BAKARA SÛRESİ 251. AYET
فَهَزَمُوهُمْ بِاِذْنِ اللّٰهِ وَقَتَلَ دَاوُدُ جَالُوتَ وَاٰتٰیهُ اللّٰهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَاءُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْاَرْضُ وَلٰـكِنَّ اللّٰهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Fe hezemuhum bi iznillahi ve katele davudu calute ve atahullahul mulke vel hikmete ve allemehu mimma yeşa’, ve lev la def’ullahin nase ba’dahum bi ba’dil le fesedetil ardu ve lakinnellahe zu fadlin alel âlemîn.
ZAHİR MANASI: Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Câlût’u öldürdü. Allah, ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.
BATIN MANASI: Sonunda sabır ile, ve verilen akide ve gramlar doğrultusunda şuhud ve idraklarla nefis artık ruha hizmet etmektedir, vücut ülkesi Ruh hükümdarının emrinde olarak artık nefsin isteklerine karşı geliyor ve ruhun isteklerine izin veriliyor hale gelinmiştir. Dilediği olan istek ve aşk duyduğu Rabbını da öğrenmiş oldu. Böylece atık o vücut ülkesi Rabbının iradesiyle izniyle ve buyurduğu doğrultuda kullanıldığı yere göre ve tecellilere göre bir Tevhid yaşamıyla mutluluk ve huzura erişti; eğer buyuruyor savaşmalar olmasa idi yani nefis ve ruh diye Talut ve Calut diye, savaş ve barış diye zıtlarını halk eylediğim haller olmasa idi, ben bilinemezdim diyor, zıttıyla bilinmektedir Rabbım, ve nefsin mutmein olması savaşı görünce barışın güzel olduğuna iman etmesidir. Bütün beğenilmeyen filler ve haller beğenilenleri göstermek içindir, Rabbım böylece niyetiyle ortaya koymaktadır ki beğenmediklerinizi bile beni daha çabuk bilmeniz ve daha tez idrak edip çabucak mutlu ve huzurlu yaşamanız için, idrak edip mutmein olup yerli yerinde görüp sizlerden sonrakilere de irşadla bunları bildirerek daim huzurlu bir yaşam geçirmeniz içindir; yani böylece bilinmeyi muradım iradem de zuhura geleceğindendir bunca nizam ve cilveyi ilahiye buyuruyor. Haza batıla; Rabbım ona gönül veren bütün mazharlarını iradesinde olduğu gibi kulluğundan da duasıyla isteğiyle de bizlerden dillendirdiği gibi en güzel ve layık makamlarda kullansın inşallah. Urucen böylece dileyen ve nuzülen zaten böyle yerli yerinde kullanandır. Bu yüzden bu idrakalarla yaşayan sıfatlarından hem kulluğuyla hem de Rububiyet ve Hakk tecellisiyle zuhura gelendir Rabbım.
BAKARA SÛRESİ 252. AYET
تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلٖينَ
OKUNUŞU : Tilke ayatullahi netluha aleyke bil hakk, ve inneke le minel murselîn.
ZAHİR MANASI : İşte bunlar Allah’ın âyetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
BATIN MANASI : İşte bu bildirilenler diğer ayetlerle de sabit olan, nefsini bilmek Rabbını bilmek olduğu, Talut ve Calut’da dense, Nefis ve Ruh’da dense, İyi ve Kötü’de dense, Günah ve Sevab’da dense, Hayır ve Şer’de dense, Celal ve Cemal’da dense, ister Avamiyetteki insanlara olsun, ister Şeriat seviyesindeki insanlara olsun, ister Tarikat seviyesindeki insanlara olsun isterse de Hakikat ve Marifet seviyesindeki insanlara göre olsun, anlatılan özde aynı şeydir, esmalarının değişmesi farklı anlayışlar olduğu içindir, aslı aynıdır, seni sana anlatacak, akıbetini mutlu ve huzurlu geçirmek için seçmen gerekenlerle seçmemen gerekenleri bildirecektir, hepsi de Ayet olan delillerdir. Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münker; iyiliğe emrin kötülüğe yasağın değmesidir. Kuran-ı Kerimin Emrettiklerini yapmak nehyettiklerinden de kaçmaktır, işte insanda canlı kurandır, kendisinde bu hakikatleri kolayca bulabilir ise ha kendisindeki hakikatlere göre hüküm vermiş hada Kuran-ı kerimin hakikatlerine göre hüküm vermiş aynıdır. Size ve başkalarına faydalı olanı yapın bu Allah’ın emridir demekle ayetlerle bunu göstermek özde birdir, çünkü bunda fayda vardır zarar yoktur, sana ve başkasına zararlı olanı ise yapmayın demekle ayetle göstermek özde birdir, çünkü yasak vardır yani zarar vardır, iyilik izindir kötülük yasaktır aynı şeylerdir dikkat ederseniz. Peki size faydalı başkasına zararlı ise bunu da yapmayın o başkası dediğinizi de düşünün; başkasına faydalı size zararlı bunu da yapmayın siz dediğinizde O’nun bir sıfatısınız zarar görmemelisiniz. Kuran-ı Kerim’in özüde bunu bildirmektedir. İşte ayetleri açık ve seçik okumak onları hayatınıza tatbik eylemekledir. Rabbım Hakkel ayakin bir Mürşid-i Kamilden layıkı bir Tevhid tahsil talim ve yaşamıyla her meselemizi bizdeki Rabbımızın hükmüne bakarak dün nasıl ise bu günde aynı nurdan istifade ederek yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylsin.
BAKARA SÛRESİ 253. AYET
تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّٰهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَاٰتَيْنَا عٖيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذٖينَ مِنْ بَعْدِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلٰـكِنِ اخْتَلَفُوا فَمِنْهُمْ مَنْ اٰمَنَ وَمِنْهُمْ مَنْ كَفَرَ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا اقْتَتَلُوا وَلٰـكِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يُرٖيدُ
OKUNUŞU : Tilker rusulu faddalna ba’dahum ala ba’d, minhum men kellemellahu ve rafea ba’dahum deracat, ve ateyna isebne meryemel beyyinati ve eyyednahu bi ruhil kudus, ve lev şaellahu maktetelellezine mim ba’dihim mim ba’di ma caethumul beyyinatu ve lakiniltelefu fe minhum men amene ve minhum men kefar, ve lev şaellahu maktetelu ve lakinnellahe yef’alu ma yurîd.
ZAHİR MANASI : İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.
BATIN MANASI : Peygamberler nasıl olurda bir kısmı bir kısmına üstün olur derseniz eğer, şu yönüyle üstünlük vardır; bütün peygamberler elçilik yönüyle birbirine üstün değildir. Her elçisi aynı irşadla görevlidir; birisi tenzihi bildirmekle diğeri teşbihi bildirmekle en son Resulu Ekrem Efendimizde Tevhid üzere her birini yerli yerinde bildirmekte ve cem etmektedir. İrşad yönüyle değildir üstünlükleri, makam yönüyledir. Yani Allah makam itibariyle elçilerini görevli kıldığı yerde kullanmıştır, bir Davut a.s da Tevhid tahsili yapmıştır, Musa a.s da Tevhid tahsili yapmıştır, İsa a.s da Tevhid tahsili yapmıştır, Muhammed Mustafa S.A.V. Efendimizde Tevhid tahsili yapmıştır, fakat kullanıldıkları yer görevli olduğu yer itibariyle makam yönüyle üstünlükleri vardır… Makamı Mahmud sahibi Efendimizi tecelli eylediğinde Cemmul cemde görülen görüşmesi Allah’ın Sıfatından kendisiyle görüşmesidir, Bu yönüyle Allahın konuştukları vardır buyrulması makamlarınadır, Hz. Makamında tecelli sıfat mevcuttur Cemde Tecelli Zat görülür fakat konuşma Cem makamında olmaz, Orda Her bir tecelli ve makam mevcuttur fakat zuhura gelmemiştir henüz uruç yönüyle; zira Ruhullah olarak görüşülmemiştir; O Ruhun sıfatlara tecellisi ile Fiilullah olan Âdemiyetin zuhuru ille görüşme olmuştur. Zat olan ruhun Muhammed olan Sıfattan âdemiyet olan kelam ise kelam fiiliyle şuhud ise her türlü şuhudlarla görüşmesi zuhur etmektedir. Makamına göre görüşmüş makamına göre de görüşmemiştir, Fakat tüm Elçileri Tevhid tahsili yaptıkları için Onlarla görüşmesi aynel yakinliklerinde zuhur etmiştir. Allah zat yönüyle Red kabul eylemeyen Muradının; ve Red yönüyle değil tedbir yönüyle iradeyle değişiklik gösteren Takdir eyledikleri de vardır; bu yüzden Allah’ın dilemesi irde göstermesidir ve iki türlü iradesi mevcuttur Allah’ın; birincisi Red kabul etmeyen Muradı, ikincisi de, Kulları için Takdir eyledikleri; örneğin Namazın farz olması Takdiridir, fakat bazı kullarınca red kabul eder yani kılınmayabiliyor; Fakat Muradı eğer O kulunda İmam olmak ise O kulda Muradı olduğundan Red kabul etmeyecektir. Bunu kulları bilemezler, ancaksın açığa çıktıkça arifler takdiriyle mi Muradıyla mı görevli kıldığı açığa çıkar. Nuzül yönüyle Amalığından Uluhiyetine ve oradan da Haklığına ve Rububiyetine Tecelli eylemesiyle Rububiyetinde de bir yüzüyle irşad eden bir yüzüyle de irşad olan yani kulluğuyla açığa çıkandır Rabbım, işte Murad yüzü irşad eden diye ilmi ezelde; ayani sabitede murad eylediği mazharlarından sıfatlarından irşad edeceğidir, bu sıfatları bunu bilmeseler de zaman içerisinde Mürşid-i Kamil olarak onları o makamlarda kullanır, bu Red kabul etmemiştir, içten içe Rabbımın tecelli eylediği duygu ve düşüncelerle zaman içerisinde o mazharlar esfel bir yaşantı içerisinde de olsalar gençliklerinde nedamet duygusuyla onların yüzlerini kendisine çevirmiş ve günden güne sebepten sebep halk ederek ehlinin dizinin dibine kadar getirerek O mazharları da vakti saati geldiğinde; gül kokanların gül olması gibi aynı makamlarda kullanmıştır ve kullanmaktadır. Bu muradındandır, Takdir eylediğine örnek olarakta Murad eylediklerinden irşad ettiği mazharlarının yani kulluğundaki mazharlarının da sorumlulukları ve daha aşağı seviyelerdeki iman ve inançların yaşanması vardır, bunlar her güzelliğin Rabbımın olmasıyla yaşanır; fakat daha aşağı tecellilerde de Rad kabul eder. İşte Allah birbirlerini öldürme husunda ayanı sabitesinde bu deme denk gelen asrın halini anlatan öldürmeyi Murad eylemiş ise bu kaçınılmazdır; yarın ki Muradı eğer bu öldürmelerle Müslümanların ancaksın kendilerine zararı olduğunu idrak etmeleriyle bir daha bunu yapmanın doğru olmadığını idrak etmeleri ise işte o zaman şimdiki muradında şer görünenin hayrolduğu ve en doğrusunu bilenin Allah olduğu açığa çıkmış olur. Rabbım muradında Müslümanlar için ona gönül veren kulları için asla şer dilemez, sonunda mutlaka hayır vardır. Rabbım sabrı bilen yaşayan ve tavsiye eden kullarında eylesin cümle Ümmeti Muhammedi ve Muhammede Ümmet olacaklarıda.
BAKARA SÛRESİ 254. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِىَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فٖيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ
OKUNUŞU : Ya eyyuhellezine amenu enfiku mimma rezaknakum min kabli ey ye’tiye yevmul la bey’un fihi ve la hulletuv ve la şefaah, vel kâfirune humuz zalimûn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir.
