Çar. Oca 14th, 2026

ENAM SURESİ (1.-50. AYETLER)

ENAM SÛRESİ 1. AYET

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ 

OKUNUŞU       : Elhamdu lillâhillezî halegas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûr, summellezîne keferû birabbihim yağdilûn. 

ZAHİR MANASI : Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar.

BATIN MANASI: Hayal ve zanda bir hamd karşılığını buldurmaz insana; Sıfat Zata hamd eder, çünkü Zatın sıfatta tecellisi olmasa sıfat hayat bulmaz, yani hiçbir zat sıfatlar tecelli bulmaz, hiçbir sübut sıfatlar tecellisinden paylenemez, hiçbir selbi sıfatlar bu zuhuratlara mazhar olmazlar; işte sıfatlarda buna hamd ederler, her bir sıfat yerli yerinde tecelliye mazhar olduğundan yeter derler ham ederler, çünkü kararı kararınadır tecellisi, çünkü hakikatte tecelli eden tecelli ve olunan birdir. Allah subhan ise tecellisi de subhandır eksiksizdir tamdır. Vücut ülkesinde selbi sıfatlardan gözdeki görme yetisi ne ise o kadar tecelliye mazhardır, selbi sıfatlardan örnek verecek olur ise ilim sıfatı mazhardaki malumiyet ne isi o kadar tecelliye mazhardır, zat sıfatlarda ise Tecelli edişi de tamdır olunanda tamdır; vücut vücdullahtır; gayrisi de yoktur… böylece hem bizdeki karanlıkları aydınlığını bildirmek için var eden yani her ikisini de var eden; hem de ruh katlarını bildirmek için nefs katlarını halk eden ve ikisini de mevcud tecellisi ile tevhid eden Rabbımdır. Böylece zerreden kürreye her varlık tecelli edene hamd etmekte ve hamd da böylece yalnız Allah’a olmaktadır. Rabbım cümle insanlığa hamd edeceği Rabbına vücut ülkesinde kavuşmayı nasib eylesin inşallah.







                      ENAM SÛRESİ 2. AYET

هُوَ الَّذٖى خَلَقَكُمْ مِنْ طٖينٍ ثُمَّ قَضٰى اَجَلًا وَاَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ اَنْتُمْ تَمْتَرُونَ 

OKUNUŞU          : Huvellezî halegakum min tînin summe gadâ ecelâ, ve ecelum musemmen ındehû summe entum temterûn. 

ZAHİR MANASI  : O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz.

BATIN MANASI   : Rab irşad ve terbiye eden demektir. İrşad ve terbiye mazhardaki kabiliyet nisbetinde görünen o mazharın Rabbı olarak aynı vücut ülkesinden kelam ile manevi tekvin olan âdemiyet ile bedenen çamurdan, ruhen 3 telkinden halk olmuş olandır. Ölüm ikidir bir izdırari ölüm iki ihtiyari ölüm, ızdırari ölüm bedenen insanın ölümüdür, tayin edilen ecel iledir bu ızdırari olan bedenin ölmesidir. Birde ihtiyari ölüm vardır, buda idraken ölmektir. İdraken öldükten sonrada artık ölümü kesmiş ölümsüzlük olan Rabbının varlığıyla var olmuşsun demektir. Bundan da şüphe edenler zaten nasiblerini alamayacaklardır. Rabbım ızdırari ölüm olan bedenin mühleti dolmadan ihtiyari bir ölümle idraken ölmeyi ve baki olan Rabbımızda baki olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.






                      ENAM SÛRESİ 3. AYET

وَهُوَ اللّٰهُ فِى السَّمٰوَاتِ وَفِى الْاَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ OKUNUŞU        : Ve huvallâhu fis semâvâti ve fil ard, yağlemu sirrakum ve cehrakum ve yağlemu mâ teksibûn.ZAHİR MANASI  : Hâlbuki O, göklerde de Allah’tır, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir.BATIN MANASI  : Tevhid ilmini tahsil eylemeden Allah’ı layıkıyla bilmek mümkün değildir. Çünkü İbrahim A.S Resulu Ekrem Efendimizin atasıdır, aynı tahsil o günden bu güne devam etmektedir. Bu gün ilmihal kitablarında bile Resulu Ekrem Efendimiz için ibrahimin dini üzere olduğu söylenmektedir. Fakat Tevhid tahsilini en yüce idrak edip yaşayan ve dinini tamamladığı en yüce mazharı kulu elçisi iki cihan sultanı Resurullah Efendimizdir. Neden en layık idrak Tevhid ilmindedir. Çünkü orada muhabbetle fikredilen zikir ve fikredilen Rabıta ve fikredilen şuhudlarla açılmayan fikredilmeyen idrak kalmaz. İdrak etmediğiniz de sizin için hayal ve zan olur. Sizin hayal ve zannınız kalmaz ise o zaman ancaksın en layık idrak etmiş şuhud etmiş bilmiş ve yaşama geçmiş olursunuz. Böylece Tevhid ilminde Fena-i Efal ile Fillerin Failini, Fena-i Sıfat ile Sıfatların mefsufunu, Fena-i Zat ile de Vücudun Mevcudunu bilmiş ve görmüş olursunuz. Böylece bu vücutlar onun mutlak zatından zuhura gelmiş birer cüzül zat zatı aliniz olmuş olur. Böylece bu vücutlarda olan yer katları olan nefsin 7 hali ile ruh katları gök katları olan tevhidin 7 mertebesi zaten bilinmiş ve görülmüş olur, böylece hepsinin de sahibi olan; çünkü bu varlık ve içindeki haller bizim olmayınca zaten sahibinin olacağından Tecelli eden de O’dur, tecelli de O’dur, tecelli olunan da O olmuş olur. Böylece başka olmayan yerde her varlıktaki bildirdiğini de bildirdireceğini de zaten bilen O olmuş olur. Rabbım O’nun birliğine ermeyi layıkıyla varlığını Hakkın varlığında ifna etmeyi cümle İhvan-ı güzine ve islam-ı mübine nasib eylesin inşallah.







                      ENAM SÛRESİ 4. AYET

وَمَا تَاْتٖيهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضٖينَ 

OKUNUŞU          : Ve mâ teé’tîhim min âyetim min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ muğrıdîn.

ZAHİR MANASI  : Onlara Rablerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki ondan yüz çevirmesinler.

BATIN MANASI  : Kendi vücut ülkesinde bunları idrak edemeyenlere zaten ayet olan, delil olan yani idrak edilen bir tecelli yoktur ki; çünkü zaten bu idraklarda değillerdir ki, idrak etmiş olsunlar, yüz çevirmemiş olsunlar; kim ki gerçekten gönlünde tam bir mutluluğa kavuşamadım bunun eksiği nedir diye merak etmez ise, bu yolda taklidden sonra araştırıcılığı ile istiklali imana geçmez ise, araştırıcılığıyla da tahkiki iman olan bu yolun hakikati Tevhidden geçer demez ise, zaten bunları idrak edemeyecek, ve o ayetlerde Efal ayetleri de Sıfat ayetleri de Zat ayetleri de ona okunmadığından kendi hakikatini, İnsan-ı Asliyesini de bulmamış olacaktır. Rabbım bütün hakikatin Mümin kulunun kalbinde, gönlünde yani idrakında olduğunu ve bu idrakı da açacak olan tefekkürün Tevhid tahsili ile olacağını idrak etmeyi cümle insanlığa nasib eylesin inşallah.








                      ENAM SÛRESİ 5. AYET

فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَسَوْفَ يَاْتٖيهِمْ اَنْبٰٶُا مَا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِٶُنَ 

OKUNUŞU         : Fegad kezzebû bil haggı lemmâ câehum, fesevfe yeé’tîhim embâu mâ kânû bihî yestehziûn.

ZAHİR MANASI : Nitekim hak (Kur’an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.

BATIN MANASI : Bu gün ayetlerin yalnız zahir manaları vardır, diğer manaları sadece yorumdur diyenler o yorumlarla gerçekten uzaktır deyip dalga geçenler, yani duru olan denize başka bir hareket kazandırmak yanlıştır, bir taş bile atmayın başka hiçbir fikir bile bildirmeyin derler, Allah böyle dedi böyledir deyip, yalnız zahiriyle amil olanlar ilerleyen zamanlarda toplum eski yaşantıları islam tarihi ve peygamberlerin hayatının günümüzde de daha gün yüzüne çıkmasıyla göreceklerdir ki, sohbetleriyle ayetlerin daha derin manalarına yani batın manalara yani ilmi ledün ile Hakk ve Hakikate daha derinlemesine bir vakıfıyete açılan kapılar olduğunu göreceklerdir. Böylece de bu gün idrak edemedikleri ileride onlara tekrar bildirilecek ve karşılarına çıkacaktır, tıpkı bu gün alemin %90’ı tenzihen bir imanla Allah’a iman eder iken, yarın teşbih karşılarına çıkacak ve teşbihen iman artacak ve daha da zaman ilerledikçe de Tevhid ile tanışanlar artacak ve gerçek selameti Tevhidde bulacaklardır. Rabbım zahir ömürlerin bu geleceğe kavuşması uzun zaman alacağından ölmeden evvel ölmek ile Tevhid tahsil ve yaşamına dahil olmak ile gelecek olan zaman dilimini an üzre yaşamayı an’a dahil olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.







                      ENAM SÛRESİ 6. AYET

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِى الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرٖينَ 

OKUNUŞU             : Elem yerav kem ehleknâ min gablihim min garnim mekkennâhum fil ardı mâ lem numekkil lekum ve erselnes semâe aleyhim midrârâ, ve cealnel enhâra tecrî min tahtihim feehleknâhum bizunûbihim ve enşeé’nâ mim bağdihim garnen  âharîn. 

ZAHİR MANASI : Onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helâk ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik.

BATIN MANASI : Bu gün Allah Esfel-i Safilinden Âla’yı İlliyun’a 7 ana çeşit nefis ehlinden model olarak insan ve benzerlerini, 7 çeşit de ruh mertebeleri olan Tevhid mertebelerinde insan ve benzerlerini aleminde haylık ve enerjisi olan Hayyumiyeti ve Kayyumiyeti ile hayatlarını devam ettirmektedir; bu demde imkanlarını yeryüzünde nefis ehilleri maddeten kullanmakta fakat manen fakirdirler, yarın zahiren bu hal ruh ehillerine imkan verilince iktidarlıkları tabiki el değiştirmiş olacaktır bu zahiren böyle görülmesi muhtemeldir. Birde nefis ehli olmayıp da ruh ehli iken yine maddi ve manevi rızıklarından bol bol verdikleri de vardır; şeriat ve tarikat seviyesinde tenzihi imanın rahmetiyle ve zahir ilimlerle satırlardaki ehillikleriyle bol bol rahmetini indirdikleri; vücut topraklarında da nehirler gibi ilimlerde onlara sunulmuştur, fakat bu durumda onlara tenzihi bir imanın ötesine geçmeyi nasib etmemiştir, onların helak olmaları bedenen değil de fikren bir helak olan fikri tebdilat olacaktır; yani fikirlerinin eskilerinin yanına yenileri eklenecek, zahirin yanına batını, tenzihin yanına teşbih ve tevhidi imanın da idraklarını almalarıyla, bazıları uyum gösterecek helak olmaktan kurtulacak; bazıları da ısrar edeceklerdir; bu gün helak olma ve kıyamet diye beklenen büyük bir son yerine idrakların kıyametinin kopmasıyla idraklar değişecek ve yerini daha üstün idraklar alacaktır, böylece beklenen bir kıyamet toplumun düşündüğü gibi olmayacaktır; böylece bilinen ve görünen Rabbına O’ndan başka olmayan Rablarına iman edeceklerdir. İnsanoğlunun da nasıl ademoğlunun arkalarından çıkarılan nesli olan Ehli Tevhidin âdemiyetini bulanların, âdemiyete layık olanları nesli olarak yetiştirdiği gibi, Rabbım da nice yetişen yeni nesillerde bu idrak ve kabullenişlerini ve idrak üstünlüklerini onlara doğumlarında ve sonradan da bir Mürşid-i Kamil mazharından Hicr Sûresi 29. Ayeti kerime gereği Ruhumdan bir ruh üfürdüm buyurmasıyla da âdemiyet tahsillerini âdemiyet ruhlarını en üstün kamil insan lütuflarını onlara bahşedecektir. Rabbım cümle insanlığa âdem gibi insan olmayı nasib eylesin inşallah.







                      ENAM SÛRESİ 7. AYET

وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فٖى قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِاَيْدٖيهِمْ لَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا اِنْ هٰذَا اِلَّا سِحْرٌ مُبٖينٌ 

OKUNUŞU         : Ve lev nezzelnâ aleyke kitâben fî gırtâsin felemesûhu bieydîhim legâlellezîne keferû in hâzâ illâ sıhrum mubîn.

ZAHİR MANASI : (Ey Muhammed!) Eğer sana kâğıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona dokunsalardı, yine o inkâr edenler, “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir” diyeceklerdi.

BATIN MANASI : Bu ayeti kerime bizlere Kuran-ı Kerimin semadan kağıtlar halinde veya tamamlanmış bir kitab halinde inmediğini, Resulu Ekrem Efendimizin gönlüne Rabbımın tecellisi ile Zatından Sıfatına oradan da hislerinin duygu ve düşünceye dönüşmesiyle de bildirilecek olanı bizzat Rabım ayet olarak temiz gönlün aynası olan fikrine düşürmesiyle ayetlerini yani delillerini oluşturmuş olmakta idi; Resulu Ekrem Efendimiz de böylece gelenlere yani bildirilenlere ne bir ekliyor yani kendi fikrini eklemiyor, nede bir azaltıyor yine kendi fikriyle şu da şöyle olmalıdır dahi demiyor idi; bu hakikatten sonra yine bildiriliyor ki, eğer öylede olsa gelen kitab kağıtlar halinde dahi bizzat semadan inse idi, sizden fikirler olarak çıkmasa idi gözleri dahi görseler yine o kitaba dahi büyü derler idi, yani inanmayan insana ister gönlünüzdeki Rabbınızın tecellilerini gösterin, isterseniz de böyle bir kitabın gelişini dahi gösterseniz inanmayacak olanın hep bir bahanesi olacaktır. Rabbım cümle insanlığın kalplerini en kısa zamanda inkardan inanmaya döndürsün inşallah.







                      ENAM SÛRESİ 8. AYET

وَقَالُوا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ اَنْزَلْنَا مَلَكًا لَقُضِىَ الْاَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ 

OKUNUŞU         : Ve gâlû lev lâ unzile aleyhi melek, ve lev enzelnâ melekel legudıyel emru summe lâ yunzarûn.

ZAHİR MANASI: Bir de dediler ki: “Ona (açıktan göreceğimiz) bir melek indirilse ya!” Eğer (öyle) bir melek indirseydik artık iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtırılmazdı. (Hemen helâk edilirlerdi.)

BATIN MANASI : Rablerinden açıktan bir melek yani baş gözüyle göreceği bir varlık görmek istemişlerdir. Bu günde aynıdır, insanların hayal ve zanlarında bulut gibi uçan kanatları olan bir melek tahayyül edilmektedir, Fakat ayeti kerimedeki meleğin kuvve manasına geldiği, kuvvenin güç kuvvet olduğu bir melekeniz olduğu idrak edilmemektedir. Daha açık ve net olarak örnek verecek olur isek, Cebrail Cibril diye geçer Kuran-ı Kerimde, Cibril ise Aklı Resuldür sıdretül müntehaya kadar giden, peki insanlar biraz daha tefekkür etmezler mi? Aklı Resül ne demektir… Evet; Aklı Resül demek Resülün aklı demektir. Akıl melekesi ona bilgileri fikirleri getirir idi kendisinden kendisine Zatından Sıfatına tecellisi ile, Fakat siz Resurullah Efendimiz gibi bir kalbe sahib olmadığınız için size bildirilenlere ayet denmez denmeyecektir de; Resurullah Efendimize gelenlere ayet, Evliyaullaha gelenlere ilhan, bilim adamlarına ve normal insanlara gelenlere de derecesine göre icat derecesinde bilgi veya normal bilgi denir. İşte beklenen o melek kendimize açtırılmayan bir gözle görülecek olandır yani gönül aleminde latif vücuduyla insanı nasıl görüp görüşüyor isek, fikrimizdeki bir arkadaşımızın görüntüsü gibi latif ve ölmeyen vücuduyla işte öyle vücutlarla da Rabbım kuvvetini gönülden gönüle taşımaktadır, kamillerden kemalat derecesince ehlinin gönlünde tecelli edendir buna manen Resurullah Efendimizin ölmeyen vücudu yani latif vücüdu yani ruhu da denir, bütün vücutlardan irşad eden tek Mürşid-i Kamil böylece Resurullah Efendimizdir. Rabbım bu manalara ermeyi layıkıyla idrak edip idrak ettiklerimizle de amil olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.







