ENAM SÛRESİ 101. AYET
بَدٖيعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَنّٰى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَیْءٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Bedîus semâvâti vel ard, ennâ yekûnu lehû veleduv ve lem tekul lehû sahıbeh, ve halega kulle şeyé’, ve huve bikulli şey’in alîm.
ZAHİR MANASI: O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O’nun bir eşi olmadığı hâlde, nasıl bir çocuğu olabilir? Hâlbuki her şeyi O yarattı. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI: Yerler nefis mertebeleridir gökler Ruh mertebeleri olan Tevhidin 7 mertebesidir. Nefsin merhaleleri de 7 dir, Ruhun makamları da 7 dir; çünkü bir ayeti kerimesinde yine Rabbım yer ve göğü 7 kat yarattığını buyurmakla insanoğlunun süfliyete doğru inildikçe de 7 ana çeşit olduğunu Ruh yönüne yüceldikçe de 7 çeşit olduğunu görmemiz zaten buyrulanın aslı hakikatidir. Ve aynı zamanda bu ayeti kerimede bunların örnekleri yok iken yaradılması ise zahiren ne yer ve gök henüz mevcut idi, nede insaoğlu ve onda gizlenecek bu mana; nefis ve Ruhun halleri henüz yok idi, bunlar zahiren henüz yok iken bunları idraken mevcut kıldı, yani kendisine bunları zahir vücutları ve mana vücutlarıyla henüz halk etmeden kendisine bunlar zahir idi bilinen görünen ve Zatında mevcut olanlar idi; zaten bilinmekliğini muradı ile bunlar kesret vücutlarıyla giydirildi ve kesretin manasıyla da ruhlar ruhaniyetler vücutların içerisinde giydirilmiş oldular, fakat henüz bu halde değil iken de yine mevcut olanlar Allah’ta bi tamam var idi, aynı zamanda burdan alınan ışık ilede aslı hakikatinde yoktan değil her varlık için de VARDAN VAR OLDU demek daha doğru olur, henüz görünmez iken görünür oldu demek var idiler görünmüyorlardı şimdi görünür oldular demektir. Dolayısıyla da var dan var oldular denir. Allah’tan şekil ve esmaları değişerek farklı şekillerde ve esmalarda zuhura geldiler, tıpkı bir çekirdekten gövde şeklini alınca gövde ismiyle, dal şeklini alınca dal ismiyle, yaprak şeklini alınca yaprak ismiyle, meyve şeklini alınca da meyve ismiyle bir çekirdeğin zuhura gelmesi gibi. Her şey ilk mevcuttan zuhura gelmiş ise ilk mevcuttaki zuhura gelmemiş haline Allah denir, orada her öz her damla tek damla tek öz tek mevcut iken adına Allah denir… Orada henüz başka bir şekil başka bir isim alması mümkün değildir. Tıpkı hepsi tek çekirdekteyken komple ağaca çekirdek denmesi gibi. İşte orada başka bir halk oluş olmadığından orada onu görecek ne varlık ne göz nede bir tecellisi vardır, böylece Allah Allah’lığında başka bir varlığı halk eylemediğinden Allah’lığıyla da sineğin dahi kanadını kıpırdatmaz çünkü Allah Allah iken henüz sineğe tecelli etmemiştir. Yani sinek yoktur, ne zamanki gizli hazine bilinmeyi murad eyledi o zaman işte o mevcutta o özde ilk damlada ne varsa ana özler olarak 4 damlaya bölündü, insanlar insan damlasından Ruhu İnsanat, hayvanlar hayvan damlasından Ruhu Hayvanat, bitkiler nebadat damlasından Ruhu Nebadat, cemadat cemadat damlasından Ruhu Cemadat halinde ilk özleri ile vücuda geldiler, sonra her birisi kendi cinsinde tür ve şekli renk ve farklarıyla çoğalarak bu günkü mevcudatı vücuda getirdi getirmekte ve getirecekte; böylece bir çekirdekten bunca meyve zuhura gelmiş oldu, teşbihen; çekirdek, öz, Allah çekirdeği, Hakk çekirdeği olunca; işte orada bütün mevcudatın meyvesini görmek mümkündür; ama bir tek o çekirdek bütünü bünyesine barındırır iken bu gün zahiren hangi cins ise orada kendi cinsi görülmektedir, fakat insanda kendi cinsinden zuhura gelmeye devam etmekte olmasına Rağmen mana yönüyle bütün mevcuda ta camidir, Allah’ın Hüviyet ve Eniyetini kendisinde cem edendir. Rabbım bu kadar yüce yarattığı insanoğlunu layıkıyla anlamayı layıkıyla bilmeyi İnsan-ı Asliyemizi bulmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 102. AYET
ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَیْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ وَكٖيلٌ
OKUNUŞU : Zâlikumullâhu rabbukum, lâ ilâhe illâ hû, hâligu kulli şey’in fağbudûh, ve huve alâ kulli şey’iv vekîl.
ZAHİR MANASI : İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. O, her şeye vekil (her şeyi yöneten, görüp gözeten)dir.
BATIN MANASI : “LA İLAHE İLLALAH” LA yok demektir, İLAHE ilah demektir, İLLAHLAH illa Allah demektir. Şimdi bakın LA İLAHE demek İlah yoktur demektir. İllallah İlla Allah vardır demektir. Yani hayalde zanda bir ilah yok; ondan başka yoktur İlla O vardır demektir. Ama siz kendinize ayrı bir varlık verip Allah’a ayrı bir varlık verirseniz bir siz varsınız birde Allah var dersiniz bu iki ayrı varlık var demek olur ki işte bu şirktir. Peki iki ayrı varlık yok ise biz O’muyuz derseniz buda kendinize O demek olur ki buda küfür olur o zaman nasıl idrak etmeliyiz ki ne şirk işleyelim ne küfür, işte onu şöyle idrak etmek gerekir, mülkünde O’ndan başka yoktur bu varlıklar onun Mutlak Zatı değil Mukayyet Sıfatlarıdır bunlardan açığa çıkar, yani ne şirk ne küfür işlememek için benden açığa çıkandır derseniz hayalde zanda bir Allah’a iman değil kendinize de O demeden sizden icraatını yapandır demek Tevhid etmektir. O zamanda dikkat edilecek husus şudur, sizden iyi bir fiil zuhura gelirse Rabbıma nisbet edilmeli, kötü eksik bir fiil zuhura gelirse nefsimdendir benim eksiğimdir denilmeli, çünkü eksiklikler Allah’a isnad edilmez SÜbhanallah… Böylece “lailaheillah” demek hayalde zanda bir ilah yok benden zuhura gelen Rabbım var demektir. Mülkünde O’ndan başka olmayan ben dediği mazhardan ve diğer mazharlarından filleriyle zuhura gelen Rabbımdır demektir doğru olan, çünkü namzada bile bir ok ayeti kerimede de yarısını sıfatının diliyle seslenir hamd eder diğer bölümlerinde de işittim der aynı vücutta böylece görüşme devam eder… İşte böylece her varlığa özünden tecelli eden Rabbım hayat ve enerjisiyle “vel hayyul kayyum” hayyumiyeti hayatı yani oksijenle vücuttaki diriliğidir. Kayyumiyeti ayakta tutması enerjisidir vücuttaki güç ve kuvveti ve sağlayacağı iradesinin muradına göre hareketidir. Bu hayat ve enrjisiyle vücutta ne yapacak ise evvela tecelli eder ve hissinize düşürür hissettirir sonra hisler duyguya dönüşür duygularda fikirlere dönüşerek vücutta bildirilen fikre göre hareket eder, fakat her türlü celal ve cemal tecelliye mazhar olan vücut bu her türlü fikirlerin iyi ve kötüleri yani “emri bil maruf” olan yap dediği iyiliklerin bilgileri ve “nehy-i anil münker” olan yapma dediği kötülüklerin bilgileridir, bunların hangilerini seçip yapmak veya yapmamak o mazharın isnad ve kabiliyetine bağlıdır, Rabbım aslı hakikatinde bütün tecellileri o vücutta tecelli ettirmesinin gayesi o mazharın irşad olması içindir. Fakat insan nefsini bilip Rabbını bilmek irşad olmak yerine her gelen tecelliye sonucunu düşünmek sizin uyar ise nefsin emrinde bir yaşam sürmüş olur, oysa biraz tefekkür etse insan neyin iyi ve hayırlı sonuç vereceğini kendisine ve karşısındakine o alacağı kararın faydalı mı? zararlı mı? olacağını bilir; fakat düşünmez… Oysa Rabbım ayeti kerimelerinde çok çok fazla yerlerde siz düşünmez misiniz? Diye de ikaz eylediği insanoğlu ne yazık ki düşünmeden hareket etmektedir. Rabbım böyle açık ve net bildirdiği aynı vücut içerisindeki tecellilerinin asla ne bize nede bizden gayrı hiçbir varlığa zararlı olanlarını yapmamayı bize ve bizden gayri varlıklara faydalı olanlarını yaparak ümmeti Mühammede ve tüm insanlığa en faydalı insan olmayı cümle kullarına nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 103. AYET
لَا تُدْرِكُهُ الْاَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْاَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطٖيفُ الْخَبٖيرُ
OKUNUŞU : Lâ tudrikuhul ebsâru ve huve yudrikul ebsâr, ve huvel lâtîful habîr.
ZAHİR MANASI : Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
BATIN MANASI : İnsanoğlu baş gözüyle gördüklerinin idrakıyla Rabbını layıkıyla bilemez ama o basiret gözüyle bakışla kişiden görendir. Gören tecelli eden olunca tecellisini seyreden olur, ve tecellisini seyreden de tecelli eden olursa hakkıyla tecellisini zaten tecelli etmeden evvel bilen ve bildiğini bilinmeyi muradıyla açığa çıkarandır, en gizli olanlar da sır dır; insanlar dereceten sırlara vakıf olurlar, örneğin ilk okul talebesine 1 bilinmeyenli denklem sırdır, ortaokul talebesine 1 bilinmeyenli sır değildir artık ama 2 bilinmeyenli sırdır, lise talebesine ise 2 bilinmeyenli sır olmaktan çıkmış fakat 3 bilinmeyenli bu kez sır olmuştur; fakat üniversiteye geçen bir talebeye ise 3 bilinmeyenli de sır değildir o her sırra vakıftır artık; işte sınıf sınıf derece derece vakıfiyeti arttıkça yani kişideki kendi varlığını hakkın varlığında ifna edince varlık sahibi Rabbı olunca; Rabbı tecelli Sıfat üzere tecelli edince artık tecelli eden’e sır kalmaz bilinmesini istediğini bildiği için açığa çıkaran olur; böylece ayeti kerimesiyle de desteklediği “Allah’a sır yoktur” hitabını bu ayeti kerimeyle de taçlandırmış olur; böylece de her şeyin hakkını veren de olduğu için Hakk mertebesinde hakkıyla bilen olmuş olur. Rabbım nefsini bilip Rabbını bilmeyi, Rabbını da layıkıyla Rabbıyla bilebilmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 104. AYET
قَدْ جَاءَكُمْ بَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ اَبْصَرَ فَلِنَفْسِهٖ وَمَنْ عَمِىَ فَعَلَيْهَا وَمَا اَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفٖيظٍ
OKUNUŞU : Gad câekum basâiru mir rabbikum, femen ebsara felinefsih, ve men amiye fealeyhâ, ve mâ ene aleykum bihafîz.
ZAHİR MANASI: Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.
BATIN MANASI: Bu gün bütün inanalar Allah’a vuslat etmekte hicaplarını açmaya gayret göstermektedir, kimileri bunu boyun borcu olarak yapmakta, kimileri bunu bol bol ibadet ve taatla yapmakta, kimileri de fikirsiz zikirlerle yapmaktadır; her nefis kendisni bilicidir, bu metodların her birisi güzeldir yerinde doğrudur, fakat ayeti kerimelerde de yazmasına rağmen namaz insanları fuhşiyattan kötülüklerden korur demesine rağmen neden bunca boyun borcu, bunca bolbol kılınan namaz, bunca zikirlerle yapılan ibadetler yapanları tamamıyla kurtaramamaktadır; burada bir fikir eksikliği olsa gerek; burada idrak edilemeyen gözü açılmayan yönler olsa gerek; bunlar nelerdir, bunları çok iyi tesbit etmek hem bizlere hem de bütün alemi islama faydalı olmak içindir. Bir kere bilinmelidir ki Nisa Sûresi 79. Ayeti Kerimede “Sizden iyi bir şey zuhur ederse bu Allah’tandır” yani hangi mertebede olursa olsun cemaatte şeriat seviyesinde tarikat ve hakikat mektebinde de olsa her güzel evvela bilinmelidir ki Allah’ındır, bunları kendimize nisbet edip de ben iyiyim o kötü, benim güzel onun değil gibi sözlerden idraklardan ve benliklerden geçmemiz gerekmektedir, bize düşen o ayeti kerimenin devamı olan “eksik bir şey zuhur ederse nefsimdendir” kısmıdır yani herkes kendi eksiğiyle uğraşacak, birbirinin eksiğini de dillendirmeden, işte bu aşamadan sonra güzellik Allah’tan olunca onu fıkıh seviyesinde de görsem almalıyım, hadis seviyesinde de görsem almalıyım ayetten de almalıyım, zahirini de almalıyım batınını da almalıyım, onu vücut ülkemde gösteren yeriyle de en hakk ve hakikati üzere de bilmeli ve yaşamalıyım diyen bir islam anlayışına ihtiyaç vardır. İşte bu güzellileri ilimle şuhudla ve zevkle kim idrak ederse kendi yararına kimde bunları idrak edemez ise kendi zararınadır; ne cemaatin imamı kendisi olduğu yerde yetinmeli nede talebeleri için bu sahanın dışı yoktur denmelidir. Diyanet ve alimler birliği islamı herkesin yararına açarak; imamları da benliğinden kurtararak yalnız Allah menfaati için en ortak paydada buluşturup en güzel mekteb olan insan yetiştirme mekteblerini kurmalı, irşadda evvela nefsinden kurtardıkça ilim alınmalı ve mütevazi bir alim olmayı evliyaullah gibi olmak öğretilmelidir. Yoksa nefsi duran hakkıyla Rabbını bilmeden ilim alanlar gibi o nefisle ancaksın zalim olunabileceği hakikati de günümüzde asla ve asla göz ardı edilmemelidir. Rabbım bu hakikatler üzerine bütün Ümmeti Muhammede bildirdiği gibi yap denileni yapınca faydasına, yapmayınca da zararına olduğunu bildirmiştir, kaldı ki zaten bekçiye de gerek yoktur; her şey belli ise kul mazhar; seçmekte ve kendi eliyle seçtiği başına gelmektedir; zaten başına gelmekte olan başındayken o bilgi fikir iken kararı alması zaten o hayırsa hayrı ekmesi ve biçesidir, şerse de o fikri kabullenişiyle beraber o şerri ekmesi ve biçmesidir. İşte herkesin kendi bekçisi de böylece kendisidir. Rabbım bütün ümmeti Muhammede bekçisi olduğu vücut bostanında Hakk ve Hakikatleri ekip biçmeyi ve biçtikleriyle de herkesi istifadelendirmeyi böylece selamet üzere daim yaşamayı bizlere ve bütün insanlığa nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 105. AYET
وَكَذٰلِكَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ وَلِيَقُولُوا دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ve kezâlike nusarriful âyâti ve liyegûlû deraste ve linubeyyinehû ligavmiy yağlemûn.
ZAHİR MANASI : Onlar, “Sen iyi ders almışsın” desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur’an’ı) açıklayalım diye âyetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.
BATIN MANASI : İrşadın çeşitliliği zahirin ve batın gerekliliği, ve bilen ile bilmeyenin farkı için deliller sunulmaktadır. Rabbım Kuran-ı Kerimin de her idraka vereceği nimetlerini sunmuştur, irşadında dereceten avamdan arife; şeriattan hakikata her merhale ve her mertebede irşadı mevcuttur, bir de aslolan bileni göstermek için iyi ders çalışanı yani nefsini bilip Rabbını bilenleri göstermek için de toplumlara işaret ederek işte bilen olarak iyi ders çalışanlar olarak bu rehberler sayesinde yani Resulu Ekrem Efendimizin ben size Kuran-ı Kerimi ve Ehl-i beyt’imi bırakıyorum dediği gibi bu gün aynı Kuran-ı Kerim ve Mürşid-i Kamillerle irşad devam etmektedir. Çünkü Ehl-i Beyt demek yanlı soyundan gelen demek değildir, yolundan gelende Ehl-i beytidir, hem soyundan hem yolundan gelen daha yücedir. Fakat bu gün akraba olup da bir babanın bile iki evledının aynı olmadığı devredir, Müslüman görünüp de para ve hırs uğruna her türlü fitne ve fesadın her türlü oyunların döndüğü dönemdir, hırs uğruna insanları ölüme terk etmenin dahi görüldüğü en büyük ayaklanmaların hatta ihtilallerin bile görüldüğü dönemdir. Rabbım insanoğlunu nefsine düşmekten hırs ve tamah duygularının emrinde bir vücutta hüküm sürmekten muhafaza buyursun, bir an önce Ehli Tevhidden Ehli Beytinin Ehil olanlarından İnsan-ı Asliyesini öğrenmeyi cümle İnsanoğluna nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 106. AYET
اِتَّبِعْ مَا اُوحِىَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكٖينَ
OKUNUŞU : İttebiğ mâ ûhiye ileyke mir rabbik, lâ ilâhe illâ hû, ve ağrıd anil muşrikîn.
ZAHİR MANASI: Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a ortak koşanlardan yüz çevir.