BATIN MANASI : Fena mertebelerindeki salike Cem makamına gelmeden yani Tecelli-i Zata gelmeden Size nefis diye verdiğimiz kendinize nisbet ettiğiniz Efalinizi, Sıfatınızı ve Zatınızı Fena ederek Allah yolunda bunları harcayın Ne zamanki kendi varlığınız yok oldu ufak kıyametiniz koptu demektir, bu güne dek gayriyet nisbiyet ve şirkinizi harcayın onları yok edin ve Allah’ın yolundan O’ na erişin buyrulmakta… Bekadaki salike ise Tecelli Zat Tecelli-i Sıfat ve Tecelli-i Efal ile Rabbını Sıfatından Filleriyle açığa çıktığının zevkiyle zevkidar iken, bütün bu Latif Sıfatlardan Tecelli eden Zatın Ahadiyet zevkiyle yani büyük kıyametin koptuğu ve tüm latif Sıfatların vahdet mazharlarının tüm Tecell-i Zata ve Tecelli-i Sıfata mazhar olanların da kıyamet günü olan büyük kıyametinde Fena ender Fena olan Alemlerden meleküttan, ceberruta ceberuttan da lahut alemi olan Zat alemine intikali ile ahret duygularıyla tüm mazharlarındaki Zat, Sıfat ve Efal tecellilerinin de Mutlak Zata hizmet eylediğiyle de büyük kıyamete erene dek O’ deneilenin özün idrakıyla idraklanıp Uluhiyetinde celal ve cemaliyle bildirdiğinin haklığıyla mevcudiyetinin, rububiyetinden nasıl Sıfatlara bürünerek bir yüzüyle irşad eden diğer yüzüyle de irşad olan olarak kullukla açığa çıkanın urucen ifnalarla küçük ve büyük kıyametle nasıl idrak ve vicdan yerlerşimiyle yerli yerinde olmasının nasibinin en büyük Rızıklardan olduğunu ve bu mertebe ve merhalelerle rızıklanmanın nasibimiz olduğunu bildirmektedir. Bunların ister beşeriyet alemi olan dünyada Ahmet ve Mehmet denen bu vücutlardan zuhura gelmesi olsun, İsterse vahdetteki Sıfatları olan Rahman Sıfatlarından tecellileri olsun, İsterse Her ikisinin cemi olan Vacibul vucdundan özün söze gelmesi olsun bunların her birisi Allah’ın bilinmeyi muradı ve Rızkı olduğundan bilinmeleri, şuhud edilmeleri ve zevkle, zevk sahiblerine, şuhudla şuhud sahiblerine; ilimle de ilim sahiblerine anlatılması da Rızıklarından O’nun için harcanmasıdır. Rabbım değeri olmayana vermediğince yaklaşımda bulunarak, değeri olana verdiği değer kadar rızıkla, Daha değerli olanına da fazlaca rızıkla mukabelede bulunarak enfusta cemde afakta farkta bir anlayışla layıkıyla bir İslamiyet layıkıyla bir Rabbımıza teslimiyet, layıkıyla Zata Sıfat ve kull olmayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 255. AYET
اَللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ اَلْحَیُّ الْقَيُّومُ لَا تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَهُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ مَنْ ذَا الَّذٖى يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلَّا بِاِذْنِه يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحٖيطُونَ بِشَیْءٍ مِنْ عِلْمِهٖ اِلَّا بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَا يَؤُدُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِىُّ الْعَظٖيمُ
OKUNUŞU : Allahu la ilahe illa huvel hayyul kayyum, la te’huzuhu sinetuv vela nevm, lehu ma fis semavati ve ma fil ard, men zellezi yeşfeu indehu illa bi iznih, ya’lemu ma beyne eydihim ve ma halfehum, ve la yuhitune bi şey’im min ilmihi illa bi ma şa’, vesia kursiyyuhus semavati vel ard, ve la yeuduhu hifzuhuma, ve huvel aliyyul azîm.
ZAHİR MANASI : Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.
BATIN MANASI : Bir Civa düşünün, evvela 4 parçaya bölünmüş, Cemadat Civası, Nebadat Civası, Hayvanat Civası, İnsanat Civası; sonra her bölünen Civayı da parçalara bölelim: Cemadat Civasını: Cemadat-ı Toprak civası, Cemadat-ı Su Civası, Cemadat-ı Hava Civası, Cemadat-ı Ateş Civası; Nebadat Civasını da bölün; Nebadatı Otlar Civası; Nebadatı Bitkiler Civası, Nebadat-ı Çiçekler Civası, Nebadat-ı Meyveler Civası, Nebadat-ı Ağaçlar Civası; Hayvanat Civasını da bölün, Hayvanat-ı Sürüngenler Civası, Hayvanatı Yürüyenler Civası, Hayvanat-ı Uçanlar Civası; İnsanat Civasınıda bölün, İnsanat-ı Sırreti ve Sureti Hayvan Civası, İnsanat-ı Sırreti Hayvan Sureti İnsan Civası, İnsanat-ı Sırreti ve Sureti İnsan Civası; aynı zamanda İnsanat-ı 7 kat Nefsin Çeşitlerinin Civası, İnsanat-ı Ruhun Çeşitlerinin Civası, ve en yüce Sevgilim denen İnsanat-ı Kemadat Kâmil İnsan Civası Âdemiyet Civası… İşte bütün bu Civalarda yine kendi aralarında aldıkları esmalar kadar bölünürler fakat “ÖZ CİVA’DIR” işte bütün özler Allah’tır özde biriz. Özde her varlık birdir. Ve hayyum ve kayyumdur, Allah’ın varlığıyla vardır hayat sahibidir, ve ayaktadır yani bütün esma alan her sıfattan Zatını özünü ilan eden Allah’tır. İşte öz olanın mazhara göre tecellileri zuhur eylemektedir. 5 ruh tecellisi olan Cemadat, Nebadat, Hayvanat, İnsanat ve Kemadat olan Kamil İnsan Âdemiyet Ruhunun tecellileri hepsi bir Civadan bir özden zuhura gelmiştir. Sizler eğer ki 8 büyük dedenizin bir damla sperminden 200 kadar insan zuhura geldiğine şahit oluyorsanız bir damlaya 200 insanı sığdıran Rabbım tüm neslide bir spermden bu güne ve yarınlara değin zuhura getirme kudretine sahiptir, çünkü kendisindeki özde bütün esmaların izah eylediği hasletler vardır bir özdedir bunlar, böylece bir damlada insanları topluyorsa, hayvanatı da bir damlada toplar, nebadatı da bir damlada toplar, cemadatı da bir damlada toplar, bütün damlaları da tek damla yaparak; hepsini de Öz olan kendisinde toplar ve O’damlada civada özde dün bugün ve yarın her ne kadar esma almış ve o esmanın izahıyla adalandırılan en ufak yapı taşları bile mevcut ise işte tüm bunlar O Öz olan Varlık ta mevcut idi. Bütün cümle müfessirlerin yeni tefsiriyle Vardan Var olmuş, Görünür değilken görünüş olmuştur denmelidir. Her mevcut; öze birer Sıfat Mazhar ve Kuldur. Ayetteki bütün evrene hükmeylemesi öz yönüyle işte böyledir. Rabbım özümüze layık birer Sıfat, Mazhar Kull eylesin cümlemizi.
BAKARA SÛRESİ 256. AYET
لَا اِكْرَاهَ فِى الدّٖينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَىِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللّٰهُ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : La ikrahe fid dini kad tebeyyener ruşdu minel ğayy, fe mey yekfur bid tağuti ve yu’mim billahi fe kadistemseke bil urvetil vuska lenfisame leha, vallahu semiun alîm.
ZAHİR MANASI : Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : Bu ayeti celile nazil olduğunda, Din seçmekte zorlandıkları için yani zorla islamı seçmekle muhatab oldukları için nazil olmuştur. Sonra ise müfessirler, dinini seçtikten sonra sorumluluk vardır diye tefsir eylemişlerdir. Fakat yine hakikate göre de dinini seçerken de seçtikten sonrada Zorlama ve zorluk yoktur. Örneğin namaz farzdır, fakat kılınmayabiliyor, velev ki sorumluluğu olsa dahi, tabiki bu söylemden kasıt kılınmasın ve hakikatleri öğrenilmesin için değildir, zorlamayla ruh yakinlik yapmayacak ve benimseyişi zayıf olacağından zorlayarak değil muhabbet kolaylık ve güzellikle yaklaşım yapılarak her türlü muameleyi ve farziyet ve akideleri böyle anlatın demek içindir bu ayetten murad. Bütün insanlar bilmelidirler ki her gönülü alabilecek bir haslette olunmak için gayret gösterilirse ancaksın o zaman İslamiyet en yüce din olur. Bunun içindir ki Tevhid tahsil ve yaşamına çok ihtiyaç vardır. İşte günümüzde iyiyle kötü öylece belirginleşmiştir ki, nefis ve ruh vücut ülkesinden tecellilerini ayan beyan sergilemektedir. Yani ruhun sıfatlardan tecellileri olan iyi ve güzel tecellilere yakinliği tercih eylemeli ve bunun içinde ehlinden hakkel yakin bir Mürşid-i Kamilden zikirle nefis tezkiyesi yaparak Tevhid ilmiyle de kendine nisbet eylediği varlığındn kurtularak hicaplarını açmak suretiyle Rabbının mazharı olarak nasıl bir mutluluk ve huzur içinde akidelere uygun zevkli bir yaşam olduğu görülecektir. Rabbım zorlamayla değil gönül almayla daim bir yaşam süren kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.
BAKARA SÛRESİ 257. AYET
اَللّٰهُ وَلِىُّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا اَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِ اُولٰـئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
OKUNUŞU : Allahu veliyyullezine amenu yuhricuhum minez zulumati ilen nur, vellezine keferu evliyauhumut tağutu yuhricunehum minen nuri ilez zulumat, ulaike ashabun nar, hum fiha halidûn.
ZAHİR MANASI : Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.
BATIN MANASI : Allah bir yerde Halilim “dostum” bir yerde de habibim “Sevgilim” hitaplarıyla muhatab olan Sıfatlarına mazharlarına kullarına hitab etmektedir. Bunlardan dostum hitabı en yakinliğin hitabıdır, Sevgilim hitabı ise Kendisinin de Aşık olduğu hitabdır, Bu zattan daha yüce bir zat anlamıyla değil, Zatın aşkı Sırretindeki İrfaniyet ve Kemalata aşık olmasıdır, yani Aynaya bakıp Kendisine aşık olmasıdır, Mutlakiyet yönüyle Mutlak Zat ve Mutlak Sıfatıdır Sevgilisi, diğer Mukayyetliğine mazhar olanlar ise Tevhidle olur ancaksın dercesine İbrahim A.S’a ve ilmel ve aynel olarakta Tüm Enbiya ve Evliyanın mazhar olduğu sıfat olduğu dostum denen yakinliği vardır. Bu yakinliğin Habibim dediği Sevgilim olanına Zatına has yakinlik, diğerine ise Halilim dediği sıfatlarına has yakinliktir. Artık dereceten de görülen bu yakinlik Esfele değin vardır. Çünkü Tevhid bizlere esfel olsun âlâ olsun dışarıda hiç gayriyet bıraktırmaz nuzül yönüyle, urucen ise fark vardır. Rabbım, Sevgilim dediği sırretindeki Güzelliklerinden de Halilim dediği Suretindeki sıfat güzelliklerinden de O’na gönül veren tüm kullarına günümüzde ve bu günden sonra çokça ihsan eylesin inşallah.
BAKARA SÛRESİ 258. AYET
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖى حَاجَّ اِبْرٰهٖيمَ فٖى رَبِّهٖ اَنْ اٰتٰیهُ اللّٰهُ الْمُلْكَ اِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ رَبِّىَ الَّذٖى يُحْيٖ وَيُمٖيتُ قَالَ اَنَا اُحْيٖ وَاُمٖيتُ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ فَاِنَّ اللّٰهَ يَاْتٖى بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَاْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذٖى كَفَرَ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : E lem tera ilellezi hacce ibrahime fi rabbihi en atahullahul mulk, iz kale ibrahimu rabbiyellezi yuhyi ve yumitu kale ene uhyi ve umit, kale ibrahimu fe innellahe ye’ti biş şemsi minel meşriki fe’ti biha minel mağribi fe buhitellezi kefer, vallahu la yehdil kavmez zalimîn.
