görünmektedir… Münafıklığın 3. Alameti olan emanete hiyanet ise yine Bir Resulu Ekrem Efendimizin anlayışıyla söylenmesi ve idrakı; birde günümüzde bizlerin benlik sahiplerinin idrakıyla  anlaşılması vardır; Bizlere göre emanete ihanet etmek bizim gibi bir kişinin benliği duran sıradan veyahut yakın akrabamız olan bir kişinin bizlere emanete eylediği herhangi bir eşya, mal vs. bir emanete gözümüz gibi bakmayıp ya aldığımız haliyle teslim eylemez yada hiç teslim eylemez isek ihanet eylemiş oluruz; bu hal bizlerin idrak eylediği gibi bir emanete ihanet etmektir. Peki ya Resulu Ekrem Efendimizin Kast eylediği bir emanete ihanet nedir.

       İşte emanetlerin en yücesi; Ahzab Sûresi 72. Ayet “  Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.”  İnsan oğlunun yüklendiği nefsine zulmederek nefisinden onu ruha yükselten; benliğiyle bilemekten onu bilenin rabbı olduğu hakikatine ulaştıran  Ruh emanetidir. Aslı bir olan Ruh emaneti en kemalatlı mazhar olan Resulu Ekrem efendimizden Hicr Sûresi 29 Ayet de “Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.  buyurduğu gibi Ruhundan Ruh üfürmesi ile de Sahabeyi Kirama, oradan da bütün Evliyaullaha ve bü günde Verasetül Enbiya olan Enbiyaların Varisi konumundaki Mürşid-i Kamillere kadar ulaşmışıtır… Bu emanette Bizatihi kendimiz koruruz denilen Ruh emanetidir. Bazı müfessirler bunu Kuran-ı Kerimdir de demişlerdir. Oysa lafsı bir kitabın korunması zordur, fakat aleme dizayn edilmiş ruhlar aleminde seçilmiş bir mazhar olarak gönderilen ve bu unsuriyeti vücudu giyseler dahi sebepten sebep halk eden Rabbım mutlaka o mazharı bu emanete hazırlayacaktır. Hilafet Sırrı olan Ruh emaneti; emanet olana asla ihanetin mümkün olmayacağının zevkiyle izah edilen münafıklığın alameti ancaksın bu zevkle söylenmiş bir söz olduğu görülmektedir.

       Bu sözü vermeyen ve veripte sadakat göstermeyenlere de nasıl bir azab olduğu günümüzde görülmektedir; vermeyenlerin alamadım veremedim, çoluk derdi, çocuk derdi, mal derdi, mülk derdi, eş derdi vs. bütün dertlerle dertlendiğini; verilip de sadakat göstermeyenlerde de; Hicaplarının açılmayışı ile zamanla ibadetlerin bile eziyet geldiği hallerdir. Rabbım bizlere de Kuran-ı Kerimi Muhammedliğini bulan, kendi varlığını Hakkın varlığında yok edenlerin idrak ve zevkleriyle bildirisin ve böylece ibadet ve tatlarından ve her türlü münasebetlerinde de  zevk alan ve böylece bir yaşam içerisinde olan kullarından eylesin.

BAKARA SÛRESİ 11. AYET

وَاِذَا قٖيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِى الْاَرْضِ قَالُوا اِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

OKUNUŞU             :   Ve iza kile lehum la tufsidu fil ardi kalu innema nahnu muslihûn.

ZAHİR MANASI  :   Hem bunlara yer yüzünü fesada vermeyin denildiği zaman biz ancak ıslahcılarız derler

BATIN MANASI :   İşte kendi sözlerini, zanlarınca sadakatlerini ve emanet kabul ettikleri zahiri bir emanete sahib çıkmalarını, Allah’ın Resulu olan, Enbiyası olan, Mürseli olan Muhammed Mustafa S.A.V’den mazharı olarak Zatının sıfatına tecellisi ile kelam sıfatı zuhuruyla; Zatının niyet ve maksadıyla söylenenleri işitmeyip; kendi kabları nisbetinde menfaatlerince hatta ve hatta velev ki Rahmani isteklerde olsa kendi isteklerince buyrulanı işitmiş ve bunu da hidayet durur iken ıslah kabul etmişlerdir. Islah kötekledir; Hidayet ise irfaniyet ve eğitimledir. Kemalatın olduğu yerde; nefsin fiileri görünmez.

       Siz birisine Allah’ın kelamını ve Allah’ı anlatırken bağırarak ve yahut Allah’tan korkutarak; Allah asar,  Allah keser diyerek Allah’ı anlatamazsınız; bu ancaksın sizin eksik bildiğiniz bir Allah’ı nefsinizin istekleri, eksik işittiklerinizden anladıklarınız olarak idrak ettiklerinizi anlatmanız olur. Böyle bir fesada kendinizi araya sokarak ikilik yaratmaya izin vermiyor Allah… Doğrusu nasıl ise Resulu Ekrem Efendimizin Sahabeyi Kirama ve günümüze değin aktarılan Terbiyesi, Hidayeti nasılsa o şekilde öğrenmeli ve öğretilmelidir. Yoksa bu hal ancaksın fesad çıkartır. Rabbım layıkı ile öğrenip, bildiklerimizle amil olup Efendimizden açığa çıkan mutluluk ve saadet içerisinde ihtilafsız bir ömür geçirmeyi nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 12. AYET

اَلَا اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلٰـكِنْ لَا يَشْعُرُونَ

OKUNUŞU         :   Ela innehum humul mufsidune ve lakil la yeş’urûn.

ZAHİR MANASI :   İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir.

BATIN MANASI :   Zaman içerisinde görülecektir ki ve görülmektedir ki; yalnız zahiri bir Kuran-ı Kerim öğretisi eksiktir; yalnız batın bir öğretide eksiktir. Yalnız Şeriatı yaşayıp Hakikatı inkar yanlıştır, Hakikatı yaşayıp Şeriatı terk etmekte yanlıştır. İşte bu haller hem Şeriat açısından hemde Hakikat açısından ancaksın bozgunculuğa yol açar. Rabbım şeriatından ödün vermeden hakikatini yaşayan kullarından eylesin cümle ümmeti Muhammedi.

BAKARA SÛRESİ 13. AYET

وَاِذَا قٖيلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَا اٰمَنَ النَّاسُ قَالُوا اَنُؤْمِنُ كَمَا اٰمَنَ السُّفَهَاءُ اَلَا اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلٰـكِنْ لَا يَعْلَمُونَ

OKUNUŞU       :   Ve iza kile lehum aminu kema amenen nasu kalu e nu’minu kema amenes sufeha’, ela innehum humus sufehau ve lakil la ya’lemûn.

ZAHİR MANASI :   Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.

BATIN MANASI :  İşte gerek yalnız Şeriat seviyesinde bir yaşam sürenler olsun gerekse şeriatı bırakıp yalnız Hakikat zevkiyle bir yaşam sürenler olsun; her ikisi de kendilerinin yaşadıklarını en üstün kabul ederler; kendileri hacrindekilerin akıllarını beğenmezler; Halbuki üçüncü bir yaşam olan Şeriatını terk etmeden yaşanan hem Şeriatında tam hem de Hakikatın da tam olarak bir yaşam zevkiyle yaşayanlara göre asıl akıl etmeyen ve bu hali benimsemeyenler kendileridir. Rabbım iki güzelliği birleyen Tevhid üzere yaşayan kullarından eylesin.

BAKARA SÛRESİ 14. AYET

وَاِذَا لَقُوا الَّذٖينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاطٖينِهِمْ قَالُوا اِنَّا مَعَكُمْ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِٶُنَ

OKUNUŞU          :   Ve iza lekullezine amenu kalu amenna, ve iza halev ila şeyatînihim kalu inna meakum innema nahnu mustehziûn.

ZAHİR MANASI  :   İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler.

BATIN MANASI  :   Hem Şeriatını tam hem de Hakikatını tam yaşayanlarla her  ikisinden birini yaşayanlar karşılaştıklarında ise evet sizin her ikisini yaşamak en güzelidir dediğinize inanıyoruz derler…  Fakat kendi fikirleriyle baş başa kalınca ise kendi kabullenişleri ve yaşamları onlara bildiklerini yaşamakta ısrar ettirir. Nefisleriyle kendilerine hoş geleni yapmaya devam ederler. Bildiklerimizi yaparız fakat başkasını da inkâr etmeyiz diyerek eksik bir yaşamla hayat sürdürmekten de geri dumazlar.

BAKARA SÛRESİ 15. AYET

اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فٖى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

OKUNUŞU             :   Allahu yestehziu bihim ve yemudduhum fi tuğyanihim ya’mehûn.

ZAHİR MANASI :   Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.

BATIN MANASI   : İşte gerek yalnız şeriat açısından müteala ve yaşam sürenler olsun, gerekse yalnız hakikat açısından zevk ve yaşam sürenler olsun her ikisinin de tek taraflı bir yaşamla eksik olduğunu; yaşamlarında birbirlerinin karşılarına birbirlerini çıkartarak; o mazharlardan Hakikat ve Şeriat tecellilerinin gerçek hayatta gerekli olduğunu tecelli yüzüyle gösterir; ne zamanki kendilerinde şeriatı bir yaşam olupda hicapları açılmaz; ve yahut hakikatı bir yaşam olduğu halde zevk ve ilimde yüce tecellilere mazharken hallerinden ve yaşamından şeriat görülmediğini kendileride görür; o zaman kendileri olan sıfatların; Allah ile değil; Allah’ın da kendileri olan sıfatlarıyla değil;  kendilerinin kendileriyle dalga geçen bir yaşantıları  olduklarını görürler. Görürler ki ektiklerini biçmektedirler. Ne Hakikat eken Şeriatı, nede Şeriat eken Hakikatı biçmiyor; her ikisini de eken her ikisini de biçmektedir. Rabbım Resulu Ekrem Efendimiz gibi Hakikatınıda  Şeriatınıda tam ve zerrece aksatmadan zevkle yaşayan kullarından eylesin. Bu alemde kendimizi kendimize alay konusu kılmasın.

