BAKARA SÛRESİ 101. AYET
وَلَمَّا جَاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرٖيقٌ مِنَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ كِتَابَ اللّٰهِ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ كَاَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ve lemma caehum rasulum min indillahi musaddikul lima meahum nebeze ferikum minellezine utul kitab, kitabellahi verae zuhurihim ke ennehum la ya’lemûn.ZAHİR MANASI : Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab’ı (Tevrat’ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitab’ını (Tevrat’ı) arkalarına attılar.
BATIN MANASI : insanların kalp ve düşüncelerine tecelli eden Rabbım kendilerinde zatının görünmeyişiyle fakat tecellisi ile mevcut olmasıyla tenzihen tecelli eder bu tenzihi insanlarda ilk kitabı olan tevrat yani tenzihen bir varlığın zuhurudur, ne zamanki kendilerindeki bu hali onlara Tevhid tahsili görmüş hem Tenzihe vakıf, hem Teşbihe vakıf hemde Tevhidin yaşam zevkiyle zevkidar olmuş mazharı irşad ve terbye eden olan Mürşid-i Kamillerle karşılaşınca, karşılarına Allah’ın elçileri yani Allah mazharı olan Mürşid-i Kamillerden açığa çıkınca, sanki kendilerindeki bu tecelli edişten, güç ve kuvvetlerinin olmayışından içlerinde bir ruhaniyetin var olmadığından haberleri yokmuş gibi, Teşbihe ve Tevhide adım atmayı istemediklerinden kendilerindeki bu hali bile akıllarına getirmediler yani arkada bıraktılar idrak arkası yaptılar; oysa günümüzde yetişen nesil ise çok kısa zamanlarda öyle kabiliyetlere erişiyorlar ki idrak akıl ve gönüllerinde olanlara evvel olan arkaya atan aileleri ve çevreleri yetişemeyecektir. Rabbım şeriat seviyesinde olup da tariklerdeki hali, Tarikat seviyesinde olupda hakikatin halini hakikat seviyesinde ki iken daha nasıl marifetli olabilirim demeyenlerin hallerini her geçen gün kendisini yenilemeyen ve nefisten uzaklaşıp da ruha meyletmeyenlerin hallerini maalesef hüsran kılmaktadır, çünkü bir koşucu düşünün yarış başladı kolundaki saat ilerlemekte ama kendisi koşmuyor; netice nedir yarışın ortasında da hüsran bitse de hüsran değimlidir, zaman siz kolunuzdaki saati durdursanız bile ilerlemekte diğer kollardaki saatler çalışmaktadır… Rabbım gemisini yani bu vücut ülkesini gerek Tevratı üzere tenzihen, gerek incili üzere Teşbihen gerekse Kuran-ı Kerimi üzere Tevhiden her daim yenilemeyi nasib eylesin, böylece Tenzihen bilien Teşbihen görünen ve Tevhiden Yaşanan Rabbıyla nasıl Sıreti Zatı Sureti Sıfatı olarak fiilleriyle açığa çıkışın aynı vücutta olduğunun zevkiyle daim bir yaşam sürmeyi nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 102. AYET
وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاطٖينُ عَلٰى مُلْكِ سُلَيْمٰنَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمٰنُ وَلٰـكِنَّ الشَّيَاطٖينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّٰى يَقُولَا اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهٖ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهٖ وَمَا هُمْ بِضَارّٖينَ بِهٖ مِنْ اَحَدٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرٰيهُ مَا لَهُ فِى الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِهٖ اَنْفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Vettebeu ma tetluş şeyatînu ala mulki suleyman, ve ma kefera suleymanu ve lakinneş şeyatîne keferu yuallimunen nases sihr, ve ma unzile alel melekeyni bi babile harute ve marut, ve ma yuallimani min ehadin hatta yekula innema nahnu fitnetun fe la tekfur, fe yeteallemune minhuma ma yuferrikune bihi beynel mer’i ve zevcih, ve ma hum bi darrine bihi min ehadin illa bi iznillah, ve yeteallemune ma yedurruhum ve la yenfeuhum, ve le kad alimu le menişterahu ma lehu fil ahirati min halak, ve le bi’se ma şerav bihi enfusehum, lev kanu ya’lemûn.
ZAHİR MANASI : “Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!
BATIN MANASI : Süleyman Mürşid-i Kamildir; insanlara Allah’a mazhar nasıl olunacağını Allah’ın Mürşid-i Kamil diliyle nasıl kendisini anlattığını bildiren mazharlardır. Hem dünya denen ruhun sufli yüzüne hem de ukba denen ruhun ulvi yüzüne vakıf; sırreten ve surreten yetiştirilmiş mazharlardır. Rabları olan Allah sırretinden buyurduğunu suret aynen kulu kölesi olarak açığa çıkarır. Daim emre boyun büken mazharlardır. Fakat en zengin olan da o mazharlardır. Öyle bir tecelli zenginidirler ki, Allah o mazharlarda Resulu Ekrem Efendimizin diliyle beni gören Hakkı gördü dediği Hakk’lığıyla bile tecelli eylediği mazharlardır, zübde olan Efendimizde Sırreti Allah sureti Hakk tecellisi ile; Efendimizden sonra ise ruhlar aleminde ayani sabitede kendisinden sonra dereceten teşrif edeceği mazharlarında ise Sırreti Hakk sureti mazhariyesi Rabb, Kull ve Halk olarak Halkında dereceten kendi arasından ulviyetinden sufliyet tecellisine doğru kabların kabiliyeti nisbetinde tecellisi mevcuttur.
Bu vücut ülkesinde Zatın melekeleri olan latif varlıklar olan duygu ve düşünce Harut ve Marut melekleridir. Bunlarla Allah insanı sevk ve idare eder, mazharda kendisindeki kabiliyet nisbetinde ve seçip yöneldiği ölçüde duygu ve düşüncenin iyilerine ve yahut kötülerine mazhar olur. Zata göre elektirik misali ampul büyükse elektirikte fazla adınlatır, aydınlatmam demez, ampül patlaksa ben aydınlatacağımda demez. Cüz-i iradesiyle kul ne isterse Allah’da tecellisini gösterir. Göstermemekte de irade sahibidir, fakat kul neden göstermediğinin hikmet ve ibretini merak etmedikçe bunu göremez. Çünkü Allah hesapsız tecelli etmez. İşte bu sufli harut ve ulvi hartut ile, sufli marut ve ulvi marut melekeleri olan duygu ve düşüncelerin güzelleri ve zıtları olan kötüleriyle vücut kuyusunda görev yapmaktadır. İnsanların nefislerini bilmeleri kendilerine baktıklarında efalini, sıfatlarını ve vucudunu görmeleridir, bunlarında kendine has değil içerideki harut ve marutun yani duygu ve düşüncenin durumuyla şekil aldığını görür, insan mutlu olunca eliyle dudakları yukarı kaldırıp tebessüm etmez, ve yahut kızınca elleriyle kaşını indirip kızmaz, vücut kendiliğinden şekil alır, hatta içerideki ruh hali olan duygu ve düşüncelerin ortak bir hisle vücuda tecelli ettiğinde kelamlar bile ona göre çıkar ulvi tecelliler ağırlıkta ise kulak güzeli yani hakkı işitir, göz hakeza öyle dil bile tatlı olanı yani hakkı söyler, aksi halde ise zıtlarıyla ortak hissiyata mazhar olunca vücut o zamanda kulak halkı, göz eksiği, dilde gıybeti yapar ki Rabbım muhafaza buyursun. İşte kişideki niyet ise bütün bunlar olur iken ne istediğidir, yüzünü Allah’a mı çevirmeli nefsinemi, Allah karşılığında yüzünü nefsine çevirenler neler kaybettiklerini bilemezler… Rabbım yüzünü niyet yüzüyle, idrak yüzüyle, duygu yüzüyle düşünce yüzüyle ortak hissiyat olan ruhaniyet yüzüyle, vücüttaki enerji ve aşkın tecelliye mazhariyeti yüzüyle kendisine dönen kullarından kılsın cümle ümmeti Muhammedi, cümle kardeşlerimizi ve ümmeti Muhammede yeni ümmet olacakları.
BAKARA SÛRESİ 103. AYET
وَلَوْ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ خَيْرٌ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ve lev ennehum amenu vettekav le mesubetum min indillahi hayr, lev kanu ya’lemûn.
ZAHİR MANASI : Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!
BATIN MANASI : Allah O’ diye işaret edilen üstünde ve altında boşluk olmayan amalığından yani topyekün bir tecelli varlığıyla mevcut iken, uluhiyetine yani Allah lığına tecelli eyledi, celal ve cemal esmalarını aldı yani vucüt ülkenizdeki tecellisiyle görmek isteyenlere, duygu ve düşünceye tecelli ederek güzelleriyle bildirdiği esmalara veyahut mesajlara cemal yüzü, zıtlarını bildirdiği esma ve mesajlarıyla da celal esmasını, celal yüzünü tecelli ettirdi, bunlar emri ilahidir, siz isteseniz de istemeseniz de vücuda bunlar içten içe tecelli eder. Bu emri ilahide muhatab olan insan, işte bunları görmelidir, ve bilinmeyi murad eden Rabbı ona kendisini bildirmek için “Herşey Zıttıyla bilineceğinden” hayrı bildirmek için şerri, güzeli bildirmek için kötüyü, merhamet duygusunu bildirmek için öfkeyi vs. daha nice duygu ve düşünceyi halk eyleyip göndermektedir, bu vücut ülkesinde kulak verildiğinde içeriyi işitir, dikkatli izlendiğinde içeriyi görür ise insan, böylece zıtlarının dahi güzel olanları bildirmek için yaratıldığını anlar; böylece bu emri ilahiye güzelleri bilip işlemek için zıtlarının olduğuna iman edip inanmakla her zaman iyi ve güzel olan niyet ve duyguları seçer ve bu alemde kendisi ve aynı enerjiye muhatab olan ailesi ve çevreside zaman içerisinde artarak daha mutlu ve huzurlu yaşar; yok inkar eder ise o zaman zıtlarıyla bir yaşam yaşamayı tercih edecektir ki buda insanı felakete iter; bu bağlamda ufkumuzu açacak olur isek, insanın emrinde olan bu alemdeki bu günkü zuhurat, emri ilahiye ne kadar karşı gelenle ne kadar uyanı göstermektedir, şuan itibariyle yaklaşık %70 inkar %30 iman dereceten vardır. Hakiki iman ise %1 ancadır. Bu savaşlar sıkıntılar ve üzüntülü yaşam insan oğlunun halk olan vücuttaki bu tecellilerin güzel olanlarını seçip yaşamadığındandır. Eğer inanır iman eder ve bu günden sonra kendisindeki tecellilerin hep güzellerini seçer, akıbeti kötü olanlarını da Mürşid-i Kamil mazharından telkin edilen zikirle kalbindeyken bastırma; fikirle aklındayken bastırma ve şuhd ve rabıtalarla da layıkı bir ifna ve tecelli anlayışıyla hep Allah ile birlikte bir yaşama O ayrı sıfatı ayrı olmadığı idrakıyla; ve daha fazla mutluluğa alıştırmasıyla da daim mutlu ve huzurlu bir yaşam sürecektir. Rabbım tarif edilenler üzere bir yaşam nasib eylesin cümle mazharlarım, sıfatlarım dediği alem, ve alemlerine.
BAKARA SÛRESİ 104. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُوا وَلِلْكَافِرٖينَ عَذَابٌ اَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Ya eyyuhellezine amenu la tekulu raina ve kulunzurna vesmeu, ve lil kâfirine azabun elîm.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! “Râ’inâ (bizi gözet)” demeyin, “unzurnâ (bize bak)” deyin ve dinleyin. Kâfirler için acıklı bir azap vardır.
BATIN MANASI : Gözetmek… koruyup kollamaktır, siz hanenizde, çevrenizde ve yakın akrabanızda zahiri manada ihtiyaç sahiblerine devamlı yardım ederseniz onları koruyup kollarsınız gözetirsiniz, fakat bu gözetme onlara her zaman yardımla ayakta kalmayı öğretir, eğer onlara yardım etmek yerine, para vermek yerine para kazanmayı öğretirseniz o zaman kendilerini ayakta tutmayı öğrenirler ki buda onlara bakmaktır, yani gözün onlara değmesi yani onlardan Rablarının görerek yapmasıdır buda dolayısı ile irfaniyeti öğreterek geliştir bizi demektir; Allah irfaniyet ve kemalat sahibi eylemeden de insanların birbirlerine olan ihtiyaçlarını görmektedir, yardıma ihtiyacı olan bir mazharı diğerine yardımcı etmektedir ama bu mazhara sorulduğunda ise yardım eden benim dedirtir, bu irfaniyetsiz bir kollamadır; idrakında şuhud ve zevkinde olmadan zat sıfatı iyi yerde kullanır; bir de farkında olarak kulluğunun bilinciyle kendisinden göreni duyanı konuşanı yardım edeni her türlü ihtiyacı zenginliğiyle karşılayanı bilerek görerek ve O’nda O olarak yapmak ise “Unzurna’dır” Bize baktır, Sıfatından Tecelli et demektir. Rabbım idraklı olarak yaşamayı bizlerden icraatı her daim yapanı bilip görüp zevkle hizmet etmeyi kulluğumuzu zevkle yapmayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 105. AYET
مَا يَوَدُّ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَلَا الْمُشْرِكٖينَ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَاللّٰهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهٖ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ
OKUNUŞU : Ma yeveddullezine keferu min ehlil kitabi ve lel muşrikine ey yunezzele aleykum min hayrim mir rabbikum, vallahu yehtessu bi rahmetihi mey yeşa’, vallahu zul fadlil azîm.
ZAHİR MANASI : Ne Kitab ehlinden inkâr edenler ve ne de Allah’a ortak koşanlar, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini isterler. Oysa Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf sahibidir.
BATIN MANASI : Bu gün zahiri manada Kuran-ı Kerimi kendi dilinde Arabiyeti, kraatı ve manalarıyla vakıf olan insanlar mevcuttur, yani zahiren bakıldığında ehlidir, birde; Allah’da var bende varım diyenler vardır ayrı bir Allah’a hayalde ve zanda bir Allah’a ibadet edenlerde mevcuttur… işte hem ehli olanlar hem de Allah’da var bende varım diyenler, Tevhid ehlinin yerini göremezler, Fena-i Efal, Fena-i Sıfat, Fena-i Zat yapıp ölmeden evvel ölen bir salik görür ki, Benim dediğim bu varlık benim değil Rabbımın imiş, ben dediğim de ben değil Rabbıma sıfat imişim, böylece Rabbım bu sıfattan açığa çıkan imiş olduğunu Tecell-i Zat, Tecelli-i Sıfat ve Tecelli-i Efal tahsil, şuhud ve yaşamıyla görmektedir. İşte Tevhid ehline Rabbından en büyük iyilik olan bu ikilik görmek ve açığa çıkanın ben dediği değil Rabbı olduğunun bilinmesini istemezler ifadesi zaten kendileri o tahsil talim ve terbiyeyi görmediğinden zuhur edemez o kişilerde demektir. Böyle ehli olan görür ki, Allah dilediğine Rahmeti dilediğine de; hem rahmeti hem de Rahimiyeti olan özel Tevhid tahsiliyle aslını gösterir. Rabbım daim Tevhid zevkiyele zevkidar olan kullarınının zümersine bizleri ilhak eylesin.
BAKARA SÛRESİ 106. AYET
مَا نَنْسَخْ مِنْ اٰيَةٍ اَوْ نُنْسِهَا نَاْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا اَوْ مِثْلِهَا اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
OKUNUŞU : Ma nensah min ayetin ev nunsiha ne’ti bi hayrim minha ev misliha, e lem ta’lem ennellahe ala kulli şey’in kadîr.
ZAHİR MANASI : Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?