BATIN MANASI: Rabbinden vahyedile uy Allah’a ortak koşanlardan olma… Bu ayeti kerimenin iki bölümünde de neden Allah demiyor ikisinde de Rab demiyor; ayet Rabbinden bildirilen vahyedilene uy, Allah’a ortak koşma diyor; neden acaba farklı esma kullanılıyor bunu hiç düşündük mü? Allah neredeki esmasıdır Rab neredeki esmasıdır, Allah Allah’lığıyla ne yapar yada yapmaz; Rablığıyla nasıl mesajını vahyini bildirir, bunlar çok üzerinde düşünülecek konulardır, eğer biz Kuran-ı Kerimi okur iken ayetlerin en az üçte birinde “hatta en ince mütefekkürler için her ayette” siz düşünmez misiniz? tefekkür etmez misiniz? düşünenler için ibretler vardır, hikmetler vardır, Rabbım bunu böyle istedi gibi bizi düşünmeye sevk eden ayetler o kadar çoktur ki; fakat ne hikmetse biz hemen okuyunca anladık deriz ve Kuran-ı Kerimi bizim anladığımızla sınırlarız; bu çok büyük bir yanlıştır; birincisi Resulu Ekrem Efendimizin hadisi şerifi ile “her ayetin bir zahiri birde batını vardır, batınında yedi batına kadar batını vardır” buyruluyor; bakın tefekkür sahası o kadar geniş ki aydınlatmayacağı asır yok; ve sahanın zahiri ile uğraşmaktan da ömür bitiyor bırakın zahiri hele yüzüne bakmayanları sormayın gitsin, Rabbım herkese yardım eylesin kalplerine yumuşaklık ve her sevgiden evvel Allah sevgisini koysun, toplumun Allah’ı sevmekten evvel o kadar seveceği şeyler olmuş ki sormayın gitsin bu gün herkes gönlüne sorsa… ki her nefis kendisini iyi bilir Allah sevgisi diğer sevgilerinden önce mi geliyor sonramı bunu bilir, eğer kendini kandırmaya kalkıyorsa yaptığı yaşantısına baksın onlar gerçeği söyler, ne kadar zaman ayırdığını ve itikadında amelinde muamelesinde ve ahlakındaki hali söyler hakikatı yaşamı aynasıdır… Velhasılı Allah; Allah’ın Uluhiyetindeki adıdır, burada yalnız Celal ve Cemal’i ile vardır; burada henüz bilinmeyi murad eylemiş ama hiçbir varlığı halk etmemiş kendi özünde mevcut olduğu ve hiçbir varlıkta vücuda gelmediğinden Allah’lığıyla hiç birşey yapmadığı halidir ilk mevcut ilk öz ilk varlık mutlakıyet ve zat ve her bir mevcut İnsanat, Hayvanat, Nebadat ve Cemadat’ın tümünü bünyesinde bir damla halinde mevcut olduğu halidir. Bu halini görmek mümkün değildir çünkü orada henüz hiçbir varlık vücutlanmamış sıvıdır gözleri de bu günkü göz gibi halini almış değildir bu yüzden mutlak zat görülmez vardır denir iman edilir. Bilinmesi gereken hepimiz o özde mevcut idik, tıpkı bir dedenin sperminde 100 yıl öncesinde 30 tane evladı torunu ve torunlarının torununu cem ettiği gibi. Aslı hakikatin biz yoktan değil vardan var olmuşuz; Allah vardı O’nda bi tamam her şey vardı ama ilk demde görünür değil idi şimdi şimdi yeni yüzleriyle görünür olmaya ve olacak olmaya devam etmektedirler… işte Bu Allah’ın Uluhiyetidir Allah var başka yok demidir. Zat ve mutlakıyetidir. Birde bu demden sonra bilinmeyi murad edip, gizli hazineliğinden açığa çıktığı dem vardır çekirdeğin ağaç olma demi gövde dal yaprak ve meyve demi… Allah Uluhiyetinden Rububiyetine tecelli etti, Rububiyetinde esma almamış haline Hakk dendi, yani her şeyin hakkını veren manasında Uluhiyetinde Celal ve Cemali ile var olan Allah her şeyin hakkini Celalini anlatanlara Celali ile esmalar, Cemalini anlatanlara da Cemali ile esmalar verdi ama “bazen iki ruh halini de alanlara hem celale hem cemale dönen kalplerince mana esmasıyla dışı insan içi hayvan dendi” ama niyeti hep kendisini bildirmeleri ve görünmesi ve olunması ve olduğunu halk aynalarından seyri için kendine ayna yarattı; ve “aynaya baktı habibim dedi; aynada kendisini gördü Efendimizden açığa çıkan fillerdeki ahlakı hamidiye O’nun idi. Onun gibi olanlara Halilim dedi, yolundan gidenlerede Halilin yolundan gidenler Tevhid ışığıyla aydınlananlarada Halilim olmanın yolu budur dedi; sevgilisi değil ama dostum olmaya adaylar dedi; işte bu insanda hakkını aldı celali nefsani olunca zulum oldu rahmani olunca çok az terbiye için oldu ama nefsinden kurtulanlardaki Peygamberlerdeki azcık sözlü gizli fillerdeki celaller; nefsinden kurtulamayan insanoğlundakiler değil, kimse kendisini kandırmasın; işte bu yoğurduğunu insanatta böyle Hakkını vererek şekillendirdi, hayvanatta da yine Celali ile Hakkını verdiklerinin de yine insandaki gibi hizmetkar olanlarına cemalle yoğrulan hayvanlığında ısrar edenlerinde de kendisine zararlı hal olmuştur; bu hal yine bitkilerde kendisini gösterdiğinde meyve verenlerinden ve güzel mobilya olanlarından cemal yüzünü meyve vermeyip hem de kuruyup budaklı anca odun olanlarından da biraz celal yüzünü sergilemiştir ama göstermiştir ki iki yüzü de Celali de Cemali de sonunda işe yaramaktadır; çünkü her şey zıttıyla kaimdir, Celal ve Cemal irşad içindir bize göre Zata göre de kemalatını kendini seyir içindir her şeye vakıftır zıttına da doğrusuna da Celale de Cemale de işte Allah böylece alimdir sonsuza değin. İnsanda da kötüsü iyi olabilmeye örnektir hayvanda da ağaçta da, bu hal cemadatta da böyledir, taş var duvara koy öpülsün, taş var duvarın arkasına anca konulsun; işte her esmayı bu Celal ve Cemal elleriyle “idraklarıyla” yoğurarak vermiştir yani tasarladığını aynalarını kendisinde görünmeyip görünür kılınacaklarını; her varlığın ilk hali mevcudiyetinde vardır; sonradan aşı olanlar onlardaki Rablarının akıl fikir ve idrak nimetleriyle dahasını ve dahasını aşklarınca yontularak şekil almaları ve Muhammed aşısı olup Halil’i ve Habib’i sevgilisi olmaları için, verilen nasihatlere harfiyen uymalarında gizlidir. Yoksa Allah birisine buyur seni Habib yaptım Seni rezil yaptım kal orda demez kul kendi azabını kendi hazırlar “namaz akıl sahibine farzdır” işte akıl sahibi yolunu seçebilen anlayan idrak eden ve uygulayan olduğu için… şunu herkes iyi bilmelidir ki, Sen dediği kulu her şeyi Allah’ın istediği gibi yaptı da Allah ona dostum demedi bu olur şey değildir; olmuyorsa sendedir kusur” İşte böylece Allah Uluhiyetinden Rububiyetine tecelli edip her şeyin hakkını verdiği yere de Hakk mertebesi denir; yani orada da kendisinden başka yoktur rütbesi Allah rütbesi değil Hakk rütbesidir. Oradaki işi o dur. Sonra Rububiyetinde kendisinden başka olmadığı yerde kimi kime bildirecektir. Bir aynaya bakan lazım birde ayna ki bakmak zuhur eylesin; Yani bilinmeyi murad edince bir bildiren birde bilen olması lazım gelir bu hakikat ilimde de bilimde de böyledir. Sonra Rububiyetini ikiye böldü bir yüzüne Rablık bir yüzüne kulluk dedi, Rablık yüzünden irşad edecek kulluk yüzünden irşad olacak ki bu devran böyle döner iken aynalardan kendini seyretmiş olsun, yoksa kendisinde iken zaten bu seyri insanın hafızasında düşünmesiyle yaptığı gibi bir tamam yapmakta idi, yoksa hesapsız olur idi halkiyet ama ne mükemmel ki “Sübhanallah” işte Rububiyetinde irşad edenler yüzün hangi kullarını kullanacak ise onlara liderlik önderlik imamlık mürşüdlük ihsan eyledi, ki onlarda Mutlak İradeden bir cüz olarak “cüz-i irade değil maksat” kendilerinde tecellien Rablarının akıl fikir ve idrak nimetleriyle bütünden bir cüz ile; her varlıktan üstün olan “tin 4” insanoğlu bu haslet ile de yolunu âlâ eylemiştir. Yine güç kuvvet Allah’ındır, enerji onun kullanmayı istediğin sahayı seçmek kulun, taleb kuldan halk etmek Allah’tan, işte Rububiyetinde hangi kullar bu talebte bulundular ve kab ve kabiliyetlerini oldukları aşılar ile yükselttiler, onlardan Rablık yapan O oldu, Hangi kullarda kabiliyetlerini yükseltemediler onlarda irşad olan oldular; böylece bu Rububiyet deminde her varlığında esması verilmiş ve şekliyle Halk olan bu aleme gelmiş oldu, bu aleme geldikten sonrada kimse demesin ne murad ettiyse o dur benim için, nefis ehillerinin bunu diyeceğini de bildiği için, aşıcısını bu aleme gönderdi yani kendiside hala aşısını isteye yapan olarak mazharların özünde bu alemide şereflendirdi… “Bulanlara”…. bak senin dilinle de bir daha söyleyeyim dedi yok Rabbım ben duymadım etmedim demesinler için. İşte Rububiyetini de yaptığı dün Resulu Ekrem Efendimiz mazharından kendisidir. Bu günde Hakikat-ı Muhammediyesi ile Mürşid-i Kamillerden irşad eden de O’dur. İşte böylece Rabbinden vahyedilene bildirilene uyması için yapacağı şeyin ne olduğuna işaret vardır, sizden hiçbir karşılık beklemeyen yalnız Allah rızası için sizlere yardım edecek olan, ne para ver ne tarlamda çalış nede ben seni okutayım ama bana maaşından %10 ver ehh sende o verdiğinle birini okutursun diyenlere git demedi….. Böyle olmayanlara git dedi ve ayeti kerimesinde de o zümreden bahseyledi; Karşılık beklediler mi? sende bizim bu işimizi gör dediler mi? orada kalma uzaklaş dediği ve gidilmesi gerekenleri gösterdiklerine gidin diyor; tam da Resulu Ekrem Efendimizi tarif eder iken işte bu gün aynı yolda olan onun gibi yaşayanlarla “özellikle söyleyen değil öyle yaşayanlarla” birlikte olun “yani sizi kandırabileceklerin yaşantısna bakın, körü körüne bağlanmayın diyor” böylece onlardan sizleri irşad eden benim diyor, özü sözü niyeti ve icraatı bir olan dili ne derse hayatı da dilinden çıkanla aynı olanlarla arkadaş olun diyor Rabbım, diyen Rabbımdır ama bunu derken de işte bir mazhardan söylüyor, işte burada bizlere de bir güzellik daha sunuyor Allah Allah’lığı ile görülmez ama Rububiyetini yaptığı mazharlarından kullarından kendisini icraatıyla irşadıyla İrfaniyet ve Kemalatıyla Hakikat-ı Muhammediyesi ile şerh edendir; Muhammede tabi olan bana tabidir demesindeki ince nüans budur. Çünkü Tabiyet kişiye değil Ondaki kemalat ve İrfaniyetin sahibinedir, sende kendinde o kemalat ve irfaniyeti açığa çıkar ve iyi niyetle faydalı yerde kullan Muhammedisin, ama aynı kabiliyeti hem açığa çıkaracaksın hemde niyetin kötü olacak o zaman en rezillerdensin; Rabbım bildirdikleri üzerinde; ayeler üzerinde iyice tefekkür edip yarın hatalara düşmemek için zahirlerinin yanında batınlarını da öğrenip en uyanık en aydın en Ahlak-ı Hamidiyesiyle örnek olan Müslümanlardan kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 107. AYET
وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا اَشْرَكُوا وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفٖيظًا وَمَا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكٖيل
OKUNUŞU : Ve lev şâallâhu mâ eşrakû, ve mâ cealnâke aleyhim hafîzâ, ve mâ ente aleyhim bivekîl.
ZAHİR MANASI: Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin.
BATIN MANASI: Allah eğer bütün idrakları tek fikir üzere kılsa idi hiçbir idrak farkıyla idrak edemez hepsi mutlak zatın idrakıyla hep âlâ deminde tecelliye mazhar olur idi, oysa en üstün bir idrakta yaradılıp da esfeli safiline indirilmesi diye bahsedilen âdemin ayrı bir varlık olması değil idrakların esfelden âlâya olmasıdır. En üstün idrakta olan Dün Resurullah Efendimiz bu gün ise Mürşid-i Kamillere hitaben esfel ve nefis mertebelerindeki idraklarla yaşayanlardan da âlâ’ya bir adım olan idrakla yaşayandan da hiç birinden mesul değilsin çünkü her idrak ve anlayış kendi kabullenişini yaşar, yani herkes isnad ve kabiliyetinin fiilini zuhura getirir. 60 wat’lık ampulden 100 wat ışık vermesi beklenemez çünkü yeri orasıdır. Ama siz 100 wat’lık bir aydınlığa irfaniyet ve kemalta sahib iseniz bunu 300 nasıl yapabilirim demekten de geri durmayın çünkü Rabbımın olan yücelik ve güzelliklere mazahrıyetin tadına doyulmaz. Rabbım insanlara evvela oldukları yeri bilmeyi sonra nefislerini bilip Rablerini bilmeyi, Rabbıyla da Rabbını bilmeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 108. AYET
وَلَا تَسُبُّوا الَّذٖينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَيَسُبُّوا اللّٰهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذٰلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ اُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Ve lâ tesubbullezîne yed’ûne min dûnillâhi feyesubbullâhe advem biğayri ılm, kezâlike zeyyennâ likulli ummetin amelehum summe ilâ rabbihim merciuhum feyunebbiuhum bimâ kânû yağmelûn.
ZAHİR MANASI: Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.
BATIN MANASI: Rabbımın peyderpey idrakları açması yapmakta olduğunu bildirmesidir. Esfelden âlâya ümmetini mazharlarını sıfatlarını taşımaktadır. Mazharlarına hitaben idrak farklarında olanlar kendilerinden aşağılarında olanlarını yadırgamayın, ayıplamayın eksik görmeyin hatta ve hatta kötüde demeyin diyor çünkü yerinde doğrudur isnad ve kabiliyeti ne ise o fiili zuhura getirecektir. O mazharlara da Rabbım tecellileri ile mesajını ulaştırarak doğru yolu göstermektedir; şimdi yaptıklarını süslü görmeleri şundandır; nefsiyle yaşayana nefsin filleri süslüdür, ruhuyla yaşayana da ruhun fiilleri süsülüdür; zaten Rabbım süslü gösterdiğini buyurmaktadır, yani her tecellisi kendisine güzeldir, bizler aralarında kıyas yapmakla eksiklik yapmaktayız; dönüş nasılsa Rabbına ise Rububiyetteki Bezm-i Elest’e yaklaşmak kaçınılmazdır, ne zamanki esfelde olan halini ve kabını ve bulunduğu yeri değiştirmek ister o zaman yüzünü Rabbına dönecek ve dönüşüne başlamış olacaktır. Rabbım en kısa zamanda bütün insanoğluna yüzünü Rabbına dönmeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 109. AYET
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَتْهُمْ اٰيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ اَنَّهَا اِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ
OKUNUŞU : Ve agsemû billâhi cehde eymânihim lein câethum âyetul leyué’minunne bihâ, gul innemel âyâtu ındallâhi ve mâ yuş’ırukum ennehâ izâ câet lâ yué’minûn.
ZAHİR MANASI: Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?”
BATIN MANASI : İnsanoğlu bazen yüzünü Rabbına dönse bile gerek kendisine hoş gelen bir olaydan mucizeden gerekse kendi içerisinde mucizevi ruh hallerinden etkilenmesinden gerekse ona ışık tutan Mürşid-i Kamillerin mucize olan yaşantılarından ve mucize olan dillerinden dökülen kelmalardan etkilenmelerinden mütevellit yüzlerini Rablarına döndüklerini söylerler; ama nerden bilinir ki diyor ayeti kerime mutlaka tam teslim olup imanın ilkasını bekleyecekleri; bu ilk demde bir salikin Bezm-i Elest’teki durumu ne ise o demdeki hali o dur, yarını ise kendisindeki bu zikrin yeşerip yeşermediği idrakındaki açılma merak ve araştırıcılığı ile tam teslimiyetine eklediği aşkı ile eğer istikametinde devam ederse o zaman Efal’e Sıfat’a ve Zat’a mazhar olur; fakat ilk demde bu belli olmaz, öyle bir aşkla gelir teslim olur ki sanki meratibi bitirse yarın irşadla görev alacak gibidir, fakat zamanla bu yerini soğumayla bırakabilir ve uzaklaşması zuhur edebilir, bazen de normal sıradan bir teslimiyetle gelir fakat yolda acıktıkça acıkması yedikçe doymaması aşkının şevkinin artmasıyla öyle bir hal alır ki o da ne âlâ, işte ilk demde bu belli değildir. Rabbım sözünde sadakat gösteren ve samimiyet ve ihlastan ayrılmayan idrakıyla bildiğiyle amil olan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 110. AYET
وَنُقَلِّبُ اَفْپِدَتَهُمْ وَاَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِهٖ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فٖى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
OKUNUŞU : Ve nugallibu ef’idetehum ve ebsarahum kemâ lem yué’minû bihî evvele merrativ ve nezeruhum fî tuğyânihim yağmehûn.
ZAHİR MANASI : Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.
BATIN MANASI : Allah mutlak iradenin sahibidir. Her ne kadar isnad ve kabiliyetlere aşı olsa da Mutlak iradenin dahilinde mutlaktan cüzler olarak “cüz-i irade değil” görünen iradesiyle Rabbım mazharlarda tebdilatını gösterse de mutlaka bilinmesi gerek; mutlakıyetini ve mutlak iradesini ve mülkünde yegane tasarruf sahibi olduğunu da sergilemesidir. Yani Allah dilemedikçe mucizelerde gelse aşılarda olsa yüzünü dönmüş dahi olsalar da mutlaka Rabbımın hidayeti olmadıkça hiçbir varlık hiçbir kull hiçbir mazhar ben iman ettim ben yüzümü döndüm demesin buyrulmaktadır. Allah rağbet etmedikçe kull asla rağbet edemez. Rabbım cümle insanoğluna boyun bükmeyi ve hayal ve zandan kurtulup Tevhid üzere kendisindeki Rabbını bulmayı ve bildiği gördüğü Rabbına iman etmeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 111. AYET
وَلَوْ اَنَّنَا نَزَّلْنَا اِلَيْهِمُ الْمَلٰئِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتٰى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَیْءٍ قُبُلًا مَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ
OKUNUŞU : Ve lev ennenâ nezzelnâ ileyhimul melâikete ve kellemehumul mevtâ ve haşernâ aleyhim kulle şey’in gubulem mâ kânû liyué’minû illâ ey yeşâallâhu ve lâkinne ekserahum yechelûn.
ZAHİR MANASI : Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
BATIN MANASI : İşte yine mutlak iradenin sahibi olan Zat tecelli etmedikçe yani Allah dilemedikçe, murad etmedikçe irade göstermedikçe vücut ülkesinde bu iradesi hisse duygu ve fikre dönüşüp de vücudu sevk etmedikçe o iradenin de şiddeti karşısında ayrı bir tefekkür kuracak ve onu akılla destekleyecek kuvvette olamayacağından vücut ülkesinde hayat ve enerjisiyle yani ruhuyla tecelli eden Rabbım irade göstermedikçe yani o vücudu murad ettiği bir yerde kullanacak ise buna mutlaktan bir cüz olan vücuttaki enerji zerreleri asla mani olamazlar, yani siz bir fikri tefekkür eder ve karar verir iken içerden gelen irade ile baskın gelen diğer bir fikrin mevcut olanı örtmesi gibi, işte burada mutlak irade kendisini göstermiş ve her iki fikre de eşit mesafede iken birisi diğerini örtmüştür. İşte tecelli ister süfli olsun isterse ulvi olsun, bir yüzüyle kişideki isnad ve kabiliyete bağlıdır, fakat bir yüzüyle de kabiliyeti dahi ne olur ise olsun mutlak iradenin mutlak zatın tecellisine iradesine bağlıdır, kabiliyetler dahi mutlak iradenin Zatın tecellisine karşı gelemezler; isterlerse Peygamber olsunlar yine de kuldurlar sıfatdırlar ancaksın mutlaktan bir cüzdürler “cüz-i irade sahibi değil” mutlaktan bir cüz. Mutlaktan bir cüz olmakla cüz-i iradesinin olması farklıdır, birisinde kendinize varlık verirsiniz ben varım ve iradem var dersiniz, bu cüz-i iradedir; diğerinde ise kendinize varlık vermezsiniz benim varlığın hakkın olunca da Mutlak olan bütün varlıklardaki topyekün birden iradesi olan mutlak iradesinden bir cüz olursunuz. Yani mutlaktan bir cüzdür bu aciz mazharlarda görünen iradesi; irade böylece Allah’ındır mutlaktır cüz-i irade yoktur; kul kendine varlık verirse o zaman cüz-i iradem var der ama kulun varlığı kendisinin değildir. Saffat sûresi 96. Ayet “Sizi ve fiilerinizi ben yarattım” der. İşte ister mucizeler olsun ister melekler vücuttaki bütün melekelerin tecellisi olsun, akıl meleksi bütün duygu melekeleri bütün hissiyat vehm-i hayal-i hafıza idrak ve bütün aza ve cevahirin isnad ve kabiliyet melekleri olsun her biriside bu iradede payı olsa, sevk eylese dahi vücudu kendi idrakınca; yine de mutlak irade şiddeti olan kuvvet ve kudretiyle tecelli eder ise herbirini tahakkümüna yani verdiği hükmün esaretine alır. Rabbım böylece mutlak güç ve kudret sahibidir. Rabbım mutlak iradesinde muradı ilahisine uygun isnad ve kabiliyetlerimizi Zatına layık bendeler olarak kullanmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 112. AYET
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا شَيَاطٖينَ الْاِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحٖى بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
OKUNUŞU : Ve kezâlike cealna likulli nebiyyin aduvven şeyâtînel insi vel cinni yûhî bağduhum ilâ bağdın zuhrufel gavli ğurûrâ, ve lev şâe rabbuke mâ fealûhu fezerhum ve mâ yefterûn.
ZAHİR MANASI : İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.
BATIN MANASI : Bu gün gerek vücut ülkesinde insana peygamberlik yapan; yani elçilik yapan ve nübüveti de olan ve Mürsel bir fikirle bunun yapıldığı vücut ülkelerinde olan bazı insanlara örneğin Hakkel yakin Mürşid-i Kamillere dahi, fikirleriyle Mürsel olmaları her varlıktaki Hakkı bizzat bilip görüp şuhuden zevk etmeleriyle her varlığa merhamet etmeleri oradaki Muhammedinde hapisten kurtulması için kendi vücut ülkelerinde yaptıkları gibi bu fikirleriyle duygu ve hissiyatlarını birleştirip bütün aza ve cevahirini selamete çıkarmak adına bunu enfüsta yaparlar ve afakta da bunun olması için Allah o mazharları Rab mazharı olarak irşadla görevli kılar, ve yine vücut ülkesinde nübüvvete namzet olanlarda ise içerisinde velayeti barındıran nübüvveti evvela kendi nefsini bilip Rabbını bilmekle kendi vücut ülkesine vakıfiyeti ile velayete ve aynı irşadda keşfiyle de kendindeki halleri diğer vücut ülkelerinde çeşitliliğiyle tanıyıp fillerinden görmekle de bütün vücut ülkelerine vakıfiyeti ile de nübüvvetine yani irfaniyet ve kemalatındaki yücelikler fillerinden Rabbını tanıma ve mazhardaki isnad ve kabiliyeti ve tam manasıyla bir bakışta yerini görmekle de nübüvveti yaşayan vücut ülkeleri vardır, bunlar Mürsel fikirden de nasib alırar fakat o aşkla yanmaları Resurullah Efendimizdeki kadar değildir. Bütünün selametini istemek “Alemlere Rahmet” irfaniyet ve kemalatın bütün gücüyle bu aşkla yanmak kadar değildir ama aynı kemalat ve irfaniyet vardır bir derece aşağıdadır Mürselliğe göre Nebilik, birde Resüllük vardır buda Nebiliğe göre bir derece daha aşağıdadır, bunda da yukarılardan az biraz nasiplenmek vardır fakat ancaksın kendi vücut ülkesindeki gelen mesajlarla aydınlar yani kendi kavmini irşad ederler kendi sıfatlarını aydınlığa doğru taşırlar, hisle gelen duygu ve fikre dönüşen ilham ve tecellilerle Rabbına vakıfıyetlerini arttırırlar, her birisi kendi sahasında yücedir, ilerledikçe Resuller “Resul idraklar” Nebiler görevine “Nebiler idrakına” Nebiler ilerledikçe de Mürseller görevine “Mürsel idrakına” ereler… işet esfelden alaya bu ilerlemede düşman olan süfliyet süfli his süfli duygu süfli fikir avama ve fena mertebelerine kadar kişiye düşmandır, bekada ise bu düşmanlık ilerlemesi için dostluk olur… “sizinde şeytanınız varmıydı” evet vardı; ben onu Müslüman yaptım. İşte arifler kendilerindeki bu süfli hissiyatı ona bir teşekkür ederek ulviyete çevirirler, yani iç alemlerine dönerek o tecelliye teşekkür ederim derler; demek ki Rabbımla olmayı onu düşünmeyi hissetmeyi onunla bilerek görerek birlikte olmayı bıraktım ki sen bena bu hissi verdin boş bulunduğumu bana gösterdin sana teşekkür ederim derler, böylece şeytan olan süfliyet onlara boş bulunmayı hatırlatan olduğu için artık bir teşekkürle hizmetçileri olmuş olur ve bir ömür boyu onlara hep boş kaldıklarında hatırlatırlar ve böylece de Rabbımın bundaki Rahmeti de görülmüş olur… Mevlam neylerse böylece hep güzel eylemiştir. Rabbım her tecellisindeki hikmet ve ibretleri evvela kendi varlığımızı aradan çekerek bizdeki bütün sıfatlarıyla ortak idrakında sahibi olarak bilsin idrak etsin ve yani ikilik söylemiyle burdan öylece açığa çıksın; işte bu hali Rabbım cümle Ümmeti Muhammede idrak ettirsin inşallah.
ENAM SÛRESİ 113. AYET
وَلِتَصْغٰى اِلَيْهِ اَفْپِدَةُ الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا مَا هُمْ مُقْتَرِفُونَ
OKUNUŞU : Ve litesğâ ileyhi ef’idetullezîne lâ yué’minûne bil âhırati ve liyerdavhu ve liyagterifû mâ hum mugterifûn.
ZAHİR MANASI : Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar).