BAKARA SÛRESİ 16. AYET

اُولٰـئِكَ الَّذٖينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدٰى فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدٖينَ

OKUNUŞU          :   Ulaikellezineşteravud dalalete bil huda, fe ma rabihat ticaratuhum ve ma kanu muhtedîn.

ZAHİR MANASI  :   İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır.

BATIN MANASI  :   Ve yine akıbetleri hakkında bu ayeti kerimede de tek taraflı bir yaşam; Resulu Ekrem Efendimizin bu ayet benim ömrümü kocattı dediği; Manen en kemalatlı mazharı olmanın kaidesi olan; Hud Sûresi 112 Ayet de “Festekim kema umirte ve men tabe meake ve la tatğav, innehu bi ma ta’melune besîr.” “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.”

       Emrolunduğu gibi dosdoğru olmanın tam bir tevhid İle mümkün olacağı ve bununda Hak ve adalet ölçüleri olduğunu bildirmekte; yani hem Hakikatında tamlık hem de Şeriatında tamlıkla mümkün olacağını bildirmiştir. Bu  yüzden de dosdoğru olmayan doğruların alışverişte kazançlı görünseler de istenilen alışverişe; gereken tevhide uymadığından zararda olduğunu göstermekte ve sonuç olarak da akıbetlerinin hüzün olacağını bildirmektedir. Rabbım dosdoğru yol olan Tamlıkla vuslatta daim olmayı nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 17. AYET

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِى اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا اَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّٰهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فٖى ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ

OKUNUŞU          :   Meseluhum ke meselillezistevkade nara, fe lemma edaet ma havlehu zehebellahu bi nurihim ve terakehum fi zulumatil la yubsirûn.

ZAHİR MANASI  :   Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.

BATIN MANASI  :   Gece vahdeti gündüz kesreti remzeyler; kendi geceleri olan gönül alemlerinde Tek taraflı aydınlananlar ne zaman ki karşılarında hem Hakikat hem de Şeriatında tam olanlardan açığa çıkan Rububiyetine tecellsiyle Rab mazharından zahir olan Allah’ı  görürdüklerinde; onun aydınlığı olan Nuru Kemalatı az bir aydınlık vesilesi olan fakat yerinde ayrı ayrı gerekli olan kemalat tecellilerini gölgede bırakır; Halbuki Allah kulları olan bizlere ne ömür boyu fıkıhla ne ömür boyu şeriatla  ne ömür boyu tarik kalmakla ne de ömür boyu yalnız hakikatta zevkle yaşam istemiyor bunları tam bir Tevhid haline getirip her geçen gün yenilerini öğrenip, şuhud edip, yaşamımıza katarak zevk içinde iki günü eşit olmayanlar gibi bir yaşam sürmemizi istemektedir. Rabbım ihsan buyursun.

BAKARA SÛRESİ 18. AYET

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْیٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ

OKUNUŞU        :   Summum bukmun umyun fe hum la yarciûn.

ZAHİR MANASI  :   Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.

BATIN MANASI  :   O demde sağırlıkları her birinin kendi uzmanlık alanları dışındakileri nefislerince kabul etmeyişleriyle sağır; yaşamlarına dahil etmeyişleriyle dillendirmemekle dilsiz; akıbetlerinin böylece daha yüce olacağını idraksızlıkla ve ufuklarındaki kapalılık yüzünden de kördürler; ama bu demde dönmemeleri, onların Muhammed aşısı olduklarında da dönmeyecekleri anlamına gelmez aksine ehli olan Hakkel yakin bir Mürşid-i Kamil vasıtasıyla bu sağırlık, dilsizlik ve körlük üzerlerinden kalkacaktır. Rabbım yüzümüzü tüm mevcudiyetiyle Rabbına dönen kullarından eylesin.

BAKARA SÛRESİ 19. AYET

اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ فٖيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ اَصَابِعَهُمْ فٖى اٰذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللّٰهُ مُحٖيطٌ بِالْكَافِرٖينَ

OKUNUŞU           :   Ev ke sayyibim mines semai fihi zulumatuv ve ra’duv ve bark, yec’alune esabiahum fi azanihim mines savaiki hazeral mevt, vallahu muhitum bil kâfirîn.

ZAHİR MANASI     :   Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak hâlinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.

BATIN MANASI     :   Yer katları nefsin mertebelerini, Gök katları ise Ruhun makamlarını remzeder. İkiside 7 şer katdır. Nefislerinin emrinde olanlarada değen yağmur rahmetidir ama nefsin gıdasıdır. Nefsi besler. Karanlığıdır kişinin; gönüllerinde halen ızdırari bir ölüm korkusu vardır bu kişilerin; fiillerini remzeden ellerini ve parmaklarını; işitmemek için ruhun fiillerini vücuda getirmemek için işitmeyi de tercih etmezler… İşte asıl örtücü olan yalnız kendi hakikati olan şeriatına ve yahut yalnız Hakikatına inanan kişiler hariçte bir tecelliye kulaklarını tıkayanlardır. Halbuki Tam bir Tevhid her iki yaşamı da kuşatmıştır.

BAKARA SÛRESİ 20. AYET

يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ اَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا اَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فٖيهِ وَاِذَا اَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ

OKUNUŞU       :   Yekadul berku yahtafu ebsarahum, kullema edae lehum meşev fihi ve iza azleme aleyhim kamu, ve lev şaellahu le zehebe bi sem’ihim ve ebsarihim, innellahe ala kulli şey’in kadîr.

ZAHİR MANASI  :   Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

BATIN MANASI :   Eğer günümüze değin bu hasletler içerisinde olanların isnad ve kabiliyetlerinde; Rabbımın  muradıyla bir gelişme zuhur eylese idi kendiliğinden işitme ve Hakk ve Hakikatı Şeriatlarıyla birlikte bir yaşam toplumun çoğunluğunda zuhur edecek idi; Aynı zamanda kul olan mazharlarında cüz-i iradelerince de yüzlerini Rablarına dönmeyişleri ile de kişilerde kabullenişlerince bir yaşam zuhur ettireceğinden de bu hal kendilerinde zuhur eylememiştir. İşte Hem yüce Kuran-ı Kerim olsun Hem de evvelde Rasulu Ekrem Efendimizden zuhur eden Kuran-ı Kerimin doğrultusunda bir yaşam olsun hem de Günümüzdeki Mürşid-i Kamillerden açığa çıkan; zuhura gelişi olan şimşek misali bir irfaniyet ve kemalat ve halle yaşamın an be an gözlerin içerisine girercesine ortada oluşuyla; şimşekler misali aydınlatma devam eylese de henüz gönül verişler vuslata erme derecesinde olmadından cereyan eylememektedir. Rabbım bu akıma tutulup şimşekler derecesinde çarpılan; aşık olan kullarından eylesin.

BAKARA SÛRESİ 21. AYET

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذٖى خَلَقَكُمْ وَالَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

OKUNUŞU          :   Ya eyyuhen nasu’budu rabbekumullezi halekakum vellezine min kablikum leallekum tettekûn.

ZAHİR MANASI  :   Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.

BATIN MANASI  :   İşte sırretinden irşadla ruhundan ruh verdiği Resulu Ekrem Efendimizde olduğu gibi; ondan sonrada Resulu Ekrem Efendimizden Sahabeyi Kirama, Evliyaullaha ve bu günkü Mürşid-i Kamillere kadar sirayet eden Nurunun, Ruhunun, Akıl ve Kaleminin nasıl Rab mazharı olan irşad ve terbiye eden Mürşid-i Kamillerden tahsil talim ve yerleşen bir yaşamla elde edildiğini görün ve bu yakinliği sağlayın ki; Rabbınınızı gönlünüze yerleştirin; ibadet edilen ibadet ve ibadet edenin bir olduğunu görün demekle; Bu yolu kabullenmeyip kendi doğrularınızla istikamet tutmaya çalışmayın; çalışmayın ki, karşı gelmişte olmayın buyurmaktadır. Rabbım tarif edilenlere karşı başka tarifler; gidilen istikametler karşısında başka yollar aratmasın.

BAKARA SÛRESİ 22. AYET

اَلَّذٖى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجَ بِهٖ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

OKUNUŞU         :   Ellezi ceale lekumul erda firaşev ves semae binaa, ve enzele mines semai maen fe ahrece bihi mines semerati rizkal lekum, fe la tec’alu lillahi endadev ve entum ta’lemûn.

ZAHİR MANASI  :   O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah’a ortaklar koşmayın.