BATIN MANASI : Ayet demek delil demektir, Delilin muhtevası, aydınlatma derecesi, günümüze göre kullanılan kelamların yeni literatüre girmesi ve yetişen nesilin anlama idrakına göre şekil alması demek bu ıspatın delilin zayıflaması değil, bu günkü idrakların dahi inkara düşmesini önlemektir. Örneğin çok eskiden hikayelerle bizlere Cenab-ı Hakk; Evliya ve Mürşid-i Kamiller mazharından kendisini anlatılır iken bu gün vucüt ülkemizdeki yeri dahi gösterilmektedir, nasıl sıfatı olduğumuzu ve açığa çıkanı bizzat kendimizden zuhuratını dahi seyreylemektedir bu vücuttan; bunlar delilin zayıflaması ve yahut hükmünün kaldırılması değil mananın manaya tebdilidir, yani anlatılmak istenen o günkü manası ile bu günkü manası yine birdir. Delillik ve ayetlik olan hakikati her zaman her devirde devam etmekte ve böylece Kuran-ı Kerimin de her asra her idraka o günkü kelamlarla hitab eylediği gibi bu günde nurunun devam ettiği görülmektedir, böylece aydınlık ve ziya olan nur bu günde insanları aydınlatmaktadır. Hatta mukavemeti misli nisbetindedir, eskiden idraklar tam açılmadığından tenzihi bir imanla yaşam var iken bu gün “ey iman edenler iman ediniz” denilen ayeti celileyi, bir lise talebesi bile rahatlıkla anlatıldığında idrak edebilmektedir. Böylece Rabbım kudret ve kuvvetiyle günümüzde de mazharlarındaki tekamül nisbetinde delillerindeki tekamulu de tecellisiyle ayarlı olduğunu göstermektedir, zamanla Tevhid-i İdraklara hazırlanlamakta olan bu alem huzur mutluluk ve zevki olan Allah’ın kendisini aynalarından seyrindeki mutluluğu kulları ve mazharları olarak daha da üstün tadacaktır. Rabbım bildirdiği bu güzelliklerini an diliminde tecelli etmiştir fakat, şehadet alemi olan dünya zamanıyla zamanı geldikçe zuhur eylemektedir, bu zamanı aciz kulları olarak bizdeki aşkı ve isteği üzere bir an önce tecelli ettirsin diye niyaz ederiz. Rabbım niyazımıza cevab olsun inşallah.
BAKARA SÛRESİ 107. AYET
اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصٖيرٍ
OKUNUŞU : E lem ta’lem ennellahe lehu mulkus semavati vel ard, ve ma lekum min dünillahi miv veliyyiv ve la nasîr.
ZAHİR MANASI : Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
BATIN MANASI : Cenab-ı Allah Talâk Sûresi 12. Ayetde “Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah’ın emri bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.” Bu Ayeti Celileye göre yer ve göğün 7 kat oluşu; nefis mertebelerinin yer katlarını; Ruh mertebeleri olan Tevhid mertebelerinin de gök katlarını ve dolayısı ile nefis arzsında ve Ruh semasındaki bütün mülke sahib olanında hükümranlığını nasıl tecellisi ile ilan eylediğini göstermektedir. Bu yüzden nefis arzından Ruh semasına yükselmek için yegane yardımcı Allah’tır; Allah ise bu yardımcılığını Uluhiyetinden Rububiyetine tecelli ederek Rab mazharı olan Mürşid-i Kamillerden yapmaktadır. Bu yüzden insanoğluna bu ayeti kerimede hitab; ehli olan Hakk dostlarına Mürşid-i Kamillere gidin sizlere onlardan başkası dost değildir denmektedir. Çünkü ehli olmak varlık sahibi veyahut manevi metre sahibi olmakla değil; hiç olmayı bilmekle olur, olanın nasıl Allah olduğuna şahitlikle; Allah’a sıfatmışız bunu idrakla olur, yaşamla da daim bu idrak ve zevkle yaşamakla olunur, hakikatteki manası takva olan yücelik ve güzellikler kendimize nisbet eylemeden daim bir yaşam zevkiyle yakin olmak… Rabbım yüzünü nefisten Ruha dönen cümle kullarına nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 108. AYET
اَمْ تُرٖيدُونَ اَنْ تَسْپَلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالْاٖيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبٖيلِ
OKUNUŞU : Em turidune en tes’elu rasulekum kema suile musa min kabl, ve mey yetebeddelil kufra bil imani fe kad dalle sevaes sebîl.
ZAHİR MANASI : Yoksa daha önce Mûsâ’nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim imanı küfre değişirse, o artık doğru yoldan sapmış olur.
BATIN MANASI : Kuran-ı Kerim topyekün insana hitab etmektedir. İnsanda hitaba muhatab olduğu nisbette alemde göevi itibariyle görevli olduğu yerde; aldığı nisbette başkalarını ve sırasıyla gerek cemadatta görevli ise cemadatı, mesleğiyle nebadatta görevli ise nebadatı, yine işi itibariyle hayvanatta görevli ise hayvanatı, ve eğitici olarak insanlar arasında pozitif ilimlerle bir eğitmen ise talebelerini, ilahi ilimlerle donatılmış ise din ve diyaneti üzere ilahi ilimlerini, eğer zahir ilimlerle birlikte görevi itibariyle yani Allah’ın rububiyetinin en yüce mazharı olmuş ise Rab mazharı olarak batın ilimlerle, ilmi ledünün her türlü yücelik ve güzelliklerine mazhar olarak da önderleri ve liderleri irşad etmektedir. Böylece nasıl ilk olan nuruyla, ruhuyla, aklı ve kalemiyle yaratılan en yüce mazharın Resulu Ekrem Efendmizin, sırasıyla daha aşağı seviyelerdeki irşadla görevli olanları irşad ederek hem onlara hem de aleme cami oluşu ve bütün alemi Allah Muhammedin diliyle nasıl yek vücutta irşad eylediği görülmüş olur. Bu ayeti kerimede de inkari mümkün olmayan irşadın bu vücut ülkesinde kalp musası ve tenzihi bir irşadı, inkar mümkün değildir, bu daha sonra isalığıda muhammedliğide tecelli ettirdiğinde inkar edilmemelidir. Gerek kalbe gelen bütün tecellileri yani duyguları güzelleri ve zıtlarıylada olsa bunları inkar mümkün değildir, işte onlar irşad içindir, zıtlarını görün; öfkeyi görün kendinizde ki merhamet daha güzelmiş deyin vs. için, inanç ve iman seviyesinde dereceten daha aşağılarda olan mazharlar ise bunları sorgulamaya kalkar çünkü meyli kendi nefsinedir. Vücut ülkesindeki peygamberlik elçilik yönüyledir, size bütün vücudunuz elçidir, zahiren 12 imam olan 12 burcunu, iki kulak, iki göz, iki burun deliği, bir ağız, sol meme bölgesi, sağ meme bölgesi, arsı olan sine, ve ön delik ile arka delik her birisi bu vücuda imamdır önderdir, mesaj verir ve vücut o mesajlardaki ortak kanaat ortak şuhud ortak idrakla hareket eder, yakin takip edenleredir bu mesajlar… böylece tap taze dipdiri 12 imamda manen yaşamakta olduğuda görülmüş olur. Muhammed olanda işte 12 imamım cemidir. İşte bir Muhammedi inkar bu gelen mesajlardan hiçbir ders nasihat ve öğüdü almamaktır, sizlere gelen mesajlarla hakka yönelme zuhur edeceği yerde üzerlerinde düşünmeyiş insanı küfre yani inkara sokar bu halde de bir yaşam örneklerinde olduğu gibi maalesef bu dünya aleminde üzücü bir hayat şeklinde zuhur eder. Gelen bütün mesajlar yola ve daha güzel yollara intikali sağlamak içindir, önce inanmaya, ordan şeri hükümlere, günümüzde ordan tarik olmaya ve bunları cem eden hakikat ehline değin gitmeye yöneliktir mesajlar yeterki doğru okuyalım vücut ülkemizdeki mesajları ve selemet evi selamet yurdu olan bu vücut ülkesinde mutlu huzurlu ve daim zevk ve aşk içinde olalım, bizlerde bunu yaşamak isteyen Rabbımızı görelim ona layık mazhar olmanın layık bir kul olmak olduğunu görelim. Rabbım nasibimiz buyursun bütün bu haller üzere olmayı.
BAKARA SÛRESİ 109. AYET
وَدَّ كَثٖيرٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ اٖيمَانِكُمْ كُفَّارًا حَسَدًا مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتّٰى يَاْتِىَ اللّٰهُ بِاَمْرِهٖ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
OKUNUŞU : Vedde kesirum min ehlil kitabi lev yeruddunekum mim ba’di imanikum kuffara, hasedem min indi enfusihim mim ba’di ma tebeyyene lehumul hakk, fa’fu vasfehu hatta ye’tiyellahu bi emrih, innellahe ala külli şey’in kadîr.
ZAHİR MANASI : Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir.
BATIN MANASI : Burada kitab ehli olan her birisi cemaat cemaat, bölük bölük, fırka fırka, Ahmedii, Mehmedii, gibi esmalarla bulundukları kavimleri irşad etmete; Hakk kendilerine yerleri hangi seviyede olursa olsun, vuslatda yukarıyı istemek ve tarif edip sevk etmek kavmini şeriattan tarikata ve hakikata yetişip yetiştirmek ve en marifetli; hallerinde şeriat, dillerinde tarikat, yaşamları ise daim hakikat üzere olan kavimler haline gelmelerini, yani bana döndürüleceksiniz dediğinde aslına en yüce ve âlâ’ya yükselmekle yakiin olunacağını bildikleri halde, her kitab ehli kavmini kaybetmekten ve baş olma sevdasından ötürü, kıskançlık içerisinde falanca öyle filanca böyle diye birbirini yermelerle içlerindeki kıskançlığı ortaya koymaktadırlar. Günümüzde eğer bütün yücelik ve güzellikler sahibininse baş olmak değil başvermek gerekir ki ancaksın baş olanın idrakı sizlerde zuhur eylesin. Bu yüzden hakikat ehli hükmün sahibi olan Allah’ın tecelli yüzüyle kendini göstermesine değin İslama, Müslümanlara ve bu yolu benimseyip yolda olanları küstürmemek ve kötü örnek olmamak için ses çıkarmamaktadır, dili olan Rabbı dilinden söyleyince o zaman anlaşılacak ki bu sevdalar yüzünden ne Kuran-ı Kerimin bu yüzyıldaki yüzünü okumuşuz ne de batın mana denen ilmi ledündan nasibimizi almışız, bütün Rasul, Nebi ve Mürşel Tevhid Tahsili yapar iken bizler bu kıskançlık yüzünden ölmeden evvel ölememişiz bile diyeceklerdir. Rabbım bu ayeti kerimeyle bir kere daha hakikete yönelinmesinin gereğini bildirmektedir ve öylede olacağını bildirmektedir. Zamanı geç olmadan ehli olanların kavimleriyle hakikatten nasiblerini almayı nasib eylesin Rabbım.
BAKARA SÛRESİ 110. AYET
وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ
OKUNUŞU : Ve ekîmus salate ve atuz zekah, ve ma tukaddimu li enfusikum min hayrin teciduhu indellah, innellahe bi ma ta’melune besîr.
ZAHİR MANASI : Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.
BATIN MANASI : Namaz müminin miracı, miraç ise Allah ile görüşmektir, namazın dosdoğru eda edilmesi bu görüşmenin yapılmasıyla mümkündür, yoksa şeriata göre namazın zahir edasıda edasıdır ama görüşme zuhur etmişmidir diye sorulunca, namaz çıkışında Müslüman kardeşelrimiz birbirlerine söylenen şu söz ile şüpheli namaz kıldıklarını ortaya koymaktadırlar. “Tekabbelallah, minna ve minküm” Eğer namazda miraç yapıp görüşmüşseniz Allah mübarek etsin ben görüştüm seninde görüşmen mübarek olsun diye hitab duyulmalıdır. Dilekte bulunup Allah kabul etsin denmemelidir. Görüşmüşsek kabuldür zaten… Yanınızda 2 metre kuyu kazsanız size birisi sorunca kuyuyu kazdınız mı kazmadınız mı ne dersiniz, malum durum ne ise onu söyleyeceksinizdir. Dosdoğru kılmak ancaksın zahir ve batınını, şuhud ve zevkiyle eda edilmesiyle bizden namazı kılan Rabbımızın kendisini seyriyle olmalıdır. Zekatın verilmesi ise Sıfat olan kul mazharından açığa çıkan bu yücelik ve güzelliklerde başkalarının da istifadesi için İrşadla ve başka yollarla da tüm insanlığı nasiblendirmek zekat vermektir. Böylece kendimiz için diye işlediğimiz bütün iyilik güzellik mutluluk ve zevki sonunda görürüz ki; Allah’ın sıfatı isek Allah’ın katıda; Zatına mazhar olan Sıfatın mahalli imiş, bu vücuttan gayri yerde bir kat makam ve hal görülmemiştir. Ve böylece Allah’ın görmesi de mazharsız değil bütün mazharlardan olmaktadır. Her mazhardan mazharı ve bütün mazharlardan da esfelden âlâya zahir olan bütün tecellilerini görmekte ve seyreylemektedir. Rabbım her kuluna kendi vücut ülkesinde layıkı ile Rabbıyla olmayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 111. AYET
وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ اِلَّا مَنْ كَانَ هُودًا اَوْ نَصَارٰى تِلْكَ اَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ
OKUNUŞU : Ve kalu ley yedhulel cennete illa men kane huden ev nesara, tilke emaniyyuhum, kul hatu burhanekum in kuntum sadikîn.
ZAHİR MANASI : Bir de; “Yahudi ve Hıristiyanlardan başkası Cennet’e girmeyecek” dediler. Bu, onların kuruntuları! De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz (iddianızı ispat edecek) delilinizi getirin.”
BATIN MANASI : Bu ayeti kerimede yine hitab manen Yahudi olan yani Musa A.S gibi yalnız Tenzihen insanları irşad eden yönünüzle bir inanca sahibsiniz, diyor ki yalnız biz cennete gireceğiz demeyin, şeriat seviyesinde Allah hiçbirşeye benzemez deyipte hiç şuhud ve zevk etmeden inanın demeyin, sizden başkası da cennet olan mutluluk ve huzuru tatmayacak demeyin diyor böyle yalnız tenzihe inananlara; birde hıristiyanlar gibi derken de İsa A.S gibi yalnız Teşbihide anlatıp irşad ederken bizden başkası da cennet olan huzur ve mutluluğa erişemeyecek demeyin; Yalnız Teşbih de değildir hakiki mutluluk ve huzur; işte Musa A.S ve İsa A.s dan da söz alan Allah Muhammedi destekleyin demekle, yalnız bizim inancımız cennetin halidir demeyin diyor; Aslolan Tevhiddir. Zat ve mutlakiyet yönüyle Musa; yani Tenzihen inanır ve mutlu oluruz, Sıfatları ve mukayyetliği yönüylede İsa gibi mutlu oluruz, Tevhid ehli her ikisinide Muhammedi inançla Tevhid eder vücut ülkesinde kendisinden açığa çıkan yücelik ve güzellikleriyle sahibini Teşbih, henüz çıkmayan yücelik ve güzellikleriyle de Tenzihen bilerek ve görerek inanır, işte dereceten cennet olan daha mutlu ve daha huzurlu olanlar Tevhid ehilleridir. Rabbım şeriatından taviz vermeden hakikatını yaşayan mana ve zevkleriyle zevkidar olan Tevhid ehillerinin zümeresine ilhak eylesin cümle kardeşlerimizi ve kardeşlerimiz olacakları da.
BAKARA SÛRESİ 112. AYET
بَلٰى مَنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ اَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهٖ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ OKUNUŞU : Bela men esleme vechehu lillahi ve huve muhsinun fe lehu ecruhu inde rabbih, ve la havfun aleyhim ve la hum yahzenûnZAHİR MANASI : Hayır, öyle değil! Kim “ihsan” derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
BATIN MANASI : İşte bir önceki ayeti kerimede, ne Tenzihen nede yalnız Teşbihen değildir, Kim ki Tevhid ederde en büyük ihsan olan ikisinin cemine mazhar olursa bu derece diğerlerine göre daha yücedir. Özünü Allah’a teslim etmesi ise özünün Allah olduğunu idrak etmesidir, söz ise böylece Hakkı söyler, Göz Hakkı görür, kulak Hakkı işitir vesair bütün aza ve cevahir özüne hizmet eder; zaten bunun için yaratılmıştır. Bu birliğe eren sıfatlara ise artık eminlik vardır görmektedir ki kendisi dediği sıfatdan Rabbı zuhura gelmektedir, Rabbı ayrı kendi ayrı değildir, bir vücutta Zatın Sıfatından açığa çıkışı vardır, her varlıktada sıfatdaki kabiliyet nisbetinde bu böyledir. Rabbım özünü idrak edip özünü söze getiren kullarından eylesin cümle ümmeti Muhammedi.
BAKARA SÛRESİ 113. AYET
وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارٰى عَلٰى شَیْءٍ وَقَالَتِ النَّصَارٰى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلٰى شَیْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فٖيمَا كَانُوا فٖيهِ يَخْتَلِفُونَ
OKUNUŞU : Ve kaletil yehudu leysetin nesara ala şey’iv ve kaletin nesara leysetil yehudu ala şey’iv ve hum yetlunel kitab, kezalike kalellezine la ya’lemune misle kavlihim, fallahu yahkumu beynehum yevmel kıyameti fima kanu fihi yahtelifûn.
ZAHİR MANASI : Yahudiler, “Hıristiyanlar bir temel üzerinde değiller” dediler. Hıristiyanlar da, “Yahudiler bir temel üzerinde değiller” dediler. Oysa hepsi Kitab’ı okuyorlar. (Kitab’ı) bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, kıyamet gününde hükmü Allah verecektir.