                      ENAM SÛRESİ 9. AYET

وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَجَعَلْنَاهُ رَجُلًا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ 

OKUNUŞU          : Ve lev cealnâhu melekel lecealnâhu raculev ve lelebesnâ aleyhim mâ yelbisûn.

ZAHİR MANASI  : Eğer onu (Peygamberi) bir melek kılsaydık yine onu bir adam (suretinde) yapardık  ve onları yine içinde bulundukları karmaşaya düşürmüş olurduk.

BATIN MANASI   : Bu gün Rabbım sıfatlarından icraatını yapan olduğu için, en güzel yaradılan varlığa insan diyor ise mutlaka en güzel açığa çıkacağı mazharı da zaten kendiliğinden seçmiş ve müjdelemiş ve tasdik etmiş olur. Fakat her insan en güzel açığa çıkmış mazharı mıdır?… Bunu da filleriyle açığa çıkan Rabbımı bizlerdeki filleri izleyerek güzel filleri Rabbımıza, cibilliyeti bozuk olanları da kendimize nisbet etmemiz en doğru olanı yapmak olacaktır. Elçisini melek kılınması latif bir varlık olan kuvvelerin gözle görünmeyen ama var olan akıl fikir idrak his duygu düşünce vehim hayal gibi varlıklar birer melekdirler; bütün vücudu bu meleklerle oluşan hissi müşterek gibi ortak idrak gibi son karar merciinden vicdanla da yoğrulup son halini alan idraktan zuhuratları vücuttan görünenlerdir. Zira zaten kararlar melekelerce kuvvelerinizle alınır; insan olan bu elbiseden de icraatlarıyla zuhura gelir; örneğin sizin kocaman vücudunuzu bir düşünce ta evinizden çıkarıp bir dostu ziyarete götürüyor ise o zaman vücut fikirlerinizin duygu ve düşüncelerinizin zaten emrinde olmuş olmaz mı? Rabbım sizdeki melekliği kendinize nisbet eylediğiniz varlığın sizin olmadığını idrak edince zaten varlık sahibinin melekleriyle melekeleriyle nasıl inşaasını icra ediyorsa bütün alemdeki hal de böyle inşaa olmuş olur; Zatından Sıfatına tecelli ediyor ve sıfatından esma alıyor, insan’sa insan esmasını alarak fiileriyle açığa çıkıyor, böylece ben dediğiniz varlık sizin olmadığını öğrenince de o varlıktan zuhuratını icraatıyla seyredilen ve sizden seyreden de böylece Rabbınız olmuş olur. Rabbım bu idraklarla idraklanıp bildiğimizle de amil olan kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.






                    ENAM SÛRESİ 10. AYET

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذٖينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِٶُنَ 

OKUNUŞU          : Ve legadistuhzie birusulim min gablike fehâga billezîne sehırû minhum mâ kânû bihî yestehziûn.

ZAHİR MANASI   : (Ey Muhammed!) Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti.

BATIN MANASI : Vücut ülkenizin elçileri sizlere mesaj getiren kuvvelerinizdir, bunlar evvela vücut ülkenizde his sonra duygu sonrada düşünce yani fikirler olarak görülürler, eğer örnek verecek olur isek kişideki ortak idrak, niyete göre şekil alacağından iki duygunuzda elçilik yapsa sizlere, birisi merhamet duygusu olsa diğeri de öfke duygusu olsa bunların ikisi de birer mesajdır hakikatinde vücut ülkeniz için ve davranışa da fiile de dönüşünce sizin için ümmül kitaptan okuma iken toplum için ise süvari kitabdan okuma olurlar… Eğer burada niyetiniz merhamet duygusunu alaya alır ise, yani ona izin vermez ise seni değil de diğer duyguyu egemen kılacağım ona izin vereceğim der ise; o zaman da görecektir ki kendilerini öfke kuşatmış bir hale sokacak ve seçtiğiyle evvela mahvolacaklar; sonraları ise insanoğlundaki her tecelli celal olsun cemal olsun bir kemalin irşad ve idrakın oluşması için bu tecelliler mevcut olduğu için, mahv olacakları hale de pişman olurlar ise yada devam etmez de yüzünü dönerler ise o zamanda vücuttaki kabulleniş negatifden pozetife yani duygular da öfkeden merhamete döneceğinden işte dün alay ettikleri merhamet bu kez de onları kuşatmış olacaktır. Bu günde dünyanın çoğunluğu vücut ülkesinde merhamet duygularına izin vermeyerek dünyada negatif enerjiyi ve dünyada zulmü beslemektedirler; oysa göreceklerdir ki besledikleri duygu onları da kuşatmaya başlayınca pişman olup yüzlerini döneceklerdir. Rabbım bildirdiği bu hakikatlerle gerek kendilerinde gerekse çevrelerinde bu felaketlerle yüzyüze gelmeden evvel nasihatlerini tutup ehlinden bir nefis tezkiyesi muhabbetullah ile verilen Tevhid nasihatlerini tutmayı; nefis yüzünün duygu ve düşüncelerini ruh yüzünün tecellilerine dönüştürmeyi cümle insanlığa nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 11. AYET

قُلْ سٖيرُوا فِى الْاَرْضِ ثُمَّ انظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبٖينَ 

OKUNUŞU          : Gul sîrû fil ardı summenzurû keyfe kâne âgıbetul mukezzibîn.

ZAHİR MANASI : De ki: “Yeryüzünde gezin dolaşın da (Peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün.”

BATIN MANASI : Yer yüzü insanın vücut ülkesidir, ne arasanız orda bulmanız mümkündür, Rabbım mana itibariyle insanın idrakına sığar gönlüne sığar kalbine sığar dolayısıyla vücut ülkesinde Rabbıma ait her şeyi bulmak mümkündür; bu vücut ülkesinde Ruhun tecellileri ve nefsin tecellileri görülür, Rabbım ruhun tecellilerini vücuda yap mesajıyla hisden duyguya duygudan düşünceye gönderir, bunların hepsi o vücut içinde kendisinden gayri içinde faydalı olanlardır; nefsin tecellileri de aynı yer yüzüne vücut ülkesinde tecelli eder ve yine his ile gelir duygu ve düşünceye dönüşür bunlarla da Rabbım mesaj olarak yapma der, bunlar da hem vücut ülkesine hem de kendisinden gayrıya zararlı olanlardır; bunu fikrilerinizde ayırt etmeniz de zorlanır iseniz iyi bilmelisiniz ki her duygunuzun bir karşıtı vardır mesela merhamet duygunuzun karşıtı öfkedir, öfkeli halinizdeki fikirlerinize dikkat edin o fikirlerle davranış sergilemeyin size ve başkalarına zararlı fiiller zuhura gelecektir; oysa merhamet duygunuz ile gelen fikirleri fillerle zuhura getirir iseniz o fillerle de hem siz hem de başkaları istifade edeceklerdir. Böylece ister duygularınız da olsun yap dediği ve yapma dediği karşıtı bulacaksınız; isterseniz de fikirlerinizin iyi olanlarını yada karşıtlarını bulacaksınız; böylece her aradığınızı da vücut ülkenizde bulmuş olacaksınız… İşte bütün bu vücut ülkenizde olup bitenleri idrak etmek ve onların sahibi ile birlikte olmak için mutlaka ehlinden bir Tevhid tahsili yapmak esastır. Çünkü insan fillerim benim değil, sıfatlarım benim değil, vücudum benim değil demedikçe; bu vücudun vücudullah olduğunu “mutlaktan bir cüz” sıfatların Rabbının sıfatları olduğu ve bu vücut ülkesinden esma alarak fiilleriyle zuhura geleni göremezler… göremediklerinden de hayal ve zanlarında bir Rabba inanmayı bırakamazlar; Rabbım nefsini bilip Rabbını bilmeyi Rabbıyla da Rabbına kull olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.






                    ENAM SÛRESİ 12. AYET

قُلْ لِمَنْ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ قُلْ لِلّٰهِ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ فٖيهِ اَلَّذٖينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ 

OKUNUŞU         : Gul limem mâ fis semâvâti vel ard, gul lillâh, ketebe alâ nefsihir rahmeh, leyecmeannekum ilâ yevmil gıyâmeti lâ raybe fîh, ellezîne hasirû enfusehum fehum lâ yué’minûn. 

ZAHİR MANASI : De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.

BATIN MANASI : Allah bütün tecellilerinin sahibi iken neden merhamet hissini, merhamet duygusunu, merhameti bildiren fikirleri GEREKLİ kılmıştır. Çünkü bu alem en mükemmel haliyle zatında seyretmiş; âdem’i en üstün biçimde halk etmiş yani en üstün haliyle âdemi ve alemi seyretmiş; sonra “sümme redetnau esfeli safilin” aşağıların aşağısı olan bu yeryüzüne indirmiş; sonrada kesret aleminde bu seyri yeniden yapmak için aşağıdan yukarıya doğru yeniden izlemektedir; onun için yukarı çıkması için kemalat artmalıdır bu yüzdendir ki merhamet tecellisi de fazla olmak zorunda dır; ruhlar aleminde bu seyir olmuş şimdi ise senaristin zaten bildiği senaryoyu sinema olarak ruhlar aleminde izlemesini; şimdide diziler olarak bölüm bölüm seyretmektedir, her bölümde oyuncular farklılaşsa da senaryo aynen devam etmektedir, bunu bütün vacibül vücudunda da kemalatını en ahmaktan cahile cahilden orta halliye oradan da kemalatlı hale ve en kemalatlı olan Mürşid-i Kamil demine değin taşımaktadır; Tıpkı dün arap toplumu ahmak ve cahil iken Resurullah Efendimiz’i gönderip en esfelden en âla’ya seyreylediği gibi; eğer merhamet duygusu yani Rahmetin gadabı aşması tayin edilmiş ve kesin değişmeyecek bir nizam gereği olarak konmamış olsa idi; o zaman asla esfelden alaya doğru, cehaletten kemalata doğru bir seyir bu alemde gerçekleşmez idi, çünkü dün taş devrinde bile yontma taş, cilalı taş devri diye gelişmekte olan bir kemlat bu günde tenzihi imanın yerini artarak teşbihi iman ve tevhidi imanın alması görülmektedir, bunun yegane istek sahibi Rabbımızdır, eğer Rabbımızla aynı fikirde aynı duyguda aynı hissiyatta bir olmak istiyor isek yani bu sıfatlar zata layık kul olsunlar ister iseniz o zaman mutlaka Resurullah Efendimiz gibi Mürsel bir fikirle hayat sürmemiz gerekmektedir, ve tevhid üzere olup kendi varlığımızı Hakkın varlığında yok etmemiz gerekmektedir; buda bütün alemin merhamet duygunuzla kuşatılması fakat farkıyla muamele ederek merhamet etmenin yaşantısıyla mümkündür, yoksa farkıyla muamele etmez iseniz merhametli olmak adına canınızı malınızı vesair huzurunuzu da verecek değilsiniz. Birisi size yanlış yapar ise yine merhamet adına onun irşad olması bir daha yapmaması adına onu mahkemeye verin, bu sizin kötü olmanız değil merhametiniz için gerekendir. Rabbım kendisini bu vücut ülkesinde en yüce tecellileriyle ve farkıyla yaşayan kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 13. AYET

وَلَهُ مَا سَكَنَ فِى الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ 

OKUNUŞU         : Ve lehû mâ sekene fil leyli ven nehâr, ve huves semîul alîm.

ZAHİR MANASI: Gece ve gündüzde barınan her şey O’nundur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

BATIN MANASI: Geceler vahdeti, gündüzler ise kesreti remzeyler, kesretteki bütün mevcudat zahiren bir gönüle sığmaz manları ancaksın insandaki idraka sığar, vahdet alemindeki bütün his dugu ve düşünceler ve bunlara bağlı hissi müşterek, vehim, hayal, hafıza ve idrak ise yine ortak bir kabulleniş olarak yine insanın manasına dahil olur bunların bütünüyle insan mana bulur anlam kazanır; dolayısıyla da Tevhid tahsili ile kendisine nisbet eylediği varlık kendisinin olmayan insanın yani âdemiyetini bulan insanın da sahibi; Rabbı olur; böylece bütün bu mevcudat merkez üssü olan insanoğlundan Rabbı tarafından sevk ve idrare edilir, hayalden ve zandan asla değil; ve bütün bu mevcudatın hakkıyla bileni olması ise zaten Hakk mertebesinde her şeyin hakkını veren olduğu için her varlık Ruhlar aleminde; ilmi ezeliyede ve bizzat bu günkü sabit ayanesinde ve yarına hazırlanan yeni sabitesinde; hangi cins şekil tür ve yapıda olacak ise zaten bu kesret aleminde de aynı hali almış ve o esmaya mazhar olmuştur; bu gün Ruhlar alemi ile kesret alemi arasında bir idrak kadar fark vardır, ora bura bura ora diye ayırmaz isek göreceğiz ki aynıdır; böylece hakkını veren olan Rabbım böylece dolayısıyla da bilen ve bunu hissedendir işitendir. İnsanoğlunda da bu işitme yine aynıdır fakat duymak başka işitmek başkadır denir; duymak ilk duyduğu manasıyla zahir ilim olarak anlatını anlamakla resmedilendir, işitmek ise aynı duyduğu kelimenin daha derin manalarıyla ona Hakk kulağıyla işitmektir ki bu ise hisli ve idraklı ve daha derin manasıyla işitmektir, görmekte böyledir baş gözüyle görmektir kalp gözüyle basar yani basiret bakışıdır; fakat bilinmesi gereken şu dur ki pencere ve bakış aynıdır göz aynı gözdür aynı pencereden bakılır fakat içeride ona karışan mana ise onu basiret bakışı yapar; Buda Rabbımın mamur olan haneye gönüle yerleşmesidir. Rabbım ehlinin eliyle sırretini layıkıyla dizayn eden; âdemiyet ruhuna mazhar olan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 14. AYET

قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِیًّا فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ قُلْ اِنّٖى اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ 

OKUNUŞU        : Gul eğayrallâhi ettehızu veliyyen fâtırıs semâvâti vel ardı ve huve yut’ımu ve lâ yut’am, gul innî umirtu en ekûne evvele men esleme ve lâ tekûnenne minel muşrikîn. 

ZAHİR MANASI : De ki:  “Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği hâlde beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı dost edineceğim.” De ki: “Bana, (Allah’a) teslim olanların ilki olmam emredildi ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma (denildi).”

BATIN MANASI : Zahir bedenleri besleyen latif vücuduyla Rabbul has, Rabbul alemin ve Rahman Sıfatı olarak Zatına Sıfat olan Elçinin mevcuduyla Vahdeti vücut yönü ile zahir beslenmeye ihtiyacı olmayan ve Zahiren de batınen de besleyen, yani tecelli eden; gerek manen ruhun gıdasını gerekse verdiği fikirlerle de çalışmasındaki enerji ve haylığını harekete geçirmesiyle de bedenin gıdasını kazanan ve besleyendir; çünkü insanoğlundaki güç ve kuvvetin sahibidir “la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim”. Böylece ceset ruha hizmet ettiği için taşıdığı süre içerisinde de beslenmeye muhtaçtır; işte ceset ile ruhun zahir beden ile vahdeti vücudun bir vücutta mevcut olduğu Rabbım durur iken; gayrı hayal ve zan üzere olan bir Rabbımı dost edineceğim. Bu eksik ve hayal olmaz mı? İşte Dünkü elçisi olan Resulu Ekrem Efendimize ve bu günkü elçileri olan Mürşid-i Kamillere ve elçilik yapacak olan namzetleri olan İhvan-ı Güzine hitaben; deki bende Allah’a teslim olanların ilki gibi olmam emredildi… Bu hitab her varlığadır, fakat isnad ve kabiliyetler farklı olduğundan bu zaman alır; amma velakin ne kadar zaman alırsa alsın bu teşrisi eninde sonunda bu emre mazhar olana dek zahir alemin vakti bekayı teşkil edene dek sürecektir bu tebdilat, her biri ilk’i gibi olana dek… Rabbım bütün bir vacibül vücudundaki evvel ahir zahir ve batın zevklerini dünkü vücut ülkelerinde nasıl kendi zevkiyle yaşamış ve yaşamakta ise bu aciz bendelerinde de cümle Ümmeti Muhammedin vücut ülkelerinde de aynı zevk gibi yaşasın inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 15. AYET

قُلْ اِنّٖى اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّٖى عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ 

OKUNUŞU         : Gul innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm.

