Çar. May 20th, 2026

BAKARA SURESİ (151.-200.AYETLER)

BAKARA SÛRESİ 151. AYET


كَمَا اَرْسَلْنَا فٖيكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِنَا وَيُزَكّٖيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ 

OKUNUŞU          :   Kema erselna fikum rasulem minkum yetlu aleykum ayatina ve yuzekkikum ve yuallimukumul kitabe vel hikmete ve yuallimukum ma lem tekunu ta’lemûn.

ZAHİR MANASI :   Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.

BATIN MANASI    :   İnsanlara yine kendileri gibi insan olan mazharı insan, manası Rabb olan mazharlardan; Allah’ın ayetleri olan Efal ayetleri, Sıfat ayetleri ve Zat ayetlerini onlara okuyan, bu gün aynı vazifeyi, gönülden gönüle Resulu Ekrem Efendimizden bu güne, Sahabeyi kiramdan ve Evliyaullahtan taa Mürşid-i Kamillere değin, Tevhid ilmindeki bütün delilleri yani ayetleriyle hakikat tahsilini Allah’ın elçileri yine devam ettirmektedir. Kendinize nisbet eylediğini bu filleri sizin değil, bu sıfatlar sizin değil bu vücut sizin değil diye delilleriyle şuhud ve Rabıtalarıyla bildirmekte ve size en büyük hakikat olan Allah olan Zatınızın Sıfatı olan siz dediğiniz mazhardan filleriyle açığa çıktığını göstermekte, ve bütün ibadet taat ve Kuran-ı Kerim dahi buna vasıta olarak sizdeki hakikati size anlatmaktadır. Bunun en kısa ve direk yolu ise ehlinden tahsildir. İşte bu elçide günümüzde hakkel yakin olan Mürşid-i Kamillerdir. Rabbım hakk ve hakikati öğrenmeyi cümle insanlığa nasib eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 152. AYET

فَاذْكُرُونٖى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لٖى وَلَا تَكْفُرُونِ  

OKUNUŞU       :   Fezkuruni ezkurkum veşkuru li ve la tekfurûn.

ZAHİR MANASI  :   Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.

BATIN MANASI  :   İşte bu Hakk ve hakikati her mazhar kendi hakikatini öğrenince görecektirlerki özde bir ve O bir olanın mazharların isnad ve kabiliyetince zuhura geldiğini; Bu İrfaniyet ve Kemâlâta sahib olanlar sıfat olarak Zata muhtac olduklarından O’na kul olmaları Zatı anmaları, Zatında O mazharda sıfatında Tecelliside Sıfatını anmasıdır. Bu tecellinin Artması ve daha yüce tecellilere mazhar olması içinde şükredin, çünkü şükür nimetin artmasına vesiledir buyurmakta ve asla aksi olan diğer hal ve hallere bürünmeyin diye de nasihat edilmektedir. Rabbım Evvelden bu güne aynı tariflerle sıfatlarını hayal ve zandan kurtarıp kendisindeki Rabbına ibadet ve taat yapması için tarif eylediği ve Tevhidle de müşerref kıldığı bu mutluluk ve huzur dolu yola gönlün genişliğince geniş, gönlün sonsuzluğunca uzun olan bu yola tüm insanlığın girmesini nasib eylesin. Zira bu yol ki almayacağı kalabalık yoktur. Çünkü bütün  narı nur kılan tüm kesreti bir edendir.



              BAKARA SÛRESİ 153. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اسْتَعٖينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِرٖينَ

 OKUNUŞU         :   Ya eyyuhellezine amenusteînu bis sabri ves salah, innellahe meas sabirîn.

ZAHİR MANASI :   Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.

BATIN MANASI :   Bu ayeti kerime hem Tenzihi hem Teşbihi hem de Tevhidi iman sahiplerine hitab etmektedir. Taklidi İstiklali ve Tahkiki imanda olduğu gibi.  Tenzihi iman sahibleri şeriat seviyesinde imanla zaten günümüzde zorluklara bedenen sabreder, zahiren Salat-ı Vukuta olan vakitlerle ilgili namazını kılar ve hayalde zanda bir Allah’tan ömrü müddetince medet bekler, hiç inanmayanlara göre bu iman kişide yüzünü süfliyetten ziyade taklidi bir imanla da olsa ibadet ve taatlara çevirmeye vasiledir. Teşbihi bir imanla yani ey iman edenler iman ediniz buyrulmasıyla bu tenzihi imanda teşbihi imana yani kendinizde olan Rabbımızın tecellilerini bilerek ve görerek iman etme halidir. Ehlinden bir tevhid tahsili ile ölmeden evvel ölmekle kendimizin dediğimiz bu varlığın Rabbımızın olduğunu idrak etmemiz halinde bizden icraatını yapanın Rabbımız olduğunu görmüş oluruz, bilerek ve görerek ibadet ve taat yapmış ve böylece de Teşbihen bir imanla daha sağlam iman edenlerinde tekrar iman eylediği yani Tenzihi bir idraktan Teşbihi bir idraka ulaştığı iman halidir.  Tevhid-i iman hali ise kendimizdeki Rabbımızın teşbihinden sonra Allah dendiğinde Zatına atfedilen bütün yücelik ve güzelliklerin zuhuratını kendimizde cem etmek yani sıfatı olan mazharda zuhuratını görmektir. Fakat bir mazhar bütünüyle bunları zuhura getirmesi zordur, benzediği kadarıyla zuhura getirdiği kadarıyla Teşbihi imanını henüz benzemediği halleriylede Tenzihi imanla yaşar, ve gayesi olan Tenzihte olanlarını da Teşbihe eriştirmek olduğundan iki imanında cemi hali olan Tevhid-i bir imanla daim yaşar;  Böylece de daim-i salat olan daim Rabbıyla birlikte olur. Daimi namaz ve en üstün iman halidir çünkü hiçbir nefes ayrılık yoktur Zatıyla mazharı olan sıfatı arasında; hatta zatı hakka erişince kendisinden zuhura geleni gördüğünde artık iman edilen iman ve edenin cemi bir yerde olduğundan artık iman dahi mat olmuş olur. Ve böylece yardımı kendisindeki Rabbından dilerler. Hatta kısa bir örnekle pişman olması tövbesi, inancının artması yakinliği, aşk ve isteği daha yüce tecellileri yine kendisinde görmesinin vasıtaları olduğunu görecektir.  İşte onların zorluğu karşılarına almaları arkasındaki mükafatı ve daha nice maddi ve manevi mükafatları görmeleri için zorluğu isterler zorluk böyle düşünenler için zorluk değil yegane sabır malzemesidir. Siz sabrımı arttır diye dua eyleseniz aynı zamanda zorluk ver yarab da demiş olmazmısınız. Çünkü sabrın artması zorluklarla olur. İşte Allah bunca cefayı verir iken kendisindeki yegane duygu ve niyet sıfatları olan kullarının sabırlarının artması ve sabur demeden Allah’a erişilmeyeceğinden onları ne kadar çok sevdiğinin ıspatıdır. Çünkü Allah’a göre zorluk ve kolaylık yoktur bir tecellidir. Rabbım kahır-ı lütüf bilen kullarından eylesin sabrını eyyüb mazharından sergileyip bu günde sizlerde buna mazhar olun diye mesaj veren Rabbıma eyyüb gibi sabırlı kullar olmayı nasib eylesin.



              BAKARA SÛRESİ 154. AYET

وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌ بَلْ اَحْيَاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ

 OKUNUŞU           :   Ve la tekulu li mey yuktelu fi sebilillahi emvat, bel ahyauv ve lakil la teş’urûn.

ZAHİR MANASI  :   Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.

BATIN MANASI   :   Ölüm iki türlüdür, birisi ızdırari ölüm, diğeri ihtiyari ölümdür, ızdırari ölüm ecel gelip her varlığın bu şehadet aleminde bedenen ölümü tatmasıdır. İhtiyari ölüm ise Kuran-ı Kerimde “Mutu Kable Ente Mutu” yani ölmeden evvel ölünüz buyrulmasıdır. Peki bu ölmeden evvel ölmek nasıldır. İşte Resulu Ekrem Efendimizden bu yana var olan ve O’nun zamanında canlı ölü görmek istiyorsanız Ebu Bekir’e bakın buyurmasıyla işaret edilen. Şimdi ise Mürşid-i Kamillerimizin nefis tezkiyesi ile, İbrahim A.s’ın ve bütün mürsel nebi ve elçilerin de tahsili olan Tevhid tahsili ile kendisine nisbet eylediği varlığını, Fena makamları olan Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmakla, bunların şuhud ve rabıtalarını kullanarak kendisindeki idrak ve kabullenişi şekillendirmekle, benim dediği bu varlığın sahibi olan Rabbının olduğunu görmesiyle bu alemde ölmeden evvel ölmüş ve ahiret yaşamı olan Rabbına bu alemde kavuşmuş ve Rabbınında bu alemde o güne kadar ben dediği mazhardan yani Rabbının sıfatından esma alarak zuhura geldiğini görmesiyle daim mutlu huzurlu ve zevkidar bir yaşama dahil olmuş olur.  işte Allah’ın yolu olan Tevhid yolunda Fena ile ölenler Beka mertebelerinde Hakkın varlığıyla Tecelli-i Zat ile dirilir, Tecelli-i Sıfat ile sıfatlanır, Tecelli-i Efal ilede filleri giymesiyle de hakkın filleriyle zuhura gelişine eder,  ben şahitlik ederim ki Allah birdir Sıfatı da Muhammedii olarak kulu ve elçisidir der kendi vücut ülkesinde. Her varlık böylece birdir, her birde bir olsa yine biri bildirmesiylede ister zerrede onu tecellisiyle görün ister kürede aynıdır. İşte bunlar ölü değil diridirler. Rabbım bu alemde henüz unsuriyet vücutlarımızda iken bu zevkleri tatmayı ölmeden evvel ölüp kalan ömrümüzde bedenen ve hiç bitmeyecek ömürde ruhen Rabbımızla olmayı nasib eylesin cümle insanlığa.




              BAKARA SÛRESİ 155. AYET

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَ 

OKUNUŞU          :   Ve le nebluvennekum bi şey’im minel havfi vel cui ve naksim minel emvali vel enfusi ves semerat, ve beşşiris sabirîn.

ZAHİR MANASI   :   Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.

BATIN MANASI  :   Bu ayeti kerimede, zevken bizlere sondan başa doğru hitab vardır, ürünlerle kesret alemindeki bedenin gıdalarındaki eksikliklerle imtihan eder yani dener, buradaki virgülün önünde olan canlar ibaresinde etrafımızdaki sevdiklerimizi kaybetmekle ve kendi canımızın değeriyle hastalık kaza ve eksiklerle, yani vücudu yitirmek olan izdirari ölüm ve vücudu besleyememek olan gıdalanmama maddiyetle imtihan ve deneme vardır kulum olgunlaşıyormu diye sıfatlarına olan aşkı için sevdiği içindir bütün bu imtihanlar, çünkü Allah çok merhametlidir, korkularak değil sevilerek yaklaşılmalıdır Allah’a çünkü O sevdiği için bütün bu denemeleri yapıyorsa bizde ona boyun büküp yaklaşmalı ve bir an önce olgunlaşmalıyız. Sonrada olgunlaşmanın devamı olarak sondan başa doğru mallar; bu da yine bu mülk aleminde aileyi ayakta tutan atadan toruna mülk kaygısıdır, devamında ise kesretin imtihanının yanında vahdetin imtihanının da olduğuna işaret ederek şu ifadeyi kullanmıştır Rabbımız. Açlık ve korku çünkü iki defa açlıkla neden imtihan etsin birinde açlık birinde de üründen eksiltme diyor bunların ikiside bedeni aç bırakır; buradan anlıyoruz ki ayetin yarısı ruhaniyete yarısı da bedene hitab etmektedir. İşte ikinci hitabda ise Ruhun açlığı olan şeriat seviyesinde ibadet ve tatlarından uzak bırakmakla, tarikat seviyesinde ise kalbin temizliği için zikirle müşerref kılmamakla, hakikat seviyesinde ise hicaplarının açılmayışıyla aç bırakır ki bütün bunlardan uzak kalmakta kişiyi gayriyet ve her türlü musibete götüreceğinden dayanamayı yüzünü iman ve inancına dönmesi  aşk ve muhabbetini arttırsın ve yakin olsun diye, birde hakikatteki manasıyla Takvadan imtihan olursunuz buyurmakta, korku hakikatte Takvayı remzeder, çünkü Allah’ın yücelik ve güzelliklerini hakikatte kendine nisbet etmekten korkmaktır takva böylece bu korkuyla da ehli tevhidi imtihan ederiz demektedir. Bakalım hangi yüce zevke çıkardığında orada takıldı kendine nisbet eyledi diye imtihan olunmaktadır, çünkü evliyaullah’ın bile dereceten takva üzere olması, kab ve kabiliyetlerinin farkından kaynaklanan bazı zevklerde yeter demelerindendir, oysa deryaya kavuşan testi misali öyle bir takva üzere olunmalı ki Allah zevkül âlâ zevk ile tecelli eylese dahi bu vucüt ülkemizden yinede tam bir boyun büküşle bu da Rabbımdandır dedirtecek derecede olunmalıdır. Rabbım bu imtihanları en hafifinden en yücesine veren kullarından eylesin cümle insanlık alemini.



                  BAKARA SÛRESİ 156. AY

اَلَّذٖينَ اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ قَالُوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّـا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ  

OKUNUŞU              :   Ellezine iza esabethum musibetun kalu inna lillahi ve inna ileyhi raciûn.

ZAHİR MANASI   :   Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.

BATIN MANASI    :   İşte bir önceki ayeti kerimedeki tüm zahir ve batın, kesretteki ve vahdetteki tüm musibetlere muhatab olanlara hitaben onların arasından bu musibetler karşısında Allah’a aidiz, kesret idrakındakiler O’nunuz diyerek musibetler karşısında kabullenişlerinin onlarda oluşturduğu iman seviyesince etkilenmeyecek; vahdet idrakındakiler ise Zatımızdır biz ona sıfatız dönmüşüz zaten bizden açığa çıkandır diyenler ise kesret idrakındakilere göre daha da yüce ve etkin hatta musibetlerin lütuf olduğu arkasından gelecek olan lütfun ne olduğunu beklercesine sahibine yakin ve asla şüpheye düşmeyenlerdir. Rabbım bir önceki ayeti kerimenin her iki yüzünde olanların kesret yüzündekileri vahdete, vahdet yüzündekileri de daha âlâ ve yüce tecellilerine mazhar kılsın.



              BAKARA SÛRESİ 157. AYET


اُولٰـئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَاُولٰـئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ 


OKUNUŞU          :   Ulaike alayhim salevatum mir rabbihim ve rahmetuv ve ulaike humul muhtedûn.

ZAHİR MANASI :   İşte Rableri katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.

BATIN MANASI :   Rablerinin katı neresidir ki, oradan Rahmet ve merhamet görsünler… O’ denilen yer Allah’ın altında ve üstünde boşluk olmayan amalığıdır, oradan tecelli ederek, Uluhiyetinde celal ve cemal esmalarıyla Allah adını almıştır, Uluhiyetinden de tecelli ederek Hakk’ lığında her şeyin hakkını veren olarak Hakk adını almıştır, oradan da tecelli ederek Rububiyetinde; bir yüzüne irşad ve terbiye eden olarak Rabb, diğer yüzüne de irşad ve terbiye olan olarak Kul denmiş kulluğuna tecellisiyle bu kesret aleminde kulluğundan esmalar alarak fiilleriyle zahir olmuştur. Kulluğundaki hiçbir esmasına Allah denmez, namutenahi esmalarıyla amalığından bilinmekliği murad edip bu esmalarla da bilinmiş, bilinmekte ve bilinen olacaktır. Şimdi Rableri katından rahmete mazhar olunabilmesi için bu kesret aleminde şehadet aleminde, Rablığını nereden yapmaktaki kulluğuna yani kull dediği diğer mazharlarına Rahmet ve Merhametini eriştirsin, Bütün alemlere rahmet olarak gönderilen Alemlerin Efendisi fahri kainat Resulu Ekrem Efendimiz ise O’nun yegane en kemalâtlı mazharıdır, Allah Rububiyetine tecelli ederek En yüce irşad ve terbiyeyi O mazhardan yapmıştır.  Günümüze değin irşad olupta irşad edecek mazhar’a layık olanlardan da devam eden Allah’tır. Bu günde Mürşid-i Kamil mazharından en üstün irfaniyet ve kemalatıyla Hakikatı Muhammediyesi ile, Muhammeddeki hakikatlerin aynılarıyla, irşad ve terbiye eden Allah’tır. İşte bu gün tüm kullarına hitaben o mazharlardan Rahmetim olan, malum Allah’ın iki rahmeti vardır birisi umuma birisi özeledir, umuma olan Rahmetine, Rahmaniyet rahmeti, özle olan Rahmetinede, Rahimiyet rahmeti denir. Umuma olan Rahmetinden bu gün Kuran-ı Kerim ve diğer bütün eserler vasıtasıyla ilmel  istifade edilmektedir, Fakat birde Resulu Ekrem Efendimize ve o günden bu güne Sahabeyi Kirama, Evliyaullahlara ve günümüze onların varsleri olan bütün Mürşid-i Kamillare, daha önce bildirdiği ve Rububiyetine mazhar kıldığı kullarının mazharlarından öğreterek vermiş olduğu özel tahsili olan Rahimiyetiyle Tevhid tahsili ve ilmi Ledün ile Rahmet eylemektedir. Merhameti ise bu yakinliğin derecesidir, tıpkı birisini sevmek ile aşık olmak arasndaki fark gibi, ikiside karşısındakinin faydasına ve yardımınadır, fakat birisinde her mazhardan merhametini segilemesi birde en Kemalatlı mazharından Resulu Ekrem Efendimizdeki gibi mürsel şuurla alemlere rahmet alemlere merhamet olarak en merhametli oluşunu sergilemesi arasındaki fark gibi, o mazhardan da Erhamerrahimliğini sergileyerek merhamet edendir Allah. Fakat bütün bunları ister kesret alemi olan bu şehadet aleminde dünyada olsun, isterse vahdet aleminde ruhlar aleminde misal ve diğer alemlerde olsun mutlaka ve mutlaka mazharından yapandır Allah. İşte kim ki mazharından doğru yola ulaştırılacağına iman edip de evvelde Resulu Ekrem Efendimize gitmesinde olduğu gibi bu günde mazharından bu selamete erişeceğine inanıpta hem Rahimiyet nasibini hemde umum Rahmetine mazhar olursa, doğru yolu bulmuş ve selamete de yaşarken erenlerden olmuş olur. Rabbım umanında bir zerre olan zerresinde de ummanı barındıran bu alemde dünya yüzünde bütün mazharlarına bunu dereceten nasib eylesin. 



              BAKARA SÛRESİ 158. AYET


اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللّٰهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَاِنَّ اللّٰهَ شَاكِرٌ عَلٖيمٌ

 OKUNUŞU          :   İnnes safa vel mervete min şeairillah, fe men haccel beyte evi’temera fe la cunaha aleyhi ey yettavvefe bihima, ve men tetavvea hayran fe innellahe şakirun alîm.

ZAHİR MANASI :   Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir.