BATIN MANASI : Kendisindeki idrak ve anlayıştan haberdar olmayanlar bile yalnız Tenzihen inanan ve yalnız Teşbihen inanlar birbirlerine; ne şeriat seviyesindeki cemaatler birbirlerine ve tarikatlerdeki kabulleniş ve inanç tam anlamıyla doğrudur demekte ne de; şeriat seviyesindeki cemaat ve kendi kabınca islamı yaşayanlar için Tarik olanlar tam anlamıyla doğrudur demektedir; herkes inkar edenler gibi, birisinin “A” dediğine diğeri “A” dememekte; nede diğerinin “B” dediğine diğeri “B” dememekte halbuki bütün güzellikler Allah’ın ise Şeriat seviyesinde de güzellik görsem “A” doğrudur derim, Tarik olanlardan da Rabbımın güzelliğini görsem “B” doğrudur derim; cünki A’da B’de Allah’ın güzelliğini açığa çıkarmak içindir; kimin kendine has güç ve kuvveti var ki, böylece geçmişte olduğu gibi günümüzde de İslamiyet de herkes 1 “BİR” Allah’a iman ederken bunca parçalara ayırmak ancaksın nefsin gizli niyetiyle olmuştur. Artık nefse değil inanan insanların nefis tezkiyesi yaparak ehlinden tahsille Ruha hizmet etmesiyle ebedi kurtuluş zuhur edecektir. En büyük silahı da sabırla nefsinden kurtulup hakkın gücüyle kendisinden hakk mücadele etmesi olacaktır. Yoksa benlikle açığa konan öfke ancaksın zarar getirir, benlikten kurtulan vücutta idrak ve anlayış Hakkın olacağından o kişi en yüce ve en âla kararı alacaktır mücadelesinde; Bir an önce Rabbım cümle kardeşlerimize kavganın kazananı olmadığını ve nefsin insanı felakete götürdüğünü göstersin. Rabbım Yahudinin de, Hıristiyanın da, Müslümanın da 1 “BİR” olan Allah’a iman edip onun emirleriyle amil olmak istediğini bilmektedir, hiçbir inançta yıkıcı değildir, hep yapıcıdır; her inanç kendi içerisindeki bu yıkıcılığı yapanlara dur demelidir, ancaksın o zaman kalp ve niyetlerde olanı görüp müdahale etmiş olunur, Rabbım nefse Ruhu felakete sürüklemesinde izin vermesin; vermeyecektir.
BAKARA SÛRESİ 114. AYET
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللّٰهِ اَنْ يُذْكَرَ فٖيهَا اسْمُهُ وَسَعٰى فٖى خَرَابِهَا اُولٰـئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ اَنْ يَدْخُلُوهَا اِلَّا خَائِفٖينَ لَهُمْ فِى الدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve men azlemu mimmem menea mesacidellahi ey yuzkera fihesmuhu ve sea fi harabiha, ulaike ma kane lehum ey yedhuluha illa haifin, lehum fid dunya hizyuv ve lehum fil ahirati azabun azîm.
ZAHİR MANASI : Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır
BATIN MANASI : Allah’ın bu alemde en büyük mescidi, bütün aleme Kübra olan İnsandır, insanlar arasında da kemalat ve irfaniyet bakımından zahir ve batın ilimlerle donatılmış, Tevhid tahsiliyle kendi hakikatini bulmuş, Geçmişteki mazharı ifadesiyle Resulu Ekrem Efendimiz, Günümüzde ise Mürşid-i Kamildir, buda günümüzde ilmel yakin olan Hakk Mürşidleri, aynel yakin olan Hakk Mürşidleri ve hakkel yakin olan Hakk Mürşidleri vardır, Allah’a ise en yüce mescid kendisinin haklığıyla tecelli eyleyeceği hakkel yakin Hakk Mürşidinin vücut ülkesidir. Bu mescidler gibi, diğer insanlarda kendi vücut ülkelerinde namaz kılmalıdırlar yani fikir ve duygularıyla içten içe Rablarıyla görüşmelidirler; fakat bu görüşmenin olmaması için insanların fikir ve duygularına müdahale etmek için onların mescidlerine giren, geçmişte ve günümüzde artniyetli insanlar onların inanç ve sağlamlıklarını yıkmaya çalışmış ve geçmişte çok başarılıda olmuşlardır. Günümüzde hem görsel hem yazılı medya ile hemde internet ve twet gibi bütün toplu erişim kanalarıyla ve ruha hitab eden etkili reklam ve ince siyasetlerle insanların fikir ve duygularıyla oynanmaktadır. Hakk mürşidlerinin idrak ve inançlarına ise aynı cesaretle yaklaşamazlar, onlardaki varlık müminin ferasetinin mevcudiyeti olduğu için onlardan bakan Allah’tır, onlar kişilerin bütün duygu ve düşüncelerini görürler ve niyetlerini anlarlar. Sizlerde inanan insanlar olarak kendi kalelerinizi ve mescidlerinizi sağlam yapmak ve kötü niyetli insanlardan muhafaza etmek için mutlaka bu yola girmeli Ve bütün Enbiya ve Evliyanın ve günümüzdeki Hakk Mürşidlerinin de tahsil eylediği Tevhid ilmini ehlinden tahsil eylemenizle ancaksın mescidinizi muhafaza edersiniz. Rabbım artniyetli olan mazharlarına irfaniyet ve kemalatının artması neticeyiyle müdahale edeceğinin de müjdesini vermektedir, yeterki sımsıkı ehline sarılıp talim tahsil ve yaşamla daim Tevhid üzere olalım, Rabbım ihsan buyursun.
BAKARA SÛRESİ 115. AYET
وَلِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَاَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve lillahil meşriku vel mağribu fe eynema tuvellu fe semme vechullah, innallahe vasiun alîm.
ZAHİR MANASI : Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : Doğu sizin ruhaniyet yönünüzdür, sırretinizidir, batı ise cismaniyet yönünüz, suret yönünüzdür, ister sıretinizdeki tecellisine bakın istersenizde o sıretin suretten zuhuratına bakın göreceğiniz yalnızca tecelli eden Rabbınızın zuhuratı olacaktır, isnad ve kabiliyet nisbetinde; Bu sizde ve tüm varlıklarda da aynıdır; yani yüzünüzü nereye dönerseniz dönün Zatından Sıfatına Sıfatından da esma alarak fiilleriyle açığa çıkandır Allah. Bunun haricinde hayalde zanada ve yahut, bu alem onun gölgesidir diyerek ayrı ayrı iki şekilde inançla değil bizzat O’ndan başka yok yüzümüzü nereye dönsek bir tek “O” var diyerek bilerek ve görerek inan bir mazharı olabiliriz, biz dahi diyerek ayrı bir varlık düşünmek bile ikilik olur, aciz bir mazharından kab nisbetinde zatını sıfatından seyredendir O. İşte haklığıylada bilmesi bütün esma aldığı sıfatlarda aldığı esmanın icraatıyla hakkını vermesidir. O Allahlığıyla görülmez, O haklığıyla Allah’lığındaki samedaniyetini payelere bölmüş esma alan her varlıkta Hakkıyla mevcuttur, Rububiyetiylede aldığı esmaların icraatları olan fiilullahla bir yüzüyle irşad eden diğer yüzüylede irşad olan “kul” mazhariyesiyle zuhura gelendir Allah. Allah her mazharına en kısa zamanda irfaniyet ve kemalatını yüce kıldığı bu günkü mazharlarındaki gibi idrak edip mutlu ve huzurlu yaşamayı nasib eylesin; iradesiyle Zatının Sıfatlarındaki mutlululuk ve huzurunu yükselen irfaniyet ve kemalat derecesince ve daha yüce seyir buyursun inşallah.
BAKARA SÛRESİ 116. AYET
وَقَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ لَهُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ
OKUNUŞU : Ve kaluttehazellahu veleden subhaneh, bel lehu ma fis semavati vel ard, kullul lehu kanitûn.
ZAHİR MANASI : “Allah, çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. Hayır! Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ındır. Hepsi O’na boyun eğmiştir.
BATIN MANASI : Çocuk edinmek zahiri manada bir baba ve anne yani bir çiftin birlikteliğiyle olur, oysa bilinmelidir ki Allah dendiği zaman esmanın yeri bilinmediğinden tariflerde anlaşılamıyor, Allah uluhiyetindeki adıdır, orada henüz açığa çıkmamıştır, yani sıfatlarına tecelli etmemiştir, dolayısıyla da başka herhangi bir varlık olmadığından başka esmada düşünülemez ve dolayısıyla da bir ikiliğin söz konusu olmadığı yerdeki adıdır. Örneğin bir çekirdek düşünün içerisinde her türlü açığa çıkacak gövde, dal, yaprak, meyve ve daha sonraki meyveler için çekirdek ve çekirdekler mevcut iken henüz zuhuratın olmadığı yerde ne içindeki ağaçtan bahsedilir nede açığa çıktıkça alacağı diğer esmalardan; orada tek varlıktır, tek esmadır… İnsanlar her şey Allah özünden teşbihen çekirdeğinden zuhura gelmiş iken ayrı ayrı meyveler halinde aynı gövde olan Muhammedi vücutta değişik dal ve yapraklar halindeyken kendisini ayrı Allah’ı ayrı görmesi yüzünden ne ifade edilenleri doğru anlamakta nede bu alemde mutlu ve huzurlu yaşamaktadır… Gerek öz yönüyle gerekse açığa çıkış evrelerinde değişik esmalar alsada, vücut ülkesinde olduğu gibi, yer katları olan nefsin mertebeleri ve yine gökler olan Ruh mertebeleri nasıl bir bütün halinde ve tek bir tecelliyi ilahiye ile vücut buluyorsa bu vücut ülkesinde; sahibide Tek olan bu ilahi tecellinin sahibi olan Allah’tır. Ayrı ve gayrı bir inanç hayaldir zandır, itaatsizliktir. Rabbım bu hakikatlere boyun eğen kullarından eylesin bizleri.
BAKARA SÛRESİ 117. AYET
بَدٖيعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِذَا قَضٰى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
OKUNUŞU : Bedius semavati vel ard, ve iza kada emran fe innema yekulu lehu kun fe yekûn.
ZAHİR MANASI : O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.
BATIN MANASI : Kuran-ı Kerim insana insan ise bilip öğrendikleriyle bütün aleme hitab eder, tahsil yoluyla böyledir, şuhud yoluyla da öğrenilenleri uygular, İnsanda ise bu hizmetinde iki yüzüyle hizmet etmek zuhur eder, birisi nefsine, diğeri ruhadır. Aslı birdir, istek merkezidir, ama iyiyi de isteyen kötüyü de isteyen aynı varlıktır. Bu yüzden yerler ve gökler derken bildiğimiz toprağa ve semaya değil insandaki yerlere ve göklere hitab eder Allah. Çünkü bu ayet toprağa hitab etse; toprak kalkıp ayeti okuyamaz. Göklere hitab etse sema eğilip ayeti okuyamaz, o zaman hitab insana ise, yerler deyince bu yerleri ve gökler deyince zahir manada bu gökleri anlayanlar da olacaktır; fakat bu ilimle aklı maaşın idrakıyla olan bir anlayış ve yaşamdır, bunun daha ötesinde ehlinde tahsille elde edilen birde rahimiyet tahsili olan özel ilim vardır ki buda ilmi ledündür, işte burada Allah aklı miad ve ötesi olan aklı küle hitab eder, özel eğitir, ilmin ötesinde zevk vardır ve en ala mutlu ve zevkli yaşam özel tahsil şuhud ve yaşamladır, işte Talak Sûresi 12. Ayetde “Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah’ın emri bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.”
yer katları nasıl 7’dir buyruluyorsa, nefsin merhaleleri olan Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmeine, Raziye, Merziye, Safiye’ye işaret vardır. Bu merhaleleri kat edenler Nefsin merhalelerini geçip arzdan arşa semaya yükselmek için hak kazanırlar, gök katlarıda yine aynı ayetle milinide demesiyle sabittir. Onlar da 7’dir. Buyrulmaktadır. Bunlarda bu alemde âdemiyet ruhuyla müşerref olan ehli olan Mürşid-i Kamillerden irşad eden Allah’ın özel bildirdikleridir. Satırlarda bu ilmi bulmak zordur, özel olduğu için herkese zahir ve açık kılınmamıştır, fakat günümüzde insanlardaki idrak ve anlayış arttığından peyder pey anlayan ve bu zevklere talib olanlar artmaktadır. Böylece ruh mertebelerini de 7 kat kılan Allah yani semasını şöyle dizayn etmiştir, Tevhid ilminin 7 mertebesi olan Fena-i Efal, Fena-i Sıfat, Fena-i Zat, Tecelli-i Zat, Tecelli-i Sıfat, Tecelli-i Efal ve Ahadiyet olarak 7 kat dizeyn olmuştur, bu tahsil talim ve bu makamların şuhud ve zevkleriyle özel rahimiyet tahsilini yapan bir salik görür ki, Ben denilen Zat olan Allah’ın bir sıfatı imiş benden icraatını yapan O imiş. Her varlık cüz yönüyle mutlak iradeye hizmet etmekte imiş. Çünkü bir insan bu alemdeki her branjdaki bütün işleri bilişleri ve evvel ve ahirini zahir ve batınını bir tamam yapabilirse o zaman Allah esmasına talib olur, buda mümkün değildir, fakat cüz yönüylede olsa sıfat zatın tecellisine mazhardır ve yerinde kabiliyetince icraat zatındır… böylece icraatın sahibinin ol demesi o mazharda üçleme sırrı olan zaman mekan ihvan üçlemesiyle vakti saati geldiğinde Ol denmiş ve o mazharda, fiil ve icraatda açığa çıkmasıyla oluverdim demiş olur. Zamanı gelmeden soğan bile cücüklemez, mekanı uygun olmadığı yerde yetişmez, soğanda da o haslet varsa o zaman oluverdim der şartlar uyunca, insanda nefis arzında iken evliya ol diye hitaba muhatab olsa insanlar böyle düşünür Allah Ol dedimi olur derler, hayır böyle değildir, nefis arzındaki kişiye ol demez Allah… ol demesi için şartların yerinde olması gerekir; yoksa bu öğretmenin birinci sınıf talebesine doktor ol demesi gibidir. Bile bile şimdi olmaz zamanla doktor olabilir dediği bir öğrenciye neden ol desin diye düşünmeye sevk eder, böylece insan ol denilene mazhar olabilmesi için cüz iradesiyle yüzünü Rabbına dönmeli her merhale ve her nefeste bir adımlık ol’a mazhar olarak büyük Ol’lara ermelidir, Rabbım cümle kullarına ihsan buyursun.
BAKARA SÛRESİ 118. AYET
وَقَالَ الَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللّٰهُ اَوْ تَاْتٖينَا اٰيَةٌ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
OKUNUŞU : Ve kalellezine la ya’lemune lev la yukellimunellahu ev te’tina ayeh, kezalike kalellezine min kablihim misle kavlihim, teşabehet kulubuhum, kad beyyennel âyâti li kavmiy yukinûn.
ZAHİR MANASI : Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz âyetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık.
BATIN MANASI : İşte hayalde ve zanda bir Allah tahayyül eden insanlar ayrı bir Allah var biz ayrı O ayrı bizimle konuşsa diye beklemektedirler. Halbuki namazda kul aynı dille, “Sübhane Rabbiyel azim” der; subhan olan Rabbım azimdir der hamd eder; aynı dille doğrulurken “semi Allah’u limen hamide” diye hitab gelir; burada ise Allah kulunun hamdini işitti manasıyla, iştim hamdini diye hitab gelmiştir; işiten biraz önce azim olan Rabbım dediğin Rabbındir; aynı dille kulluğuyla hamd eder; aynı vücutta Rablığıyla işitir, arife mucizeye gerek yoktur, bunlar aynel ve şuhuden zevklerdir, daha nice zevk ve zevkleri bu vücutta tatmak mümkündür, yeter ki Rabbınıza yüzünüzü dönün, hayal ve zandan kurtulun Allah ayrı kull ayrı değildir. Ehlinden öğrenin aslım nedir, uzak bildiğim bana benden yakin iken bu uzaklığı nasıl izale ederim… Rabbım ehline gidip bunları tahsil, talim ve yaşamla daim kul dediği mazharda Muhammedi bir mutluluk ve huzurla yaşamayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 119. AYET
اِنَّا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشٖيرًا وَنَذٖيرًا وَلَا تُسْپَلُ عَنْ اَصْحَابِ الْجَحٖيمِ
OKUNUŞU : İnna erselnake bil hakki beşirav ve nezirav ve la tus’elu an ashabil cehîm.
ZAHİR MANASI : Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.