ZAHİR MANASI : Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımarıp böbürlenerek) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, “Benim Rabbim diriltir, öldürür.” demiş; o da, “Ben de diriltir, öldürürüm” demişti. (Bunun üzerine) İbrahim, “Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir” deyince, kâfir şaşırıp kaldı. Zaten Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
BATIN MANASI : Rabbım Mürşid-i kamil mazharından kendisinden sonra veyahut kendisiyle birlikte halifesi olarak icazatını imzaladığı hükmünü zuhura getirdiği yeni sıfatı, mazharı ve irşadla görevlendirdiği kişi için diyor ki! Çok önemli bir ayet ve önemli bir mevzudur bu, ihtilaflar ve ikilikler ve irşaddaki bütün mürşidler arasında ve halifesiyle Efendisi arasındaki bütün bölünmelerin temel nedenini açıklıyor bu ayet. Sakin ha! diyor Rabbı hakkında yani Allah’ı bildiren bir mevzu hakkında İbrahim olan ona Tevhidin babalığını yapan Efendisi ile tartışanların hallerinin iyi olmayacağına gördünüz bunları unutmayın diyor. Yani bende biliyorum bende yaparım asla demeyin, her zaman Efendinizdeki bağla beslendiğinizi ve o mazhardaki Rabbınızı kırmadığınız sürece gönülde olacağınıza işaret etmektedir. Rabbım günümüzde ve bu günden sonra ister Şeriat seviyesinde olsun ister Tarikat seviyesinde olsun isterse Hakikat seviyesinde olsun Marifete dahi erenlerde de olsa mutlaka dikkat edilecek olanın Efendiye olan boyun büküşün her zaman O mazhardan Rabbımıza olduğunu ve o gönülde olanın da her zaman Rabbının gönlünde olduğunu unutturmasın.
BAKARA SÛRESİ 259. AYET
اَوْ كَالَّذٖى مَرَّ عَلٰى قَرْيَةٍ وَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا قَالَ اَنّٰى يُحْيٖ هٰـذِهِ اللّٰهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَاَمَاتَهُ اللّٰهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ اِلٰى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانْظُرْ اِلٰى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ اِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ اَعْلَمُ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
OKUNUŞU : Ev kellezi merra ala karyetiv ve hiye haviyetun ala uruşiha, kale enna yuhyi hazihillahu ba’de mevtiha, fe ematehullahu miete amin summe beaseh, kale kem lebist, kale lebistu yevmen ev ba’da yevm, kale bel lebiste miete amin fenzur ila taamike ve şerabike lem yetesenneh, venzur ila himarike ve li nec’aleke ayetel lin nasi venzur ilel izami keyfe nunşizuha sümme neksuha lahma, fe lemma tebeyyene lehu kale a’lemu ennellahe ala kulli şey’in kadîr.
ZAHİR MANASI : Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, “Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?” demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar (ölü) kaldın?” O, “Bir gün veya bir günden daha az kaldım” diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: “Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: “Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”
BATIN MANASI : Altı üstüne gelmek; Sırreti Sureti olmsıdır. O şehir olan, sizin vücut ülkenizdir. Ve ölümden sonra dirilmesi. İdraken kendine nisbet eylediği varlıkları olan Efali Sıfatı ve Zatı artık kendinsin olmadığını idrak etmiş ve tecellileri olan Tecelli-i Zat ile bu vücut hakkın bir tecellisi, Tecelli-i Sıfat olan bu sıfatlar onun Zatının birer Sıfatı, bu Efali ilahiye Zatından Sıfatına, Sıfatlarından da esma alarak filleriyle zuhura gelişidir demelidir. Ve iyi filleri hakka eksik fiileri de kendisine nisbet eylemeldir. Önce ölü bırakıp 100 yıl sonra diriltmesi. Bu 100 rakamla değildir, 100 burada vech manasındadır. Eski 100’ü kendine nisbet eylediği Yüz’ü idi. Şimdi ise yeni 100’ü (yüzü) ile uyandı. Yani idrak yüzüyle anladı ki zahirin haricinde batın da varmış, idraksizliğin yanında idraklılık ta varmış, bundan sonra bozulmayan yiyeceği ve içeceği olan ilmi ve tefekkürü halen taptaze, yani Ruhunun gıdaları bozulmamıştır, aynı ilimleri artık manalarıyla zevk ederek yeni yüzü olan Rabbının sıfatı olarak devam edecektir. Eski haline teşbihen affola insanın kendi hatalarına dahi dediği gibi “EŞŞEK”lik etmişim. Dediği gibi eski eşek kemikleri dağılmış yani eski haliyle ölmüş, artık Hakkın varlığıyla var olmuştur. Rabbım cümlemize eski eşekliğimizi affola bırakıp Rabbımızın bizlere bildirdiği gibi nuzül yönüyle tahsil yapıp, zikirle bir nefis tezkiyesiyle Tevhid tahsili yaparak, evvela vicdan sahibi olupta ilmi yanımıza alarak mütevazi ve gönül ehli olarak bir halka yaklaşımla, nefis tezkiyesi yapmadan ilimle yücelip benliğimizin durmasıyla bilen benim diyerek, başkaları benim gibi değilse onlara farklı gözle bakarak halkı cezbetme değilde uzaklaştıracağımıza; bu ayeti celiledeki gibi evvela yüzümüzü (100)’ümüzü değiştirip irşad 100’ümüzü de nuzül yönüyle irşada dönmemiz halinde İslamiyet inanın tüm dünyada tek kabul gören inanç olacaktır. ve Tevhid ile kuşatmadığı alçak gönüllülük ve mütevazilikle yanı aldığı Hakikat Tarikat ve Şeriat ilimleriyle de kuşatmayacağı hiçbir insan ve hiçbir varlık kalmayacaktır. Yeter ki irşad metodumuzu Resulu Ekrem Efendimizinde tahsili olan henüz Kuran-ı Kerim yok iken “anti parantez günümüzde Kuran-ı Kerimden ayrılarak değil asla bu söylem” Rabbının O’na oku dediğinde, ben zahir okuma bilmem demesine hitaben Rabbının adıyla okumaya başla demesinin günümüzde Tevhid tahsilinin evvelindeki ismi celal zikri olan Allah Allah Alllaahhh diyerek zikreylemeye başlanması olduğu görülmektedir. Ancaksın zamanla temizlenen bir kalple muamelede bulunan sıfatlarımızın komutanı kalp olacağından; gözü güzel görecek, kulağı güzel işitecek ve dili tatlı söyleyecektir vesair bütün aza ve cevahiri ne yüce ve ne âlâ olacaktır, dolayısıyla sevecek ve sevilecektir. İşte bu alemi kuşatanda bu sevgilerin aşka dönüşmesi olacaktır. Rabbım bu idraklarla idraklanmayı ve Resurullah Efendimiz gibi mürsel şuurla şuuarlanıp yaşamayı cümle insanlığa nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 260. AYET
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ رَبِّ اَرِنٖى كَيْفَ تُحْيِ الْمَوْتٰى قَالَ اَوَلَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلٰى وَلٰـكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبٖى قَالَ فَخُذْ اَرْبَعَةً مِنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ اِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلٰى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَاْتٖينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve iz kale ibrahimu rabbi erini keyfe tuhyil mevta, kale e ve lem tu’min, kale bela ve lakil li yatmeinne kalbi, kale fe huz erbeatem minet tayri fe surhunne ileyke sümmec’al ala kulli cebelim minhunne cuz’en sümmed’uhunne ye’tineke sa’ya, va’lem ennellahe azizun hakîm.
ZAHİR MANASI : Hani İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
BATIN MANASI : İbrahim a.s’a buyrulan 4 kuştan 1. Kuzgun’dur; bu hayvan leş eti yer yani Kuzgun olan bizim haram helal demeden elde ettiği ve evine getirdiği her kazanç gibi; 2.si Kaz’dır; bu hayvan ise obur bir hayvandır, aynı bizdeki oburluk gibi, doymak bilmez ilçeyi verseniz ili, ili verseniz ülkeyi, ülkeyi verseniz dünyayı isteyen cinstendir; 3.sü ise Horoz’dur; bu hayvanda eteğine düşkündür, Aynı erkeklerdeki horozluğun kadına, kadındaki horozluğunda erkeğe düşkün olması gibi, şehveti için yaşamaktır; 4.sü ise Tavus kuşudur; bu hayvan ise kanatlarını açınca rengarenk görünen kanatlarının havasından kibir içerisinde yaşar, aynı bizlerdeki tüm varlıkların nisbiyet ve maddi ve manevi varlıklarla kibire girmemiz gibi, çok çeşitli kibirlerin rengarenk olan renkleri gibi her birinden 100’er gram denecek kadar olması gibi. İşte bu Ayeti Celilede İbrahim olan aslında nefsini bilmektedir. Fakat bu günkü insanlara da tekrar tekrar bunları bildirmek için yeniden Rabbına nida ederek dillendirmekte olandır. Bu günkü Mürşid-i Kamillerden tekrar tekrar dillendirilmesi gibi. Bu kuşlar diye dillendirilen bütün hasletler Bir dağ dediği benlik dağı dediği, insanoğlunun vücud dağında mevcuttur bu haller. İşte diyor bunların başını keserek insanı Allah’a ulaşmaktan alıkoyan bu varlıkların gayriyetlerini keserek bir Mürşid-i Kamil mazharından bildirdiğim zikirle ve Tevhid ilmindeki mertebe makam şuhud ve Rabıtalarıyla bunların başını keserim ve böylece bedenleri diri iken Ruhları ölü olan hakikatteki bedenleri olan ruhaniyetlerindeki ölülüğü kaldırır; onlara Hicr sûresi 29. Ayetteki gibi Mürşid-i Kamil mazharından Ruhumdan Ruh üfürdüm dediği gibi, Zikir emrini, Ruhunu; sonra Efal, Sıfat, ve Zat Ruhlarını da emir ve telkinlerini de almasıyla kendine nisbet eylediği varlıktan ve bu kendisini esfele sürükleyen gayriyet hasletlerinden de kurtulmasıyla dirilmiş olur; böylece Allah verdiği hükmü bildirmektedir. Dirilmek için mutlaka bu kaidelerle ancaksın olacaktır buyrulmaktadır. Resulu Ekrem Efendimizde bütün Enbiya ve Evliyalar gibi ancaksın Tevhid tahsiliyle selametin bulunacağını bildirmişlerdir. Bu gün herkesin beklediği İsa Mesih olan Allah’ın elçisi de gelse bildireceği ilim ve tarifler Tevhid’in buyurduğundan başka olmayacaktır. Çünkü Resulu Ekrem Efendimize ve diğer tüm sahabelere bildirdiğinden daha üstün bir ilim bildirmeyecektir. Sadece gelecekte bu ilim daha net idrak edilip anlaşılacağından artık kimse mahsun olmayacaktır denmektedir. O zaman gelecek bir kurtarıcıyı beklemekle ömrümüzü bitireceğimize bu gün bu yardımdan ve bu gün gelecekteki çoğalacak olan idraka erişmekle bu yardımdan istifade etmek en doğru seçim olacaktır. Rabbım bu alemde ve bu dönemde yardımdan istifade eden kullarından eylesin cümle insanlığı.
BAKARA SÛRESİ 261. AYET
مَثَلُ الَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ اَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فٖى كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللّٰهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Meselullezine yunfikune emvalehum fi sebilillahi ke meseli habbetin embetet seb’a senabile fi kulli sumbuletim mietu habbeh, vallahu yudaifu li mey yeşa’, vallahu vasiun alîm.