BATIN MANASI   :   İşte bu vücudu da aynı istikametle vuslat edip aradığını kendisinde bulan; kendisi dediği bu mazharın O nun bir sıfatı olduğunu gören; ve bu vücutta tecelli edenlerin bu vücudun rızıkları olduğunu görerek; Efal rızkıyla; Fiillerin failinin Allah olduğu nimetine; Sıfat rızkıyla Sıfatların mefsufunun Allah olduğu nimetine, Zat rızkıyla da vücudun vücudullah olduğu nimetine eren kullarından eylesin…

BAKARA SÛRESİ 23. AYET

وَاِنْ كُنْتُمْ فٖى رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهٖ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

OKUNUŞU           :   Ve in kuntum fi raybim mimma nezzelna ala abdina fe’tu bi suratim mim mislih, ved’u şuhedaekum min dunillahi in kuntum sadikîn.

ZAHİR MANASI :   Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin). 

BATIN MANASI    :  Allah’ın indirdiği; şehadet aleminde, mülk aleminde, dünya yüzünde; En güzel yaşamdır; çünkü bu misalin ve evvelinin zuhurudur. İslamiyet bir yaşam modelidir. An’da kurulan dır. Fikirlerin en güzelleriyle duyguların en yüceleriyle, tarif olunan bir yaşamdır. Zıtları olan duygu ve düşünceler güzel olanlarının bilinmesi için vardır; giyilmesi için değildir. Allah Muhammed dediği kemalat mazharından en güzel açığa çıkışına, buyurduğum; zuhura geldiğim açığa çıkışım olan “zikrim” “Kuran’ım” demiştir. Halbuki sıfatımdan en güzel yaşadığımdır demek istemiştir. Eğer en ufak bir şüpheniz varsa niyetin ve kalbin güzelliklerle tecelli edişinin akıbeti iyi olmaz diye; asla buna inanmayın; iyi niyet ihlaslı ise; iyi ameli getirir mutlaka kişi samimiyetinde sadık ise buda akıbette mutlaka hayrı güzel olanı getirir. Birde düşüncenizi güzel duygularınızla adım adım sevgi aşk ve dereceten aşkınızla desteklerseniz; hem vuslatınızda zamanı öne hem de mekanı öze almış olursunuz.  Bundan şüphesi olanlar ise daha üstün bir delil sunsunlar; niyetlerinde eksik düşünüş ve kötü niyetler ve duygularında belirsizlik ve kötü duygularla mı akıbetlerini güzel yapacaklar; evvelden ahire bütün yaşantılar Alah’ın tecelli yüzüdür ki! Buda bellidir iyi yaşantılar mutluluğu, eksik ve nahoş yaşantılar ise mutsuzluğu getirmiştir.  Buna da şahit olmamak imkânsızdır; başkaca da bir yaşantı akıbeti güzel yapmayacağından, ne ıspatı olur; nede ıspat edilemeyenin şahitliği olur; ancaksın belki yalanlayanları olur. Rabbım tüm tecelligâhlarında güzel duygu ve güzel düşüncelerle açığa çıkacağı günü evvellerin evveli olan Ahadiyetül ayn daki tecellisi gibi; sırf Rahmeti olan tecellisi kılsın…

BAKARA SÛRESİ 24. AYET

فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتٖى وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ اُعِدَّتْ لِلْكَافِرٖينَ

OKUNUŞU          :   Fe illem tef’alu ve len tef’alu fettekun naralleti vekuduhen nasu vel hicarah, uiddet lil kâfirîn.

ZAHİR MANASI  :   yok yapamazsanız -ki hiç bir zaman yapamıyacaksınız- o halde çırası insanlarla taşlar olan o ateşten sakının, o kâfirler için hazırlandı

BATIN MANASI  :   İşte Cenab-ı Allah ilminde şerri hayra; günahı sevaba; celali cemale Hiçbir zaman galip getirmeyecektir, öyle görünse de hakikati böyle değildir. Zatı için hepsi bir tecelli olan bunca duygu ve düşünce, vücut bulsalar da bulmasalar da Muradında ve hakikatinde asla bir kazanç değildir; Yalnız ister Celal yüzü olsun isterse cemal yüzündeki tecellileri olsun her ikisinin de sahibi Allah’tır; ve mutlaka hangi tecellisi olursa olsun bunda ibret ve hikmet vardır; diyenler için ise ikram ve lütfü olmayan hiçbir şey yoktur. Zira bu şekilde inanıp iman etmeyenler ise zaten ister maddi olsun isterse manevi olsun her zaman ikilikte ve sıkıntı içerisindedir. Bunu en şiddetli yaşayanları tarifen ise kalpleri taş, Sırretlerinde de daima ateş olan öfke vardır. Bunlar ise dünyada iken vücutlarıyla, ruhlar aleminde ise manalarıyla her zaman yüceyi örtmek içindir. Bu örtüş bile rahmettir; görebilenlere… Rabbım ilminde bildirdiği hayrı göstermek için zıttı olan tecellileri Ümmeti Muhammede hiçbir zaman giydirmesin… Nicesini de bu azaptan kurtarıp elbisesini âlâ kılmasa bile dışarıdan gelen ateşe  dayanıklı kılsın…

BAKARA SÛRESİ 25. AYET

وَبَشِّرِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هٰـذَا الَّذٖى رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِهٖ مُتَشَابِهًا وَلَهُمْ فٖيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

OKUNUŞU          :   Ve beşşirillezine amenu ve amilus salihati enne lehum cennatin tecri min tahtihel enhar, kullema ruziku minha min semeratir rizkan kalu hazellezi ruzikna min kablu ve utu bihi muteşabiha, ve lehum fiha ezvacum mutahheratuv ve hum fiha halidûn.

ZAHİR MANASI  :   İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

BATIN MANASI  :   Hem zahirini hem batınını tam eda edenler, ihlas ve samimiyetleriyle devam etmeleri halinde Salih amel işlerler. Ve görürler ki Zahir amellerin batın zevkleri kendilerinde büyük mutluluk ve huzur vermektedir, kendilerinden işleyenle dünya rızkını cennet mutluluğuyla elde etmekte; Benzer olan bu rızıklar madden aynı mevcut iken manen eklenen zevklerle, Tecelli sıfatları olan hakkın sıfatlarıyla temiz bir sıfata, eşe sahib olarak ebedi mutlu huzurlu ve aynı zatta zatından münezzeh olarak yaşarlar.

BAKARA SÛRESİ 26. AYET

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَسْتَحْيٖى اَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَاَمَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا فَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَاَمَّا الَّذٖينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰـذَا مَثَلًا يُضِلُّ بِهٖ كَثٖيرًا وَيَهْدٖى بِهٖ كَثٖيرًا وَمَا يُضِلُّ بِهٖ اِلَّا الْفَاسِقٖينَ

OKUNUŞU          :   İnnellahe la yestahyi ey yadribe meselem ma beudaten fe ma fevkaha, fe emmellezine amenu fe ya’lemune ennehul hakku mir rabbihim, ve emmellezine keferu fe yekulune maza eradellahu bi haza mesela, yudillu bihi kesirav ve yehdi bihi kesira, ve ma yudillu bihi illel fasikîn.

ZAHİR MANASI  :   Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.

BATIN MANASI  :   Allah sıfatlarından tecellisi ile, en yüce iman ve inanç tecellisini sıfatının kabullenişi nisbetinde olduğunu bildirmek için, yeter ki Aşk’ı, meyli, ve kabullenişleri Allah’a ulaşmak olsun, bu mazharlarından hemen en ufak bir vesile bile “sivrisinek” ufak bir varlık ufak bir ses, ufak bir hareket bile kendilerinde hemen aşk ve inançlarında yücelikler tecelli ettirecektir. Yine zıttıyla kaimliğiyle karşıtı olan tecellisini; ilminin zıttınıda güzel olanı bildirmek için yaratmıştır ki; seçip güzel olanını giysin sıfatlarım diye; böylece, zıttınıda tecelli ettirerek; hem kendisini bildirmiş, hem kendisini mazharlarından seyretmiş, hemde açığa çıkmış olmaktadır; Fakat sıfatlar aleminde tecellilerinin; Resulu Ekrem Efendimiz mazharından giydiklerinin giyilmesini istemektedir. Emrettikleri olan Kuran-ı Kerimin yarısı; nehyettiklerini de Zıtları olan yasakladıkları da Kuran-ı Kerimin diğer yarısına tekamül etmektedir. Aslı hakikatinde Sıfatı mazharından kendisini anlatmış, anlamış ve yaşamış; ve yaşamaktadır. Böylece de mülkünde kendisinden başka hiçbir varlık olmayışının da delili kendisi olmaktadır. Rabbım bu idraklarla mazharı olan kullarından eylesin.  

BAKARA SÛRESİ 27. AYET

اَلَّذٖينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مٖيثَاقِهٖ وَيَقْطَعُونَ مَا اَمَرَ اللّٰهُ بِهٖ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ اُولٰـئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

OKUNUŞU            :   Ellezine yenkudune ahdellahi mim ba’di misakih, ve yaktaune ma emerallahu bihi ey yusale ve yufsidune fil ard, ulaike humul hasirûn.