BATIN MANASI :   Hakikatte hac olan gönülde Merve olan Rabbının vechinde safa olan Allah’ın mutluluğunu görmek en yüce nişanedir, zahirde yakada batında ise tecelli eylediği mazharın üzerindeki halindeki selamet ve mutluğuyla görünür, bir zevki ifadedir özeledir, yine Safa ve Merveden kasıt her ikisi arasında yapılan 7 saydır, yani Tevhid Tahsilindeki 7 mertebeyi remzeder, bu nuzul yönüyle bir zevktir. Safa saf ve temizliği Merve ise çakıl taşı manasındadır, buda küçük küçük benlikleri remzeder. Zaten kişi intisab eyledikten sonra benliklerinden kurtulmak için kabede olduğu gibi, 3’ü çalımlı 4’ü sakin belirgin bir tevhid tahsilini, yani 3’ü nisbiyetini çalımı, 4’ü de bekayı sakinliği remzeden bir haccı; safa ile Merve arası olan vücut ülkesinde kişide saf ve temiz bir tecelli ile ona gösterilmeye çalışılan benlikleri arasında oluşunu remzeder; bunlar kişideki yine özel özel nişanelerdir, nefsini bilmesi için. Birde umumi nişaneleri vardır. Bunlara Tevhid nişaneleride denir, bir zikir saliki zikir aldıktan sonra telkin olarak Tevhid-i Efal’i alır 4 şuhudu vardır, Tevhid-i Efal, Fena-i Efal, Tecelli-i Efal ve Cennetül Efal; bunlardan Tevhid-i Efal efal birliğidir sizde ve sizden gayri tüm varlıklarda durgun ve hareketli olan bütün fiillerin faili Allah’dır. Ve rabıtasıda “La Faile İllallah’dır.” Bir sonraki nişanesi ise, Tevhid-i Sıfattır, yine aynı şuhutlara sahibtir ve rabıtasıda “La Mevsufe İllallah’dır” yani mevsuf (subut sıfatlar) Allah’ın dır. Bir sonraki nişanesi ise Tevhid-i Zat’tır, şuhudları yine aynıdır. Rabıtası ise “La Mevcude İllallah’dır” La yok demektir, mevcude mevcut yok demektir, illahlah, illa Allah var demektir. Böylece şuhuden Allah bütün bu mevcuttan görünendir demektir. Mevcutlara Allah denmez ama o mevcutlardan kendisini zuhura getirendir. Bunlar fena nişaneleridir. Birde beka nişaneleri vardır; beka nişaneleri topluma çok ifşa edilmez fakat kısaca izah edilebilir. Bekanın 1. Nişanesi Allah’ın 4. Nişanesi; Makam-ı Cemdir Tecell-i Zat’a tekamül eder, salikin kendi varlığını ifana eylemesiyle Zatı giymesi manasındadır, Bakara Sûresi 115. Ayetle yüzünü nereye dönerse dönsün her gördüğü vechi Rabbının görür. 5. Nişanesi ise Hz. Cem Makamıdır, Hz. Makamı fark makamıdır Tecelli-i Sıfata tekamul eder Rabbının Sıfıtlarını giymesidir, Fena eylediği Sıfatlarını bekada giymesidir. 6. Nişanesi ise Cemmül Cem Makamıdır, bu makamda Tecell-i Efal’e tekamül eder fena eylediği filleri kendisinin değil Rabbının olarak idrak etmesidir. Fiilleri giymesidir. Bu makamda ise Evvel Ahir Zahir ve Batın hep görünen Hakk’dır. Ve haza batıla abes olan hiçbir şey yoktur. Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhuratını gösterendir. Ve son nişaneside 6 nişaneyi cem eden Ahadiyettir. Ve ahadiyeti kendisine aittir ve acıdır; İki ifadeyle biraz açılabilir ariflere gizli değildir. Bu makmdan tecellilerin görünme yerleri ise yine kendi içerisinde Ahadiyetül Ayn ve Ahadiyetül Kesrettir. Buradan nuzul edince Cemmul cemde yaşamla kendisini daha iyi gösterir; işte ister fena olsun isterse beka bütün nişaneleri bizlere kendimizin dediğimiz bu Efal Sıfat Zatımızdan idraken kurtulup sahibimizin olan bu vücutta kendisini bilmek, bizden zuhura gelişiyle görmek ve onda baki oluşla da olmak içindir vuslat, olan yine kendisidir. Rabbım bütün kardeşlerimize ilmel aynel ve hakkel yakin olarak bu tahsilleri yapmayı Şuhud ve Rabıtlarını çokca kullanıp yani hissi müşterekle ve çok tefekkürle idraken yerleştirip hicaplarımız açmayı nasib eylesin. Her kim ki bu tavafı yapar ise hac olan gönül evine girmiş, ve gönülden de artık bunları hayır işlemekle zekat vermekle Rabb mazharı olarak saliklere ikram eder. Rabbım bütün insanlığı bu ikramdan nasibini alanlardan eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 159. AYET


اِنَّ الَّذٖينَ يَكْتُمُونَ مَا اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدٰى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِى الْكِتَابِ اُولٰـئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ 


OKUNUŞU          :   İnnellezine yektumune ma enzelna minel beyyinati vel huda mim ba’di ma beyyennahu lin nasi fil kitabi ulaike yel’anuhumullahu ve yel’anuhumul lainûn.

ZAHİR MANASI :   İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.

BATIN MANASI :   İşte Cenab-ı Hakk Mutlak Zatındaki Mevcudunu nasıl şerh eylemişse, ilmiyle iradesiyle halk eylemişse; evvelde ve bu gün hangi mazharından nasıl işleyeceğini bilmektedir. Hakk makamında her şeyin hakkını veren mazharıyla nasıl ki her varlığa Hakikati Muhammediyesiyle; Muhammedde gizlediği ve şerh ettiği hakikatler ile tecelli edecekse bu Zatına göre belli ve bilinendir. Fakat evvelde ve bu gün mazharları bunu zuhura geldikçe bilmektedirler, şehadet aleminde vücut bulduğunda şehadet alemine vakıf olanlarca bilinmekte misal ve ruhlar aleminde vücut bulduğunda ise o alemlere vakıf olanlarca bilinmekte; ve diğer alemlerdeki vakıfıyetlere vakıf olanlarda gören arifler olarak Arif-i Billahlar olarak bunlara bilmekte ve görmektedirler. Böylelikle bildirdiği ayetleri, evvela Nurunu, Ruhunu Akıl ve Kalemini halk eylediği Muhammed Mustafa S.A.V’e Şehadet aleminde de Tevhidin babası olarak en Kemalatıyla Efendimizden sonra İbrahim A.S’a bildirmiştir. İşte bu açık delilleri ise Efal Ayetleri, Sıfat Ayetleri ve Zat Ayetleridir. Çünkü ilim ilim bilmektir ilmim kendini bilmektir. Allah bize bizi bildirmeyecek ise bunca teferruat nedendir. Ve biz dediğimiz zerrede de bütün alemin özünün dizaynı olan ve tüm varlıklarda aynı hakikat üzere tecelli eden Alah’ı işte böylece vücut ülkemizde bilelim zuhuratı ile görelim ve vakıfıyet ve daim yaşamla da baki mazharı olalım içindir. Çünkü aynı hakikat cemadatta da nebadatta da hayvanatta da insanda da mevcuttur, her birinin bir Zatı, Sıfatı ve sıfatın farklılıklarına göre isimleri ve esma alışıyla da filleriyle zuhura gelişi vardır, Cemadatta Zatı, Allah Sıfatı Cemadat Esması toprak Efali ise verimliliğidir çoraklığı bile irşadıdır yine mahsul vermese bile ilim verir, yani yine verimlidir. Nebadatta ise Zatı yine Allah ki her zerrenin özüdür, Sıfatı Nebadat Esması ise cins ve türlerine göre çeşit çeşitir, Fiili ise aldığı esmaya göre elma esmasıysa elma fiili, incirse incir fiili olduğu gibidir. Hayvanatta ise Zatı Allah Sıfatı Hayvanat Esması ise cins ve türlerine göre aldığı isimlerdir, Fiili ise uçanlardan ise Kuş esması ise Kuşların fiileri, yürüyenlerden ise inek esması ise ineğin Fiilleri, Sürüngenlerden ise yılan esması ise yılanın Fiillerinin görünmesi gibi. İnsanat da ise Zatı yine Allah Sıfatı ise İnsan Esması ise Ahmet ise manası Ahmet olanların manasının Fiilerini sergilemesi yani ismiyle müsemma olanlarda olduğu gibi Fiil sergilenmesidir. Birde esması Ahmet olup da Ahmet fiili Sergilemeyenler vardır bunlarda henüz ismiyle müsemma olmamış, aslını arayanlar gibidir. Her esmasının manası güzeldir yani zata hizmet etmektedir, çünkü iyi ve kötü kula göredir Allah’a göre bilinmesine hizmet etmek vardır, bunca beyazın karşısında siyahın edebin karşısında edepsiliğin Merhamet duygunsun karşısında öfkenin oluşu biran önce kendisini bildirmesindeki aşkı içindir. Çünkü zıttıyla daha çabuk bilinir her şey. Böylece görünen başkada bir ayet olmadığı yani Bilinmeden önce nasıl ki hayal ve zanda da olsa Allah diye bilmiş isek; şimdi ise Mevcudun Zatını bildirmesi olduğunu Her varlığın özünden sözüne doğru yani Zatından Sıfatına Sıfatında da Esma alarak fiilleriyle zuhura gelenin Allah olduğunu görmüş oluruz, bu dünya denen şehadet aleminde ise Asla Allah esmasını Almayacağı, Zatındaki esmada Allah Sıfatında ise hangi ruha sahip ise hangi emre muhatab ise hangi halk oluş üzere halk olmuş ise ister cemadat olsun ister nebadat olsun ister hayvanat olsun isterse insan olsun o sıfattan esma ve esmalar alarak zuhura gelenin “O” olduğunu bilmiş sıfatımız ve diğer sıfatlarında da görmüş ve biz dediğimiz mazharını da nerede kullanacak ise görevimizi de bilmiş oluruz. Bir de Mürşid-i Kamil vardır ki hakkel yakin olan işte o mazharda bütün Ruhlar mevcuttur Kemadatı Ruh olan Âdemiyet ruhuna sahib olması ile de bu alemde her ruh tecellisini ihata eden mazharlardır. Çünkü o mazharlardan da aleme tecelli eden Rabbımdır. Tıpkı her şeyi İnsan için yaratması ile  Resulu Ekrem Efendimiz yani bu günkü manası ile Mürşid-i Kamil için yarattım demesi O mazharı da kendim için yarattım buyurduğu gibi. Çünkü o mazharlardan ihate etmesi hasebiyle tüm tecellilerine vakıf ve hareket ettirendir Allah. Bu mazharlarına kutub da denir, 1 ler 3 ler 7 ler 40 lar gibide görevlendimesi ile de bu alemde hizmet Zatına hizmet ettirendir Allah. İşte bu yüzden de Tevhid Ehillerine bu hakikatleri gizlemek Allah’ı gizlemektir, bunu sırdır deyip, kabımızı aşmaktır deyip, aşk ve elektriğini kaldıramam deyipte değişik niyetlerle saklamak Zat olan Allah’ın muradı olan bilinmekliğine   hizmet etmemiş omaktır ki bu lanet denen hakiki mutluluk ve huzuru yakalayamamak ve hicapların açılmayışı ve bunun verdiği sıkıntılar gibi O mürşidlerde de görülmektedir. Rabbım bu lanet dediği halleri üzerlerinden kaldırmak için bütün irşad eylediği kamil insanlara irşad olduklarını ihlas ve samimiyetle kendilerinden dereceten daha aşağıda olanlara ve kabiliyetleri olanlara açsın ve o mazharlarından da zuhura çıkmak isteyen Allah’a hizmet etmiş olsunlar ki, en kısa zamanda kendilerinden bunu yapmak isteyen Zatına hizmet etmiş olurlar. Rabbım kab ve kabiliyetince tecelli eylediği mazharlarına kendilerince daha nakıs olanlara aşk ve muhabbetle Sırf merhamet duygusu ve Fikir olarakta Selametini isteme fikriyle yakin olunabildiğince yakin olmayı ve hizmet eylemeyi tüm insanlığa nasib eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 160. AYET

اِلَّا الَّذٖينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُولٰـئِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ  


OKUNUŞU         :   İllellezine tabu ve aslehu ve beyyenu fe ulaike etubu aleyhim, ve enet tevvabur rahîm.

ZAHİR MANASI  :  Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lânetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.

BATIN MANASI  :   Evvelindeki Tövbe ile başlayan bir salikin durumu Nisa Sûresi 64. Ayetdeki Allah’ın elçisinin de yani Sıfatının; mazharından görmesiyle duymasıyla tövbe eden salike şüphe yok ki o tövbeyi kabul ederim diyenin Rabbı olduğunu idrak etmesiyle durumları olan nisbiyetini de kendisine nisbet ettiği Efalini Sıfatını ve Zatını benim değil Rabbımındır demisyle durumlarını düzeltmişlerdir. Ve gerçeği ortaya koymaları olan Vücudun vücudullah, Sıfatlarının Sıfatullah, Efalininde Fiilullah olması gerçeğin ortaya konmasıdır. İşte Tövbenin neden edildiğiyle manidar olan ikiliğimiz bizim en büyük günahımızıdır, nisbiyet ve şirkimizdir. İşte böylece irfaniyet ve kemalatla ehli olan Mürşid-i Kamillerden bir Tevhid tahsil talim ve yaşamının ehemniyetiyle gördüğümüz bu benim dediğimiz vücudun Rabbımızın olduğu idrakıyla Tövbemizde kendiliğinden kabul edilmiştir. Çünkü idraklar yerleşip de istenildiği gibi yaşam zuhura gelince kendinden kendine tövbesi de kabul olmuş olur. Rabbım bu şekilde bir tövbe ile tövbe edip verdiği sözlerdeki sıdk ve samimiyetle de yaşamını şekillendirip, tövbesinin de böylece kabul olduğunu kendi gözüyle de gören kullarından eylesin cümle insanlık alemini.



              BAKARA SÛRESİ 161. AYET

اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ اُولٰئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللّٰهِ وَالْمَلٰئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعٖينَ 

OKUNUŞU       :  İnnellezine keferu ve matu ve hum kuffarun ulaike aleyhim la’netullahi vel melaiketi ven nasi ecmeîn.

ZAHİR MANASI  :   Fakat âyetlerimizi inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üstünedir.

BATIN MANASI  :   İşte her zaman bütün Kuran-ı Kerimde de Allah’ın dilediği gibi tenzih ve teşbihi vücut ülkesinde cem edenlerin Tevhid ehillerinin hakkel yakin Mürşid-i Kamiller gibi iman edip delilleri olan Efal Sıfat ve Zat ayetlerini inkar etmemiş ve hayatları olmuş kişiler gibi olanlar ve onlar gibi olmayanlaradır hitab, Çünkü Bir Allah’ın safında olanlar vardır birde olmayanlar; işte bunları inkar edenler bu küfürleriyle kafir olarak inkar edici olarak ölürlerse, bedenleri zaten toprağa geri döner, ruhları ise kendileri gibi yetiştirdikleri ailelerindeki insanlarda birer ruhaniyetlerinin şubelerinin mevcudyetiyle yine devam ederler, tıpkı ailenizden bedenen vefat eden bir yakınınızı hatırlayınca görüntüsünün vucudunuza gelmesi sesininde kulaklarınızda duyulması gibi, sizde bir şubesi devam eder; o mazharlar Muhammed aşısı olup da selameti istemezlerse, şubeleride selamete eremez; bunlara Allah’ın meleklerinin ve insanların laneti nasıl olur, insan denen bu mevcutta var olduklarından bu vücudu kötü yerde kullanılmaya devam ettiği sürece onların eziyeti ellerinden de bir hal gelmediğinden devam etmektedir. Birde onların ahirette tekrar tekrar giydirilmesi olan vücut ülkesinin dışı dünya içi ahrettir, sırretteki kötü duygu ve düşüncelerede latif vücutta olduklarından aynı sıkıntıya da yeniden ve yeniden düçar olurlar, tıpkı bir sıkıntıyı hatırladıkça yeniden sıkılmak aynı duyguyu hatırladıkça yeniden üzülmek gibi, o vücutlarda tekrar tekrar bunu yaşarlar şubelerinin var olduğu için. İşte Allah’ın melekeleri olan asıl güç ve kuvveti kuvvesi duygu ve düşüncelerdir, bunlarda yine tecelli etmeye devam ettikçe lanetleri de devam eder, birde aynı vücutta Allah da lanet eder işte zat yönüyle de bu duygu ve düşüncelerin sahibi olduğundan onların bize göre kötü olanlarını hatırlatması hissettirmesi ve düşündürmesiyle de hem kafir ölenlerin şubelerine hem de aynı küfürde devam edenlere Allah da melekleri olan kuvveleriyle hem de insan vücudunda olması hasebiyle insanda o idrak kadar bir vücudum var diyene bu hal devam etmektedir. Rabbım bu halde olmamak ve bizlerden sonraki aile ve çevremizdeki sevdiklerimizdeki şubelerimizin de sıkıntıda olmamsı hasebiyle, bir an önce ehlinden Tevhid tahsiliyle Ruhun tecellisi olan mutmein nefsin tecellilerine mazhar olan vücutlar halinde bir yaşama dahil olmayı cümle insanlığa Rabbım ihsan eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 162. AYET

خَالِدٖينَ فٖيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ  

OKUNUŞU          :   Halidine fiha, la yuhaffefu anhumul azabu ve la hum yunzarûn.

ZAHİR MANASI     :   Onlar ebedî olarak lânet içinde kalırlar. Artık ne kendilerinden azap hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.

BATIN MANASI      :   Ve yine Allah’ın dilediği gibi bir Tevhid tahsili ile ilmel aynel ve hakkel yakinlikleriyle asıl gaye olan insanın bu alemde mutluluk ve huzurunun temini ve daimliğine vesile olan tüm ilim, ibadet ve tatların dilediği gibi yerine getirip de ilimlerin en yücesi olan Mürşid-i Kamil mazharından Rabbımızın telkinleri ve talimatlarıyla kendimize nisbet eylediğimiz varlığımızdan bizleri  bu alemde yaşarken idraken ve hal’en kurtarıp Zatına sıfat olarak yani kull  olarak en mutlu ve huzurlu hayal ve zanlardan kurtulmuş bir yaşam süren kulları gibi bir yaşamla şereflendirmesidir gayesi; işte bunu değil de diğer yolları seçenlere Rahmani dahi olsa dereceten aşağılara doğru en layık yaşamdan uzaklaşılmış olacak ve dereceten bu mutluluk ve huzurdan uzaklaşıldığından yerini lanet yani esfele doğru yöneliş alacaktır. Tıpkı bir çamura basıldığında yalnız ayakkabınız kirlenirken o çamurun içinde kalmaya devam ettikçe hem üstünüze fazla sıçrayacak hem de manası ilim olan suyun orayı daha balçıklaştırmasıyla da sizi aşağıya doğru çekecektir, zamanla alışılmış bir yaşamla da boğazlarına kadar balçığa batmış halde oldukları görülecektir. Rabbım bütün tarif eylediği Efendimizi de en kemalâtlı mazharı olarak alemlere Rahmet yani en yüce lutfunun mazharı olarak nasıl yaşatmış ise bu şehadet aleminde Efendimizden bu güne artık uyulacak yol hem bildiirlmiş hem de gösterilmiştir. Mutlaka ehline gidip hakkel yakin olan bir Mürşid-i Kamil mazharından o mazhardan tecelli eden Rabbımızdan layıkıyla bir Tevhid tahsili yapıp ölmeden evvel ölme hasletiyle idraken ve daim yaşamla da layık kull olmayı cümle insanlığa ihsan eylesin.



              BAKARA SÛRESİ 163. AYET

وَاِلٰـهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحٖيمُ  

OKUNUŞU       :   Ve ilahukum ilahuv vahid, la ilahe illa huver rahmanur rahîm.

ZAHİR MANASI  :   Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir.