ZAHİR MANASI : Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : Bizim mallarımız kendimize nisbet ettiğimiz vücudumuz, üzerindeki sıftlar ve onlardan zuhura gelen fillerdir. Bunlar sırasıyla Allah yolunda harcamak, evvela kenimize nisbet ettiğimiz Fillerimizden kurtulmak, Sonra sıfatlarımızdan Sonrada bu vücut bizim değildir idrakına Tevhid tahsiliyle vardığımızda göreceğimiz; Tecelli-i Zat, Tecelli-i Sıfat Tecelli-i Efal ile Ahadiyete erişince 3 mertebe 4 makamla 7 başak olan birliğe ermeyi Zatımız olan Rabbımız biz dediğimiz bu sıfattan artık nuzül yönüyle artık her bir başak olan inişteki tecelli edişteki her bir makam ve mertebe Allah’ın bir tecelli yüzü olan 100 tohum misalidir. Böylece dilediği mazhardan sıfatından, yani kulundan dilediği yani Tecelli eylediği miktarda zuhura gelir, dilediği yücelik ve güzelliğiyle dilediği kulundan açığa çıkandır. Rabbım bu aciz mazharlarından, sıfatlarından kullarından günbegün yücelik ve güzelliklerine yenilerini ekleyerek zuhura gelsin iinşallah.
BAKARA SÛRESİ 262. AYET
اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا اَنْفَقُوا مَنًّا وَلَا اَذًى لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
OKUNUŞU : Ellezine yunfikune emvalehum fi sebilillahi sümme la yutbiune ma enfeku mennev ve la ezel lehum ecruhum inde rabbihim, ve la havfun aleyhim ve la hum yahzenûn.
ZAHİR MANASI : Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab’leri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.
BATIN MANASI : Bir Önceki ayeti kerimede de olduğu gibi malları olan Batıni varlıkları olan kendisine nisbet eyledikleri Efalini Sıfatını ve Vücudunu ifna eden yani Allah’a ulaşmak için idraken harcayan ve sonra bu vücudun Rabbımın, Sıfatlarımın onun Sıfatları ve benden cibilliyeti güzel fillerle açığa çıkanında O olduğunu idrak ettikten sonra; Başa kakmak olan bunlardaki zevk ve yüceliklerle başkalarını ezmek ilim ve irfaniyetle bende biliyorum demek ve halle her ortamda bunları satmak gibi davranışlar başa kakmaktır. İşte başa kakmayan ve aksine Takvanın hakikatteki manası üzere olan yani bu yücelik ve güzellikler Rabbımındır deyip benden bütün gönüllere girendir Rabbım diyebilen mazharların; Rableri katında dediği Makamları olan Ahadiyet Makamı zevkiyle, Cemmül Cem Makamı zevkiye, Hazretül Cem Makamı Zevkiyle ve Cem Makamı zevkiyle zevkidar olmaları da Rableri katında mükafatlarıdır. Onlara neden korku yoktur, ve üzülmeyeceklerdir. Çünkü bu makamlarda varlık sahibi olan Hak’tır. Kendilerinin varlığı kalmamıştır da o yüzden. Rabbım ayeti kerimelerinde verdiği müjdeler gibi müjdelenmek ve bildirdikleriyle amil olup aynı zevklerle zevkidar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 263. AYET
قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا اَذًى وَاللّٰهُ غَنِىٌّ حَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Kavlum ma’rufuv ve mağfiratun hayrum min sadekatiy yetbeuha eza, vallahu ğaniyyun halîm.
ZAHİR MANASI : Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).
BATIN MANASI : Allah’ın mutlakiyetiyle kullarına yaklaşımında, mutlak hidayet vardır, her kulu sıfatıdır ve hidayet tüm kullarına zamanla değecektir, bu süreyi halimliğiyle kapatır, şeriata göre halimliği, hemen ceza vermez zaman tanır manasındadır, Tarikata göre halimliği merhameti üstündür o yüzden merhamet eder manasındadır; Mutlakiyetine göre ise Alim olan Allah o kulundan beklediği hasleti ne zaman verip vermeyeceğini bilip görmektedir, ve böylece ondan beklemeyip zamanla onu kırmadan gönlünü ala ala hidayete götürür. Mutlak hidayetin olmazsa olmaz kaidesi evvela mutlaka gönlünü almaktır; böylece Ayeti Kerimedeki gibi karşınızdakine güzel bir söz tasdikleme ve ona tebessüm ile gönlünü almak ona zamanla böyle yaklaşımlarda devam edilmesiyle size karşı sevecenlik ve sıcaklık hissedeceğinden zamanla sizin söylediğiniz sözleri dinleyecek ve sizi örnek alacaktır; işte o kişiye mukayyetliğindeki sıfatından bir sadakası olan fakat gösterişle bunun yapılmasıyla şov gibi olan sadakalar o kişilere tatlı bir söz ve güzel bir yaklaşım kadar tesir etmeyecek ve hayrınıda göstermemiş olacaktır. Oysa mutlakiyetindeki olmazsa olmaz olan her varlıktaki Rabbıma Kemalât ve İrfaniyetiyle yaklaştığı mazhardan nasıl davranacağını mutlakiyetiyle o sıfatında mutlak hidayeti için yerini görüp, o günkü sabitesi olan ayani sabitesinden her gün bir adım ileri götürmek kaydıyla sırru sabitesine doğru, yani bütün kulların sırretinde olan hidayete doğru taşımak mutlak olanının sıfatlarından zuhura gelişine hizmet etmektir. Çünkü evvelde bir olduğumuz yerde hidayeti mutlak idi. Rabbım günümüzde bütün Mürşid-i Kamillerimizin bu hakikate hizmetle mutlakiyetiyle zuhratı için her sıfatının gönlünü alarak peyder pey hidayete götürmek için Resulu Ekrem Efendimizde olduğu gibi mürsel şuurla gayret göstermelerini; Rabbımın evvela zat tecellisi olarak kendilerinde aşkı ile tecelli eylesin, sonrada bu aşkını yukardan aşağıya doğru Efendilerimizden ihvanlarına ihvanlarından da en aşağıdaki tecellilerine dahi değecek şekilde tecelli ettirsin inşallah.
BAKARA SÛRESİ 264. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذٖى يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَیْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْكَافِرٖينَ
OKUNUŞU : Ya eyyuhellezine amenu la tubtilu sadekatikum bil menni vel eza kellezi yunfiku malehu riaen nasi ve la yu’minu billahi vel yevmil ahir, fe meseluhu ke meseli safvanin aleyhi turabun fe esabehu vabilun fe terakehu salda, la yakdirune ala şey’im mimma kesebu, vallahu la yehdil kavmel kâfirîn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
BATIN MANASI : Üzerinde biraz toprak varken yani tevazu ve alçak gönüllülükle esnaflık ticaret ve insanlara yakınlıkları var iken, bir zaman gelir ki üzerlerine yağan yağmurun rızık ve bereket olarak görüldüğü zaman, kabdan fazla yağmur yağınca bu gelir kendisindeki tevazuyu kaldırmakla alçak gönüllülüğü başa kakmaya ve şov yapmaya bırakınca o kişilerin halleri maalesef bir bardağa bir sürahi suyun dökülüp bardaktan fazlasının dışarıya taştığı gibi olur, Allah’tan kab ve kabiliyet maneviyat istemez, kendilerinin varlıklarından kurtulmayı dilemezler. Dileyipte o varlığı sahibinin olanı, sahibinin iradesince harcamaları ne güzel bir süleymanlık olacaktır. Rabbım ona gönül veren cümle kullarını nasihatindeki hale düşmekten muhafaza buyursun inşallah.
BAKARA SÛRESİ 265. AYET
وَمَثَلُ الَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَتَثْبٖيتًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ اَصَابَهَا وَابِلٌ فَاٰتَتْ اُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَاِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ
OKUNUŞU : Ve meselullezine yunfikune emvalehumub tiğae merdatillahi ve tesbitem min enfusihim ke meseli cennetim bi rabvetin esabeha vabilun fe atet ukuleha di’feyn, fe il lem yusibha vabilun fe tall, vallahu bima ta’melune basîr.
ZAHİR MANASI : Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
BATIN MANASI : Allah’ın rızasını kazanmak nasıldır, evvela isteği nedir ki o isteğe uygun olunsun ve böylece rızası kazanılmış olsun… Allah’ın isteği; Allah Amalığındayken üstünde ve altında boşluk olmayan haline O denir, Uluhiyetindeki Celal ve Cemal esmalarını aldığı yerdeki adına ise Allah denir. İşte buradan sonra daha net ve açık olarak uruç yapanlara hitaben bilinmeyi murad ettim demekle isteğini Uluhiyetinden Rububiyetine tecellisi ile esma almamış haline Hakk, esmalarıyla bir yüzüyle irşad eden olarak Rububiyetinde Rablığıyla açığa çıkmakta diğer yüzüylede irşad olan Kull olarak zuhura gelmektedir. Bu nuzülun tahsili Kulluktan Amalığını idrakla böyledir. Nuzül yönüyle de zaten kendisini örten bir şey olmadığından zaten zuhurda olandır. Kullarına yani onu idrak etmeleri gereken sıfatlarına ikilikteki sıfatlarına bilinmeyi murad ettim demekle isteğim bilinmektir Rızamı kazanmak için beni bilin demekte, nuzül yönüyle de irfaniyet ve kemalatıyla onu layıkıyla bilen ariflerine de batın zevkleriyle nuzülüyle; Amalığından Kulluğuna tecelli edendir. Bununda idrak edilmesi Arfilerinin kazanacağı rızalarıdır. Fakat Bir rızası daha var ki işte o Mürşid-i Kamilerinden istediğidir ki o da hem urucen hem de nuzulen her şeyi yerinde görerek görünen sabitesi olarak ayan-ı sabitesiyle bunun yanında da Resulu Ekrem Efendimizden de sergilediği gibi, yerini gördüğü her mazharın her kulun her sıfatının zatın bildirmek istediği En yüce ve güzel tecellilerine mazhar olabilmek için o anki ayan olan sabitesinden bir adım ileriye yani esfelden âlâya yani eksikliklerinden kurtulup selamete doğru gitmesiyle Sırru sabitesine doğru vuslat almasıdır. Çünkü AMALIĞINDA SELAMETTE OLMAYAN HİÇBİR SIFATI YOKTUR. (orada sıfat yoktur zaten denecektir… hayır vardır ama batındadır, yani yumurtanın içinde civciv görünmez ama görünmüyor diye yoktur da asla denmez.) yani bilinmeyi murad kendisindeki Selametliktir. Zat demek mutlak selamet demektir. Amalığında İşte Allah’ın rızası budur. Mürsel bir şuurla bütüne hizmet etmek Zata en layık Sıfat ve kull olmaktır. İşte bu en yüce bahçe olan makam ehli olan Mürşid-i Kamillerde bu hal kulluğa indiklerinde çiseleme, kulluklarındaki hizmet arttıkça ise Rahmetin bolluğu olarak görülmektedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi Resurullah Efendimiz ve bu günkü Efendilerimiz gibi dereceten Zatına en güzel Sıfat olan kullarından eylesin.
BAKARA SÛRESİ 266. AYET
اَيَوَدُّ اَحَدُكُمْ اَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِنْ نَخٖيلٍ وَاَعْنَابٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُ فٖيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَاَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاءُ فَاَصَابَهَا اِعْصَارٌ فٖيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
OKUNUŞU : E yeveddu ehadukum en tekune lehu cennetum min nehiliv ve a’nabin tecri min tahtihel enharu lehu fiha min kullis semerati ve esabehul kiberu ve lehu zurriyyetun duafau fe esabeha i’sarun fihi narun fahterakat, kezalike yubeyyinullahu lekumul ayati leallekum tetefekkerûn.
ZAHİR MANASI : Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, düşünesiniz diye size âyetlerini böyle açıklıyor.
BATIN MANASI : Ey insanoğlu ayetler sizlere batın manalarıyla sizin durumunuzu anlatırken siz onları yalnız Arapça okuyarak geçmeyin, yalnız bağ bahçe derken de zahirinden ibarettir demeyin, batınen de size bütün vücuduzda olan bitenleri anlatır, işte en hakikatini anlamak size sizi anlatmasıdır bunları iyi işitin diyor; Henüz diyor sizin bakıma muhtaç sıfatlarınız mevcut iken yani sıfatlarınızdan Hakikati Muhammediyesiyle Kemalat ve İrfaniyetiyle Allah’ı zuhura getirmemişken, yani Muhammedin Ahlakıyla Ahlaklanmamışken istermisiniz ki ömrünüz bitsin yaşlanıp da ölüm kapıyı çalsın diyor. İşte diyor bu hale düşmeden öyle bir bostan olsun ki vücut ülkeniz içerisinde her türlü meyve yetişsin. Tüm sıfatlarınız Kemalata gelmiş olsun, kulaksa Hakkı layıkıyla işitsin, göz ise Hakkı layıkıyla görüsün, dil ise Hakkı layıkıyla söylesin, el ise hep Hakk için tutsun işlesin, ayak ise hep yolunda ve ona yürüsün vesair bütün sıfatlarınız öyle kemale gelsin ki meyveleri olan kal lisanı, hal lisanı ve makam lisanıyla da kendinse yaklaşanları da beslesin inşallah.