ZAHİR MANASI :   Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşerî ve ahlâkî bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

BATIN MANASI :   Allah’a verilen söz, zahiren ağızdan çıkan rast gele bir kelam değil; Rububiyet mazharı olan Mürşid-i Kamil mazharından; İsra Sûresi 85. Ayet de “Bir de sana ruhtan soruyorlar, de ki: ruh rabbımın emrindendir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.” Rububiyetine tecellisi ile Verdiği, emr olunan Ruhudur. Önce Zikir emrini verir, Efal emri, Sıfat emri ve Zat emrini verir. Bu emirleri alanlardır Allah’a söz verenler; işte bunlar bu sözlerinden dönmeleri halinde ki yine bir başka ayeti kerimede de Zikrinden Rucu edenlere maaşetlerinde darlık veririm demekle Cenab-ı Allah; işte bu darlığı kast eylemektedir. Artık yakın akrabayla geçinemez batın manasıda yakin eş ve akrabası olan sıfatlarıyla artık anlaşamaz; zatı göze helale bak der ama o harama bakar, kulağa gıybet dinleme der kulak gıybet dinler, dile yalan söyleme der ama dil yalan söyler; işte en büyük zararda sıfatların ziyan olmasıdır. Rabbım cümle ümmeti Muhammedi Vücut ülkesinde zatı ve sıfatıyla barışık kılsın, Sıfatlarını kendisine, Ruha hizmet eden eylesin.

BAKARA SÛRESİ 28. AYET

كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَكُنْتُمْ اَمْوَاتًا فَاَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمٖيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيٖيكُمْ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

OKUNUŞU        :   Keyfe tekfurune billahi ve kuntum emvaten fe ahyakum, summe yumitukum summe yuhyikum summe ileyhi turceûn.

ZAHİR MANASI  :   Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getiren) Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürecek, sonra yine diriltecektir. En sonunda O’na döndürüleceksiniz.

BATIN MANASI  :   Henüz yok iken derken bu günkü manada görünür değil iken görünür kılan. Yani Kulluğuna tecelli eylememiş iken ama Zatında Kulluğu mevcut iken. Zatı mevcut olmaz ise kulluğu olurmuydu diye az bir tefekkürle; işte vardan var olduk diyemezken; inkara kalkmamalı, işte var dan var olduk demelidir sıfatlar. Sonra ihtiyari ölüm olan Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmakla varlığımızın olmadığını öğrenerek yaşar iken ölecek “mutu kable ente mutu” sırrına vakıf olacak; Ve yine sonra Tecelli-i Zat, Tecelli-i Sıfat ve Tecelli-i Efal ile dirilecek; ve en sonunda göreceksiniz ki yani döneceksiniz ki aslınız olan; Zatına Allah Sıfatına Muhammed açığa çıkan Fillerine de Âdem denen kendisinin zuhuratından başka değilmiş bu ben denilen mazharın bütünü; asıl İdraksızlık Ona dönmeye engelmiş. Rabbım bu aciz mazharları da Sıfatı kılıp fiilleriyle cümle ümmeti Muhammedden de idraklı, mutlu ve huzurlu bir yaşamla zuhura gelsin…

BAKARA SÛRESİ 29. AYET

هُوَ الَّذٖى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا ثُمَّ اسْتَوٰى اِلَى السَّمَاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمٌ

OKUNUŞU          :   Huvellezi haleka lekum ma fil erdi cemian summesteva iles semai fe sevvahunne seb’a semavat, ve huve bi kulli şey’in alîm.

ZAHİR MANASI  :   O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

BATIN MANASI  :   İşte Rabbım bütün bir tecellisi ile ilmini sırretinde olanı şerh eylemiş; istediklerini zıtlarıyla bildirmiş; yani emrettiklerinin yapılması için karşıtları olan nehyettiklerinide halk eylemiş; en esfelden en âlaya küllü hayatını, küllü ilmini, küllü iradesini, küllü kudretini, küllü işitmesini, küllü görmesini, küllü bu demlerin kelamla zuhurunu, küllü tekvinatıyla da açığa çıkarmıştır… sonra dizaynı olan nuzulu kullarınca; esfelden âlaya doğruda sıralamış, yer katlarını 7 kat “nefis katları” olarak; gök katlarını da “ruhun katları olan, 7 meratibi ilahiye” olarak sevva etmiş; ilim sıfatına tecellisi ile bunu muradı üzere bu nizama oturtmuştur; günümüzdeki mazharlarından da bu şekilde esfelden âlaya yükselişini sergilemektedir. En yüce mahzarı olarak da gerek unsuriyeti vücuduyla tecelli eylediği Muhammed mazharından; gerek misal alemindeki kemalat ve rahman sıfatı dediği Muhammediyesinden; Gerekse küllü sıfatı olan ilminden bunun zuhurunu göstermiştir. Ve seyrini de Arifler mazharından mazharın irfaniyet ve kemalatı nisbetinde aşkla seyreylemekte; gerekse mazharı olan diğer sıfatlarından da dereceten perdeli olarak mazharlarca seyreylemektedir. Zatına bu perde yoktur, fakat mazharların irfaniyetsizlikleri kendilerine perdedir, benlikleri de kendilerine perdedir. Rabbım bu tahsilleri yapan bu irfaniyet ve kemalatla Resulu Ekrem Efendimiz gibi mutluluk ve huzur içersinde bir kesafet yaşamı ve misal alemi olan ahir yaşamda da bakiliğinde de tecelli yüceliklerini arttırarak ebedi hayat nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 30. AYET

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰئِكَةِ اِنّٖى جَاعِلٌ فِى الْاَرْضِ خَلٖيفَةً قَالُوا اَتَجْعَلُ فٖيهَا مَنْ يُفْسِدُ فٖيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ اِنّٖى اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

OKUNUŞU            :   Ve iz kale rabbuke lil melaiketi inni cailun fil erdi halifeh, kalu e tec’alu fiha mey yufsidu fiha ve yesfikud dima’, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek, kale inni a’lemu ma la ta’lemûn.

ZAHİR MANASI  :   Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.

BATIN MANASI    :   Melek Arabcada kuvve demektir; güç ve kuvvet manasını taşır. Mürşid-i Kamillerde 4 büyük melek mevcuttur, Resulu Ekrem Efendimizde de aynı idi; örn. Cebrail 1. Manada Cibrildir, Cibril Aklı Resuldur; Aklı Resul ise Resurullah’ın Aklıdır. En büyük kuvvesi Resulu Ekrem Efendimizin Aklıdır. Bu örnekle Allah Zatındaki kuvveleriyle Bütün batın Sıfat ve Melekeleriyle; Sıfatı olan Kemalat kuvvelerine seslenir; Tüm kuvvelerin ortak idrakıyla “Örn. Duyduğun Gördüğün, Duygun Fikrin ve ortak hissinle bir kelam söylersin; “Fakat her bir organ aynı ortak kelamı tek başına söyleyemez.” Her biri biraz işlev ve görevlidir; bu yönüylede melekelerin bütünündeki hale vakıf olan Zat; Fiilullah olan Âdem’iyetini şerh eylemek ister; ayrı ayrı bütün kuvveler bunu ortak idraka göre eksik algılayacağından kulak ben sana hizmet etmiyormuyum, göz ben sana hizmet etmiyormuyum, dil ben sana hizmet etmiyormuyum vs. aza ve cevahirimizin dil verildiğinde sesleneceği hal budur; oysa her birini toplayan ortak idrakın gönüldeki zuhuru ise tümündeki hale birden vakıftır. Tüm meleklere kuvvelere ve vücuttaki aza ve cevahire seslenerek siz benim bildiğimi bilmezsiniz der; ortak idrak ve gönüldeki tecelli. İşte bilinmeyi muradıyla bütün kuvvelerindeki isnad ve kabiliyet olan kulağın kulak ilmini, gözün göz ilmini, dilin dil ilmini, aklın akıllılığını, gönlün kuşatmasını vs. bütün melekelerin yekününü mutlak zatım dediğini; Allah esmasıyla batınen mevcut kılandır. Bu âdemiyet bu fiilulah ancaksın Uluhiyetinden Rububiyetine, oradan da kulluğuna tecellisi ile mevcuttaki bütün varlığın esmalar alarak, aldığı esmanın fiiliyle eserin görünmesinden ibaret olmasının muradıdır. Eser olan meyvede de bu tekamulün devamı için yine aynı çekirdek olan öz mevcuttur. Böylece Zatını Sıfatına tecellisi ile esma alarak fiileriyle açığa çıkışıyla halk eylemiş zuhura gelmiş ve seyreylemiş olmaktadır. Mevcuttan zuhura gelendir, açığa çıkandır Allah, Zat ve mutlakiyet yönüyle görünmez, Sıfat ve  mukayyetliğiyle ayan beyandır. Şura Sûresi 11. Ayet “O Gökleri ve yeri yaradan, size kendilerinizden çiftler yapmış, en’amdan da çiftler, sizi o suretle üretip duruyor, onun misli gibi bir şey yoktur ve o öyle semî’ öyle basîrdirr”  Böylece zat ve mutlakiyetiyle misli olmayan yani benzemeyendir; ama sıfat ve mukayyetliği ilede işiten ve görendir, bu işitip görmeyi sıfatları olan kulları mazharından yapmaktadır.  Böylece tek bir insandan zuhura gelmek değil tek bir fiil yüzünden zuhura gelmiş oluruz. Çünkü her kes bir âdemden zuhura gelse herkes âdem gibi güzel olurdu, elmadan vişne, şeftaliden limon olmazdı. Her birisi şeftali olurdu ama insanlar bakıyoruz ki farklı farklıdır, buda bize kavim kavim yaratıldıklarını ve tümünede yaratma fiili olan âdemiyetle açığa çıktığını görmekteyiz, Bu kavimler ise can kavmi, cin kavmi, ins kavmi ve insan kavmidir. Hepside Fiilullahla zuhura gelmiştir. İşte bir Fiilullah’tır âdemiyetin halk oluşu; Hakikatdeki âdemiyet ise Bunca halk olandan Allah’ın Muhammed mazharından açığa çıkışıyla en güzel âdemiyetin nasıl giyileceğini bildirmesidir.  Kim ki bu âdemiyeti bu alemde kavuştu O dur âdem, âdemliğine kavuşamayanlar, canlı birer varlıktır ancak. Rabbım muradına uygun mazharı kılsın ümmeti Muhammedi…

BAKARA SÛRESİ 31. AYET

وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِٶُنٖى بِاَسْمَاءِ هٰـؤُلَاءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

OKUNUŞU          :   Ve alleme ademel esmae kulleha summe aradahum alel melaiketi fe kale embiuni bi esmai haulai in kuntum sadikîn.