BATIN MANASI : Cenab-ı Hakkın Hak ile müjdesi, insanlara yeni bir anayasa kitabı gibi, içerisinde hem Tevratın hükümlerini hem incilin hükümlerini hem de yenilenen hükümlerle kapsamlarıyla ebediyen hükmünü yitirmeyecek olan Kitap’la müjdeledik diyor, zahirinde Lafz-ı Kuran olan şuhudunda Süvar-i Kitab olan Hakikatinde ise Ümmül Kitab olan Mürşid-i Kamil mazharından Sırretten zuhura gelip tekrar Surretten Sırrete nakledilen Fakat aslında mevcut olanın idrakı için olan bu Halk ediş ve müjde olan âdemiyet ruhuyla bu Hakk sende zuhur eyledi; işte insanlığa Resulu Ekrem Efendimiz mazharından sunulan Hakk en büyük müjdedir, Zatını sıfatından sunmaktadır; bu günde insanlara Mürşid-i Kamiller mazharından yine Cenab-ı Hakk müjde vermekte sizdeki Hakkı da zuhura getirmeyi tarif etmektedir, uyanlar bu müjdeyle müjdelenenler selamete ermektedir, ermeyenlerin hüznü yani cehennem olan dünyada idraksız ve irfaniyetsiz ayrı ve uzak bir yaşam ve bunun getirdiği stres sıkıntı alamadım veremedim, çoluk cocuk derdi, aş iş vs. bütün dertlerle de insan cehennemini yaşar, işte Mazharı olan Muhammedii olanlarada onların bu üzüntülü halleri sizi üzmesin demektedir. Ve sorumluluğu da sizde değildir demektedir. Çünkü biliyor ki Rabbımız mazharı olan Mürşid-i Kamilleri mürsel bir şuurla alemin irşadında kullanıldığı için her mazharının selametini istemektedir mazharı, fakat zuhurat hemen her mazharın selamete ermesiyle olmadığından peyder pey olduğundan üzülmeyin isnad ve kabiliyetler öyle hemen tebdil olmaz, olanları da vardır olmayanları da diye de mesaj vermekte ve ayetle de bunu bildirmektedir. Rabbım mürsel şuurla her mazharına hizmet edebilecek bir gönül ve idrak nasib eylesin, ve böyle bir daim yaşamla yaşayan ve bu hizmette kullandığı kullarından eylesin cümle kardeşlerimizi.
BAKARA SÛRESİ 120. AYET
وَلَنْ تَرْضٰى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارٰى حَتّٰى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَاءَهُمْ بَعْدَ الَّذٖى جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصٖيرٍ
OKUNUŞU : Ve len terda ankel yehudu ve len nesara hatta tettebia milletehum, kul inne hudellahi huvel huda, ve leinitteba’te ehvaehum ba’dellezi caeke minel ilmi ma leke minallahi miv veliyyiv ve la nasîr.
ZAHİR MANASI : Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
BATIN MANASI : İşte yalnız şeriat seviyesinde ve aynı idrakla iman eden insanlar Tenzihen bir Allah’a iman ederler, vardır o kadar, nerdedir nasıldır, zahirim dediğiyle nasıl zahirdir bunu düşünmezler, gök yüzündedir derler bir de Teşbihen inanlar vardır Hristyanlar gibi günümüzde toplumumuzda da Hristiyanlar olduğu gibi inananlar da vardır onlar da bu süvar-i kitab olan alemi onun gölgesidir der ama yine kendisinden uzak ayrı bir Allah tahayyülü vardır, bu alem onun gölgesidir der benzetme yapar fakat ne Tenzihi idrak nede Teşbihi idrak bilinerek şuhuden farkında olarak ve hakikatin zuhuru olan bir inanç değildir. İnsan kendisinde bunu bilmeli ve görmelidir. Eğer kaf sûresi 16. Ayet de kuluma şah damarından yakınım diyorsa, o şah damarı unsuriyet vücudu olan damar kas et ve kemiğinden yakinim demektir, yani ondaki ruhaniyet yönü içindeki duygu ve düşünceleri tecelli ettirenim demektedir. Kişide yücelik ve güzelliklerinin yekünündan tecelli ettirmediklerine Tenzihi yani benzemeziği; çünkü kendi vücut ülkende görmediğin benzeyen değil benzemeyendir, ahlakına dahil etmediğin bir hal senin değildir sadece bilmek ona sahib olmak değildir; yaşamla görülür hal. İşte Tenzihi henüz bizde zuhur eylemeyen bazı yücelik ve güzellikleridir, Teşbihi ise Allah’ı bildiren birçok yücelik ev güzelliğin vucüt ülkesinde zuhura gelmesidir. Çünkü gerek şeriat seviyesinde ibadet ve tatlarla açığa çıkan güzellikler olsun gerek tarikat seviyesindeki haller gerekse hakikatteki… hem şeriat hem tarikat hem de yanında mana ve zevkiyle hakikat yaşamı zuhur eylesin “HEPSİ SAHİBİNİN GÜZELLİK VE YÜCELİĞİDİR” işte nisbet etmeden; sahibine nisbetle bir takva üzere olunursa o zaman bu vücut ülkesinde hakiki Tevhid yaşanır ayrı bir varlığı birlemek değil nasıl bir olanın zuhur eylediği görülmüş olur. Böylece insanoğlu ayrı bir Allah tahayyülünden kurtulup Tenzih olunanı Teşbihle hayatına dahil edip Tevhid üzere daim mutlu ve huzurlu yaşar, kendisinden zuhura gelen Rabbini de görmüş olur. Bu şekilde yaşayan Tevhid ehline de eski yaşantın olan idraklara geri dönme denmektedir. Rabbım daim mazharı olduğumuzu ve kendisini nasıl bu mazhardan zuhura getirdiğinin seyri ve yaşamıyla daim yaşamayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 121. AYET
اَلَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهٖ اُولٰـئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهٖ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهٖ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
OKUNUŞU : Ellezine ateynahumul kitabe yetlunehu hakka tilavetih, ulaike yu’minune bih, ve mey yekfur bihi fe ulaike humul hasirûn.
ZAHİR MANASI : Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
BATIN MANASI : Cenab-ı Allah zahiren kalemle kağıt satırlara yazı yazan değildir; zahiren kağıt satırları yazdığı hali kulluğundan tecellisiyledir. Yine yazan O dur; ama Allah’lığıyla değil, Birde insanların sırretlerine sadırlarına, gönül sayfalarına duygu ve düşünceye tecellisi ile yazılar yazar, Bir Mürşid-i Kamil mazharından zikir ruhuyla zikri, Efal ruhuyla Efali, Sıfat ruhuyla Sıfatı, Zat Ruhuyla da Zatı bildirir, önce ifna ettirir sornrada tecelli böylece Kendisini gösterir. Ve yine fikir gönderir, yazmasıdır bu fikri okumak; duygu gönderir, yazmasıdır bu duyguyu okumak, Allah Rububiyetine tecellisiyle bu vücut ülkesine yazılar yazar ve kulluğuyla da bunları okur. Okuyabilenler için kendilerine kitab verdiklerimiz der Allah. Okuyamayanlar içinde yazılmaktadır ama okunmadığından dolayısıyla ciltlenmemiş eser halini almamıştır ve dolayısıyla da kitab değildir. Boşa akan su gibidir Allah’ın tecellileri; işte bu vücut ülkesindeki yazılanları okuyamayanlar güzeli ve çirkini, celali ve cemali tanıyamazlar böylece olaylarda ve kendileriyle ilgili meselelerde neyin faydalı neyiz zararlı olduğunu bilerek hüküm veremezler ve sürekli zarar içerisinde hayat sürerler. Rabbım ömrünü ziyanda bitiren kullarından eylemesin bizleri, her tecellisini kâr bildirsin zıtlarından ibret ve hikmet, güzellerinde de elbise yapsın üzerimize…
BAKARA SÛRESİ 122. AYET
يَا بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِىَ الَّتٖى اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنّٖى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Ya beni israilezkuru ni’metiyelleti en’amtu aleykum ve enni faddaltukum alel âlemîn.
ZAHİR MANASI : Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün tuttuğumu hatırlayın.
BATIN MANASI : Bu gün isra-il-oğulları; gece olan vahdet aleminde o alemin sahibinin tecelligahları olarak en büyük nimeti olan Zatının Sıfatı olan Muhammediilerden hangi esmayı alırsa alsın fiilleriyle açığa çıkanın kendisi olmasıdır, en büyük nimet Allah’tır. Bu nimeti geride kalan esmanızla hatırlayın siz bir idrak kadar varsınız ister siz olarak hatırlayın isterse Sıfatım olan Muhammediiler olarak hatırlayın isterseniz de mazharımdan ben hatırlamış olayım en büyük nimet Benim buyurmaktadır. İşte Allah’a hakkel yakin vakıfıyet ve Allah’ta baki olarak bir yaşam diğer toplumlara ve bütün kullara göre üstünlüktür. Rabbım bu mutluluk ve huzurunu ona gönül veren kullarından, zatına göre de zatına sıfat kıldığı mazharlardan eksiltmesin daim ve yüceler yücesi kılsın.
BAKARA SÛRESİ 123. AYET
وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزٖى نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْپًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
OKUNUŞU : Vetteku yevmel la teczi nefsun an nefsin şey’ev ve la yukbelu minha adluv ve la tenfeuha şefatuv ve la hum yunsarûn.
ZAHİR MANASI : Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin (aracılığın) yarar sağlamayacağı ve hiç kimsenin hiçbir taraftan yardım göremeyeceği günden sakının.
BATIN MANASI : İnsanlar idraklar açıldıkça görecekler ki, zelzele sûresinde buyrulduğu gibi kıyamet idraken eski halimizin kalmayıp yeni halimizle bir yaşam olacağı, dünyanın kıyametinin de, tenzihen bilinen bir Allah inancından bizzat kulundan işiten gören ve konuşan bir Allah olduğunun inanç şuhud ve yaşamına şahid olundukça eski dünya yıkıldı yeni dünya bu deneceği görülecektir. Böylece herkesin kendi kıyametini de, ektikleriyle kendi geleceğini de o mazhardan işleyip hazırladıklarıyla akıbetini hazırladığını görecek o gün anlayacak ki; kimse kimseye bir şey yapmıyor, herkes kendine yapıyormuş… kimsenin kimseye faydası olmuyor herkesin kendine faydası oluyor, yani miskal nisbetinde de olsa sizin için hayır işlerseniz o karşınıza çıkacak miskal nisbetinde de şer işlerseniz o karşınıza çıkacak; o zaman bu alemde isteyen cehennemi isteyende cenneti işledikleriyle seçiyor; o zaman bu alemde yaşanmaktadır ahret diye bir idrak ediş zuhur etmezmi, işte bunu idrak edenin kıyameti kopmuş o gün bu gün olmuş yani idrak edildiği gün olmuş olur; Rabbım kıyametini kendisi koparan idrak edip ahreti için bu alemde mutlu ve huzurlu yaşayan kullarından eylesin cümlemizi.
BAKARA SÛRESİ 124. AYET
وَاِذِ ابْتَلٰى اِبْرٰهٖيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّ قَالَ اِنّٖى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًا قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖى قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve izibtela ibrahime rabbuhu bi kelimatin fe etemmehunn, kale inni cailuke lin nasi imama, kale ve min zurriyyeti, kale la yenalu ahdiz zalimîn.
ZAHİR MANASI : Bir zaman Rabbi İbrahim’i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: “Ben seni insanlara önder yapacağım.” İbrahim de, “Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)” demişti. Bunun üzerine Rabbi, “Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz” demişti.
BATIN MANASI : İbrahim a.s Tevhid babasıdır; Tevhid ilmi bütün ilimlerin önderidir bu yüzden de İbrahim a.s da İnsanlara önder olmuştur, çünkü önder olanın ismi ve yahut 60-70 kiloluk cismi değil içerisinde barındırdığı duygu ve düşüncelerin cemi olan tahsil edilen ve sonunda nasıl bir imiş Allah bu şuhud ve yaşam zevkine varılan Tevhid; hem bütün ilimlere hem de o diğer ilimleri giyenlere önderdir. Soyundan da devam etmesi aynı ilmi tahsil talim ve yaşam haline getiren mazharlarda Rab mazharlarıdır, ve yine irşad o mazharlardan devam eder, böylece önderlikte devam etmiş olur. Rabbım olan Allah bu sözü verdim demekle yol bu yoldur buyurmaktadır. Ehlinden Hakkel yakin bir Tevhid tahsili nasib eylesin cümle ümmeti Muhammede ve Muhammede ümmet olacaklara.
BAKARA SÛRESİ 125. AYET
وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًا وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰهٖيمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَا اِلٰى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِىَ لِلطَّائِفٖينَ وَالْعَاكِفٖينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
OKUNUŞU : Ve iz cealnel beyte mesabetel lin nasi ve emna, vettehizu mim mekami ibrahime musalla, ve ahidna ila ibrahime ve ismaile en tahhira beytiye lit taifine vel akifine ver rukkeis sucûd.
ZAHİR MANASI : Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.”
BATIN MANASI : Kabe gönül evidir; en güzel toplantı yeri bu kabenin içerisinde yani Allah’ın gönlünde küçük küçük mescidler olan cüzül Kabelerinizde en güvenli yerlerinizdir. Makam-ı İbrahim olan Tevhidin itminanlığına sahib olan gönül nasıl birmiş; Zatından Sıfatına, Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkan Rabbım ister bütün alemdeki varlığıyla bu hakikati sergilesin isterse her mazharda aynı hakikat üzere bir olsun aynıdır. İster bir damlanın terkibi olan sizdeki terkib isterse deryadaki hal aynıdır. Tavaf edenler olan bizler ise 3 çalımlı “kendimize nisbet eylediğimiz efalimiz bizimdir, sıfatımızı bizimdir vücudumuz bizimdir deyişimiz 3 nisbiyetimizinde bizde çalıma, cakaya ve varlığa ve dolayısıyla benlik ve nisbiyete sebebiyetiyle çalımımız olmuş olur, bunları hızla geçin demektir 3 çalımlı ve hızlı tavaf, 4’ü de sakinidir, kendi varlığından geçince hakkın varlığıyla var olunan vücut sakindir, Tecelli-i Zat Tecelli-i Sıfat Tecelli-i Efal ile Ahadiyet’e mazhar olan 4 sakin tavafı yapandır İsmail, bu günkü esmasıyla her kim bunlara vakıf ise; rukü ve secde edenler, sıfatını ve vücudunu kendisine değil hakka nisbet edenlerdir; onlara gönül evi hem herdem açık hem de tertemizdir, yani ikinci bir varlık olan kişinin kendi varlığı yoktur, temizdir tek Zat tek Sıfat ve tek Efali ilahiye ile âdemiyetdir Zatın zuhuratı fillerle açığa çıkışıdır. Rabbım gönül kabesinde mazharı olan Muhammedin kıldığı namazlar gibi namaz kılmayı cümle kullarına nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 126. AYET
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَدًا اٰمِنًا وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَلٖيلًا ثُمَّ اَضْطَرُّهُ اِلٰى عَذَابِ النَّارِ وَبِئْسَ الْمَصٖيرُ
OKUNUŞU : Ve iz kale ibrahimu rabbic’al haza beleden aminev verzuk ehlehu mines semerati men amene minhum billahi vel yevmil ahir, kale ve men kefera fe umettiuhu kalilen sümme adtarruhu ila azabin nar, ve bi’sel mesîr.
ZAHİR MANASI : Hani İbrahim, “Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır” demişti. Allah da, “İnkâr edeni bile az bir süre, (bu geçici kısa hayatta) rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım. Ne kötü varılacak yerdir orası!” demişti.
BATIN MANASI : İbrahim olan Tevhid ilmiyle Fena makamlarıyla ifna, beka makamlarıyla bakiliğiyle nasıl idraken zaten mevcut olanın Bir olduğununun ve mevcut Zata halk olan Sıfatlarımızın iman edişinin nasıl olduğunu, kulağa hakkı işitmesiyle rızıklandığını, göze hakkı görmesiyle rızıklandığını, dile hakkı söylemesiyle rızıklandığını, vs. bütün aza ve cevahirin nefse değil Ruhun tecellileriyle rızıklandıklarını görenlerdir İbrahimler; İbrahim değil de Ebu cehil, ve Ebu leheb olan bu günkü aynı hayatı yaşayanları bile bir süre idrak etsinler diye zorluklarla yani celal tecellileriyle rızıklandırır ki yeter ki idrak etmelerine yardımcı olmak için, fakat ne yazıktır ki mutluluğun kıymetini bilmek için olan hüznü bile idrak edemezler. Bütün yücelik ve güzelliklerin zıtları olan esfel ve nakısıyetler sırf yüce ve güzellikleri daha çabuk idrak edilsin diye vardır, fakat buna rağmen idrak edemeyenler içinde yapacak bir şey yoktur o demde. Rabbım idraksızlıktan, gaflet ve ahmaklıktan uzak tutsun cümle kullarını.
BAKARA SÛRESİ 127. AYET
وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰهٖيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰعٖيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ
OKUNUŞU : Ve iz yerfeu ibrahimul kavaide minel beyti ve ismail, rabbena tekabbel minna, inneke entes semiul alîm.
ZAHİR MANASI : Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.