BAKARA SÛRESİ 267. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَبٖيثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ بِاٰخِذٖيهِ اِلَّا اَنْ تُغْمِضُوا فٖيهِ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ غَنِىٌّ حَمٖيدٌ
OKUNUŞU : Ya eyyuhellezine amenu enfiku min tayyibati ma kesebtum ve mimma ahracna lekum minel ard, ve la teyemmemul habise minhu tunfikune ve lestum bi ahizihi illa en tuğmidu fih, va’lemu ennellahe ğaniyyun hamîd.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır.
BATIN MANASI : Tenzihine, Teşbihine ve her ikinsin de bu vücut ülkesinde mevcudiyetiyle Tevhid oluşuna iman edenler, Ehli Tevhide sesleniyor; Sizi memnun etmeyecek olan satırlardaki tecellileri eski tecellileri artık 1400 yıl evvel yaşananları hikayeler gibi anlatmaları bırakarak; Ehli Tevhide göre bayağı olan ilmel yakinlikleri vermekle yetinmeyin, iyi bilin ki Allah’ın daha ne zenginlikleri yakinlikleri ve yeni tecellileri vardır. Yeter ki laboratuarınızı çalıştırın ve yeni yeni tecellilere mazhar olun evvela siz istifade edin ve sonrada bu kazandıklarınızdan istifade ettirin buyrulmaktadır. Özetle ilimde kalmayın aynele ve daim yaşamla hakkele geçin ve böyle devam ederken hizmetinizin genişliğini de arttırdıkça daha nice güzel ve yüce tecellilere mazhar olacaksınızdır buyrulmaktadır. Rabbım bu yolda Ehli Tevhidi ve Tevhid ehillerinin izlerinden gidenleri “Mutlak Zatının” müşahade ve yaşamı en kesreti olan bu şehadet alemini sarana değin devam ettirsin ve muaffak eylesin inşallah.
BAKARA SÛRESİ 268. AYET
اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَاْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِ وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًا وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Eşşeytanu yeidukumul fakra ve ye’murukum bil fahşa’, vallahu yeidukum mağfiratem minhu ve fadla, vallahu vasiun alîm.
ZAHİR MANASI : Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va’dediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : İşte bu ayeti kerimede de net ve kesin olarak siyahla beyaz ne kadar ayrıldıysa; Allah da kendisini bildirmek için size vücut ülkenize gelen bütün duygu ve düşüncelerdeki, seçeceğiniz ve seçmeyeceğiniz olanlarını bu kadar açık bildirmektedir. Fakirlik insanda iç aleminde evvela bir hise tecelli eder, sonra o hayale dönüşür sonra o hayal de avamda net görülmez, ariflerde nettir; net görünse de görünmese de bir düşünceyle kendisini net gösterir, sonrada onu hafiza depolar ve böylece idrak veya vicdanda kabullenişiyle yön bulur. Bu batın duygularlada insan ahreti yani sonu hakkında bu alemde bilgi sahibi olur. İşte size gelen fakirliğin hissi ve düşünceleri size nefsinizdendir şeytandandır buyurmakla, bunca zıt olan duygu ve düşünceyi halk eylemem bunları karşıtları olanları düşünün hissedin ve onlarla tefekkür edip yaşayın ki nimetime ulaşın buyrulmaktadır. Bunca gelen çirkin duygu ve düşünceler size zarar vereceğini biliyorsanız siz nefsinizi bilmeye başlamışsınız demektir. Hele birde ehline gidip de nefsinizden kurtulmanın formülleri olan zikirle bir nefis tezkiyesi ve layıkıyla bir idrak ve vicdan kalıbı hazırlamak istiyorsanız, bunun en güzel kalıbını bizzat kendi vücut ülkesinde hazırlayan Resulu Ekrem Efendimiz bunu sahabelerine Tevhid ilmiyle aktarmıştır. Ve bunca Enbiya ve Evliyanın da tahsil talim ve yaşamı budur. En güzel idrakla en üstün vicdanla yaşamak için mutlaka daha önce tarif edildiği gibi, ehline gidip intisab edip bu yolu tahsil etmelidir insan. Rabbım bildirilen hakikatlerle nasıl ki kendisinin en güzellerin tarafında olduğunu buyuran Allah’a layıkıyla bir tahsille ulaşılıyorsa bu tahsili yapmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 269. AYET
يُؤْتِى الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثٖيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّا اُولُوا الْاَلْبَابِ
OKUNUŞU : Yu’til hikmete mey yeşa’, ve mey yu’tel hikmete fe kad utiye hayran kesira, ve ma yezzekkeru illa ulul elbâb.
ZAHİR MANASI : Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.
BATIN MANASI : Allah’ın hikmeti; âlâ’yı illiyundaki yani en yüce hikmeti Allah’ın hükmünü işleyeceği en üstün sıfatı, kulu mazharı olacak âdemi seçmesidir. Yani Allah ayrı verdiği hikmet ayrı düşünülmemelidir. Yani bizzat kendinsin açığa çıktığı Resulu Ekrem Efendimiz gibi günümüzde de tecellisiyle en yüce hangi mazharı seçmiş ise ona işittirir, işittirdiğine yolu gösterir yolu gösterdiğini ehline götürür, ehline götürdüğüne mertebe ve makamlarını gösterir, mertebe ve makamlarını gösterdiğine uruç ve nuzülü tamamlattırır, uruç ve nuzülü tamamlattırdığına ayanı sabiteyi ve sırrı sabiteyi gösterir, ve mazharı ayan-ı sabiteden, sırru sabiyete en doğru ve en üstün irşadı için sıfatı kulu ve mazharı olarak kullanır, en büyük hikmeti hükmünü verdiği en yüce batın sıfata en yüce zahir mazhar tayini ile açığa çıkmasıdır. Hükümde hikmette böylece kendinsindir. İşte çokça hayrı da akıl sahibi olarak kat edilen makam ve mertebeleri de urucen kulu olarak yaşayan nuzulen de sıfatından seyreylediği ve her ikinsin de cemi idrak ve vicdanla daim baki olan Rabbımdır. Rabbım dilediğine verdiği hikmetlerden dilediğince sunacak ve dilediklerinde de bunu isteme isteği uyandıracaktır, kulları bunu biz istedik diyecek ve yönelecek Rabbımda dilediğince sunmuş olacaktır. işte insanoğlu kendinsini ayrı Rabbını ayrı görmekten ne zaman kurtuldu o zaman Zatını Sıfatından Filleriyle açığa çıkan ve kendisni kendi sıfatlarından bilen ve görendir ve O’ndan başkada yoktur diyecektir. Rabbım bu idraklarla idraklanmayı ve bu idraklarla kendisine layık sıfat ve kull olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 270. AYET
وَمَا اَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ اَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُهُ وَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ اَنْصَارٍ
OKUNUŞU : Ve ma enfaktum min nefekatin ev nezertum min nezrin fe innellahe ya’lemuh, ve ma liz zalimine min ensâr.
ZAHİR MANASI : Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.
BATIN MANASI : Allah yolunda varlığını verene Allah varlığından verir. Bu filler benim değil idrakıyla Fena-i Efal yaparsanız Tevhid ilmindeki akide ve gramlarla; Allah yolunda Bu sıfatlar benim değil deyip Fena-i Sıfat yaparsanız layıkıyla ve yine Allah yolunda Bu vücut benim değil deyip Fena-i Zat yaparsanız layıkıyla, O zaman sizin olmayan bu Vücut Hakkın Vücudunan bir Vücut olur, bu Sıfatar Hakkın Sıfatlarından Sıfat olur ve böylece Bu vücut ve Sıfatlar Hakkın olunca işlenen fiilde cibilliyetindeki güzellikle Hakkın fiili olur, yani varlığını Hakka veren Resulu Ekrem Efendimizden sergilenen Ahlakı Hamidiye gibi, güzel Ahlakla Ahlaklanılmış olur. Rabbım kısa ve öz olarak bütün alemde Allah’a gönül verenlere, Cemaatinden Hakikatine kadar şunu bildirmekte; metod Resulu Ekrem Efendimizin öğrendiği ve öğrettiği gibi Tevhidin evvelindeki intisab ve ismi celal zikrinin metoduyla ve Tevhidin Mertebe ve Makamlarının tahsil talim ve daim yaşamıyla olur. Bunun haricindeki metodlar vuslatta yarı yolda kalmışlardır, fakat her güzellik Allah’ın olduğundan bu metodla başlayıp nerde görülürse görülsün hakikat zevk ve mutluluğuna Tarikat zikir, edep ve ahengi eklenerek, şeriatında da zerrece ödün vermeden temiz bir kalbin getirdiği mütevazilikle metoden ve meşreben en güzel nasıl Resulu Ekrem Efendimiz ve bütün Enbiya ve Evliyanın da tahsil talim ve yaşamı olan Tevhid esas alınmıştır bu günümüzde de bundan ebediyete kadar da böyle olmalıdır. Zira büyük cihada geçmeyi tavsiye den Efendimizde nefisle mücadelede bu yolu tarif etmiştir. Rabbım meşreben ve idraken farkları da olsa ortak paydanın en kısa ve en güzel metodla Allah’ı gönlünde bulmanın yolu olan; Tevhidle tahsil ve yaşama geçmeyi bütün Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 271. AYET
اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِىَ وَاِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّپَاتِكُمْ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ
OKUNUŞU : İn tubdus sadekati fe niimma hiy, ve in tuhfuha ve tu’tuhel fukarae fe huve hayrul lekum, ve yukeffiru ankum min seyyiatikum, vallahu bima ta’melune habîr.
ZAHİR MANASI : Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
BATIN MANASI : Sadaka yardımdır, bir zahiri yardımlar varken birde batın yardımlar vardır, batın yardımlarından evvela aşıkare olanları olduğu gibi örneğin ilim meclislerinde sohbetlerle kulaklardan gönüllere indirilen sadakalar olduğu gibi, Birde bunların gizli olanları vardır, bunlarda gizli olmaları sırretteki Rabbımdan Sırretlerdeki Rabbıma doğru her türlü batın muhabbetle ulaşmasıda gizli sadakadır. Ehli olanlar bunu bilirler, yüz yüze gelirler hiç konuşmazlar ama çok şey konuşurlar, işte bunlar batın sadakalaşırlar, sadakada yarış yapanlar en güzel kullarındandır Rabbımın. Rabbım insanların en güzel hallerini anlatırken; Fatır Sûresi 32. Ayetde “Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed’in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.” Buyurmaktadır. İşte sadakada yarış yapanlar bu günkü hakkel yakin Mürşid-i Kamillerdir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi Sadakada yarış yapan kullarından eylesin.
BAKARA SÛRESİ 272. AYET
لَيْسَ عَلَيْكَ هُدٰیهُمْ وَلٰـكِنَّ اللّٰهَ يَهْدٖى مَنْ يَشَاءُ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِاَنْفُسِكُمْ وَمَا تُنْفِقُونَ اِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللّٰهِ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
OKUNUŞU : Leyse aleyke hudahum ve lakinnellahe yehdi mey yeşa’, ve ma tunfiku min hayrin fe li enfusikum, ve ma tunfikune illebtiğae vechillah, ve ma tunfiku min hayriy yuveffe ileykum ve entum la tuzlemûn.
ZAHİR MANASI : Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir.