ZAHİR MANASI  :   Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi.

BATIN MANASI  :   Allah, Mürşid-i Kamil mazharından, Hicir Sûresi 29. Ayet de “Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.”

        Salike kulağından gönlüne Sırasıyla, Zikir ruhu, Efal Ruhu, Sıfat Ruhu ve Zat Ruhlarını üfürerek, Varlık sahibini gösterdi, hiçliğini görmesiyle; Bütün mevcudu Alemlerin cemi olan insanda kendisinde gördü, Bakara sûresi 115. Ayet de de “Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”  Her varlıkta Rabbını görünce İster Allah desin İsterse kendisindeki Rabbı ben desin, tüm esmayı okumuş olur.  Kendi zatında ister göz esmasını okusun isterse diğer bütün esmayı okusun; hepsi zatını anlatır. Çünkü bakınca gözü değil, gözden göreni, bakınca dili değil, dilden söyleyeni görmek gerekir. Bu gün melek durumundaki diğer salikler ise aynel yakine ayak basmadıklarından; Esmaların tümünün sahibini görmediklerinden Rablarından okuyamazlar, nefsini bilen ancaksın Rabbını bileceğinden, nefsini bilmeyen melekeler, salikler kendilerini okuyamadıklarından kendim dediği Rabbınıda bilememiş ve görememiştir. Böylece bu tahsili yapmayan günümüzdeki Rabbına kuvve olup da farkında, idrakında olmayan mazharlar da bu gün allemül esmayı okuyamazlar.

BAKARA SÛRESİ 32. AYET

قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ

OKUNUŞU          :   Kalu subhaneke la ilme lena illa ma allemtena, inneke entel alimul hakîm.

ZAHİR MANASI  :   Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler.

BATIN MANASI  :   İşte kuvveler ayrı ayrı ilmi ezeliyedeki muradı niyeti bilmediklerinden, Akıl kuvvesine akıl ettirmediğini bilemez, göz kuvvesine göstermediğini “bak demediğini” göremez, kulak kuvvesine işit demediğini işitemez vs. İşte bu şuhud âlemin de de âdemiyetini Muhammed mazharından giyecek ve sıfatıylada zuhura geleceğini murad eylemişse Ceneb-ı Allah buna ruhlar âlemindeki Rahman sıfatları, misal alemindeki vücutları birer meleke,kuvve,kul olarak ayrı ayrı itiraz eder görünürler… Ancaksın özdeki niyeti muradı bilemezler ve Cenab-ı Allah görünenlerin en görüneni olarak da Hadid Sûresi 3. Ayet de de buyurduğu gibi sıfatından zuhura gelir… İşte bunca kulu olan bu günkü kuvveleri ve melekeleri olan bunca halk olunanda bu gün dahi buna itiraz etmektedir. İdraksizlik halleri itirazlarıdır dille etmeselerde irfaniyetsizlikleri halleriyle bunu söyler… Cenab-ı Allah; Resulu Ekrem Efendimizi mazharı kılması muradıyla en layık nasıl o gün zuhur eylemişse bu günde aciz mazharlarından ayni yücelik ve güzellikte zuhur eylesin inşallah…

BAKARA SÛRESİ 33. AYET

قَالَ يَا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَائِهِمْ فَلَمَّا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَائِهِمْ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّٖى اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ

OKUNUŞU          :   Kale ya ademu embi’hum bi esmaihim, felemma embeehum bi esmaihim kale e lem ekul lekum inni a’lemu ğaybes semavati vel erdi ve a’lemu ma tubdune ve ma kuntum tektumûn.

ZAHİR MANASI  :   Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi.

BATIN MANASI  :   Yegane murad olan asıl niyet; tüm sıfatları, melekeleri peyder pey kullanır; gözü alıştırır edepsiz dediği zıtlık tecellisinden başlar ve yavaş yavaş zıtları gösterir ve edebe bakmayı ve en âla edebi görmeyi öğretir; kulakta en zıtdan başlar orta ve en âla işitmeye kadar hazırlanır; dil ise yine aynı küfrden başlar en tatlı kelama ve en kemâlat cümlelerine kadar hazırlanır; bunlarla birlikte akıl ve idrakta bu seyri yapar; işte bütün bunları kıvama yani istenilen demem taşıyan hepsinin evvelindeki mutlak murad vardır; zıtlarınında tahsili ile istenilen yücelik ve güzelliğe erişip âdemiyet olan zuhuratı göstermek vardır. Resulu Ekrem Efendimiz; seçilmiş olduğu için bekadan başlamıştır; esfeli anlatmış ve âlâyı alın demiştir. Resulu Ekrem Efendimiz mazharından tahsil yapanlar ise günümüze değin esfelden, zıtlarından başlayarak âlâya doğru uzanmıştır. İşte böylece ilmiyle bütün bir hal ve tecelliyi kuşatan Allah o sıfata tecellisi ile duygu ve düşüncesi olan “KALP VE NİYETE BAKARIM” yani “DUYGU VE DÜŞÜNCESİNE” tecelli ederim demekle iyi tecellilerle işlenecek fiilleri bilir, zıttı olanlarla işlenecek fiileri de bilir; arası ve duygu ve düşüncede farklı olan her türlüsünü de bilir. Sıfatı olan mazharı ise gelen bütün bu tecellilerden duygularında ve düşüncelerinde güzel olanlarını seçerse akıbeti güzel, zıtları olanları seçerse akıbeti nahoş olur. İster açık isterse henüz gizlenmiş bir tecellisi olsun akıbeti bu tecellinin sahibince bilinmektedir. Bu aynı zamanda ilmin ayanıdır. Rabbım duygu ve düşüncelerimize en güzel tecellileriyle tecelli eylesin.

BAKARA SÛRESİ 34. AYET

وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُوا اِلَّا اِبْلٖيسَ اَبٰى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرٖينَ

OKUNUŞU            :   Ve iz kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu illa iblis, eba vestekbera ve kane minel kâfirîn.

ZAHİR MANASI  :   Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.

BATIN MANASI  :   Burada iblis bir önceki ayetdeki gibi bizlerdeki en kötü duygu ve en kötü düşüncenin mahsuludur… Bu zuhurat en âla tecelliyi kabul edemez aksine tam tersidir zaten; ama kişideki kabulleniş ve yaşam zamanla kalbi ve düşünceleri yumuşatarak dönmeye ve yüzünü ruha çevirmeye vesiledir. Fakat bu tecelli tecelliler arasında hiç dönmemesi gereken bir vücutla kayıtlı ise ki bu da bir tecellidir. O da misalde istemiştir. Fakat o müsade belli bir yere kadardır. Zümer Sûresi 42 ayetdeki “Allah, (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”

ihtiyari ölümle ölmeyenlere bir mühlet verilmesi nisbetindedir. O mühleti tamamlayıp da ihtiyari ölümle ölmeyen kalmayacaktır. Çünkü bunca varlık halk olmadan önce ölmeden evvel ölenlerin birliği gibi bir birlikteydi; En son da dönecekleri hal geldikleri haldir. O zaman iblis denilen en esfel tecelli bile peyder pey âlâya dönüşecektir. İlimde mevcut ve batında; fakat yaşamda yerini  aslı olan merhamete bırakacaktır; çünkü bütün bu tecelliler Allah’ı yani en güzel duygu ve düşünceler vesilesinde açığa çıkan halleri bildirmek içindir; zıtları ise bunları daha iyi görmek ve yaşamımıza yön vermek içindir. Rabbım iblisimiz olan nefsi emaremiz dediğimiz zıtlar dan; güzel duygu ve düşüncelere sevk eylesin bizleri. Vücut ülkemize geldiklerinde iyi ve güzellerini seçip yaşamayı nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 35. AYET

وَقُلْنَا يَا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هٰـذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمٖينَ

OKUNUŞU          :   Ve kulna ya ademuskun ente ve zevcukel cennete ve kula minha rağaden haysu şi’tuma, ve la takraba hazihiş şecerate fe tekuna minez zalimîn.