ZAHİR MANASI  : De ki: “Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün (kıyamet gününün) azabından korkarım.”

BATIN MANASI : Eşyanın hakikatine bakarak Zatın hakikatini nerede net görüp tanıyacağımıza bakar isek o zaman bu isyanı yapıp yapmadığımızı ve kime yaptığımızı ve nasıl yaptığımızı net olarak görürüz. Eserin hakikati Efaldir, Efalin hakikati Esmadır, Esmanın hakikati Sıfattır, Sıfatın hakikati Zattır; yani her Eşyaya bakınca onun Efalini her Efale bakınca onun Esmasını her Esmada Sıfatını ve her Sıfatında bağlı olduğu Zatını görmek mümkündür; bu vücut ülkemizde eğer Filleriyle zahir olup Eserini sunan Rabbımı Fillerinin cibilliyet yüzünden görmem ve tanımam toplum için en net görme ve tanımadır; konuşmak fiili iki eser sunar insana, rahmanimi konuşuyorum nefsanimi; halkımı söylüyorum Hakkımı, dilim sinli kaflı mı? seda sunuyor yoksa aşklı muhabbetmi; bu iki cins tür ve cibilliyete dikkat eder isek bunların ulvi olanlarını Rabbım, süfli olanlarını ise nefsim konuşuyur zahir eyler; gözde de aynıdır, Hakkımı seyrediyorum halkımı, bakışımda edepli görmemi var edepsiz görme mi? hikmet ve ibret gözüyle mi? bakıyorum yoksa nefsimin her türlü isteğiyle mi? işte kişi nefsini bilicidir, eğer bu bakışlardaki cibilliyet ulvi ise Rabbımın, süfli ise nefsimindir, bunu bilmemek görmemek imkansızdır, işte eğer Eser Efale yani Fiile bağlı ise bu Fillerde Esma ve Sıfata ve Zata bağlı ise Zatımı bakışımdaki cibilliyeti güzel basiret bakışından, duymamda ise cibilliyeti güzel olan işitmemden tanırım, bilirim ve görürüm ki bunu benden bilen gören ve olanda O’dur zaten; ama anlatılmak için ikilik kelamlarını mutlaka bu kesret aleminde kullanır. Zatından Sıfatına, Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkandır… işte böylece cibilliyeti güzel olan Fillere isyan edersem yani onları gördüğüm halde cibilliyeti güzel olanları işlemek yerine aksi olanları nefsimin olanlarını süfli ve cibilliyeti bozuk olanları işler isem o zaman zaten kulak ikilikten azapta, göz gayre bakmaktan azapta dil ise bu azabı anlatmaktan azap içre azapta olacaktır; zaten o an’da da kıyameti ve azabı anında yaşıyor olmakta olacağım demektir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bunları kendi vücut ülkesinde bilen gören ve azap yerine selamet üzere yaşayan kullarından olmayı nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 16. AYET

مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْمُبٖينُ 

OKUNUŞU        : Mey yusraf anhu yevmeizin fegad rahimeh, ve zâlikel fevzul mubîn.

ZAHİR MANASI: (O günün azabı) kimden savuşturulursa, gerçekten (Allah) ona acımıştır. İşte bu apaçık kurtuluştur.

BATIN MANASI: Bu vücut ülkemizde bize acınması bizdeki hislerin merhamet hissine odaklı evvela kendisi için sonrada kendisinden gayri tüm varlıklar için daim merhamet hissi ile yaşamak “farkıyla olmak şartıyla” sonrada bu hissin vücut ülkesine avam iken kabulleniş ile iyiye yönelmesi, arif iken de başka bir varlık olmadığı ve kendinden kendine selamet için gadabına da üstün gelen hissin merhamet olduğu hakikati ile nasıl ki Zat’ı mutlak olan vacibül vücuduyla bütün alemde tecelli ediyor ise bu vücut ülkesine de aleme de selametin gelmesi için mutlaka merhamet hissi merhamet duygusu ve merhamet fikirleri egemen olmalıdır ki ancaksın o mazhara o vücuda o kula acınmış; aleme de acınmış olsun… ki bu fikir Mürsel fikir olan Resulu Ekrem Efendimiz de de böyle idi çünkü yegane “Erhamerrahimin” olan Rabbımdır; bu tarif edilen Ehli Tevhidden tahsil olunan bu vücudun bizim olmadığı hakikati üzere nasıl ki Tevhid-i Efal ile Fillerim benim değil; Tevhid-i Sıfat ile Sıfatlar benim değil, Tevhid-i Zat ile de Vücudum benim değil idrakına varılır o zaman anlaşılır ki Tecelli Zat ile bu vücut mutlak Zattan bir cüzdür; Tecell-i Sıfat ile Sıfat tecellileri Mutlak tan bir tecellidir; Tecell-i Efal ile de Mutlak olan Zatın Sıfatına, Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkmasıdır; bu fillerin cibilliyetleri güzel olunca selamete ermiş acınmış ve kurtulmuş olmaktır… Fillerin cinsleri cibilliyetleri bozuk ise de halen nefsin tahakkümündan kurtulunmamış olunmaktadır… Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Habibim dediği sevgilisi olan Kendisinden başka varlık olmadığı yerde kendisini seven Rabbımın sevgilisi olan kemalatını Muhammed esmasıyla nasıl ki insanların en yücesinde hem Ruhen habib hem bedenen habib olan Resurulllah Efendimizden zuhura getirmiş ise bizlere de tarif edilen aynı tahsil talim ve yaşam üzere olmak ile evvela halil dost yani İbrahim a.s’ın Tevhid üzere tahsili ile ilim şuhud ve zevk ile sonrada daim zevkle yaşam üzere olan mazharlarından da sevgilisi olmayı layıkıyla varlığını ifna edenlere de bu sevgililiğe mazhar olmayı dereceten en kısa zamanda nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 17. AYET

وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ اِلَّا هُوَ وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ 

OKUNUŞU         : Ve iy yemseskallâhu bidurrin felâ kâşife lehû illâ hû, ve iy yemseske bihayrin fehuve alâ kulli şey’in gadîr. 

ZAHİR MANASI : Şayet Allah sana bir zarar dokundursa, bunu O’ndan başka giderecek yoktur. Fakat sana bir hayır dokunduracak olsa onu da kimse gideremez. Bil ki O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

BATIN MANASI  : Allah’ın mülkünde başka yoktur, başkayı bizlerin şaşı görmesi olan ikilikte olmamızdan dolayı ikilik ve farklılık görmekteyiz aslında biz dahi ayrı bir varlık değiliz, Hakkın halk yüzüyüz; ve mülkünde başka olmayan Rabbım Hakk mertebesinde her şeyin hakkını vermiştir, yani hangi tecellisine hangi tecellisi ile cevap vermiş ise bu mutlak bir adaletin ölçüsüncedir, miskal nisbetinde dahi olsa hayra hayırla; şerre şerle yani Mutlak olan Zata Allah’a iyi veya kötü yoktur amma bildirmesi gereken tecellileri ve zıtları vardır, çünkü her tecellisi zıttıyla bilinir; tıpkı sizin vücut ülkenizde merhamet duygusu zıttı olan öfkeyle netlik kazanıyor ise alemde de her tecellisi diğer tecellisiyle bilinmektedir; burada bizler ise bu tecellilerinin elbiseleriyiz ilmi ezeliyesinde halk eylemeden evvel bu kemlatını kendisinde iken seyreylemiş ve bunları giydirerek tekrar zevkle kendisini seyreylemeye devam etmektedir. Böylece her şey olan bütün mevcudat onun hayat ve enerjisiyle yani ruh tecellisiyle ayakta durmakta ve kulluğunu her varlık böylece yapmaktadır. Rabbım cümle insanoğluna “la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim” der iken bunu idrak ve şuhudunda olarak söylemeyi o güç ve kuvvet sahibinin kendisinden nasıl açığa çıktığını görerek yaşamayı ve eksikleri var ise nefsine güzellikleri de kendisinden açığa çıkan Rabına nisbet ederek daim olmayı cümle İnsanlığa nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 18. AYET

وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهٖ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْخَبٖيرُ 

OKUNUŞU          : Ve huvel gâhiru fevga ıbâdih, ve huvel hakîmul habîr.

ZAHİR MANASI  : O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.

BATIN MANASI : Cenb-ı Allah’ın mutlak hakimiyetinin olabilmesi için, her şeyden hakkıyla haberdar olabilmesi için, sizin ayrı Allah’ın ayrı olması diye bir mevzudan söz edebilmek imkansızdır; sizin içinizden geçenleri hayalde zanda bir Allah gök yüzünden biliyor değildir. Aslolan Tevhid tahsili ile evvela bu varlığın bizim olmadığını Fillerimizin Failini, Sıfatların Mefsufunu ve Vücudun Mevcudunun O’nun olduğunu bilmektir. O zaman bu vücut onun mutlak zatından bir cüz ise o zaman bütün bir Kuran-ı indiren Rabbımın haliyle bir cüzünde neler yazdığını da bilmesi kadar doğal bir şey olamaz. Bunu gerek Lafzı Kuranında olsun, Gerek Süvari Kitabında olsun gerekse de Ümmül Kitabında haliyle yazması ve okuması da birdir. Ama insanoğlu kendisine varlık vermeyi ve ben ben demeyi bırakmadığından nefsine meyyal oluşundan ve benliği pek sevdiğinden; bunu da en güzel biçimde yaratıldıktan sonra esfele safiline indirildiğinden yaptığı bilinmekte ve görülmektedir; fakat buradan olduğu yeri bilen bir insanoğlunun âlâ’yı illiyuna yükselmek için tarif edilenler o kadar açık ve net iken bunu istemeyişini de eksiğin Rabbının değil nefsinden kaynaklandığını da bilmesi gerekmektedir. Allah Mutlakıyet ve Zat yönüyle hiçbir varlığın aynından bir tane değildir, Mutlakıyet ve Zat yönüyle de benzemez, fakat bir çekirdek toprağın altında görünmeyen bir haldedir diye de görünen bütün bir ağacı inkar etmekte doğru değildir. Ağaca bakarsınız o ağacın gövdesine dalına yaprağına ve meyvesine kadar hatta meyvesini tadarsınız renk koku ve tadıyla o zaman çekirdek hakkında bir bilgi edinirsiniz, bir şuhudunuz bir zevkiniz damağınızda bir kalan tad olmuş olur; işte bunlara vakıf olamadan da o tadın sahibini meyvedeki çekirdeği göremezsiniz. Siz kendiniz dediğiniz bu varlığı sahibine vermeden sizden icraatıyla zuhura gelen Rabbınızı göremezsiniz. Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura geleni görmezsiniz. Çünkü kabullenişinizde hep hayalde ve zanda gök yüzünde bir Allah var oradan bizim içimizi de dışımızı da görür inancı vardır toplumun genelinde. Bu hayaldir zandır, Allah hayal ve zan üzere değildir. Hakikat ve gerçek her varlığın özü Rabbımın özünden öz almış ve her büründüğü şekle göre de esma almış ve icraatını sergilemektedir. Burada dikkat edilecek olan her varlık nasılsa onundur deyip de her eksiği de Rabbınıza nisbet etmemektir; sizden sergilenen fillerin cibilliyeti ve cinsi dikkat edilecek husutur, gözünüzden eğer aynı bakmak fiili zuhur eder iken bu bakışın cibilliyetinde eğer edepli bakmak var ise Rabbımdan, yok hayır edepsiz bakış var ise nefsimden dir benim eksiğimdir diyebilmektir. Bu işitmede de konuşmada da her fiilde böyledir. Böylece hayal ve zannınızda olan Rabbınızın Zatını görmez iken sizin olmayan bu vücutlardan icraatını görmek mümkündür… Zira değilmidir ki namaz kılar iken rükûda hitab edilen “subhanerabbiyel azim” “eksikten münezzeh olan azim olan Rabbıma hamd ederim derken” size hitab den Rabbım “semi allahu limen hamide” işittim kulumun hamdini diyen değilmidir. Ha keza tahiyyattada.. hatta ve hatta her kelamınızın dahi her nefes bir onu anlatırken onun bildirdiği, birde bildirdiklerini yapar iken sizin kulluk ettiğiniz değil midir? Mülkünde başka olmayan Rabbım böylece ister uluhiyet mertebesinden buyurur emri ilahisini isterse de kulluğuna iner yapar ibadetini, ama bunu yapar iken Allah’lığıyla değil kulluk mertebesine inerek bu mazharlarından yapmaktadır… yine örnek verecek olur isek, bir bilim adamı bir icat bulur ve ben buldum der, onu aklına getireni hiç bilmez, yarın insanlar bu nano teknoloji ile yine Rabbına hizmet edeceğinden bunu kabiliyeti uygun olan bir bilim adamından açığa çıkarması da onun ilmindendir. Her kabın kabiliyetini bilen Rabbım kabiliyetince onu bir yerde kullanmakta ve böylece her varlık ona kull olmaktadır. Böylece mutlak olan Rabbım mukayyet olana hakim ve mukayyet olandan hükmünü veren ve mukayyet olan  mevcudattan da zuhura gelendir; malikül mülk mülkününde mülkünde olanlarında sahibidir. Teşbihen bir çekirdek ufaktır amma bütün ağacın sahibidir, kendisinde ne varsa onları ağaçta görmek mümkündür, fakat ağaca asla çekirdek denmez, gövdedeyken gövde, dal iken dal yaprak iken yaprak meyve iken meyve denir. Onun için bunca şekil ve esma bizleri yanıltmasın aslı bir nokta aslı bir öz aslı birdir. Rabbım inşallah en kısa zamanda bütün insanlığa aslını bir bilmeyi kalplerini hakk ve hakikate çevirerek öğrenmeyi ve bildikleriyle de amil olmalarını nasib eylesin inşallah. Zaten bu günkü sıkıntılar 7 kilo doğacak bir bebeğin anneye verdiği sancılar gibidir. İnşallah sancılar arttıktan sonra doğum selamet olacaktır. Rabbım bütün alemin selametine gebe olan renk tür cins din dil ırk ve hiçbir ayrım gözetmeksizin gelecek olan selameti âdemine ve alemine tez zamanda bahşeylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 19. AYET

قُلْ اَيُّ شَیْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللّٰهُ شَهٖيدٌ بَيْنٖى وَبَيْنَكُمْ وَاُوحِىَ اِلَیَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِهٖ وَمَنْ بَلَغَ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰى قُلْ لَا اَشْهَدُ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّنٖى بَرٖیءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ

 OKUNUŞU           : Gul eyyu şey’in ekberu şehâdeh, gulillâhu şehîdum beynî ve beynekum ve ûhıye ileyye hâzel gur’ânu liunzirakum bihî ve mem belağ, einnekum leteşhedûne enne meallâhi âliheten uhrâ, gul lâ eşhed, gul innemâ huve ilâhuv vâhıduv ve innenî berîum mimmâ tuşrikûn.