BATIN MANASI : İsmail olan kişinin kendisi ile İbrahim olan Tevhid idrak ve yaşamı, gönül kabesindeki Temel inanç ve itikadı sağlamlaştırıp, şuhud ve idraklarlada diğer katları meratibi ilahiyenin makamlarının idrak ve zevklerini de yerleştirir. Kişide de duyguyu tecelli ettiren o vücuda gelmeden ne duygusu olduğunu, düşünceyi de tecelli ettiren gelmeden ne düşüncesi olduğunu bilmektedir, Allah bir Sıfatına kulum dedimi zikir ve fikrinde makamlardaki Rabıta ve şuhudlara devam eyledikçe o kişiye duygu ve düşüncelerinin zıtlarından çok ona faydalı olan ve idrakını açacak ve zatına vakıfıyete götürecek olanlarını gönderir. Tıpkı kabullenişi değiştikçe kişinin eski hali ölüp yeni haliyle yaşadığı gibi; Rabbım bu idraklarla yaşamayı ve aciz mazharlarındaki zevkleriyle zevkidar olmayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 128. AYET
رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ
OKUNUŞU : Rabbena vec’alna muslimeyni leke ve min zurriyyetina ummetem muslimetel lek, ve erina menasikena ve tub aleyna, inneke entet tevvabur rahîm.
ZAHİR MANASI : “Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.”
BATIN MANASI : Teslimiyet islamiyetin özüdür, ama bir bilmeden teslim oldum diyenler vardır, birde bilerek mazharı olan Nürşid-i Kamil mazharından Alemlerin Rabbına teslim olmak vardır. Nisa Sûresi 64. Ayet de “Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.” Her peygamber ve elçi Allah’ın izni ile gönderilmiş ve itaat edilsin yani teslim olunsun diye gönderilmiştir. Ve özellikle kendi başına edilen tövbelerin değil, Mürşid-i Kamil ile birlikte edilen tövbede Mürşid-i Kamil de o kişi için bağışlanma dilerse işte bu tövbenin kabulünden şüpheniz olmasın diyor ayeti kerime. Demek ki anlaşılan Allah’a teslim olmak onun Kemalat ve İrfaniyetine mazhar olmuş Mürşid-i Kamil mazharına gidip o mazhardan alemlerin Rabbına teslim olunabilir demektir. Ve yine o mazhar canlı kurandır çünkü; Resulu Ekrem Efendimizin henüz Kuran-ı Kerim nail olmadan nasıl Efal ayetleri olan kendindeki fillullahı ve yine kendisindeki Sıfat ayetleri olan Sıfatullahı ve kendisindeki Zat ayetleri olan Zatullahı okudu o zaman idrak eyledi ki kendisinden ayrı bir yerde Zat, ve kendisi dediği ona Sıfat ve açığa çıkanında filleriyle zahir olan Allah olduğunu gördü, ancaksın kabul olan bir tövbe ile okunan canlı ayetlerle sadırdan tahsil ile ibadet her an ve her nefes kişide tecelli eden duygu ve düşünceleri görmekle devam etmekte ve alem bu şekilde sahibine ibadet etmektedir. Bilenler kendilerine gelen duygu ve düşüncelerin iyilerini seçmekte akıbetlerinin güzel olmasını istedikleri için, bilmeyenler sıradan yaşamakta ve özellikle niyetleri kötü olanlarda nefsi bilmek ve nefisle olmak istediğinden de özellikle zıtları olan kötüleri seçmekte ve yaşamaktadırlar böylece isnad ve kabiliyetlerinde de değişme istemediklerinden o demdeki cüz iradeleriyle yüzlerini bir Mürşid-i Kamil mazharından Rablarına dönmediklerinden yerleri ebedidir. Rabbım yüzünü Rabbına dönüp mazharından Zatı olan Allah’ı âdemiyet olan Fiillullahla yani canlı bir Muhammedii olandaki fiillerin zuhuruyla açığa çıkarır. Âdemiyete mazhar olanlarda cibilliyeti güzel fiiller zuhur eder, Âdemiyete mazhar olmayanlarda ise cibilliyeti bozuk filler zuhur eder, cibilliyeti bozuk fiiller bile güzellerini göstermek içindir böylece Allah celalede tecelli eylese cemalini bildirmek için zuhura gelmiştir, kısaca kendisini her kab ve kabiliyet üzere seyreylemekte ve zatı olan bilinmekliğine hizmet etmektedir. Rabbım bu vücut ülkesinde bilinmekliğiyle aynı fikre ve aynı zikre hizmet edebilmek için, duygularımızda Merhamete, düşüncemizde de Hizmete odaklı bir hayat yaşamayı nasib eylesin. Çünkü siz teşbihen Zat olsanız sıfatlarınız kullarınız olsa hangi insan bir gözüne kıyar ve yahut bir kulağına kıyar işte Allah da hiçbir kuluna kıymak istemez fakat mazhar kabiliyet olarak istenilen deme hazır olmadığından vaktini ve zamanını beklemektedir. Rabbım aşkla demlenip an demine giren ve bir an önce hazır olan kullarından eylesin cümle tecelligahlarını.
BAKARA SÛRESİ 129. AYET
رَبَّنَا وَابْعَثْ فٖيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكّٖيهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ
OKUNUŞU : Rabbena veb’as fihim rasulem minhum yetlu aleyhim ayatike ve yuallimuhumul kitabe vel hikmete ve yuzekkihim, inneke entel azizul hakîm.
ZAHİR MANASI : “Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.”
BATIN MANASI : Bu nida mazharından bilinmeyi muradıyla zahir olan Allah’ın her mazhara kendi içinden yani kendi cinsinden ve kendi dilinden hitab edip irşad edecek bir başka mazharla yakinlik vesilesi kurmuştur. Toprağı toprağın diliyle cinslerindeki verimlikle irşad etmiştir en çorak haline esfel, en verimli haline âla demiştir, nebadattada, hayvanattada insanda da bu düzen aynıdır. İçinden irşad vardır bu irşad suretten surete olduğu gibi suretten sırete ve sırettende sırete irşad vardır. Kalpten kalbe bir yol olduğu gibi, zübde ve öz olan Muhammed de bu içinden irşad gönlündeki Rab mazharından alemlerin Rabbı olan Allah ile görüşerek Efal, Sıfat ve Zat ayetlerini okumuştur, öz olması hasebiyle Resulu Ekrem Efendimiz kendi mazharından görmüştür, daha sonraki Sahabeyi Kiram ise Resulu Ekrem Efendimizin mazharını gönlüne koymuş ve o mazhardan buyuran Allah ile görüşmüştür, bu günde Efendilerimizin mazharı Allah ile görüşmek için afakta ve enfusta, zahirde ve batında, kesrette ve vahdette en yüce ve kusursuz görüşme mazharıdır. Böylece bu vasıtalar ile mescid-i Aksadan mescid-i harama dönesiye kadar bu tahsil devam eder, sonrada mazhar kendisinde Resulu Ekrem Efendimzdeki öz ve zübde oluşunun zevkiyle kendisinden kendisine nasıl irşad olmuş ve seyreylemiş ise o mazharda kendisinden zuhura gelen Rabbını görmüştür, Rabı ayrı kendim dediği ayrı değildir demiştir. Rabbı Zatı, kendim dediği Rabbının sıfatıdır. Zatın Sıfata tecellisiyle zuhura gelen fillerde âdemiyet olan Allah’ın fillerini zuhura getirmek ve böylece de Fillerden Zahir olan Allah Sıfatından kendisini seyreylemiş olmaktadır, Sıfat ve Sıfatları olmadan bu seyri yapamayan Allah bu yüzden bilinmeyi yani Sıfatlarına tecelli eylemeyi murad eylemiştir. Rabbım Zatına layık Sıfat ve Sıfatları kılsın cümle tecelligahlarını.
BAKARA SÛRESİ 130. AYET
وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ اِبْرٰهٖيمَ اِلَّا مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِى الدُّنْيَا وَاِنَّهُ فِى الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحٖينَ
OKUNUŞU : Ve mey yerğabu ammilleti ibrahime illa men sefihe nefseh, ve le kadistafeynahu fid dünya, ve innehu fil ahirati le minas salihîn.
ZAHİR MANASI : Kendini bilmeyenden başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, biz İbrahim’i bu dünyada seçkin kıldık. Şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.
BATIN MANASI : İşte kişi nefsini bilmedimi, bu benim dediği varlığın yani Fillerinin Failini, Sıfatın Mevsufunu, ve Vücudun Mevcudunu bilmedimi, İbrahimin dini olan Tevhidi yani herkesin Allah Bir’dir (1) dediği Allah’ın nasıl bir olduğunu idrak edemez. Zatı aynı vücutta Sıfatları aynı vücutta filleride aynı vücuttan tecelli ediyor, ister cüz yönüyle kendinize isterse kül yönüyle alemi yek vücut görün aynıdır. Zatından Sıfatına Sıfatından Esma alarak Filleriyle açığa çıkan bir Allah olduğunu bilmedi mi o zaman layıkıyla mutlu ve huzurlu olamaz, Kalbin mutmein olması kişinin diliyle söylediğini gözüyle görmesiyle mümkündür, mutmein olunmayan vücutta mutluluk tam manada zuhur etmez. Bu yüzden İbrahim ve İbrahimler seçkindirler, her mazhar bu huzur ve mutluluğa Tenzih ve Teşbihin nasıl yek vücutta Tevhid olduğunun idrak ve yaşamının zevkinde değildir. Ahiret olan vücut ülkesindeki iç aleminde de vahdaniyet aleminde de Rabbıyla birliktedir, ister zatına dönsün sıfatından zatını seyreylesin isterse kesrete çıkıp sıfatlarından zatını seyreylesin aynı zevk ve mutluluğu yaşatır. Rabbım cümle mazharlarına kendi mutluluğunun zuhuru için bu demi daha erken ve daha yüce yaşatsın inşallah. Rabbım en iyisini bilendir.
BAKARA SÛRESİ 131. AYET
اِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ اَسْلِمْ قَالَ اَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : İz kale lehu rabbuhu eslim kale eslemtu li rabbil âlemîn.
ZAHİR MANASI : Rabbi ona “Teslim ol” dediğinde, “Âlemlerin Rabbine teslim oldum” demişti.
BATIN MANASI : Bu gün kim ki islamla yani teslimiyetle müşerref ol dendiğinde bir Mürşid-i Kamilin dizinin dibine gidipte; bezmi elest olan o mazhardan Allah’a ben seni layıkıyla bilmiyorum bilen sensin ve irşad olmaya teslim olmaya geldim der, niyeti budur. Ve o mazhardan ben senin Rabbın değimliyim denilmiştir henüz salik teslim olan bunu bilmesede görecektir ki, Alemlerin Rabbına mazharı olan Mürşid-i Kamil mazharından tövbe edip teslim olunur ve Sırasıyla Âdemiyet Ruhunun peyder pey Mürşid-i Kamil mazharından üflenmesi zuhur edecektir. Ve hicr Sûresi28- 29. Ayette “(28-29) Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.” Allah bizzat üfürdüm demesiyle kendisinin üfürdüğünü ve mazharı olan Mürşid-i Kamilden bunu yaptığını söylemektedir. O zaman bizler bir Mürşid-i Kamile gidince kime teslim olmuş oluyoruz sorusuna bu idraklarla vereceğimiz cevap aynen şu olacaktır. O mazhardan üfürdüm diyen Alemlerin Rabbına teslim olmuş oluyoruz. Hayalde ve zanda bir Allah’a değil mazharından icraatını yapan bildiğimiz sıfatından tecellisiyle gördüğümüz Allah’a teslim oluruz. İbrahim ve İbrahimler bunu kendine nisbet eylediğini varlığı kalmayınca; yani Zikir Ruhuyla başlayıp, sırasıyla Efal Ruhu, Sıfat Ruhu ve Zat Ruhlarını Allah mazharı olan Mürşid-i Kamilden üfürünce idrak edecektir ki bu varlık benim değil Rabbımındır ben dediğimde onun kulu yani sıfatıdır. Böylece diyecektir ki şuhuden teslim oldum. Varlığı kalmayan teslimdir yoksa bu yolları sırasıyla kat etmeyenler lafla ilimle teslim oldum deseler de her zaman benlikleri ve varlıkları duracaktır; böylece de teslim olmadan bir ömür sürmüş ve islamla layıkıyla müşerref olmadan da ölmüş olacaklardır. Rabbım cümle kullarına tarifi üzere teslim olmayı ve islamla İbrahimler gibi müşerref olmayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 132. AYET
وَوَصّٰى بِهَا اِبْرٰهٖيمُ بَنٖيهِ وَيَعْقُوبُ يَا بَنِىَّ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰى لَكُمُ الدّٖينَ فَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
OKUNUŞU : Ve vassa biha ibrahimu benihi ve ya’kub, ya beniyye innellahestafa lekumud dine fe la temutunne illa ve entum muslimûn.
ZAHİR MANASI : İbrahim, bunu kendi oğullarına da vasiyet etti, Yakub da öyle: “Oğullarım! Allah, sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak ölün” dedi.
BATIN MANASI : Bu gün bizlere olan bu hitabda eğer Dün Resulu Ekrem Efendimiz bu yolu tarif eylemiş ve vasiyet etmiş ise, Bütün peygamberler aslını bulmak için İslam olan teslimiyetle aslına vuslat için bu yolu seçmiş ise işte bu günde bu hitabı işitenlere söylenen Resulu Ekrem Efendimizin yolundan gidenler İbrahime evlat olanlar, onların varisleriyle aynı dönemde yaşayanlar, Allah sizin içinde islamı teslimiyeti ve ehlinden Tevhidle en kısa zamanda Zatınız olan Allah’a yakin olmayı öğrenmenizi hayırlı gördüm bu yoldan ayrılmayın diye buyrulmaktadır. Ama ayetlere bir bakmak vardır, birde onları görmek vardır, görmekle basiret arsındaki fark işte bu vakıfiyete ermek ve ermemek arasındaki farkı doğurmaktadır, Sıdk ile Teslim olanlar mahrum edilmez buyrulması işte buna işarettir, teslimiyetinizi sıdk ile ve şeksiz şüphesiz yaparsanız mahrum olmazsınız denemektedir. Rabbım cümle mazharlarına ihsan buyursun.
BAKARA SÛRESİ 133. AYET
اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ اِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ اِذْ قَالَ لِبَنٖيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدٖى قَالُوا نَعْبُدُ اِلٰـهَكَ وَاِلٰـهَ اٰبَائِكَ اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ اِلٰـهًا وَاحِدًا وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
OKUNUŞU : Em kuntum şuhedae iz hadara ya’kubel mevtu iz kale li benihi ma ta’budune mim ba’di, kalu na’budu ilaheke ve ilahe abaike ibrahime ve ismaile ve ishaka ve ya’kube ilahev vahida, ve nahnu lehu muslimûn.
ZAHİR MANASI : Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilâhına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler O’na boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?
BATIN MANASI : Bu gün bizlerden önce islama yani teslimiyet, yani bir mazhardan Alemlerin Rabbına teslim olmayı Emreylereyen Allah, mazharı olan Elçilerinden de bunu tekrar tekrar dillendirerek, silsile yoluyla bu gün Efendim dediği Mürşüdü mazharından silsile yoluyla onunda Efendisine ve onun efendisininde efendisine ve Efendilerin Efendisi olan bu aleminde özü ve zübdesi olan Resulu Ekrem Efendimize Teslim olunacağını onunda Allah’ın en kemalatlı ve İrfaniyette en yüce tecelligahı oladuğunu, Sırreti Allah sureti Hakk olarak tecelli eylediği mazhardan bu günkü mana itibariyle Mürşid-i Kamile Teslimiyetinde aynı olduğunu bizlere bildirmektedir Rabbım. İşte Tek ilah yani tek olan aynı terkib üzere Sırretiniz Hakk suretiniz kull dur diyerek kul köledir kölenin varlığı olmaz öyle bir teslimiyet sergileyin ki Sırretinizdeki Rabbınıza suretiniz itirazsız kull olsun buyrulmaktadır. O gün bu sözlerin söylendiği gün orada hazır bulunmak aynı manayı bu gün hissetmek ve yaşamakla mümkündür, kim o teslimiyeti yaşadıysa o günü bu gün yaşamıştır, çünkü Allah an üzeredir, an demine girildiğinde O an Bu an’dır. Rabbım cümle insanlığa bu teslimiyeti yaşamayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 134. AYET
تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْپَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Tilke ummetun kad halet, leha ma kesebet ve lekum ma kesebtum, ve la tus’elune amma kanu ya’melûn.
ZAHİR MANASI : Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.
BATIN MANASI : İşte bu demde de diğer ümmetlerin nasıl Bildikleri bir mazhardan Rabbına teslim olmalarıyla İbrahimin yolu olan Tevhidle hakiki mutluluk ve huzura erişmişlerse onların huzur ve mutlulukları onların; sizde onlar gibi aynı yolu takib edin sizde erişin denmektedir, bütün ibadet ve tatlar vasıtadır, size Allah’a sıfat ve mazhar olduğunuzu sizden açığa çıkanın Rabbınız olduğunu ve onun mutluluk ve huzuruyla unsuriyeti vücudunuzun ömrünce bu alemde mutlu, misal vücutla da daim mutlu ve huzurlu ve zevlerle zevkidar bir ebediyet için sizde aynı yolu takib edin deniliyor, Rabbım ihsan eylesin, mazharı olan bizlerde layık olalım inşallah.