ZAHİR MANASI  :   Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”

BATIN MANASI  :   İnsan vücudunda Fiilullahı açığa çıkaran işte tüm vücudu sevk ve idare eden  Allah’ın kalbe gönderdiği duygular ve akıla tecelli eden düşüncedir; bunlar en yüce ve âlâ olanlarından olur ise fillerde o derece yüce ve âlâ zuhur eder; Allah da böylece en güzel en ahlak ve edepli; haya ve iffetli kısaca Allah denildiğinde hatırlatılan tüm yücelik ve güzelliklerle mazharı olan Muhammedlerden zuhura gelir. Âdem vücutta duygu mahallini eşi olan Havva ise düşünce mahallini remzeder ikiside birbirine layık olunca meyvesi Muhammed, Meyvedeki özde Allah olur. Yasak olan ise bu yüce ve güzel duygu ve düşünceleri kişinin kendisine nisbet etmesidir. Bunlar benimdir ben düşünüyor ve duygularımı tesbit ediyorum demesi; Hakikatteki takva olan kendine nisbet etmekten sakınmayı ihlal ederki buda yasağı işlemek olur. Çünkü Allah Nisa Sûresi  78-79 Ayet de buyuruyor ki sizden iyi bir şey zuhur ederse o bendendir. Kötü bir şey zuhur ederse nefsinizdendir. İşte bütün iyilik ve güzellikler Allah’ın açığa çıkışıyla bilinmesi içindir. Bunları asla unsuriyet bir vücut kendisine nisbet edemez; eğer ederse o kişide kibir gurur ve nice olumsuz duygular ve düşünceler haline dönüşür ki bu idrak kendisinide böylece felakete sürükler ve zulmetmeye başlar kendisine. Rabbım Takvasından ayrılmayı nasib etmesin; cümle ümmeti Muhammede ve Muhammede ümmet olacaklara da.

BAKARA SÛRESİ 36. AYET

فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فٖيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِى الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى حٖينٍ

OKUNUŞU        :   Fe ezellehumeş şeytanu anha fe ahracehuma mimma kana fih, ve kulnehbitu ba’dukum li ba’din aduvv, ve lekum fil erdi mustekarruv ve metaun ila hîn.

ZAHİR MANASI  :   Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik.

BATIN MANASI  :   Kişinin düşüncesiyle nisbiyeti; düşünmesi yasak meyveyi yemesi ayağını kaydırmaz; Havva sıfatıdır o işlerse sakınca yoktur; “Ariflerdeki hal hariç” fakat bunu âdem olan fiilullahla yani konuşmak fiiliyle zuhura getirince işte o zaman nisbiyet alenen zuhur eyler ki buda kovulmalarına neden olur….

        Bir âdem daha vardır ki kovulmamış çıkarılmıştır… Bu âdem ise sıfatındaki bu halleri, irfaniyet ve kemalatı haline getirmiş; zıtlarını ve nisbiyet olacak yücelikleri bilmiş ve görmüş fakat nisbet eylememiş; işte bu âdem de bunu esfele inip yani çıkarılıp; Havva ve Havvalara sahib olanlara anlatmak ve onlarında Takva üzere yaşamalarını temin için görevli mazhardır… Kovulanlar nefis arzı olan yeryüzünde bunu idrak eyledikleri zamana değin dünya rızıkları ve idraklarıyla geçinirler… Zaten idraken indirilen âdemler ise vücutları dünyada kendileri misal aleminde ukbada yaşarlar. Rabbım kovulan değil çıkarılan âdemlerinden kılsın bizleri.

BAKARA SÛRESİ 37. AYET

فَتَلَقّٰى اٰدَمُ مِنْ رَبِّهٖ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ

OKUNUŞU           :   Fe telekka ademu mir rabbihi kelimatin fe tabe aleyh, innehu huvet tevvabur rahîm.

ZAHİR MANASI  :   Derken, Âdem (vahy yoluyla) Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla amel edip Rabb’ine yalvardı. O da) bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.

BATIN MANASI  :   Kovulup yeryüzüne indirilen âdemler ise; ki bunlar günümüzde tevhid tahsili görüp Fenadan sonra kendi varlıklarını ilmel hakka nisbet ettikleri halde toplumda bu güzellikler benimdir dercesine yaşayanlar idiler; onlarda ne zaman idrak eylediler; bu kibir gurur ve nefsani haller bizleri yavaş yavaş felakete sürüklüyor; ve hatta hakkel yakin bir yüce Mürşid-i Kamille karşılaştıklarında ne kadar mütevazi tam bir takva üzere bu yücelik ve güzellikler Allah’ındır, bizden açığa çıkandır, denildikçe onlarında kulaklarından gönüllerine inen bu kelamların idraklarında oluşuturduğu kabullenişlerininde etkisiyle zamanla içlerindeki nedamet pişmanlık onların tövbesi oldu ve gönlündeki Rabbına dönerek ben nefsime zulmettim artık bir daha beni nefsime zulmettirme, senin olan yücelik ve güzelliklerini artık kendime nisbet ettirtme diyerek bu nedametini dile getirmeside tövbesi olmuş oldu… Rabbımda bu yakinlik ve yalvarışı içerideki duygu ve düşüncelerin tebdiline vesile kılmaktadır, yakinen görülür ki artık duygu ve düşünceler değişecektir. Kişi kendisinin nasıl bir otomatik dizayn üzere olduğunu böylece daha açık görür ve kendisine de aşık olur… Rabbım bizleri hatalarımızdan samimiyet ve ihlasla nedamet duymayı ve yüzümüzü kendisine çevirmeyi nasib eylesin…

BAKARA SÛRESİ 38. AYET

قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمٖيعًا فَاِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ مِنّٖى هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَاىَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

OKUNUŞU       :   Kulnehbitu minha cemia, fe imma ye’tiyennekum minni huden fe men tebia hudaye fe la havfun aleyhim ve la hum yahzenûn.

ZAHİR MANASI :   “İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” dedik.

BATIN MANASI  :   Zatında mevcut olan ilmel esfel ve âlâ arasındaki ve başından bu yana buyurduğu kendi tarafını ve karşıtını; duygu ve düşüncenin güzeli ve zıtlarını tarifle, nasıl kabullenişle esfelden âlâya yükselişi; henüz kendisinde mevcut olan ruhaniyetlere yan misal vücutlara buyurun birde şehadet alemi olan esfeli safilin olan dünya yüzünde bu hali sergileyin; Bende sıfatlarım olan sizlerden bunu dünya gözü ve dünya vücutlarıyla seyredip zuhura getireyim demiştir… özünde bir olan cennet yani birlikteki hal en baştan… O denilen amalığından Uluhiyetindeki Allah’lığınıa oradan da Rubbiyetindeki Rablığına Oradan  da Rubibyetinin irşad olan yüzü olan Rablığına ve diğer yüzü olan Kulluğuna intikal yani tecellisiyle Bu alemde de değişik esmalarla bu zuhuratını tekrar dile getirmektedir. Fakat bu vücutlarda cüz-i iradesi mevcut olduğundan gelen duygu ve düşünceleri seçme kabiliyeti olduğundan kulluğunda da mesuliyet mevcuttur; dilediği ve istediği tecelliye mazhar olmak için çalışma elde etme dikkat edip muhafaza olma, sorumluluk alıp yaşamda bulunma vardır. Kendisinde iken bu irade Allah’a yani zatına aittir. Ne zaman ki Ölmeden ölmeyi bu alemde Mürşid-i Kamil mazharından ilmel aynel ve yaşamla bir alışkanlığa ve daim bir hale dönüştürür kişiler, ki kişilerden işleyen artık Rabları olmuş olur… O zaman iradeleri eksikliklerindeki azlık nisbetinde Rablarına vermiş olurlar. Bu kişilere de kulluğunda hüzün ve korku yoktur… Bu halleri cennetleridir yani mutluluk ve huzurlarıdır. Rabbım Muhammedül Emin gibi Emin kılsın cümle Ümmeti Muhammedi ve Muhammede ümmet olacakları da…

BAKARA SÛRESİ 39. AYET

وَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا اُولٰـئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

OKUNUŞU             :   Vellezine keferu ve kezzebu bi ayatina ulaike ashabun nar, hum fiha halidûn.

ZAHİR MANASI :   İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

BATIN MANASI   :   İşte bu huzur ve mutluluğun aksini yaşayan ve yalanlayanlar; bu hallerinde ısrar ettikleri mühletçe ömürlerince ise; bu ısrar o mazharın ebediyeti ömrüdür; ömrünün yarısından sonra dönerse ebediyeti yarım ömürdür. İdrak eyler eylemez dönerse geçmişi ebedi azabıdır; geleceği ise artık huzur ve mutluluk olacaktır. Rabbım ömürlerince eski hallerinde kalıp huzursuz ve mutsuz bir yaşam süren kullarından eylemesin; bu demdeki mazharındaki tecellsinide nasıl ki Nasuh tövbesiyle buyurduğu kötülüklerin iyiliğe tebdili ve Rahmetinin gadabını aşmasındaki mizanı olan mutlaka merhametinin üstün olacağının müjdesiyle bir an önce tebdil buyursun Rabbım. Ve bu ebediyeti sadece ilminde mevcut fakat  kullarındaki yaşamında ise zahir  kılmasın Rabbım. Öyle bir toplum halk eylesin ki zıttını görüp güzel olmayı değil güzelleri ile yaşarken zıtlarını düşünmesiyle gereken mesajı almayı nasib eylesin görmesine gerek olmadan. Çünkü dünya zamanıyla taş devrinden bu günlere değin, irfaniyet ve kemalat uzun mesafeler kat etmiştir. Artık tenzihin yanına biran önce teşbihi ve tevhidi bir yaşamla yaşamlanılmalıdır. Akabinde tevhidin bildirdiği güzel fiillerle fiillenilmeli dolayısıylada Muhammedi sıfat olunmalıdır; hal böyle iken hep güzeli görmekle zıtlarını ise sadece düşünmekle bile, daha yüce hallere ve irfaniye ve kemalata sahib olmak mümkündür. Burada her tecelliden zaten görünen bir değimlidir diye buyrulmasına ise görünen bir iken neden Resulu Ekrem efendimiz her buyrulanı giyemdi gördü ama alacağını aldı demek doğru olacaktır. her güzelliğin zıtlarıda sahibini anlatır fakat zıtları güzeli bilmek içindir giymek için olmamalıdır. Bu gün ise bilinmeyi murad eden Rabbımın görünmeyi ve olunmayı zuhura getireceği demdir. Rabbım Sıfatlarından daha Zatını ve işaret buyurduğu Allah dendiğinde hatıra gelen yücelik ve güzelliklerini şerh eylesin. Bu alemde şehadet aleminde giyilecek hal budur. Böylece şehadetin misale gölge misalinde Zatına Sıfat olarak kendisini sıfatından dereceten en büyük aşkla seyreylediği halini kendisi görmüş sıfatlarına da göstermiş olacaktır. Rabbım bu unsuriyeti vücuttaki hayat denen ömre bunu sığdırsın ve göstersin aciz kuluna. 