BATIN MANASI : İnsanoğluna fısıldamalar dışardan gelmezler, yani şeytan denen ayrı bir varlık varda sana karşına gelip bir fısıldama yapmasına gerek yoktur, içinden sana gelen vesveseler vehim ve hayaller olmayanlara insanın varmış gibi inanması ve isnad ve kabiliyetindeki eksiklikler ile nefse meyyal oluşu zaten kendisindeki şeytanlığı beslemesidir. Ayrı bir varlığa gerek yoktur. İnsan kendi ahiretini, yani ahir son demektir kendi sonunu böylece hazırlayıp durmaktadır fakat farkında değildir. Nefsine hoş gelen her söylem onun nefsine yani kulağına içerden okşayıcı bir fısıldamadır bu bazen bir fikir bazen bir beğenme bazne de olsa da birşey olmaz dedikleridir. İşte insanoğlu ahirini yani sonunu düşünmeden bu yaşantısında devam ettikçe kendi şeytanlığı ile kendi sonunu hazırlamış olur ve akıbetini kendi eliyle yazmış vücuduyla da yaşamış olur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi nefsinin eline düşmekten kendi şeytanına tabi olmaktan muhafaza eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 114. AYET
اَفَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْتَغٖى حَكَمًا وَهُوَ الَّذٖى اَنْزَلَ اِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًا وَالَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ اَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرٖينَ
OKUNUŞU : Efeğayrallâhi ebteğî hakemev ve huvellezî enzele ileykumul kitâbe mufassalâ, vellezîne âteynâhumul kitâbe yağlemûne ennehû munezzelum mir rabbike bil haggı felâ tekûnenne minel mumterîn.
ZAHİR MANASI: “Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.
BATIN MANASI: Hakem hem hakim olandır, hem de hüküm sahibidir, İşte hükmünü Rabbım Kerim Kitabımızda İkram edilenin sadırda yazılı olanı satırda yazılmasıyla sırretten surete çıkarmasıyla Rabbım Resurullah Efendimizin kalbine gönlüne akıl ve idrakılan düşürdüğü ile vahyini bildirmiş ve bildirilenleri söyletmiş ve söylenenleri de kayda aldırmasıyla vahiylerin ayetlerin Kuran-ı Kerim olarak dünde bu günde yarında değişmeyecek olarak bildirilmesini sağlamış ve korunmasınıda canlı gönüllerle sağlamaya devam edendir. İşte insanları bildirilenlere vakıfiyette doğruda muzaffer olmada geciktiren veya mahrum eden kişideki şüphedir acaba fikridir ya olmazsa hissidir. Bu gün Rabbım ayeti kerimesinde iman edenleri tekrar imana davet ederiken “ey iman edenler iman ediniz” buyurur iken maksadı insana imandaki tekamülü ve şek ve şüpheye düşürmeyecek olan taklidi imandan istiklali imana istiklali imandan da tahkiki hakiki bilerek görerek imana davet etmektedir. Böylece kişiler bilerek görerek iman ederler ise insanın da bildiği ve gördüğünden hiç şüphesi olur mu? asla şüphesi de olmaz; böylece semeresini de alır, imanından şüphe duymayanın sırtı da yere gelmez, ki fıkıha göre şüphenin de ehemniyetine vurgu yapılarak namazda abdestten şüphe duyulması halinde o namazın namaz olamayacağına işaret edilmiştir. Yani namaz müminin miracı miraç Allah ile görüşmek ise ya namazdan sonra görüştüyseniz görüştüm dersiniz; “Allah kabul etsin” demez mübarek etsin dersiniz. Yada görüşmediyseniz samimi olarak kabul eder inşallah demez etmesi için gerekeni araştırıp tahkiki imanı ve tevhid-i imanın nasıl olacağını öğrenirsiniz. İnsanoğlu hem hayatında bazı şeylerin eksikliğini ayan beyan görmekte hem de izalesi için çaba göstermemektedir. Bu hem Müslümanların tembelliği hem de gerçek manada diğer inançlara sahib olanların sahalarındaki üstünlüğe nazar etmeyişleridir, bu gün Yahudiler çok çalışkanlar ve zenginler hiristiyanlar da çok bilime ve teknolojiye düşkünler ve başarılılar; Müslümanlarda inançlarına çok düşkünler mülayım ve alçak gönüllüler, siz imanını tahkike eriştirir iseniz madde manayı geçemez ise, günümüzde maddeye mağlup olanlar çeteleşenler gibi değil, samimiyetle kendisi için değil; Resurullah Efendimiz gibi yalnız başkaları için var olabilecek insanların islamiyetin yetiştirdiği güzide Allah dostları gibi; Nisa Sûresi 79. Ayeti kerimeye göre de sizden veyahut herkesten bir güzellik zuhur ederse Allah’tan olduğunu işaret etmekle güzelliği nerede görürseniz alın demektedir, “ilim çinde olsa alınız” işte siz Rabbınızın olan çalışkanlığı yahudiden de görse almalı, hiristiyandan görünen bilimi ve teknolojik üstünlüğünü de almalı ve bunu en güzel gönülle harman yapıp canlı bir idrakı ve ufku açık ahlakı hamidiyesiyle en güzel ve aşk-ı çalışkanlığıyla yegane örnek olan canlı bir Muhammed olmaya Muhammediler olmaya gayret göstermelisiniz. Rabbım bütün inanan kullarını ister Müslüman olsun isterse diğer dinlerden olsun bu mihval üzere bu düştür üzere bu ahlakı hamidiye üzere yetişmeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 115. AYET
وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهٖ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ
OKUNUŞU : Ve temmet kelimetu rabbike sıdgav ve adlâ, lâ mubeddile likelimâtih, ve huves semîul alîm.
ZAHİR MANASI : Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : Allah Rububiyetine tecelli ettiğinde Rab esmasını alır, irşadını Allah’lığıyla değil Rablığıyla yapar, kulluğundan da irşad olandır, yani kendi kemlatını bi tamam seyredendir. Fakat nuzulen bu seyir böyle iken kullarına urucen bunun hakikatinin ne olduğunu bilmek idrak ve şuhud etmek ve bununla yaşamak farz olur; Allah Rablığını bu kesret aleminde mazharlarının arasından kemalat ve irfaniyette yücelmiş isnad ve kabiliyetinde yüce mazharlarından yapar, dün en yüce mazharlarına Elçi, Nebi ve Mürsel diye hitab edilir iken sonra bu kemalat ve irfaniyetini o mazharlarından da öğrettiği Sahabeyi Güzinde görmek ve Sahabeyi Güzinden de irşadı yapanın Rabbımız olduğu hakikatini bilmek gerekmektedir; daha sonraları da aynı irfaniyet ve kemalatın sahibi olan Rabbım Sahabeyi Güzinden de tahsil talim ve yaşamı ile Tevhid üzere olmayı Evliyaullahına o demde isnad ve kabiliyette yücelmiş kemalat ve irfaniyeti yüksek yani müsaitliği olan mazharlarından yapmakta idi, bu günde yine İmanlardan Önderlerden Liderlerden ve Mürşid-i Kamillerden bu irşadını yapandır, işte Rabbımın kelimeleri ise Sırrette yazılarak kelama gelen kelama gelişiyle de sadırlardaki tecellileri kaleme alınarak satırlara yazılı olanlardır, yani Resurullah Efendimizin sadrına da gönlüne de hissiyat duygu ve fikirlerine de cereyan eden tecellileri kelama gelmiş tâbii olanların kulaklarından sohbetlerle gönüllerine yazıldığı gibi satırlara da yazılarak toplatılmış ve Kuran-ı Kerim haline gelmiştir. Bu gün bir daha Kitab Peygamberi gelmeyeceğine göre Allah o zaman bildirmesini de bitirmiş olması gerekmez mi? Fakat asla bu böyle değildir. Rabbım yine Resurullah Efendimiz mazharındaki gibi en yüce bir tecelliye mazhar olacak mazharları olmasa bile onlar gibi ona yakın olmak isteyen mazharları da vardır çünkü bu gün Mürşid-i Kamiller versetül enbiyadırlar onların varisleridirler, çünkü aynı ilmi aynı ahlakı aynı kemalat ve irfaniyeti dereceten farklar olsa da bildiren bir olduğu için bu günde isnad ve kabiliyetler derecesinde bildiren Rabbımdır; çünkü mazharlar kab ve kabiliyetlere layık görünen bu vücutlar fanidir; aslolan işte bu farklar sayesinde farkıyla tecelli eden kemalat ve irfaniyettir, işte o tamdır hiç noksansızdır, çünkü Rabbım mazharlarını kullanarak söylemek istediğini fillerine tecelli ederek ortaya çıkan olaylar sayesinde bi tamam söylemektedir, ama sessiz, ama bağıra bağıra, ehline bağıra bağıra yani ayan beyan körlere ise sessizdir. İşte buna bir örnek verecek olur isek, kabiliyeti hırsızlığa yatkın olan bir mazharından açığa çıkan fille bir soygun yapmakta dolandırıcılık yapmakta halkı dolandırmakta ama din kisvesi altında ama başka bir kabiliyetiyle bunu yapmakta bu tecellisine karşıda Rabbım bi tamam yazılı olanı tecelli ettirmektedir, tecellisini bunun karşılığının ne olduğudur; çünkü her tecellisi birbirini tamamlayandr; böylece er yada geç mühlet vermiş yada vermemiş ise; sevdiğine hemen ceza; az sevdiklerine bir mühlet sonra; veya daha sevgisine layık olamayanlara ise uzun zaman ceza vermeyip onları daha yükseğe çıkararak yani sanki ilerlemesine izin vererek, yaptığından haberi yokmuş gibi tecelli göstererek daha yükseğe çıkarmaktadır ama asıl gayesi merdivenin birinci basamağından düşürüp hemen akıllandırmak değil, en yüksekten düşürüp paramparça etmektir. Kimse zannetmesin ki Allah miskal nisbetinde hayra ve şerre karşı nasıl tecelli edeceğini buyurmuş iken koca deveyi unutsun; miskale ufak ceza deveye büyük ceza verir. Böylece Rabbım tecelli edişiyle arife bağıra bağıra sağıra da sessizce tecellisini göstermiş olur; böylece Rabbımın kelimesi ister sadırda yazılı olsun “Vahdeti Kuran” ister satırda yazılı olsun “Lafzı Kuran” ister bu alemde sıfalardan tecelli etsin “Suvar-i Kitab” isterse ayan beyan her varlıkta sırreten ve sureten tecelli eylesin bi tamam arifin idrakında ise bu arifin varlığı gibi “Ümmül Kitab’dır” Rabbım Ümmül Kitab’dan bi tamam bu hakikatleri öğrenmeyi ve İnsan-ı Asliyemizin ne olduğunu bilmeyi ve görmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 116. AYET
وَاِنْ تُطِعْ اَكْثَرَ مَنْ فِى الْاَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ
OKUNUŞU : Ve in tutığ eksera men fil ardı yudıllûke an sebîlillâh, iy yettebiûne illez zanne ve in hum illâ yahrusûn.
ZAHİR MANASI: Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.
BATIN MANASI: Yeryüzü kişideki nefis arzıdır, nefsine uyarsa eğer kişiler mutlaka saparlar gitmeleri gereken yoldan; yani ruhun tecellilerine; mutmein olmuş nefsin sıfatlardan tecellisi görünmesi gerekir iken; mutmein yani itminan olamamış yani nefsini bilip Rabbını bilemeyen bir nefsin sıfatlardan tecelliside o derece sapmış yanı olması gerekenlerin tam tersi icraatlarla fillerle zuhura gelişlerin sergilenmesi görülecektir; vücut ülkesinde selamet bir kalbin öfkeye durdemiş halini; sabrı, vücut ülkesinde nasıl yaşıyor ise insan, bir de dur diyemeyen bir vücut ülkesinde dilin nasıl saptığını tatlı söylemesi gerekir iken nasıl acı söylediğini nasıl kerih olduğunu görmemek elde değil; kişideki idrak ve kabullenişler nefisle yaşadıklarından Hakk ve Hakikatten bi haber olunduğu için hayal ve zan üzere bir inanca itikada sahib olmaları hasebiyle amel ve muameleleri de hayalde ve zanda bir ilaha olacağından sözleri de hakikati anlatmış olmayacaktır dolayısıyla yaşadıkları gibi inanmaya devam ettiklerinden de anlattıkları yalan ve eksiklerle dopdolu olmuş olcaktır. Rabbım ehlinden Hakk ve Hakikati İnsan-ı Asliyemizi öğrenip böylece bildiklerimizle de amil olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
ENAM SÛRESİ 117. AYET
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَبٖيلِهٖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدٖينَ
OKUNUŞU : İnne rabbeke huve ağlemu mey yedıllu an sebîlih, ve huve ağlemu bil muhtedîn
ZAHİR MANASI: Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı çok iyi bilir ve yine O, doğru yolu bulanları en iyi bilendir.
BATIN MANASI : Allah tecelli edendir, Tecelli edeni tanımak tecellisini tanımaktır, bütün Fillerin faili, yani onları halk eden onları zaten bilendir, bütün sıfatların mefsufu zaten sıfatları bilendir, bütün vücutların mevcudu ise o vücutlarını zaten bilendir, tecelli eden hangi vücut hangi sıfatına ne kadar mazhar ise o derece bir fiile o mazhardan zuhura gelir, yani her vücut hayat ve ilim sıfatına mazhar iken ilmin kemalat farkı farklı farklıdır ve dolayısıyla bu da cehaletten en yüce kemalata farklı fiillerle zuhura gelişi sergiler; işte bunlar nasıl insanoğluna yaşamda bi tamam farklarıyla görünüyor ise bunlar da tecelli etmeden evvel sahibi olan Rabbına malumdur bilenidir. Fakat işleyen ise mazharlardaki isnad ve kabiliyetlercedir, siz eğer şu anki yaşamınızdan şuan işlediğiniz fillerden ve manevi halinizden memnun iseniz o hal süfliyette olsa yerinizin değişmesine hiçbir gayretiniz olmayacaktır, yok süfliyette iken o halinizi beğenmez daha güzel bir yerde Rabbınıza kul olmak isterseniz o zamanda gayret ve araştırıcılığınız artacağından yüzünüzü Rabbınıza döneceğinizden daha yüce tecellilere mazhar olacak ve isnad ve kabiliyetiniz de gelişmiş olacaktır; Rabbım bütün tecellisine, isnad ve kabiliyetlere de böylece vakıf ve bilendir, Alimdir. Rabbım bu alimliğine en yüce vakıfiyeti Mürşid-i Kamillerimize ve onlar mazharından Rabbına teslim olanlara ihsan eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 118. AYET
فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ بِاٰيَاتِهٖ مُؤْمِنٖينَ
OKUNUŞU : Fekulû mimmâ zukirasmullâhi aleyhi in kuntum biâyâtihi mué’minîn.
ZAHİR MANASI : Artık, âyetlerine inanan kimseler iseniz üzerine Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin.
BATIN MANASI : Hay-van demek; hay diri demektir, van varlık manasındadır diri varlık demek yaşayan canlı insan demektir, ama henüz idraklanmamıştır layıkıyla; bunlardan yenmesi, onların diri diri katli değil onların ölmeden evvel ölmelerini istemektir. Fakat aslolan bunların üzerlerine Allah ismi anılarak kesilmelerini anlatmaktadır; insanoğlu Zikir ruhuna mazhar olmasıyla gayriyetlerini hayvanlıklarını kesmeye başlar kendini kurban etmeye başlar, develerin kurban edilmesi gibi 3 yerinden kesilerek Efal darbesiyle Fillerin failini, Sıfat darbesiyle Sıfatların mefsufunu, Zat darbesiyle de Vücudun mevcudunu idrak edince 3 yerinden kesilen benlik devesi artık içerisindeki gayriyet kanını benlik kanını idraktaki kirlenmelerin kanlarını vücudundan def etmiş ve vücudunu Hakka kurban etmiştir. Bu hayvanlardan yemek artık o vücutların sahibi Rabbımdır, gıdalanmak zahiren bedenin midesini doyurmak iken, batınen de Ruhun midesini doyurmaktır, ölmeden evvel ölen mazharlardan artık Rabbım gıdasını sunmakta oradaki ruhani gıdalardan artık tecellilerine mazhar olan vücuttan idraklanmak isteyenler o mazharlardan hakka ait vücutlardan tecelli eden mesajlardan bilgilerden kemalat ve irfaniyetten; nasıl zikrile yüzünü döndüyse nasıl efalini sıfatını ve vücudunu verdiyse bunların idraklarını da ruhani midesine taam yaparak beslenmiş ve talibi olanlarda o mazharlardaki Rabbımın irşadıyla ölmeden evvel ölmeyi Kurban olanlar mazharından kurban olmayı öğretmiş olur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve yerlerine göre bütün insanlığa bu idraklarla idraklanıp hayat sürmeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 119. AYET
وَمَا لَكُمْ اَلَّا تَاْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ اِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ اِلَيْهِ وَاِنَّ كَثٖيرًا لَيُضِلُّونَ بِاَهْوَائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِالْمُعْتَدٖينَ
OKUNUŞU : Ve mâ lekum ellâ teé’kulû mimmâ zukirasmullâhi aleyhi ve gad fassale lekum mâ harrame aleykum illâ madturirtum ileyh, ve inne kesîral leyudıllûne biehvâihim biğayri ılm, inne rabbeke huve ağlemu bil muğtedîn.
ZAHİR MANASI : Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir. Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir.
BATIN MANASI : İnsanlar zahir manaları ile helal ve haram hakkında hüküm sahibi ve şeri ahkamdan haberdar iken batınen helal nedir? haram nedir? hakkında tam bir vakıfiyet sahibi değillerdir. Bu yüzdendir ki ister bu ayeti kerime olsun isterse Kuran-ı Kerimin tamamı olsun mutlaka Rabbımın hitabı Muhammedii olanlaradır; en layıkıyla; çünkü kendi varlığını hakkın varlığında ifna etmeden yani varlık sahibini ben dediği vücudun sahibi olarak o mazhardan icraatını görmeden; zaten hayalde ve zanda bir Allah’a inanacaktır, ya göktedir diyecek Rabbına ya herkesin dediği gibi her yerdedir diyecek; halbuki bu vücut benim değil dediğinde vücudun sahibini o vücuttan icraatıyla tanıyacaktır, nasıl namazda aynı vücuttan rükûda siz “azim olan eksikten münezzeh olan Rabbınıza ham ederiken” hemen doğurulur iken o da size hitaben “işittim kulumun hamdini” diyor ise; işte aynı dili kullanıyor ve aynı vücutta icraatını yapıyor demektir. Bu itikad böyle olmaz ise asla amel layıkıyla olmayacaktır, ibadet ettiğiniz bu kez sizde değil sizden ayrı bir yerde olacaktır, amel oturmayınca da muamelde de eksikler dopdolu olacaktır, sizde nasıl zuhura geliyor ise bu kez diğer insanlarda da aynı mevcudiyetle var olacağından bu kez kimseyi üzemez ve kıramazsınız; çünkü Rabbınız orda da zuhura gelendir ve böylece de güzel ahlak ta kendisini gösterememiş olacaktır; işte bir itikadda ki düzelmenin olmayışı bu gün bütün Müslümanların ayrılıklar içerisinde hayal ve zanda yada yalnız tenzihen bir Rabba iman ile ömür sürdüklerini ve ameldeki eksiklerin mumeleye dönüşmesiyle; bir gurubunda Allah deyip diğer Müslümanları kestiğini, diğer bir gurubunda yine Allah deyip diğerine saldırdığını görürsünüz; bu ne islamiyettir nede itikadda doğru bir iman bilinçli ve şuhuden ve zevkle inanılmış bir imandır; Rabbım iman edenleri tekrar imana davet ettiği ayetlerdeki maksadı en üstün iman olan bilerek ve görerek imana davet etmektedir. Bu düzelme sağlanmadıkça ne Müslümanlara nede bütün aleme selamet gelmeyecektir. Bir itikad bir Tevhid üzere imanın nasıl olduğunu bilmek ve onla yaşamak bu kadar önemlidir. Günümüzde mutlaka elini taşın altına koyacak olan ehiller gerek diyanet gerekse din alimleri ve bütün dünyanın ruhani liderleri en hakiki iman olan Tevhid-i İmanla iman etmedikçe bunun kendilerinden sonraki nesillere Resurullah Efendimizin de İbrahimin dini üzere olduğunu bütün Peygamberlerinde Tevhid ile Allah’ı layıkıyla bildiği, ve devamında Tevhid inancıyla islamiyetin değişmez kaidelerinin nasıl örtüştüğünü bildirmedikçe selamete adım atılmayacaktır. Rabbım böylece kimlerin idraklı kimlerin idraksız olduğunu helalin bu idrakla idraklanmak haramında karşı idrak olan; kendine haram olan bu vücudun kendine nisbet etmek olduğunu senin olmayana el uzattığınla haram işlenildiğini de bizlere bildirmektedir. Bu fiiller benim demek haram Hakkındır demek helal; bu sıfatlar benim demek haram Hakkındır demek helal, bu vücut benimdir demek haram Hakkındır demek helal olduğunu Tevhid ilmi ile şuhudlarıyla bu kadar açık bildirmektedir. Rabbım cümle Ümemti Muhammede ve tüm insanlığa varlık sahibinin Hakikatini, İnsan-ı Asliyemizi bilmeyi ve Rabbımıza böylece en layık kull olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 120. AYET
وَذَرُوا ظَاهِرَ الْاِثْمِ وَبَاطِنَهُ اِنَّ الَّذٖينَ يَكْسِبُونَ الْاِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ
OKUNUŞU : Ve zerû zâhiral ismi ve bâtıneh, innellezîne yeksibûnel isme seyuczevne bimâ kânû yagterifûn.
ZAHİR MANASI: Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır.
BATIN MANASI: İnsanoğlu günahın açığı ve gizlisi diye hitab edilen Tevhidde zahir ve batın olanlarıdır; yani zahir olan fillerden görünen göz ünündeki zahir fillerinizdir, onları işleyince günah oldukları yani doğru olmayan icraatlar olduklarını görürsünüz. Birde bunların batın görünmeyen halleri vardır; aslında aynı günahın henüz icraata dönüşmemiş halidir, çünkü icraatlar icraat olmadan evvel zihinlerde fikir, gönüllerde duygu, ortak halde iken de hissiyattır, yani hissiniz süflü ise duygunuz sıkıntılı ve fikride eksikliklerin zıtlıkların süflüyetin fikri olacaktır, bunları bu halde iken bile hissetmek duygusuna izin vermek ve fikirlerini dahi düşünmek günahtır, insanların bazıları işledikten sonra mesul iken Ehli Tevhid ve Mürşüd-ü Kamiller bu düşündüklerinden de mesuldür, çünkü iyi bilirler ki fikri ne ise zikri de o dur, yani vahdaniyet aleminde gönül alemindeki tecelli ne ise zuhura da o çıkacaktır, bastırılsa bile çıkmasına zemin hazırlanışlarda eksikliklerdir, bunlarda batınen günahtır, yani bir tecelli nakıs dahi tecelli etmiş ise vücut ülkesinde onu o haliyle vücut buldurmak irşad olmak için ise irfaniyettir eyvallah; ama gaflette iken gelmiş ise nefsaniyettir. Rabbım insanoğluna kendisine dönüp iç alemini kontrol eden Ehlinden bu tahsilleri yapıp Tevhid üzere her daim idraklı şuhudlu ve zevk ile uyanık bir yaşam sürmeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 121. AYET
وَلَا تَاْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌ وَاِنَّ الشَّيَاطٖينَ لَيُوحُونَ اِلٰى اَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ
OKUNUŞU : Ve lâ teé’kulû mimmâ lem yuzkerismullâhi aleyhi ve innehû lefisg, ve inneş şeyâtîne leyûhûne ilâ evliyâihim liyucâdilûkum, ve in etağtumûhum innekum lemuşrikûn.