BATIN MANASI : İşte bu ayeti kerimede Rabbım yeter ki Sıfatı, Kulu, mazharı olarak siz layıkıyla ifna edin ben sizde Tecelli etmeye dünden hazırın demektedir. Hiç Hakk yenmemesi yeter ki illa’ya er mutlaka de. Mutlaka dersen mutlaka eriştirir’im diyor. İşte aşkını böylece biraz daha açmaktadır Rabbım. Bu yüzden hidayet Sıfatta değil Sıfatta layık olma var; zat ise yardım, hidayet dediği sende layık olduğunca açığa çıkarım demesidir. Böylece en büyük nasihat eksiklik her zaman Sıfattadır yani kulda mazharda yani bizlerdedir. Allah subhandır. Yeter ki bizlerde eksiklerimizi izale edelim subhanlığını dahi dereceten Sıfatlarından zuhura getirmeye hazırım demektedir. zira Resulu Ekrem Efendimiz birinci sıradadır günahsızdır ve tek hatasıyla mevcuttur. Ve dereceten en yüce Subhanlığın mazharıdır. Sevgilisidir. Aşkım deseydi o zaman Zatı olurdu. Hem günahsız hem de hatasızlığıyladır aşkı ve Allah’a olan aşkta böyle olmalıdır. Mutlaka deyip her gün kendi eksiklerimizi izaleyle ulaşılacak olandır O. Zat olan Allah en yüce derecede sübhanlığıyla Efendimiz S.A.V’den zuhura gelmiştir. İşte kulları olan bizlerde eksiklerimizi izale eyledikçe, saliklere göre de tahsillerini layıkıyla tamamladıkça, günümüzdeki Mürşid-i Kamillere göre de açılmayan hicaplar ve zuhurunu istedikleri yücelik ve güzelliklerin zuhuru için mutlaka eksiklerinin izalesiyle olacağına işarettir. Ve işte hayır için harcanan yani bu hayra bu selamete bu sübhanlığın mazhariyetine dereceten ulaşmak için harcanan bütün benliklerin yerini Rabbım ben alacağım buyurmaktadır; karşılığı mutla sizindir demekle de o sıfatımın o kulumundur o mükafat buyurmaktadır. Rabbım bu günkü tüm Mürşid-i Kamilleri ve Allah’a gönül veren tüm kullarının aşklarını şevklerini arttırsın ve böylece her ne kadar eksikleri var ise izalesine vesile olsun ve yine böylece de Rabbımın dereceten sübhanlığına mazhar olsunlar inşallah.
BAKARA SÛRESİ 273. AYET
لِلْفُقَرَاءِ الَّذٖينَ اُحْصِرُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ لَا يَسْتَطٖيعُونَ ضَرْبًا فِى الْاَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ اَغْنِيَاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُمْ بِسٖيمٰیهُمْ لَا يَسْپَلُونَ النَّاسَ اِلْحَافًا وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِهٖ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Lil fukaraillezine uhsiru fi sebilillahi la yesteti’une darben fil erdi yahsebuhumul cahilu ağniyae minet teaffuf, ta’rifuhum bi simahum, la yes’elunen nase ilhafa, ve ma tunfiku min hayrin fe innellahe bihi alîm.
ZAHİR MANASI : (Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir.
BATIN MANASI : Sadaka olan Allah’ın yardımı, yeryüzü olan nefis arzından uzaklaşan nefis arzının fakiri yani nefsin tecellilerine muhatab olmayan; Ruh semasının taliplileri içindir. Gerçek Fakir layıkıyla fakir olan Resulu Ekrem Efendimizdir, çünkü varlığını en yüce ve üstün ifna eden idrakına varan O’dur. Bizler ise öyle bir fakir olmak için gayret edenleriz. İffetleri olan edepleri yani bu varlığı kendilerine nisbet etmekten çekindikleri için. Dışarıdan bakanda bu tecellilere muhatab olan insan ilmiyle ne zengin haliyle zevkiyle makamıyla ne zengin der; oysa o kişiler Ehli Tevhid iyi bilir ki hakikattaki manasıyla Takva olan hal onlar için şudur, Allah’ın olan bu yücelik ve güzellikleri ilmi hali zevk ve makamı kendilerine nisbet etmekten korkanlardır. İşte Kuran-ı Kerimin değişik yerlerinde bahsedilen Takvaca üstünlük budur. Allah’tan korkmak değil Allah’ın olan yücelik ve güzellikleri kendilerine nisbet etmekten korkanlardır onlar; böylece nasıl bir üstünlüğü Allah O sıfatlarından, kullarından mazharlarından tecelli ettirdiğini de görmüş oluruz. Rabbım buyrulduğu gibi Avama zengin Arife fakir olan Takvaca en üstünlük görülen hakikatteki Ehli Tevhid gibi bizleri de o mertebe ve makamlardan nasibkar olan kullarından eylesin.
BAKARA SÛRESİ 274. AYET
اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
OKUNUŞU : Ellezine yunfikune emvalehum bil leyli ven nehari sirrav ve alaniyeten fe lehum ecruhum inde rabbihim, ve la havfun aleyhim ve la hum yahzenûn.
ZAHİR MANASI : Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
BATIN MANASI : İnsanoğlunun malları bu vücut ülkesindeki bütün varlığıdır, evvela Fillerini harcar yani Fena-i Efal’i idrak eder, sonra Sıfatlarını harcar Fena-i Sıfat’ı idrak eder sonrada geride kalan vücud malını da harcayarak Fena-i Zat’ı idrak eder, bunları gündüz harcanması bedene eylediği varlığıdır, gece harcanması ise Ruha nisbet eylediği varlığıdır; bunların her ikisinin birlikte Rabbına isnad ederek zuhura gelenler ise harcadıklarından sonra Tecellileri olan mükafatıdır. Ve yine gizli ve açık olması ise gizlisini idraken ölmekle harcarlar, açık olanını ise gizlisini zaten yaptığından zahir ölüm ona değse bile artık varlığın sahibinin kendisi olmadığını gördüğü için hüznü de yoktur verilecek hesabıda yoktur, nasıl ki Resulu Ekrem Efendimizin dünya iken cennetle müjdeledim dediği sahabeler gibi, dünyada bu müjdeye yani ahreti dünyada kazanmaya ölmeden evvel ölmekle nail olmuşlardır. Rableri katındaki en büyük mükafatda budur, Kulum bana nevafille yaklaştığında onun görmesine göz, işitmesine kulak konuşmasına dil olurum vsair bütün aza ve cevahiri ben olurum. Böylece nevafil olan boyun büküşle varlığını verenin varlığı ben olurum dediği gibi; Zaten bu bizim dediğimiz varlık O’nun varlığından var olandır, görünmezken görünür olandır. Rabbım bu alemde iken bu idraklarla idraklanmayı ve daim bir Tevhid yaşamıyla yaşam sürmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 275. AYET
اَلَّذٖينَ يَاْكُلُونَ الرِّبٰوا لَا يَقُومُونَ اِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذٖى يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا اِنَّمَاالْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبٰوا وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰوا فَمَنْ جَاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّهٖ فَانْتَهٰى فَلَهُ مَا سَلَفَ وَاَمْرُهُ اِلَى اللّٰهِ وَمَنْ عَادَ فَاُولٰئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
OKUNUŞU : Ellezine ye’kuluner riba la yekumune illa kema yekumullezi yetehabbetuhuş şeytanu minel mess, zalike bi ennehum kalu innemel bey’u mislur riba, ve ehalellahul bey’a ve harramer riba, fe men caehu mevizatum mir rabbihi fenteha fe lehu ma selef, ve emruhu ilellah, ve men ade fe ulaike ashabun nar, hum fiha halidûn.
ZAHİR MANASI : Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alışveriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır.
BATIN MANASI : Faiz hak etmediğini almaktır, peki Hakk nedir ki faizini iyi idrak edelim, bir salik iyi bilmelidir ki Tevhid tahsili yapar iken, bütün Enbiya ve Evliyanın da tahsili olan Tevhiddeki mertebe ve şuhudlarıyla makam tahsillerinde bulunmuşlar ve öğrendikleri ilimlerle amil oldukça Hakk ve hakikati görmüşleridir. Yani hak eyledikçe Hakka; hakikati gördükçe de hakikate ermişlerdir. Peki faizi nedir ki hak etmeden bunu alsın. Dünde ve günümüzde de görünen bazı Tevhid tahsillerinde ve gerekse diğer Hakikat meşreblerinde ve Tarikatlerde ve Cemaatlerde Ehli olanaların imtihan etmeden ve olduğu yeri pişirip pişirmediğine bakmadan kendilerinin istemsiyle yani hak etmediğini salikin istemsiyle onlara tahsilleri tamamlatılmaktadır. Örneğin bir salike sorulduğunda hangi mertebedesin dendiğinde efal saliki ise; zatı almak için sıfattayım demektedir. Buda o salikin hakkı olmayanı almasıyla faiz yemesi demektir. Her kim ki bu güne kadar bunları yapmışsa Allah ile arasındadır buyrulmakta ama bu günden sonra Efendilere ve saliklere düşen ise şudur samimiyet ve ihlasla öğrendikleriyle layıkıyla amil olup faiz vermeden ve faiz yemeden helal lokmayla hakkın huzuruna varmaktır. Rabbım öyle bir zümreyle bu alemi şereflendirsin ki layıkıyla Hz. Osman olan, layıkıyla Hz. Ömer olan, layıkıyla Hz. Ebu Bekir olan ve layıkıyla bir Hz. Âli olarak dört ciltlik bir kitab olan Hz. Muhammed Mustafa S.A.V. Efendimize örnek olmayı cümle Ümmeti Muhammede ve Muhammede ümmet olacak olanlara nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 276. AYET
يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِى الصَّدَقَاتِ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَثٖيمٍ
OKUNUŞU : Yemhakullahur riba ve yurbis sadekat, vallahu la yuhibbu kulle keffarin esîm.
ZAHİR MANASI : Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır (bereketlendirir). Allah, hiçbir günahkâr nankörü sevmez.
BATIN MANASI : Senin olmayan bir güzellik ve yüceliği dilinle seninmiş gibi göstermen hakkın olmayana sende olmayan faiziyle sahib olmak demektir. Bunu Allah mahveder, yani senin dilinle ne kadar doğru ve dürüstüm desende senin icraatından insanlara içinin ne halde olduğunu gösterir ve senin niyet ve yaşantını açığa çıkarır. Zira bu faiz malı yine ihvan ve Efendilerin üzerinde dahi olsa velev ki meratibini bitirmiş ve icazatıyla Efendi dahi olsa, nefsini terbiye edememişse, onun karşısına nefsine mağlup olacağı öyle durumlar çıkartır ki işte o ilimle kendisinin olup da yaşamadığından hale aynele geçemediğinde giydiği onca zamanki Efendilik cübbesi bir anda düşüverir. Böylece Allah nasıl senin olmayanı senin demekle yalancı oluyor ve dolayısıyla büyük günah olan yalanı ve samimiyetsizliği işliyorsan ve sana verilen onca ilimle amil olmamakla nasıl ki nankörde oluyorsan bunlarda üzerinizde durmaz ve gerçek yüzünüzü bir zaman sonra açığa çıkartırım diyor. Rabbım bizleri ne günahkar nede nankör olanardan eylemesin inşallah.
BAKARA SÛRESİ 277. AYET
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
OKUNUŞU : İnnellezine amenu ve amilus salihati ve ekamus salate ve atevuz zekate lehum ecruhum inde rabbihim, ve la havfun aleyhim ve la hum yahzenûn.
ZAHİR MANASI : Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.