BATIN MANASI :   Hakikatde ayrı bir ilahın olması kişiye kendisinden başka bir yerde Allah var inancına götürür. Sizdeki inanılan Allah’ın bir tek oluşuyla; sizde ve tüm mazharlarda da nasıl bir tek oluşunun idrakıyla, biz ayrı ilahımızın bir tek oluşu farklıdır. Bu ayeti kerimeden henüz yüzünü dönmeyen ve şeriat ve tarikat seviyesindeki idrakların kabul eylediği, hayalde ve zanda ve yahut bu alem onun gölgesidir denilen bir inançla inanılan bir ilah yoktur, tek oluşu kendisinden başka mevcudun olmayışıdır, yani Zatı olsun Sıfatı olsun esmalar alışıyla fiilleriyle zuhura gelen olsun, bu sizde ve sizden gayri tüm mazharlarda da olsa zuhura gelen bir tekdir, siz dediğiniz onun sıfatıdır, O’ndan başka bir uluhiyet mertebesi sahibi yoktur. İlahlik ululuk ve uluhiyetindeki esmanın mazharı olarak Allah’dan gayri yoktur demektedir tecelli eylediği yerlerde görev ve kabiliyetlerdeki fark yüzünden değişik esmalar almaktadır. Bir birdir tek ise 3 ten başlar, 3 tecellisiyle tekdir, yani her varlıkta Zatıyla Sıfatıyla ve fiilleriyle açığa çıkandır, böylece tekdir, ve bu durumunda her varlıktaki mevcudiyetinin aynı bu terkipte oluşuyla da  birdir, birliği ister cüzlere bölünsün birdir ister kül densin birdir, isterse tümünü ihata etsin mutlak densin birdir, anlatılmak istenen bir damlanın terkibi ne ise, ister cüz olarak bir damla olarak kendinize bakın, isterse küll olarak tüm damlalara insanlara bakın isterse de insanatı ruhda olduğu gibi diğer bütün hayvanatı nebadatı ve cemadatı ruh tecellilerinede bakın yine damlayla aynı terkibe sahibdir, Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Fiilleriyle açığa çıkandır, bu alemde Allah’ın bu 3 tecellsinin dışında başka bir tecelli yoktur, böylece de hem her varlıkta birliğiyle hem de tüm varlıkların cemindeki tekliğiyle mevcut, tecelli eden ve mazharlarınca tecelli olunan ve fiilleriyle de açığa çıkandır, gayri bir düşünüş bizde ve bizden gayrı varlıklara ayrı vücutlar vermektir, Allah bütün mevcuttan aynı tecelli düzeni ile açığa çıkan ve her esma ve varlıktaki isnad ve kabiliyetine göre de kendisini seyredendir. Bu nuzül yönüyle bir tecellidir, burada eksiklik ve yahut fazlalık düşünülemez seyirdir. Bir de rucu yönü vardır ki o zaman mazharların eksiklikleri Allah’a nisbet edilemez, mazharın kendisine aittir. Mesela ampulün küçük olması elektriğin bir eksikliği değildir. İşte Allah besmeleyi şerifteki mevcudiyetiyle ifade olunan Rahmeti umumda tecelli eden özelliyetiyle Rahimiyeti ise o mazharlardan bir Mürşid-i Kamile gidip de kendisine gönül verenlere ise Tevhid tahsili ile âdemiyet ruhu ile özel tecelli edişiyle mevcudiyeti nuzuluyle seyir rucu yönüyle özel tecellide bulunmasıdır. Rabbım aynaya bakıldığında kendisine aşık olunacağı mazharına hitaben buyurduğu gibi Sevgilim diyeceği aynası olan özel tahsil gören âdemiyet mazharları âdemiyet sıfatlarından en sevgilisi olan Resulu Ekrem Efendimzden açığa çıktığı gibi sevgilisi gibi güzel mazharlarından kılsın cümle kardeşlerimizi.




              BAKARA SÛRESİ 164. AYET


اِنَّ فٖى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتٖى تَجْرٖى فِى الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فٖيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرٖيفِ الرِّياَحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ 


OKUNUŞU          :   İnne fi halkis semavati vel ardi vahtilafil leyli ven nehari vel fulkilleti tecri fil bahri bima yenfeun nase ve ma enzelellahu mines semai mim main fe ahya bihil arda ba’de mevtiha ve besse fiha min kulli dâbbeh, ve tasrifir riyahi ves sehabil musahhari beynes semai vel ardi le ayatil li kavmiy ya’kilûn.

ZAHİR MANASI  :  Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.

BATIN MANASI :   Bu ayeti Kerimede ve bütün ayeti kerimelerde izah olunan delillere ve nasihatlere, bir zahire göre bir batına göre bakış mana ve izah olduğu ve bununda bir nuzül yönüyle Rabbımın gaye ve amacına uygun bakışla birde uruç yönüyle kulluktan yukarıya doğru bir bakışla bakmak gerekmektedir, çünkü birsinin “A” dediğine diğeri hemen diğer bakış açısıyla “B” derse veyahut “B” denilene “A” denilirse yanı zahir söylenirken olurmu batını böyledir, nuzul söylenirken olurmu uruç böyledir demekle ve yahut tam tersi hallerde ifadeler kullanılmasıyla yine ihtilaf olur ise, asıl maksat olan Allah’ın bilinmeyi muradına hizmet edilmemiş ve aksine nefislerin bastırılıp ruhun mutmein olmuş nefsin tecellilerinin zuhuruna da izin verilmemiş olur; buna binaen her zaman itiraz edenlerden değil dinleyip maksadı ve gayeyi anlatanın asıl niyetini anlayana kadar sukut etmekte her zaman hayır vardır. İşte bu ayeti kerimede de ilk manalarıyla akıllara gelen yer ve göğün, gece ve gündüzün, gemilerin ve yağmurun hatırlardaki haliyle izahları uruç yönüyle ve aklı maaşın terazisiyle bir bakış açısıdır, doğrudur ve yerinde itiraz edilmemelidir, bunların nuzul yönüyle ilmi ledün ve Tevhid tahsilinden sonra mümindeki Feraset bakışla Yani Allah’ın idrakıyla o mazhardan görenin buyurması olan nuzül yönüyle de izah esastır ve ihtilaf olmamalıdır yerinde işitilmeli ve zevk dilmelidir, yer ve gökler dendiğinde yerler 7 kat olan nefis mertebeleri, gökler ruh mertebeleri olan Tevhidin 7 mertebesidir; gece vahdeti gündüz kesreti remzeder ard arda gelmesi vahdet olan gönüldeki haller gündüze yani zahire, zuhura çıkar, çünkü niyetin ve gönlün ne ise fiilin odur. Deniz Allah’ın bu alem denen deryasıdır, buradaki gemiler Tevhd gemileridir, canlı Mürşid-i Kamillerdir, kimsi filika kimisi tekne, kimisi gemi kimside bütün gemileri ve araçları taşıyabilecek kapasitedeki deniz aracıdırlar. Semadan yağan yağmur ve ölü olan toprağın dirilmesi, Bir Mürşid-i Kamil mazharından o mazhardaki Rabbımın gönül semasından yağan rahmet olan zikir ruhu ve zikrin fikredilmesi ve zikrin 3 türlü oluşu ve zikrin 3 ifna 1 ihya ile yapılması ve bunun fikriyle ölü olan toprak yani bilinçlerinde bunlar olmayan bir salik bunları benimsemesiyle dirilmeye başlar. Rüzgarları ve bulutları yerle gök arasında evirip çevirmesi, bunca rahmetle dolu bulut misali suyun yani ilmin aşkla ısınıpta yükseldiği sema olan gök ehlinin gönlündeki tecellileri ile, yer yüzünde rüzgar gibi ilmiyle oradan oraya esen alimleri yani zahir ve batın ilimlerin ehillerini gereken yerlerde kullanmak için evirmesi ve çevirmesiyle tasarrufunu devam ettirmektedir, bunlardaki hikmet ve ibretinde asıl gaye ve amacı bunca tarifin ayetin ilim ve hakikatlerin asıl amacı, Allah; nasıl ki Muhammed mazharından bu alemde en mutlu en huzurlu zevk ile en âlâ yaşam olan Rabbıyla birlikte bir yaşamla yani Zatından Sıfatına sıfatından da Esma alarak Fiilleriyle açığa çıkanın Rabbı odlduğunu seyriyle, zübde öz ve örnek olmuştur, acizane bizlere kulu olan sıfatlarına da günümüzde aynı mesajı vermektedir. Bu nasihatleri tutunlar mutluluğa ve huzura ve irfaniyet ve kemalatla yerinde görmesiyle ihtilafsız daim zevkli ve uyanık olarak yaşamakta, tutmayanlar ise maalesef tam tersi tecellilere mazhar olduğundan stres sıkıntı üzüntü ve kederlerle iki yakası bir araya gelmeyerek daim huzursuz bir yaşam sürmektedir, bütün dünyada bu ikisi arasında bir tercih yapılmalı ve gerek kişilerin kendileri gerekse seçilen yolun kişideki artı enerjisi; yani güzel duygu ve düşüncelerinde nefes alış verişlerle havaya karışmasıyla aynı havayı soluyan insanlarında çevremizden başlayarak mutlu ve huzurlu olmasıyla bütün dünyanın selameti sağlanmış olacaktır. Rabbım bu idrakları benimseyip bu alemde ve bu alemde olan ahirinde yine tercih edilen mutluluk ve huzurla yaşanmasını cümle insanlara nasib eylesin.



              BAKARA SÛRESİ 165. AYET


وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّٰهِ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِ وَلَوْ يَرَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا اِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ اَنَّ الْقُوَّةَ لِلّٰهِ جَمٖيعًا وَاَنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعَذَابِ

 OKUNUŞU        :   Ve minen nasi mey yettehizu min dunillahi endadey yuhibbunehum ke hubbillah, vellezine amenu eşeddu hubbel lillah, velev yerallezine zalemu iz yeravnel azabe ennel kuvvete lillahi cemiav ve ennellahe şedidul azâb.

ZAHİR MANASI :   İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi!

BATIN MANASI:   Allah’a ortak koşmak şirktir, şirk nedir şirk ikiliktir, yani vücut ülkemizden fiilleriyle açığa çıkan bütün yücelik ve güzelliklerin hakikatteki manası Takva olan bütün yücelik ve güzellikleri kendimize nisbet eylemekten korkmak yerine, bunları anlatırken Allah’ın güzelliğidir deyip de iç güdüsünde ne güzelde irfaniyetim var ne güzel izah buyurdum bu ilim bana ne güzel yakışıyor diyerek gizlice şirk işlemiş ve ortak koşmuş olunur işte bunlardır diyor ayeti kerime. Müminler ise enfal sûresinde olduğu gibi, hem kalpleri ürperir hem de ayetleri okununca imanları artanlar olarak şunu görürler. Efal ayetleri okunduğunda idrakları açılır ve hayal ve zandan kurtulurlar, Sıfat ayetleri okunur, günahlarından arınır ve imanları daha çok artar ve Zat ayetleri de okunup da kendine nisbet eylediği varlığı kalmayınca imanda zatı hakka vuslat edildiğinden mat olur ki artık iman edilen iman ve iman edenin cemini kendisinde görmüş olur; Sırreti hakk sureti halk, Sırreti Allah sureti Muhammedii ve zuhura gelen fiilleriyle de âdemiyetini bunlalar olarak kendilerine aşık olurcasına Zatının sıfatına aşk derecesiyle nasıl tecelli eylediğini Aynaya baktım sevgilim dedim hitabının ıspatı olurcasına kişi kendine nisbet eylemeden mazharında bu güzelliği görmeye başlar, Böylece görür ki Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Fiileriyle açığa çıkan Rabbımdır der, ben ise onun Kulu Sıfatı mazharıyım der. Zulmedenler ise kendilerindeki bu güzellikten bi haber olanlar ise dünyada mutluk ve huzur yerine stres sıkıntı alamadım veremedim derdi, çoluk çocuk mal mülk ve bütün dertlerle kendilerine zulmederler. Bu azab onları Allah’tan uzaklaştırmakta olduğunu bir bilselerdi yani idrak eyleselerdi hemen Allah’ın yoluna döner ve tarif edildiği üzere daha öncekilerin nasıl dünyada bu mutluluk ve huzurla müşerref oldukları gibi onlarda bunu dilerlerdi. Rabbım bütün insanlığa bunu biran önce bildirsin ki zaten görülmektedir ki bunca savaşlar ve her türlü insanların öldürülmesi ve daha şiddetli olaylar bu huzur ve mutluluğun yolunu bilmediklerinden ve istemediklerindendir. Rabbım bu demde en çok ihtiyaç olunan bu demde zalim diye vasıflandırılan kalbinde merhametten uzak olan kalplere merhamet duygusunu biran önce tecelli ettirsin ve bu alemi bu sıkıntılardan kurtasın, bunu kavli dua ile her mazhardan istetsin, fakat en önemlisi de fiili dua ile de bunu her mazharının görevi kılsın ve nefisten kurtulmak olan büyük cihadı kazanalardan aylesin bu büyük cihad her mazharca fiili olarak başarıldığı halde zaten geride bir sıkıntı kalmayacaktır.



              BAKARA SÛRESİ 166. AYET

اِذْ تَبَرَّاَ الَّذٖينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذٖينَ اتَّبَعُوا وَرَاَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْاَسْبَابُ  

OKUNUŞU        :   İz teberraellezinet tubiu minellezinettebeu ve raevul azabe ve tekattaat bihimul esbâb.

ZAHİR MANASI :   Kendilerine uyulanlar o gün azabı görünce, kendilerine uyanlardan uzaklaşacaklar, aralarındaki bütün bağlar kopacaktır.

BATIN MANASI   :   Asıl Allah’a ulaşılan yolları seviye seviye ve meşreben farklarla irşadla uğraşanlar dahi kendilerine azab olan ilmelden aynele, aynelden de Hakkel yakinliğe geçemeyince ve Allah’ı kendi vücut ülkesinde Resulu Ekrem Efendimizde olduğu yakinliğiyle göremeyince kendilerindeki azap artacak ve onlara uyanlardan uzaklaşıp şeriat seviyesindekiler Tarik olmaya tarikat seviyesindekiler Hakikat’i arzu etmeye Hakikatte de meşreben farklarıyla irşad edenler ise marifet seviyesindeki hakkel yakin Mürşid-i Kamillere yakin olmaya başlayacaklardır. Böylece lider önder imamlar ve seviye seviye ve dereceten irşadla görevli olanlar bağlarını koparıp hakkel yakin Tevhid ehli Mürşid-i Kamillere bende olup arkalarındaki cemaatlerini ve ihvanlarının selametlerini temin etmekle bu azaptan kurtulunacağını göreceklerdir. Rabbım en yüce irşadın nuzül yönüyle olduğunu bunu anlatmanın ise uruç yönüyle bir vuslat olduğunu göreceklerdir, nasıl ki Resulu Ekrem Efendimize ismi celal olan 3 tecellisiyle zuhura gelen Rabbının adıyla okumak olan Allah Allah  Alllahhh zikriyle daha ilk günden Allah’ı Allah ile zikredip daim birlikte olmak ve fikirle yapılan bu zikirle bu birliğin sağlaacağını anlamalarıyla sonrada İsra Sûresi 14. ayetdeki nefis kitabını okumanın en büyük hesaplardan haberdar olmak olduğunu ve kendine nisbet etmenin bilançoda zarar yazdığını Rabbına nisbet eylemenin de kâr yazdığını görecek ve geliştikçe kendisindeki ve bu alemdeki bütün hesapları Allah nasıl tutmakta ve tayin etmekte olduğunu göreceklerdir. Rabbım hesabını görülmeden kendisi gören, ölmeden evvel de ölen kullarından eylesin cümle insanlığı.




              BAKARA SÛRESİ 167. AYET

وَقَالَ الَّذٖينَ اتَّبَعُوا لَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّاَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّؤُا مِنَّا كَذٰلِكَ يُرٖيهِمُ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُمْ بِخَارِجٖينَ مِنَ النَّارِ 

OKUNUŞU         :   Ve kalellezinet tebeu lev enne lena kerraten fe neteberrae minhum kema teberrau minna, kezalike yurihimullahu a’malehum haseratin aleyhim, ve ma hum bi haricine minen nâr.

ZAHİR MANASI    :   Uyanlar şöyle derler: “Keşke dünyaya bir dönüşümüz olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık.” Böylece Allah, onlara işledikleri fiilleri pişmanlık kaynağı olarak gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir.

BATIN MANASI  :  Dünyaya tekrar bir dönüşleri, ölüm sonrası reenkarnasyon gibi düşünülsede ruhları nüzul yönüyle şu mesajı vermektedir, tekrar uyulmamış halimize geri dönebilsek uyduklarımıza değil tercihen hakikat ehline nuzül yönüyle irşad edenlere uyardık, halbuki bilmelidirler ki bir insan idraken ne karar verdiyse Allah an üzeredir. O andan itibaren andığı hal ile yaşamı başlar, ayan-ı sabite, sabit ayandır yani sabit görünendir, bu nedir, kişinin bu günkü görünen halidir, sabit hali bu gündür peki karar vermesiyle birlikte o kişi Muhammed aşısı olsa ve son güne değin hak ve hakikatden ayrılmasa son ayanı sabitesi ve son hali ne olur, merhalacen selametle müjdelenenlerden olur, yeter ki nasihatlere uyup sıdk ile teslimiyetini bozmadan Tevhidden de ayrılmadan bütün duygu ve düşüncelerinin de hep iyilerini kullanarak yaşasın mutlaka selamette olur. Böylece kişideki pekleşmeyi de sağlayan eski fiillerindeki pişmanlıkta vücut ülkesinde nedamet duygusunun getirdiği hisle nevafille bir yaklaşım olur ki buda kişideki iman ve inanç seviyesini de çok yükseltmiş olur. Rabbım idrak ettiğimiz andan itibaren nüzül yönüyle daha öz ve kısa yoldan irşad olmayı nuzül yönüyle irşad olur iken de rucu yönünüde asla ihmal etmeden daim bir yaşam içerisinde şeriatından da hakikatından da taviz vermeden yaşayan kullarından eylesin cümle insanlık alemini.




              BAKARA SÛRESİ 168. AYET

يَا اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِى الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖينٌ 

OKUNUŞU         :   Ya eyyuhen nasu kulu mimma fil ardi halalen tayyibev ve la tettebiu hutuvatiş şeytan, innehu lekum aduvvum mubîn.

ZAHİR MANASI   :   Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.

BATIN MANASI  :   Tüm insanlığa hitaben, yeryüzü olan nefis arzında yani yer yüzünde bütün tecellilerin bir iyi yüzü yani helal yüzü yani ruh yüzü ruhun tecellileri vardır, bir de nefsin tecellileri olan kötü yani celal yüzü vardır. Helal ve temiz olanlar Allah’ın bilinmeyi murad etmesiyle kendisindeki bütün yücelik ve güzelliklerini temsil etmekte birde zıtları olan diğer yüzü haram yüzünü kötülerini bildirmektedir; örneğin merhametini bildirmek için nefreti, çalışkanlığı bildirmek için tembelliği, birlik beraberliği ve yakınlığı bildirmek için fitneyi, sevgisini göstermek için küslüğü vs. bütün tecellilerinin zıtlarını yaratmıştır. Fakat bu tecellileri halk etmesindeki asıl muradı kendisini bildirmek kendisini anıldığında hatırlatan bütün yücelik ve güzellikleri bildirmek ve bunların çabuk bilinmesi içinde zıtlarını halk etmiştir çünkü her şey zıttıyla bilinir. Mesela yine bir örnekle beyazı bildirmek içindir siyah insanlar yeter ki ibretle baksın, günümüzde bir testtürüne dikat etmeyen insanla, tesettürüne dikkat eden insan arasında 30 santim mesafe vardır, toplumda yan yana arkadaşça yürümektedirler kolkola bundaki hikmet nedir diye düşünüldüğünde ise, insanlar o kadar çabuk idrak etsinler ki Alllah’ın güzelliği hangisidir diye bu yüzdendir Rabbımın aşkı ve muradı ve tecellileri. Yeter ki anlamak ve yaşamak isteyelim her yücelik ve güzellik tarif edilmiş ve en güzel olan bilinip görülmüş ve günümüzde de görülmeye devam etmektedir. Geçmişte de Resulu Ekrem Efendimiz mazharından yaşanmıştır.  Bu günde bizlerin hem en mutlu ve huzurlu hem de istediği gibi bir kul olmak için gerek şeriattaki güzellikleri ki kendinsindir, gerekse tarikattaki güzellikleri hem de hakikatteki irfaniyet ve kemalatla en mutlu ve huzurlu ve kemalat ve irfaniyetle müminin ferasetiyle bakışı olan bakışla; nuzul yönüyle kendisini aynalarda seyreylemekte uruç yönüyle de esfelden alayı doğru bakıp yükselmektedir. Şeytan ise yeryüzü olan nefis mertebelerinin en yırtıcı hayvan sıfatını remzeden nefsi emarededir, yani nefsin o durumdaki hali kadar kişiye kötülük edebilecek daha kötü duygu ve düşüncelerin yaşandığı ayan-i sabitesi göz önünde olan başka daha esfel ve zararlı bir hal daha yoktur. Bu haldeki kişilerden mutlaka uzak durulmalıdır, düşmandır denmekle de sizlere bu durumdaki kişiler mutlaka zarar verir denmektedir. Rabbım nefsini bilip kendisindeki bu kötü duygu ve düşüncelerden kurtulmak için ehlinden zikirle bir Tevhid tahsil talim ve yaşamıyla daim urucunu tamlamış, nuzulun zevkiyle zevk ve mutluluk içerisinde yaşamayı cümle insanlığa nasib eylesin.