ZAHİR MANASI : Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.
BATIN MANASI : Üzerine Allah adı anılması malum elbisesine seslenme değil insanoğlunun asli vücudu iç alemidir, Ruhaniyetidir, Ruhaniyetine Allah adının anılması o salikin Allah Allah Alllaahhh zikrine mazhar olmasıdır ve bunu O’nun Ruhana Rabbı zikreder yani nakşeder, Allah adıyla Ruhu yetişir; bu mazharlar daha sonra Allah adı anıla anıla varlıklarının kendisinin olmadığını anlarlar çünkü 3 defa Allah zikrinin fikri kendine nisbet ettikleri 3 varlıklarının kendisinin olmayışıdır. Fillerim benim değil, Sıfatlar benim değil, Vücudum benim değil derler; işte bu varlık artık sahibinindir ve artık onun eti yenen hale gelmiştir, yani eti demek; o vücuttan zuhura gelen tecellilerdir, bunlar evvela kal ehlinde görünen kelamlardır bunlar kabul edilir ve yenir; sonra hal ehlinde ise halidir buda yenilen taamdır gözünüzle onun halinden yaşantısından istifade edersiniz bakarak örnek alır ve bu hali kendinizde yaşayarak Ruhunuza taam edersiniz ve o hal eti’de yenir; sonrada makam halinin taamı da onun yukardan aşağıya emirler aleminden gelen emri ilahisine sahib çıkmaktır, bu fetva ehlinde fetva olarak Mürşid-i Kamillerde de her türlü taamın kulağından gönlüne yani üzerine iç alemine sunulan gıdası olmuş olur; işte bundan nasibini alan ihvanın ve insanoğlunun eti yenir hale gelmiş olur; yani sözü dinlenir ve örnek alınır… bunun haricinde olanların sözleri ise ya tam olmaz yada daha nefsiyle yaşayanlardan ise de tutarlı olmaz ve böylece de zuhuratlar nefsin tecellisi olacağından ancaksın fitne ve fesada yol açar; bu durum ise kal ehlinde kelamlarında eksiklik ve idraksız söylenen sözler olarak görülür, hallerindeki eksiklik olanlar da ise eğer hal ehlide olsa meclislerinde dedikoduya onu bunu çekiştirmeye, ve Allah hariç diğer konulardaki dünya şehvetine izin vermeleriyle de ehil dahi görünseler etleri yenmeyenlerdendir, maddesi manasının önüne geçenler, her şeye irşad için cevaz verenler Hakk ve Hakikat terazisi kullanmayanlar ve şeriatsız Hakikat ehilleri de bu fasıklığa sebep olanlardır; bunlarında sözlerine itibar edilmez hallerine bakılmaz halleri görüntüde güzel görünse de aslı pişmemiş et gibidir uzaktan ete benzer ama ısırdınız mı çiğdirler, işte bunlarında eti yenmez hay-van dırlar diri varlıktırlar yalnızca; her düşünce kendi vücuduna yakışır yani her şey böylece yerinde doğrudur; fakat eviniz ne kadar dağınık olursa olsun o haliyle kirliler kirli yerinde dağınıklar dağınık yerinde olması gerektiği yerde olmayanlar da mevcut kabiliyetlerince yerlerinde doğrudur; fakat nasıl içinize sinmeyip evinizi derleyip toparlıyor ve böyle derli toplu olması daha güzeldir diyorsanız; bu alemde Ehli Tevhidin evidir, gönül evi derli topluysa vahdette; kesrette de bu hali görmek gönlüne daha hoş gelecektir. Nuzulen böylece her şey güzel iken daha güzel olması da doğru olandır ve sonsuz olan Allah için devam eden niyet ve istekde budur; çünkü Resulunden görünen fikri ilahisi mürselliktir, yani bütün aleme rahmettir, her varlığa kemalat isteğidir. Birine Rahmet edip diğerine etmemek asla değildir. Çünkü Allah Zat ve Mutlakiyeti ile sonsuz ve en âlâ ve en yüce ise bu hal tecellisiyle alemde görününceye alem derli toplu oluncaya dek devam edecektir. Hakk Tecellisi makamıyla en yüceye layık olandan en aşağıya makam ve söz hakkıyla görünmedikçe bu alem de Hakk layıkıyla tecelli etmiş olmaz; Rabbım bu temizlikte Ehli Tevhid-i en yüce hizmetkar gönülleri en güzel temizlemeyi öğrettiği mazharları Hakkel Yakin Mürşid-i Kamil mazharları kılsın bütün aleme Mürsel fikirle bakmayı bütün alemin selameti için Rabbımıza kull köle olmayı cümle ihvan-ı güzine ihsan eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 122. AYET
اَوَ مَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشٖى بِهٖ فِى النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِى الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرٖينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ OKUNUŞU : E ve men kâne meyten feahyeynâhu ve cealnâ lehû nûray yemşî bihî fin nâsi kemem meseluhû fiz zulumâti leyse bihâricim minhâ, kezâlike zuyyine lilkâfirîne mâ kânû yağmelûn. ZAHİR MANASI : Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.BATIN MANASI : İnsanın ölü olması bedenen yaşar iken Ruhen henüz Âdemiyet Ruhuna mazhar olmamasıdır. Fıtratı bir Ruhla varlığı hayat ve enrjiyle ayakta tutması Âdemiyet Ruhuyla o hayat ve enrjiden kemalatıyla açığa çıkması değildir. Herkesten aynı hayat ve enerjiyle zuhura gelir iken; Âdemiyet Ruhuna sahib olduğu yerden zuhura geldiği kemlatı bambaşkadır en üstün kemalat ve irfaniyet o mazhardan görülür. İşte üzerine ayet okunanlar Allah ismi okunanlar ancaksın Allah’ın Zikri ile Zikir Ruhu kadar Efal idrakıyla Efal Ruhu kadar Sıfat idrakıya Sıfat Ruhu kadar Zat idrakıylada Zat Ruhu kadar dirilmeyle ölmeden evvel ölür ve varlık sahibini kendisi olmadığı ve Rabbının bu mazhardan nasıl Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura geldiğini görür. Aslı hakikatinde o gözden görende Rabbıdır. Böylece bahsedilen Nur ziya ve parlaklık olduğu gibi varlık manasında da gelir zikir ziyası parlaklığı zikrin kişide yaşamla oluşturduğu haldir makamdır varlığın şekil almış hallenmiş halidir. Efal Nuru da ha keza sıfat ve zat nurları da ha keza, kişi bu Nurlarla Nurlanınca insanlar arasında yürümüş yani yücelmiş ve tecellilerine mazhariyet ile de artık sıradan bir insan değil Sırretende suretende İnsanlığını bulmuş insandır, işte bütün insanların aslı hakikati ve gayesi insanlığını bulmak içindir yaşamaları, fakat bazıları idrak eder yüzünü döner bazıları idrak edmediğinden dönemez bazıları da nefsani olarak dönmek istemez. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve insanoğluna Hakk tecellisince bu alemde Ehlinden Ehli olmaya aday olanlarına ve tarik ve şeriatınca sırasını bekleyenlerine de onların yerlerini alacak daha sonraki nakıs idraklılara da en kısa zamanda idrak ettirsin ve İnsan-ı Asliyelerini bulmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 123. AYET
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا فٖى كُلِّ قَرْيَةٍ اَكَابِرَ مُجْرِمٖيهَا لِيَمْكُرُوا فٖيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ اِلَّا بِاَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
OKUNUŞU : Ve kezâlike cealnâ fî kulli garyetin ekâbira mucrimîhâ liyemkurû fîhâ, ve mâ yemkurûne illâ bienfusihim ve mâ yeş’urûn.
ZAHİR MANASI: İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.
BATIN MANASI: Bir önceki ayeti kerimede o nurun sahibleri nasıl insanlar arasında yücelenler ise ki yücelenlerindeki Ruhun tecellilerine daha çok toplum dikkat eder, çünkü hem toplumda önde gelendir hem de o güzel hale mazhardır yani tam örnek alınacaktır, köşede saklanacak değil Allah’ın güzelliğini açığa çıkaracaklardır çünkü irşad böylece daha geniş kitleler halinde irşad olsun için, işte böylece bu ayeti kerimede de yine toplum irşad olsun diye bu kez de tersini yaparak Rabbım insanlara yine önde gelenleri size gösterir ki din adına her türlü kötülüğü yapanlar sizin önder imam lider dediklerinizdir bakın görün diye iyice gözlerine sokar ki insanların böylece akla kara iyice belli olsun ki irşad olacak olanlarda daha net irşad olsun hatta hem net irşad olsunlar hem de kapsamı büyük olsun üç beş kişi değil koca bir memleket topyekün irşad olsun diye böylece çok ileri gelenlere hatalar yaptırır Rabbım çünkü o kişininde kabı ona müsait niyeti kötü kabı bozuktur da ondan yoksa Allah hiçbir kuluna azab etmez kul kendi azabını biriktire biriktire arttırır, sen borcunu arttırır isen bir gün ödeyemez hale düşersin demek yanlış olmayacaktır. Böylece de akabinde insanoğlu en yüksek mertebelerde de olsa kimseye hile yapmamış ancaksın kendisine yapmış olur… Rabbım kendisini kandırmayan kullarından ihlas ve samimiyetten ayrılmayan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 124. AYET
وَاِذَا جَاءَتْهُمْ اٰيَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتّٰى نُؤْتٰى مِثْلَ مَا اُوتِىَ رُسُلُ اللّٰهِ اَللّٰهُ اَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصٖيبُ الَّذٖينَ اَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعَذَابٌ شَدٖيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ
OKUNUŞU : Ve izâ câethum âyetun gâlû len nué’mine hattâ nué’tâ misle mâ ûtiye rusulullâh, allâhu ağlemu haysu yec’alu risâleteh, seyusîbullezîne ecramû sağârun ındallâhi ve azâbun şedîdum bimâ kânû yemkurûn.
ZAHİR MANASI: Onlara bir âyet geldiği zaman, “Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız” derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekârlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.
BATIN MANASI: İnsanoğlunun bazılarının hem niyetinde kötülük yapmak vardır, hem de bu niyetini bile bile yapar ama bazılarınada çaktırmaz; yani onlar gibi görünüp de Müslüman görünüp de dini kendisine çıkar sağlamakta kullanmaya da devam etmektedirler, buna rağmen hadi kendinize karşı samimi değilsiniz, kendi tefekkürünüzde dahi neyin eğeri neyin doğru olduğunu bilip durmaktasınız her şey ayetlerle ortada iken bari sizin gözünüzden görene kulağınızdan duyana dilinizden cibilliyeti güzel olanları söyleyene aklınızdan idrak edene gönlünüzden hissede ve sizdeki siz olan Rabbınıza karşı bari samimi olun; Rabbım böylece baş gözüyle onların dışından onlara bakanlar bilmese bile onların sahibi olarak onlarda kablarınca tecelli eden olarak hangi ampulden ne ışık vereceğini ve hangi ampülü nereye takacağını iyi bilir; O tuvaletin ampülünü salona salonun avizesini de tuvalete asla takmaz; böylece Rabbım bizleri zaten bir yerde kullanmak anlamında kullanmıyor, kabiliyeti nereye layık ise orada görev yapmaktadır insanlar; siz kabiliyetinizi iman inanç itikad amel muamele ve ahlakınızdaki düzelmeyi sağlasaydınız Allah sizi orada kullanır mıydı? işte mesele budur hemen her eksiği zata yüklemek eksikliktir Zat sübhandır eksikten münezzehtir, yeter ki sıfat kab ve kabiliyetini arttırsın samimiyetle yüzünü Rabbına dönsün, güneşe kim yüzünü çevirdi de güneş onu ısıtmadı aydınlatmadı… Böylece Allah zaten başımıza ayrı bir bekçi olan varlıkta değildir, her şey bellidir gittiğin yön güneşse istifade edersin yok kutuplara yönelirsen de biraz üşüyüverirsin bunda akıl sahibleri için zaten anlaşılmayacak bir durumda yoktur. Rabbım cümle İnsanoğluna bir an önce yüzünü güneşe dönmeyi sıcak sıcak bu alemde sevgi içinde yaşamayı nasib eylesin; böylece de eriyen buzları su nieytinde ilim; suyla yeşeren nebadatı yeşiliyle şeriatımız, o nebadattan tüketen hayvanların sütlerini ilmi ledünnümüz kılsın ve bu nimetlerini cem eylediği vücutlarımızı da âdemin vücüdu kılsın inşallah.
ENAM SÛRESİ 125. AYET
فَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ وَمَنْ يُرِدْ اَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَاَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِى السَّمَاءِ كَذٰلِكَ يَجْعَلُ اللّٰهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ
OKUNUŞU : Femey yuridillâhu ey yehdiyehû yeşrah sadrahû lil islâm, ve mey yurid ey yudıllehû yec’al sadrahû dayyigan haracen keennemâ yessağ’adu fis semâé’, kezâlike yec’alullâhur ricse alellezîne lâ yué’minûn.
ZAHİR MANASI : Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir.
BATIN MANASI : Bir yere göre Allah Cebricidir bir yere göre Mutezilecidir, cebriciliği İlla muradınca tecelli edişidir, mutezileciliği de mazharların kabiliyetleri değiştiğince onlardan açığa çıkışıdır; yani Cebriciliğiyle tecelli edince her zaman kabiliyetler yüceldikçe yüce tecelliye mazhar kılacak diye bir garanti beklenmemeli, her zamanda kabiliyetler süfli diye de ulviyete ermemesi beklenmemelidir. Buradan murad Allah mutlak iradenin sahibi olduğu için dilediğine demekle işte burada bütün tecelli Tecelli Zatın yani Tecelli edenindir, senin mazharın kabın kabiliyetin ne olursa olsun; ulvi duygu ve düşüncelerle bir hayat geçirmekte de olsan bu ulviyet bu hissiyat bu ifna ve varlığını hakka verme Elçisine göre %70 kadar başarılmış bir yol kat edilmiş dahi olunsa; yani yücelmesi Resurullah Efendimize göre %70 onun gibi dahi olunsa yine de geri döndürmek Zatın iradesindedir, çünkü sizdeki duygu ve düşünceleri hissiyatı süfliyet tecellileriyle donatırsa ve bunların tecelli şiddetlerini %70 den fazla yapar ise yavaş yavaş geriye doğru bir tecelli silsilesine mazhariyet başlar ki buda iman kalesinin yıkılmaya başlaması demektir. Çünkü ne şeriat ehilleri ömürlerini namazla niyazla evden camiye camiden eve geçirmişler iken bir bakıyorsunuz ki kırkından sonra bir haller olanlar gibi geriye dönüvermişler; işte bu ehli şeriat olmanın bile yetmeyeceğidir. Nice Mürşütlere Ehli Tarike bakıyorsunuz her tecelli Hakkındır derken Hanımını değiştirmiş, beğenmemiş hanımındaki tecellileri; bunlar işte Kabiliyetlere bağlı bir mazhariyet olan mutezilecilik değil, cebriciliğin zuhurudur yani Allah her şeyin perçeminden tutmuştur istediğini istediği yöne sevk eder; onun için mutlakıyet ve zat yönüyle Allah’tan başka varlık mülkünde olmadığı gibi Allah’tan başka irade sahibi de yoktur ve Allah’tan başka da dilediği şekilde iradesini açığa çıkaracakta yoktur, kab ve kabiliyetler ne olursa olsun. Her kabı her şekle sokar her şekilden de her tecellsini zenginliğince açığa çıkarır; “her an ayrı bir şendedir” Rabbım yine de her ne kadar ilimle varlığımız yok deyip varlık sahibi Rabbımdır desekte, kulu olarak hem ilk hem de son nefesimizden emin kılsın bu nefesi aldığımız ve vereceğimiz yeri asla unutanlardan eylemesin bizleri inşallah.
ENAM SÛRESİ 126. AYET
وَهٰذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقٖيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ
OKUNUŞU : Ve hâzâ sırâtu rabbike mustegîmâ, gad fassalnel âyâti ligavmiy yezzekkerûn.
ZAHİR MANASI : Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz düşünüp öğüt alacak bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.
BATIN MANASI : Rabbımın ayeti kerimeden muradı doğru yol ile dosdoğru yol arasında ki farkı ve dosdoğru nasıl olunacağını anlatmaktır, doğru herkese göre farklı istikametleri anlatır iken dosdoğru ise iki noktayı merkezinden keserek devam edendir. Burada bir nokta Teclli Zattır diğer nokta ise Tecelli sıfattır yani Zat ile aynı hizada olan ama Zattan sonraki noktadır, bu vücut ülkesinde ise bir nokta tecelli eden Rabbındır diğer Tecelli olunan Sıfatıdır, sıfat mutmein olmuş nefsin tecellilerine layık bir mazhar ise zuhuratlar dosdoğru, mutmein olmamış nefsin tecellilerine mazhar zuhuratlardan ise o zamanda kişiye ve nefse göre doğrular görülür. Dosdoğru yolu olan yolunu Rabbım “Hud Sûresi 112. Ayeti Kerime’deki “Emrolunduğu gibi dosdoğru ol” buyurmasıyla da Resulu ekrem Efendimize bildirmiştir. Resurullah Efendimiz de bu ayet beni kocattı demiştir. Yani toplumun anlayacağı gibi yaşlandırdı değil, kemale getirdi demek istemiştir. Çünkü emrolunanlar Tevhid ilmindeki Fena ve Beka mertebelerinde buyrulanlardır. 7 nokta bir doğru olmuş, ve Fena-i Efal ile fillerin Failini, Fena-i Sıfat ile Sıfatların mefsufunu Fena-i Zat ile de vücudun mevcudunu bildirmiş, Cem ile Zatını Hz. Cem ile Sıfatlarına tecellsini Cemmul cem ile de Filleriyle zuhura gelişini göstererek hepsini bir noktada toplamış ve Ahadiyet ile de dosdoğruyu göstermiştir. Sonra da ahadiyetinden tecellisiyle bu dosdoğru olmayı dün Resurullah Efendimizin dilinden bildirmiştir, tıpkı atası İbrahim a.s’ın dilinden bildirdiği ve duası olan Resulunden de gösterdiği gibi. Sonrada Resurullah Efendimizden bu Tevhid tahsili Sahabe-i Güzizne ve Evliyaullah’a ve ordan Pir Seyyid Muhammed Nuru-l Arabi’ye ve oradan da günümüze değin dosdoğru olmanın tahsili silsilesi yoluyla Mürşid-i Kamiller vasıtasıyla da günümüze değin gelmiştir. Rabbım cümle insanlığa bu tahsil ile aslını bulmayı dosdoğru olup dosdoğru yaşamayı ve yaşatmayı en kısa zamanda nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 127. AYET
لَهُمْ دَارُ السَّلَامِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Lehum dârus selâmi ınde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû yağmelûn.
ZAHİR MANASI : Rableri katında selâm yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur.
BATIN MANASI : İşte dodsdoğru olan Tevhid idrak şuhud ve zevkleriyle bir yaşam içerisinde olanların selamette olduğunu yani kurtuluşa erdiklerini bildirmektedir; selamet ve kurtuluş hayalden zandan benim dediğin bu vücuttan kurtulmanla ölmeden evvel ölmenle Rabbının vücuduna ben dediğin bu sıfattan onun zuhuratına fillerle açığ acıkışına şahid olmandır buna kendisnin şahitliğidir selamet. Böylece Allah mazharının dostu yani mazharına zatına yakinliği kadar yakindir. Rabbım cümle Ümmeti Muhamemde bu yakinliğe ermeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 128. AYET
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمٖيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الاِنْسِ وَقَالَ اَوْلِيَاؤُهُمْ مِنَ الْاِنْسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا اَجَلَنَا الَّذٖى اَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوٰیكُمْ خَالِدٖينَ فٖيهَا اِلَّا مَا شَاءَ اللّٰهُ اِنَّ رَبَّكَ حَكٖيمٌ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve yevme yahşuruhum cemîâ, yâ mağşeral cinni gadisteksertum minel ins, ve gâle evliyâuhum minel insi rabbenestemtea bağdunâ bibağdıv ve belağnâ ecelenellezî eccelte lenâ, gâlen nâru mesvâkum hâlidîne fîhâ illâ mâ şâallâh, inne rabbeke hakîmun alîm.
ZAHİR MANASI : Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : İnsanlar arasında bu gün cinlik yapanların yanılttıkları mahkemelerde ifade vermekte ve hüküm sahibi olan Allah hükmünü yanılanlardan mı yoksa bu da isteyerek mi? çamura bulaşanlar diye işlediği kabahatlardan görerek hüküm vermektedir, Allah’ta bu hükmünü evvelde ayeti kerimedeki gibi yine bildirmektedir. Çünkü insan ile şeytan arasındaki fark şudur; “Şey” demek her şey bütün mevcut demektir. “Tan” demek aydınlık demektir. Her şeyin aydınlığına vakıfiyetinizi kötü niyetinizle kullanırsanız bu kabiliyetinizle şeytanlık yaparsınız; her şeyin vakıfiyetin de olmayı iyi niyetle ruhunuzun emrinde bu kabiliyeti kullanır iseniz meleklik yaparsınız, yani şeytanda ayrı bir varlık melekte ayrı birer varlık değildir, evet varlıktırlar ama his duygu ve düşünceler gibi latiftirler, bunları giyinen hisseden duygusunu duyan ve fikrine hizmet eden insanoğludur, bu durum insanda niyetinin neye hizmet ettiğiyle ayrım netleşir, kötüye hizmet eden şeytanlık yapar iyiye hizmet eden insanlık yapar, Mürsel fikirler ve kapsamındaki bütün insanoğluna ve aleme hizmet fikri Rahmani buna engel olacak diğer tüm fikirler nefsani yani şeytanidir. Allah’da insanoğlunda bakar yaşarken muhatab olduğu olaylar karşısında nefsine uyup bir anlık hatamı yaptı hani pastadan pay almak doğru olmadığı halde parmağımı değdi yada nefsimi kaydı… yoksa avuçlayıp ağzı yüzü pastaya bulaşmış olarak hala kendinimi kandırıyor, işte siz bile bile devam ederseniz yanlış olanlarda ısrara artık sizin mahkemeniz kurulduğunda Allah’ın diledikleri içerisinde affettikleri arasında olamazsınız, yok az bir aklım nefsim kaydı ama doğru olanı biliyor ve gayret ediyorum der iseniz o zamanda affedilenler arasına girersiniz. Devam edenlerde yanmaya devam ederler, nasıl ki trafik kazasında haklıda olsa kaçması halinde suçu işlediğine işaret eylemesiyle polisin cezalandıracağı sürücü misali kaçar ve haksız olduğunuzu gösterirsiniz ki aslı hakikatinde zaten kazaya endirekte olsa karışmışsınızdır, ya da bizzat işleyensinizdir. Bu yangın hem ömrünüzü hem gelecek neslinizin anlında kara lekeyi hem de onların gelecek imkanlarını maddi ve manevi olarak kendi elinizle yaptıklarınızla engellemiş olursunuz. Rabbım Hem O’na ulaşmada hem de irşadında her şeyi helal kılmanın ne kadar yanlış olduğunu bilen ve idrak eden, ve böylece de hatalarından da çabucak dönen kullarından kılsın cümle insanoğlunu inşallah.