ZAHİR MANASI : De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir.  İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”

BATIN MANASI : Şahitlik şuhud kökünden gelir; şuhud ise görmektir. Görmek bakımından görünecek en büyük şey nedir? Mülkünde kendisinde başka olmadığını görmektir. İlimle bilmek değil yalnız. Tevhid tahsiliyle bu filler benim ve kimsenin değil ise “Tevhid-i Efal” bu sıfatlar benim ve kimsenin değil ise “Tevhid-i Sıfat” bu vücut ve vücutlar benim ve kimsenin değil ise “Tevhid-i Zat” yapılmış olur… o zaman bütün bu mevcudat kimindir, bizzat gördüğüm bu vücut benim değil ise Rabbımındır, ama bu vücuda o denmez. Buradan tecelli edendir. Bu vücuttan tecelli eden Subut sıfatlar ve bunlarla işlenecek bütün filler halk edicinindir, ciblliyeti güzel ise işleyeni de O’dur, cibilliyeti bozuk ise işleyeni ben yani nefsimdendir. Böylece nefsimi de icraatımdan; Rabbımı da icraatıyla görmüş olurum, işte böylece hem benim hem de bu alemde hiçbir varlığın vücudu kendisinin değil ise o mevcutlardan sübut sıfatlarıyla icraatını yapan güzel filler zuhur eylediğinde Rabbım; cibilliyeti bozuk bir fiil zuhur eylediğinde ise nefislerdir açığa çıkan. İşte bu hakikati bir görerek böylece ondan başka olmayışıyla daha büyük bir şahitlik yapılacak olmadığıdır, bu şahitlik üstündür ve görmenin şahitliği kabul edilendir. Duymakla bilmekle bu şuhuda eremezsiniz. Mutlaka ehlinden bir tevhid tahsili yapmadan da şehadete ermeniz mümkün değildir. Peygamberlikten sonra en üstün mana şehidi de bu şahidliğe erenlerin mertebesidir. Böylece dün elçisi olan Resulu Ekrem Efendimiz ve bu güne değin Sahabey-i Güzin, Evliyaullah ve Mürşid-i Kamiller Allah’ın vahiy eylediklerini kendisine ve herkese eriştirmek için o mazhardan bildirilen yegane irşad metedo budur İraşad edende böylece Rabbımdır. Hiçbir varlığın ne filleri ne sıfatı nede vücüdu kendisinin değildir. Böylece kimsenin ben dediği vücudu kendisinin olmayınca ortada olan bu vücutlardan sahibi olan Rabbımı esma alarak filleriyle açığa çıkışıyla görmüş, hem bilerek hem görerek hem de O’nda O olarak bildiğin gördüğün ve O’nda O olduğun Rabbına ibadet edersin; İbadetten maksatta Tecelli Eden  Zatı Bu mazharlar bu sıfatlar bu kullar açığa çıkarmasıdır, Aslında İbadet edilen ibadet ve ibadet edende birdir. Böylece O 3 tecellisi olan Efal Sıfat ve Zatı ile Tekdir. Başka olmayışıyla da Birdir. Hem Ahad’dır hem de vahid’dir. Rabbım bu idrak şuhud ve zevklerle bildiği gördüğü Rabbına ibadet eden kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.








                    ENAM SÛRESİ 20. AYET

اَلَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَاءَهُمْ اَلَّذٖينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ 

OKUNUŞU         : Ellezîne âteynâhumul kitâbe yağrifûnehû kemâ yağrifûne ebnâehum, ellezîne hasirû enfusehum fehum lâ yué’minûn.

ZAHİR MANASI: Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.  Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar.

BATIN MANASI : Ehli kitabdan kendilerine nasib alanlar, gerek şeriat seviyesinde olsun, gerek tarikat seviyesinde gerekse hakikat seviyesinde olsun; Peygamber olan yani elçilik yapan kendi sıfatlarını öz varlıkları evlatları gibi tanırlar, çünkü hayalde zanda bu gün bir peygambere değil, unsuriyeti vücuduyla 63 yaşında alemi ahirete intikal eden fakat ölmeyen ruhaniyetine yani tecelli sıfatlarla vücut ülkesinde bizzat yaşayan bir elçiye inanmakdır. Cenab-ı Allah Zat yönüyle henüz hiçbir varlığı yani tecelli eylediği hiçbir sıfatı halk eylememişken, Sen olmasaydın Sen olmasaydın dediği, kendisindeki Evvela sırretindeki kemalatı, sonrada onu suretlerden şerh eylemesi olan Sırret ve Suretindeki aşkıdır, O’na Muhammed demiştir. Sonrada O’nu Muhammed olarak insan vücuduyla giydirmiş ve kemalatını oradan açığa çıkarmıştır, çünkü Resurullah Efendimizin de varlığı kendisine has değildir, onun da varlığı Cenab-ı Hakkındır, böylece Rabbım kendisine aşık olmuş bilinmek istemiş ve bunca mevcudattan kendisini şerh eylemiştir. En yüce mazhar olarak da kendisine dün habibim dediği Efendimizi bu günde kendisine sevgili olabilecek Dostlarından Halillerinden İbrahimlerinden zuhura gelmektedir. Böylece her varlıkta Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelmektedir. Bu hakikata inanmayanlarda kendisini ziyana sokanlardır, vücut ülkenizde inanmak kâr’ınız, inanmaktan uzak durmak ise zararınızdır, çünkü inanan bir vücutta artı enerji salınımı olur ve pozetif bir atmosfer içerisinde vücut güzel duygu ve düşüncelerle cibilliyeti güzel filleri zuhura getirir, inanmayan bir vücutta da ise tersi olur negatif bir enerji üretimi olur ve buda negatif fikirler ve negatif duygularla umutsuzluk salınımı yapar ve vücutta böylece mutsuz olacak cibilliyeti bozuk filleri zuhura getirir; işte böyle bir otomasyona sahib olan vücutta; Rabbı ona her şeyin zıttını yaratmak ve zuhura getirmekle topyekün bir irşad eden olarak her varlığı irşad ediyor ve böylece her varlığın Rabbı oluyor. Rabbım cümle insanlığa dünde bu günde negatif bir yaşamın kavga ve savaşların insana ve dünyaya fayda değil zarar getireceğini o kadar açık ve net tekrar tekrar göstermektedir ki; bunu anlayanlar anlıyor ve ders alıp yüzünü Rabbına dönüyor ama anlamayan ve anlamak istemeyen niyeti kötü olanlar ise bu hakikati bildikleri halde yalanlamaya devam ediyorlar, işte onların bu hali ne kötüdür ki o şekilde yaşayıp o şekilde ölüyorlar. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bilerek görerek olması gerektiği gibi olarak bir yaşam sürmeyi nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 21. AYET

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهٖ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ 

OKUNUŞU        : Ve men azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev kezzebe biâyâtih, innehû lâ yuflihuz zâlimûn. 

ZAHİR MANASI  : Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.

BATIN MANASI : En büyük zulüm eğer insanın kendisine yapılan zulüm ise; bunu kendi vücut ülkesine nasıl yapabilir; insanoğlu daha önce zulümden selamete çıkarılan vücutların nasıl selamete çıkarıldığını, Resurullah Efendimizden ve Sahabe’yi Güzin’den ve Evliyaullahtan bildirmiş göstermiş ve yaşatmıştır; ve bu günde aynı yolu görenlerden tarif eden bizzat Cenab-ı Allah’tır. Rububiyetine inerek Rab mazharı olan Mürşid-i Kamillerden bizzat yine bu günde bildirmektedir. Eğer bu hakikatleri ayet olan delil olan yaşanması ile ıspatını ayan beyan âdemde de alemde de gösteren selameti inkar etmek; o selamet formülleri olan Tevhid akide ve gramlarıyla yaşam sürememek; kişinin kendisine yapacağı en büyük zulümdür. Cehaletten büyük zülüm yoktur; insanlar bu gün ne çekiyorlarsa nefisleri yüzündendir. Allah onlara güneşi önünüze alın gölge arkanıza düşsün demiştir; ayetlerinden çıkarılacak büyük bir nasihat olarak; onlar güneşi arkaya bırakıp gölgeyi öne almışlardır; güneş Hakk ve hakikattir, bunu asıl gaye edinenlerin gölge olan dünya ve dünyalıkları zaten güneşe koştukça arkalarından gelecektir. Amma gölgeleri olan hırs tamah paraya tapma dünyalık istek ve arzuları her türlü şehvetleri gölgeleridir; ne kadar koşarlarsa koşsunlar gölgelerini yakalayamayacak ve gerçek manevi huzura da ermeden; ruhlarını kemale getirmeden Ruhlar alemindeki devamlılıklarını sağlayamadan ölüp gideceklerdir. Aslolan ebedi saadettir; o da ruhunu sahibine kavuşturmandır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ruhunu sahibine kavuşturmayı ve O’nda O olarak ebedi saadette olmayı nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 22. AYET

وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمٖيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذٖينَ اَشْرَكُوا اَيْنَ شُرَكَاؤُكُمُ الَّذٖينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ 

OKUNUŞU          : Ve yevme nahşuruhum cemîan summe negûlu lillezîne eşrakû eyne şurakâukumullezîne kuntum tez’umûn.

ZAHİR MANASI  : Onları tümüyle (mahşere) toplayıp da Allah’a ortak koşanlara, “Nerede, ilâh olduklarını iddia ettiğiniz ortaklarınız?” diyeceğimiz günü hatırla.

BATIN MANASI : İnsanoğluna hitaben mahşer olan insanların idraklarının en son noktasında toplanacakları bir yeri işaret ederek; evveli mahşer ve ahiri mahşer olarak iki yer işaret edilir. Evveli mahşer herkesin idrakının kendi isnad ve kabiliyetince toplandığı son nokta son yerdir. Ahiri mahşer ise hangi isnad ve kabiliyette olur ise olsun; görev yeri bedenen ve ruhen neresi olursa olsun idrakının en yüce noktaya kadar taşınacağı haldir. Ölmeden evvel ölenler; ruhunu Rabbına kavuşturanlar bütün Enbiya ve Evliyaullah ahiri mahşer olan Mürsel idrak olan Resulu Ekrem Efendimizin idrakına erişinceye kadar ruhlar aleminde irşad olmaya devam edeceklerdir. İşte buna binaen kişilerin evveli mahşerleri olan farklı idrakları kendilerince son noktalarıdir; onların en yüce kabul edip taptıkları kendilerindeki üstün gördükleri halleridir. Bu kişiler nefis ehli olduklarından onlar için hayal ve zandaki Rabları da bu kabiliyette olan hayal ve zanlarında yarattıkları kendi ilahlarıdır. Gün gelip de gerek dünya zamanıyla tenzih iman ehilleri teşbih ve tevhidle tanışınca; gerekse ruhlar aleminde idrakları devam edenlerinde en kemale gelinceye dek ilahları onların Rabları olan en tekâmüldeki kendi idrakları olduklarından sonsuz ve davm edeni tam idrak edemezler; kişi ölünce bedenen toprağa ama ruhen onunla devam eden akıl fikir ve idrak nimetleriyle ruhlar aleminde yoluna devam etmektedir. İşte hem dünya hem de ruhlar alemindeki bütün idraklara ve onları elbise yapan latif vücutlara farlı görüntülere hitaben buyurun getirin ilahlarınızı dendiğinde; yani Mürsel şuur sahibi olan Resurullah Efendimiz mazharından ahrette ve Muhammediliğini bulan mazharlardan dünyada hitab geldiğinde ne diyeceklerdir. İşte gerek O gün gerekse Bu gün insanlara Cenab-ı Allah Mürşid-i Kamiller mazharlarını kullanarak hitab eder, Mürsel şuur Mürsel idrak durur iken siz hala kendinizden daha güzelini görmeyerek, kendini sevmeyi herkesi sevmek sayarak; kendini sevdiğin gibi herkesi de sevmediğin halde taptığın bu idrak taptığın bu ilah gerçekten en yüce olan ilah mı? dır. Getir idrakını bir bakalım deseniz; diyecekleri herkese göre evet’dir. İşte her insanoğlu da iyi bilmelidir ki sonsuz idrak ve sonsuz kabullenişlerle en tekamülde olan mazharı olan Resurullah Efendimiz dahi ancaksın bir mazhar Rabbımın güzelliklerinin açığa çıktığı bir kull iken bizlerdeki bu ben bilirim edası ben yaparım ben varım sevdası nedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede boyun büküp sen bilirsin ya Rab demeyi ve bu teslimiyet ve sıdk ile Rabbına kull olmayı nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 23. AYET

ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ اِلَّا اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكٖينَ 

OKUNUŞU          : Summe lem tekun fitnetuhum illâ en gâlû vallâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn.

ZAHİR MANASI : Sonunda onların manevraları, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz (O’na) ortak koşanlar değildik” demelerinden başka bir şey olmayacaktır.

BATIN MANASI : Sonunda erişecekleri idraklar sonucunda hamd ederek diyecekler ki yani hafif bir manevra ile bizlerde o fikri destekliyorduk; karşı bir fikir olan ortak koşan değildik destekleyen fikirler destekleyen idraklar destekleyen inançlarla aynı yolda aynı Rabba doğru yönelmiştik zaten diyeceklerdir. Evet her fikir niyette iyilik var ise inanılan mutlaka akıbette hayrolana yöneltir; ama bilinmelidir ki mutlaka iyi ve güzel olan zaten inkarı mümkün olmayandır fakat tekamülünde sonsuz olana göre daha güzel daha iyi ve en güzel en iyinin de mutlaka kapıları açılması gereken idraklar ve kabullenişlerle olacağı unutulmamalıdır. Rabbım bu gün Nisa Sûresi 79. Ayeti kerime ile sizden iyi bir şey zuhur edince Rabbından olduğunu söyler iken takvadan ayrılıp da Cemaatler olsun Tarikatler olsun bazı meşrebler olsun hemen kendisini överek benim ki iyi demektedirler; halbuki iyi olan benimdir der Rabbım; işte fikirlerimizde herkes iyilikler Rabbımındır demiş olsa nerde görürlerse onu alırlar, ve her Cemaat her Tarikat her birey böylece güzelliklerde birbirini ötekileştirmeden alıcı ve paylaşımcı; eksikliklerde de hata ve kusuru hep kendinde gören olurlar güzel olanda budur… Böylece Rabbım Ehline gidip ayetlerindeki hakikatleri ve en büyük hakikat olan İnsan-ı Asliyesini bulmayı cümle ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 24. AYET

اُنْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ 

OKUNUŞU          : Unzur keyfe kezebû alâ enfusihim ve dalle anhum mâ kânû yefterûn

.ZAHİR MANASI: Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve iftira edip durdukları şeyler (uydurma ilâhları) onları nasıl yüzüstü bırakıp kayboluverdi?

BATIN MANASI : İnsanı yüz üstü bırakan kendi idrak ve hakikatinin en dorusu budur deyişidir. Eğer ki bir insanı sırf kötüdür diye öldürmek istiyorsanız iyi bilin ki kötülerin bedenini öldürmek onları öldürmek değildir. Onların fikirlerini inanış idrak ve kabullenişlerinin değiştirilmesi o fikirlerin çürütülmesi ve öldürülmesi onları gerçekten öldürmektir. Bu gün herkes iyi bilmelidir ki; Allah şeytan dediği süfli nefse yani kötü düşünüşlere yani iyi olanların zıtlarına siz bir yere kadar geçerlisiniz ama unutmayınız ki; üstün gelebileceğiniz idraklara süfliyete meyyal olan nefislere zayıf olan beldelere vücut ülkelerine üstünsünüz ama bu üstünlüğünüzde en üstün biziz der iseniz unutmayın ki ben sizi de sınırlı idrakta yarattım yani merhametim gadabımdan üstündür demem; ne kadar kötü olursanız olun ben her geçen gün merhameti gadabını geçen Rab’bım; ve niyeti merhameti bildirmek için gadabında bilinmesi gerektiği için, tenzih deminde bilinme deminde O’na gadaba yani kötüye fazla izin vermiştir; görünme demine yani teşbihe geçince bu alem çok uzun yıllar merhamete gadabın çok üstünde izin verecektir. Tevhid’i daim yaşamaya başlayınca bu alem ise o zaman mülkünde kendinden başka olmadığının idrakının çok yüce ve insanlar adedince de çok fazla olduğu aleminde ise gadaba yani süfli tecellisine artık çok ihtiyaç kalmamış olacağından tıpkı Resurullah efendimizin vüct ülkesinde ve gerçek yaşamında olmayıp zihninde zıtlarının var olduğu hali gibi; yok denecek kadar az kalacaktır süfliyet; çünkü görevini tamamladıkça ona çok ihtiyaç kalmayacaktır, aydınlık iyice belli olunca karanlığa yer kamadığı gibi;  çünkü bilinmesi için zıtlarına da çok ihtiyaç vardır bu demde, görünmesi için ise bilindikten sonra süfliyete ihtiyaç azalır ve azalmaya devam eder; olunma deminde ise zaten bilinip göründüğü için siyahla beyazın farkı herkesçe çok net idrak edildiği için zaten bir daha siyahı yaşamaya gerek kalmadan beyazı bilmek ve yaşamak kolay ve tercih edilir olacaktır. Böylece zaman içerisinde süfli ilahlar olsun ulvi ilahların tenzih ilahları olsun, ulvi ilahların teşbih ilahları olsun bunların hepsi de; ulvi ilahların Tevhid ilahının yanında kaybolacaktır, tıpkı fikirlerin daha yücelerinin yanında kaybolduğu tebdil olduğu gibi. Rabbım cümle Ümmeti muhammede en kısa zamanda idraklarını tenzihten teşbihe ve ordan da hayal ve zanda olmayan bizzat bildikleri ve gördükleri kendi vücut ülkelerinden zuhura gelen Rablarına iman olarak; Tevhiden imanlarıyla Rablarıyla her nefes birlikte olmayı nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 25. AYET

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَفٖى اٰذَانِهِمْ وَقْرًا وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا حَتّٰى اِذَا جَاؤُكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذٖينَ كَفَرُوا اِنْ هٰذَا اِلَّا اَسَاطٖيرُ الْاَوَّلٖينَ 

OKUNUŞU          : Ve minhum mey yestemiu ileyk, ve cealnâ alâ gulûbihim ekinneten ey yefgahûhu ve fî âzânihim vagrâ, ve iy yerav kulle âyetil lâ yué’minû bihâ, hattâ izâ câûke yucâdilûneke yegûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn. 