BAKARA SÛRESİ 135. AYET
وَقَالُوا كُونُوا هُودًا اَوْ نَصَارٰى تَهْتَدُوا قُلْ بَلْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ
OKUNUŞU : Ve kalu kunu huden ev nesara tehtedu, kul bel millete ibrahime hanifa, ve ma kane minel müşrikîn.
ZAHİR MANASI : (Yahudiler) “Yahudi olun” ve (Hıristiyanlar da) “Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dediler. De ki: “Hayır, hakka yönelen İbrahim’in dinine uyarız. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
BATIN MANASI : Toplumda yalnız tenzihe inananlar; şeriat seviyesindeki bir kabullenişle, Yalnız bizim gibi yaşayın ki, doğru yolu bulasınız böylece kurtulanlardan olursunuz; ve yine hıristiyanlar gibi yalnız teşbihe inanmayı kabul edenler gibi olun ki selamete eresiniz diyenlerde vardır, her ne kadar halkları elçilerinin aksini yaşamışlarsada geçmişte de günümüzde de toplumda her iki fikrede birbirini çekmek vardır; teşbihteki gibi çokça ibadetlerle tıpkı tarikatler gibi, sünnetlerle benzemeye çalışarak, selamete çıkarmaya çalışanlarda vardır. Her ikiside eksiktir, tenzih ve teşbihin tevhidi gereklidir tıpkı Tevrat ve incilin cemi olan; Musa a.s ve İsa a.s’ın cemi olan Resurullah Efendimizdeki Tevhid’i yaşam şarttır. çünkü ilim irfaniyet ve hakikatte nasıl her yücelik ve güzelliğin Allah’ın olduğuna ve Tevhidin birlemek değil bir olanın nasıl yek vücutla zahir olduğunu bilmek görmek ve bilip görerek iman etmek olduğunu kabul edin İbrahim ve İbrahimler gibi ve benim bütün elçilerimin de tahsil eylediği gibi hakikati ancaksın Tevhid tahsiliyle elde edersiniz. Yoksa sen ayrı Allah ayrı bir inançla ibadet ve taat yapmak ikiliktir ortak koşmaktır, O’nun ortağı yoktur. Nasıl Birdir bunu iyi bilmek gerekir, bunun için Tevhdi tahsili şarttır. Benim dediğin fiillerin senin değildir, Sıfatların senin değildir, vucüt da senin değildir, O vücudu ayakta tutan Ruhaniyetin sahibidir Allah, bu yüzden sen nasıl diyorsan güç ve kuvvetim yok güç kuvvet sahibidir Allah O zaman bunu da bileceksin, Allah çekirdeğinden zuhura gelen bütün meyveler, gövdede gövde ismini, dallarda dal ismini, yapraklarda yaprak meyvelerde de meyvelerin esmalarını alıyorsa iyi bilsinler ki hepsi bir çekirdekten zuhura gelmiş ve o çekirdeğin mahsuludur, ayrı biliş ve idraksızlıklar irfaniyet ve kemalatsızlık insana kendisi ayrı Allah ayrıdir dedirtmektedir. Namazda bile miraç yapanlar iyi bilirler ki, aynı dille rukuda noksan sıfatlardan münezzeh olan rabbıma hamd ederim diyen sıfata, doğrulurken Zat ise işittim senin hamdini demektedir. Hergün bunu defalarca söylerken ömrümüzce sayısını unuttuğumuz miktarda telafuz ederken bir günde manasına bakmamışız, öğrenmemiş ve üzerinde de tefekkür etmemişiz, böylece de bilmediğimiz doğruluğunu şuhuden tespit etmediğimiz boşluklarıda hayal ve zanlarla doldurmuşuz, işte bu hayal ve zanlardan kurtulup Tevhid üzere iman ve şuhudlarıyla aydınlanmış bir yaşamla daim ömür sürmek insanı Allah’ın sıfatı olduğunun hakikatine ve filleriyle açığa çıkanında Rabbimiz olduğunu ayan beyan görmeye götürecektir. Sizlerden iyi bir şey zuhur eylediğinde Rabbinizi, kötü bir fiil zuhur eylediğinizde de nefsinizi görmüş olacaksınız; artık böylece görerek kendinizdeki Rabbınızdan isteyerek hayal ve zandan kurtularak eksiklerimzi ehlinden de tahsille peyder pey izale ederek mutlu ve huzurlu bir yaşam geçirmeniz zuhur edecektir. Rabbım tüm insanlığa ihsan eylesin.
BAKARA SÛRESİ 136. AYET
قُولُوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَا اُنْزِلَ اِلٰى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَا اُوتِىَ مُوسٰى وَعٖيسٰى وَمَا اُوتِىَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
OKUNUŞU : Kulu amenna billahi ve ma unzile ileyna ve ma unzile ila ibrahime ve ismaile ve ishaka ve ya’kube vel esbati ve ma utiye musa ve isa ve ma utiyen nebiyyune mir rabbihim, la nuferriku beyne ehadim minhum, ve nahnu lehu muslimûn.
ZAHİR MANASI : Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”
BATIN MANASI : İşte Cenab-ı Allah bizlere bildirmektedirki, hangi seviyede görürseniz görün, ister Tenzihen şeriat seviyesinde Musa A.S’ın bildirdiği ve Tevratta yazılanlar gibi Tenzihi bir imanla bana inanın ve O imanın bildiği gibi bir itikad ve şuhudla güzel olanların yanında olun; isterse Teşbihi bir inançla İncilde bildirilenler gibi İsa A.S’ın yaşantısı ve bildirdikleri gibi Teşbihen bir iman ve itikalda bana inanın yani bütün bu güzellikleri Allah’a nisbet edin; isterseniz de; Ki! en âlâ ve yücesi budur, her ikinsin de cemi olan Muhammed Mustafa S.A.V’e indirilen Kuran-ı Kerime yanı her ikinsin de cemi olan Tevhid’e göre iman ve itikadınızı sağlamlaştırın ve hiç ihtilafsız her nerede ve hangi seviyede bir yücelik ve güzellik görürseniz, o fiilden görünüyorsa faili Allah’tır deyin, Sıfattan görünüyorsa Mevsufu Allah’tır deyin, Vücuttan görünüyor ise Mevcudu Allah’tır deyin, eğer o cibilliyeti güzel bir fiil, sıfat ve zat ise işte o şerita göre şer-i atılmış, tarik-at’a göre ayrı olan yoldan ayniyete girmiş, hakik-at’a göre de gerçeğe aykırılığından ayrılmış ve bilinen ve görünen bir gerçek ve hakikat olan, ayni ve güzel olan Allah denildiğinde akla ters bir zıtlığın yaşantısı ile gelmeyecek, Resurullah denildiğinde de zıtları olan olumsuz ve nahoş ve tezat olan hiçbir hal ve yaşamda bulunmamış bir hatırlatma ile size her şeyin en güzeline en doğrusuna ve en yaşanılır olanına götürecek olan Tevhid-i Seçin Tevhidde Cemmül cem makamında, ilimle meratib yapanlar görürki daha yaşamla eksikleri durmaktadır, bu yüzden kişi yaşarken Hep O’der fakat elbise olarak üzerine ise zıtlarını değil güzel olanlarını giyer, halkın değil hakkın sıfatıyla sıfatlanır ki hakkın fiili zuhura gelsin için. Rabbım hiç ihtilafı olmayan tam bir mutluluk ve huzur modeli olan her şeyi farkıyla gösteren ve ben dediğinin Allah’ın bir sıfatı olduğunu kendisinden açığa çıkanların güzellikler olduğunda Allah’ın güzelliği, çirkin, eksik ve nahoş olan durumlarda ise nefsimin yani benim bir eksiğim olduğunu bildiren ve gösteren bir yaşamla güzellikleri Hakk elbisesi ve ahlakıyla giyen eksiklerini de gün be gün izale ederek daim mutlu ve huzurlu bir yaşam yaşayan kullarının zümresine cümlesini dahil eylesin.
BAKARA SÛRESİ 137. AYET
فَاِنْ اٰمَنُوا بِمِثْلِ مَا اٰمَنْتُمْ بِهٖ فَقَدِ اهْتَدَوْا وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا هُمْ فٖى شِقَاقٍ فَسَيَكْفٖيكَهُمُ اللّٰهُ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ
OKUNUŞU : Fe in amenu bi misli ma amentum bihi fe kadihtedev, ve in tevellev fe innema hum fi şikak, fe seyekfikehumullah, ve huves semiul alîm.
ZAHİR MANASI : Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, gerçekten doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düşmüş olurlar. Allah, onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : işte bu günde Resulu Ekrem Efendimizden bu güne İbrahim, İsmail, İshak ve Yakub A.S derken manen ta bu güne kadar silsile yoluyla Efendimizden bu güne Efendilerimiz olan Mürşid-i Kamillere değin Tevhid ilmi elden ele dilden dile bizzat biat ve teslimiyet ile sadırdan sadıra yazıla gelmiş ve halende hem Tenzihi ile hem Teşbihi ile şeriatı da Tarikatı da bünyesinde barındıran, zahirini zahire göre batınını batına göre yaşayan Tevhid ehillerine göre diğerleri de bizlerde sizin gibi iman ettik, ihtilaf istemiyoruz, her güzellik Rabbımındır, hakikatte güzel vardır, daha güzel vardır en güzel vardır, haza batıla abes ve çirkin yoktur, en güzeli de her şeyi tüm hoşgörüsüyle yerinde gören Tasavvufla iç içe bir yaşam ve tahsilinde bütün mesleki Resulun tahsili olan Tevhidle tahsil olunan ve varlığın hakikatinin Rabbımın hakikatı olduğunu ayan beyan gösteren Sırretimiz hakk suretimiz halk olan mazharlar olarak mutluluk ve huzur içerisinde herkesle barışık bir yaşam sürmektedirler, eğer böyle bir yaşama dahil olanlar olursa gerçekten dosdoğru yolu bulmuştur, eğer hayır bizler eski bildiğimizle amil olacağız derlerse o zaman derin bir ayrılığa düşmüşlerdir buyurmaktadır; Rabbım özellikle bu dönemde insanların saflarını tayinde sırretleri göremediği ve kime inanacağını bilmekte zorlandığı bu dönemlerde, bu tahsil ile Rabbının gözünden bakmasıyla değil basiretiyle görmesiyle, Rabbının kulağından duyması değil bizzat işitmesiyle, vs. bütün aza ve cevahirinden Rabbımın icraatını yapacağı bir yol olan kendi varlığını hakkın varlığında yok etmek olan Tevhid Tahsiliyle tanışıp melamet’e ermelidir. Rabbım ihsan buyursun cümle insanlığa.
BAKARA SÛRESİ 138. AYET
صِبْغَةَ اللّٰهِ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ
OKUNUŞU : Sibğatellah, ve men ahsenu minellahi sibğatev ve nahnu lehu abidûn.
ZAHİR MANASI : “Biz, Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz” (deyin).
BATIN MANASI : Boyanmak malum Rengine Reng olmaktır, aynı tonda aynı renkte olmaktır, peki nedir Allah’ın boyası ki ona boyanalım, işte tarif olunan Tevhid de iki varlığın bir olması değil bir olanın nasıl olacağıdır, kendi varlığını fena makamlarında ifna edince, Zatını zat boyasıyla boyamış tecelli zata ayak basmıştır, Tecelli-i Sıfat olan Hz. Cemde ise hakkın sıfatlarını giymiş Sıfat boyasına boyanmıştır, en sonunda da Cemmul Cemde ise Efaliyle efallenmiş ve Efal boyasına boyanmıştır… Böylece Allah tonunda olmak onun zatından sıfatına sıfatında da esma alarak fiilleriyle açığa çıkmasının renk ve ahengiymiş. Renklerle teşbihen benzetecek olur isek, Zatın Rengi beyazdır, Sıfatları şeriatın rengi olan yeşildir, ikisinin karışımı ise tatlı yeşildir. Yani zatım olan özümde saf, sıfatlarım olan yaşamımda şeriatımdan ödün vermeden fillerimde de bütün icraatım Zatımın Sıfatımdan esma alarak Fiillerimle açığa çıkışı olan Fiilullah yani zuhuratım olan âdemiyetdir. Allah da Arapçada elif, lam elif ve hu harfleriyle yazılır, elif Zatıdır, tecelli eder lam elifin ilk ayağına, ilk ayağı sıfatıdır, oradan da diğer ayağı olan esma alışına tecelli eder ve hu olan efali ilahiye ile de zuhura gelir, yani zatından sıfatına sıfatından da esma alarak fiilleriyle açığa çıkandır. İşte o fiillerden görünür, fiilin cibilliyeti güzelse esması, sıfatı ve zatı güzeldir. Fiilin cibilliyeti çirkin ise o kişiden 3 adım uzak durun demektir. Bilincimizde vahdette ve kesrette cem’ini bildirsin fakat yaşarken enfusta cemde afakta farkta bir yaşamla irfaniyet sahibi kılıp yaşatsın, çünkü biliriz ki başka yok; tüm insanlar çiçektir özde güzeldir, bu yüzden de güle burnumuzu sokup koklamayı doğru kabul ederiz, fakat kaktüsten de uzak durmayı unutturmasın Rabbım.
BAKARA SÛRESİ 139. AYET
قُلْ اَتُحَاجُّونَنَا فِى اللّٰهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ وَلَنَا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَ
OKUNUŞU : Kul etuhaccunena fillahi ve huve rabbuna ve rabbukum, ve lena a’maluna ve lekum a’malukum, ve nahnu lehu muhlisûn.
ZAHİR MANASI : Onlara de ki: “Allah hakkında mı bizimle tartışıp duruyorsunuz? Hâlbuki O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz size aittir. Biz O’na gönülden bağlanmış kimseleriz.”
BATIN MANASI : Gerçek o dur ki Kuran-ı Kerim her güne ışık tutmaktadır, alınacak olan mesaj isimler, hitaplar ve konular ne olursa olsun “BİZEDİR” bu günde durum aynıdır ve günümüzdeki bizlere hitaben şeriat seviyesindekiyle cemaatler halinde ayrı ayrı meşreplerin birbirleriyle bizdeki güzel sizdeki eksiktir deyişleri görülmektedir, bu tarikatta da böyledir, hakikatte dahi meşreben kimisi sazlı sözlü demlenmekte, kimisi ilahilerle ve zikirle demlenmekte, kimisi muhabbetle, kimisi de vardır ki ayetlerin doğrultusunda, Resulu Ekremin yaşantısıyla, ilahi ve zikirleri de dahil ederek hem marifetullah hem de muhabbetullahın cemi olarak vuslat eylemektedir. Bunların her birisi ayrı ayrıda güzeldir dereceten de güzeldir. Çünkü güzel olan bütün yücelik haller her birisi Allah’ı anlatmakta ve onun mazharlarından zuhura gelişidir. Takva zahiren korkmak olarak tarif edilir; fakat hakikatteki manası ise, bütün bu güzellik ve yücelikleri kendisine nisbet etmekten korkmaktır. Böyle bir takva üzere olunması halinde herkes hangi mazharda görürse görsün güzelliği sahibi olan Allah’a nisbet edecek ve böylece sen ben o diye ayrım ve kavgalar bitecektir. Çünkü Allah her mazharın Allah’ı dır nerde görülse o yücelik ve güzellik alınmalıdır. Ama nefis tezkiyesi ve ehlinden Tevhid tahsili olunmadığından bu yolda zulmani ve nurani perdelerimiz açılmayacaktır. Rabbım ihsan buyursun ki, mazharlarından da isteği ve o mazharlardan bu alemde de mutlu ve huzurlu bir yaşamın seyrini dilediğindendir bütün vesileleri bütün ibadet ve tatları; Rabbım, her yücelik ve güzelliği Rabbımıza nisbet ederek daim bir takva üzere yaşamayı cümle kullarına nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 140. AYET
اَمْ تَقُولُونَ اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطَ كَانُوا هُودًا اَوْ نَصَارٰى قُلْ ءَاَنْتُمْ اَعْلَمُ اَمِ اللّٰهُ وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللّٰهِ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Em tekulune inne ibrahime ve ismaile ve ishaka ve ya’kube vel esbata kanu huden ev nesara, kul e entum a’lemu emillah, ve men azlemu mimmen keteme şehadeten indehu minellah, ve mallahu bi ğafilin amma ta’melûn.