ENAM SÛRESİ 129. AYET
وَكَذٰلِكَ نُوَلّٖى بَعْضَ الظَّالِمٖينَ بَعْضًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
OKUNUŞU : Ve kezâlike nuvellî bağdaz zâlimîne bağdam bimâ kânû yeksibûn.
ZAHİR MANASI : İşte biz, kazanmakta oldukları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz.
BATIN MANASI : İnsanoğlu nasıl ki duygu ve düşüncelerindeki süfliyet hali ile ayrı bir cin aramayacaksa ulvi duygu ve düşünceleri içinde ayrı bir melek aramamalıdır hakikat insanın her şeyi kendinde bulmasıdır; çünkü insan merkez üsssüdür. Tin sûresi 4. Ayeti kerimedeki gibi “en üstün yaradılan insandır” o zaman bu üstünlüğü insana kazandıran ve diğer varlıklardan ayıran nedir derseniz, bunlar insandaki akıl fikir ve idrak nimetleri ve tecelliye mazhar olan kişideki gönüldür ve farklı tecellilere aynı vücudun mazhariyeti de dönücülüğü ve isnad ve kabiliyet farklarıdır, yani zenginliğinin en zengini olma çeşitliliğinin tümüne cami olmada insandan görülür, hem süfli tecelliye tam mazhar hem de ulvisine tam mazhardır; çorak bir toprağı da insanda bulursunuz, verimli bir toprağı da, meyve vermeyen ağaçta insandadır bolbol tatlı meyveler veren ağaçta insandadır, insanlara saldıran bir hayvanı da insanda bulursunuz, insanların emrinde olan hayvanı da; en hamak en cahil varlıkta insandır en kemalatlı Mürşüd-ü kamillerde, Elçiler de Nebiler de Mürsel olanda insandır; Alemlere Rahmet Resulu Ekrem Efendimizde unsuriyet vücuduyla insandır; aynı zamanda Allah adalet sahibi olduğu için bu çeşitliliğinin içerisinde şölede bir kaidesi vardır genelde ulvi tecellilere mazhar olan insanlar haksızlığa uğradıklarında kendilerini diğerlerinin seviyelerine indirmeden farka inerek mukabele ile savunurlar bazende Rabbını vekil tayin ederler, böyle durumlarda vekil olan Rabbı Tecelli-i Efal ile zuhuratıyla bu mağduriyetlerinin giderilmesi için Tecell-i edeceğinden, örneğin bir müftünün cüzdanını hırsız çalsa, müftü hırsızdan bir şey çalamayacağından çalma eylemi müftüye uygun düşmeyeceğinden bu adaletini Allah nasıl sağlar işte buna halk arasında “dinsizin hakkından imansız gelir” denmesinden maksat, süflü bir tecellisine yine daha süflü bir tecelli mazharıyla cevap vererek bu adaletini sağladığını bildirmek içindir, böylece de oradan da yine çıkması gereken Hakk çıkar ama henüz müftüye gitmemiştir. Bu kez daha imansız hırsızdan çaldığıyla kaçarken kaza yapmasıyla, aracındaki hasar misliyledir ve sanayide de onu müftünün oğlu bekler kaportacıda, gider kuzu kuzu eliyle çaldığını bi tamam verir eğer fazla çıkacaksa fazlasını da verir, kaportacıda aldığı fazlayı babasına iletir babası da hayır ve hasenat yapar iken o fazla dan deneni diğer mağdur ve mazlum olan hak sahiblerine iletir, bunu yapar iken idraklar Tevhiddeki hakikatı bilmez ise bundan lezzet alamazlar, çünkü bu alemde hiçbir varlığın kendine has vücudu yoktur, fillerin faili de O’dur, sıfatların mefsufuda O’dur, vücudun mevcudu da O’dur. Yani mülkünde tecellisine tecellisiyle yine cevap verecek kendinden başkası olmadığından ayetle sabit olan Zil Zal Sûresi 7-8. Ayetlerde buyurduğu gibi “miskal nisbetinde hayra miskal nisbetinde hayırla, miskal nisbetinde şerre de miskal nisbetinde mukabelesiyle adaletini sağlar… Merhametiyle de ister 1’e 1. İsterse de 7 ve 70 ve 700 misliyle yada 1’e sonsuz verendir. Böylece Tecellisine Tecellisiyle cevab olan Rabbım gelecekte ise insanların bu gün dünyaya maddi çıkarlar uğruna nice cana kıyanlara sayısı 7 aileyi geçmeyen aklı sıra dünyayı haraca bağlayanların neredeyse 3 milyardan fazla insanın servetine sahib iken hala doymayan hallerini gün gelecek adaletiyle mukabelesini yine göstererek haksızlık yapanları birbirine karşı çarpıştıracak ve çıkması gereken haklar çıkacak ve hakk sahiblerini bulacaktır; çünkü Allah mülkünde nizamını oturtmuş böylece kendisini seyredendir; O’nun için tecelli yüzü değişmediğinden Ahmed’e başka Mehmed’e başka tecelli etmez Hakk bellidir. Böylece O’nun gözüyle bakabilen arifler iyi bilirler ki bizim de varlığımız O’nundur ve bizden seyreden seyrederken idrakımıza düşenlerde onun seyrindeki nizamının idrakıdır, bunu da bildirende O’dur. Rabbım Hakk ve Hakikat üzere olmayı bildirdiklerine bildirdiği gibi inanıp Tevhid üzere bir itikad amel ve muamele ile yaşayıp kendisinin güzel ahlakının zuhuruna mazhar olabilmeyi cümle İnsanoğluna nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 130. AYET
يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اَلَمْ يَاْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتٖى وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا قَالُوا شَهِدْنَا عَلٰى اَنْفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرٖينَ
OKUNUŞU : Yâ mağşeral cinni vel insi elem yeé’tikum rusulum minkum yegussûne aleykum âyâtî ve yunzirûnekum ligâe yevmikum hâzâ, gâlû şehidnâ alâ enfusinâ ve ğarrathumul hayâtud dunyâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn.
ZAHİR MANASI : (O gün Allah, şöyle diyecektir:) “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.
BATIN MANASI : O gün demek İnsanoğlu için zaman kavramıyla yaşadığından hayalde ve zanda bir gün tahayyül ederek beklemeye başlamasıyla hiç gelmeyen ve gelmeyecek olan bir günü hala beklemektedirler; halbuki nasıl ki Kuran-ı Kerimde namaz ayetlerinden bahsederken; Nisa Sûresi 13. Ayet de Salat-ı Vukuta “vakitlerle ilgili namaz” sonra Bakara Sûresi 238. Ayet de Salat-ı Vusta “orta namaz” sonra da Mearic Sûresi 23. Ayet de de Salat-ı Daimun derken “daimi namaz” dan bahseder yani namaz aynı gibi görünür iken vakitlerle namaz kılanlara günün 5 vakti namazdan bahseder, kalp namazını kılana gönüle inince görüştüğünden bahseder daimi görüşmede olana ise her an Rabbını seyirle daimi namazdan bahseder, şimdi biz mi? Ayeti Kerimeyi layıkıyla anlamıyoruz yoksa Allah O gün dediğinde bilinmesini istemeyen bir günden mi bahsediyor, asla böyle bir şey olamaz Allah eğer O gün dediyse işaret edilen bir gün yada teşbihen bir derin mana vardır, bu gün işaret edilen bir aydınlık ta olabilir işaret edilen bir an; bir an tecellisi de olabilir, kişideki O ana girdiğindeki idrak şuhud ve zevk te olabilir, şunu iyi bilmeliyiz ki Kuran-ı Kerim Zevkle yazılmış içerisinde Şuhud olan ve ilim sahiblerinin de nasiblendiği nasihatların en yücelerinin ilahi kelamla Resurlu Ekrem Efendimizin sırretinden suretine özünden sözüne zuhura gelmiş vahyin kaynağıdır; şimdi düşünelim ölmeden ölebiliyorsa “ mutu kable ente mutu” insan, andığı zamanda ana girebiliyorsa, bütün hakikatleri de vücut ülkesine getirebiliyorsa merkez üssü olan insan, Sıddıkıyetine bakmasıyla (sadakat duygusuna) Hz. Ebubekir r.a’ı hissediyorsa, Adaletine bakmasıyla (adil düşünmesi ve yaşamasıyla) Hz. Ömer’i r.a’ı görebiliyorsa şeriatına edep haya ve iffetine bakmasıyla (bakışındaki cibilliyete, fikirlerindeki her türlü şehvete düşmemesiyle) de Hz. Osman r.a’ı görebiliyorsa, İlimde Rasi, Secaatkar ve Cesaretine bakmasıyla (zahir ve batın ilimlere vakıfiyet, bunlarla cesaretle irşad ve zahir ve batın cömert ise) işte o zaman da Hz. Ali k.v.’i görmüş vücut ülkesinde ruhaniyetini yaşatmıştır yani ondan yaşayanlar Ruhaniyetlerini gönüllere nakşedenlerdir. Böylece ne kadar Sahabey-i Güzin isen sen; 4 halife 4 ciltlik bir kitabdır, işte bunların toplamı kadarda bir Muhammedsin ve vücut ülkende her hakikati anında bulman da böylece mümkün olduğu görülecektir. Ve yine görülüyor ki 1400 yıl evvele gitmeye gerek olmadan sahabeler için ve “O GÜN” içinde milyarlarca yıl sonrayı da beklemeden, denen günüde vücut ülkemizde bulur isek ayet olan delillerin Tevhid ilmindeki en büyük hakikatler olan Fillerim benim değil Sıfatlar benim değil vücudum benim değil olduğunu görecektir. Ve bunların aydınlığı olan ilahi varlığın birer tecellisiyle oldukları bu aydınlanmanın benim Ruh güneşimden Kalp ayıma ve Sıfat yıldızlarıma gelen ziyalar olduğunu görecektir. İşte bu gün bunları size bildireni bulmadan sizin O GÜN’ünüz gelmemiş olacaktır. Sizde O Günü bu güne getirip Efal ayetlerini Sıfat ayetlerini ve Zat ayetlerini Ehlinden talim ile O mazhardan bildiren Rabbımdır diyerek Sıddıkıyetle sarılıp talim ederseniz o zaman sizin için gün bu gün, dem bu dem olımuş olur, Rabbım cümle İnsanlığın aydnlıkları olan günü en kısa zamanda “O” günlerini bu gün eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 131. AYET
ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ
OKUNUŞU : Zâlike el lem yekur rabbuke muhlikel gurâ bizulmiv ve ehlğâfilûn. uhâ
ZAHİR MANASI: Bu (peygamberlerin gönderilmesi), Allah’ın, halkları habersizken ülkeleri haksız yere helâk etmeyeceği içindir.
BATIN MANASI : Son birkaç ayeti kerimeyi Rabbım o kadar güzel özetliyor ki bu bitirici bağlamda; bunca uyarıyı insanlara ayrı ayrı yapmaktan gaye, kötülerden kötüler vasıtasıyla yine bu yaptıklarının karşılığını alacağını, bunu ümmetinin görecekğini bildirmesine kadar; hatta ve hatta halkların yanında ülkelere dek bu büyük haberi verdikten sonra karşılıklarını göreceklerine kadar sanki günümüzü anlatarak bu kadar kulakları delecek sağır edecek kadar o kadar net ve yüksek sesle hitab ediyor ki Rabbım; sanki görün de hatalarınızdan geri dönün dercesine tekrar tekrar kullarına sesleniyor; bunca Elçiler, Nebiler, Mürseller ve Sahab-i Güzin İmamlar Evliyalar ve Mürşid-i Kamiller sizlere haber vermiyorlar mı? yani onların kendilerine has güç kuvvetleri ve fena ettikleri vücutlarının sahibi olarak bizzat “BEN” o mazharlardan sizlere bildirmiyor muyum? diyor Rabbım. Dün nasıl elçisi olan Resulu Ekrem Efendimizden bu hitabı yapmış ve insanları islama ve Tevhide davet etmiş ise bu günde yine aynısını yapıyor, bırakın bu zülme, kötülük galip gelmez diyor; gelse gelse iyileri bitirseler bile en son kötü kötüye kötülük yapacak ve en son kalan kötü kötülüğüyle baş başa kalacak ve 40 yıl nasıl şaşkın ve perişan yaşanmış ise anlayacak ki sonunda kötülükten kimseye fayda gelmiyormuş, ben bir karga gibi olamadım diyecek, yani hırs kargasının bile sonunda o kötülüğünü kazıp gömdüğünü görünce anlayacak durumu… Sizlerde bu gün bu hırsınızın peşine düşüp, illa dünya emperyalizm’e para babalarına büyük konseyler kurup dünyayı 7 aileye mahküm edecek oluşumlar kadar büyüp de sonunda pişman olacağınız hallere bu günden girmeyin diyor; sonunda birbirinizi de yersiniz ve en son aynısını dersiniz, karga kadar olamadım. Bu durum dün ilk zuhura gelen alemin çekirdeği olan Âdem a.s da ne ise herkeste aynı çekirdeğin mahsülü olduğundan sonuç değişmeyecektir. Âdem a.s bunu tek çekirdek iki meyve olan evlatlarını zuhura getirince evlatları olan habil ve kabilde yaşadı ve gördü; dem bu dem; işte böylece Arifler sondan başı baştan da sonu görürler, onlar noktayı fehm eylediklerimden nokta neyse denizi de bilirler, nefislerine arif olduklarından dünyanın nefsini de ruhunu da görürler. Rabbım ariflere Mürşid-i Kamillere bizleri bende eylesin, dün nasıl Resurullah Efendimizin izinden yürüyüp de küçük cihaddan büyük cihada geçmişlerse bu günde nefisle cihadda cümle insanoğlunu bu yolda muzaffer kılsın inşallah.
ENAM SÛRESİ 132. AYET
وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Ve likullin deracâtum mimmâ amilû, ve mâ rabbuke biğâfilin ammâ yağmelûn.
ZAHİR MANASI : Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.
BATIN MANASI : Bütün ayeti kerimeleri vücut ülkenizde bulmanız halinde ancaksın en hakikatine vakıf olursunuz, çünkü her şey muhatabına kendisini anlatır, evet zahiren bu ayeti kerime herkesin amellerine göre derece koyar fakat bu kadarla mıdır? anlatılan; yoksa daha nice derin manaları var mıdır? ve sonsuz olan Rabbım bu manalar ile gelecek asırları aydınlatacak mıdır? işte dün tenzihi bir imanla 7 milyar yıldır ağırlıklı olarak bu alemde Tenzihen bir Allah inancıyla Müslümanlar iman etmekte idiler, şimdi ise Teşbihen; hayal ve zanda değil kendi varlıklarının sahibi olarak iman etmeye yönelmektedirler sonrada Tevhiden iman ile tenzih ve teşbihin bu mazhardan tevhidi ile fillerle zuhuruyla bilerek görerek iman edeceklerdir çoğunlukta olarak şimdi ehli Tevhid bu zevklerle zevkidar olmaktadır fakat alem henüz % yüzde olarak bu vakıfiyetlerden uzaktır; çok düşüktür bu zevklere erişme babında. Şimdi işte tevhiden her hakikati vücut ülkenizde bulur iseniz; sizin ümmetiniz aza ve cevahiriniz olduğunu görmüş olursunuz, sizin herkesiniz olan; her azanızdır, elin ameli hakka hizmettir “el fiilullahtır fillerin cibilliyetinin güzel olmasıdır” ve hakka hizmet ettikçe derecesi yücedir, ayağın ameli hakka yürümektir “idrak ayağınızla” gözün ameli hakkı görmektir “en üstün idrakla şuhud etmektir” kulağın ameli hakkı işitmek “şuhudnu gönlünde Rabbından işitmektir” dilin ameli hakkı söylemektir “duyguğunu görüp Rabbının gönlünde dillendirdiğini bu dudaktandan zuhura gelişini görmektir” işte bu aza ve cevahir mana ağırlığıyla değil de yani hakkı değil de nefsi açığa çıkarıyor ise amelce eksi dereceler olan nefsin arzında yananlardan olacaklardır, yani kötü filleri açığa çıkardıklarından iç huzuruna erememiş ve icraatlarındaki eksiklikler yüzünden de eziyet çekeceklerdir, oysa akıl hakka hizmet ederse en yüce fikirleri üretir ve vücuda ona göre komut verir, gönül hakka aşık ise akıla ziyasını o derece yüce yansıdır, ve kalp komutanının güzelliği de yüzünü hakka dönen ise o zamanda komutanın emerindeki bütün askerler bütün aza ve cevahirde böylece amelce üstünlükler derece de üstünlükleri olacaktır, bunları daha üstün kılacak olan ise hem kendine nisbet etmemek olan Takva hem de yanındaki yardımcısı olan ihlas ve samimiyettir. Rabbım kendisinin olan bu vücut ülkesinde bildirdiği hakikatler Rahman ve kemlat mazharı olan Muhammediler gibi idrak eylemeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 133. AYET
وَرَبُّكَ الْغَنِىُّ ذُو الرَّحْمَةِ اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنْ بَعْدِكُمْ مَا يَشَاءُ كَمَا اَنْشَاَكُمْ مِنْ ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ اٰخَرٖينَ
OKUNUŞU : Ve rabbukel ğaniyyu zur rahmeh, iy yeşeé’ yuzhibkum ve yestahlif mim bağdikum mâ yeşâu kemâ enşeekum min zurriyyeti gavmin âharîn.
ZAHİR MANASI : Rabbin her bakımdan sınırsız zengindir, rahmet sahibidir. Sizi başka bir kavmin soygiderir (yok eder) ve sizden sonra daundan getirdiği gibi, dilerse sizi yerinize dilediğini getirir.
BATIN MANASI : Tecelli eden Zatdır, Tecelli olunanlar ise mazharlardır sıfatdır, bu gün siz dediği o tecelliyi zuhura getirdiği mazharlar olarak fani olduğunuzu yani sizin fillerinizin sizin olmadığını, sizin sıfatlarınızın sizin olmadığını ve sizin vücudunuzun sizin olmadığını bildirmekle sizden evvelki kavimlerinde kendilerinin varlık sahibi olmadığını ve sizden sonrakinlerin de bu bağlamda varlık sahibi olmayacağını işaret ederek, kendisindeki tecelli zenginliğini mutlaka mazhar ve mazharları sayesinde vücuda getirecektir, Saffat Süresi 96. Ayeti kerimede buyurduğu gibi “sizi ve fiillerinizi ben yarattım” yani vücutları da kendi mevcudundan vücuda getirendir zenginliği sınırsız tecellisini de zuhura getirendir; hangi kab bu gün hangi tecellisine layık ise oradan o tecellisi zuhura gelmektedir; siz yeter ki isnad ve kabiliyetinizdeki yücelmeyi ehlinden öğrenin; böylece yüce tecellilerine mazhar olabilir insanoğlu; ve mazhar olunduğunda da Rabbınızın yüce bir tecellisine güzel bir fiil sizden zuhura geldiğinde iyi bilin ki Nisa Sûresi 79. Ayeti kerimede buyurduğu gibi “sizden iyi bir şey zuhura geldiğinde o Allah’tandır” yani o tecelli zenginliğindeki cibilliyetteki güzelliği kendinize nisbet etmeyin eksik bir zuhurat görürseniz o benim kabiliyetsizliğim, mazhardaki eksiğimdir demeniz doğru olandır. Güzelliği de nisbet etmemekle de takvada yarış içerisindedir mazharlar; varlıkları kendilerinin değildir fakat yarışta birer mazhardırlar en yüce mazharından en yüce hallerin zuhura gelme sebebi o güzellikleri hep Rabbımındır deyip boyun bükmesindendir, yoksa o mazhar daha nice güzel tecellilerine mazhar olamaz; işte böylece hem iyi bilmeliyiz ki ne bizden evvel nede bizden sonraki hiçbir varlığın vücudu kendisine has değildir hem de hangi kavimden hangi nesilden hangi ırkatan gelip gelmemesi rengi boyu kilosu vesair dili vesair bütün özellikleri onun yüce tecellilere mazhar olmasına engel değildir “bütün insanoğlu için aynıdır” Yeter ki ehline gidip Tevhid tahsiliyle kendine nisbet eylediği varlığından kurtulup aslına vuslat eylemiş olsun, Rabbım cümle insanlığa aslına vuslat etmeyi ve aslının yaradılış gayesine uygun daha güzel yerlerde kullanılmasına izin verilmesini mesuliyeti nisbetinde kulluğunun gereğince tüm insanlığın bunu en kısa zamanda yerine getirmesini Rabbım ihsan eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 134. AYET
اِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَاٰتٍ وَمَا اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖينَ
OKUNUŞU : İnnemâ tûadûne leâtiv ve mâ entum bimuğcizîn
.ZAHİR MANASI : Şüphesiz size va’dedilen şeyler mutlaka gelecektir. Siz bunun önüne geçemezsiniz.
BATIN MANASI : Nasıl ki tecelli eden mazharı kim olur ise olsun tecellisini zaten zuhura getirecek ise… gelecek nesillerde de kimler yaşarsa yaşasın onların kalplerini çevirmesiyle akıbeti dilediğince tecellisine uyduracak olan yine Rabbımdır, eğer bu gün nefis ehilleri kaybedecek ruh sahibleri selamete erecek diyor ise bu mutlaka sonunda böyle olacaktır, siz söyletenin kim olduğuna bakın mazharlardan bu gün geçici verilen fetvalara ve devletlerin menfaatlerine hüküm veren din alimlerine değil; Allah hükmünü dünde bildirmiştir bu günde, siz eğer nefsin tecellileriyle vücut ülkesinde selamete çıkabiliyor ve bir ömür mutlu huzurlu olabiliyorsanız bu hal sizin içinde aynı alem içinde aynı olmalıdır, yok siz vücut ülkenizde bu nefsin halleri olan vehim hayal vesvese, nefsani fikirler ve süflü duygularla sonucunu hep hüsranla tamamladığınız akıbetlere dücar oluyorsanız bu alem içinde bu hal aynıdır. Ehli Tevhid varlığını Hakka vermesiyle damlaya yani nefsini bilmekle Rabbını bilir ve Rabbının olan vücut ülkesinde Rabbını Rabbıyla nasıl biliyor ve vakıf oluyorsa, Rabbının olan küçük vücut ülkesi damladır, Rabbıyla damlaya vakıf olması derya olan Allah’ı bilmesidir. Çünkü denizin neresinden bir damla alır iseniz alın terkibi h2o dur o zaman siz eğer 1 atomu olan oksijene ve 2 atomu olan hidrojene vakıf olur iseniz, yani ilk tecelli edenle 2. Olan yani tecelli olunanı vücut ülkenizde bulursanız h2o neyse sizde tecelli eden Rabbınız ve tecelli olunanı da Muhammediyetiniz olduğunu görürseniz ortaya bir tecelli yüzü çıkar oda âdemiyettir. Böylece kimse de bunun önüne geçemeyeceğini de bildirmesiyle kesin olanı an be an gün be gün bildirmektedir Rabbım. Rabbım en yüce tecellilerine mazhar olacak âdemiyetini layıkıyla giyen noktayı kendinde bulan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 135. AYET
قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّٖى عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
OKUNUŞU : Gul yâ gavmiğmelû alâ mekânetikum innî âmil, fesevfe tağlemûne men tekûnu lehû âgıbetud dâr, innehû lâ yuflihuz zâlimûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler.”