              BAKARA SÛRESİ 169. AYET


اِنَّمَا يَاْمُرُكُمْ بِالسُّوءِ وَالْفَحْشَاءِ وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ  

OKUNUŞU            :  İnnema ye’murukum bis sui vel fahşai ve en tekulu alellahi ma la ta’lemûn.

ZAHİR MANASI  :   O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

BATIN MANASI :   İşte nefis emmare olan şeytanın karargahından gelen hitaplar, yalnız en esfel haller olarak kötülüğün duygusunu, hayasızlığın edepsiz ve edepsizliğin tüm fikirlerini kişideki alışılmış hali olan o anki sabitesi eğer en esfel hal olan nefis tecellilerinde emare nefsin halini yansıtıyor ve bu kişide de bir Mürşid-i Kamile gitme hissi ve yahut bir vesile ile buna vesile olan başka bir kişiyle de yönelme olmaz ise Muhammed aşısı da yapılmazsa bu kişinin hali ebediyete kadar artarak daha esfel hal alacak ve insanlara ve tüm insanlığa hep kötülük, edepsizlik ve Allah’a karşı bilinmeyen yakıştırmaları yaparak inanç ve itikattaki zayıflık içinde sırf kötülük olsun diye de nefsine hizmet etmeye devam edecekleridir. Rabbım kendi vücut ülkemize bakıpda en esfel halde olmasak dahi arada bu haller bizde de beliriyor ise mutlaka ehline gidip kendimizi bu hallerden, nefsimizi iyice bilerek nefsini bilenin Rabbını bileceği hale gelerek; Tevhid üzere bir tahsil ile Muhammed aşısıyla ölmeden evvel de ölme olan kendimize nisbet eylediğimiz varlığımızın da Rabbımızın olduğunu; subhan olan Allah’ın noksan sıfatlardan münezzehliği olan bütün bu noksanlıklar olan zıtlardan münezzehliğini idrak edip bu aciz mazharlarımızdan da bu hal üzere zuhura gelen Rabbımızı nuzul yönüyle kendisi uruç yönüyle de kulu olarak uluhiyetinden rububiyetinin kulluk yüzüne olan seyrini cümle insanlığın nasibi kılsın.



              BAKARA SÛRESİ 170. AYET

وَاِذَا قٖيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَاءَنَا اَوَ لَوْ كَانَ اٰبَاؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْپًا وَلَا يَهْتَدُونَ 

OKUNUŞU           :   Ve iza kıle lehumut tebiu ma enzellellahu kalu bel nettebiu ma elfeyna aleyhi abaena, e ve lev kane abauhum la ya’kilune şey’ev ve la yehtedûn.

ZAHİR MANASI :   Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?

BATIN MANASI :   İşte günümüzde en doğru yol nuzül yönüyle irşad olan Resulu Ekrem Efendimizin ismi celal olan okumasıyla başlayan irşadı sonra nefsini okumasıyla devam eden vuslatı sonrada Rabbını bilip Rabbıyla olan yükselişidir ayrı değil ayni bütündadır. Bu tahsil yalnız Tevhid tahsilinde vardır. Bütün Enbiya ve Evliyaullahın tahsilidir. Ehlide bu gün Tevhid ehli olan hakkel yakin Mürşid-i Kamillerdir. Allah’ın Resulu Ekrem Efendimiz mazharından bildirdiği yani indirdiğidir. Buna uyun denildiğinde bu günde her bir cemaat ve kolları, tarikatler ve meşreben farklı olanları hayır demektedirler, çünkü atalarımız dedikleri onlardan önce de aynı yolun selefliğini yapan önderleridir; fakat bir gün daha net anlaşılacak olan irşadın hakikati ortaya çıkacak ve iman ve inancın yükseldiği, bütün bu dünyanın bu sıkıntılarından kurtuluş ve selametinin irşadda doğru yolun doğru metodun izlenmesiyle olacağının görülmesiyle son bulacaktır. Çünkü Allah, Resulu Ekrem Efendimize nasıl ki cebaril ile kendisinde tecelli edişiyle gönlünde ve  fikrinde Rabbının adıyla okumasını emreylemiş ise, bu günde Tevhid Tahsilindeki ilk ders ve tüm tevhidi içeren mananın olduğu ilmi ahadiyeti dahi ayniyetine ileten zikrin bizden zikreden Rabbımızın zikri, buyruması olduğu görülecektir. Çünkü insan hem “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” der, hem benim güç ve kuvvetim yok, güç kuvvet sahibi olan Allah’dır demesiyle görür ki kendinden de zikreden sahibidir. Kalp komutanının güzelliğinin de böylece askerleri olan tüm aza ve cevahirden görülmesiyle ancaksın selametin geleceği inkar edilmeyen bir hakikat olarak buyurmasıyla Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma Alarak nasıl fiilleriyle açığa çıktığının da görülmesi zuhur edecektir. Böylece açığa çıkmasına izin verilen Fiillerindeki cibilliyetin güzelliğiyle zahir olan Rabbımızın zuhuru da kendi vücut aleminize de idrak edilip yaşandıkça da bütün alemdeki güzelliğe de sirayet edecektir. Rabbın en kısa zamanda kullarına irşaddaki nuzul yönünü idrak eylemeyi idrak eden mazharlarına da en kısa zamanda daim yaşamayı nasib eylesin.

 



              BAKARA SÛRESİ 171. AYET


وَمَثَلُ الَّذٖينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذٖى يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ اِلَّا دُعَاءً وَنِدَاءً صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

 OKUNUŞU           :   Ve meselullezine keferu ke meselillezi yen’iku bi ma la yesmeu illa duaev ve nidaa, summum bukmun umyun fe hum la ya’kilûn.

ZAHİR MANASI :   İnkâr edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.

BATIN MANASI    :  Bunca Enbiya ve Evliyanın davet edipte bu vahdet sırrını bildirme gayretine hakikat seviyesindeki yaşamın en mutlu ve huzurlu Rabbım dediği aynı vücut içerisinde ve sen dediğin onun sıfatı kulu olarak en güzel bir biçimde açığa çıkan fiiller ve icraatla zatından sıfatına sıfatından da esma alarak fiilleriyle açığa çıkanın idrak ve yaşamıyla bu dünya yüzünde nasıl mutlu ve huzurlu yaşanır bunun bildirilmesini Sıfatlarından geçmişte Resulu Ekrem Efendimiz mazharından sonra silsileler yoluyla günümüze değin yapmış ve yapmaktadır; şimdi ise Mürşid-i Kamiller mazharından bu davet devam etmektedir. Fakat gerek hiç yüzünü dönmeyenler olsun gerekse, şeriat seviyesindeki kabullenişler olsun hatta tarikat seviyesindeki inanç ve yaşam dahi nuzûl yönüyle bir irşadı ve onun insanlara getirdiği en kısa zamanda en mutlu ve huzurlu Rabbıyla birlikte nasıl olunacağının Tevhid tahsili ve yaşamıyla nasıl olacağının bildirilmesine maalesef kulak tıkamışlar, akıllarına kısmen yatsa da dillendirmemişler, gözleriyle Tevhid ehillerinin yaşamlarını ayan beyan mutluluk içinde görseler de hiç kimseyle ihtilaflarının olmayışı o kadar aşikar olsa da göz yummuşlardır. İşte bu inanlar hay-van dır derken hay diri demek van ise varlık anlamını remzeylemektedir, yani sadece diri varlıklardır onlar demektedir. Yoksa maksat bir insana sen hayvansın demek olamaz, çünkü ifade rumuzdur. Şimdi eğer yalnızca diri olarak yaşamaktansa, hayat sıfatının yanına ilim, irade semi, basar, kudret, kelam ve tekvin’i de ekleyerek ben denilen bu çamurdan yeni bir ben’i şekillendirmek için idraklarımızı kabulleniş ve yaşamımızı, ehline gidipde yeniden şekillendirsek ve bununda mükâfatını hemen görmeye başlasak bu bizler için büyük bir ikram olmuş olmaz mı? Rabbım başını iki elinin arasına alıp yeniden bir muhasebe yapıp gözüyle gördüğünü inkar etmeyen, bildiğini dillendiren ve bunları işitmek için kulak tıkamayan kullarından eylesin cümle insanlığı.



              BAKARA SÛRESİ 172. AYET


يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ 

OKUNUŞU        :   Ya eyyuhellezine amenu kulu min tayyibati ma razaknakum veşkuru lillahi in kuntum iyyahu ta’budûn.

ZAHİR MANASI     :   Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.

BATIN MANASI      :   Tevhid ehilleri, zatı hakka vuslat edip iman edilen iman ve iman edenin cemini kendilerinde bulanlardır, ve kulluk olan kölelik yani varlığının olmayışını da Tevhid makamlarından fena makamları olan Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmakla kendine nisbet eylediği varlığı olmayana köle yani kull derler. Ve onlar yalnız Allah’a kull’dur çünkü kendi vücut ülkelerinde mazharından alemlerin Rabbıyla görüşmektedirler. Ve onlara verilen rızıklar olan Tecelli-i Zat ile Zat rızkı, Tecelli-i Sıfat ile Sıfat rızkı ve Tecelli-i Efal ile Efal rızıklarıyla rızıklanmış yani hakkın varlığıyla varlıklanmışlardır en büyük zenginlikte bu alemde budur. Bunların idrakları ise temizlenmiş ruhun gıdalarıdır, çünkü insanda iki mide vardır bir bedenin midesi o zahiri gıdaların temizlerinden beslenir birde Ruhun midesi vardır ki o da bahsedilen nuzül idrakları ve zevkleriyle beslenir. Ve bu yücelik ve güzelliklerin beslendiği zevkler için şükreder, çünkü dahasını kendi mazharlarından açığa çıkarmak, aşık olduklarını daha net görmektir. İnsanlar bunları ilimle bilirler, bu ilmel yakinliktir, sonra şuhudlarla görürler afakta görme ise ilmin ayneli, enfusta gönülde görmek ise vahdeti vucudun şuhudun bizzat şahid olmanın aynelidir; buda aynel yakinliktir, birde hakkel yakinlik vardır bu da bizzat kendi vücut ülkesinden zuhura geliş ve kendi vücut ülkesinde yaşanılan tüm duygu ve düşüncelerin bizzat tecelli eylediklerinde sahibinin iradesiyle hiç üzerlerinde katkı ve eksiltme olmaksızın zuhura gelmeleridir ki bu büyük bir zevktir ve hakkel yakinliktir olmaktır. Yani layıkıyla ifna olmakla tecelli eden haldir. İlmin içinde aynel yoktur, ama aynelde ilim vardır; aynelin içinde zevk yoktur ama zevkin içinde hem aynel vardır hemde ilmel vardır; eğer ki bu hakikate erişilmeden Kuran-ı Kerim okunuyor ise ilimle bakanlar her ayetten ilim alırlar, aynel şuhudla bakanlar her ayetten şuhuden aydınlanırlar, fakat zevk ve zevklere sahib mazharlar ise  bütün Kuran-ı Kerimin zevkle yazılmış olduğunu görür ve hangi idrak sahibi okursa okusun kendini bulacağını ve ebediyete kadar zevklerde de sonsuzluk olacağından her asra hitab edeceğini de görmüş olur. Rabbım zevkul âlâ zevklerle hitabını defalarca okumayı ve vücut ülkesinde de bunları zevk eylemeyi hazır olan tüm mazharlarına nasib eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 173. AYET

اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزٖيرِ وَمَا اُهِلَّ بِهٖ لِغَيْرِ اللّٰهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا اِثْمَ عَلَيْهِ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

 OKUNUŞU          :  İnnema harrame aleykumul meytete ved deme ve lahmel hinziri ve ma uhille bihi li ğayrillah, fe menidturra ğayra bağiv ve la adin fe la isme aleyh, innellahe ğafurur rahîm.

ZAHİR MANASI  :   Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

BATIN MANASI  :   Leş, tamamen nefsi emarede yaşamış ve artık nefsin kokusundan başka bir koku saçmayacak yani filleri hep sufli fillerin halini almış insanların durumudur; kan ise şehitliğin, şahitliğin rumuzatıdır yani birbirinin şahitliğine aynelliğine gölge getirmekte haramdır çünkü hepsi yerinde doğrudur, domuz ise tek dişisini kıskanmayan yani namustan uzak bir yaşamda haramdır zahir ve batın namustan, ve Allah’tan başkası adına kesilen yani Allah’tan başka bir mevcudun idrakı dışından yapılan her türlü kal hal ve makamın fiiliyatı zuhuratı biçip kestikleri haramdır; mecbur kalma durumu ise niyetini yine bozmadan nasıl ki; Allah ayeti kerimede kavmine fitne verdim demesiyle niyeti fayda ama fiili zarar ise, bu mecburiyet de tıpkı Resulu Ekrem Efendmizin buyurduğu gibi “atan bizdendir” yani o fiil niyet güzelse bizdendir, ama “attıran” yani birde niyetide kötü olup ta kötü fiil işleyenler vardır işte onlar bizden değildir, çünkü onlar mecburiyetten değil bilerek ve isteyerek leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına yani gayriyetteki her mazhariyetle iş yapanlardır; Allah’a hizmet ve merhamet adına kendisi ve bütün insanların iyiliği adına eğer istenmeyen durumlarla karşı karşıya kalınsa dahi bilsin ki diyor niyeti güzel ise bağışlanmış ve affedilmiştir daim. Bu gün hangimiz bir kardeşimiz için sırf ailesi yıkılmasın diye yalanı, bir kardeşimizin bulunduğu ortamda zarar görmemsi için kavgayı, sırf cemaatleri, şeriat seviyesindeki ve tarikat seviyesindeki kardeşlerimizi kazanmak için kan’ı yani onların idraklarınıda kabul edebiliyormuyuz, niyetimizde onları kazanmak varken ilmimizin doğrularını biraz seviyeten aşağıya indirip hak verebiliyormuyuz kardeşlerimize, Rabbımızın olan onlardan zuhur eden güzelliklere, şeriat ve tarikat seviyesindeki toplantılarda domuzun hali olan dişimizi kıskanmadan sırf kardeşlerimizi kazanmak için zahiri namus olan eşimizle erkeklerin toplumlarında hanımlı eşli katılabiliyormuyuz, sırf o seviyedeki insanlarada faydalı ve irşadlarına yardımcı olabilmek için Batıni namus olan Rabbımızın telkinlerini yumaşatabiliyormuyuz niyetimizi çok iyi bilir iken nazlı kulu olabiliyormuyuz. Ve Allah’tan başkası olan Tevhid ilminin haricindeki tüm idraklara bütün ilimlere ve onların seviyelerine inip de niyetimizdeki onların selameti için gayret göstermek varken, Allah’tan başkası için olan yani hayal ve zandaki idraklarla kendine nisbet edilen halleri bulunan kişi ve cemaatler ve diğer tarik kardeşlerimizin de bu durumları için fedakar olup da her seviyede hoşgörü ve alçak gönüllülükle yaklaşabiliyormuyuz; eğer bunları yaparsanız bilin ki seviyenizden aşağı inmiş haram işlemiş dahi olsanız yani ikilik haramdır birliğe erenlere, birliğe erenler ikiliğe çıkmamalıdır, fakat ikilikteki kardeşlerimizi de birliğe çıkarmak için bunca haramı işlerseniz bilin ki asla haram işlememişsiniz. Rabbım fedakar olanlara göre daha üstün fedakarlık olan bu hal ve halleri işleyen kullarından kılsın bizleri kılsın ki herkesin elinden tutup gerçek müminlerin halleri olan kendisi için olanı başkaları içinde isteyen kullarından olmuş olalım.




              BAKARA SÛRESİ 174. AYET

اِنَّ الَّذٖينَ يَكْتُمُونَ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهٖ ثَمَنًا قَلٖيلًا اُولٰـئِكَ مَا يَاْكُلُونَ فٖى بُطُونِهِمْ اِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّٖيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ 

OKUNUŞU           :   İnnellezine yektumune ma enzelellahu minel kitabi ve yeşterune bihi semenen kalilen ulaike ma ye’kulune fi butunihim illen nara ve la yukellimuhumullahu yevmel kiyameti ve la yuzekkihim, ve lehum azabun elîm.

ZAHİR MANASI  :   Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.

BATIN MANASI  :   Allah’ın Tevhid üzere yetiştirdiği ve dereceten Tarikat ve Şeriat seviyelerinde ve cemaat seviyesindeki Mürşidler irşadla görevli kişiler ve imam ve liderler kendilerine öğretilen Rabbının ilmi sayesinde kendilerine menfaat sağlamak için gerek maddi gerekse manevi menfaat olan ruh midelerini kalabalığın çokluğu ve çokluğun gösterişiyle beslenenler asıl karınları olan ruhani midelerine kendilerinin de iyi bildiği üzere azap stres sıkıntı ve bile bile sakladıkları olan talebelerine yollarına devam etmeleri gerektiklerini söylemeleri gerektiği halde sırf kendi çevrelerinde tutmak için ne liderler cemaatleri, ne cemaatler şeriatın kaidelerini, ne şeriat seviyesindeki insanlar tarikatın yolunu nede tarikatdeki mürşidler hakikat ehlinin hakikatteki Tevhidin yolunu göstermemektedirler. Hatta kendilerinin bile hicaplarının açılmadığını bile bile etraflarındaki bu kalabalığın verdiği benlikle yaşamlarını da öylece geçirmektedirler, halbuki insanlara vesile olarak kendilerindeki Rablarıyla nasıl bu alemde yaşarken bir mazhardan görüşüp daima nerde olursa olsun mutlu ve huzurlu yaşamayı kaideleriyle öğretmekten başka bir görevleri de yoktur; kıyametleri olan sırretlerindeki alemlerinde ise zaten Rabları ne onlarla konuşmakta nede görüşmediklerinden nefsini bilip Rablerini bilemediklerinden onları temizlemek olan bu benliklerini de arıtmamakta.  Rabbım Ehlinden bütün Enbiya ve Evliyaullahın da tahsili olan Tevhid tahsili ile aslımızı bilmeyi görmeyi ve aslımıza yaşarken rucu etmeyi cümle insanlığa nasib eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 175. AYET

اُولٰـئِكَ الَّذٖينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدٰى وَالْعَذَابَ بِالْمَغْفِرَةِ فَمَا اَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ 

OKUNUŞU          :   Ulaikellezineşteravud dalalete bil huda vel azabe bil mağfirah, fe ma asberahum alen nâr.