ZAHİR MANASI: İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız.  Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler.

BATIN MANASI: Kalbin üzerine konan perde insan vücudunda hislerini hissetmekte zorlanmasıdır. Gayriyet ve gafler onun için perdedir. Kulağın üzerindeki ağırlık ise işitmek olan duygunun daha derin manalarını anlaması ve aynı zamanda duyduklarının gönlünde şuhud haline dönüşüp ona derin manalar derin anlamlarla gönlüne gıda olmasıdır bu işitmek olur; kulağın ağırlığı ise burada bu hakikatlerden uzak olmasıdır buda yine Hakk ve hakikatten uzak gayriyet vadisinde ve gaflette olmasındandır. Bunun için duymadan işitmeye, görmekten de kalp gözü olan basirete geçemeyenlere Kuran-ı kerim hikaye gibidir. İşte kulağını da gözünü de dolayısıyla kalbindeki gönlündeki yönelmeyi Rabbına yapmayanlar Hakk ve hakikate yüzünü dönmeyenlere ne söylense onlara masal gelir hikaye gelir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Hakk ve Hakikati hakkıyla idrak eden hakkıyla şuhud ve zevk edip layıkıyla Rabbına kull olan mazharlarından eylesin inşallah.








                    ENAM SÛRESİ 26. AYET

وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْپَوْنَ عَنْهُ وَاِنْ يُهْلِكُونَ اِلَّا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ 

OKUNUŞU         : Ve hum yenhevne anhu ve yen’evne anh, ve iy yuhlikûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn.

ZAHİR MANASI: Onlar başkalarını ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar.

BATIN MANASI: İçlerine Allah ve Resulune sevgi koymayanlar, kalplerindeki merhamet duygularını beslemeyenler; idraklarında hayal ve zanda bir Rabba inanmaktan öteye geçemeyenler; dünü bu güne getiremeyenler; tevhid üzere tahsil yapmayanlar, Fillerin Failini, Sıfatların Mefsufunu ve Vücudun Mevcudunu bilip görüp yaşamayanlar O’ mahzarlardan icraatını yapan Rabbımdır; Kur’andan olan; An’da Kurulan yani An’da tecelli eden;  yani anında zuhura gelenler karşısında hem yapacakları kulluktan hem de farkıyla muameleden haberdar olmamış olurlar; kendileri olmadığı gibi başkalarının da merak edip bu tahsillerde bulunmalarına da engel olurlar, çünkü herkes ve her yol ilahını en yüce idrak ve kabullenişlerini en yüce kabul etmiştir. Hal bu ki bildirildiği gibi, güzel olanları Rabbına eksik olanları kendimize vermemiz en güzel olandır, böylece güzeli de daha güzeli de en güzeli de Rabbımın olduğu için nerde görsem almalıyım ki Rabbımın olan yücelik ve güzelliklerde o tecellilerden istifade etmeliyim. Aksi halde istifade edemediğimde helak olanlardan olurum yani vücut ülkemde ulvi kabullenişlerle güzel ahlakı zuhura getiremediğimden, boş bardağa dolan hava misali olmayan ulvi alışkanlıkların yerini süfli alışkanlıklar alacağından bu da kişinin helakı olmuş olur… Rabbım cümle Ümemti Muhammede dünde; bu günde ve yarında bildirildiği üzere 7 noktanın 1 elif olduğu gibi dosdoğru olmayı nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 27. AYET

وَلَوْ تَرٰى اِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِاٰيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ 

OKUNUŞU          : Ve lev terâ iz vugıfû alen nâri fegâlû yâ leytenâ nuraddu ve lâ nukezzibe biâyâti rabbinâ ve nekûne minel mué’minîn.

ZAHİR MANASI : Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak” dedikleri vakit (hâllerini) bir görsen!

BATIN MANASI : İdraklar Tevhid idrakına, kabulleniş ve yaşamlar Tevhid idrakıyla; itikad, amel, muamele ve ahlak üzere olanları görmeye başlayınca; yeri ve görevi ne olursa olsun o günkü ayan-ı sabitesi de ne olursa olsun; içlerindeki ateş olan gerçek gönül huzurunu bulamamanın verdiği manevi huzursuzluk; layıkıyla idraksizlikler karşısında kendisine seslenir insan; dünya ya yeniden dönebilsem… bu hitab avam için bir hayalde zanda cehennemden tekrar amil olup ibadet ve taatını bolca yapmak olan bedenin dünyasına geri dönmek gibi görünse de; aslolan dünya ya dönmek zaten dünyada iken ahretimizi dünyada yaşadığımızın idrakına varma isteğidir. Kendimize aslımıza dönme isteğidir. Ölmeden evvel ölme isteğidir. O zaman dünya ya geri dönmek değil dünyada iken ahretimizi yaşama isteğiyle yalvardığımızı görmüş oluruz. Ve Rabbımızın ayetleri olan bütün Kuran-ı Kerimdeki ayetlerin öz olarak ya Efal Ayetleri ya Sıfat Ayetleri ya da Zat Ayetleri olduğu hakikatini, ve bize en büyük delil olan aslımızın delili olan 3 ayeti okuyup da aslımızı bulmak için, kendimize nisbet ettiğimiz bu Fiillerimiz bizim değil bu Sıfatlar bizim değil bu Vücut bizim değil diyerek, bizim olmayan bu vücuttan tecellisi ile Zatından Sıfatına, Sıfatından da Esma alarak Filleriyle Zuhra gelenin Rabbımız olduğu hakikati ile aslımızın Rabbımız olduğunu idrak şuhud ve zevk edip Rabbımızda baki olsak, biz dediğimizin onun mazharı sıfatı kulu olduğu idrakına varsak; ve böylece hayal ve zandan kurtulup bildiğimiz tecellisiyle gördüğümüz bir Rabbımıza iman etsek daha güzel olmaz mı? işte Resurullah Efendimizin halifelerinden olan Hz. Ali k.v’in dediği görmediğim Rabbıma ibadet etmem sözü; gördüğüm Rabbıma ibadet ediyorum’u anlatmak için olduğu anlaşılmış olur. Rabbım cümle Ümmeti Muhamede bu hal üzere olmayı ve tüm insanlığa da Ruhların bedenlerinden ayrılmadan evvel ölmeden evvel ölmeyi ve bu idraklarla bizzat bildikleri ve gördükleri Rablarına iman edip kull olmayı nasib eylesin inşallah.






                    ENAM SÛRESİ 28. AYET

بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ 

OKUNUŞU          : Bel bedâlehum mâ kânû yuhfûne min gabl, ve lev ruddû leâdû limâ nuhû anhu ve innehum lekâzibûn.

ZAHİR MANASI  : Hayır, (bu yakınmaları) daha önce gizlemekte oldukları şeyler onlara göründü (de ondan). Eğer çevrilselerdi, elbette kendilerine yasaklanan şeylere yine döneceklerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar.

BATIN MANASI   : Kişi kendisine neden yalancıdır ve geri dönse de neden yapamazlar; insanoğlu iyi bilmelidir ki bir davranışı kalıcı olarak alışkanlık haline itikaden, amelen ve muamelen ve kalıcı bir ahlak olarak kendimizde görebilmemiz için mutlaka o alışkanlığa uzun zaman devam etmeli samimi olmalı ihlasla devam edilmelidir. Eğer ki kişi sadece bunu bilgi olarak öğrenmiş ise iyi öğrendim bu bana yeter der ise işte o zaman kişi kendisine yalancı olur; çünkü o alışkanlığı bilmekle değil de yaşamak ve devam etmekle kalıcı olacağını bildiği halde yapmaması sadece bilmem yeter demesi zaten kendisini kandırması ve kendisine yalan söylemesidir. Bu gün bütün ilim sahibleri iyi bilmelidirler ki ne kadar bilgi ne kadar büyük ilimler elde etseler bile onları daim yaşamazlar ise tekrarıyla devam edilmez ise asla kalıcı olmayacak ve yaşam halini almayacaktır o güzellikler. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi bilmekten öteye şuhud etmeyi ve bilip gördüklerini de Tevhid ahlakı üzere daim yaşamayı nasib eylesin inşallah.









                    ENAM SÛRESİ 29. AYET

وَقَالُوا اِنْ هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثٖينَ 

OKUNUŞU         : Ve gâlû in hiye illâ hayâtuned dunyâ ve mâ nahnu bimeb’ûsîn.

ZAHİR MANASI: Derler ki: “Hayat ancak dünya hayatımızdır. Artık biz bir daha diriltilecek de değiliz.”

BATIN MANASI : Dünyevi fikirlerle yaşayıp aklı maaşın ötesinde bir fikre ve zikre amele sahib olmayanlar bedenlerinden ruhları ayrıldığında yoluna devam eden; Ruhlar aleminin vücutları olan latif vücutlarıyla ahiret yaşantılarını; fikirleri devam eden ahiret aklı olan aklı miad üzere ve aklı küll üzere olan latif vücutlarda ve onlarla aynı gönüle sahib olan kesif vücutların gönüllerinde devam edemeyeceklerdir. Bu yüzden de vücudun dışına dünya içine ahiret denir. Ölülerinizi dünya toprağının altında değil bu vücut toprağının altında bulduğunuzu gönlünüzdeki sevdiklerinize seslendiğinizde bulacaksınız, onların sizinle görüştüğünü göreceksiniz. Bunun için mutlaka bir tevhid tahsili ve kendi varlığınızı hakkın varlığında ifna etmeniz ve hakkın olan bu vücudun sırreti olan ahirette bulunacağını görmüş olacaksınız. Rabbım asıl öldükten sonra bedenden ayrıldıktan sonra fikirlerin yani latif vücutlardaki tecellilerin ne kadar devam edeceğini düşünen gönüllerden düşünenlerden eylesin bizleri; eğer ki Resurullah Efendimiz gibi bir Mürsel fikirle bütün aleme Rahmet fikriyle, duygusu hissiyatı ve aşkıyla yaşamıyor isek o zaman Resurullah Efendimizin Ruhaniyetine Ruhumuzu eriştirmiş yani Ruh birliğine ermiş değiliz demektir, ve dolayısıyla Ebedi bekaya ayak basmış olmamışızdır. Rabbım nasıl ki kendimiz için vücudumuzun en ufak bir zerresi için şifayı istiyor isek arayıp buluyor isek, bu aleminde zerreleri olan bütün insanlık için ayrı ayrı her birey için mutlaka şifayı istemeli onlara nasıl Rahmeti eriştireceğimizi de düşünüp yapmalıyız. Çünkü kendisi için istediğini başkası için istemeyenler henüz mümin olamamışlardır. Rabbım Elçisi olan Resurlu Ekrem Efendimiz ve aynı fikirde ve zikirde olan Sahabeyi Güzin ve yine yansıması olan Evliyaullah ve bu günkü Mürşid-i Kamillerdeki gibi aynı fikre hizmet eden aynı Zikirle Zikirdar, Fikirle Fikirdar Şükrüyle de Şükürdar olan kullardan kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.








                    ENAM SÛRESİ 30. AYET

وَلَوْ تَرٰى اِذْ وُقِفُوا عَلٰى رَبِّهِمْ قَالَ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ 

OKUNUŞU          : Ve lev tera iz vugıfû alâ rabbihim, gâle e leyse hâzâ bil hagg, gâlû belâ ve rabbinâ, gâle fezûgul azâbe bimâ kuntum tekfurûn.

ZAHİR MANASI : Rab’lerinin huzurunda durduruldukları vakit (hâllerini) bir görsen! (Allah) diyecek ki: “Nasıl, şu (dirilmek) gerçek değil miymiş?” Onlar, “Evet, Rabbimize andolsun ki, gerçekmiş” diyecekler. (Allah), “Öyleyse inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı!” diyecek.

BATIN MANASI : Allah’ın uluhiyetinde celal ve cemal esmalarını aldığı yerdeki adıdır Allah. Oradan tecelli eder Rububiyetine, Rububiyetine tecelli eylediğinde esma almamış haline Hakk denir. Rububiyetine tecelli eylediğinde orada bir irşad eden olmalıdır birde irşad olan çünkü bilinmesi için bir bildiren birde bilen olmalıdır, irşad eden yüzüne Rablık irşad olan yüzüne de kulluk denir. Rablık yüzünden irşad eden olarak Peygamberlerden, Sahabeyi Güzinden Evliyaullahtan bütün imamlardan bu günde Mürşid-i Kamillerden irşad eden olarak icraatını yapandır; diğer yüzüyle de irşad olan yüzünden de kullarından irşada mertebece ihtiyacı olanlardan irşad olandır. Tevhid tahsilinde Cenab-ı Allah dün İbrahim a.s’ın mazharından O’na gidenlere Zikir dersinden sonra 1. Telkinde bu Filler sizin değil Fena-i Efal telkinini, sonra bu sıfatlar sizin değil Fena-i Sıfat telkinini, sonrada bu vücut sizin değil idrakıyla Fena-i Zat telkinini yapar ve kulluk yüzünden irşad olmaya gidenler idrak ederler ki bu fiiler sıfat ve vücut bizim değilmiş. Fena olurlar yani idraken ölürler; sonra onlara Tecell-i Zat ile Vücut Vücudullah’ındır. Ondan bir cüzdür. Tecell-i Sıfat ile Sıfatlar mutlaktan bir cüz olarak bu mazharda tecelli edendir. Sonrada Tecell-i Efal ile bu filler de Zatından Sıfatlarına ordan da Esma alarak Filleriyle zuhura gelişi için olduğu idrak edilince; göreceklerdir ki dirilmekte Hakk imiş. Ölmeden evvel ölmek; idraksızlık halinde iken ölüyken zikirle dirilip, sonra fena eylediği Efal Sıfat ve Vücuduyla ölüp sonra tekrar diriltilip Hakkın varlığıyla var olup Hakka döndürüldüğüne şahid olacaklardır, tıpkı ayeti kerimede buyurduğu gibi, siz ölüydünüz diriltildiniz, sonra öldürülecek ve tekrar diriltilecek ve Rabbınıza döndürülceksiniz denmesi budur. Rabbım ızdırari ölüm gelip vücutları bulmadan ihtiyari bir ölümle ölmeyi ve Rabbına döndürülmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 31. AYET

قَدْ خَسِرَ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللّٰهِ حَتّٰى اِذَا جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا يَا حَسْرَتَنَا عَلٰى مَا فَرَّطْنَا فٖيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ اَوْزَارَهُمْ عَلٰى ظُهُورِهِمْ اَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ 

OKUNUŞU         : Gad hasirallezîne kezzebû biligâillâh, hattâ izâ câethumus sâatu bağteten gâlû yâ hasratenâ alâ mâ ferratnâ fîhâ ve hum yahmilûne evzârahum alâ zuhûrihim, elâ sâe mâ yezirûn.

ZAHİR MANASI: Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay hâlimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür!