BATIN MANASI : Bu gün insanoğlunun kavmi bütün vücut ülkesindeki aza ve cevahiridir, bir önceki ayeti kerimedeki gibi selametinde nasıl olacağı sefaletinde nasıl olacağı bellidir. Bu insan içinde aynıdır alem içinde aynıdır, hayalde zanda bir Peygamber gelip sizleri kurtaracak değildir. Liva-ül Hamd sancağı bu gün Resurullah Efendimizin Mürsel fikridir, bu vücut ülkesi herkesin sancağının direğidir; direğinin başına çekilen sancak başınızdaki fikirleri; yarıya inen sancakta vücudun yarı mahallindeki olup bitenleri yani duyguları temsil eder; matem veya yası yani hissiyatı merhameti anlatır, bu matem yada yas toplumun bildiği değil yegane selamete olan özlemin iç yanmasıdır, herkesin selameti için yalvarışındır; ve bu da fikre dönüşünce öyle bir zirve yapan fikir ki ebediyen baki ve altında toplanmayan fikir kalmayacak olan fikirdir; bu da Mürsel fikirdir, yani bu alemde herkesin selametten payını almasının fikridir, yani dışarıda bırakabileceğiniz sevmeyeceğiniz yada hizmet etmeyeceğiniz bir varlık kalamaz, bu nasıl bir merhamet duygusuyla beslenen “erhamerrahimin” ve nasıl yüce bir fikirdir “en yüce zikrin fikri” işte bu selametin yegane förmülüdür; fark ise bu selamete engel olacak olan fikirlere karşı farka inmektir ve onlarında farka inmekle selametini istemektir, zira buda merhamettendir. Tevhid ilminin tahsili ile kendi varlığının senin olmadığını idrak edince Rabbının yegane isteğini vücut ülkesinde bulur her insan; insan nasıl bu fikre kull ise Allah içinde insanlar O’na kuldur. Böylece Resurullah Efendimizin vücut ülkesindeki hissiyatı aşkı duygusunu ve fikrini ve ebediyen nasıl baki olacağını görmüş oluruz, ve onu onun kadar yakin hissetmiş oluruz; ama O olak için ne kadar çalışmamız gerektiğinide görmüş oluruz. Böylece görürüz ki bedenler ölür fikirler ebediyen yaşar, işte bu fikrin altnda toplanma Resruulah Efendimizin sancağının yani fikrinin altında toplanmaktır. İşte bu ayeti kerime ve bütün ayeti kerimeler insana bu fikirle yaşarsanız selamete, aksi halde olanlar sefalete mahküm olurlar buyurmaktadır; 7 milyar fikrin en yücesi budur. Yani herkesin selametini isteyen bir vücuttaki Rabbım alemlerin Rabbıdır. Çünkü her varlık kendisi bir alemdir, ama bütün alemlerin Rabbı ise âdemieytini bulan gönüldeki Rab’dır. Rabbım bütün bu davetini gönülden gönüle yapmaktadır işitenler iştirak etmekte henüz işitmeyenlerde vaktini saatini beklemektedirler. Rabbım bir an önce bildirdiği üzere işitip teslim olanlardan eylesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 136. AYET
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْاَنْعَامِ نَصٖيبًا فَقَالُوا هٰذَا لِلّٰهِ بِزَعْمِهِمْ وَهٰذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِ وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَائِهِمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ
OKUNUŞU : Ve cealû lillâhi mimmâ zerae minel harsi vel en’âmi nasîben fegâlû hâzâ lillâhi bizağmihim ve hâzâ lişurakâinâ, femâ kâne lişurakâihim felâ yasılu ilallâh, ve mâ kâne lillâhi fehuve yasılu ilâ şurakâihim, sâe mâ yahkumûn.
ZAHİR MANASI: Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O’na bir pay ayırdılar ve akıllarınca, “Şu, Allah için, şu da bizim ortaklarımız (putlarımız) için” dediler. Ortakları için olan Allah’ınkine eklenmiyor. Allah için olan ise ortaklarınkine ekleniyor.. Ne kötü hükmediyorlar!
BATIN MANASI : Bu ayeti kerimede uayndırılan idrak; Allah için olan yani ruhun tecellileri nefsin tecellilerine eklenir nefs bazen ruh tecellilerini de kabul eder, fakat ruh nefsin tecellilerini kabul etmez; çünkü emmare nefs ile bu hal pek görülmez; fakat insanda yalnız yırtıcı hayvan sıfatının ruh hali yoktur, levvame de nefisdir ama ruh tecellisi olan levm etme vardır, mulhime nefs tecellisidir ama bazen ilham ruhdan da gelir, mutmeinne de itminanlık vardır ama her konuda ruhun tatmini yoktur, raziyede rızasını kazanma vardır ama derecetendir yine alttan dersi eksiği mevcuttur yine nefis vardır, marziyede muhammedi bir rızaya yakındır ama henüz istenilen gibi değildir. Safiyede ise temizlenme vardır ama henüz ruh tecellilerine layıkıyla mazhar olmak tam tecelli etmediğinden nefis mertebelerinden sayılır 7 kat yer katlarındandırlar, yani ruhun tecellileri nefsinkine karışır insanın yaşamında avamda ve fena saliklerinde; fakat nefs tecellileri ruha karışmaz; “Süleyman a.s’ın iştimadaki hud hud kuşunu nereye gitti, getirin dediğinde hud hud kuşunun verdiği cevaba binaen senin bilmediğin yerdeydim dediği zevk üzere” Süleyman a.s gibi bir Peygamber olsun da bilmediği yer olsun olur mu? evet olur, bilir bilmez yani nefsin sahasını bilmez oraya nefsiyle gitmez” buda nefsin tecellileri nefsin idrakıyla ruha karışmaz zevkin idrakıyla ancaksın irşad için kullanılır; böylece ruh katları olan tevhid mertebelerine ayak bastıkça ancaksın ruhun tecellileri görülür, bunu izah ile ayeti kerimeye nazar edilebilinir; çünkü Allah’ın yarattığı ekinler vücut ülkesinde ruhun tecellileridir, hayvanlıkları ise bu tecellilere henüz tam mazhar olamamak yani nefsin mertebelerinde kalmaktır, vücut ülkeside insanoğlu için bu haldedir, bütün alemde insanlar ya nefsine hizmet eder ya ruha, yada ikisi arasında gider gelir… bu halde alemde şu ana cinslerde görülür; nefse hizmet çeşidi 7 ana cinstir saydığımız nefis mertebeleri, 7 de ruh mertebesi olan tevhid mertebeleri vardır. En yücesi de 15. Çeşid olan hepsine vakıf ve makam ehli olan Mürşid-i Kamil mertebesidir. Bu makamdan Rabbımın bakışı ile ancaksın Hakk ve Hakikate mazhardaki kabiliyet nisbetinde vakıf olunur Allah alimdir vakıfıyet, vakıf olan mazhar ise bundan malumiyeti kadarını alır sonsuzdan bir cüz okumuş olur. İite böylece ayeti kerimelerin ve bütün Hakk ve Hakikatinin yegane terazisi İsra Süresi 14. Ayeti Kerime’de buyrulduğu gibi “nefis kitabını oku o sana hesap görücü olarak yeter” buyrulduğudur. Kişi nefsini bilmezse Rabbını bilemez Rabbını da bilmeden Allah’ı bilmek mümkün değidlir. İşte layıkıyla bilmeden İtikadda Amelde Muamele ve Ahlakta yerleşmemiş olur olur böylece sağlam bir vicdan olmadan adaletli bir hüküm mümkün olamaz, siz eğer vücut ülkenizde adaletle hükmetmek istiyorsanız Ruhun tecellilerinden nefse ikram edin nefsin tecellilerinden de yanlız bilgi kadar insanlığa ışık tutun, yani eksiklikleri bilmek kadar paylaşın yaşamayın güzellikleri ise hem yaşayın hem yaşatın; Resurullah Efendimizin de nefsi vardı yani şeytanı vardı ama onu Müslüman yaptı, yani süflü düşüncelerini tıpkı Kuran-ı Kerim’in “nehy-i anil münker’i” olan yarısı gibi uzak durulacak olanlar olarak kabul edip yalnız irşad için bilgi olarak anlattı, ve nefsi ona hizmet etmiş oldu, sizlerde vücut ülkenizde tecelli eden duygu ve düşüncelerinizin iyi olanlarıyla amil olun, kötü olanları geldiğinde ise yalnız bilgi sahibi olun yani onların yapılmaması için uyarıcı olmaları için ve başkalarını da irşad için gönderildiklerini bilin bastırın yaşamayın ama anlatın yaşanmaması için yardımcı olun. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede İhvan-ı Güzine ve islam-ı Mübine layıkıyla idrak edip yaşamayı ve yaşatmayı en kısa zamanda seferberlik aşkıyla ve asker meşrebliliğinin zevkiyle nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 137. AYET
وَكَذٰلِكَ زَيَّنَ لِكَثٖيرٍ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ قَتْلَ اَوْلَادِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ دٖينَهُمْ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
OKUNUŞU : Ve kezâlike zeyyene likesîrim minel muşrikîne gatle evlâdihim şurakâuhum liyurdûhum ve liyelbisû aleyhim dînehum, ve lev şâallâhu mâ fealûhu fezerhum ve mâ yefterûn.
ZAHİR MANASI : Yine bunun gibi, Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helâke sürüklesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak.
BATIN MANASI : Çocuk vücut ülkesinde neslin devamı olan yani tecellilerin devamıdır, Rabbım doğuma manevi evlada yeni tecellilerin zevkiyle bakar, çocuğun ölmesi neslin kesilmesi yani ruhun tecellilerinin son bulmasıdır, bu vücut ülkesinde istenecek bir durum değildir, fakat bu vücuttan vücuda niyetten niyete meyilden meyle değişir, eğer ki kişi nefse meyletmiş niyeti kötü ve vücudu nefsin emrinde ise akılda ona hizmette ise o zaman o vücutta Rabbım zaten ruhun tecellilerine izin vermemektedir, evlatlar yeni doğuşlar ruhun neslinin devamı son bulmaktadır, fakat yine evlatlar zuhura gelmemekte midir? hayır gelmektedir ama onlar veled-i kalbin ulvi tecellileriyle doğuşlar değil, süfli nefsin zuhuratlarıdır ki işte onlar hayırlı evlat değil hayırsız evlatlardır, yani insanın geleceğinde sıkıntılı tecellilere sıkıntılı fillere ve yaşamında akıbetinin sıkıntılı olacağının habercisidirler; Rabbım ortak koşanlara yani ikilikte kalmaya devam etmek isteyenlere de bir zaman sonra verdiği mühleti keser azaltır ulvi ilhamlarını uyarıcı duygu ve fikirlerini ve yerini süflülerine bırakır, aslı hakikatinde mülkünde başka olmayan Rabbım bunu vücut ülkesinde zaten doğal olarak yaşar tıpkı ısınan su buharlaşır ısınması azalanda soğur, bu otomatiktir. Siz yeter ki içinizdeki aşkı hissinizdeki aşkı duygunuzdaki merhameti fikrinizdeki mürselliği terk etmeyin, vücut ülkenizde zikrin üç halini tevhidin mertebe şuhud ve makamlarını ve bunların idraklarıyla açılan şuhudlarla daim yaşamayı terk etmeyin; Rabbım cümle Ümemeti Muhammede ve Muhammede ümmet olacaklara merhamet eylesin bütün aleme merhamet eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 138. AYET
لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا فٖيهِنَّ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
OKUNUŞU : Lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ fîhinn, ve huve alâ kulli şey’in gadîr.
ZAHİR MANASI: Göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah’ındır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
BATIN MANASI: İnsanın hakkıyla gücü yetmesi mevzusunu anlaması idrak etmesi nasıl olmalıdır. Güç malum kuvvettir. En kuvvetli insanın bile gücünün, bileğinin gücünün yetmeyeceği ağırlıklar vardır. O zaman insanoğlu bileğinin gücünün yetmediği yerde hemen bir yenilik bir icat ve bir metod ile bunu arttırır, yani düşünür tefekkür eder ve açılan idrakıyla gücüne güç kadar, yani çözümü ona idrakı getirir gücü aslında bileğinden değil tefekkürüyle eriştiği idrakından alır; bu da bize gösteriyor ki insanlar arasında insanların Efendisi olmak bedenen en güçlü olmak değil en üstün idrak şuhud ve zevklere sahib olmakla ve amiliyetiyle olur; zira zaten ayeti kerime’nin de izah buyurduğu hal budur, yer katları nefis mertebeleridir, nefis mertebeleri 7 dir bunların halleri hakkında bilgi ve idrak sahibi olmak şuhud edip hallerini görmek ve yerlerini bilmekle nefis mertebelerine vakıf olunur ve nefse söz geçirme metodlarıyla da nefis ehillerine gücünüz yeter demektir. İslamiyetteki Farkıyla muamele budur; peki ruh mertebelerini de bilmeliyiz ki gök katlarında olanlarında idraklarına sahib olalım ve Rabbımızın da gücünün nasıl yettiğini de görelim o zaman bu idraklarla da idraklanmadan şuhud ve zevkleriyle de zevkidar olmadan bu hal üzere yaşama geçip o yaşamda da daim olmadan da bu mümkün olmayacaktır. Çünkü gök katları da 7 dir, bunlar ruh mertebeleri olan Tevhid mertebe ve makamlarıdır, Efal Mertebesi, Sıfat Mertebesi, Zat Mertebesi, Cem Makamı, Hz. Cem Makamı, CemmülCem Makamı ve Ahadiyet makamıdır. Bunlarda 7 dir. “Yer ve göğün 7 kat yaradılması budur” Bunlarında idraklarına vakıf olmadan bu mertebe ve makamlardaki idraklarla idraklananlara gücünüz yani sizdeki Rabbınızın irfaniyet ve kemlatının yüceliği yetmeyecektir. Onun için Hicr Sûresi 29. Ayeti kerime’de ki gibi Ruhundan ruh üfürülmemiş ise, sizde Zikir Ruhu yeşermeden, Efal Ruhu yeşermeden, Sıfat Ruhu yeşermeden, Zat Ruhu yeşermeden, Cem dirak ve şuhudu yerleşmeden Hz. Cem idrak ve şuhud yerleşmeden CemmülCem idrak ve şuhudu gönülde yeşermeden Ahadiyet zevkiyle zevkidar olunmadan bu hal ile hallenip daim bir yaşam üzere olmadan gereken yaşam gücünüze ermiş olamazsınız, işte böylece de Hakkıyla da gücünüz yetmez, neden Hakkıyla gücünüz yetmelidir, bunları bilmek eldeki güçtür ama hakkıyla değildir yani ilimle Meratibi bitirmek 7 derece güçtür, Şuhudla birtirmek içerisinde ilmide barındırdığından 14 derece güçtür, Zevkle tekrar bitirmek hem ilmi hem şuhud içerisinde barındırdığından 21 derece güçtür, fakat birde kendinizdeki tecelliyi Rabbınızın tecellisini alemde seyretmeniz ise 28 derece güçtür ki; bu en büyük güçtür. İşte Hakkkıyla gücü yetmek 28 dereceye ulaşınca Hakk yerini bulmasıdır, yoksa diğerleri de gücünün yetmesidir ama Hakkıyla değildir. Böylece bu idraklarla idraklanan Mürşüd-ü Kamil mazharından Hakkıyla gücünü kullanan Rabbımdır, Mürşüd-ü Kamil “O” Rabbının mazharıdır kuludur kölesidir. Rabbım kendisine layıkıyla kull olmayı mazharı kölesi olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 139. AYET
وَقَالُوا مَا فٖى بُطُونِ هٰذِهِ الْاَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلٰى اَزْوَاجِنَا وَاِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ فٖيهِ شُرَكَاءُ سَيَجْزٖيهِمْ وَصْفَهُمْ اِنَّهُ حَكٖيمٌ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve gâlû mâ fî butûni hâzihil en’âmi hâlisatul lizukûrinâ ve muharramun alâ ezvâcinâ, ve iy yekum meyteten fehum fîhi şurakâé’, seyeczîhim vasfehum, innehû hakîmun alîm.
ZAHİR MANASI : Bir de dediler ki: “Şu hayvanların karınlarındaki yavrular (canlı olursa) sırf erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır.” Eğer ölü olursa, o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah, onların bu tür nitelemelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : Nefis ehillerinin içlerinden zuhura getireceği tecelliler yavru halinde olanlar yani henüz ruhun zuhuratları değil de geliştirmedikleri halleriyle mevcut olanlardır; ufak inançlarıdır; çünkü idraklanmamış tecelli nefsindir, idraklandıkça ruhun tecellisi halini alır, yani kişi hata yaptıkça doğruyu yapmaya başlar, bu da demek olur ki aslı bir yani tecelli yönüyle hizmet ettiği idrak aynı ama henüz nefis yüzünden Ruh yüzüne geçmemiştir tecelli demektir. Çünkü isnad ve kabiliyetler farklıdır. Erkeklere ait olması ise Zat tecellisine erkek, sıfattan zuhuratına dişi denir, yani çoğalma mahalline dişilik atfedilir, ikilik yeri çoğalma yeri dişidir kadındır, erlik erkeklik Zattır. Tecelli sıfata haramdır yani kadına ikilikte olanın halleri; tecelli zata terstir. Eğer o tecelliyi zuhura getiremezler ise yani sıfatlar zatın tecellisine uymaz ise o zaman doğum olamamıştır, yani kişi nefsin zuhuratlarında devam eder ise doğum olamaz yani ölü doğar, eğer böyle olur ise kişinin sıfatları da niyetteki zatı da bundan mesul olur, mukayyet zatı kişide niyetidir; mutlak Zat her niyetin faili mukayyet zat ise mutlaktaki halk edilenleri seçendir, yani fail bir filler çoktur; bu fillerde zuhura gelmeden evvel düşüncedirler daha evvel duygu daha evvel de de histirler yani oralarda da aslında zuhura gelmiş haldedirler, ehli bilir görür, yani kişi düşüncesinden sorumlu olacak olur ise düşüncesini temizlemesiyle zaten fillerini de temizlemiş olur, yani düşünerek hareket edenler tefekkürle yaşamaya alışanlar fillerindeki düzelmeyi görürler; Rabbım Tevhid üzere Fillerin failini, Sıfatların Mefsufunu Vücudun Mevcudunu idrak ederek laykıyla tecelli Zatın doğumuyla Zatın Sıfatına tecellsini, Tecelli sıfatın doğumuyla Sıfatından da esma alarak fillerine tecelli edişini, Fillerinde de doğumuyla eseriyle zuhura gelişinin seyrini cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 140. AYET
قَدْ خَسِرَ الَّذٖينَ قَتَلُوا اَوْلَادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللّٰهُ افْتِرَاءً عَلَى اللّٰهِ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدٖينَ
OKUNUŞU : Gad hasirallezîne gatelû evlâdehum sefehem biğayri ılmiv ve harramû mâ razegahumullâhuftirâen alallâh, gad dallû ve mâ kânû muhtedîn.
ZAHİR MANASI : Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir.
BATIN MANASI : Kişi kendisindeki isanad ve kabiliyeti ruhun oğlunu vücuda getirmek yerine, nefsin kızının doğumuna harcar ise o zaman beynini gereken yerde yani akıl fikir ve idrak nimetini gereken yerde kullanmamış, ve böylece beynin hakkını vermemiş olur; yaradılış hakikati olan Hakka hizmet etmediğinden ve kendilerinde rızık olan bu kabiliyet kendilerine haram fiili işlettiğinden haram sayılmıştır; ve ziyan etmişlerdir. Zira her varlık yaradılış hakikatine hizmet için yaradılmıştır, bu Cemadatta Nebadatta ve Hayvanatta böyledir insan müdahale etmedikçe yaradılışı ne ise ona hizmet eder, fakat insan buna iki türlü müdahale eder, bir nefsin emrinde olan insanın müdahalesi iki ruhun emrinde olan mutmein nefs ile yaşayan insanın müdahalesi, ruhun emrinde olan vücudun müdahalesi ile yaradılış hakikatına katbekat hizmet ile müdahale edilenler kullanıldığı yerdeki yücelme ile daha yüce hizmet eder, taş daha güzel bir duvarda kullanılır, su meyveye ve insana hayat olur, bitki ve meyveler âdemin bünyesine dahil olur, hayvanlarda insanoğluna ve âdeme hizmet ederler, bu durum birde nefsin emrinde olan vücudun fillerine muhatab olacak olur ise bina olan evler iyi yerde kullanılan taşlar yerle bir olur ama talan ama bombalarla, su istifade edileceğine kendi başına bırakılır yada kaynağı nefse hizmete çevrilir bu diğer kaynaklarda olabilir her türlü cüruf ve maden de cemadatın nefsin emrine geçmesidir. Nebadatta da ha keza, zevku sefada hayvanlarda nefsin mutluluğunda ve nefse ulaşmanın bineği olarak kullanılırlar, insanlarda böyledir işte aslı hakikat yani İnsan-ı Asliyemiz Hak’tır ve Hakka hizmet etmelidir. Her aza ve cevahirimizde olduğu gibi, Kulak Hakkı işitmeli, Göz Hakkı görmeli, Dil Hakkı söylemesi gerektiği gibi bütün alanlardaki her türlü hacet ve ihtiyaçta Hakka hizmet etmelidir. Rabbım vücudumuzu da amel ve muamelede ikili ve çoklu temaslarımızda da Hakk ve hakikate hizmet etmeyi cümle Ümmeti Muhammede ve tüm insanoğluna ihsan eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 141. AYET
وَهُوَ الَّذٖى اَنْشَاَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا اُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُوا مِنْ ثَمَرِهٖ اِذَا اَثْمَرَ وَاٰتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهٖ وَلَا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفٖينَ
OKUNUŞU : Ve huvellezî enşee cennâtim mağrûşâtiv ve ğayra mağrûşativ ven nahle vez zer’a muhtelifen ukuluhû vez zeytûne ver rummâne muteşâbihev ve ğayra muteşâbih, kulû min semerihî izâ esmera ve âtû haggahû yevme hasâdihî ve lâ tusrifû, innehû lâ yuhıbbul musrifîn.