ZAHİR MANASI :   İşte bunlar hidayeti verip sapıklığı, bağışlanmayı verip azabı satın alanlardır. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)

BATIN MANASI   :   Buradaki sapıklık zahirin sapıklığı değil sapkınlık olan yolun uygun tarif edilmeyişini anlatmaktadır, çünkü bir önceki ayeti kerimede buyrulan lider önder imam şeyh ve mürşidler bu yola gönül verdilerse zahiri sapıklığa düşmeleri ihtimaldir ama olası bir hal değildir, buradaki sapmak yolun sapmasıdır; çünkü Allah kullarını kendisine davet eder, rabıta da Allah’a dır, bu yüzden yola girenler yüzünü dönüp şerittan tarikata tarikattan da hakikate doğru vuslat etmeli ve Tevhid ehli hakkel yakin Mürşid-i Kamiller ise vesile olarak kendilerindeki bağlarını kuracakları Rablarını onlara göstererek onları ruh azapları olan bu uzaklıktan kurtaracaklardır. Çünkü o mazharlar kendi varlığını hakkın varlığında yok edip hiç olan mazharlardır o mazharlardan irşad eden Rabbımdır. Eğer büyük benlikler olan ve en son kaybolacak olan İrşadla görevli olanların benliği olan büyük benlik irfaniyetiyle çevresinde barındırabilecek çokluğun heva ve hevesindeki benlik kendileri iyi bilseler de içlerini yakıp kavursa da kendilerinin irşada ihtiyacı olduğu halde yukarıyı istememeleriyle azapları hakk ve hakikati kendilerinden açığa çıkan Rablarını hem zahiren hem de mazharı olan gönüldeki Rabbul alemin mazharından göremediklerinden devam etmektedir. Rabbım bu alemde en ucradan en yakına her ne kadar görevlendirdiği mazharı var ise bütün mazharlarına irşadı nuzülü olan Resulu Ekrem Efendimizin irşad olduğu gibi irşad olmayı ve Tevhid üzere irşad eylemeyi nasib eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 176. AYET

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ نَزَّلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَاِنَّ الَّذٖينَ اخْتَلَفُوا فِى الْكِتَابِ لَفٖى شِقَاقٍ بَعٖيدٍ 

OKUNUŞU         :   Zalike bi ennellahe nezzelel kitabe bil hakk, ve innellezinahtelefu fil kitabi le fi şikakim beîd.

ZAHİR MANASI   :   Bu (azab) da, Allah’ın, Kitab’ı hak olarak indirmiş olması (ve onların bunu inkâr etmesi) sebebiyledir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise derin bir ayrılık içindedirler.

BATIN MANASI :   Bütün bu azabın Kitabı Hakkı anlamamak olduğuna işaret vardır, Hakk o dur ki “Beni Gören Hakkı Gördü” hitabının mazharını anlamaktır. Peki nedir Kitab-ı Hakk’ı onu anlamayalım, Kuran-ı Kerim 3 türlüdür, birincisi Lafzı Kuran, ikincisi sıfatlar alemi yani Süvari Kitab, üçüncüsü de Ümmül Kitab’dır; Ümmül Kitab ise Canlı Kuran olan Evveldeki Yetişmesiyle yani “Nun kalem vema yesterun” ayetiyle Allah’ın tecelli Kalemiyle Resulu Ekrem Efendimizin gönül sayfalarına yazılmış olanlardır. Resulu Ekrem Efendimizin de bütün bu gönül sayfasına yazılanları nasıl ki Sahabeyi Kiramın da kulaklarından sohbet ve gönüldeki beslenen muhabbet ile gönüllerine indirdiği gibi, bu günde ehlinden Tevhid tahsil ve sohbetleriyle Canlı birer Kuran olan Mürşid-i Kamilleri toplumda hakikat ehli olarak Hakkel yakin Hakka vakıf oldukları halde toplum ve bir önceki ayetteki dereceten aşağıya doğru bütün Mürşid, Şeyh İmam ve Liderler de inkar etmektedirler, işte buda kendilerini o mazharlara yaklaştırmak yerine uzaklaştırmaktadır, böylece de Hakkı layıkıyla anlamak için ehlinden bir tahsil olan Tevhid tahsillerini ve ilmi ledün’a vakıfıyetlerini tamamlayamadıklarından hicaplarını açamamış ve azapları olan Hakk’tan uzaklıkları da kendilerini geçmişte ve bu gün de derin ayrılıklara ve uzaklıklara itmiştir. Rabbım hakikatteki manasıyla yücelik ve güzellikleri kendimize nisbet etmekten korkmak olan Takva’nın idrakıyla bir Takva ehli olmayı ve bütün bu aralarındaki dereceleri ve farkları bir olan Rabbımın muradı üzerine O’na kull olmak için kaldırarak madem bütün güzellikler Allah’ındır hangi seviyede olursa olsun kardeşçe yakınlaşmalı ve birbirinden istifade edilmeli anlayışıyla birlik ve beraberlik olunmalıdır, ancaksın böylece ayrılıklar ve azap olan uzaklık ve hicaplar birimizden istifadelerle ortadan kalkacak ve Resulu Ekrem Efendimizin de buyurduğu büyük cihad olan nefis tezkiyemizi de layıkıyla yapmış olacağız, bunca alemdeki sıkıntı ve savaşlar Müslümanların ayrılıkları ve layıkıyla bir nefis tezkiyesi yapmayışlarındandır. Rabbım Efendimizin sözüne sadakat gösteren ve küçük cihaddan büyük cihada geçen kullarından kılsın cümle Müslüman kardeşlerimizi.



              BAKARA SÛRESİ 177. AYET



لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰـكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّٖنَ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّهٖ ذَوِى الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينَ وَابْنَ السَّبٖيلِ وَالسَّائِلٖينَ وَفِى الرِّقَابِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرٖينَ فِى الْبَاْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحٖينَ الْبَاْسِ اُولٰـئِكَ الَّذٖينَ صَدَقُوا وَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ 


OKUNUŞU          :   Leysel birra en tuvellu vucuhekum kibelel meşriki vel mağribi ve lakinnel birra men amene billahi vel yevmil ahiri vel melaiketi vel kitabi ven nebiyyin, ve atel male ala hubbihi zevil kurba vel yetama vel mesakine vebnes sebili ves sailine ve fir rikab, ve ekames salate ve atez zekah, vel mufune bi ahdihim iza ahedu, ves sabirine fil be’sai ved darrai ve hînel be’s, ulaikellezine sadeku, ve ulaike humul muttekûn.

ZAHİR MANASI  :   İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.

BATIN MANASI  :  Doğu ve batı bizlerin sırret ve suret yönümüzdür, iyilik yalnız sizin iç huzurunuz ve dışınızdaki kendinizi mutlu edecek her türlü maddiyat ve maneviyattan ibaret değildir. Çünkü bu tek taraflı iyiliktir. Kuran-ı Kerimin özünde hiç okumamış ve bilmeyenler bile yalnız şuna dikkat etseler hayatlarını Kuran-ı Kerime göre yaşarlar, bir olay karşısında karar verilecekken şuna dikkat edilse o durum size ve başkalarına faydalı ise yapılmalı, size faydalı başkalarına zararlı ise, başkalarına faydalı size zaralı ise hem size hem de başkalarına zararlı ise asla yapılmamalı; bu yapılmalı olan durumun faydalı olduğu ve Allah’ın bunu mutlaka istediği ve ayetlerle de sabit olacağı kesindir, çünkü Allah zararlı olanı yapın demez, birde tek taraflı faydalı olanı da yapın demez, çünkü Allah’a herkes kuldur siz bir güzünüzü esgeyip diğerine çöp batsın istermisniz; Tüm kullarının karşılıklı iyiliğini ister, menfaat tek taraflıdır bunu da istemez, bunlara dikkat edenler bilsinler ki hayatlarını Kuran-ı Kerime uygun yaşarlar. İşte bu ayeti kerimede de yalnız sizin sırret ve suretinizin mutluluğu değildir iyilik diyor;  İmanın şartları ile Zatına, kuvvelerine, tecelli ettirdikleri ve onları bildirenlere iman; bu kendini mutlu edecek maddiyat ve maneviyat olan irfaniyet ve kemalattan da başkalarını da istifade ettirmektir; devamında Allah’la görüşmek olan namazın dosdoğru kılınması olan “Hud Sûresi 112. Ayetin” Tevhid makamlarıyla bir yaşam olduğunu idrak edip yaşayanlar ile, Zekat olan manevi irfaniyet ve kemalat zenginliğinden taleb edenlere verenler; verdikleri sözleri daim yaşamlarıyla tutanların; kendi vücut ülkelerinde ve afaktaki durumlarda iptila ve nefsin yeniden zorladığı iç savaşlarında ve afak-ı nefsin saldırılarında dahi daima hem fiilerin failini bilmekle hem sıfatların mefsufunu bilmekle hem de vücudun mevcudunu sahibini bilmekle sabır gösterirler; işte bunlar Tevhid ehilleri olarak doğrudan ayrılmayanlardır buyrulmaktadır; Rabbım Tevhid akide ve gramlarıyla daim kalp sahibi olarak Kuran olan anında kurulan bize anında gerekli olan her durumda aynı idrak ve yaşamla kalpte merhamet fikirde her mazharın selameti düşüncesiyle; bize ve başkalarında faydalı olanı kendimizde ve bütün alemde yapıcılığı ve barışı desteklemeyi bütün insanların selameti için dostu da olsa düşmanım dediği de olsa selametin herkese faydası olacağından bütün insanlığın selametini isteyen kullarından eylesin cümle kardeşlerimizi.




              BAKARA SÛRESİ 178. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِى الْقَتْلٰى اَلْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالْاُنْثٰى بِالْاُنْثٰى فَمَنْ عُفِىَ لَهُ مِنْ اَخٖيهِ شَىْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَاَدَاءٌ اِلَيْهِ بِاِحْسَانٍ ذٰلِكَ تَخْفٖيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَلٖيمٌ 

OKUNUŞU        :   Ya eyyuhellezine amenu kutibe aleykumul kisasu fil katla, el hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsa bil unsa, fe men ufiye lehu min ehihi şey’un fettibaum bil ma’rufi ve edaun ileyhi bi ihsan, zalike tahfifum mir rabbikum ve rahmeh, fe meni’teda ba’de zalike fe lehu azabun elîm.

ZAHİR MANASI  :   Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.

BATIN MANASI  :   Bu ayeti kerimedeki kısas uruç yönüyle izah olunduğunda toplumun bildiği gibi manalara gelmektedir şeriat ve tarikat seviyesindeki kabullenişlerde kısastır; fakat birde nuzül yönüyle Rabbımın idrakıyla bir bakış vardır ki oda şöyle zuhur etmektedir. Toplumda Marifet; Hakikat; Tarikat ve Şeriat seviyelerinde iman ve inanç sahipleri vardır, her birisindeki güzellik Rabbımındır ve her biri baş tacında birer değerli taş gibidir. Ve Şeriat seviyesindeki kendisini Hür eyleyen iyice Kemalat ve İrfaniyetini gereken tahsiller talim ve terbiyelerle yetiştirmiş ve kendisinden açığa çıkanın O seviyedeki Rabbının bir mazharı olarak Şeriat seviyesinde bir irşadla Rabbını temsil etmektedir, hürdür, aynı zamanda köle ise kendi varlığı olmayandır, hür olan mazhara göre makamıyla tecelli etmemekte fakat yinede tecelliler aynı seviyede ise bu kişide liderinin aynı gibidir, yetiştirdiği gibidir yani kölesidir, ondaki halde imamı Efendisi gibidir. kadına karşı kadın ise kadın insanda sıfatları remzeylemektedir. Erkek zat kadın ise sıfattır, Ve yine dereceten tam hür değil köleliğinide tam açığa çıkarmamış Fakat sıfatlarındaki güzellikle de kendisini göstermektedir, bu üç merhaledeki güzelliklerin hepsi de Rabbımındır Fakat bunların bir şeriata göre zuhuru dereceten, Bir tarikata göre zuhuru dereceten bir hakikata göre zuhuru dereceten bir de marifete göre zuhuru dereceten mevcuttur. Kısas’a Kısas ise nuzul yönüyle bakılınca, nuzülde mutlaka rahmet görülmelidir, çünkü Rabbım zorlukda tecelli ettirse iyi bir niyetle ve kuluna faydalı olmak içindir; bu asla unutulmamalıdır, örneğin. Bütün zorluklar kulundaki sabrın artması ve böylece sabırla kulunun kemal bulması için olduğu gibi; böylece nuzül idrakıyla urucunu Tevhid üzere tammalayan mazharlardan görülen tecellilerde hem nuzül yönü vardır hemde urucun tahsilini de yaptıklarından hem de uruç yönüne de vakıftırlar. İşte nuzül yönüyle kısas’a kısas’taki Rahmet ise öldürülenler hakkındaki hüküm ise ölümün ızdırari olanı değil ihtiyari olan ölüm halidir ki buda “mutu kalbe ente mutu” denen ölmeden evvel ölmektir, işte her seviyede ve her derecedeki ölüm kısas hükmü gereği şeriat seviyesindeki birinci derece olan sıfat güzelliğinin kısası o derecenin ölüm halidir ki hemen bir üsteki ölüm hali olan  kölelik demiyle kısas edilmelidir, şeriat seviyesindeki kölelik demindeki irfaniyet ve kemalatın kıvama gelmesi ise, yine o derecedeki bir ölme halidir ki hemen kısas gerekir o da bir üstteki ölüm hali olan hürlükle kısas edilmelidir, ve yine “ÖLÜMLE ÖLÜMÜN KISASI” olduğundan böylece gerek kendi içerisinde dereceten gerekse kendi seviyesini tamamlayın şeri hürlükten tariki hürlüğe ve hakiki hürlüğe doğru kısas devam eylemektedir. Öldürülenin varisi ve velisi olarak irşad edeni Lideri Önderi İmamı Şeyh ve Efendisi onun kısası için affını isterse yani yanında kalmasını ve yahut bir üste yükselişi için diyet öderse, bunu gönlünde Rabbına yönelerek Rabbım bu kardeşimiz kabiliyetli ve kısasıyla Şeriat Tarikat ve Hakikat mertebelerinde Marifete değin hizmetleri olabilecek bir kulun, fakat bu demde irşad ve faailiyetlerde de yardım için yetişmiş bir ihvana ihtiyaç var niyetiyle gönlüne eğilerek Rabbından müsaade almasıdır; kendi gönlünde Rabbının izni olursa diyetini ödemesidir… eğer izni olmaz ise yoluna devam etmesidir, bu hakikatte Rabbıyla görüşenler için bilinip görülerek yapılır aynel yakinlikte olur, fakat Tarikat ve Şeriat seviyelerinde ise kendi kararlarıyla ilimle bu gereklidir denir ve böylece karar verilir, karar Rabbının değil Lider Önder İmam ve Şeyhlerin kendi kararlarıdır, bunun diyetleri ödenmiş değildir. Rabbım hangi seviye ve derecede olur ise olsun kısasını kısasla tamamlayıp ölmeden evvel ölenlerin marifetteki halleri olan kendilerindeki varlığın hakkın varlığı olduğu ben dediği varlığın hakka bir sıfat olduğu ve o sıfattan kendisini bildiren ve fiilleriyle zuhura gelenin Rabbı olduğunun idrak ve zevkiyle yaşayan mazharlarından kılsın, eğer bu mazhariyete erişmeyip sıfat köle ve hür olarak Şeriat sevyesinde ve Tarikat seviyesinde kalırlar ise mutlaka diyetleri de ödenen mazharlarından eylesin, önce yükselip diyetlerini ödetip sonra hizmete yine o seviyeden devam eyleyen mazharları eylesin kardeşlerimizi. Böylece kısas’a kısas’ın nuzül yönüyle neden kısas olunduğunun idrakıyla ve daim yükselişiyle kendisine vuslat eden kullarından eylesin cümle insanlığı.




              BAKARA SÛRESİ 179. AYET

وَلَكُمْ فِى الْقِصَاصِ حَيٰوةٌ يَا اُولِى الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ 

OKUNUŞU            :   Ve lekum fil kisasi hayatuy ya ulil elbabi leallekum tettekûn.

ZAHİR MANASI    :   Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz.

BATIN MANASI   :   Akıl 3 bölümdür; Aklı Maaş, Aklı Miad Aklı Kül, değişik derecedeki tecellileriyle aklıda tıpkı şeriat seviyesindeki idrak tarikat ve hakikat seviyelerindeki idraklar gibi ayırmak mümkündür, zira kısastaki hallerde aklın ve idrakın ve bulunulan seviyenin durumuyla doğru orantılıdır, hepsine birden farklı farklı hitab olurken toplucada; ölümle ölümü kısas etmenin uruç etmekte nasıl faydaları olduğunu yeniden hatırlatmaktadır Rabbım. Umudunuzun merhaleleri öyle olsun ki buyuruyor bir önceki ayeti kerimedeki gibi seviyece ölenler bir üst seviyeyi istemek onların umudu olsun buyrulmaktadır. Rabbım layıkıyla seviyeten ve dereceden ölerek vuslatını kısa sürede tamamlayan kullarının zümresin ilhak eylesin cümle insanlığı.




              BAKARA SÛRESİ 180. AYET

كُتِبَ عَلَيْكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ اِنْ تَرَكَ خَيْرًا اَلْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبٖينَ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقٖينَ 


OKUNUŞU          :   Kutibe aleykum iza hadara ehadekumul mevtu in terake hayra, elvasiyyetu lil valideyni vel akrabine bil ma’ruf, hakkan alel muttekîn.

ZAHİR MANASI  :   Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.

BATIN MANASI  :   Meratibi ilahiyeye göre fena makamlarını tahsil edenler nefis arzı olan yer katlarını da kat ederek kendisine nisbet eylediği varlığından kurtulup ölmeden evvel ölmüştür, artık onun tecellilere mazhar olması hayra düçar olmasıdır, 3 gün daha hayra duçar olarak Tecelli-i Zatı, Tecelli-i Sıfatı ve Tecelli-i Efali giymesiyle en büyük hayır olan bu 3 hayra duçar olur, artık onun ana babası olan tecellinin cemi olan teşbihen Rabbı o mazhardan vasiyetini kabul edecektir; yani o mazhardan sonra hangi mazharı bu güzellikleri taleb edecek ise ya sağlığından Efendisi olan Mürşid-i Kamilinden; onun fenada annesi bekada ise babasıdır Mürşid-i Kamil; eğer bu nasiblerle nasiblenecek mazharı Efendisinin sağlığında âdemiyetle müşerreflenmemişse o zamanda yakın akrabaları olan ihvan kardeşlerine vasiyeti nakleder ve bundan sonra bu  yolda falanca kardeşiniz âdemiyet mazharı olarak irşadla Rabbım tarafından benim mazharımdan görevlendirilmiştir der. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar olarak yani karşı gelmek zıttı olmaktır ki bu da her türlü ikiliği kabul etmektir, ikilikten sakınan Tevhid ehillerine farz kılınanda bu dur, Allah o mazharlardan bir sonraki mazharını seçendir, Ama Allah’lığıyla değil Rububiyetine inerek Mürşid-i Kamil mazharından bunu yapandır. Rabbım kemalat mazharları olan Mürşid-i Kamilleri kendimize dost edinen ve ehli olan mazharlarından Tevhid tahsil talim ve yaşamıyla vasiyetinden âdemiyet mirasından pay alan kullarından eylesin cümle kardeşlerimizi.




              BAKARA SÛRESİ 181. AYET

فَمَنْ بَدَّلَهُ بَعْدَ مَا سَمِعَهُ فَاِنَّمَا اِثْمُهُ عَلَى الَّذٖينَ يُبَدِّلُونَهُ اِنَّ اللّٰهَ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ
 
OKUNUŞU          :   Fe men beddelehu ba’de ma semiahu fe innema ismuhu alellezine yubeddiluneh, innellahe semiun alîm.