,

BAKARA SÛRESİ 40. AYET

يَا بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِىَ الَّتٖى اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَوْفُوا بِعَهْدٖى اُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَاِيَّاىَ فَارْهَبُونِ

OKUNUŞU          :   Ya beni israilezkuru ni’metiyelleti en’amtu aleykum ve evfu bi ahdi ufi biahdikum ve iyyaye ferhebûn.

ZAHİR MANASI     :   Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun.

BATIN MANASI     :   Cenab-ı Allah bizlere kelime manası Gece Yolculuğu olan ve bu yolculuğun devamını yapacak evletlar olan isra il oğulları “Gece yolculuğuna dahil olanların evlatları” diye hitab eder ve bu yolculukta mescid-i haramdan “kendi haramiyetimizden” Vücudun İfnasından başlar” Mescid-i Aksa ya uzak mescide evvele Mürşid-i Kamil’e kesrette o mazhardan hitab edenin vahdetteki mescide oluşuyla Rabbul hasa; ve manasındaki yüceliklerin artışıylada en uzak mescid olan ruhaniyetlerin toplanma yeri olan Rabbul alemine kadar olan bir yolculuğu anlatmaktadır… Verdiği nimet olarak Resulu Ekrem Efendimizin vücut ülkesinde Cenab-ı Allah ile bir mazhardan görüşmesidir. En büyük nimet kendisinin sıfatından Muhabbet etmesiyle zuhura gelmesidir. Muhammedin halk oluşudur. Bu halk oluş için ise verdiğimiz sözlerden sırasıyla; Zikir emrine riayet; Efal emrine riayet, Sıfat emrine riayet, Zat emrine riayet; ve bunların şuhudlarını idrakla daim bir yaşam sürmektir… Bu sözleri yerine getirenlere Sunduğu nimet Zatının Sıfatından Filleriyle zuhurudur; Bu söz’e Allah denir. Allah demek Allah değil, bu zuhurattır. Verdiği söz yani söylemi zuhurudur kendisinin. Bizlerde vücut ülkemizde mazharı Muhammed olarak Allah’ı zuhura getirecek isek söz vermediysek Bir mürşid-i Kamil mazharından söz vermeli; verdiysek de sıdk ve samimiyetle bu sözü yerine getirmeliyiz. Rabbım söz verip sözünde sıdk ile sadakat gösteren kullarından eylesin cümle kullarını…

BAKARA SÛRESİ 41. AYET

وَاٰمِنُوا بِمَا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِهٖ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتٖى ثَمَنًا قَلٖيلًا وَاِيَّاىَ فَاتَّقُونِ

OKUNUŞU          :   Ve aminu bi ma enzeltu musaddikal li ma meakum ve la tekunu evvele kâfirim bih, ve la teşteru bi ayati semenen kalilev ve iyyaye fettekûn.

ZAHİR MANASI :   Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.

BATIN MANASI  :   Tevrat Musa a.s’a indirilmiştir. Musa kalp musasıdır. Kalbi tasdik eden kalbi ve aklı kuşatan gönüldür. Yani Kuran dır Resulu Ekemdir. Hem kalbi tasdik eder hemde İncil olan isa olan ruhullah’ı; Emrolunanları nüzul yönüyle akıldan süzer kalbe indirir, kulaktan gönüle Mürşid-i Kamilin dilinden nakşolduğu gibi. Gönül ise hem aklı hem kalbi kuşatandır. İkisini de tasdik eder ve kuşatır. Ortak idrak ve gönüldür. Ayet delil demektir. Bizlere sunulan en büyük deliller kendi vücut ülkemizdeki bütün yaşantıyı kontrol eden ve vücudu istediği doğrultuda sevk eden duygu ve düşüncelerdir. Rabbımızın tecelli ettirdiği kalp ve niyet mahalli olarak kalpte duygular niyet mahallinde ise düşüncelerdir. Bunların zıtlarına günümüze değin esfel denmiş nefis denmiş şeytan denmiş yeterk idrak edilsinde nasıl edilirse edilsin diye değişik esmalarla anılmıştır. Bunları kuşatanda ortak idrak ve karar veren gönüldür. Bütün bunları yoğurur ve sahib olan mana olarak maddeye yön verir. Bütün madde manadan zuhur eder. İcatlar manadaki ortak idrakın kararıyla zuhura gelir. Ortak idraka ve gönüle ne yalnız başına akıl nede kalp itiraz edemez. Bu yüzden de Rasulu Ekrem Efendimiz olan kemalat ve rahman tecellisi olan gönüle ne isa ne musa itiraz etmemiş ve ta bideyetten bütün aza ve cevahir beli demiş bunların başta olanları da eliçilerde Muhammede tabidirler. Bir gönül böylece hem duyguyuların rumuzatı olan isa a.s’ı hemde düşüncelerin rumuzatı olan musa a.s’ı emrine almış ve Muhammed Musatafa s.a.v olarak kemalat ve rahman sıfatı olarak zuhur etmiştir. Bu duygu ve düşünceleri kim giyerse giysin aynı tecelliye mazhar olmuşsa oda Muhammedii dir. Rabbım Muhammedi bir gönülle gönüllenmeyi nasib eylesin.

BAKARA SÛRESİ 42. AYET

وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

OKUNUŞU          :   Ve la telbisul hakka bil batili ve tektumul hakka ve entum ta’lemûn.

ZAHİR MANASI  :   Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.

BATIN MANASI :   Hakk; Cenab-ı Allah’ın uluhiyetinden Rububiyetine tecelli eylediğinde henüz esma alamamış haline hakk denir. Herşeyin hakkını veren demektir. Hakk esma alacağı mazharda aldığı esmanın göstereceği eserin tesbitidir. Bu yönüyle Allah Bir sürahiye sürahi demişse görevi bellidir. Onu bardak olarak kullanmak hakk olanı batıl görmektir ve göstermektir. Ondanda bardak olur demek hakkı batıl kılmaktır. Bir mazhar esfelde iken ondanda Mürşid olur demek batılı hakk göstermektir. Ne zaman ki O mazhardaki tecellisini Rabbım değiştirmeye başlar ve mazharında isnad ve kabiliyeti artı mahiyette zuhurat gösterir o zaman bunu söylemek doğru olur. Niyetim çok iyi demek tek başına hakk’a yakinlik arz etmez, tek başına henüz batıldır, ne zamanki niyet amelle buluşur o zaman hakk yerini bulur. Çünkü bile bile zuhurunda eksiklik olan fiillerinize yalnız niyetim iyi diye hakk tır bunlar demeyin. İhlas ve samimiyetle, bildiğimizle amel edersek Hakk zuhur eder; bunlardan birisi eksikse bu batıllık zuhur ettirir buna hakk demeyin. Yolsa bu hakkı da gizlemek olur. Rabbım en âla yetişen kullarından eylesin cümlemizi.

BAKARA SÛRESİ 43. AYET

وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرّٰاكِعٖينَ

OKUNUŞU            :   Ve ekîmus salate ve atuz zekate verkeu mear rakiîn.

ZAHİR MANASI :   Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.

BATIN MANASI  :   Namaz müminin miracıdır; miraç ise Allah ile görüşmektir. Bu kesret aleminde Muhammed mazharından, Muhammedliğini bulmuş olanlarla görüşmek namaz kılmaktır. Allah; Muhabbetinin zuhurudur; bilinmeyi murad eden Allah’ın Muhammed mazharından açığa çıkmasıdır, bunun zuhuru için sizde mazharları olarak namaz kılın demektedir. Zekat kendinizdeki Allah’ın bu yücelik ve güzellikleri zenginliğidir Rabbımın, bunlardan istifade edecek olanlara verin demesi zekat’ı vermesidir Muhammedi mazharlardan bu günkü Mürşid-i Kamil mazharından ihvanlarına vermesi gibi, Rûkü etmek eğilmek ikinci ifnadır; yani Sıfatlar’ın mevsufudur, Bu sıfatların sahibi Allah’tır diyenler gibi sizde bunu idrak edin sizlerde sıfatlarınızı fena edin, demektedir. Taki secdeyi de yapanlarla yapabilmek için, yani Fena-i zat olan Zatın ifna olup Zata en yakin tecelli olduğu mahalli idrak edin denmektedir. Böylece Allah’ın Muhammedden Muhammede bakmasıyla namazı, vermesiyle zektı, bütün Muhamedlerin de Sıfatlarını ifnası ile Zatının mutluluk ve zevkiye zevkidar olun denmektedir. Rabbımın şehadet aleminde bu  kadar büyük bir zevki ne büyük lütfudur sıfatı olan Muhammedlere.