BATIN MANASI : Salih amel nedir ki, namazın dosdoğru kılınması nedir ki, zekatın verilmesi nedir ki bunları yapanların mükafatı Rablerinin katından olsun onlara korku olmasın mahzunda olmasınlar; evvela Salih amel işleyemeyen nazmı dosdoğru kılamaz, namazı dosdoğru kılamayanda zekatını layıkıyla veremez. Salih amel ihlas ve samimiyettir. Zata hasdır Sıfatın sırretindeki Rabbul alemin mazharından tecelli eder, bu vücuttada his, hayal düşünceyle görülür. Ve bu vücuttan da görülen fiillerle zuhura gelir. Bu kişide şöyle görülür, kendisine yalan söylememesi, kendine karşı her konuda eksikleri de olsa eksiklerim vardır demesi. Ve kendisini her yönüyle görüp tanır iken olduğundan farklı görünmemsidir kendisine; ben buyum ve buradan uruç edeceğim demesidir. Böyle bir sıfat evvela eksiğini kabul etmekle Salih ameli işler, yani boyun büker ve ehline gider, Salih amel samimi bir duyguyla ehline gitmektir. Bilen sensin bana da öğretimisin demesi ve bunda da sonuna kadar samimi olması onun amelidir. “Sıdk ile girenler mahrum edilmez” sadakattir ihlas ve samiyetten gelir.” Amel malum icraattır, yani yapmasıdır böyle yapmışsa Salih amel samimiyetiyle işler, şimdi ehlinde namaz nasıl kılınacak bunu bilmelidir, bu demde ve bu demden sonra aynı niyeti bozmadığı sürece her bildiği ve işlediği de ilk Salih amelin tekamülüdür; ama ilk Salih amel önemldir. Ehli ona evvela abdest almayı öğretir, zahir abdest suyla batın abdest zikirledir. Zikirle ona gönlünün temizliğini gösterir. Namazı dosdoğru kılması içinde namazın müminin miracı miracın Allah ile görüşmek olduğunu ona bunun nasıl yağılacağını Tevhidin akide ve gramlarıyla mertebeler ve makamlarda göstermesidir. Namazın aslı iki rekattır; namazın bir rekatı kulun kendisine nisbet ettiği varlığından soyunması Fena mertebeleridir, sonra ikinci rekatı ise kendi varlığı kalmayan kulundan Rabbının namazı kılması ise Beka makamlarıdır. Ancaksın o zaman dosdoğru kılınan bir namaz olur diyor, böylece ben dediğini Rabbının bir sıfatı olarak görür senden nasıl namaz kıldığını da; zat yani nuzul yönüyle O’seyreder veyahut ikilik anlatımıyla urucen sıfatı olan sen zatını senden seyredersin. Böylece artık bununda zekatı olan bütün Enbiya ve Evliyanın bu halkı davet eylediği bu vahdaniyet sırrına erdiğinden bunun zekatıylada başkalarını istifade ettirirsin diyor. İster istifade de olsun ister namazda olsun mutlaka ayrılınmayacak olan ihlas ve samimiyettir; hakikatteki Takvada budur bütün yücelik ve güzellikleri kendi vücut ülkende görsen dahi bunlar Rabbımındır diyerek ihlas ve samimiyetle hep boyun büküp kul olmak en yüce makamdır. İşte Rabbı katındaki yani Ahadiyet makamındaki zevkle artık kendisini seyredeni ve ondan gayri olmadığı görülmüş olur. Zata eren hangi sıfata korku ve mahsunluk değer ki artık çünkü o sıfat artık evvelindeki kendine müstakil varlık verdiği ayrı bir vücudu olan bir zat değil bu zat dediğinin asıl sahibi olan zatın sırretinde bu ben dediği onun sıfatı ve icraatını buradan yapan imiş. Rabbım cümle hakk ve hakikate gönül verenlere en kısa zamanda kendilerindeki Zatına erişmeyi idrakına varmayı; bu alemde iken ölmeden evvel ölüp namazını dosdoğru kılıp zekatıyla da bu alemi bolluk ve berekete boğmayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 278. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَقِىَ مِنَ الرِّبٰوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
OKUNUŞU : Ya eyyuhellezine amenuttekullahe vezeru ma bekiye miner riba in kuntum mu’minîn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın.
BATIN MANASI : Tenzihi imanın üzerine bir de Teşbihen iman edenler; bir önceki ayetlerdeki nasihatleri unutmayın faiz konusundaki dikkati sakın ihmal etmeyin, eğer gerçekten bu yolda samimiyseniz, hak etmediğinizden o güne dek nemalandığınız ve nefsinizi kabartan hak etmediğiniz maneviyatı bırakın ve yeniden kendinize dönüp yerinizi görün ve artık devam edipte faizden pay alacağınıza bundan sonra geriye kalan ömrünüzü faizsiz geçirin ki faizin geri kalanını almamış olun. Ömrünüz faizsiz ve helal olan tecellilere mazhar olsun inşallah. Rabbım cümlemizi helal dediği Hakk edişe layık sıfatları kulları mazharları eylesin.
BAKARA SÛRESİ 279. AYET
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَاْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُسُ اَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
OKUNUŞU : Fe il lem tef’alu fe’zenu bi harbim minallahi ve rasulih, ve in tubtum fe lekum ruusu emvalikum, la tazlimune ve la tuzlemûn.
ZAHİR MANASI : Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.
BATIN MANASI : Eğer kendi mevcut haliniz olan anaparanız yani kendinizi inkar etmediğiniz yalanlamadığınız ihlas ve samimiyetle olduğunuzdan farklı göstermediğiniz, eksiklerinizi iyi bildiğiniz, ve salik içinde almış olduğu telkinatların layıkıyla pişirilmiş olanları bunların her birisi sizin anaparanızdır, ama yok olduğunuzdan ve bildiğiniz nefsinizden farklı görünmek mi istiyorsunuz o zaman iyi bilin ki Zat olan akıbetinize ve Sıfat olan o anki tecelliye karşı bir yaşam içerisindesiniz. Örneğin henüz Efali pişirmeden Zatı almak için Sıfattayım diyen bir salik akıbeti olana da erişemeyecektir kendini kandırdığı için, bir soru veya ortaya şuhud konacak olsa fenadan bile Fena-i Zat şuhudu olup olmadığını dahi o anki tecelliyi anlayamadığından bundan da istifade edemeyecektir. Her muhatab olanı gerek bu ayeti kerimeleri gerekse idrakına vardığı zaman nedamet duyarda geriye dönerse terbiye ettiği nisbetince nefsin devamından anaparasını aldığı yerden sonra devam edecektir. Rabbım bu ayeti kerimede öz olarak muradını bizlere şöyle bildirmektedir, kendinize çok samimi olun, neyseniz o sunuz farklı görünmek kendinizi kandırmaktır buyrulmaktadır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi kendisine samimi ve bu samimiyetleriyle vuslat alan kullarından eylesin.
BAKARA SÛRESİ 280. AYET
وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍ وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ve in kane zu usretin fe neziratun ila meyserah, ve en tesaddeku hayrul lekum in kuntum ta’lemûn.
ZAHİR MANASI : Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.
BATIN MANASI : Eğer ihvan veyahut ilimle meratibini tamamlamış amma hicapları açılmamış olanlar, mutlaka alttan bir eksiği veyahut ufakta olsa vermediği bir borcu var demektir. Mürşid-i Kamile hitaben O kişiye manen fiilullahı remzeden eldeki genişlemeye binaen yani fillerindeki zuhuratın zenginleşmesi için o kişiden hemen bunu istemeyin halim olarak henüz müsaitliği yoksa görünen sabitesine göre ona müsaade edin gönüldende destek vererek ona batın sadakayla Rabbınızdan dua ve istekte bulunarak eksiği olan mertebede veyahut makamdaki eksikliğin izalesi için Rabbınızdan lutuf isteminiz o kişiye sadakadır, bu daha hayırlıdır demekle, sıfat zata layık olmakta bazen zorlanır ve isnad ve kabiliyeti nisbetinde de zaman alır o kabiliyetlere erişmesi; buna binaen Rabbı Mürşid-i Kamil mazharından ona aşk ve şevk ile daha lutufkar olarak beklemesi gereken kabiliyette daha çabuk tecelli ederek bahşetmiş olur, zahiren bağışlamıştır eksiğini batınen de eksiğini izale etmiş ona bahşetmiştir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede en kısa zamanda isnad ve kabiliyetleri ne olursa olsun vuslatları için gerekeni aşku şevk ile bahşeyleyip vuslatını tam eylesin inşallah.
BAKARA SÛRESİ 281. AYET
وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فٖيهِ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
OKUNUŞU : Vetteku yevmen turceune fihi ilellahi sümme tuveffa kullu nefsim ma kesebet vehum la yuzlemûn.
ZAHİR MANASI : Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah’a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.
BATIN MANASI : Âdemoğlu ve tüm insanoğlu gelecek nesillerdeki ve zamanlardaki idrakların artışı ve bu demdeki peyderpey teşbih’i bir yaşamı idraktan ne zamanki kendilerinden ayrı bir yerdeki Allah’n mevcudiyetinin olmadığını ve Tevhid olarak nasıl ki Zat ile ben dediği sıfatın bir olduğunu idrak edince o zaman her idrak ve yaşam Zata dönmüş yani her biri Allah’a döndürülmüş olacaktır. Sonra her sıfat kull idrak edecek ki ne işlersem hemen onun karşılığı karşıma çıkmakta; yani mutlu olunca yüzüm hemen otomatik gülmekte, kızınca hemen kaşım otomatik inmekte; demek ki Allah’ın alışverişi peşinmiş hemen ne ekersem biçmekteymişim de bu güne kadar idrak edememişim diyecektir, gelecek nesiller bunu zamanla çok daha iyi idrak edecektir. Böylece hemen ameli neyse karşılığı da verilmiş olacaktır; buna binaen de hayal ve zanda bir cennet cehennem düşünülmeyecek bu alemde her an her nefes dileyene cennet dileyene cehennem yakiin olacaktır. Rabbım bu idraklarla idraklanıp böylece mutlu ve huzurlu bir hayat sürmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 282. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلَا يَاْبَ كَاتِبٌ اَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّٰهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذٖى عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّٰهَ رَبَّهُ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْپًا فَاِنْ كَانَ الَّذٖى عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفٖيهًا اَوْ ضَعٖيفًا اَوْ لَا يَسْتَطٖيعُ اَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُوا شَهٖيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ فَاِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَاَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاءِ اَنْ تَضِلَّ اِحْدٰیهُمَا فَتُذَكِّرَ اِحْدٰیهُمَا الْاُخْرٰى وَلَا يَاْبَ الشُّهَدَاءُ اِذَا مَا دُعُوا وَلَا تَسْپَمُوا اَنْ تَكْتُبُوهُ صَغٖيرًا اَوْ كَبٖيرًا اِلٰى اَجَلِهٖ ذٰلِكُمْ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَاَدْنٰى اَلَّا تَرْتَابُوا اِلَّا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدٖيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَلَّا تَكْتُبُوهَا وَاَشْهِدُوا اِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلَا يُضَارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهٖيدٌ وَاِنْ تَفْعَلُوا فَاِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّٰهُ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Ya eyyuhellezine amenu iza tedayentum bi deynin ila ecelim musemmen fektubuh, vel yektub beynekum katibum bil adli ve la ye’be katibun ey yektube kema allemehullahu fel yektub, vel yumlilillezi aleyhil hakku vel yettekillahe rabbehu ve la yebhas minhu şey’a, fe in kanellezi aleyhil hakku sefihen ev daifen ev la yesteti’u ey yumille huve felyumlil veliyyuhu bil adl, vesteşhidu şehideyni mir ricalikum, fe il lem yekuna raculeyni fe raculuv vemraetani mimmen terdavne mineş şuhedai en tedille ihdahuma fe tuzekkira ihdahumel uhra, ve la ye’beş şuhedau iza ma duu, ve la tes’emu en tektubuhu sağiran ev kebiran ila ecelih, zalikum aksetu indellahi ve akvemu liş şehadeti ve edna ella tertabu illa en tekune ticaraten hadiraten tudiruneha beynekum fe leyse aleykum cunahun ella tektubuha, ve eşhidu iza tebaya’tum, ve la yudarra katibuv ve la şehid, ve in tef’alu fe innehu fusukum bikum, vettekullah, ve yuallimukumullah, vallahu bi kulli şey’in alîm.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : Gerek salikin Mürşide olan borçları yani o mazhardan Allah’a olan Efal borcunu, Sıfat borcunu ve Zat borcunu ödemesi için; çünkü bu varlıklar kendisinin değil Rabbınındır. Bunları ödemesi için bir Mürşid-i Kamile gelerek dizinin dibinde çökerek bir hesap defteri açtırır. Ve zamanla ödediği borçlarını defterinden düşürtür. Bunlar telkinatlarla ve sohbet meclislerindeki diğer ihvan tarafından kayda alınır, görürler ki mertebelerin telkinlerini şuhudlarını ve Rabıtalarını idrak ederek borçlarını yavaş yavaş ödemektedir. Eğer Mürşid-i Kamil mazharı Zatiyun Veli ise hem Celal hem de Cemal tecellisi ile şahittir. Yani o salike gerektiğinde Celal ile muamelede bulunur ve bakar olgunluğuna, gerektiğinde ise Cemal ile muamelede bulunur ve yine olgunluğunu görür. Gerçi bunu gönül aynasından bizzat görmektedir fakat anlaşılsın için daha zahir anlatılmaktadır. Celal ve Cemal tecellilerin ikisi de erkektir Zata hastır; çünkü Allah Uluhiyetine tecelli ederek Celal ve Cemal esmalarını alandır. Sıfatiyun Veli ise Cemal tecellisi ile bir erkek yani er; sıfattan görünen ilim ve iradesiyle zuhuruna bakarak da iki kadın şahitliğiyle salike şahit olur, Çünkü sıfat tecellirinede kadın denir. eğer Efaliyun Veli ise Cemal erliğine, ilim irade ve kudreti de ekler ve fillerinden saliki tanır. Bu şahitlerin çağrıldığında gelmeleri ise Mürşid-i Kamildeki nur bakışıyla salike idrakla bakmasıdır, yani hali nedir sorusunu içten soran Rabbı haline yine aynı gözden bakmasıdır. Böylece Allah bizlere borçları nasıl şahitler huzurunda ödeyeceğimizi öğretmekte ve artık borçsuz ve zengin nasıl yaşanacağını da göstermektedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi ve Muhammede Ümmet olacaklara da borçsuz yaşamayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 283. AYET
وَاِنْ كُنْتُمْ عَلٰى سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُوا كَاتِبًا فَرِهَانٌ مَقْبُوضَةٌ فَاِنْ اَمِنَ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ الَّذِى اؤْتُمِنَ اَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللّٰهَ رَبَّهُ وَلَا تَكْتُمُوا الشَّهَادَةَ وَمَنْ يَكْتُمْهَا فَاِنَّهُ اٰثِمٌ قَلْبُهُ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve in kuntum ala seferiv ve lem tecidu katiben ferihanum makbudah, fe in emine ba’dukum ba’dan felyueddillezi’tumine emanetehu vel yettekillahe rabbeh, ve la tektumuş şehadeh, ve mey yektumha fe innehu asimun kalbuh, vallahu bi ma ta’melune alîm.