ZAHİR MANASI:   Her kim işittikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı ancak onu değiştirenlerin boynunadır. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

BATIN MANASI  :   Duymak başka işitmek başkadır, duymak kulakladır, işitmek ise kalpledir, mutmein olmakladır, yani bir salik kulağından gönlüne inen Tevhid hakikatlerine inanıp iman ettikçe, iman ettiklerini yaşayıp emin oldukça, emin olmaya devam edilip hayatına yerleşen hakikatlerin onu mutlu ve huzurlu kıldığından da emin olundukça; işitilenden ve hakikatten emin olunmuştur, evvelde verilen sözlerle zikir demindeki nasihatlerle yaşadıkça sonra işitilen Efal hakikatinden de mutmein olundukça, Sıfat ve Zat hakikatlerini de işitip mutmein olundukça, bu mazharlar artık vasiyet edilenleri Mürşid-i Kamil mazharından taleb edenlere yani mirastan pay alacaklara devretmişlerdir; Fakat her kim ki mirastan aldığı bu pay ve hisseleri daha sonraki varislerine aynısını değil de değiştirerek aktarır ise Tevhid akide ve gramlarında değişiklik yapar ise bunun günahını yaşantılarındaki huzursuzluk ve sapmalarıyla öderler. Allah Uluhiyetinden Hakk’lığına tecelli eylemesi her şeyin hakkını vermesidir, böylece hakkını vermesi de hakkıyla bilmesi ve işitmesidir, yani hakkı ne ise onu biçecektir o mazhar; Rabbbım işitiklerin de zerrece sapma olmadan aldığı vasiyeti sadace onun vesaitcisi ulaştırıcısı olarak kendisinden sonraki taleb edenlere ne bir eksik  ne bir fazla katmadan özdeki öz gibi aktarmayı cümle Tevhidle müşerref olanlara nasib eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 182. AYET


فَمَنْ خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفًا اَوْ اِثْمًا فَاَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَا اِثْمَ عَلَيْهِ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ


OKUNUŞU          :   Fe men hafe mim musin cenefen ev ismen fe asleha beynehum fe la isme aleyh, innellahe ğafurur rahîm.

ZAHİR MANASI     :   Vasiyet edenin hataya meyletmesinden ve günaha girmesinden korkan bir kimse, (tarafların) aralarını düzeltirse ona hiçbir günah yoktur. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir

BATIN MANASI  :   Velevki geçmişte Efendisiyle diğer taraflar arasında ihtilaf oluş olsa bile vasiyet edenin hakkına onun adına bir hata veyahut haklılık dahi varsa bunu vasiyeti devralan olarak geçmiş durumları dahi düzeltmesi durumunda hiçbir tarafın hatası ve günahı kalmamış olur buyrulmaktadır; yani vesait eden mazhar hem geçmişteki hata ve kusurları düzeltebilir hem günümüzdeki ihtilaf ve kırgınlıkların üzerine güzel tohumlar ekebilir; çünkü aslolan yapmaktır yıkmak değil, ne tarafların menfaatleri nede taraflara karşı olanların menfaatleri Allah’ın menfaati ve islamın ve Tevhidin menfaatinden üstün tutulamaz. Rabbım hesabını yaşarken veren hatalarından yaşarken arınan Rabbına tam bir boyun büküşle ruhunu yaşarken teslim eden kullarından eylesin cümle insanlığı.




              BAKARA SÛRESİ 183. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

 OKUNUŞU        :   Ya eyyuhellezine amenu kutibe aleykumus siyamu kema kutibe alellezine min kablikum leallekum tettekûn.

ZAHİR MANASI:   Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.

BATIN MANASI:   Oruç 3 türlüdür, bir şeriata göre oruç, bir tarikata göre oruç, birde hakikate göre oruç; Şeriata göre oruç, sahur ile iftar arasında yemeden içmeden kesilmek ve bazı münasebetlerden de uzak durmaktır. Ve bu bir işaret orucudur midenin nasıl zahiren uruç edeceğidir. Tarikate göre ise bir tek midenin değil, gözün kulağın dilin el ve ayaklarından Hakk ve hakikatle meşkul olması vesair bütün aza ve cevahirinde uruçlu olması halidir hatta duygu ve düşüncelerinize dahi uruç ettirmek mümkündür; bu hal şerita göre daha üstün bir oruçluluk halidir. Hakikate göre ise hem içerisinde tarikatın hem de şeriatın orucunu barındıran rucu etmek olan 2’likten 1’liğe çıkmak olan hem Allah için hayal ve zanlardan kurtulmak Allah’ın olan bütün güzellik ve yücelikleri gözün harama bakmasından helale bakmasıyla 2’likten 1’liğe yükseldiğine dilin kulağın ve bütün aza ve cevahirin, ve bütün bunlarla kişide oluşan idrakında birliğe yükselmesiyle asıl gaye olan Rabbına rucu etmek olan ahlakı hamideyeyi zuhura getirmekle; Rabbının bütün yücelik ve güzelliklerinin nasıl ki Zatından sıfatına sıfatından da fiilleriyle bu vücut ülkesinden zuhura geldiğini görmektir. Böylece birliğe yükselinmiş ve asıl gaye olan orucun hakikat manasıyla da eda edildiği görülmüş olur. Bu oruç daha önceki bütün Mürsel, Nebi ve Elçilerinde olduğu gibi bütün Evliyaullahın ve günümüzde Mürşid-i Kamillerinde orucudur. Hem öncekilerin hem günümüzün hem de bundan sonraki bütün nesillerin uruç etmesi olan idrakıyla zevkiyle daim yaşanması için bütün insanlığın böyle bir oruç tutmayı nasib eylesin Rabbım.




              BAKARA SÛRESİ 184. AYET

اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرٖيضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ وَعَلَى الَّذٖينَ يُطٖيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكٖينٍ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ 

OKUNUŞU          :  Eyyamem ma’dudat, fe men kane minkum meridan ev ala seferin fe iddetum min eyyamin uhar, ve alellezine yutikunehu fidyetun taamu miskin, fe men tetavvea hayran fe huve hayrul leh, ve en tesumu hayrul lekum in kuntum ta’lemûn.

ZAHİR MANASI:   Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

BATIN MANASI  :   Rucu etmek makam ve mertebe yönüyle belirli aydınlıklardadır; gün aydınlanmaktır; mertebe mertebe uruç edilir, Efal urucu bir gün, Sıfat urucu bir gün Zat urucu bir gün eder 3 gün, 3 gün uruç edilir ve 1 ihya ile var olunur, birde nuzul vardır o da 1 ihyanın 3 nuzülüdur. Hasta yolculukta yapamadığı yükselişleri vardır saliklerin yani idrak edemediği ve yahut zaman zaman gayriyet hastalığına düştüğü ve yahut yolculuğu olan mertebeler arası mesafe halleri vardır. Bunları tamamlayamadığında ise yine bunları tamamlayacağı miktar kadar urucuna devam eder. Gücü yetmeyenler ise, idraken geç kalmış yaşlılar, kab ve kabiliyeti yetmeyen gönül verip de bazen gerçekten iş ve gücü müsaade edipte sohbetlerde bulunamayanlar, aldıkları zikir kadarda başkalarına kapıyı gösterseler bu bile onların fidyesidir. Hatta kendisinden daha güzel olmasını gönülden istemek dahi fidyeyi fazla vermesidir. Rabbım gönülden hem yerimizdeki güzellikler hem de daha üstün uruç edenlerden açığa çıkan halleri hem kendimiz hem de başkları için isteyen kullarından eylesin cümle insanlığı.




              BAKARA SÛRESİ 185. AYET

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذٖى اُنْزِلَ فٖيهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرٖيضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ يُرٖيدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرٖيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 

OKUNUŞU          :   Şehru ramedanellezi unzile fihil kur’anu hudel lin nasi ve beyyinatim minel huda vel furkan, fe men şehide minkumuş şehra felyesumh, ve men kane meridan ev ala seferin fe iddetum min eyyamin uhar, yuridullahu bikumul yusra ve la yuridu bi kumul usr, ve li tukmilul iddete ve li tukebbirullahe ala ma hedakum ve leallekum teşkurûn.

ZAHİR MANASI  : (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.

BATIN MANASI  :   Ramazan manen kor ateş demektir. Kor ateş kişideki bütün gayriyetleri yakandır; Rabbının senden zikreylemesi ve fikriyle senden zikredenin Rabbın olması bütün gayriyetin özeti olan sen ayrı Allah ayrı hayal ve zandaki bir Rabbının varlığını zamanla kaldıracak ve sıfatı olan sen dediğin mazhardan onu görmeye başlayacasın, işte gerek oruç’un manası rucû etmenin idrakı olan bu birliğe yükselmek gerekse Ramazanın manen idrakı olan kor ateşin tüm gayriyetleri yakmasıda bu dur. Allah’tan gayrinin vücut ülkesinde kalmaması kişinin idrakının düzelmesiyle mümkündür, Zatım Rabbımdır, sıfatı ben dediğim mazhardır, fiileriyle zuhura gelende Rabbımdır. Fiillerin cibilliyeti güzel ise Rabbımdandır bu güzellik, fiillerin cibilliyeti bozuk ise bu eksiklikte benim nefsimdendir, bu idrakla hem nefsini hem Rabbını bilmiş ve sıfatından da zuhuratıyla görmüş olunur. Bu sayılı günlerin ifa edilmesi yani önceki ayetlerdeki gibi 3 günü, yani 3 idrakı, 3 aydınlığı 3 makamın tahsil şuhud ve daim yaşamıyla Tevhidi idrakla mümkündür. Rabbım ikilikten birliğe çıkmak olan orucu, gayriyetleri yakan Ramazan olan kor ateşle idrakları düzeltmeyi, zikirle nefis teskiyesi yapıp idraklarla şuhud ve rabıtalarla her şeyi yerli yerinde idrak etmeyi cümle insanlığa nasib eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 186. AYET

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖى عَنّٖى فَاِنّٖى قَرٖيبٌ اُجٖيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لٖى وَلْيُؤْمِنُوا بٖى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

 OKUNUŞU        :   Ve iza seeleke ibadi anni fe inni karib, ucibu da’veted dai iza deani felyestecibu li vel yu’minu bi leallehum yerşudûn.

ZAHİR MANASI:   Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.

BATIN MANASI :   Kulların Allah’ı Elçisinden sormalarını istemekle çok önemli bir işareti açığa çıkarmaktadır Allah. Demek ki Allah en güzel ve en idraklı bilinebileceği ve sorulabileceği mazharları bu günkü manada Mürşid-i Kamillerdir. Onlara çok yakın olduğunu onlara nasıl bildirir, Mürşid-i Kamiller, tabiki Tevhid ilmi ile önce salike fena tahsili yaptırır, Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Sena-i Zat yapmasıyla kendi varlığı olmadığını varlık sahibinin Rabbının varlığı olduğunu görünce; anlar ki Allah kuluna ben dediği varlıktan “şah damarı” “ten ve vücudun iç yapısından” daha da yakınmış… dua etmesi ise sıfatın istekte bulunmasıdır, nasıl olurda duaya istecab eder, buda hakkel yakin bir idrakla şöyledir, siz gülümsemek istiyorsunuz ve yüzünüz hemen gülüyor, bu isteğin sahibi olması sizde hemen isteğine cevap vermesidir, siz kızmak istiyorsunuz hemen kaşlar çatılıyor, Halbuki bu duygu ve düşünceler geldiğinde ki sahibi gönderir günde 124 bin duygu ve düşünceyi her biri birer tecellisidir, gönderen neden gönderdiğini bilir… zıttını gönderir ki kendisini bildirmek için, nefet geldimi merhameti hatırlamak içindir, hemen birilerine nefret duyun diye değildir, burayı çok iyi idrak edelim. Toplumda Allah bütün insan oğlunda tecelli eder ama idrak edenler gelen bütün duygu ve düşüncelerden arif olanlar olumsuzları gelince zikrine fikrine ve Rabbını düşünmediğinden geldiler gafletteydim de araya girdiler araya der ve hemen yeniden Rabbına döner, Hakka arif olmayıp biraz bilenler nefsini tanımaya çalışanlar ise bazı duyguları olumsuzda olsa kullanır çünkü kendisine ve gelen tecellilere nasıl yön vereceğini ve yahut onlara neyle dur diyeceğini tam manada bilmiyordur, hele meyli ve kabı nakıs olanlar ise iyi duyguları ve düşünceleri hiç görmez hep zıtları olan kötülerine kucak açar ki bu onlar için ne elem dolu bir haldir. İşte doğru yolu bulmak için Allah insanın vücudunda tecelli eder; zıttını tecelli ettir ki kendini göstermek için, çünkü her şey zıttıyla bilinir. Siyah olmasa beyaz, öfke olmasa merhamet, tembellik olmasa hizmet bilinmez. Rabbım ehlinden tahsille nefisni bilip Rabbını bilmeyi; Rabbını bilip görüp daim mazharı  olarak zevk içinde yaşayan kullarından kılsın cümle insanlığı.





              BAKARA SÛRESİ 187. AYET

اُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ اِلٰى نِسَائِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتَانُونَ اَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْ فَالْپٰنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُوا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْاَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ اَتِمُّوا الصِّيَامَ اِلَى الَّيْلِ وَلَا تُبَاشِرُوهُنَّ وَاَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِى الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ اٰيَاتِهٖ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ 

OKUNUŞU         :   Uhille lekum leyletes siyamir rafesu ila nisaikum, hunne libasul lekum ve entum libasul lehunn, alimellahu ennekum kuntum tahtanune enfusekum fe tabe aleykum ve afa ankum, fel ane başiruhunne vebteğu ma ketebellahu lekum, ve kulu veşrabu hatta yetebeyyene lekumul haytul ebyadu minel haytil esvedi minel fecri summe etimmus siyame ilel leyl, ve la tubaşiruhunne ve entum akifune fil mesacid, tilke hududullahi fe la takrabuha, kezalike yubeyyinullahu ayatihi lin nasi leallehum yettekûn.

ZAHİR MANASI  :   Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar.

BATIN MANASI  :   Tasavvufta ve İlmi Ledun’da manen erkek zat kadın sıfattır, ayetlere bakıp kendi vücut ülkemizde bunları anlamak için mutlaka Tevhid tahisli ve açılan hicaplarla idrak edilecek olan Rahimiyet tahsili olan İlmi Ledün’a mazhar olunabilir ise ancaksın Kuran-ı Kerimin hakikatleri ve insana verilen mesajlar net anlaşılmış olunabilir. Sıfatlarınızla uruç etmeniz yükselmeniz helaldir, çünkü kulakla işitip, gözle görüp vesair aza ve cevahirle iç alemde hissedip dış aleminizden de anlamak ve idrak için mutlaka sıfatlarınızı kullanmalısınız. Ne yalnız içi alemdeki hissinizle nede yalnız dış alemden aldıklarınızla hareket etmeyin, iç ve dışın ortak idrakıyla karar vermek en sağlıklı haldir. Ramazan geceleri olan kor ateş halinizde yani aşkla Allah’a yakin olmak istediğinizde de mutlaka zahir ve batın duygularınızı da yanınıza alın alın ki onlarla daha çabuk idrak edersiniz. Çünkü Sıdretül müntehadan sonra bir adım atamayan aklın orda kaldığını düşünürsek ileriyi idrak eden akıl neydi, evet aklı maaş bir yere kadardır ama aklı miad onu geçer hele aklı kül mutlaka yanınızda olacak Muhammedii idrakın cemidir. Eşlerinize yaklaşmak sıfatlarınıza içinizdeki zatınız tecelli etsin, Hakkı seven Hakkı zatı edinen bir vücutta sıfata tecellisi ile görülenler, kulağa tecelli eylediğinde Hakk ve hakikati dinlemek, göze tecelli eylediğinde Hakk ve hakikate bakmak, dile tecelli eylediğinde ise Hakk ve hakikati söylediği görülmelidir. Eşlere yaklaşımda böyledir. Bu şekilde yükselişiniz olan orucu tam devam edin buyuluyor, birde itikafta iken eşlere yaklaşmayındiyor. İç aleminiz olan ruhaniyet yönünüzde vahdet aleminizde Rabbınızla birlikte iken zahir eşleriniz olan zahir sıfatlarınıza hemen yaklaşmayın önce itikafınızı Rabbınızla alışverişinizi tamamlayın sonra aldıklarınızı sıfatlarınızla yaşamaya ve daim olup Rabbınızı açığa çıkarmaya bakın. Rabbım layıkıyla bir oruç tutan ve ayetlerini İlmi Ledün tahsili olan bir Mürşid-i Kamilden Tevhid tahsiliyle kendisine nisbet eylediği varlığından idraken şuhuden ve yaşamen kurtuldukça zuhura gelecek olan bütün tecellilerin nasıl ki Hakk ve hakikatleri vücut ülkesinde yaşamak olduğunun görüleceğini sabırla bekleyip Hakkel Yakin vuslat alan kullarından kılsın cümle insanlığı.




              BAKARA SÛRESİ 188. AYET

وَلَا تَاْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَاْكُلُوا فَرٖيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ 


OKUNUŞU         :   Ve la te’kulu emvalekum beynekum bil batili ve tudlu biha ilel hukkami li te’kulu ferikam min emvalin nasi bil ismi ve entum ta’lemûn.

ZAHİR MANASI  : Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin.

BATIN MANASI  :   Allah zuhura gelir iken zatına göre zahir fakat sıfatları bunu idrak eder iken; altında ve üstünde boşluk olmayan amalığına “O” ; oradan tecelli eyledi Uluhiyetine Celal ve Cemal esmaları aldı buradaki adına ise “ALLAH” ; oradan tecelli eyledi her şeyin hakkını verdiği yere buradaki adına ise “HAK” dendi; oradan da Rububiyetine tecelli eyledi buradaki adına ise “RAB” ; Rububiyetinde ise ikiye ayrılarak teşbihen, bir yüzüyle irşad ve terbiye eden yani Rab mazharı bir yüzüne de irşad ve terbiye olan Kull mazharı dendi; bu gün bizler ise bu kulluğun neresinde isek esfeli safilin olan en aşağı halde isek yerimizi görmeli ortada isek yine görmeli kulluktan Rububiyetinin irşad yüzü olan Rab mazharlığına talib isek bunu da bilmeli ve görmeliyiz. Buna binaen işte bu tecelli yerlerine göre Hakk’lığıyla zuhur eden Allah her mazharın kabiliyetince hakkını vermiştir, fakat niyetler de ise iyi ve kötü niyet yönüyle Allah’a göre değil de kulluğa göre olan bu iyilik ve kötülük yönüyle zuhuratlara müdahale olduğu görülür yani kötü niyetlerle yaşayanlar kendi hakkına riayet etmeyerek başkalarının hakkına tecavüz ederler buna zahir manada malına ve canına tecevüz denir, batın manada ise o kişideki isnad ve kabiliyete ve onun ruhaniyet yönündeki manevi yüceliklere de geçmişte ve günümüzde de müdahale vardır, bu gün kötü niyetli insanlar iyi niyetli insanların bu alemde dünyada iyiliğin galip gelmemsi için onların bulundukları hallerine işlerine ve çevrelerine sürekli müdahale ederek onları büyük cihad olan nefisleriyle mücadele etmelerine zaman bırakmıyorlar, sürekli kavga gürültü savaş ve sıkıntılar yaşamalarını ve sabırlarına mağlup olup çatışmalarını isteyerek onları manevi olarak mağlup ediyorlar, işte gerek vücut ülkemizde olsun nefsin ruha galip gelmesi; gerekse bu alemde olsun, bütün eksiğin küçük cihaddan büyük cihad olan nefisle mücadeleye geçemeyişten olduğundan kaynaklandığı görülmektedir. İşte nefis ruhun hakkını yemektedir, göz hakk ve hakikati görmek isterken nefis onu harama baktırmakta, kulak hakk ve hakikati duymak için yaratılmışken nefis onu gıybet dinletmekte, dil hakkı söylemek için yaratılmışken nefis onu yalan söyletmekte vesair bütün aza ve cevahir hakikate hakk hizmet etmek için yaratılmış iken; gerek vücut ülkesinde gerekse dünyada nefse hizmete mahküm edilmektedir…böylece gerek vücut ülkesinde ve gerekse alemde nefsani haller çoğalacak ve zuhuratlarda bu yönde olacaktır. Ne zaman ki inanan insanlar küçük cihaddan büyük cihada geçer o zaman nefse karşı ruh galip gelmeye başlayacak ve mutlaka emin olunsun ki Resulu Ekrem Efendimizinde işaret eylediği artık büyük cihadladır işiniz dendiği ve bununla muaafakiyetin geleceğinin de müjdesi dünde verilmiş bu günde aynı şekilde verilmektedir. Bu gün bu büyük mükafatın olması için gereken budur. Hatta hakim olanlara ise rüşvet verilmesi, ülkelerin başında hükme sahib olan liderlere de maddi ve manevi desteği kötülüğü arttırmak için verenlerin inananları madde ile ve bir takim manevi üstünlüklerle kandırıp onlara rüşvet vermeleridir. Bu vicdanlar asla sığmayacak bir haldir, bir an önce bu hal ve hallerden Allah için değil de kişiler için yaşayan hakimler yani ülkeleri için hükme sahib olan liderler vazgeçmelidir. Hakikat yalnız ve yalnız 4 kitab doğrultusunda elçilerinin yaşadığı yaşam üzere yaşanmalıdır, ve asla kötülüğe yer yoktur. Bunu isteyenlere hizmet edenlerde onlar gibidir. Rabbım bir an önce büyük cihad ile nefis tezkiyesi yapan ve bu büyük cihadın alemde galip gelmesi için hizmet eden kullarıyla birlik ve beraberlik içerisinde olan kullarının zümresine dahil olan insanlardan eylesin hak eden mazharlarını.