BATIN MANASI: Bu gün Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar; tenzihi bir idrakla hayal ve zan üzere olup ve Tevhid anlayışından uzak yaşayanlardır. Oysa Tevhid ilminde Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapınca ne senin nede senden gayri hiçbir varlığın vücudu kendisinin olmayınca bütün bu vücutların sahibi Hakk olur; fakat olmayan vücudumuzla henüz biz diye ufakta olsa kalan bir idrakımızla varızdır. Ama aslında o biz dediğimiz idrakta onundur; hani burayı tam idrak edemeyenler için bütün mevcut onun olunca o mevcutlardan Tecelli Sıfat ile hayat sahibi olan ilim irade görme ve işitmesiyle icraatını gösteren kudretiyle de tekvinat olan devamlılığını gösteren Rabbımdan başka bir şey yoktur, hele birde tecelli Efal ile bu vücutlardan sübut sıfatlarıyla esmalar alıp göz esmasından görmek fiilini yapan, kulak esmasından işitmek fiilini yapan, dil esmasından konuşmak fiilini ve sair bütün aza ve cevahirle esmalar alıp icraatını yapanın O’ndan başka olmadığı bir idraka şuhuda ve zevke ermek O’nun huzurunda olmaktır, başka olmayan yerde aslında kendisi kendisinin huzurundadır; amma siz henüz O’n da O olup daim bir yaşama sahib olmadığınızdan idraken O’nda O olmak O olmak değildir… Bu yüzden insanoğlu bu idraklara ermesiyle O’nun huzurundadır. Yoksa hayal ve zanla ayrı bir Allah varda gökyüzünde her şey ve herkes O’nun huzurundadır değildir. Böylece insanlara bunu idrak etme günü gelip çatınca yani idraklar artık tenzihten teşbihe ve teşbihten de tevhid idrakına erişmeye başlayınca; Ehli olanlarda bu demde ehli olmayan ve diğerlerine zaman ilerledikçedir; bu gün nüfusa oranla %1 iken ahir denen; zamanın sonuna, gelindikçe bu oran %51 lere çıkacaktır, işte o zamana ahir zaman denecektir. Amma bu ahir zaman insanların ve alemin son olma zamanı değil idrakların sonlanma zamanıdır; yenilerine tebdil zamanıdır; yeni idraklarla tenzihi üzerine birde teşebihi idraka geçenlerin ahiretleri; bunu idrak ettikleri gündür, teşbihten de Tevhide geçenlerin ahiretleri de yine idrak ve zevk ettikleri gündür, toplumunda %51 yaşama geçtiği günde artık ebedi saadet demine; ahir zamana; yani dünya zamanının artık bittiği; an dilimlerinin gün yüzüne çıktığı zamana erişme zamanları da o günler olacaktır… İşte insanlar ömürlerince bedenen bu idraksızlıklarını günahlarını; yanı sıkıntıları iç huzursuzlukları yaşarken Ruhen de devam ettikleri gönüllerinde daha sonra gelecek neslin gönüllerinde Tevhide geçişleri süresince bu gün geçemeyenler; sevdiklerinin gönüllerinde geçinceye kadar; daha sonrası da onları sevenlerinin gönüllerinde geçinceye taki %51 ve daha fazla gönlün Tevhid idrak şuhud ve zevkiyle yaşanan bir alem zahirde görülünceye dek bu ruhen bu sıkıntıları devam edenlerde bu günahlarını yine kendi sırtlarında yani kendileri gibi olanların sırtlarında taşımasıyla çekmeye devam ederler çünkü yükü çeken beden değil içeride ki Ruh tur yani sıkıntı aslen içerdedir. Çünkü babanın cehaleti evladına sıkıntıdır, babanın her türlü imkansızlığı evlada sıkıntıdır, evladında evladına sıkıntıdır; bu bedenen akrabalar olan ailelerde olduğu gbi, ruhen akraba olan cemaatlerde tarikatlerde ve bazı hakikat meclislerinde olanlarda ve nesilleri olan onlardan sonra devam eden seleflerinde de o yükü o günahı o irfaniyet ve kemalatsızlığı çekmeye devam etmektedir. Taki toplumda irşad tenzihten teşbihe teşbihten de Tevhide geçinceye ve tevhiddeki yaşamında kendisini toplumun çoğunda gösterinceye dek. Rabbım bütün alemlere Rahmet olan Elçisi Resurullah Efendimizin Mürsel fikri olan bütün aleme Rahmet fikrini bütün insanlığın en yüce selamete ermesi fikrini benimseyen ve o fikirle fikirdar ve aynı fikirde zikirdar ve şükür ve hizmet ile de her nefes istikamet üzere olan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 32. AYET

وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذٖينَ يَتَّقُونَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ 

OKUNUŞU         : Ve mel hayâtud dunyâ illâ leıbuv ve lehv, ve leddârul âhıratu hayrul lillezîne yettegûn, efelâ tağgılûn.

ZAHİR MANASI: Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?

BATIN MANASI: İnsanoğlunu Allah’ı en üstün idrak şuhud ve zevk etmekten uzaklaştıran her şey oyundur eğlencedir. Dünya işte Allah’tan uzaklaştıran her şey olmuş olur… Amma idrakına varılınca bu alemde insana dünya değil alemi ahiret olur, varlık sahibi sen değil Rabbın olur ise o zaman ahirete gitmeden bu dünyada Rabbınızı bu mazharlarınızdan icraatıyla seyredersiniz. Böylece Allah’ı ahirette değil dünyada bulmuş olursunuz; İşte Allah’a karşı gelmekten sakınmakta bu varlık benimdir diyen Rabbımıza karşı çıkıyorsunuz sizde benimdir diyorsunuz bundan sakınmaya bunun Tevhid ilmi ile idrakına varmaya karşı gelmemek denir. İnsanoğluna defalarca böylece hitab ederek hala akıllanmayacak mısınız? yani ilimlerimden en yücesi olan Tevhid ile müşerref olmayacak mısınız? Bütün Peygamberlere bu ilim ile kendimi en layık gösterdim diyor siz ise hala bundan nasihat almıyorsunuz buyrulmaktadır. Rabbım bildirdiği gibi ehline gidip Rabbımızı en layık bilmeyi, bilerek görerek O’na ibadeti yani yakiin olmayı cümle insanoğluna nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 33. AYET

قَدْ نَعْلَمُ اِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذٖى يَقُولُونَ فَاِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلٰكِنَّ الظَّالِمٖينَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ 

OKUNUŞU       : Gad nağlemu innehû leyahzunukellezî yegûlûne feinnehum lâ yukezzibûneke ve lâkinnez zâlimîne biâyâtillâhi yechadûn.

ZAHİR MANASI : Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar.

BATIN MANASI : Zaten Hakk ve Hakikati inkar etmek mümkün değildir. İnsandaki yaradılış hakikati olan idraka dayalı bir latif vücut vardır, neyin iyi, neyin kötü olduğunu, neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu akıl sahiblerinden bilmeyen yoktur, fakat burada bildikleri halde yalanlamaları ise, Hakk ve Hakikat onun nefsine ters gelmektedir bu yüzden işine gelmediğindendir, bile bile yalanlama olan inadına yalanlamaktadırlar bu yüzden; işte elçisine bu günkü imam önder liderlere ve Mürşid-i Kamillere buyurmaktadır ki Rabbım; siz bundan üzülmektesiniz bunu biliyorum ama sizde bilin ki aslında seni yalanlamıyorlar işlerine gelmediğinden nefislerinin kurbanı olduklarından vücudu nefsin emrinde aklı nefsin emrinde kullandıklarından; bu gün para için yapmayacakları kalmıyor, çocukları kadınları yaşlı ve gençleri dahi, sırf emperyalizm olan sömürülerini devam ettirmek yalnız kendilerinin zenginliğine ve aç gözlerini doyurmaya çalışmalarından dolayı insana da saygıları kalmamış Hakk ve Hakikate dahi kulak kabartmaz hale gelmiş durumdadırlar; Rabbım bu halde bulunanların kalplerindeki negatif üretim yapan enerjiyi pozetif bir hale döndürmesini de yine kullarından yapacaktır; bütün dinlere mensub olanların yalnız samimi ve ihlaslı olanları ve yalnız iyilik için çalışıp Resurulu Ekrem Efendimizin Mürsel fikrinde yani bütün aleme bütün insanlığa Rahmet fikrinde buluştukları zaman ki yakındır, bunun ihtiyacının anlaşılması; işte o zaman pozetif bir enerji ile kalpler aleme hissiyat salınımı yapacaktır, buda bütün insanlığın kalplerini yumuşatacaktır. Rabbım zalim olanlara dahi bu zülmün bir gün kendilerini dahi heba edeceğini bir an önce hatırlatıp onları da heba olmadan hidayetine davet etsin idrak ettirsin inşallah. Rabbım cümle insanlığa nefsi idraklarında tanıyıp ruhu bir fiil yaşayacakları günleri yakiin eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 34. AYET

وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلٰى مَا كُذِّبُوا وَاُوذُوا حَتّٰى اَتٰيهُمْ نَصْرُنَا وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِ وَلَقَدْ جَاءَكَ مِنْ نَبَایءِ الْمُرْسَلٖينَ 

OKUNUŞU         : Ve legad kuzzibet rusulum min gablike fesaberû alâ mâ kuzzibû ve ûzû hattâ etâhum nasrunâ, ve lâ mubeddile likelimâtillâh, ve legad câeke min nebeil murselîn.

ZAHİR MANASI : Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur.  Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor.

BATIN MANASI : Dün peygamberlere, sonra Sahabeyi Güzine, Evliyaullaha ve bu günde Mürşid-i Kamillere olduğu gibi Hakk ve Hakikati bildirdiğinde işine gelmeyenler doğruluğunu bildikleri halde yalanlamaktadırlar hatta ve hata ileri giderek polemik konusu yapma ve daha da ileri giderek ruhen ve bedenen yaralamaya kalkmaları dahi olmuş ve olmaktadır. İşte bütün bunlar karşısında elçilerine ne büyük lütfu olan Allah demeden evvel en büyük lütfu olan Essabur’u yani sabrı böylece eriştirmektedir Rabbım; işte bu alemde insanoğluna en büyük lütfu sabırdır, Eğer takdir sahibi olan Tecelli Eden Zata sabredip layık bir sıfat mazhar ve kull olabilmek sonunda Rabbına kavuşmaktır. Tecelli Eden Tecelli ve Olunan bir olmuş olur artık. Böylece dün olanların haberleri yani aynıları bu günde olmakta ve seyredilmektedir. Rabbım Tecelli Zata layık Tecelli Sıfat ile Sıfatlanıp Tecelli Efaline mazhar olan âdemiyetini bulan kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 35. AYET

وَاِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ اِعْرَاضُهُمْ فَاِنِ اسْتَطَعْتَ اَنْ تَبْتَغِىَ نَفَقًا فِى الْاَرْضِ اَوْ سُلَّمًا فِى السَّمَاءِ فَتَاْتِيَهُمْ بِاٰيَةٍ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدٰى فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلٖينَ 

OKUNUŞU       : Ve in kâne kebura aleyke iğrâduhum feinistetağte en tebteğıye nefegan fil ardı ev sullemen fis semâi feteé’tiyehum biâyeh, ve lev şâallâhu lecemeahum alel hudâ felâ tekûnenne minel câhilîn. 

ZAHİR MANASI : Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma.

BATIN MANASI : İnsanlara Allah’tan yüz çevirmeleri karşısında; bir keramet gösterip de onları etrafında muhafaza etmeye gücün yetiyorsa göster; eğer güç kuvvet sahibinin öğrettiği bir ilim bir şuhud bir zevk bir hikmet formülü olmadan senden bunu yapan Rabbın olmadan asla bunu yapamazsın, fakat olaki bu haller senden açığa çıkar iken sen Takva olan yücelik ve güzellikleri Rabbına nisbet etmekten ayrılıp da ben gösterdim bu yücelik ve güzelliği deyip de etrafında toplayacak olur isen gün gelecek ve göreceksin ki senin de senin gibi düşünenlerinde gücü yetmeyecek; Allah dilemedikçe; hiçbir mazharın kendisi kendine varlık verip de kendi etrafında toplayamaz; Yalnız tecellisi ile Rabbım dilediği bir mazhar etrafında Habibim Halilim Kulum dediği bir mazhar etrafında toplanmasıyla istifade edilmesini ancaksın Rabbımın dilemesiyle olacaktır. Rabbımın hidayeteti kulun elinden olacaktır vesilesi o mazharlar olacaktır fakat; dilediği mazhar hangi mazhar ise onun elinden yapanda kendisi olacaktır, yani insanlar irfaniyet ve kemalatı olanlar arifler ve mürşidler bile asla kendisine varlık verip de asla benim ihvanımdır benim elimdendir benim sayemde oldu falan demesinler, Allah’ın dilemesi olan Zatından seçtiği mazharına yani kendi sıfatına tecelli eder o mazhardan esma alır, bu esma makam esmasıdır ve makamdan da fiileriyle açığa çıkar, kemalat mazharlarından irşadla görevli mazaharlardan İrşad makamından bizzat irşad edendir Rabbım. Rabbım Hakkı hal denilen sıfatlar olmadan görmekten, Halktan ayrı bir Rab hayalinden cümle Ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 36. AYET

اِنَّمَا يَسْتَجٖيبُ الَّذٖينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتٰى يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ ثُمَّ اِلَيْهِ يُرْجَعُونَ 

OKUNUŞU       : İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn, vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn.

ZAHİR MANASI  : (Davete), ancak (bütün kalpleriyle) kulak verenler uyar. (Kalben) ölüleri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi O’na döndürülürler.

BATIN MANASI : Kalben ölü olması zaten kişinin gerçek manada diri olmayışıdır. Yoksa bedenen diri olup da kalben ölü iseler zaten yer içer gezer, yaşayan ölüden farkı olmayanlardır. Toplumumuzda bedenen diri görünüp de kalbi Hakk ve Hakikat de Allah tarafından diriltilmemiş çok insan vardır… ve burada önemli olan ise şudur yalnız Allah diriltir buyrulmasıdır. İşte Allah nasıl kalben ölüleri diriltmektedir. İşte dün Resurullah Efendimiz zamanında olduğu gibi İbrahim A.S dan bu güne devam eden Tevhid inancı Tevhid ilmi ile diriltmektedir. Ve Allah Allah’lığıyla değil elçisi mazharından bunu yapmaktadır. Bu gün Tahsil olunan Tevhid ilminde 7 makam vardır. Fena Mertebeleri ve Beka Makamları; Fena Mertebeleri 3 dür. Beka Makamları ise 4 dür. Fena Mertebelerinde Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmakla kişi Fillerini, Sıfatını ve Vücudunu ifna eder yani kendisinin olmadığını idrak eder; yani zaten kendisinin değildir. Beka Makamlarında ise Tecelli-i Zat Tecell-i Sıfat ve Tecell-i Efal ile de varlık sahibinin olan bu Vücuttan Subut sıfatlarıyla tecelli edip, Esma alarak göz esmasını alıp gözden nasıl basiretle gördüğünü Fiilleriyle açığa nasıl çıktığını, Kulak esmasını alıp kulaktan nasıl işitmek Filliyle nasıl açığa çıktığını vesair bütün aza ve cevahirden nasıl işlediğini görmek mümkündür. “sen atmadın ben attım buyrulduğu gibi, Atması gereken yerde ulvi tecellilerde kendisi yapar işini, süfli olanlar ise mazharın isnad ve kabiliyetindendir; bakışındaki iki cibilliyet  gibi, bakışında nefsani bir bakış mı? vardır yoksa Hakkı mı? görmektedir. Eksiklik Allah’a nisbet edilmez. Böylece bizzat Allah Zatından Sıfatına tecelli ederek kalben ölü olanları Tevhid ilmi ile Zikir Ruhu üfürmekle Zikir Ruhu kadar, Efal Ruhu üfürmekle Efal Ruhu kadar, Sıfat Ruhu üfürmekle Sıfat Ruhu kadar Zat Ruhu üfürmekle de Zat Ruhu kadar diriltir; ve anlarlar ki kalben ölü olanlar bu varlık benim değilmiş Rabbımın imiş. Rabbım ölmeden evvel Ehline gidip Rabbımızın bizzat Hicr Sûresi 29. Ayeti kerimede buyurduğu üzere Ruhumdan bizzat ben üfürdüm buyurduğu gibi varlığı olmayan Hakkel yakin Mürşid-i Kamiller mazharından diriltilip Rabbımıza döndürülmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 37. AYET

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّهٖ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ قَادِرٌ عَلٰى اَنْ يُنَزِّلَ اٰيَةً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ 

OKUNUŞU         : Ve gâlû lev lâ nuzzile aleyhi âyetum mir rabbih, gul innallâhe gâdirun alâ ey yunezzile âyetev ve lâkinne ekserahum lâ yağlemûn.

ZAHİR MANASI : Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” (Ey Muhammed!) De ki: “Şüphesiz Allah’ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor.”