ZAHİR MANASI : Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
BATIN MANASI : Bu yolu seçenler o günden bu güne dilleri renkleri dinleri ve inançları evvelde ne olursa olsun, yaşamlarında Allah’ın Resulunden bildirdiği gibi zuhura gelenin Zatından Sıfatına Sıfatından da esma alarak fiileriyle açığa çıkanın bizzat kendisi olduğu hakikatidir, Allah ayrı kulları mazharları, sıfatları ayrı değildir. Elektirikle ampul gibidir, rengi ve ebadı ve ışık verme kapasitesi ne olursa olsun, açığa çıkan birdir. İnsanlar bu birliği idrak edemediklerinden bütün ayrılıklara düşmüşlerdir. Allah bu hakikati bilmekte ve bildirmektedir, bilmeyenler irfaniyet ve kemalatına sahib olmayanlarda bu ayrılıklar vardır. Herkes bir Allah’a ibadet ederken, iyilikleri herkes bilir ve yapılmalıdır derken, kötülüklerden de uzak durulmalıdır denilirken, bunlarda ayetlerle sabit iken, nedendir bu ayrılıklar bunu kendilerine sormaktamıdır insanlar, asıl merak edilen bu olmalıdır. Kişilerin kendi eksikleri yüzünden, başkalarıyla uğraşmaktan kendilerine zaman ayıramadıklarından eksiklerle dopdolu bir yaşam sürmektedirler. Ne zaman ki bu eksiklerimizi kendimizdeki eksikleri izale ederiz o zaman göreceğiz ki her varlık sahibine hizmet etmektedir, ihtilaf ve ayrılıklar, idraksizlik irfaniyet sahibi olmama ehlinden bunları öğrenmemekten kaynaklanmaktaymış. Bunları hele bilipte gizleyenler ise nefislerine hizmet için zulmü, insanlık dışı bir yaşamı yaşatmak istemektedirler ki, işte bunarında akıbetleri Rabbımın Zilzal Sûresi 7-8. ayetde buyurduğu gibi maalesef ektiklerini biçmekten başka olmayacaktır. Bu üç günlük ömürde şöyle bir başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmek lazım değermi ufacık ömrü çekilmez geçirmeye ve başkalarınada çekilmez yapmaya. Rabbım kalplerine yumuşaklık tecelli ettirsin.
BAKARA SÛRESİ 141. AYET
تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْپَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Tilke ummetun kad halet, leha ma kesebet ve lekum ma kesebtum, ve la tus’elune amma kanu ya’melûn.
ZAHİR MANASI : Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.
BATIN MANASI : Her zaman olduğu gibi bu günde; Rabbımın dilediği üzere bir Tevhid yaşamıyla hayatını mutluluk ve huzur içerisinde geçirenler, içlerindeki üzüntü, Resulu Ekrem Efendimizde de olduğu gibi, ümmetim, ümmetim, ümmetim diyen o mazhardan Allah’tır. Peki Allah’a ümmet olmayan hiçbir mazhar varmıdır, hayır yoktur, o zaman Allah bu alemde sıfatları olan bizlere bu nidayı duyurmakla ki sekarayı mevtte iken duyurmuştur ki, bizatihi varlığının iradesini teslim aldığı son demlerdir. Neden duyurmuştur bunu hiç düşünmüşmüyüz, hayır diyeceğiz, bunu tefekkür eden bazı Allah dostları bizlere Allah’ın nasıl sıfatlarından diğer mazharlarının selameti için sıfatlarının Allah için birbirlerini aşkla muhabbetle yalvarış nidalarıyla gönülde ve alemde selameti ve ebedi kurtuluşu için haykırışıdır. Bizler ise yanıbaşımızdaki bir kardeşimizin küçücük bir ihtiyacını bile görmezden gelenleriz. İşte bu yola girip Resulu Ekrem Efendimizin ve o silsile ile günümüze değin, mürsel şuurun yaşantısı, esfelden âlâya Allah’ın aşkını, sıfatlarından seyrelemesinin isteğidir. Her mazharı için bakı kabul eylediği ruhları Zümer Sûresi 42. Ayette de buyurduğu gibi, verilen mühlet doldukça kendisine dönecektir, yani o tecellisnide ölmeden evvel ölenlerdeki gibi, Resulu Ekrem Efendimizdeki gibi seyreyleyecektir. Fakat bu seyir dünya zamanıyla uzun zaman almaktadır; yani an üzere bunu seyreylemiş şimdi ise açığa çıkmaktadır, tenzihini bu alemde seyri 7 milyar yıl sürmüş, teşbihi ne kadar sürer bilinmez ama Tevhidni de mutlaka seyreyleyecektir. Çünkü hiçbir tecelli açığa çıkmadan evvel zatında zatına haslığın dışında değil ise, bilinmekliği muradıyla zıtlarıyla kendisini bildirsede mutlaka yine zatında zatına has sıfatlarından da kendisini seyreyleyecektir, Tevhid bilinç ve idrakı yerleştikçe bunun zuhuru daha da artacaktır, bu demlerde Allah ayrı sıfatı ayrı olmayışı olan teşbihini idrak yaşanmaktadır daha da idrak edilecektir; ama mutlaka tevhid olan birliğinin özdeki demi, sözde de yaşanacaktır. Rabbım bu demleri an üzere o dönemleri beklemeden Sırretinde ve suretinde tevhid üzere yaşayan kullarından eylesin, bu aciz mazharlarında da son güne değin ümmetim ümmetim ümmetim nidasındaki aşkını sıfatı kıldığı mazharlarında madde, mana ve nur vücütlarıylada baki kılsın.
BAKARA SÛRESİ 142. AYET
سَيَقُولُ السُّفَهَاءُ مِنَ النَّاسِ مَا وَلّٰيهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتٖى كَانُوا عَلَيْهَا قُلْ لِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدٖى مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
OKUNUŞU : Se yekulus sufehau minen nasi ma vellahum an kibletihimulleti kanu aleyha, kul lillahil meşriku vel mağrib, yehdi mey yeşau ila siratim mustekîm.
ZAHİR MANASI : Birtakım kendini bilmez insanlar, “Onları (müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?” diyecekler. De ki: “Doğu da, Batı da Allah’ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir.”
BATIN MANASI : İnsanın kendini bilmemesi, henüz nefsini tanımaması ve Rabbini bilmemsidir, tahsil ve talim görmemiş nefis ehilleri kendilerine malzeme yapmak ve kötü niyetlerini desteklemek için bazı Müslümanların yollarından döndüklerini örnek vererek ve yahut yıllardır neden vuslat sağlayamamaktadırlar diyerek malzeme çıkarmaya çalışılmaktadır, bu günümüzde de aynıdır. Ama bilmelidirler ki Hakikat sahibi olanın iradesindedir. Bu mazharlar onu hakiki vücutları olan duygu ve düşüncelerin kıyafetleridir. Size öfke duygusu geldiğinde kaşlarınızı kendi ellerinizlemi indiriyorsunuz, yoksa kendiliğinden mi olmakta; ve yahut neşe ve mutluluk gelince dudaklarınızı iki yana kendi ellerinizlemi açıyorsunuz yoksa kendiliğinden mi açılmaktadır, bu ten denen elbiseyi ister çocuk, ister genç isterse yaşlı giysin, ister Yahudi, ister Hıristiyan isterse Musevi ve Müslümanlar giysin, her renk ve dinden hangi yaşta giyen olursa olsun, baki olan duygu ve düşüncelerdir, bunlarla Allah kalp ve niyete bakarım demekle kalbe duygularla, niyete de düşüncelere tecellisi ile tecelli ederim demektedir. Böylece kendisi her mazhardaki tecellisini giydirdiği gibi bu elbiselerden de seyreylemektedir. Esması ve sayılan bütün farklar ne olursa olsun bu aynıdır. İşlenmiş toprağa dil versen mutluyum diyecektir; cemadattaki mutluğudur, budanmış ve sulanmış yeşermekteki ağaca dil verseniz mutluyum diyecektir, nebadattaki aynı mutluluk fiilidir. Yavrusuyla neşe içerisinde eğlenen çimen de ve doğada hür ve civildeşerek yaşayan hayvanlara dil verseniz mutluyuz diyeceklerdir. İnsanlardan da çocuğa oyuncağıyla oynarken, arkadaşıyla birlikteyken, gençlere sevdikleri bir ortamda ve sevdikleriyle huzurlu ve güzel bir yaşam sürüyorsa yine mutluyum diyecektir, orta yaşlı esnaf vesair başka branjlardaki memur ve üst kademedeki insanlara mesleklerinde başarılı sağlıklı ve huzur içinde ise yuvasında da aynı cevabı verecektir, mutluyum diyecektir, yaşlı insanda da bir çocuğun başını okşarken ziyaretine gelenlerle hasbihal ederken, hali hatırı sorulur ve kendisine gülümsenirken sorsanız yine mutluyum diyecektir. İşte ister cemadatta olsun, ister nebadatta olsun, ister hayvanatta olsun, isterse insanatta ve insanlardan da çocuk, genç, orta yaşlı ve yaşlılarında ve iki cinste de ister erkek isterse kadın olsun aynı fiili görmek mümkündür… Şimdi bu fiil hangisine aittir. O mazharların mıdır, yoksa o mazharlarda ruhuyla hayat ve enerjisiyle tecelli eden ve mazharlarda neyi tecelli ettirdiğini bilen Rabbımızın mıdır. Rabbım tüm mazharlarında bu idrak ve anlayış ile cemadattan kemadata; Kamil İnsanlara değin her mazharını mutlu ve huzur içerisinde daim baki yaşatıp seyrine de aşk üzerine aşk olsun. Rabbım en iyisini bilendir.
BAKARA SÛRESİ 143. AYET
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهٖيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتٖى كُنْتَ عَلَيْهَا اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَاِنْ كَانَتْ لَكَبٖيرَةً اِلَّا عَلَى الَّذٖينَ هَدَى اللّٰهُ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضٖيعَ اٖيمَانَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُفٌ رَحٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve kezalike cealnakmum ummetev vesetal li tekunu şuhedae alen nasi ve yekuner rasulu aleykum şehida, ve ma cealnel kibletelleti kunte aleyha illa li na’leme mey yettebiur rasule mimmey yenkalibu ala akibeyh, ve in kanet le kebiraten illa alellezine hedellah, ve ma kanellahu li yudi’a imanekum, innellahe bin nasi le raufur rahîm.
ZAHİR MANASI : Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
BATIN MANASI : Yine bu ayeti kerimede göstermektedir ki, Kim ki dün Resulu Ekreme ve o mazhardan Alemlerin Rabbine söz verirde, bir daha geri dönmez ise o kişi ve kişiler mazharlarım olarak bu aleme ve tüm insanlara örnek olacaklardır; ve sizden üstün tecellilerime mazhar olan elçimde dünkü Peygamberler bu gün ise Mürşid-i Kamiller sizler için örnek olacaktır. Yani ister görerek istikametinizi alın isterse hem görerek hem de sohbetlerinden işiterek Hud sûresi 112. ayetdeki benim tecelli eylediğim, emreylediğim gibi dosdoğru olun. Benim tecelli eylediğime sizler sıfat olarak karşı gelemezsiniz o yüzden tecellilerim emirler alemindendir denmesi Zatımdan tecelli eylememdir, sıfat ise buna engel olamaz, fakat gelenleri görüp, vücut ülkesinde duygu ve düşünceye tecelli eylediğimde onlara bakar ve direk irşad olur, çünkü neyin ak neyin kara olduğunu bu demde herkes bilmektedir, size bir öfke duygusu gelse bunun nefistenmi ruhtanmı olduğunu bilmezmisiniz, ve yine sizlere bir merhamet duygusu gelse nefistenmi ruhtanmıdır bilmezmisniz. Ve sair bu duyguların açıklamalı birer mesaj gibi düşüncede daha netlik kazandıklarında Allah neleri yap neleri yapma dediğini daha açık kendi bütununuzda görür ve ona göre amil olursunuz, işte zahiren okuma bilmeseniz bile “Resulu Ekrem Efendimizin ilk demlerindeki gibi, Zahiri okuyamazken batını herkesten iyi okuyan olduğu ilk demlerdeki gibi” kendinizdeki Rabbınızı okumanız bu denli kolaydır, ister bu duygu ve düşünceleri insanlar giydiğinde onların fiillerine bakıp duygu ve düşüncelerini görün, isterseniz sizdeki hallerini düşünüp Sırretlerdeki gizlenen duygu ve düşünceleri görün, böylece Müslümanlara ve Allah’a teslim olanlara dünyada art niyete sahib olanlar asla zarar veremez hale gelecektir. Allahta ayırt edelim demekle bu irfaniyet ve kemalat yönünü kullanan, ehlinden bir tevhid tahsili ile kendisinde nasıl tecelli eylediğimi kendisi ayrı Allah dediğinin ayrı olmadığını da ayan beyan görecektir. Rabbım kendisiyle en layık mazharı ve sıfatı olan Resulu Ekrem Efendimizdeki yakinliği nisbetinde tecellilerine mazhar olmayı cümle kendisine inanan ve inancında ihlas ve samimiyeti buluna tüm kardeşlerimize nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 144. AYET
قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِى السَّمَاءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ وَاِنَّ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Kad nera tekallube vechike fis sema, fe lenuvelliyenneke kibleten terdaha, fevelli vecheke şatral mescidil haram, ve haysu ma kuntum fevellu vucuhekum şatrah, ve innellezine utul kitabe le ya’lemune ennehul hakku mir rabbihim, ve mallahu bi ğafilin amma ya’melûn.
ZAHİR MANASI : (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.
BATIN MANASI : Mescidler Allah’ın kulları için ibadet eyledikleri yer ve yerlerdir. İrfaniyet ve kemâlatın elde edilmesi ve daha arif ve daha ayan bir ibadet için bildikleri ve gördükleri Rablarına ibadet için insanlar kendilerine Mescid-i Aksayı yani uzak mescidleri seçerler, yani kendilerindeki Allah’ı bilmek ve bulmak için mutlaka bir bilen’e gitmenin farziyetini bilenler bunu yaparlar, işte günümüzde Mürşid-i Kamiller Mescid-i Aksadır, Kim ki Mürşid-i Kamillerde tahsil, talim ve Tevhid yaşamını bilir şuhud eder ve daim yaşamaya başlar o zaman görecektir ki. Kendi gönül mescidi olan Haramiyetinde namazın kılındığını ve Zatı olan Rabbının benim dediği Sıfatından fiilleriyle açığa çıkanın Rabbı olduğunu görecek ve artık uzaklarda Aksada değil kendine haram olan yani ifna eylediği kendisinin olmayan vücut ülkesinde Rabbıyla birlikte olacaktır. Resulu Ekrem Efendimizde buna vakıf idiler fakat irşad olunan topluma bunu göstermenin zamanı geldiği için mana yönüyle böyle bir vahiyle karşılaştı; bu vahiyden asıl gaye insanlara önce mutlaka mesid-i aksa olan Mürşid-i Kamillere gidin orada kendi haramiyetinizi öğrenene kadar; Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat tahsillerinizi yapın o zaman göreceksiniz ki bu benim dediğiniz vücut sizin değilmiş hatta size haram imiş benim diyemezmişiniz, sahibi olan Rabbınızın olduğunu görünce sizin mescidiniz artık gönül kabeniz olmuş olacaktır, artık uzaklarda bir Allah’a değil kendinizdeki Cem makamında yalnız heryerde onun vechini gördüğünüz, Hazretül Cem Makamında sıfatlarına tecelli eylediği, Cemmül Cem makamında da filleriyle zuhuratını gösteren Rabbınızı bizzat kendi mescidi haramınızda bulmuş olacaksınız. İşte bu günde bütün dünyada bu yer yüzünde yaşayan ve bir Allah’a badet eden tüm insanlara gerek Musevi olsun, gerek İsevi olsun, gerekse Muhammedii olsun; Allah bu ayeti kerimeyle buyurmaktadır ki, kendinizde Zatımı mazharlarımdan talimle bulun ve bildiğiniz gördüğünüz bir Rabba ibadet edin, hayal ve zanda değil bizzat kendinizdeki Rabbınıza kul olun buyurmaktadır. Rabbım bunu idrak edip gerektiği gibi yolunu takib eden ve gerektiği gibi Zatına Sıfat olan en layık kulu olan mazharlarından eylesin cümle insanlığı.
BAKARA SÛRESİ 145. AYET
وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا اَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve le in eteytellezine utul kitabe bi kulli ayetim ma tebiu kibletek, ve ma ente bi tabiin kibletehum, ve ma ba’duhum bi tabiin kiblete ba’d, ve leinitteba’te ehvaehum mim ba’di ma caeke minel ilmi inneke izel le minez zalimîn.
ZAHİR MANASI : Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.