              BAKARA SÛRESİ 189. AYET

يَسْپَلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِ قُلْ هِىَ مَوَاقٖيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَاْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰـكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰى وَاْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ 

OKUNUŞU        :   Yes’eluneke anil ehilleh, kul hiye mevakitu lin nasi vel hacc, ve leysel birru bi en te’tul buyute min zuhuriha ve lakinnel birra menitteka, ve’tul buyute min ebvabiha vettekullahe leallekum tuflihûn.

ZAHİR MANASI :   Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah’a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

BATIN MANASI :   Bütün insanlar hallerini Tevhid akide ve gramlarıyla ve ilmi ledün ile görürler fakat herkes halini bulunduğu yere göre görmek durumunda olduğundan uruç deminde olanlar zahir manalarıyla baktıkları Kuran-ı Kerime göre yerlerini görürler, bir de nuzul demi olan urucunu yapıp hakkın bakışıyla muradıyla nasıl halk olunmuş ve hangi bablara göre tecelli eylemekte diye bakışlada görülmektedir; haccın zahir manasının bilindiği aşikardır fakat asıl Rabbımın muradı ise hac mevzusunda bir gönüle girmeyi ve bunu nasıl yapılacağıdır; bu gün herkes haccın farzlarını bilir, ihrama girmeyi, arafatta vakfeye durmayı ve tavaf etmeyi bilirler, fakat nuzuldeki zevki ilahideki muradı ve maksadı herkes bilmemektedir. Kısaca Neden haramiyet önemlidir, neden arifiyete vakıfıyet farzdır, neden tavaf edilir ve 7 tavaf vardır, 3’ü çalımlı 4 ‘ü sakinidir. İşte bütün bunlar Tevhidin 7 makamını ortak manalarıyla remzeylemekte ve insana kendisine nisbet eylediği bu varlığından Efal Sıfat ve Zatım dediği varlıklarından kurtularak hem kendine bu varlığı haram kılarak ihramını giyer, hem bunlara vakıf olarak vakfesini yapar, hemde bunları Tevhid tahsilinde 3’ü çalımlı olan kendine nisbet edince çalımı olan bu varlıklardan Fena ederek kurtulur, 4’ü sakin olan tavaflarında da beka tahsilini yapar; böylece Zaten bir gönül içinde olduğunu görür. Zatı olan Rabbının Sıfatım dediği mazhardan Esma alarak Filleriyle açığa çıkışını görür. Böylece Mürşid-i Kamil mazharından evlerin önü görüntüsü kapısı olan mazharlardan evlere girileceğini de gömüş olur; herkes evlerin arkasındaki Sırretlerdeki Hakkı sever ve ona bağlıdır fakat kapıdan girmeden evin arkasına asla varamazlar, o yüzden Muhammedi sevmek Allah’ı sevmektir, Ona tabi olmak Allah’a tabi olmaktır, bu günde Mürşid-i Kamil’e teslim olmak o mazhardan Rabbıma teslim olmak ve gönül evine önden yani kesret görüntüsü olan Mürşid-i Kamil mazharından; Mürşid-i Kamil kapısından girmektir. O yüzden Şehir Muhammed kapısı Âli’dir. O mazharlara karşı gelmekten sakınmak Allah’a karşı gelmekten sakınmaktır, Takva sahibi olmak bütün yücelik ve güzelliklerin ne Mürşid-i Kamilin mazharına et ve kemiğine nede kendimizindir demeden bütün güzellik ve yücelikler hangi mazhardan görünürse görünsün Rabbımındır diyerek hakikattaki takva üzere olan kişilerdir Tevhid ehilleri buyrulmaktadır. Rabbım Tarifindeki nuzul manasıyla haccı ve ehli mazharından nefis tezkiyemiz ile layıkıyla bir Tevhid tahsili yapmayı bütün insanlığa nasib eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 190. AYET

وَقَاتِلُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ الَّذٖينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدٖينَ

 OKUNUŞU         :   Ve katilu fi sebilillahillizine yukatilunekum ve la ta’tedu, innellahe la yuhibbul mu’tedîn.

ZAHİR MANASI:   Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.

BATIN MANASI:   Savaşmak vücut ülkesinde nefsin aklı da yanına alarak bütün aza ve cevahiri etkisi altına alıp sufli fiiller sergileyerek faydayı değil zararı desteklemektir. Bunun tam aksi olarak nefse karşı ruhun  galip gelebilmesi için bir Mürşid-i kamil desteği ile aklıda emrine alıp 3’e 2 olarak galip gelmesiyle bu savaştan kesin galip çıkması ise hakikattir. Bu savaş enfüsta böyle olduğu gibi afakta da bunun gibidir. Siz eğer savaş liderlerinizi seçerken, kendi varlığını Hakkın varlığında yok eden artık o varlıktan işleyenin Hakk olduğu bir mazharla hangi savaşa girerseniz girin, galip gelecek olan Hakk’tır. Fakat bu galibiyet neden Müslümanlarda Hakk tecelli eylediği halde gerçekleşmemektedir. Bunun yegane nedeni ise büyük cihadını tamamlamadan nefis tezkiyesi yapıp Tevhid ilmi ve akideleriyle kendisi dediği varlığın hakkın bir sıfatı olduğunu ve buradan fiilleriyle açığa çıkanın Rabbı olduğunu bilip görüp onunla olmadan kararlar verildiğinden muaaffakiyet alınması mümkün değildir. Günümüzde de bir Allah’a inanan bütün insanların Hakkın safında olan iyiliğin tarafı olan bütün insanların Muaffak olması için mutlaka ehlinden bir Tevhid tahsiliyle ölmeden evvel ölerek kendi varlığını hakkın varlığında hiç ederek özünü bulup özden söze doğru hakikatin açığa çıkmasını gerçekleştirmedikçe muaaffak olunması mümkün olmayacaktır. Rabbım inanan insanlarla savaşanlarla savaşmak için öncelikle varlıklarını Rablerine teslim edip Rabbının nasıl galip geleceğini görmek için mutlaka Hakkel yakin bir Mürşid-i Kamil mazharından bütün Mürsel, Nebi ve Elçilerin de tahsili olan İbrahim a.s’ın da atası olduğu Tevhid ilmini tahsil etmeleri gerekmektedir. Rabbım bir an önce muaffakiyet için küçük cihaddan büyük cihada geçmeyi tüm ruhun safinda olan insanlara nasib eylesin adı rengi dili ve dini ne olursa olsun. Allah’ın safında olması yeterlidir. Çünkü bütün yücelik ve güzellikler Elçilerinin dinlerinin imam ve liderlerinin değil yalnız ve yalnız Allah’ındır. Rabbım bütün bu alemi iki cephede savaş vermeye nefis cephesine karşın ruh cephesinde olanların galip geleceği yeni bir alem için bir an önce bütün vicdanlarını bütün kalp ve düşüncelerini harekete geçirsin inşallah.




              BAKARA SÛRESİ 191. AYET

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ وَلَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتّٰى يُقَاتِلُوكُمْ فٖيهِ فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ كَذٰلِكَ جَزَاءُ الْكَافِرٖينَ 

OKUNUŞU       :  Vaktuluhum haysu sekiftumuhum ve ahricuhum min haysu ahracukum vel fitnetu eşeddu minel katl, ve la tukatiluhum indel mescidil harami hatta yukatilukum fih, fe in katelukum faktuluhum, kezalike ceazul kâfirîn.

ZAHİR MANASI  :   Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.

BATIN MANASI  :   Bu vücut ülkesinden nefis sizlere hangi sıfatınızı kullanarak katliam yapıyorsa sizde o sıfatı ruhun emriyle kalbin zikreylemesi Mürşid-i Kamilin telkinatları ve nasihatleriyle sizlerde öldürün yani onu gayriyetini öldürüp o sıfatı ruhun emrine alın; kulak gıybet dinliyorsa onun gıybet dinlemesini Hakkı dinlemeye, göz harama bakıyorsa onun harama bakmasını Hakka bakmaya, dil yalan söylüyorsa onu Hakkı söylemeye; vesair Mekke şehri olan vücut ülkesindeki nefis arzından çıkarılarak ruh seması olan medineye gidip yani Allah’ın elçisine, ve o mazhardan yapılan telkinatlarının doğrultusunda Mürşid-i Kamilin Tevhid tahsilindeki talimatlarıyla emri ilahi olan ruhun emrine girerek; önce aza ve cevahiri peyder pey nefsin zulmunden kurtarıp Mekke şehrini putlardan kurtararak oraya temiz ve selametle dönmek mümkündür, işte bu vücut ülkesindeki halden başka değildir dışarıda yaşanan bütün olaylar, bu gün dünyada yaşanan bütün olaylar, insanların ruhaniyetleri olan iç alemlerindeki karışık duygulardan dolayıdır, öfkenin de içimizdeki tahribatı fazla olduğundan dışarıdaki tecellilerde böylece görülmektedir, çünkü ruhaniyetimizdeki halimiz ne ise bu duygu ve düşüncelerimiz havaya karışarak önce kendimizi yakınlarımızı ve uzaktaki bütün gönülleri ve dolayısıyla mazharları da etki altına almaktadır. Bu yüzden kendimizin ve bütün alemin selameti için mutlaka nefis tezkiyesi olan büyük cihada geçilmelidir. Yoksa sizi öldüren nefsinizi sizde öldürmüş ve size hizmet eder hale getirmiş olmazsınız. Nefsiniz size nasıl hizmet eder, size bir vesvese geldiğinde o vesveseye dönüp TEŞEKKÜR EDERİM derseniz iyiki geldiniz bana Rabbımı düşünmediğimi, zikirde olmadığımı gayriyette ve gaflette olduğumu hatırlattınız derseniz ve geriye dönerseniz gafletten zikre sarılır Rabbınızla birlite olmaya gönlünüze dönerseniz o zaman vesvese dediğiniz şeytan iblis dolayısıyla nefsiniz bile Müslüman olmuş ve size hizmet eder hale gelmiş olduğunu görürsünüz. Rabbım bu vücut ülkesindeki bütün halleri Efendimİz mazharından anlatarak bizlerin bu alemde de bütün alemlerde de mutlu huzurlu ve zevklerle daim bir yaşam geçirmemizi istediğindendir. Rabbım geçmişte unsuriyetiyle mevcut olup tebdil olan fakat ruhaniyetleriyle bu gün vücut ülkelerimizde şubeleriyle bulunan bütün insanları ve günümüzdeki ve gelecekte de bu vücutlardan çoğalıp bu vücutlarında latefetlerini ruhlarını kendi vücutlarında barındıracak olan gelecek nesillerinde; dolayısıyla geçmiş şimdi ve gelecekte bütün ruhaniyetleriyle mevcut olan bütün insanlara bu alemde de bütün alemlerde de bu idraklarla mutlu huzurlu ve dereceten zevkli bir hayat sürmeyi nasib eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 192. AYET

فَاِنِ انْتَهَوْا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ 


OKUNUŞU           :   Fe inintehev fe innellahe ğafurur rahîm.

ZAHİR MANASI :   Eğer onlar (savaştan ve küfürden) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

BATIN MANASI :   Sıfatlarınız ikilik görmekten gayriyet ve nakısıyetten vaz geçerse yani kişideki idrak değişirse; kişideki Zat olan Rabbı zaten otomatik olarak sıfattaki kabiliyet nisbetinde açığa çıkacağı için kendiliğinden bağışlandığını yani bütün gayriyet şirk ve her türlü ikiliğinin kalktığını ayrı görmesinin de biteceği görülecektir. Kişi Tevhid üzerinde verdiği 3 günlük savaşı kazanırsa, yani idraken, bu fiiller benim değil, bu sıfatlar benim değil bu vücut benim değil diyerek, Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yaparak bu savaşı kazanacaktır. Ve bağışlanma olan ona bahşedileni de görecektir. Tecelli Zat ile Zatından bahşedilen, Tecelli Sıfat ile Sıfatından bahşedilen ve Tecelli Efal ile fiilullah ile giydirildiğini görecektir. Ve böylece ben dediği varlığın Rabbının varlığı olduğunu ve ordan fiilleriyle zuhura gelenin Rabbı olduğunu görecektir. Rabbım cümle kardeşlerimize bu savaştan sultanla girilen muharebede, ganimetleri olan varlığını  beytul mala bırakarak, o ganimetlerden gazi olarak taksimattan tecellilerini giyerek nasiblenerek sonrada sırlarını örterek vahdaniyet sırrıyla, darul harpten çıkmak suretiyle bu selamet ve huzurlu yaşama dahil olan kullarından eylesin cümle insanlığı.




              BAKARA SÛRESİ 193. AYET

وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّٖينُ لِلّٰهِ فَاِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ اِلَّا عَلَى الظَّالِمٖينَ 

OKUNUŞU          :   Ve katiluhum hatta la tekune fitnetuv ve yekuned dinu lillah, fe inintehev fe la udvane illa alez zalimîn.

ZAHİR MANASI :   Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.

BATIN MANASI   :   Bu gün bizlere verilen nasihat öyle yüce ve büyüktür ki Resulu Ekrem Efendimizin Sekerat-ı Mevtte iken “ÜMMETİM ÜMMETİM ÜMMETİM” diye o mazhardan nida eden Cenab-ı Hakk bizlere şu ayette de buyurduğu mesajı vermektedir. İster enfusta olsun isterse afakta âdeme mesajla, ister kesrette isterse vahdette olsun Muhammede mesaj, isterse ahadiyetül ayn ister ahadiyetül kesretteki tecellisi ile zattaki mevcut iradesinde olsun; istenilen aynıdır. Bu gün esfelden âlâya nuzül yönüyle bir seyir olan bu hal, zuhuratını gösterecektir. İşte ister enfus olan bizdeki bütün sıfatların gerek selbi gerek subuti gerekse zatı sıfatların selameti bizim ümmetimizdir, bunların selameti için din olan 3 nasihatin tecelli eylemesi esastır, işte bütün bir selametin sağlanması kendimize nisbet eylediğimiz 3 varlığımızdan selamete çıkmakla mümkündür yani bunları gerek bizde gerekse bizden gayri alemdeki tüm varlıklarda ifna edilmemeleri işte bu ayetteki bütün baskı ve zulumdur yani her türlü ayrı idrak ikilik ve anlayış ve yaşam bizde ve tüm alemde devam eylediği sürece bu zulum devam etmektedir buyrulmaktadır. İşte Resurullah Efendimizden de tecellisi ile bütün kullarının selametini isteyen Rabbım öyle bir gayret içerisinde olun ki taki hiçbir mazharım zulumden kurtulmamış kalmayacakmış gibi demektedir. Bizler biliyoruz ki ömrümüz bütün bir selameti görmeye yetmeyecektir, fakat yetecekmiş gibi gayret etmek en üstün bir kulluğun halidir; her hangi mazharlarından hangisi olursa olsun ve hangi görevle görevli olursa olsun bu idrak ve şuurla; mürsel bir şuurla bulunduğu çevrede bir bütünün selameti için gönül vererek mücadele etmesi en üstün gayretidir. Biliriz ki bir insan teşbihen zat yönüyle vücudu mevcud olsa sıfatları da o vücudun kulları olsa bir gözünü kollayıp da diğer gözüne çöp batsın dahi demez, işte bizler nasıl bütün selbi sıfatlarımızı kollar isek bilelim ki Allah da kullarının hepsinin selametini ister, fakat kabların kabiliyetleri farklı farklı olduklarından kiminin diğerine göre daha uzun zaman aldığı görülmektedir, öyle bir zamanki dededen toruna bile genel manada az bir fayda ile tebdil devam etmekte olsa dahi gün gelecek ki irşada; kemalat ve irfaniyetteki yücelikler bu alemi tenzihi bir inançtan teşbihi bir inanca ve tevhidi bir inançla ve Tevhid yaşamına götürecektir. Rabbım nasıl ki son nefese değin elçisi olan Efendilerin Efendisi fahri kainat Muhammed Mustafa s.a.v Efendimizden bütün kainata alemlere rahmeti olan mürsel şuurla nasıl nida eylemişse “ÜMMETİM ÜMMETİM ÜMMETİM” diye bu günde bizler aynı mürsel şuur ve o kadar büyük bir gönülle tüm insanlığı kuşatmalıyız ki dışarıda bir zerre dahi kalmasın. Rabbım her bir mazharı yerinde görerek daha güzel nasıl olunabilir merhameti ve aşkıyla herkesi kuşatan bir sevgi ve aşkının olduğu gönüllerden eylesin gönüllerimizi.





              BAKARA SÛRESİ 194. AYET

اَلشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌ فَمَنِ اعْتَدٰى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدٰى عَلَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّقٖينَ 

OKUNUŞU         :   Eşşehrul haramu biş şehril harami vel hurumatu kisas, fe meni’teda aleykum fa’tedu aleyhi bi misli ma’teda aleykum, vettekullahe va’lemu ennellahe mealmuttekîn.

ZAHİR MANASI :   Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler (saygı gösterilmesi gereken şeyler) kısas kuralına tabidir. O hâlde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın, (fakat ileri gitmeyin). Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

BATIN MANASI  :   12 ayın 6 sı batın tecelli aylarıdır. 6’sı zahir tecelli aylarıdır.Batın tecelli aylar: 1- Muharrem 2- Sefer 3- Rebiu’l Evvel 4- Rebiu’l Ahir 5- Cemeziu’l Evvel 6- Cemeziu’l Ahir

Zahir tecelli eden aylar: 7- Recep 8- Şaban 9- Ramazan 10- Şevval 11- Zilkade 12- Zilhacce’dir. Bu aylardan Şevval Zilkade Zilhacce ve Muharrem ayları ise haram aylardandır. Bazı ulemalar Recep ayınıda haram ay saymışlardır, fakat bu ay geçmişte Arapların putları için ibadet eylediği bir ay idi, fakat günümüzde bütün putların kırılıp muhammedin haremiyetine erişmenin hakikati daha anlaşılır olduğundan ve Kuran-ı Kerim ile Resulu Ekrem Efendimizin islami yaşantısındaki putlara yer olmayıştan da anlaşılan o dur ki putların kırılmasında muharebe vardır, tıpkı vücut ülkesindeki benliklerle nefisle muharebe ederek ruha ermek için halin devam eylediği gibi. Tasavvufa göre; kalp ay demektir, putlar benliklerimiz demektir;  Dolayısıyla zevken putlara ibadet eden bir kalbin haramiyeti kabul edilmeyeceğinden, recep ayının da haram ay olması kabul edilir olmayacaktır. Ancaksın böylece kendi kalbindeki mutmeinlikle nasıl kendi haremiyetini idrak eyledi o zaman haremiyetini idrak eyleyenin haremiyetini idrak eyleyene karşıda kısas olarak aynı halle yaklaşımı vardır, işte buna da tasavvuftaki mütevazilik ve alçak gönüllülükle bir yaklaşım hali denir ki Allah’ın Muhammedii olan mazharından Muhammedii olan mazharına muhabetti kadar hoşnut olacağı bir hal yoktur. Bu gün olması gereken ve ebediyete kadar dikkat edilmesi gereken büyük cihadında, bütün Mürsel, enbiya ve elçilerinde bildirdiği vahdet sırrı olan; büyük cihadla erişilebilecek olan Hayal ve zandan kurtulup, Zatını zatınız, Sıfatını sıfatınız Efalini de fillerinizden gördüğünüz bir Rabba ibadet etmekle sizden zuhura gelen Rabbınıza teslim olmakla Rabbımızın da iradesi olan kendinsin zuhura gelmesine hizmet ederek en âla ve yüce kulu olarak hem mazharımızda hem de bütün alemdeki selametin böylece peyder pey zuhura geleceğinin de ne kadar açık olduğu görülecektir. Rabbım Efendimizin dilinden bizlere ulaştırdığı ve bütün Enbiya ve Evliyanın da tahsili olan Tevhid tahsilini ehlinden talim ederek “Ölmeden Evvel Ölme” sırrı olan mutmein bir nefisle Rabbına mazhar olarak daim mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmeyi bütün insanlığa nasib eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 195. AYET

وَاَنْفِقُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَلَا تُلْقُوا بِاَيْدٖيكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِ وَاَحْسِنُوا اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنٖينَ

 OKUNUŞU       :   Ve enfiku fi sebilillahi ve la tulku bi eydikum ilet tehluketi ve ahsinu, innellahe yuhibbul muhsinîn.