BATIN MANASI : Kalpleri dönmek istemeyenler ölüler kalpleri dirilmemiş; Zikir Ruhundan Efal Ruhundan Sıfat ve Zat Ruhlarından haberdar olmayanlar, hayal ve zanda bir Allah’a inandıkları için büyük bir keramet veya mucize görmekle ancaksın o karşılarındaki kişide hikmet var sanırlar, halbuki Allah’ın buna gücü yeter iken neden göstermez bunu; çünkü inanmayanlara keramet göstermek onları Allah’a değil karşılarındaki kişiye bağlar bu yüzden kula kulluk değil Allah’ın istediği Allah’a kulluktur. Rabıta kişiye değil bu yüzden Allah’a yapılır; işte bunu da ancaksın Elçisine bildirdiği ilim olan Tevhid ilmi ile bilmek ve bunun ne büyük bir mucize olduğunu tahsil ile Hakkı zahir görmenin nasıl bir mucizeye şahidlik etmek olduğunu ancaksın o zaman göreceklerdir. Yoksa Allah ehline öğrettiği hikmet ile bazı ehilleri yüce kabul edip onlara tabi olanlar da vardır. Takva üzere olmayıp yücelik ve güzellikleri Rabbımıza nisbet etmek yerine kendimize nisbet edip de mucizeyi gösteren olur isek o zaman takvadan ayrılmış ve helak olanlardan olmuş oluruz. Rabbım bütün tecellinin sahibi olarak aciz mazharlarından gösterdiği bütün yücelik ve güzelliklerle ancaksın kendisini bildirmekte ve aciz mazharlarının da kendine has bir varlıkları olmadığından o mazharlarından da sıfatlarından da kendisini seyreylemektedir. Rabbım en büyük mucizenin kendisine kendisinin seyir olduğunu idrak eden mazharlarından kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.






                    ENAM SÛRESİ 38. AYET

وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطٖيرُ بِجَنَاحَيْهِ اِلَّا اُمَمٌ اَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِى الْكِتَابِ مِنْ شَیْءٍ ثُمَّ اِلٰى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ 

OKUNUŞU          : Ve mâ min dâbbetin fil ardı ve lâ tâiriy yetîru bicenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ ferratnâ fil kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn.

ZAHİR MANASI : Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.

BATIN MANASI  : Yeryüzü nefis arzıdır, burada 7 ana cins nefsin hallerinde yaşayan canlılar vardır, insanlardan nefsin 7 merhalesiyle yaşadığı gibi, hayvanlarında aynı hallerde olanları vardır, iyi dikkat ederseniz ruhlarına, sureti hayvan sırreti insan gibi hayvanlar vardır. Gökte iki kanadıyla uçanlar ise Ruh mertebelerine sahib celal ve cemal tecellilerinin idrakında olan Tevhid mertebelerindeki 7 ana cins mertebe ve makamların hallerini yaşayanlar da vardır. Hangi mertebe ve makamda olur ise olsun 14 ana cinsin hali 15. Hal olan Mürşid-i Kamilin hali için hepsine vakıfiyet için gereken mertebelerdir. Bir Muhammedi kemale getirmek için bütün insanoğlunu malzeme kılan Rabbım sonunda da Rabbımın katı makamı en üstün kemalatıyla açığa çıkmak için bunun bilinmesi için hepsinin yerinde doğruluğu ve seyri için “GÖREREK BİLMEK” için açığa çıkmış. Bilinmeyi muradı aslında kendisini bilmemsi değildir. Olduğunu görerek seyri için bu alem devran eylemektedir. Onun için 15 cinsin tümünden açığa çıkışı 15. Makamdan seyreylemesi OLARAK GÖREREK SEYREYLEMESİDİR. Bunun için An’da Kurulan yani insan kitabında canlı yazılan ve âdemdeki bu halin alemde görüntüsü olan eksiksiz tecellilerini görmekle Rablerinin huzuru olan Rububiyetin İrşadın gayesi için hepsine gerek olduğu idrakının şuhudunun zevkinin ve yaşamının gayesini bilerek yaşamanın inancında toplanmak, bu fikirde daim bu idrakta daim, bu hal üzere daim bu hissiyatla hissedar olmakta daim olmak O’nun etrafında toplanmaktır. Asıl gaye işte aslına vuslat ile aslının gayesi ile bilerek görerek O’nda O olarak daim olmakla bunca teferruatın Rabbının huzuruna toplanması bunca aracın bir amaca, bunca idrakın bir gayeye bunca mevcudun bu birlik ve Olmaklığa hizmet etmesi aynı gönül huzurunda toplanmak, aynı huzurda olmak; Rabbıyla daim olmak huzurunda olmak için olduğu görülmektedir. Rabbım bu huzurda olmakla olunan huzur ve mutluluktan cümle Ümmeti Muhammedi hissedar eylesin inşallah.








                    ENAM SÛRESİ 39. AYET

وَالَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِى الظُّلُمَاتِ مَنْ يَشَاِ اللّٰهُ يُضْلِلْهُ وَمَنْ يَشَاْ يَجْعَلْهُ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ 

OKUNUŞU          : Vellezîne kezzebû biâyâtinâ summuv ve bukmun fiz zulumât, mey yeşeillâhu yudlilh, ve mey yeşeé’ yec’alhu alâ sırâtım mustegîm. 

ZAHİR MANASI : Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır.  Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.

BATIN MANASI : Gerçek ve hakikatleri niyetlere göre nefsin doğrultusunda mütala etmek ve yahut tamamen inkar etmek, kulağına değenleri ya tamamen duymayan yada duyduğunu idrak etmeyenler ile duyduğu halde dilini onların hakikatlerini bildirmek yerine değil de nefsine hoş gelenleri bildirmek yerine kullananlar da dilin hakikatine uymayarak yani dil Hakk ve Hakikati söylemek için yaradılmış ise bu dili hakikatine uygun kullanmamak da dilsizliktir. Tecelli eden Zat dileyendir ve tecellide Onundur, tecelli olunan ise dilediği yani kimi dediği yani mazhar ve sıfatlardır işte Rabbım bu vücut ülkesinde nefsin tecellileriyle de bizleri muhatab kılabilir ruhun tecellileriyle de ki bu gün ha keza bu durum da böyledir, insan vücut ülkesinde duygu ve düşüncelerinin iyilerine de gün boyunca muhatab dır zıtlarına da muhatabdır, farkında olmayıp da yap dediklerini yani iyi tecellilerini yapmayıp yapma dediklerini yani zıtlarını da yapan olur ise insanoğlu o zaman felakettedir, ama farkında olur ise vücut ülkesindeki her an’ın o zaman ise tecellilerin ulvi olanlarını yapıp süfli olanlarını da yapmaması ile de selamette olmuş olur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede vücut ülkesinden her an haberdar olmayı nasib eylesin inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 40. AYET

قُلْ اَرَاَيْتَكُمْ اِنْ اَتٰيكُمْ عَذَابُ اللّٰهِ اَوْ اَتَتْكُمُ السَّاعَةُ اَغَيْرَ اللّٰهِ تَدْعُونَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ 

OKUNUŞU       : Gul eraeytekum in etâkum azâbullâhi ev etetkumus sâatu eğayrallâhi ted’ûn, in kuntum sadigîn.

ZAHİR MANASI: (Ey Muhammed!) De ki: “Söyleyin bakalım. Acaba size Allah’ın azabı gelse veya size kıyamet saati gelip çatsa (böyle bir durumda) siz Allah’tan başkasını mı çağırırsınız? Eğer (putların size yararı dokunduğu iddianızda) doğru söyleyenlerseniz (haydi onları yardıma çağırın).

BATIN MANASI : Put insanın gerçek dışında hayal ve zanda bir ilah yaratmasıdır; yada en layık idraka göre bir aşağıdaki idraklar dahi ufak ufak putlardır; çünkü eksik olan taraf ve yönleri yine kapatan ufak hayaller ve zanlardır bunlarda büyük putlara göre ufak putlardır. İşte kıyamet olan ahir zamanın insanların bildiği gibi bir alemin sonuna doğru gitmek değil, insanları idrakları değiştikçe eski dünya yıkılacak yeni dünya kurulacaktır, idrakların kıyametleri kopacaktır. Buda zamanın bitmesi kabul eden halin dünya zamanıyla değil de artık an üzere her daim her nefes Rabbıyla birlikte olmaya başlayan insanlık artık dünya zamanını; yani vakti An’a taşıdığından eski zaman bitmiş yeni zaman başlamış olacaktır, kıyamet bu yüzden ahir zamandır, zamanın sonu da vakit diliminden An dilimine geçmektir. Rabbım bir an önce tüm insanlığı Tenzihten Teşbihe  ve Teşbihten de Tevhid’e taşısın idraklarını tebdil zamanlarını da vakitten An’a çevirsin böylece ilimden şuhud ve zevke de geçmiş olsunlar inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 41. AYET

بَلْ اِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ اِلَيْهِ اِنْ شَاءَ وَتَنْسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ 

OKUNUŞU        : Bel iyyâhu ted’ûne feyekşifu mâ ted’ûne ileyhi in şâe ve tensevne mâ tuşrikûn

ZAHİR MANASI: Hayır! (Bu durumda) yalnız O’na dua edersiniz, O da dilerse (kurtulmak için) dua ettiğiniz sıkıntıyı giderir ve siz o an Allah’a ortak koştuklarınızı unutursunuz.

BATIN MANASI: Bilmedikleri ve sıkıntıda oldukları durumlarla karşı karşıya kalınması insanoğluna zorluk ve zül gibi gelse de onun için kahır’ı; lütuf bilmeye yardımcıdır, çünkü yoldan çıkana kaza yapmak yoldan çıkmamayı hatırlamasına en büyük vesiledir, her zahir ve batın kazalar da bunun içindir, öyle ki işte nuzulen Allah için celal de cemal de kendisine yönelmeye hizmet etmektedir bu yüzden uluhiyetindeki celal ve cemal esmalarıyla Allah Allah’tır… Böylece tıpkı tövbesi için Nisa Sûresi 64. Ayeti kerimede elçisine gidip de bağışlanma dilemek ve elçisinin de kendine zülmedenler için bağışlanma dilemesi ile nasıl ki tövbeler kabul ediliyor ise, bütün dualarında niyazlarında kapısı elçisi mazharından Rabbına olmalıdır, yoksa hayaldeki zandaki bilmediği mazharını görmediği gökteki bir Allah’a dua etmek, adresi yazılmayan mektup gibidir, gider ve geri gelir adrese ulaşmaz. Rabbım böylece Rahman sıfatına mazhar olan kuluna mümin kulumun kalbimdeyim demesiyle o mazharın vasıtasıyla bana ulaşmanız zaten o mazharın varlığı olmadığı için Efalini Sıfatını ve Vücudunu Rabbına verdiği için, o mazhara geleni mazharın gözünden gören, oradan isteyeni o mazharın kulağından işiten ve isteğine evet deyişimi de kalbimden hissiyatımla tasdikleyip evet dememdir. İnsanoğlu Allah’ın Mürselleri, Nebileri Elçileri ve tüm Evliyası ve bu günkü Mürşid-i Kamillerine sıradan bir insan nazarı ile bakmaları eksik görmek olur, o mazharların kalbinde Rabları vardır. Layıkıyla kull olmak işte gönlünde Rabbını bulmak ve onun sözünün dışında bir icraat yapmamakladır, işte bu yüzden Allah diyor ki bana kull hakkıyla gelmeyin çünkü layıkıyla kulu olanın hakkını yemek Allah’ın hakkına dokunmak gibidir; hatta gibiden de ötedir. İşte “Evliyaya eğeri bakma kevni mekan elindedir, kimisine iman verir kimisinden iman alır” denilende budur; çünkü Allah layık olan mazharlarının eli ile kulağı gözü ve dili ile kendisini bildirmekte göstermekte ve seyreylemektedir, o varlıkları kendisine Ruhlar aleminde Rahman sıfatı seçmiş ve bu gün o mazharlardan irşadını yapıp durmaktadır. Rabbım kendisine layık mazharlar sıfatlar kullar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.









                    ENAM SÛRESİ 42. AYET

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا اِلٰى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَخَذْنَاهُمْ بِالْبَاْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ 

OKUNUŞU           : Ve legad erselnâ ilâ umemim min gablike feehaznâhum bil beé’sâi ved darrâi leallehum yetedarraûn. 

ZAHİR MANASI: Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık.

BATIN MANASI: Rabbım bu vücut ülkesinde Mürselliği, Nebiliği, ve Elçiliği bir tamam yaşamaktadır; Bir insanın Muhammedi olması Mürsel fikirde yaşamasıyla yani bu alemdeki herkese ve her şeye Rahmet olabilme fikriyle yaşamasından görülür, kendisine samimi olanlarından; Nebiliği kitab gönderilmesidir ki o da Kuran-ı Kerime göre yaşamasıdır, yani bilgileri ilim olarak Kitabından, şuhud ve yaşam olarak Ehlinden öğrenerek hafızasına almasıdır; Elçiliğini ise bütün Sıfatları ona mesaj getirir, göz gördüğünün bildirir elçidir, kulak işittiğini bildirir elçisidir kalp bütün duygularını ve hissettiğini bildirir elçisidir vesair bütün aza ve cevahiri ona vücut ülkesinde mesajlar getirir ehli bunlardan haberdardır, 12 burçtan gelen her bir halin ne mana ve mesaja geldiğini bilir; işte insanoğlunda Mürsellik, Nebilik ve Elçilik Resurullah’ın Ruhaniyetinin mevcudiyeti bir tamam vardır, fakat bunlardan haberdar olanlara Ehli Tevhidin tahsil talim ve yaşamıyla yaşamlananlara; bunları dinlemez yani onlardan haberdar olmaz iseniz onların bildirdikleriyle yaşamaz da kendi bildiğiniz ve nefsinizin heva ve hevesiyle yaşarsanız o zamanda sizlere yapmış olduğunuzun yanlış olduğunu zaten otomatik olarak bildirmesi de fillerinizin cibilliyetleri bozuk açığa çıkacağından zaten otomatik olarak sizleri zora sokacak yada o an hoş da gelse akıbeti kötü olacak bir zemine ve sonuca götüreceklerdir. Bu insanda hem maddi hem de manevi bir fakirlik yani kemalat eksikliğinin zuhuru zıttının tecellisi ile görülecektir, çünkü güneş doğarsa karanlık gider, güneş giderse de karanlık çöker; insanoğlu vücut ülkesinde Ruh güneşini doğurana dek eksiklerini Tevhid üzere gidermelidir, çünkü Ruh güneşi doğdumu asla batmaz doğar ve dolanır, zahir güneşler doğar ve batarlar fakat ruh güneşi Zatından doğar Sıfatlarında dolanır filleriyle de meyvesini gösterir, Rabbım Ehlinden Ruh güneşimizi doğurmanın formüllerini öğrenmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.









                    ENAM SÛRESİ 43. AYET

فَلَوْلَا اِذْ جَاءَهُمْ بَاْسُنَا تَضَرَّعُوا وَلٰكِنْ قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ  

OKUNUŞU           : Felev lâ iz câehum beé’sunâ tedarraû ve lâkin gaset gulûbuhum ve zeyyene lehumuş şeytânu mâ kânû yağmelûn

ZAHİR MANASI : Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti.

BATIN MANASI  : İnsanoğlu nefsinin hallerinin kendisine zarar verdiğini görmezde üstüne üstlük birde hoşuna gider ise o zamanda yapmış olduklarında devamlılık haline girerler ki o zamanda devam ettikçe kalplerde kalıcı olan nefsin halleri orada katılık körlük ve ayniyete yönelmeme yapar ki o zaman vay hallerine, bu gün dünyada bazı bu hallerle ta atalarından aile ve birlikte onlarla hareket eden akraba eş dost ve aynı fikirdeki başka aileler ve kurdukları konseylerle birlikteliklerle o kalplerinin hallerini kötülüklerini birleştirdikleri için; zulmün derecesi nefsin derecesi de artmış olacağından etki alanı büyüyecek ve daha çok insana ve aleme zarar vereceklerdir. İşte o kişiler bu yaptıklarına pişman olup da yapmaktan vazgeçmek olan fiili tövbelerini yapmazlar ise onlar dünyada mutlu ama ahretleri olan iç alemlerinde öldükten sonraki hallerimiz ne olacak dedikleri yerde ise vicdanen huzursuz ve mutsuz olacaklardır. İnşaallah tez zamanda bu hallerinden vaz geçerlerde zaten mülkün sahibinin olan nimetleri yalnız kendi nefisleri için değil de ihtiyaç sahibleri içinde harcarlar ise o zaman bir fiil tövbelerini yapmış ve selamete doğru adım atmış olurlar. Rabbım bu halde bulunan bütün insanoğlunun ölmeden evvel kalplerine yumuşaklık ilka buyurarak yüzünü bu alemde Hakk ve Hakikate dönmeyi nasib eylesin inşallah.