ZAHİR MANASI : O, çardaklı-çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
BATIN MANASI : İnsanoğlunun bahçesi vücut ülkesidir, ister o ülkede çardakta oturur gibi idrak turunda olduğu tefekkürle gezdiği yerlerden dönünce oturur, çayını yada kahvesini içer yani hatırlı olanlarını hatırı sayılır idraklar kabına o günün keyfi olan çay muhabbetince olanlarını da bir alt idraklar kabına hafızalarlar, insana tefekkürünün açtığı gönül kapılarından sunulan Rabbının nimetleridir bunlar, gönlünde Rabbını bulan Mürşüd-ü Kamiller bu nimetleri kesretinde kelamlarıyla ballandırırlar ve çeşitli meyveler haline getiriler, bu idraklar aslı hakikatinde bazen bir saniyenin içerisinde sunulan birer zevkin mahsülüdür bazen de vakti saati olmayan bir dalıp çıkmanın şuhdudurlar; fakat bunlar öyle meyvelerdirler ki hangi yarısından bahsederseniz bahsedin hangi çeşidini anlatırsanız anlatın herkese nimettirler; narı kesretin idrakları şuhudları ve nasibi olanların kesretteki cemaat tarikat ve ikilikteki ihvanın nasibleridir. Zeytini ise yaz kış yaprağını dökmeyen şeriat ve hakikatıyla dört mevsim dipdiri olan Mürşid-i Kamilin imam önder ve liderlerin nasibleridir, hurmaları ise daha zevk ve daha lezzetli olan Rabbının yeni sunduğu kendisini tadını aşk ve zevkini anlatan nimetlerdir yeni idraklardır Zata daha yakiin Zatın idraklarıdır; işte bunlardan nardan nasibi alana nar, zeytinden nasibi olana zeytin hurmadan ufak ufak nasipleneceklere de hurma ikram edilir. Bütün bunların tecelligahi Mürşid-i Kamillerdir. Onlar Rablarının sakisidirler, ister meyveyi öz yapar suyunu verir, isterse böler dilimle verir; işte bu tecelliler Mürşid-i Kamilin gönül bahçesinde anında yetişir anında tecelli ederler, hemen kendisi tadar yer, öşürü olan vegiyide yani vermeyi de hemen aynı bahçede yer alan sohbet meclisindeki saliklerine ikram eder; asla da israf etmez hangi salikin yeri dersi veya mertebe ve makamı neresi ise ona hemen yiyebileceği bir lokma verir, eğer aynı mecliste iseler lokmalar değiştiğinde gönül yüzünü o demde olan salike yüzü herkese bakar ama gönlü o nasib kiminse onu bildiği için ona bakar ve döner onun gönlüne ikram eder, eğer parçalar bütün bütün ise o zamanda idrak edemeyen salikler iyi bilsinler ki o demde kendisi gönül sofrasındadır kendi böler kendi yer Mürşid-i Kamiller, çünkü bazı Ahadiyet sohbetlerini salikler idrak edemezlerse bu ikramın onlara olması şart değildir, anında bahçede yeşermiştir ve tadılmaktadır. Rabbım cümle İhvan-ı Güzine Mürşid-i Kamillerin gönül bahçelerinde yer almalarını ve daim olmalarını nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 142. AYET
وَمِنَ الْاَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖينٌ
OKUNUŞU : Ve minel en’âmi hamûletev ve ferşâ, kulû mimmâ razegakumullâhu ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân, innehû lekum aduvvum mubîn.
ZAHİR MANASI : Yine O, hayvanlardan da irili ufaklı var edendir. Allah’ın size rızık olarak verdiğinden yiyin de şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
BATIN MANASI : Nuzulen irşad mazharı olan Hakkel Yakiin Mürşid-i Kamiler, Lina-ul Hamd sancaklarını vücut direğinin başına çekince Mürsel fikir, yarıya kadar çekilince de fikir mahalli olan başımız değil duygu mahalli olan kalp hizamızdaki aynı direkte aynı vücutta bulunan kalpte merhamet duygusunu görürler bu vücut duygularını tek duygu fikirlerini tek fikir kılarsa insanoğlu, bu duygusu ve bu fikrine karşı gelecek her fikir ve her duygu için farka iner, nuzulen bu böyledir, yani farka inişi dahi merhametiyle ve o mazharında selamete ermesi içindir, yani celalini de, gizli cemali için kullanır, işte bu ayeti kerime de de hayvanlardan dahi edindirmesi onlarında selametini isteyen fikre ve onlara da merhamet eden duyguya sahib olan mazharların mutlak irşadı içindir, çünkü keşfin en büyüğü en esefelden en alaya her mazharın nasıl peyderpey irşad olabileceğinin keşfidir, ne kadar celal ne kadar cemal ve ne kadar zaman alacağının bir andaki Rabbımızca keşfidir. Çünkü Allah var her şey var; olmazı yoktur Rabbımın. Hayvanlık kişideki süflü nefsin halidir, bunların irileri vardır yani süflüyete çok inmiş olanları vardır, ufakları vardır yine hayvandır ama süflüyeti en esfeldekine göre daha azdır, işte bunlarda irşad için malzemedir irşad olur Muhammed aşısıyla aşılandıkça zamanla aşının dozunda artış oldukça ve gereken sabırda sağlandıkça hayvanlıklarını bırakacak evvela sırrette ve surette hayvan iken, sırrete hayvan surette insan olacaklar, sonrada sırrette de surette de insan olacaklardır, çünkü öz aynı öz; çamur aynı çamurdur yeter ki çakılını çöpünü ayıklayalım, her çamurdan su testisi olmasa da ufak ufak tabaklar olur; Rabbım cümle İnsanlığa Mürsel fikir ile ve Merhamet duygusuyla yaşamayı kalplerini ve yüzlerini Rabbına dönmeyi ihsan eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 143. AYET
ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍ مِنَ الضَّاْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ قُلْ اٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِ نَبِّؤُنٖى بِعِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ
OKUNUŞU : Semâniyete ezvâc, mined daé’nisneyni ve minel mağzisneyn, gul âzzekerayni harrame emil unseyeyni emmeştemelet aleyhi erhâmul unseyeyn, nebbiûnî biılmin in kuntum sâdigîn.
ZAHİR MANASI : O, (hayvanlardan) sekiz eşi de yaratandır: (Erkek ve dişi olarak) koyundan iki, keçiden de iki. Ey Muhammed! De ki: “Allah iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Eğer doğru söyleyenler iseniz bana bilerek haber verin.”
BATIN MANASI: Hay; diri demektir, van, varlık manasındadır, yani hay-van demek, diri varlık demektir. Yani Allah Kuran-ı Keriminde Hayvandır hayvandan aşağıdır derken maksadı insana hayvan demek değil 30 cüzün 29’unda ki maksadı olan teşbihle anlatma yoluyla anlatmaktadır, fakat düşünenlere tefekkür edenleredir bu hitab; anlam ve manaları, diri varlık olan insan nefsin emrinde ise henüz insanlığını bulmamış hay-van yani sadece yer içer gezer yaşayan varlık olarak nefsin emrinde olan 8 çeşittir. Bunlar 8 sıfat’ı subutiyesini nefsin emrinde kullanan insanlardır, hayat sahibi ama nefsin emrinde, ilim sahibi ama nefsin ilmini öğrenmiş, irade sahibi ama iradesini nefsin istediklerini yapmakta kullanıyor, semi duyuyor ama nefsin dedikodularını duyuyor, basar görüyor ama gözü edepsizliği ve eksiği görüyor, kelam sahibi ama dillendirdikleri işte diğer sıfatları kullandırdığı mahalden elde ettiği ilmi kadar yani nefsi kelama getiriyor, tekvin ediyor yani kendisini manen halk ediyor ama hayat verdiği vücuda getirdiği insan yerine; sureti insan sırreti hayvan olanlarından anca oluyor; ve sonra yine Rabbım teşbihen birbirine benzeyen iki hayvanı örnek vererek hem küçükbaş hem de cinsleri benzer olan orta halli insanın vücut ülkesindeki iki halden bahsediyor, birisine keçiliğiyle manen hitab ediyor ve Kuran-ı Kerimin muhatabı insan olduğu için bahse konu olan hayvanlardan bahseden ayetleri haşa hayvanlar gelip okuyamayacağı için keçi gelip de Kuran okuyamıyor, o zaman hayvana değil de hitab insana ise biraz tefekkür eden insan için keçi ne manaya gelmektedir; tabi ki inatçılık demektir. O zaman bakıyor ki insan gözümde canlanan keçinin resmi gitti, kendi resmim geldi gözümün önüne işte keçiden bir çift alıyor, insanlarında inatçılarından dişi ve erkek birer çifttir. Kadında inatçı Erkekte inatçı ise nefis ehlinin ikisi zor meyve verir; zaten ya nefsin kızıyla ruhun oğlunun evliliğini ister Rabbım, ya nefsin oğluyla ruhun kızını, ister; diğer hallerde de olur nefis ehli nefis ehliyle de evlenir ama kemalat zayıf olur, ruh ehli ruh ehliye de evlenir ama onda da bazen kemalat zayıf olur, celal ile cemal bir arada kemal daha çabuk zuhura gelir. Allah Ruh ehlinin iki cinsini de haram kılmadı, nefis ehlinin iki cinsini de birbirine haram kılmadı hatta sonraki nesilleri olan karınlarındaki çapraz evlilikleri de; çünkü her biri Rabbımın kemalat zenginliğidir. Tıpkı sizin vücut ülkenizdeki duygu ve düşüncelerin hem çeşitlilikleri hem de ana gurup olarak iyileri ve kötülerinin olması gibi, kötüleri keçiniz iyileri koyununuzdur; bunlardır birlikte sizi kemalata getiren, çünkü neyin iyi neyin kötü olduğunu bilerek görerek ve iyice yaşamla emin olarak kemale gelir insanoğlu; Rabbımda kullarını mazharlarını çok sever sevmesi işte onlarda tecelli etmesidir ki böylece kemâle gelen mazhardan da kemâlatını seyretmesiyle zuhura gelendir Rabbım. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve insanoğluna bu asırda neyin iyi neyin kötü olduğunu daha net bildirip nefislerden kurtarsın ve ilim irfaniyet ve kemâlâtla da selamet bir ömür sürmeyi cümlesine nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 144. AYET
وَمِنَ الْاِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ قُلْ اٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِ اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ اِذْ وَصّٰیكُمُ اللّٰهُ بِهٰذَا فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve minel ibilisneyni ve minel begarisneyn, gul âzzekerayni harrame emil unseyeyni emmeştemelet aleyhi erhâmul unseyeyn, em kuntum şuhedâe iz vassâkumullâhu bihâzâ, femen azlemu mimmenifterâ alallâhi kezibel liyudıllen nâse biğayri ılm, innallâhe lâ yehdil gavmez zâlimîn.
ZAHİR MANASI : Yine (erkek ve dişi olarak) deveden iki, sığırdan da iki. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Yoksa Allah size bunları haram ettiğinde, orada hazır mı idiniz!?” İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
BATIN MANASI : Deve varlık devesidir, benlik devesidir, bunlarda iki cinstir sığırda öyledir bir insana sığır diye hakaret ettiğinizde sizde uyanan hissiyat ne ise duygu ve düşünceler ne ise Rabbımın sığır için bahsettiği ayeti kerimelerde anatmak istediği maksat o dur. Çünkü zahir ilim ile anlayamazsınız batını, batını anlamak ancaksın Efalini, Sıfatını ve Zatını ifna ile mümkündür, yani bu varlık sizin olmayınca kimin olur; Rabbınızın olur o zaman Rabbınız bu vücut ülkesinde nasıl bilir, nasıl görür, nasıl hisseder ne söyler, ne kast eder bunları bir mazharından bilmek var bu hakkel yakinliktir, bir hissiyatınızdaki manasıyla bilemek var bu sizdeki aynelidir, birde ilimle manalarına nazar ederek bilmek var bu da ilmeldir. Fiillerle zahir olunca bütün Hakkel Aynel ve İlmel o zamanda tek yüzü olan Tecelli Yüzüyle de ayan beyan söylediğini söylemiş, görmüş göstermiş ve yapmış olur, işte bu sonuçtur, sonuca bakmak ve filleriyle zahir olan Rabbımızı en net bilmek budur; fakat evvelinde de görme ve görüşme vardır, işte sığır misalindeki batın manaya nazaren siz birisine sığır dediğinizde ve sizin gibi insanların hepsi de birisine bu sözü kullandığında anlatılan ortak hissiyat ne ise burada da ortak kast edilen budur, anlatılandan anlamayan söylenenden dinlemeyen kendi başına iş yapanlara bu hitabda bulunulur; bunlarda iki çeşittir. Halkın sığırı ve Hakkın ineği; bunlarında halk ve Hak yüzüyle iyi niyetle de olsa benlikten “develik”ten uzak durulmalı kötü niyetle de olsa uzak durulmalı, Hakkın ineğide olsa; kendi başına bir tarifte bulunmamalı kendi yol tarif etmemeli islamiyette yol ve yordam bellidir, durup dinleyecek ve yukardan aşağıya doğru İbrahim a.s’dan torunlarına duası olan Resurullah Efendimize değin Tevhidi, Pir Seyyid Muhammed Nurul Arabi’deki gibi Fena ve Beka Makamlarını ve bu günde aynı tahsili anlatan Mürşid-i Kamillerin öğretilerine göre yol tarifleri yapılmalıdır, yoksa her tarif yerinde yine doğrudur, ama ayeti kerimeye nazar eder isek; “namaz insanları bütün kötülüklerden alı koyar” derken bu gün alıkoymadığını da görmezden gelemeyiz. O zaman tarif edilen namaz hangisidir, Nisa Sûresi 103. Ayet deki mi? Bakara Sûresi 238. Ayet deki mi? Mearic Sûresi 23. Ayet deki mi? yoksa hepsi birlikte Tevhid mi edilmelidir. İşte Rabbım bu ayeti kerimede de hiç birini yine haram kılmamıştır çünkü siyahın varlığı beyazı bildirmeye hizmet etmektedir. Her şer hayrın işaretçisidir, her eksiğimiz bizim daha güzel olmamızın yardımcısıdır, böylece mevlam neylemiş ise güzel eylemiştir. Yeter ki yol ve yordamını bilelim. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede evvelde bildirdiği gibi Tevhid üzere varlığını ifna edip ilim sahibi olan mülayım Evliyaullah gibi olmayı nasib eylesin, nefsi durur iken ilim tahsil edip Allah asar, Allah keser diyen din adına zalim olanlardan da olmaktan muhafaza buyursun inşallah.
ENAM SÛRESİ 145. AYET
قُلْ لَا اَجِدُ فٖى مَا اُوحِىَ اِلَیَّ مُحَرَّمًا عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ اِلَّا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَمًا مَسْفُوحًا اَوْ لَحْمَ خِنْزٖيرٍ فَاِنَّهُ رِجْسٌ اَوْ فِسْقًا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِهٖ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
OKUNUŞU : Gul lâ ecidu fî mâ ûhıye ileyye muharramen alâ tâımiy yat’amuhû illâ ey yekûne meyteten ev demem mesfûhan ev lahme hınzîrin feinnehû ricsun ev fisgan uhille liğayrillâhi bih, femenıdturra ğayra bâğiv ve lâ âdin feinne rabbeke ğafûrur rahîm.
ZAHİR MANASI: De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
BATIN MANASI: Leş; iyice kokmuş; yani kolay kolay Tevhid kokusunun etkin olamayacağı, nefis bataklığından çıkamamış her necislikten üzerinde alışkanlık kalmış; yani kokusu kalmış olandır, çünkü kişinin kokması demek onun pis kokması değildir, onun hoş olmayan fillerin hoş olmayan davranışların eserlerinin üzerinde kalmasıdır, örneğin ağız kokusu demek ağzın kokması değil “sinli kaflı” yani bozuk konuşmak, küfürlü konuşmaktır ağzı kokmak; akıtılmış kan derken buradaki kan şehadet yani şuhud değil, boşa akmış olan yani şuhud edilmemiş bakış manasındadır, boş bakıştır, bakar kör olmak gibidir; domuz ise neredeyse beline kadar pisliğin içinde yaşayan gerektiğinde yatıp kalmasıyla da vücuduna ve başına dahi bulaşmasından sakınca duymayandır, günlük hayatında ve ömründe her türlü pisliğin içinde helal haram demeden yaşayan, rüşvet, fitne, hainlik vb. necis hallerinden vazgeçmeyenlerdir; aynı zamanda domuz gibi insan; vurdumduymazdır da bu hallerinde de kimseyi dinlemeden devam edenlerdir; bunlar haramdır bu hallerinizden kurtulun buyuruyor Rabbım; birde cemaat ve tarikatlere seslenerek, Allah adından başkası adına kesilmiş hayvan diyor; Tevhid ilminde salik teslim olmasıyla kurban edilir, kesilir nisbiyeti şirki benliği kendine nisbet ettiği varlığı olan Efali, Sıfatı ve Zatı kesilir; bunun yanında da Rabıta verilir ona şuhud ve Rabıtalarla iyice idrak eder kurban olduğunu varlığından kurtulduğunu anlaması için, bu bağlamda Rabıta Tevhid ilminde Allah’a yapılır, La Faile İlllah “Fiillerin Faili Allah’tır” La Mefsufe İllahlah “Mefsuf Sıfatların sahibi Allah’tır” La Mevcude İllallah “Mevcut olan vücutların da sahibi Allah’tır” bunlarda sahib hep Allah gösterilir yani Rabıta bağ demektir, idrak ve bağlantı hep Allah’a dır; oysa cemaat ve Tarikatlerde kişiye sevdirilen ve Rabıta yaptırılan mürşüdüdür, işte diyor ki başkası adına kurban edilenler ve bu haller haramdır, yani bir mürşüd kendisine bağlamaz kendisine kurban etmez, “kurban olayım mürşüdüme dedirtmez” “”Mürşüdümde ki Rabbıma kurban olayım dedirtir”” Allah’a kurban eder ona irfaniyet ve kemalatıyla Rabbını buldurur, yani “kendisindeki Rabbına kurban eder” fikriyle yapılan zikri ve kendisinden zikredenin Rabbı olduğunu söyleyerek başlatır, Fillerin Failini, Sıfatların Mefsufunu ve Vücudun Mevcudunun Rabbının olduğunu göstermekle kişiyi Rabbına kurban eder işte bu halden başkası yani diğerlerinin hepsi de haramdır diyor ayeti kerime bizlere; fakat diyor Rabbım yine merhameti ile bu güne kadar kötü niyetle değil de iyi niyetinizle istismar etmeden yani kurban ettiklerini kendi emelleriniz uğrunda kullanmadan, bir zaman böyle eğitim vermiş dahi olsanız bu affedilirdir diyor; saliklere de sizlerde Rabbınıza vuslat için bir zaman bu idraklarla ve yaşantıyla da yaşamış iseniz bu da affedilirdir, fakat esas olanın Cenab-ı Allah’ın İbrahim a.s dan bu güne duası olan ve neslinden olan evlat ve torunlarıyla nesline dahil olan ve en yüceler yücesi tecellilerinin idrak şuhud ve zevklerinin yaşamıyla müşerref olan Resurullah Efendimize dek aynı ilmin Tevhid ilmi olduğu ve o günden sonra Sahabey-i Güzin’e Evliyaullah’a ve bu günde Hakkel Yakin Mürşid-i Kamillere değin bu yolun tarifinin aynı ilim ile tarif edildiği yol budur diyor Rabbım. Rabbım cüme Ümmeti Muahmmede ve tüm insanoğluna istikametini bildirsin ve istikamet üzere daim olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 146. AYET
وَعَلَى الَّذٖينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذٖى ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا اِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا اَوِ الْحَوَايَا اَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
OKUNUŞU : Ve alellezîne hâdû harramnâ kulle zî zufur, ve minel begari vel ğanemi harramnâ aleyhim şuhûmehumâ illâ mâ hamelet zuhûruhumâ evil hâvâyâ ev mahteleta biazm, zâlike cezeynâhum bibağyihim ve innâ lesâdigûn.
ZAHİR MANASI: Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.
BATIN MANASI: Bu ayeti kerimede de bütün ayeti kerimelerde de Ayetlerin hakikatlarını en layıkıyla idrak için mutlaka bahsedilenleri vücut ülkemize getirmeli yerlerini bulmalı ve anlamlarıyla bizlere anlatılan hakikatlerden nasibimizi almalıyız; yoksa yalnız zahir manaları ile yetinmek eksiklik olur; Böylece Tırnaklı hayvan; tırnakları uzamış diri varlıktır bu tırnaklı insanda zahir tırnağıyla değil tırnaktaki teşbih ile anlatılandan mesul olandır, tırnak fiilullahın gayriyet kısmıdır ve mikroba da muhatabdır, çünkü fillerimizi ellerle işler gittiğimiz yolu da ayaklarımızla kat ederiz bunların tırnaklı ve necis oluşları, yani ya gittiğimiz yol yol değildir, yada işlediğimiz fiillerin cibilliyetleri buğuz edilecek cinstendir; Sığırın ve koyunun manalarını bir önceki ayeti kerimelerde manen işaret edilmiş idi işte o varlıkların insandaki hallerine bu kez birde yağlı halleri ilave edilmiştir; Hayvanın yağlı oluşu nefse göre iyidir, fakat Ruha göre eksiktir, bu hayvan diri varlık olan insan ise o zaman onun yağlı olması yeyip yatmasıdır, çalışıp yağları kasa çevirmemiştir; hem zahir hem batın çalışmamış demektir gafil ve tembeldir, idraksız şuhudsuz ve zevksidir; bunun kemik yapısı olan yaradılıştan fıtraten yaşamasıyla; bağırsaklarındakiler dediği yeyip içip yaşayacak kadar bir idrakla erittiği yağlar hariç yani varlığının mevcudiyetini ayakta tutacak kadar kemikleşmiş yani yaradılıştan gelen bir kabiliyet ile bağırsağını düşünecek kadar bir kabiliyetli hali hariç diyor Rabbım; buda yaşayacak kadar anca çalışmış ama maalesef bu alemde hay-van gelmiş hay-van gidenlerden olanlar gibi yaşamışlara hitaben; işte Yahudilerin bir çoğuna hitaben tenzih idraklı olup, taklidi imanda kalarak, hiç araştırma yapmadan istiklali imana ve teşbihen de ufkunu açmadan yaşarsan ne tahkiki imana erer ne de Tevhid idrak şuhud ve zevkleriyle tanışmış olursunuz diyor Rabbım. Şimdi bütün insanlığın Yahudi meşreblilerine hitaben bırakın bu tembelliği idraksızlığı şuhud ve zevksizliği de ölemden evvel ölerek kendi varlığınızı hakkın varlığında yok ederek bu alemde gayriyet yağlarınızı eritip; ayniyet kasları yapıp sağlıklı bir ruha sahib olup Rabbınıza neden kavuşmuyorsunuz; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bildirdiği üzere olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 147. AYET
فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلَا يُرَدُّ بَاْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمٖينَ
OKUNUŞU : Fein kezzebûke fegur rabbukum zû rahmetiv vâsiah, ve lâ yuraddu beé’suhû anil gavmil mucrimîn.