BAKARA SÛRESİ 44. AYET

اَتَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

OKUNUŞU          :   E te’murunen nase bil birri ve tensevne enfusekum ve entum tetlunel kitab, e fe la ta’kilûn.

ZAHİR MANASI  :   Siz Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?

BATIN MANASI  :  Tevrat eski ahid dir. Ahide demek söz demektir. Siz eskiden verdiğiniz sözleri ta bidayette Mürşid-i Kamilin dizinin dibinde verdiğiniz sözleri devam ettirdiğiniz halde, yalan söylememek, orucu tutmak, namazı kılmak, eksiklik aramak aranacaksa kendinde aramak ve her nefes zikir yapmak, güç kuvveti olmayandan bunu yapanın Cenab-ı Hakk olduğuna tövbemle birlikte inandım iman ettim diyerek söz verdim, denilen ilk ahide dikkatle devam edildiği halde; Bu sözle kat edilen İfnaların ardından, Efal nasibini, Sıfat nasibini, Zat nasibini alıpta Birliğe intikal eyledikten sonra; Nasıl olurda Zatınızdan başka zat, Sıfatı olan Sıfatından başka sıfat görebilirsiniz; nasıl olurda başkasına iyilik yapılabilir… Bu Birliğe eripte ayrı görmek çirkinliği nedir demekle; ilimle meratib yapıpta hicapları açılmayanların hali nahoş bir hal çirkin bir görüntüdür demektedir Rabbımız. Rabbım ilimle yürünen yolları ameldeki sıdk ve ihlasla daim yaşam kılsın, kılsın ki hicaplarımızın açılıp bu nahoş görünmelerimiz ve bizlerinde bulanık görmesi izale olmuş olsun.

BAKARA SÛRESİ 45. AYET

وَاسْتَعٖينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِ وَاِنَّهَا لَكَبٖيرَةٌ اِلَّا عَلَى الْخَاشِعٖينَ

OKUNUŞU          :   Vesteînu bis sabri ves salah, ve inneha le keiratun illa alel haşiîn.

ZAHİR MANASI  :   Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.

BATIN MANASI  :   Böylece bir önceki ayette de yaşanması gereken halde Samimiyet ve ihlasla ve sabırla devam edilmesi halinde ancaksın bildiğimizle amil olunandan fayda zuhur edecektir. Bu hal; bu hali yaşamayanlara zor gelecektir. Rabbım bu hali daim yaşayan kullarından eylesin.

BAKARA SÛRESİ 46. AYET

اَلَّذٖينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَاَنَّهُمْ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

OKUNUŞU          :   Ellezine yezunnune ennehum mulaku rabbihim ve ennehum ileyhi raciûn.

ZAHİR MANASI  :   Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O’na döneceklerini çok iyi bilirler.

BATIN MANASI  :   Bu yaşamlarındaki daimlik işte daime Zatının Sıfatından fiileriyle açığa çıkan Allah’ın zuhuratı olacağından bu hal zamanla kişide kendisinin bir seyri ve zevki haline geLecek ve böylece aradıkları Rablarına kavuşmuş olacaklardır. Zaten bir olduklarını ve ondan başka bir zuhurat bu alemde mevcut olmadığını anlayacak ve yalnız bir idraksizlikmiş uzaklık diyeceklerdir. Rabbim tüm kullarını bu idrakle idraklendirsin.

BAKARA SÛRESİ 47. AYET

يَا بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِىَ الَّتٖى اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنّٖى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمٖينَ

OKUNUŞU          :   Ya beni israilezkuru ni’metiyelleti en’amtu aleykum ve enni faddaltukum alel âlemîn.

ZAHİR MANASI  :   Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın.

BATIN MANASI  :   Bu yolda yürüyen vahdetteki birlik olan, bu vahdet sırrı olan Allah’ın sıfatlarından zuhuratının evvelde de zevkini tattığım mazharlarım, Bu mazharlarıma en büyük lütfum değimlidir. Bu hal cümle alem olan daha aşağı seviyelere üstünlük değimlidir. Bu halinizi hiçbir an hiçbir dem unutmayın… Rabbım bu demde kalmayı daim nasibi kılsın ümmeti Muhammedin ve Muhammede ümmet olacakların.

BAKARA SÛRESİ 48. AYET

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزٖى نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْپًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

OKUNUŞU         :   Vetteku yevmel la teczi nefsun an nefsin şey’ev ve la yukbelu minha şefaatuv ve la yu’hazu minha adluv ve la hum yunsarûn.

ZAHİR MANASI  :   Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.

BATIN MANASI  :   Her sıfatın zata ulaştığı günde artık Zatından başka mevcut sıfatları olandan başka idrak filleri olan zuhurattan başak zuhurat yoktur. Bu dem o demdir, bu demin demi tecellisindeki celalin ve cemalin tecelli miktarlarındaki zuhuratın tebdili nisbetinde zuhurat gösterecektir. Mutlaka amalığındaki halinin tecelliside bu dem denen alemde zuhurat gösterecektir bu gölgelerden, fakat bu dünya zamanı ahir zamanla kıyasında bir gün 1000 yıl’a tekâmül eylediğinde beşeri ömürler bunu unsuriyeti vücutlarında görmez fakat misal vücutlarında idraklarıyla görmüş ve tatmıştır. Dün taş devriydi bu gün ise tenzih’i idrak devrini giydirmiştir; yarın teşbihi idrak edenler Sıfatıyla sıfatlanacak ve en son Tevhid-i yaşamla da Fiilullah’ın en yüce tecellileri zuhur edecektir. Zamanla idraklar dilediğince yücelecek ve yaşam; tevhid-i olan Birin zuhurunu gösterecektir. Çünkü hakikatte tevhidi birlemek demek iken ayrı bir varlıkla birlemek değil; nasıl bir olanın zuhur eylediğidir. Zatı bir Sıfatı bir efali birdir. Bütün mevcutun Zatı bütün mevcut Sıfatı bütün mevcutan zuhur eden Efali ilahiyede zuhurudur. Böylece çekirdekteki adına Allah, Ağacın gövdesine Muhammed, Dallarına Muahammediyete ulaşan yollar, yapraklarına yolların meşrebleri, zuhur eden meyveler ise meşreblerce zuhurat olan aynı meşreblerin ve meşreben aşıyada müsait olan meyveleri ve içlerindeki asıları olan çekirdeği zuhur ettirecektir. İşte bu idrak günü görünecektir ki başka olan yokmuş, kimse denen de yokmuş, yardım eden ve olunanda birmiş, çekirdekten çekirdeğeymiş zuhurat. Hamdolsun.

BAKARA SÛRESİ 49. AYET

وَاِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ اَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفٖى ذٰلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظٖيمٌ

OKUNUŞU       :   Ve iz necceynakum min ali fir’avne yesumunekum suel azabi yuzebbihune ebnaekum ve yestahyune nisaekum, ve fi zalikum belaum mir rabbikum azîm.

ZAHİR MANASI  :   Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden (gelen) büyük bir imtihan vardı.

BATIN MANASI  :   Kadın Sıfatları, erkek zatı remzeder, oğularda Zatımızın Sıfatımzıdan zuhuratıdı olan fiilullahtır. Bunun öz olarak manasıda çekirdek olan ailedir. Yani öz olan Allah’ın Zatından Sıfatına sıfatından da esma alarak fiileriyle zuhura gelişidir. Bunu Sufli  duygu ve düşünceler olan âla duygu ve düşüncelerin zıtlarından muhafaza ederek, Zikirle Tevhid tahsiliyle Mürşid-i Kamillerin nasihatleriyle, Fena-i Efal, Fena-i  Sıfat ve Fena-i Zat tahsilleriyle, Tecell-i zata erdiren Rabbımızı tanıtan Mazharı Mürşid-i Kamiller olan Rabbıma hamdolsun, hamdolsun ki en büyük lutuftur. İmtihanda ancaksın zıttını bilmek yani nefsini bilen Rabbını biliri idraktır. Rabbımzı bilmek en büyük imtihandır. Artık imtahan değil lutfun artmasıdır Rabbımın Rabbımı bilmesi.

BAKARA SÛRESİ 50. AYET

وَاِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَاَنْجَيْنَاكُمْ وَاَغْرَقْنَا اٰلَ فِرْعَوْنَ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

OKUNUŞU        :   Ve iz ferakna bikumul bahra fe enceynakum ve ağrakna ale fir’avne ve entum tenzurûn.

ZAHİR MANASI  :   Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.

BATIN MANASI  :  Manada su ilim demektir. Ancaksın Tevhid ilmi kişiyi, Firavun olan süfli duygu ve düşüncelerden kurtarabilir. Kişideki kendi kabullenişleri kendi denizidir. Bu denizi yaran yani bunun üzerinde bir idrakla kişinin kabullenişlerini geride bırakandır. Mürşid-i Kamillerden Tecelli eden ilmi ledün. Böylece nefsi bildirmesiyle, kulaktan gönüle inen, Hicr Sûresi 29 ayet deki ruhundan üfürülen Ruhlarla, Alınan emirden; verilen emirler olan Zikir Emri, Efal Emri, Sıfat Emri ve Zat Emriyle Firavundan kurtulmak mümkün olur. Nefsin kabullenişlerini ancaksın ruhun kabulleniş ve yaşantıları geride bırakabilir ve nefsimizi temsil eden firavun da böylece ilimle boğulmuş yani suda boğulmuş olur.

Verified by MonsterInsights