ZAHİR MANASI :   (Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.

BATIN MANASI  :   Mallarımız bizlerdeki maddi ve manevi varlıklardır zahiren maddiyat mali imkanlardır, batın maddiyat ise bizlerdeki Hakkn tecelli eden sıfatlarıdır, zatı subuti ve selbi sıfatları bizlerdeki batın maddiyattır, birde bu batın maddeden görünen mana vardır ki bu da birlerin varlığındandır, uruç yönüyle biz dediğimiz varlıktan; nuzül yönüyle bizdeki varlığının sıfatından zuhuratıdır. Tevhidi yönüyle de en yüce irfaniyet ve kemalatla muradına hizmeten Zatından Sıfatına Sıfatından Esma alarak Fiileriyle zuhura gelip hem nuzül yönüyle kendini izah eden Uluhiyetinden Kulluğuna hem de uruç yönüyle kulluğundan amalığına irşad onladır. İşte hitabını da zat yönüyle değil irşad yüzündeki Rab mazharından kulluğuna hitaben işte sizdeki bu zenginliğimi benim yolumda harcayın, sizden zatı sıfatlarımdan vücudumu tecelli ettiriyorsam beni bildirmekte, kıdem olarak en yüce mertebe rütbemi Allah’lığımı tecelli ettiriyorsam onu zuhura getirmeyi, bekam’la bakiliğimle nasıl bende baki olunacağını zuhura getiriyorsam onu anlatmanızla, vahdaniyetimi nasıl kesretin birliği her mazharda öz yönüyle varlığım her mazhardan açığa çıkanın ben olduğumu bildirmiş isem ona hizmete, muhalefetunlilhavadisimi nasıl Muhammed dediğim bütün kemalat ve irfaniyetimi her türlü havadisimi zuhura getirmiş isem her mazhardaki varlığımla o mazharın kabiliyetince sunduğum havadisi âdemiyetime mazhar olan mazhardan da yekünen bildiren halimle zuhura getirmeye, kıyambinefsihi oluşumla Allah’ın nefsinin sıfatları olduğunu nasıl bildirmiş isem bunları sizlerden de bildirmeye, subut sıfatlarımdan ise; nasıl hayat olan haylık ve dirilikle varlığımı zuhura getirmiş isem ve zenginliklerimin devamı ise subut sıfatlarımdan yine ilim sıfatıyla da ilmimi zuhura getirmiş isem sizlerden de bunu bildirmeye, irademle muradımı nasıl sevk ediyor ve devam ediyorsam layık mazharlarımdan da aynı iradeyle hizmete, kudretimle nasıl hem ismiyle müsemmalığı hem de aşılarla meyve verebilecek hasletler oluşturduğumu ve sizlerden de bunu Mürşid-i Kamile tabi olan bana tabidir demekle görmek istediğime, semi ve basarla görmem ve duymamla sıfatımdan nasıl bu icraatı yapıyorsam kulluk mazharlarımı Rububiyetime mazhar olan Ehli Tevhid ile buluşturduğumda oralardan da işitmemle ne istenildiğini görmemle yerini görüp yerine göre tecellilerimle, kelam sıfatımla nasıl zahir ve batın kendimi anlattığımı durgun ve hareketli her tecelligahta hikmet ve ibretle seslendiğimi, ve layık olan mazharlarımın da dilinden bütün bunları yeniden dillendirdiğime, tekvinat olan nasıl zuhura getirdim ise bu zuhuratın manen tekrar tekrar her nefes devamlılığımı yaptığım mazharlardan da zuhura gelenin tebdil yönüyle yeniden ve yeniden zuhura geldiğine tekvinatına aynı zamanda selbi sıfatlarımın da yine zatıma hizmetine, her var vardan var olmuş ise maddenin en küçük yapı taşından zerreden küreye her varı var ile yeni tebdilatlar ile nasıl esmasını değişerek varımdan var eylediğime, vücut ülkesindeki bütün mevcut olan vücuttaki kulak göz dil el ayat vesair bütün selbi sıfatlarında bana hizmet eylediğine göz penceresinden gören olduğuma kulak penceresinden duyan olduğuma dil penceresinden buyuran olduğumla zuhuratım olduğu gibi siz dediğim mazharlarında bunlar vasıtasıyla uruç yönüyle evvel bilme sonra idrak ve şuhud etme, sonrada olanın nasıl zaten mevcut olduğuyla bütün mallarım olan ganimet ve zenginliğimle Zatımın bu ganimet olan zatı sıfatlarım, subut sıfatlarım ve selbi sıfatlarımdan tecelli ederek Fiillerimle zuhura gelen odlumla nuzül yönüyle bu sıfatlarımla zatıma hizmet uruç yönüyle de sıfatlarım olanın Allah’a hizmeti olan Allah yolunda harcanması budur. Rabbım layıkıyla gerek selbi sıfatlarımızı, gerek subut sıfatları gerekse zatı sıfatları muradına uygun yerli yerinde kulluğuyla kullanmayı, Rablığıyla da layıkı ile tecellisini nasibimiz kılsın.




              BAKARA SÛRESİ 196. AYET

وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْىِ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُسَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْىُ مَحِلَّهُ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرٖيضًا اَوْ بِهٖ اَذًى مِنْ رَاْسِهٖ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍ فَاِذَا اَمِنْتُمْ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْیِ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِى الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِى الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعِقَابِ 

OKUNUŞU            :   Ve etimmul hacce vel umrate lillah, fe in uhsirtum femesteysera minel hedy, ve la tahliku ruusekum hatta yebluğal hedyu mehilleh, fe men kane minkum meridan ev bihi ezem mir ra’sihi fe fidyetum min siyamin ev sadekatin ev nusuk, fe iza emintum, fe men temettea bil umrati ilel hacci fe mesteysera minel hedy, fe mel lem yecid fe sıyamu selaseti eyyamin fil hacci ve seb’atin iza raca’tum, tilke aşeratun kamileh, zalike li mel lem yekun ehluhu hadiril mescidil haram, vettekullahe va’lemu ennellahe şedidul ikâb.

ZAHİR MANASI :   Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.

BATIN MANASI  :   Mescid-i haram’a yakın olmayanlar yani kendi haramiyetini görüp bu vücudun sahibi Rabbımdır demeyenlere hitaben hac yapmayı anlatmakta yani gönüle girmeyenlere girmeyi kendi gönlünde Rabbını bulmayanlara bulmayı tavsiye etmektedir. 3 ümre 1 hacdır, yani fena makamlarında Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmak Tecelli-i Zata ermek yani bir gönüle girmek yani gönlünde bakara Sûresi 115. Ayeti kerimedeki her nereye bakarsanız bakın Rabbınızın vechi oradadır dediği kendisinde ve bütün varlıkların özünde Rabbının vechini görecektir. Dışarıdan bir gayriyetle ve yahut nefsin bazı tahakkümlerinden tam kurtulamamış iseniz kurbiyetinizi gösterin kurbanınızı kesin Mürşid-i Kamil mazharından  Rabbınız sizlere merhamet etmesi için samimiyet ve ihlasınızla göstereceğiniz yakınlık kurbiyetiniz olacaktır. Bu kurbiyet tecellisini gösterinceye kadar saçlarınız olan idrakınız kesilmeyecektir, yani bu yakinlikle size Mürşid-i Kamil mazharındaki gönülden merhamet edecek olan Rabbınız sizdeki tecellisini harekete geçirecek ve idrakınız sizdeki duygu ve düşüncelerinizin değişmesiyle yenilenecektir. Böylece kurbiyetiniz yerine ulaşmış ve traşınızda olmuş olacaktır. Eğer yinede başından rahatsızlık olan idrak etmekte zorlanır iseniz, oruç tutun yani uruç etmeye devam edeceksiniz. İdrakta yükselmeye  devam edeceksiniz. Sadakası ise yükselmesi zuhur etmiyorsa bildiklerinden yakınlarını nasiblendirmesidir, ve yine yakinliğe devam etmelidir. Bunlara da gereken vakıfıyeti sağlayamayanlara da yine kolaylık vardır fakat kabiliyetsizlik ve imkansızlık devam ettiği takdirde, 3 gün hacda yani Mürşid-i Kamilin butununda uruç eder, gönülde manen ona bahşeder Rabbı, bu bahşedişten sonra tecellilerini gönülden zuhura gelince zahirdeki kabiliyetleri arttıkça ilmel de olsa 7 gün 7 makamı hacdan sonra;  günüldeki 3 günlük bahşedilen manen uruç manen miraç olan Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zatı manen yapar kendisi bilmese de sonra ancaksın ilimle 7 makamı idrakı açılır. Rabbım bunca kolaylıklar içerisinde yeter ki aslınıza rucu edin gayrı bir inanç değil sizden zuhura gelen Rabbınıza sıfat olun hitabında bulunmaktadır, bunca merhamete karşın Sıfatları olan bizlere layıkıyla idrak edip buyurduğu gibi tam bir kurbiyet ve teslimiyetle Tevhid tahsil ve yaşamıyla daim olmayı nasib eylesin cümle kardeşlerimize ve kolaylıklarıyla bütün insanlığa.



              BAKARA SÛRESİ 197. AYET

اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فٖيهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِى الْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُ وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰى وَاتَّقُونِ يَا اُولِى الْاَلْبَابِ 

OKUNUŞU        :   Elhaccu eşhurum ma’lumat, fe men ferada fihinnel hacce fe la rafese ve la fusuka ve la cidale fil hacc, ve ma tef’alu min hayriy ya’lemhullah, ve tezevvedu fe inne hayraz zadit takva vettekuni ya ulil elbâb.

ZAHİR MANASI:   Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.

BATIN MANASI :   Hac ayları derken vücut ülkesinde bu alemin tam manasıyla rumuzatlarının bitamam hepsi mevcuttur, insan küçük bir alemdir. Merkez üssüdür. İnsanda yıldızlar sıfatları ay ise kalbi güneş ise ruh güneşini remzeder. Buradaki hac ayları ise gönüle girilen hallerdir. Yani kalpteki yakinlik ve ve idraklardır. Bu da et parçası olan kalp manasında değil fuat ve idrak olan gönül manalarıyla kullanılmaktadır. İnsan aklı maaşa miada ve küle mazhardır, çünkü mütlak olan kül olan Muhammedden ve cüzleri olanlar ise Allah’ın Muhammedde tecelli ettirdiği nurdan nur, ruhtan ruh, akıldan akıl ve kalemden kalem almışlardır, böylece külden cüzler halinde bütün yücelik ve güzellikler peyder pey açığa çıkmıştır. Zahir idrakta cüz dür fakat idrakı kadar bir cüzdür, batın idrak küle mazhardır ama idrak ve zevki nisbetinde küle mazhardır; her ikisindeki yüksek idrakın cemi ise mutlaka mazhar olan Alemlerin Efendisi Muhammed Mustafa S.A.V’dir. Bu yüzden bütün ayeti Celileleri idrak ettiğimiz kadar anlarız; ve sonsuzdur bu idrak ve her asra da hitab edecektir, idraklar açıldıkça devam edecektir. Buna binaen cinsellik günaha sapmak ve kavga yoktur demekle, ikiliğin olmadığı yerde sıfat ve zat ilişkisi yoktur gönülde birlik vardır yalnız Zat tecelli eder; günah olan ikinci bir zat da yoktur, kavga denen yani biri başka biri başka söyleyen; başka bir vahdeti vücuttan hitab eden ikinci bir vechte yoktur. Böylece hakikatdeki manasıyla Takva Allah’ın olan Zatından tecelli eden bütün yücelik ve güzellikleri bu mazharlardan açığa çıkınca kendimizindir demek, kendimize nisbet etmekten korkmaktır takva; böylece takva üzere olanlar yücelik ve güzellikleri nisbet eylemedikçe yenilerine; yenilerinin de rehavetine kapılıp nisbet eylemedikçe takvaya devam edilecektir, takva ve daha yüceye ve yine takvaya ve böylece de takvaca en üstünlüğe doğrudur vuslat; bir elinize dünyayı bir elinize ukbayı koysalar dilemenizle her şey hareket etse bile yine Rabbımdandır demek ne yüce haldir. Rabbım takvaca en üstün olanların idrak hal ve yaşamlarındaki mutluluk huzur zevk halleriyle hallendirsin cümle kardeşlerimizi ve gelecek nesilleri.




              BAKARA SÛRESİ 198. AYET


لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ فَاِذَا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِهٖ لَمِنَ الضَّالّٖينَ 

 OKUNUŞU          :   Leyse aleykum cunahun en tebteğu fadlem mir rabbikum, fe iza efadtum min arafatin fezkurullahe indel meş’aril haram, vezkuruhu kema hedakum, ve in kuntum min kablihi le mined dâllîn.

ZAHİR MANASI  :   (Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.

BATIN MANASI  :   Eski halimizdeki yolumuzu sapıtmış halimizin aksine ne şekilde ve nasıl bir yolda olacağımızı ve bunun için Rabbımızla olan alışverişimizi bildirmektedir Rabbım. Gönüldeki bütün alışverişlerle varılan Arifiyet yani arafatan 6. Mertebeden çoğulu meşair olan 5’e 5. Mertebeye ve zahir ve batın 5 duyguya işaret ediyor… Yani Tevhid ilmindeki Cemmul cem den Fark makamı olan Hz. Cem inerek; Tecelli Sıfatta Allah’ı zikreylemek olan, yani  Kendi Sıfatlarınızdan onu açığa çıkarmaktır. Siz ancaksın Arifiyete vakıf olduktan sonra yani Nasıl Allah’ı göreceğinize ve Onda O olacağınızı idrak ettikten sonra yola koyulun biran önce kendi Sıfatlarınızdan onu açığa çıkarın buyurmaktadır, zahir ve batın 5 duygunuzla sıfatlarınızdan Allah’ı açığa çıkarın, size gösterdiği şekliyle bunu yapın buyurmaktadır, Yanı Tecelli Zat’da nasıl ki Rabbınızı gördüğünüz vech’ten icraatını yapıp sizlerde fiilleriyle zuhura gelişiyle Batın Sıfatından nasıl açığa çıkıyorsa işte bu şehadet alemindeki âdemiyet mazharı da O’nun Sıfıdır aynı fiilleri bu sıfattan da zuhura getirin buyrulmaktadır, yani Rabbınız size gönül aleminizdeki vahdeti vücudundan ne seslenmiş ve ne buyurmuş ise vechinden görerek ve işiterek işte onu tekrar mütala etmeyin onu yapın yapın ki siz değil açığa çıkan buyuran olan Rabbınız olsun, siz dediğiniz ise ancaksın buyuranın kulu kölesi olarak zuhura geldiği mazhar olun buyrulmaktadır. En güzel kullukta içerideki Rabbımın buyurması ile bu vücut dediğimiz mevcuttan buyrulanın aynısının açığa çıkması olan; Resulu Ekrem Efendimize de gönlünde O’na kendi sıfatından buyurduğu gibi Rabbımızla yakin ve kulu olarak daim mutlu huzurlu ve zevkli bir hayat sürmeyi ve O’nda daim baki olmayı cümle kardeşlerimize nasib eylesin.



              BAKARA SÛRESİ 199. AYET 

ثُمَّ اَفٖيضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ 

 OKUNUŞU         :   Sümme efidu min haysu efadan nasu vestağfirullah, innellahe ğafurur rahîm.

ZAHİR MANASI    : Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

BATIN MANASI :   İnsanların akın eylediği yer ayeti kerimede Tin Sûresi 4-5 Ayet: “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.”  “Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.” Ayeti kerimesinde işte insan oğlu en güzel bir kabiliyete yücelebilecek şekilde dizaynda yaratılmış fakat aynı zamanda esfeli safilin olan nefis arzına indirilmiş yer yüzüne indirilmiş ki oradan ruh semasına yükselsin, idrak ve kabullenişlerle irfaniyet ve kemalatla erişilecek yer olan sema kişinin kendi hali olacaktır, önce bilecek şuhud edecek ve yaşamındaki devamlılıkla bütün yücelik ve güzellikler peyder pey kendininde zuhur bulacaktır; işte bunları açığa çıkaracak kabiliyettedir insan; yeterki istesin irade göstersin ve sabreylesin, olmayacak hal ve zuhura gelmeyecek yücelik ve güzellik yoktur, eksiklik var ise bu Zatın değil Sıfatın eksikliğidir zata layık olduğu nisbette Zat Sıfattan açığa çıkacaktır. Bağışlanma dilemek ise bu ikilik halimizden birliğe yükselme isteğidir, kullukta sorumluluk ve cüz-i irade mevcuttur, uruç yüzünde irade de cüzlük grülür, nuzul yönüyle külli irade Rabbımındır. Fakat iyi bilinmelidir ki Sıfat ampuldei aydınlatma derecesi gibidir, kabı ne kadar büyürse elektrik dünden hazırdır açığa çıkış o derece yüksek olacaktır. Rabbım duygumuzda Zatına aşk düşüncemizde Zatına hizmet kull ve kölesi olarak onu bu vücut ülkemizden açığa çıkarmak için mevcut olan esfelden âlâya bütün tariflerine yüzmüzü dönerek hakkel yakin bir mürşid-i Kamil mazharından Tevhid tahsili ile bir an önce yaşama geçmeyi bütün insanlığa nasib eylesin.




              BAKARA SÛRESİ 200. AYET 

فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِى الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ  

OKUNUŞU      :   Fe iza kadaytum menasikekum fezkurullahe ke zikrikum abaekum ev eşedde zikra, fe minen nasi mey yekulu rabbena atina fid dunya ve malehu fil ahirati min halâk.

ZAHİR MANASI   :   Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.

BATIN MANASI     :   Hac gönüle girmektir. Gönüle girmek nerede biter fena makamlarının tahsiliyle ilimle biter şuhudlarına ererek gönülde Rabbınızı vechiyle görmenizle aynelde biter siz o o siz olmanızla hakkelde biter. Böyle bir fenadan sonra Kulluğun atası Rububiyettir atalar önder ve ilerideki mertebenin liderliğidir atalık. Bu yüzden kulluğa ilimle erince nefsini bildiğinden Rabbını bilmiş olur ki işte atasını bilmiştir, Fakat henüz Rububiyetteki tecellisiyle Rabbını bilmektir oysa Uluhiyetteki tecellisiyle Allah’ı bilmek ise Rabbımızla Allah’ı zikre devam ederek olacaktır. ve kuvvetlice ise hissiyatla olanıdır. Eğer ruha yüzünü dönenlerin yanı sıra hala nefsini bilmeyenler ise istek ve arzularını nefsileri olan dünya için isterler, çünkü Allah tan gayrı her şeydir dünya ve Allah’tan gayri her şeye nefsi denir yani kıyambinefsihi olan sıfatlarıdır. Rabbım nefsini bilip de Rabbıyla Rabbını bilen kullarından eylesin cümle kardeşlerimizi.

Verified by MonsterInsights