BATIN MANASI : Rabbım yine insanlara ve inananlara bu gün ve hergün nurunu tamamlayarak ve o demdeki ziyasıyla hitab eylemekte ve devam etmektedir. Yeter ki O’nu işitmek isteyelim. Kendi haramiyetindeki Rabbını uzak mescid yardımıyla Mürşid-i Kamiller vasıtasıyla bulanlara hitaben; siz diyor diğer kardeşleriniz için, ayrı ayrı Mürşidlerde tahsil görenlere kendilerindeki hakikati en büyük mucize olan Rabbının mazharı olarak zuhura geleni seyrettirseniz dahi; onlar senin bu zevk ve mutluluğunun tecelligahı olan, gönlündeki haramiyete layıkı ifnan ile senden tecelli edene mazhar oluşunu kabul edipte uymazlar, aynı zamanda da birbirlerinin kıblelerine de uymazlar, ister şeriat seviyesindeki cemaatleşmler olsun, sen ocusun ben bucu deyipde; isterse tarikat seviyesindeki seçilen yollar olsun; isterse meşreben hakikat farklarıyla yaşanılan ekoller olsun, hep birbirlerine ve sevilerince birbirlerinin kıblelerine uymazlar; yaşantılarındaki tüm yücelik ve güzellikler Allah’ı bildirmekte ve yaşanılan tüm mutluluk ve huzur Resulu Ekremin hayatından bir parça iken, onların taptaze ve dipdiri olan nefisleri yüzünden hep bu ayrılıklar devam etmektedir. Rabbım her bir yücelik ve güzelliği basamak yapıp her seviyede olanın bir üstteki hali ve o mutluluk ve zevkleri isteyerek, Sahibi olan Rabbına Tevhid tahsili ile kavuşuncaya dek tahsil talim ve yaşamdaki daimliğini sürdürmeyi ve ehlinden bu tahsili yapıp şuhudlarıyla ve hakkel yakin kul olmayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 146. AYET
اَلَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَاءَهُمْ وَاِنَّ فَرٖيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ellezine ateynahumul kitabe ya’rifunehu kema ya’rifune ebnaehum, ve inne ferikam minhum le yektumunel hakka ve hum ya’lemûn.
ZAHİR MANASI : Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.
BATIN MANASI : Kişinin oğlu nedir, kızı nedir, kişinin oğlu Tecelli-i Zatıdır, kızı ise Tecelli-i Sıfatıdır; evlat babanın sırrıdır, çünkü zatının özünden zuhura gelenlerdir cümle varlık; yani Resulu Ekrem Efendmizin vücut ülkesine göre Sırreti Allah Sureti Hakk, Biz dediğimiz nurundan, ruhundan akıl ve kaleminden alanlar ise; Sırreti Hakk sureti halk ve ya kulluğudur. İşte kişinin hem içerisindeki zatını sıfatlarına tecellisi ile tanıdığı gibi, karşısına aldığında sırreti olan oğlunuda icraatını seyretmesi ile tanır ve zahiren de derki bende böyle idim. Ne ektiyse sırretinde onu biçmiştir suretiyle; Allah Muhammed esmasıyla kendisindeki kemalat ve irfaniyeti batında zuhura getirmiş ve mazhar olarakta evvelde unsuriyeti fani olan vücutla en yüce Muhammed A.s’dan zuhura gelmiştir, bu günde muhammediyeti ile bütün mazharlarda zuhura gelen yine O’dur. Zahir esmalarda fanilik, fakat sırretteki yani vahdet ve batındaki esması olan Muhammediyette bakilik vardır, Allah’da Muhammed’de Âdem’de bakidir. Bazı kitap verilener yani buna ehil olan Arifler ise Mürşid-i Kamillerde bile en son terk edilen duygu ve hal Ene’lik yani benlikdir, bütün bunlara vakıf iken dahi üstün bilme ve ehli olmayı kendisine nisbet ederek bütün insanların üzerinde bir halle yaşadığından bazıları bu hali terk etmeyerek bildikleri halde hakikatteki takva olan bütün güzellik ve yücelikleri kendilerine nisbet etmekten kaçmak olan Takvadan uzaklaşarak, bildikleri bu hakikati gizleyip, etraflarına tabiyet ve teslimiyetin mazharı olarak kendilerini göstermeye çalışırlar; Halbuki o mazhardan Rabbınadır teslimiyet mazhara değil. Rabbım bu hal ve hallerden muhafaza edip her nefes tüm insanlığa hakikatteki Takva olan bütün güzellik ve yüceliklerin kişiye değil Rabbımıza nisbet edileceği bilinç ve yaşamından ayırmasın.
BAKARA SÛRESİ 147. AYET
اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرٖينَ
OKUNUŞU : Elhakku mir rabbike fe la tekunenne minel mumterîn.
ZAHİR MANASI : Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma!
BATIN MANASI : Hakk Allah’ın kulum dediği yani kulluğuna tecelli etmesidir, amalığındaki O’luğundan uluhiyetinde celal ve camal esmaları alarak Allah’lığına ordan da Hakk’lığına ve haklığından da Rububiyetine tecelli ederek bir yüzüyle irşad eden olarak Rablık diğer yüzüyle de irşad olan olarak kulluğundan açığa çıkan bir çekirdekten başka değildir. Aslıda bir çekirdektir Feslide bir çekirdektir. Hakk’lığı ise her tecelli eylediği makamda o makamın hakkını vermesidir. Bu vücut ülkesinde bunu kulluğuna tecellisi ile bu alemdeki Hakk’lığını nasıl ifşa eylemektedir, insan oğlunun kab ve kabiliyeti ne derecede ise o mazhara hakkını vermektedir, en esfel bir kab ve kabiliyetde ise o kişide bütünüyle sufli duygular ve sufli düşüncelerle tecelli eder, ve işlenecek olan fiilde bellidir. Eğer o mazharı en ulvi yani Resulu Ekrem Efendimizdeki gibi en yüce kab ve kabiliyetde ise o mazharada en ulvi duygu ve düşünceleri bildirir yani orada öyle tecelli eder, vücutda kendisindeki bu duygu ve düşüncelere göre hareket eylediğinden hemen kişinin halinden zuhura gelişle Hakk’ını, hak edişini görmüş böylece Zatınıda Sıfatınıda Filleriyle zuhuratını da ister efalden esmaya, esmadan sıfata ve sıfattan da zata doğru bakın; isterseniz zatınızı bilişinize bakın O zatınızın sergileyeceği fiilide bilmiş olursunuz, örneğin merhametli bir kalp ile hizmet etmek isteyen bir fikrin işleyeceği fiiller kişiye ayandır, bunu hangi mazharda görürse görsün aynıdır. Rabbım hakkını Hakk’lığım deyişindeki en âlâ tecellilerine mazhar kıldığı Efendimizdeki Tecellileri gibi ona gönül verenlerde de yine âla yüce tecellilerini zuhura getirsin, ki öyledir zaten yeter ki ampulde büyüme ve aydınlatma kabiliyeti artsın, elektirik dünden hazırdır o mazhardan daha güzel açığa çıkmak daha güzel aydınlatmak için, çünkü bilinmeyi murad edendir Zat. Rabbım cümle kab ve kabiliyetleri Zatının Muradına layık eylesin, esfel tecellilerinden değil âla tecellilerinden kılsın. Esfeli bilip alayı giymeyi nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 148. AYET
وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلّٖيهَا فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ اَيْنَ مَا تَكُونُوا يَاْتِ بِكُمُ اللّٰهُ جَمٖيعًا اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ
OKUNUŞU : Ve li kulliv vichetun huve muvelliha festebikul hayrat, eyne ma tekunu ye’ti bikumullahu cemia, innellahe ala kulli şey’in kadîr.
ZAHİR MANASI : Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
BATIN MANASI : Bütün insanların vücut ülkelerinde inandıkları ve doğru kabul eyledikleri duygu ve düşünceleri vardır, bunlar ikili ve toplu ilişkilerde, esfelden alaya; kendisine ve başkalarına zarar doğurabilecekler, kendisine faydalı başkalarına zarar doğurabilecekler, başkasına faydalı kendisine zarar doğurabilecekler ve kendisine ve başkasına faydalı olacak duygu ve düşüncelerdir. Ve bunları giyen namutenahi vücutlar vardır. Aslolan bu duygu ve düşüncelerin vücududur, bütün fiilleri bunlarla ve bunların çapraşık etkileşimleriyle işleriz. Ve böylece yön ve yönlerde çok çeşitli olur, işte bizlere nasihat şudur ki hangi halde olur isek olalım hep hayra yorulan duygu ve düşünceler içerisinde olmamız halinde ve böylece yarışır bir aşkla devam etmemiz halinde en ala mazhardaki hali olan aşkla duyguların en yücesi olan Erhamerrahimin’e ve düşüncelerinde en yücesi olan bütün insanların selameti için mücadele etme fikrine de erişmiş ve böylece mürsel bir şuurla alemlere Rahmet olan bir mazhariyet olmuş olursunuz. İşte bir gün ne halde ve nerede olursanız olun denen dem; bir araya denen aynı fikir ve aynı duyguya hizmet eder hale mutlaka gücü yeten Allah sizleri getirecektir, Rabbım bu demde alemin en çok ihtiyacı olduğu demede; kalp ve niyetlere tecellisi ile bütün mazharlarında dereceten mürsel şuurunu tecelli ettirsin, aynı duygu ve düşüncelerle insanları birbirlerine daha yakiin ve kardeş eylesin.
BAKARA SÛRESİ 149. AYET
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاِنَّهُ لَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Ve min haysu haracte fevelli vecheke şatral mescidil haram, ve innehu lel hakku mir rabbik, ve mallahu bi ğafilin amma ta’melûn.
ZAHİR MANASI : (Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, (namazda) Mescid-i Haram’a doğru dön. Bu, elbette Rabbinden gelen gerçek bir emirdir. Allah, sizin işlediklerinizden asla habersiz değildir.
BATIN MANASI : Daha önceki ayeti kerimelerde olduğu gibi Mescid-i Aksa olan Mürşid-i Kamiller mazharından insanlara kendi haramiyetleri olan gönül mescidlerinde ve kendine nisbet eylemedikleri vücutlarındaki tüm tecellileri görmeleri için, hangi halde durumda ve hangi telafuzla meşkül olurlarsa olsunlar, mutlaka aslolan sendeki Rabbınla olan alışverişin olacaktır, namaz müminin miracı, miraç ise Allah’la görüşmektir, kendi haramiyetin olan vücut ülken eğer kendine nisbet eylemeden vücdunu Zat; Sıfatlarını Zata sıfat ve fiilerinide Sıfatın fiileri kabul eder isen, sana haram olan Allah’ın neyi olur helali yani mazharı yani sıfatı olur, o zaman kendi vücut ülkene baktığında yani sana bir his geldiğinde hissedendir O; işittiğinde gördüğünde ve ortak idrakla karar verdiğinde bütün hakikat sana sen dediği sıfatına ayan beyan olmuş olmazmı… ki kendisine zaten ayandır. işte her hal ve her durumda haramiyete dön derken, sen değil sen dediğin sıfatdan karar veren benim olmama izin ver denmektedir. Rabım bu emri ilahiye uymayı, Bir Mürşid-i Kamile gidip önce haramiyetimzi öğrenmeyi, sonrada haramiyetimiz olan bu vücut ülkesinde tecelli eden Rabbımızın sıfatından nasıl icraat yaptığı ve yapmak istediğini, bizden bilen bizden gören bizden işleyen olarak muradı doğrultusunda nasıl mülkünde de ondan başkasının olmadığının idrak ve zevkiyle zuhura gelip, zuhuratını da seyreylediğini gördüğü sıfatlarından kılsın. Zaten toplumda bir bu idrakla idraklanan sıfatları birde bu idrakla idraklanmayan sıfatları vardır, böylece de sıfatından sıfatını hakikatı muhammediyesi ile irşad eden olarak hem irşad etmekte hem de irfaiyet ve kemalatım dediği muhammediyetini kendisindeki bu kemalatı sıfatlarından seyreylemektedir. Rabbım bu seyirle mutlu ve huzurlu kıldığı sıfatlarının zümresine cümlemizi ilhak eylesin.
BAKARA SÛRESİ 150. AYET
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ اِلَّا الَّذٖينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنٖى وَلِاُتِمَّ نِعْمَتٖى عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
OKUNUŞU : Ve min haysu haracte fevelli vecheke şatral mescidil haram, ve haysu ma kuntum fe vellu vucuhekum şatrahu li ella yekune linnasi aleykum hucceh, illellezine zalemu minhum fe la tahşevhum vahşevni ve li utimme ni’meti aleykum ve leallekum tehtedûn.
ZAHİR MANASI : (Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. (Ey mü’minler!) Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü Mescid-i Haram’a doğru çevirin ki, zalimlerin dışındaki insanların elinde (size karşı) bir koz olmasın. Zalimlerden korkmayın, benden korkun. Böylece size nimetlerimi tamamlayayım ve doğru yolu bulasınız.
BATIN MANASI : Allah bu günkü elçisi olan Mürşid-i Kamillere ve onların mazharından Allah’a iman eden müminlere seslenerek, her nefes her an idrakınız Mescid-i Haram olan olan kendi vücudunuzda gönlünüzde olsun, Rabbınızla daim birlikte olun ki, kötü niyetliler hariç, zaten kötü niyetli olana bal verseniz neden kavanozda değilde tabakta verdin derler; işte sen ve senin gibi olanlar ve kötü niyetli olanlar haricinde kalan insanlar vardır ki, bunlar muallakta olanlardır, yüzünü nefsemi çevirsem ruhamı diyenlerdir. Yani bazen nefsiyle bazen ruhuyladır. Onlara en güzel örnek olabilmek daim gönlünüzde olan Rabbınızla birlikte olup onlara bu şekilde muamelede ve yahut günlük yaşamınızdaki davranışlarını izlemelerinden dolayı hallerinizle ancaksın böylece güzel örnek olunabilir denmektedir. Çünkü çoğunluk ortada olanlardır, onların nefse meyyal olmaları toplumu siyaha kötülüğe; sizleri örnek alıp da ruha meyyal olmaları teşbihen toplumlu beyaza yani iyiliğe boyar; Zalim olan diye nitelendirilen niyetleri kötü olanlardan korkmayın diyor, onları ancaksın Tevhid ehli olanlar tam anlamıyla içlerindeki niyetlerini ve düşüncelerini görebilir, çünkü varlığı olmayandan gören Rabbıdır. Yoksa orta halli olanları göremez; suretleri insan sırretleri hayvanlıklarıyla çok kolay kandırabilirler, günümüzde bu hal arap yarımadasında ve Müslümanların zulüm gördüğü birçok beldelerde aynıdır, sanmayınki şuan hristiyanlık ve diğer dinlerde bu durum yoktur, orada da maddeciler manaya gönül verenleri kandırmakdır… Alemde yalnız iki saf vardır ya nefse meyalsınız yada ruha arada da olsanız zamanla alışkanlıklarınız sizi saf tutturacaktır… güvenilen insanların şekilleri elbiseleri ve dış yaşantıları Müslüman gibi görünüp asıl içlerindeki niyetleri İslama ve Müslümanlara zarar vermek olarak zuhur etmektedir, bunu görebilmek için bütün Müslümanların ehlinden bir Tevhid tahsili görmesi ve nasıl ki Resulu Ekrem Efendimizin “Benmi söyleyeyim taşlarmı söylesin adedini buyurduğunda, zevki mana olan kişinin kendi taşlaşmış kalbinin zuhuratı olan öldürme insanları birbirine düşürme vs. bütün fiilleri icraatları zaten o kişinin hallisanı ile konuşması olmuş olmazmı, bunu bir Resulu Ekremin ve yahut sizlerin söylemesine ne gerek vardır, görünen alenen ortadadır. Dünyada bütün ruhani liderler Allah’a mı hizmet etmektedir yoksa maddeyi emrinde tutan kendi devletlerindeki diğer otoriteyemi, bu en mühim haldir, fetvalar eğer Allah’ın doğrusuna göre değilde nefis ehillerinin menfaatine veriliyorsa o zaman bu dünya bu günkü halini neden yaşamakta olduğunuda sormaya dahi gerek yoktur, taşlar kendisi söyler. insanlara zülmü hiçbir fetva kabul etmez, insan en üstün yaratılandır ve zatı olan Allah o mazhardadır, yalnız hizmeti hak eder. Amma tüm Ruhani liderler, imamlar önderler ve Mürşid-i Kamiller ayeti kerimenin devamındaki Allah’ın hitabına eğer inanıpta iman ettilerse “YALNIZ BENDEN KORKUN” hitabına muhataplarsa o zaman mutlaka doğruyu ne pahasına olursa olsun fetvalarında işleyecek ve insanları bütün Elçi, Nebi ve Mürsellerin tahsili olan İbrahim. A.S’ın inancı Tevhid tahsilini yapmalarını ve bu alemde ancaksın böylece huzur ve mutluluğun geleceğini bildirmeleri gerekmektedir. İşte kati ve net olarak ancaksın insanlar bu alemde nimetini bu tahsil talim ve tezkiye ile nefsinde kurtulup ölmeden evvel ölmekle en büyük nasibini almış ve yaşarken sağ ve diriyken ahretini kazanmış olur. Böylece huzur ve mutluluk bu alemde hakim olur. Rabbım cümle insanlığa ölmeden evvel ölmeyi biran önce nasib eylesin.