                    ENAM SÛRESİ 44. AYET

فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهٖ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَیْءٍ حَتّٰى اِذَا فَرِحُوا بِمَا اُوتُوا اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَاِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ 

OKUNUŞU          : Felemmâ nesû mâ zukkirû bihî fetahnâ aleyhim ebvâbe kulli şeyé’, hattâ izâ ferihû bimâ ûtû ehaznâhum bağteten feizâ hum mublisûn.

ZAHİR MANASI : Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.

BATIN MANASI : İnsanoğlu kendi isnad ve kabiliyetini geliştirdikçe zahir ve batın ilimler ile bu kapılar açılıp ona Rahmet yani kabiliyet iner; kabiliyeti böylece artar… Sonra bu kabiliyetleri onların hoşlarına gittikçe üstüne üstlük birde nefsin isteklerinde de bu kabiliyeti kullanmaya başlayıp da gerek zahir kazançlarında gerekse nefislerinin geçici mutlulukları olan kazançlarında çoğalmalar hoşlarına giderek devam ederek; şımarmaları zuhur ederse; sonra Tecelli-i İlahi, İlahi varlığın cemal tecellilerinin yanında bazen de Celal tecellileriyle de karşı karşıya kalmak olasıdır, bu zahiren bazen hastalık bazen kaza bazen de maddi kayıplar halinde görülebilir, bazen de manevi kayıplar olarak Ahlakı hamidiyesinde gevşeklik, hal tavır ve davranışlarında beğenilmeyen fiilerin çokluğu gibi; aklını fikrini hafıza ve diğer batın duygularını nefsin emrinde kullanması aklını kullandığı saha ile, hafızasında tuttukları ile bunların üzerinde fikir yürütüp faydasız icraatlar ile de nefse hizmetçiliğiyle manevi celal tecellilerine muhatab olurlar; o anda hoşlarına gitse de akıbetinde zarar etmiş olurlar; işte buralardan idrak edipte çıkmazlar ise, o zaman Rabbım onları bir anlık gafletleriyle yakalayıp, ansızın o dahası için ümitleri olan nefsin zirvelerinden bir anda aşağılara düşerek yıkılıp giderler, çünkü insanoğlu yalnız dünya heva ve hevesiyle yaşar ise Allah’tan uzaklaşır, oysa Allah için O’nda O olarak yaşam sürer ise o zaman dünyası da Allah olur ki; işte ne mutlu haldir o hal. Rabbım “Nefis o dur ki insanı şerre değil hayra ileten” olan o hayırda Rabbıyla dünyası Allah olan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.







                    ENAM SÛRESİ 45. AYET

فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذٖينَ ظَلَمُوا وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖين 

OKUNUŞU         : Fegutıa dâbirul gavmillezîne zalemû, vel hamdu lillâhi rabbil âlemîn.

ZAHİR MANASI: Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

BATIN MANASI: İşte bir önceki ayeti kerimede gibi kabiliyetlerini nefislerinin uğrunda kullananların işte öyle anlar gelir ki kapılar üzerlerine kapanır tecelliler artık nefislerinin istediği gibi olmaz; böylece insanlara zulmeden kabiliyetlerini nefsin isteklerinde kullananlar ve kullananların toplulukları konsey ve tür ve çeşitli birliktelikleri bir anda yıkılmaya başlar ve zaman ilerledikçe de yavaş yavaş kökleri kesilmeye yani eski kalıcı halleri tebdil olmaya başlar. Böylece Hamd alemlerin Rabbına yani bütün insanoğlundan bir anda haberdar olan yani bütün alemlerden bilgi ve haberdar olan Rahman sıfatına mazhar olan Rab mazharından Allah’a hamd ederiz. Hayalde zanda bir Rabba değil böylece aynı fikirde aynı duygu ve hissiyat da bir olan kendimizdeki Rabba hamd ederiz. Rabbım cümle insanoğluna Fillerini Fena ederek, Sıfatlarını fena ederek Vücudunu da fena ederek varlık sahibinin kendisi olmadığını idrak edip, Rabbını kendisinin olmayan o vücuttan icraatıyla filleriden zuhuratıyla görerek bilerek iman etmeyi nasib eylesin inşallah.








                    ENAM SÛRESİ 46. AYET

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَخَذَ اللّٰهُ سَمْعَكُمْ وَاَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَاْتٖيكُمْ بِهٖ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ  

OKUNUŞU        : Gul eraeytum in ehazallâhu sem’akum ve ebsârakum ve hateme alâ gulûbikum men ilâhun ğayrullâhi yeé’tîkum bih, unzur keyfe nusarriful âyâti summe hum yasdifûn. 

ZAHİR MANASI: De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır,  kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?

BATIN MANASI: Kulağımızı alması duyduğumuzun şuhuduna ermek için işitmemize engel olmasıdır, idrakımızı kapamasıdır. Gözlerimizi alması bakmak değil görmek olan içerideki basiret gözü olan kalp gözüyle şuhuden gördüğümüzü idraklı görmek manasıyla görmek derinliğiyle basireten görmek olan Rahman sıfatının bizden görmesiyle idrak etmek yerine; kalpleri mühürlemesi olan körelme yani zikirden uzak gayriyette bir yaşam ile tecellilerinin süflilerine mazhariyet ile uzaklaşıp nasıl o güzel hallere gelebiliriz. Ancaksın Rabbım Mürşid-i Kamil mazharından bizlere Ruhundan bir Ruh üfürür ise Zikir Ruhu ile dirilir Efal Ruhu ile Efalimizi ifna Sıfat Ruhu ile Sıfatları ifna Zat Ruhu ile de Vücudumuzu ifna ederek bu mühürleri bu 3 mührü ancaksın öylece kırar ve Rabbımızın bizdeki idrakı ve işitmesi ve basiretiyle nasıl ayetlerin farklı manaları farklı yüzleri batın manaları ilmi ledün olan özel tahsiller böylece su yüzüne gün yüzüne çıkmış olur. İşte ancaksın Rabbımıza verilen ifnalar ile zaten bizim olmayan bu vücutların Rabbımızın olması halinde nasıl işitiyor ve görüyor ise işte o zevklerde şuhud ve ilimde Rabbımızın olmuş oluyor. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede layıkıyla varlığını Rabbının varlığında ifna edip Rabbının Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelişinin seyrine mazhar olmayı nasib eylesin inşallah.








                    ENAM SÛRESİ 47. AYET

قُلْ اَرَاَيْتَكُمْ اِنْ اَتٰيكُمْ عَذَابُ اللّٰهِ بَغْتَةً اَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ  

OKUNUŞU         : Gul eraeytekum in etâkum azâbullâhi bağteten ev cehraten hel yuhleku illel gavmuz zâlimûn. 

ZAHİR MANASI   : De ki: “Ne dersiniz, Allah’ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı helâk edilecek?”

BATIN MANASI   : Kalbin mühürlenmesi ile gelen zulum ruha değil vücut ülkesinde nefse azap edecektir, fakat bunu nefis ehilleri hoşlandıkları bir halmiş gibi görecek fakat sonunda pişman olacaklardır, ruh ehilleri ise irfaniyet ve kemalat sahibi olduklarından hemen ilk tecellisinde o tecelliden bunu tanıyacak ve bunun azap olduğuna hemen şahitlik edeceklerdir. Örneğin kalpte merhamet duygusu yerine öfkeye müsaade edilmiş olsa nefis sahibleri bundan pek memnun olurlar, fakat zaman içerisinde öfke başkalarına galip gelsede bir zaman sonra kendisini de yiyip bitirecektir ve pişman olunacaktır. İşte böylece vücut ülkesinde nefsin fiil ve icraatlarının topluluğuna zalimler topluluğu ruhun fiil ve icraatlarının topluluğuna da Erhamerrahimin’den payesini alanların topluluğu denir. Böylece siz isterseniz zalimler topluluğundan olup ölmeden cehenneminizi ve zulmü bu alemde yaşar; ister iseniz de ruh topluluğundan olup cennetinizi ve Hakk ve Hakikatin Tevhid neşesini bu alemde yaşarsınız. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bu dünyada ahretini ve daim Ruhun tecellileriyle vücut ülkesinde hem dem olmayı nasib eylesin inşallah.










                    ENAM SÛRESİ 48. AYET


وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلٖينَ اِلَّا مُبَشِّرٖينَ وَمُنْذِرٖينَ فَمَنْ اٰمَنَ وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ 

OKUNUŞU         : Ve mâ nursilul murseline illâ mubeşşirîne ve munzirîn, femen âmene ve asleha felâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.

ZAHİR MANASI : Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.

BATIN MANASI : İnsanoğlu vücut ülkesindeki her tecelliyi birer elçi olarak kabul edip de yakinen takib eylese, ister cemal olsun isterse cellal olsun mutlaka kemal için olduğu, kemalat ve irfaniyet için gerektiğini iyice idrak eylemiş olsa her bir tecelli ona müjdedir, yeter ki o tecelliyi tanısın, bütün hislerini duygu ve düşüncelerini iyi tanısa, Kuran-ı kerimde yazılı olan “emr-i bil maruflar” yani iyiliklerin emir “nehy-i anil münkerin” yani kötülüklerinde yasak olduğunu, vücut ülkesindeki iyi his duygu ve düşüncelerin Rabbının yap dedikleri; kötü his duygu ve düşüncelerinde Rabbınca yapma denilen oldukları görülecektir. Bunu zat yönü ile vücudunda bilecek görecek ve yaşayacaktır.  Hayatında da uygular iken iyi olanın hem kendine hem de başkalarına faydalı olduğu zaman kullanacak; zararlı olanlarını da ne kendine nede başkasına zararı olduğunda kullanmayacaktır, böylece insan canlı bir Kuran canlı bir elçi canlı bir müjdeleyici olduğu görülmüş olacaktır. Çünkü Cenab-ı Allah en üstün en güzel habibim dediği varlık olarak insanı yaratmıştır, kendisini de en güzel insandan akıl fikir idrak nimetleriyle kendisinin olan bu güzelliklerin zuhur mahalli olarak seçtiği varlık insandır. Böylece kim nefsini bilirde Rabbını tanır ise onlara artık korku yoktur, yani korkacakları sonunu bilmedikleri bir davranışta kalmamıştır, idrakına varan artık ister hata yapar ister yapmaz kaldı ki zaten iman eden inanan insan da bile bile nefsine düşmedikçe aynı hata ve hataları da yapmayacağından zamanla yüzünü Rabbına dönecek Rabbının cibilliyeti güzel filleriyle sigbetullaha boyanacaktır. Rabbım bakıldığında boyamızdan tanınan fillerimizdeki güzellikle Rabbımızı hatırlatan elçisi ve elçileri gibi güzel ahlak sahibi olan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.








                    ENAM SÛRESİ 49. AYET

وَالَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ 

OKUNUŞU        : Vellezîne kezzebû biâyâtinâ yemessuhumul azâbu bimâ kânû yefsugûn.

ZAHİR MANASI: Âyetlerimizi yalanlayanlara ise, yapmakta oldukları fasıklık sebebiyle azap dokunacaktır.

BATIN MANASI: Kuran-ı Kerim de bütün ayetlerin aslı hakikatleri ya fiillerden yani icraatlardan bahseder yani Efal ayetleridirler, ya Sıfat ayetleridirler, Zat Sıfatlar üzerinden, Subut Sıfatlar üzerinden ya da Selbi sıfatlar yani kendimize nisbet edilen Sıfatlar üzeren işler, Ya da ayetler Zat ayetleridir, Mutlak Zatı Tenzihen, Mutlak Sıfatından Teşbihen Mutlak Efaliyle Tevhiden mülkünde başka olmadığından Mukayyet olan bu âdemde ve alemde  esmalar alarak icraatını sergileyişinden böylece bahseder, işte böylece ayetlerin bu asli hakikatlerini inkar etmek idraksizliğin şuhudsuzluğun eserleridir. İnsan kendisi deryadan bir damla iken kendi; damlayı tanımazda deryayı düşünür ise bilemez ve göremez hakikatini. Ama damlaya vakıf olur ise o zaman anlar ki damla ne ise deryada O’dur. Çünkü denizin neresinden bir damla alsanız h2o dur. Kendimizde bulunan Fillerimiz, Sıfatımız ve vücudumuz ne ise ilk çekirdekteki terkib de aynıdır, insanda ilk damladan hayvanlarda ilk damladan nebadat da ilk damladan cemadat da ilk damladan vücuda gelmiştir, ve hangisine bakarsanız bakın hepsinin de bir vücudu sıfatları ve sergiledikleri filleri vardır. İşte ayet demek En hakikatinde DELİL demektir, işte bize bizden daha delil ne olabilir, bu varlığın bizim olmadığını idrak etmekle; “çekil aradan kalsın yaradan” olduğunu vücudun sahibinin O olduğunu ve oradan Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak nasıl Filleriyle zuhura geldiğini görmüş oluruz bizden de gören ve kendisini her varlıktan seyreden yine kendisidir. Zat yönüyle görülmez ama sıfatlarından işiten ve görendir. İşte bunları emrettiği halde bunları bilmek istememek emirlerinden billdirdiği en büyük delil olan aslını bilmekten kaçmak fasıklığımızdır. Rabbım bildirdiği hakikatleri Ehli Tevhid üzere olan Hakkel Yakin Mürşid-i Kamillerden tahsil ederek, böylece bilerek görerek ve zevkle yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.






                    ENAM SÛRESİ 50. AYET

قُلْ لَا اَقُولُ لَكُمْ عِنْدٖى خَزَائِنُ اللّٰهِ وَلَا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا اَقُولُ لَكُمْ اِنّٖى مَلَكٌ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰى اِلَیَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِى الْاَعْمٰى وَالْبَصٖيرُ اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ 

OKUNUŞU          : Gul lâ egûlu lekum ındî hâzâinullâhi ve lâ ağlemul ğaybe ve lâ egûlu lekum innî melek, in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyy, gul hel yestevil ağmâ vel basîr, efelâ tetefekkerûn.

ZAHİR MANASI : De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?”

BATIN MANASI : Sıfatı, Elçisi, Mazharı, Kulu olan Resulu Ekrem Efendimizden ve ondan sonraki irşad mazharları olan Sahabeyi Güzinden, Evliyaullahtan ve bu günkü Mürşid-i Kamillerden Onlara intisab edenlere ve etmeyi düşünenlere ve dışardan taraflı ve tarafsız bakanlara hitaben o mazharların kendilerine has gücü kuvveti olmadığı, onların hikmet ve kerametleri olmadığı gaybı gelecek ve gizli olanları kendiliğinden bilmediklerini, latif kuvvelerden olmadıklarını kesif vücutlara da sahib olduklarını bildirerek; Rabbım diyor ki onlara o mazharlara sizler de insanlara bildirir iken söyleyin ki bildirileni dillendiririz. Yani tecelli Eden Rabbım, bildiren Rabbım dır, bizler Tecelli olunanız vahye mazharız bildirilene mazharız deyin diyor, yani derece ve makam ve mevkice nerede olur ise olsun bütün Allah dostları yalnız kuldur mazharıdır elçidir varlıkları kendilerinin değildir, onlarda bildirileni bildiriler, bir ayeti kerimede peygamberleri birbirine tefrik etmemek olan elçilik yönünün aynılığı ile üstünlüklerinin olmadığı fakat bazılarını bazılarına üstün kılmanın da görevleri yönü ile olduğuna işaret eder iken dahi yinede o mazharlarda değildir üstünlük görev yerlerinde mazharları kulları kullanan benim der Rabbım böylece.  İşte görmeyenle gören bir olur mu? der iken de bunları Tevhid üzere idrak edenle kendisine varlığını nisbet eden bir midir? diyor, birisi bu filler bu sıfatlar bu vücut benim değildir deyip, kendisinden açığa çıkan icraatıyla cibilliyeti güzel fillerden icraatını yapan zahirim diyen Rabbını görmüş; diğeri ise kendisine varlık vererek hayalde zanda görmediği bir Rabba iman etmiştir, bunlar hiçbir olurlar mı? vesselam. Rabbım bildirdiği üzere bilmeyi gösterdiği üzere görmeyi yaşayıp yaşattığı üzere yaşamayı cümle Muhammed Ümmetine nasib eylesin inşallah.

Verified by MonsterInsights