ZAHİR MANASI : Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah’tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : Bir salik Tevhid-i Efal’den Tevhid-i Sıfata yolculuk eder iken, veyahut diğer mertebe ve makamlardaki yolculuklarda iken, idrak şuhud ve yaşam yolculuklarında iken; aşk halinde iken Sıfatların kaydı olmaz iken saika sonrasına kadar verilen sözler yani Mürşid-i kamil mazharından alınan sözler Rehinler o salik veya ihvan için kayda giren sözlerdir. Böylece güvenilen salikte fenada borçlarını ödemeye devam eder. Böylece ödenen borçlarında ne kadar olduğunu da ihvan arasında gizlemeyin zaten sorduğu ve merakıyla bulunduğu yeri ariflerce bilinen ihvan ariflere gizli olmadığı gibi, ihvan arasında da gizlenmesine gerek yoktur. Teveccüh özeldir fakat bulunulan yerin ihvanca birbirleriyle paylaşılmasında sakınca yoktur, birbirlerine ve dereceten bir üstte veyahut meratibini bitirenlere bitirmeyenlerce sorular sorulması ve olduğu yeri nasıl zevk etmeli olduğunun sorulmasında sakınca yoktur. Rabbım cümle ihvanı birbirine kardeş yolunda arkadaş, paylaştıklarıyla da sırdaş eylesin, günbegün ve her nefes birbirlerine de şahit kılsın inşallah.
BAKARA SÛRESİ 284. AYET
لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَاِنْ تُبْدُوا مَا فٖى اَنْفُسِكُمْ اَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللّٰهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
OKUNUŞU : Lillahi ma fis semavati ve ma fil ard, ve in tubdu ma fi enfusikum ev tuhfuhu yuhasibkum bihillah, fe yağfiru limey yeşau ve yuazzibu mey yeşa’, vallahu ala kulli şeyin kadîr.
ZAHİR MANASI : Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
BATIN MANASI : Cenab-ı Allah ayeti kerimelerde yani Kendisini bildirdiği delillerinde bazı yerlerde yerden ve gökten bahsederken yeri ve göğü 7 kat yarattım diyor ve bu ayeti kerimede oldu gibi yerlerde ve göklerdeki her şey Benimdir diyor. Peki nasıl 7 kattır yerler ve gökler ve nasıl onlar Allah’ındır. Yerler nefis mertebeleridir, Nefsi Emmare, Nefsi Levvame, Nefsi Mulhime, Nefsi Mutmeinne, Nefsi Raziye, Nefsi Merziye, Nefsi Safiye; bunlar yer katlarıdır ve 7 dir, ikilikte olan insanların şeytanın karargahı olan en esfel tecellilerin görüldüğü emareden safiyeye insanlardan zuhura gelen nefis halleridir. Birde Ruh halleri vardır, bunlarda Gök katları olan Tevhid Mertebe ve makamlarıdır; Fena-i Efal, Fena-i Sıfat, Fena-i Zat; Tecelli-i Zat, Tecelli-i Sıfat, Tecelli-i Efal ve Ahadiyet, bunlarda gök katlarıdır, bunlarda 7 dir, bunlarda âlâ tecellilerin dereceten âlâ dan âlâyül âlâya olan tecellilerdir, eğer en esfel tecellide en Âlâ tecellide benimdir buyuruyorsa Rabbım o zaman mutlaka bu tecellilerin anlattığı ve bildirdiği Allah birdir. Peki nasıl olurda en esfelde Allah’a hizmete etsin, işte her şey zıttıyla bilindiğinden en yüceyi bildirmek için mutlaka En esfele ihtiyaç vardır, böylece görün ki siyah varsa beyazın bilinmesi içindir, esfel varsa görünki âlâyı çabuk bilin ve bilinmekliğimi böylece daha çabuk idrak edin demek içindir bunca tecellisi. Rabbım bunca tahsil ve talimde ise en kısa yol olan hakikatteki Tevhid tahsili ile nefsin mertebelerini dahi kat etmeden direk zikirle birlikte Fena mertebeleriyle nefis tezkiyesini yapıp Beka idrakıyla da Rabbının kendisinden nasıl açığa çıktığının seyrini cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 285. AYET
اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهٖ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهٖ وَكُتُبِهٖ وَرُسُلِهٖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهٖ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصٖيرُ
OKUNUŞU : Amener rasulu bi ma unzile ileyhi mir rabbihi vel mu’minun, kullun amene billahi ve melaiketihi ve kutubihi ve rusulih, la nuferriku beyne ehadim mir rusulih, ve kalu semi’na ve eta’na ğufraneke rabbena ve ileykel masîr.
ZAHİR MANASI : Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”
BATIN MANASI : Peygamber Efendimiz bile Allah’tan verilene demiyor bakın Rabbından indirilene diyor, yani Allah Allah’lığıyla değil Rububiyetine inerek Rab mazharından yani Rablığıyla irşad ediyor. Müminlerde iman edenlerde aynı yol ve akıdelerle buna aynel yakinlikte şahid olanlarda böyle iman etmektedirler. Zatına, kuvvelerine ve kuvveleri olan sıfatlarından kelama gelenlere; yani Allah’a Meleklerine ve Kitaplarına ve bu tecelliyi dillendiren Zatına Sıfat olmuş kull olmuş mazhar olmuş olan elçisine de iman ettiler. Fakat bu gün Hala Allah’ı hayalde ve zanda kabul edenler ne layıkıyla bilmiş nede Sıfatı kulu mazharı olandan açığa çıkanın Rabbının kelamı olduğunu görmüş değillerdir. Ve aynı zamanda hiçbir Peygamberi diğerinden ayırt etmemek ise irşad yönüyle her birisi elçidir. Yoksa bir Ulul Azim bir Peygamber ile kavimlere gönderilen arasında muhakkak ki dereceten fark vardır. Ve böylece Dün de olduğu gibi Resulu Ekrem Efendimiz mazharından işittiklerinin hakikatlerini gözleriyle de görmeleriyle işittik itaat ettik dediler, işte bu günde yine aynıdır, ne zaman ki Mürşid-i Kamil mazharından da buyurduklarının hak ve hakikatlerini nasıl görürlerse o zamanda ancaksın işittik ve itaat ettik denilecektir, bu gün bunu işitenler itaat etmekte işitmeyenler ise hala itaatlarını göstermemektedirler. Rabbım en yüce tecelligahı olan günümüzdeki hakkel yakin bir Mürşid-i Kamil mazharından irşad olmayı işittikleriyle itaat edip sıdk ile teslimiyetini bozmadan vuslat almayı cümle ihvan kardeşlerimize nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ 286. AYET
لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤٰاخِذْنَا اِنْ نَسٖينَا اَوْ اَخْطَاْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهٖ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا اَنْتَ مَوْلٰینَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ
OKUNUŞU : La yukellifullahu nefsen illa vus’aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet, rabbena la tuahizna in nesina ev ahta’na, rabbena ve la tahmil aleyna isran kema hameltehu alellezine min kablina, rabbena ve la tuhammilna ma la takate lena bih, va’fu anna, vağfir lena, verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil kâfirîn.
ZAHİR MANASI : Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”
BATIN MANASI : Allah neden bir sıfatını gücünce yükümlü kılar; çünkü Allah o sıfatının isnad ve kabiliyetini bilmektedir, örneğin bir üretici firmadan 60 vatlık bir ampulden 100 vat ışık vermesini isterseniz size diyeceği cevap o ampul o elektriği kaldırmaz ıstinadı 60 vata uygundur diyecektir, işte bunun gibi, Allah’da halk eylediği sıfatlarının kullarının mazharlarının kabiliyetlerini bilmektedir, o kabiliyetlerce onardan açığa çıkmaktadır; hırsızdan imamlık, imamdan da hırsızlık beklemek abest olur. Ancak kabiliyetini Muhammed aşısı ile Muhammedii’liğe tebdil edenlerde ise ağırlığına tekrar külçeler katılarak eritilip döküldükçe hem artan hem de altın oranının arttığı cevherler gibi içerisinde %51 oranında altın olunca o madenin adı da artık altın olur, taki %99 Altın oluncaya kadar. Peki öncekilere neden çekemeyeceği yük verdi; çünkü esfelden âlâyadır yükseliş, ve insanoğlu da bu aleminde ömür süreci aynıdır, düşmek olmazsa kalkmak, esfel olmazsa âlâ, yük çekememek olmazsa da yük çeker hale gelmek vb. bütün zıtlar olmazsa da o zıtları âlâları bilinemeyeceğinden bu düzen hep böyle olmuştur, taki bilinmekten görünmeye yani tenzihten teşbihe ve olunmak olan tevhide taşınan bir âdem gibi alemde bu devrelerde tenzihteki zorluğu teşbihte teşbihdeki bazı âlâ idraksızlıkları da tevhide erince yaşamayacaktı. Böylece çekilemeyen yükler çekilir hale ve hatta zevkle yaşanır hale gelecektir. Tıpkı Sahabeyi Kiramın buyurduğu gibi Ya Resurullah bu ara dertlerimiz çok arttı Cenab-ı Allah bunun arkasından nasıl bir mükafat verecek dedikleri gibi artık dertler bile mükafat olacak mükafatın habercisi olacaktır. üzüntü ve stres yerini hep ümide sevince ve mutluluğa bırakacaktır. Buna binaen de kafirler topluğu dedikleri küfre yani şirk ve ikilik idrakıyla yaşayan eski sıfatlarının bir daha bu vücut ülkesinde hüküm sürmemesini isteyeceklerdir. Rabbım âdemde dizayn eylediği ve alemde de zuhura getirdiği bu esfelden âlâya olan yükselişi bir an önce tüm Ümmeti Muhammedine de yaşamayı nasib eylesin.
BAKARA SÛRESİ SÛRE SONU