ZAHİR MANASI : Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. (Bununla beraber) suçlu bir toplumdan O’nun azabı geri çevrilmez.”
BATIN MANASI : Bu gün batını yalanlayanlar olmuyor değildir, Mürşid-i Kamillere sizin batın dediğiniz yorumlarınızdır demektedirler, fakat bu sözü söyler iken bile düşünmedikleri şudur, Baksalar tefekkürün onlara sunduğunda nasihat bulacaklardır, Yani Rabbımın Rahmet sahibi oluşuyla sunduğu nasihatler özde manada fiilde akıbette ve Hakk ve Hakikatte birleşmektedir, Zahir manada iyi olanları yap der; kötü olanları yapma der; batın manada gayriyeti yapma, ayniyeti yap der, işte zahir olsun batın olsun özde ve Hakikatte birdir, yani Ruhların ceset cesed ruh olmasından tutunda manasında zahir ve batınında birliği göreceksinizdir. İşte burada insanoğluna düşen; görmeye göz, işitmeye kulak ve anlamaya idraklarının nasıl olduğudur, çünkü Rabbımın her tecellisinde zahir olsun batın olsun, süflü olsun ulvi olsun mutlaka hikmet ve ibretler sunmaktadır; bunu işte bir çok ayetlerinde de bildirdiği gibi, düşünenler için ibretler vardır buyrulması her tecellisinin Rahmet olduğuna Böylece zahir tecellilerini Rahman yüzüyle, Batın tecellilerini Rahim yüzüyle sunan ve Rahman ve Rahim olmuş olandır Rabbım. Rabbım Rahman ve Rahimiyetine layık olmayı; ancaksın Zahirine ve Batınan birlikte vakıf olmakla sunmaktadır, bu aciz mazharlarına Rahman ve Rahim olan olarak tecelli eylemesini ve zaten eylediği o tecellisine de mazhar olabilmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 148. AYET
سَيَقُولُ الَّذٖينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا اَشْرَكْنَا وَلَا اٰبَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَیْءٍ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتّٰى ذَاقُوا بَاْسَنَا قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَخْرُصُونَ
OKUNUŞU : Seyegûlullezîne eşrakû lev şâallâhu mâ eşraknâ ve lâ âbâunâ ve lâ harramnâ min şeyé’, kezâlike kezzebellezîne min gablihim hattâ zâgû beé’senâ, gul hel ındekum min ılmin fetuhricûhu lenâ, in tettebiûne illez zanne ve in entum illâ tahrusûn.
ZAHİR MANASI : Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Eğer Allah dileseydi, biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: “Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
BATIN MANASI : Toplumda Şeriat ve Tarikat seviyesindeki insanlar Nisa Sûresi 78. Ayeti Kerimeyi okuyorlar “Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!” evet anlamıyorlar sözlerin en hakikatlerini; ve diyorlar ki hepsi Allah’tandır. Tevhid tahsili yapmadıklarından hepsinin halk edicisi Allah’tır diyemiyorlar… Resurullah Efendimizin de neden hepsi Allah’tandır dediğini Halk edicisi olarak söylediğini anlamıyorlar bir sonraki ayeti de okumadan hemen ilk öğrendiğiyle hüküm veriyor ve kolayına gelenle yaşamaya başlıyorlar; peki devamındaki ayeti neden okumuyorlar Nisa Sûresi 79. Ayeti Kerime de ise “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.” Bu ayeti kerimede halk edicisi Allah olan bütün fiilullahın seçip te işleyeni sizlersiniz diyor kötülük zuhur ederse nefsinizdendir buyruluyor. Çünkü Allah’a eksiklik isnad edilemez. O’nun her şeyi halk etmesi beyazın bilinmesi için siyahında gerektiğindendir, ama hangi mazhar neye layık ise onu işlediğinden halk edici işliyor zannediyorlar, halbuki fikir ve duygularınızın iyileri de var kötüleri de var, peki bu fikirler size geldiğinde seçmek kime aittir. Kişiye aittir, o zaman iki arkadaşınızın birisi sizi dergaha sohbete davet eder iken diğeri de kahveya gidelim diyor böyle bir durumda neden seçmek zorunda kalırsınız işte siz nefsinize meyyal iseniz kahveye; ruhunuza meyyal iseniz dergaha gidersiniz. İşte burada da Allah kabiliyet vermedi dememek için kabiliyet aşısı olan Ruhani aşı olan Muhammed aşısını da bahşeylemiştir ve dünyada iken nefisten Ruha meyletmenize de yegane yardımcınız olmuştur, Mürşid-i Kamil mazharından Rabbınıza söz verip kendinize nisbet ettiğiniz varlıktan kurtulunca bir bakıyorsunuz aynı siz dün nefsinizle birlikte iken bu gün Ruhunuzla mutlu ve selamet bir yaşamınız olmuş oluyor, demek ki ne yana meyleder iseniz o yana yatarsınız; yani yatkın olur yani isnad ve kabiliyetiniz o yönde artar; Aynı zamanda Kuran-ı Kerimin bazı ayetleri ile bazı ayetleri farklı yönleri ve farklı özellikleri anlatır iken sanki birbirine ihtilaf ediyor gibi görünmektedir, örneğin Rabbım ayeti kerimesinde “biz hiçbir peygamberi hiçbir peygambere üstün kılmadık” diyor; ama başka bir ayette ise “bazı peygamberleri bazı peygamberlere göre üstün kıldık” diyor; aslında bu iki ayeti kerime birbirine ihtilaf ediyor gibi görünüyor fakat Muhammedii olmayanlar bunu ayıramadığından ikiliğe düşüyor ve kendilerine uygun ayetleri seçtiklerinden hemen eksikliği de o ayeti örnek vererek Allah’a isnad ediyorlar; oysa aslı Hakikatinde elçilik yönüyle bütün peygamberler eşittir her biri Allah’ın mesajını iletir; Fakat Mürsellik yönüyle Resurullah Efendimiz diğer Elçilerden üstündür Alemlere Rahmettir Alemlere elçidir, şimdi bir posta memuru Salihli ilçesinde ki mektupları adreslerine teslim eder iken bu durum Manisa merkez için daha farklıdır, Merkezdeki memur ise bütün ilçeleri ayrı ayrı gideceği yerlere götürür ve bir altındakinler ise onun memuriyetiyle hareket eder, o tecelli etmese diğerleri ufak kavimlere mesaj iletemez; yine örnek verecek olur isek bir cep telefonu operatörü bütün kullanıcılarına bir mesaj iletir falan virüsten uzak durun der; bunu 30 milyon kişiye iletmiştir, sizde okuduğunuz mesajı diğer internetteki guruplarınızla paylaşırsınız sizin ise arkadaş sayınız 300 dür şimdi mesaj aynı mesaj iken elçilik yaptığınız kitle ve miktar aynı mıdır? evet elçilik yönüyle aynı işi yaparsınız ama birisi diğerine göre daha üstündür çünkü oradan size gelmese siz hiçsiniz; Rabbım cümle O’na hizmet edenleri nefisleriyle başbaşa bırakmasın; ayetleri okudukları zaman üzerlerinde çok tefekkür etsinler ve en güzeli de kendisine nisbet ettikleri varlıklarından kurtulduktan sonra o ayeti kerimeleri vücut ülkelerinde bulup ona göre Hakikatine vakıf olup amiliyet ve ahlaklarını o yönde dizayn ettirsinler inşallah.
ENAM SÛRESİ 149. AYET
قُلْ فَلِلّٰهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاءَ لَهَدٰیكُمْ اَجْمَعٖينَ
OKUNUŞU : Gul felillâhil huccetul bâliğah, felev şâe lehedâkum ecmeîn.
ZAHİR MANASI : De ki: “En üstün delil yalnızca Allah’ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.”
BATIN MANASI : En üstün delil en üstün ıspattır; peki Allah’ın neyi ıspatladığını neden bu tecellilerindeki farklılıkları açığa çıkardığı hakkında gönlünüzden size Resurullah Efendimizle görüştüğü gibi görüşmeden; bir mazhardan mamur olan hanede onu bulmadan Tevhid Tahsili yapmayıp, kendi varlığınızı aradan çekmeden ne enfusta mazharından ne afakta tüm mazharlarından ve bizzat kendi mazharınızdan onu göremez ve görüşemezsiniz; ve hangi tecellisinin hangisine cevap olduğu ve neden bu tecellilerinin devamlılığı ile nereye doğru gittiği ve niyetin ve akıbetin ne olduğunu bilemezsiniz, çünkü tecelli eden Zat’dır tecelli olunan Sıfattır sizler mazharsınız tecelli olunansınız, yani Rabbım bildirmedikçe Peygamberler dahi bilemezler; o zaman mutlaka ehline giderek Tevhid tahsili ile kendi varlığımızı ifna edip aradan çekilmeyi, doğru bir itikad, amel, muamele ve ahlakla mazharı olan bu vücut ülkesinde tecelli edişiyle de Rabbımı Rabbımla bilmeyi öğrenmeliyiz. İşte böylece Zatına delil Sıfatıdır, delile haceti olduğundan değil kendisini seyrindendir. Çekirdek; çekirdek iken kendisinde bütün ağacın hasletlerini bilir görür ve çekirdek deminde de olmuştur, fakat birde zahire çıkınca zuhura gelince bildiğini görmesi olduğunu daha güzel seyri vardır, işte bu muradıdır, bilinmekten gaye, görmesi görmekten gaye özde olanın sözde de olmasıdır; bundan sonrada özdeki güzellik tebdilatlarla sözde de devam etmesidir, kendi güzelliğine aşık olan Rabbım aynada kendisini gördü ve ona Habibim dedi sevgilim dedi; Aşkını da sevgilisini de dostluğunu da diğer demlerdeki tecellisini de bir tamam seyretmeye devam etmektedir. İşte böylece Rabbım neden herkesi aynı yoldan yürütmedi neden hep aynı yolu yürümedi;;; aynada kişi hep aynı yüzünü seyretmez, bazen döner sol yanağından kendine bakar bazen döner sağ yanağından kendine bakar bazen düz bakar yüzünün tamamını görür; bazen de boydan bakar aynaya; işte bir yüzüne bakması bir yüzden tecellisidir, çünkü Allah uluhiyetinde celal ve cemal esmalarını alır, bu da cemal yüzünü seyretmek istediğinde cemale yatkın mazharından cemal tecellisini zuhura getirir an be an ve seyreder; celal yüzünü seyretmek istediğinde celale yatkın mazharından celal tecellisini zuhura getiri ve celal yüzünü seyreyler, işte iki yüzüyle kendisinin tanındığını iyi bilen insan… yandan görüldüğünde o olabilir dedirtir, diğer yandan da görünse acaba dedirtir, ama tam cepheden görününce şüphe bırakmaz tamam bu Ahmet Efendi der; işte celal ve cemal yüzlerinin tecellileri Kemal yüzünü görmek içindir, iki yüzünün de gereği kemalatını sergilemesi içindir, aşık olduğu Muhammed dediği mülkünde kendinden başka olmayan Rabbımın Kemalat ve irfaniyetdir. Kim ki Rahman kemalat Sıfatına mazhar oldu işte onlar Muhammeddir Muhamedii’dir. Rabbım kul yüzünden görünür, her varlık kuldur ona ama en üstün kemalatını Muhamedilerden sergiler; işte âdemiyete mazharda onlardır, ne istersen âdem’den iste; Rabbım Cümele İhvan-ı Güzinde ve İslam-ı Mübinde Resurullah Efendimizdeki kemalat ve irfaniyetini tecelli ettirdiği gibi tecelli eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 150. AYET
قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذٖينَ يَشْهَدُونَ اَنَّ اللّٰهَ حَرَّمَ هٰذَا فَاِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَاءَ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَالَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
OKUNUŞU : Gul helumme şuhedâekumullezîne yeşhedûne ennallâhe harrame hâzâ, fein şehidû felâ teşhed meahum, ve lâ tettebiğ ehvâellezîne kezzebû biâyâtinâ vellezîne lâ yué’minûne bil âhırati ve hum birabbihim yağdilûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Haydi, Allah şunu haram kıldı” diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar.
BATIN MANASI : Ve yine bu ayeti kerimede de sanki ihtilaf varmış gibi, haramlarına delil yokmuş gibi soruyor Rabbım işte gayesi bilmenin ötesinde daha yüce bilmek şuhud ve zevkler olduğu için merak edenleri ilimden şuhuda ve zevke çekiyor Rabbım; böylece helal ve haramların aslı hakikatinde Allah’ın niyeti ile onların nuzulen ne helal ne haram oluşları vardır, helallik ve haramlık urucendir yani sorumluluk sahasında yani kulluktadır ikilik sahasındadır helalik haramlık; insanlar tahsil deminde iken ilim öğrenir iken bildiklerini ortaya koyar ve onlara deliller der ıspatlar der ayetler der; halbuki Ehli Arif, Ehli Tevhid iyi bilir ki her söz kişinin yerini bildirir, Rabbım da kemalat ve irfaniyetin zirve olduğu yerden hitaben Muhammedilerden hitaben buyurun der sizin kemâlâtınızı getirin helali haramı ve her türlü kıyası icamayı sunun der, göreceksiniz ki hakikatte icma ve kıyasın olmadığını Allah’a göre helal ve haramın olmadığını onların muhatabı olduğu sorumluluk sahasında kulluktaki ifadeler olduğu görülecektir. Yani Fena mertebelerinin tahsili zevke geçenler için ikilik yeridir; işte eğer sizler yerinizi görmüyorsanız olduğunuz yeri en güzel kabul edersiniz, yok ama en yüceden haberdar iseniz o zamanda olduğunuz yerle asla yetinmezsiniz. Rabbım kendisini kendisine delil kıldığı insanoğluna olduğu yeri idrak edip yüzünü Hakka dönüp ilerlemeyi, Ehlinden tahsil ile nefisni bilip Rabbını bilmeyi, Rabbını Rabbıyla daha layık bilmeyi şuhud ve zevkle O’nda O olarak yaşamayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 151. AYET
قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلَّا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْپًا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَلَا تَقْتُلُوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتٖى حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ ذٰلِكُمْ وَصّٰیكُمْ بِهٖ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
OKUNUŞU : Gul teâlev etlu mâ harrame rabbukum aleykum ellâ tuşrikû bihî şey’â, ve bil vâlideyni ıhsânâ, ve lâ tagtulû evlâdekum min imlâg, nahnu nerzugukum ve iyyahum, ve lâ tagrabul fevâhışe mâ zahera minhâ ve mâ betan, ve lâ tagtulun nefselletî harramallâhu illâ bil hagg, zâlikum vassâkum bihî leallekum tağgılûn.
ZAHİR MANASI : (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.”
BATIN MANASI : Rabbım asıl okunması gerekenin haram kılınan olduğunu yani ikiliğin haram olduğunu iyi bilin bunu okuyun diyor. İsra Sûresi 14. Ayeti kerimede de “nefis kitabınızı okuyun o size hesap görücü olarak yeter diyor” yani her bir hesabı her bir soru ve cevabı bütün mizanı düzen ve nizamı kendinizi, nefsinizi okuyarak bulursunuz diyor; zira Tevhid ilminin Peygamberlere bildirilmesi ve öğretilmesinin de gayesi nefisni bilip Rabbını bilmesi içindir. Ve bütün Peygamberler ve Evliyaullah ve Mürşid-i Kamiller bu tahsil ile layıkıyla Rabbını bilmişlerdir. Ve bu ilim ile mülkünde başka varlık olmadığından O’na ortak da koşulmaz, çünkü başka yoktur; ana ve babaya iyi davranmak ise anne sıfatdır baba zattır; mutmein olmuş nefsin sıfatlarını iyi yerde kullanmak anneye iyi davranmaktır, buda otomatikmen zata iyi davranmaktır, birisi size tebessüm ederse sıfata iyi davranmış aslı hakikatinde de o tebessüm ile olduğunuz mutluluk içerdeki duygunun sahibi de zat olduğundan zata iyi davranmış demektir, halka hizmetin hakka hizmet olduğu şuuru budur; çocuk vücut ülkenizdeki Zatın yüce tecellileri, veledi kalbin zuhuratları, mutmein olmuş nefisten filleriyle zuhura gelişlerdir. Bu gelişler henüz ilk demlerde zayıf olduğundan sabredin devam edin buyrulmaktadır, onların rızıklanması zikir saliki henüz Rabbını Rabbıyla zikretmekte ama şuhudunda değildir, Efali almakta ama henüz tecellisini idrak edememiş olabilir vesair bütün meratibde ilimden şuhuda geçmemiş olabilir ama devam etsin demekle rızıklandırma devam edecek idrak şuhud ve zevk demleri yavaş yavaş olacaktır buyrulmaktadır; salikin zinası ise başka bir mürşüde de gönül vermesidir, sadakat ve teslimiyetin kopmasına izin vermeyin, yada sadakatınızı koparmıyor görünseniz bile bu yolu seçmeyin yoksa ileride gönlünüzde iki sevgiliniz olur ki bu güzel gibi görünse de çok sakıncalıdır, kemalatınızın devamında gönlünüzde mazharından Rabbınıza danıştığınız bir mevzuda; bir sevgiliniz “A” derken diğeri aynı konuya “B” diyebilir; böylece faydalı gibi görünse de başka bir sevgili seçmek sakıncalıdır; aklınız kullanıp can almak ise; bu yolda vuslat ettikçe sizin en büyük meşru hakkınız vücudunuz sizin olmayınca Rabbınızın olan Hakk olmuş olacaktır; O da Rabbım bütün kullarını kendisine davet eder; O’ndan geldik O’na döneceğiz buyrulması gibi, selamet evine davet gibi işte Hakk Hakkını böylece almak için diğer mazharları sıfatları kulları Fenafillah ile ölmeden evvel öldürür, bu Rabbımın Kulundan işlediği Hakkıdır. Bu ölüm ızdırarı değil ihtiyaridir; günümüzde ayetlerin batın manalarına vakıf olmayan bazı kesimler Müslüman görünüp de anlamadığı ayetlerin fetvalarıyla hareket ederek insanları bedenen öldürmektedirler, aslı hakikati bir insanın duygu ve düşüncelerinin değişmesi ihtiyaren ölmesidir ki seçilecek yolda budur, Muhammed aşısı ile doz doz aleti Ruhiyesini nefisten Ruha çevirmek böylece mümkündür, bütün alemin selameti de böyle inşa edilmelidir; akıllıyım diyen insanların uygulayacağı yolda budur, yoksa nefse inerek diğer yollar insanları ve bütün insanlığı bu günde olduğu gibi felakete ve çıkmazlara sürükler; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve tüm insanlığa buyurduğu üzere Tevhid ışığı ve melamet neşesi ile selamete ermeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 152. AYET
وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتٖيمِ اِلَّا بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُ وَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمٖيزَانَ بِالْقِسْطِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى وَبِعَهْدِ اللّٰهِ اَوْفُوا ذٰلِكُمْ وَصّٰیكُمْ بِهٖ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
OKUNUŞU : Ve lâ tagrabû mâlel yetîmî illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluğa eşuddeh, ve evful keyle vel mîzâne bil gıst, lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ gultum fağdilû ve lev kâne zâ gurbâ, ve biahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn.
ZAHİR MANASI : Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.
BATIN MANASI : Bir kişi yetim kalmadan evvel ailesi vardır, hem ailesi hem varlığı ona tatlıdır, ne zaman yetim kalır o zaman o vücut ülkesi onun değildir artık; yetimin malı olur, salikin yetim kalması kendisine nisbet ettiği varlığı olan Efalinden Sıfatından ve Vücudundan ifna ile soyunmasıdır, bu kişi yetim kalır yetimin varlığı yoktur en güzel yetim de Ressurullah Efendimizdir; bu halde iken Rüşdüne erişme demi ise irşadına devam edip manevi olgunluğa erme demidir irşadının devam ettiği demdir; işte bu demde gerek yetimin kendisi gerekse yetime muhatab irşad eden Efendisi ve gerekse ihvan kardeşleri o vücut ülkesine güzel yaklaşmalıdırlar, yani o vücut ülkesi artık o kişiye değil ifna edildiğinden Rabbın aittir. Rabbının en üstün kemale gelmesi için veren irşad ve terbiye eden mazharı olarak Efendisi mazharından Rabbı hem yaklaşımının güzelliği hem de ölçülü manevi rızıklarla donatmak adına adil olur; idrakının açıldığı kadarını ona bahşeder, yani Efendisi de Hakkel yakin bir Mürşid-i Kamil olmalıdır yoksa o vücut ülkesini hor kullanır ölçüsüz irşad ile yazık eder o belde duman olur; işte Ehlinin elinde olan cevherden güzel eserler çıkar. İşte cevher ne ise ona göre işlenmeli ve verdiği sözleri tutmaya devam ettikçe de ölçüyle devam edenleri rüşdünde muaffakiyet gelip o mazharı bulacaktır. Rabbım gerek verdiği sözde sadık gerekse Efendisi mazharına sevgi saygı ve hürmetinde Rabbına yapan; gerekse toplum içerisinde ahlakı hamidiyesinde iki günü eşit olmayacak gibi gayret eden kullarından kılsın bizleri inşallah.
ENAM SÛRESİ 153. AYET
وَاَنَّ هٰذَا صِرَاطٖى مُسْتَقٖيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبٖيلِهٖ ذٰلِكُمْ وَصّٰیكُمْ بِهٖ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
OKUNUŞU : Ve enne hâzâ sırâtî mustegîmen fettebiûh, ve lâ tettebius subule feteferraga bikum an sebîlih, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettegûn.
ZAHİR MANASI: İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.
BATIN MANASI: Cenab-ı Allah yolunu tarifle bu benim dosdoğru yolum diye buyurduğu yolu İbrahim A.s’a Peygamberimize ve bütün Peygamberlerine öğretti, evvela onlara hayal ve zanda bir Allah inancına kapılmamaları için Tevhid’i öğretti, çünkü Fillerin senin değil demekle Fillerinin failinin yani halk edicisinin Rabbı olduğunu öğrendiler, sonra sıfatların kendisinin olmadığıyla evvela selbi sıfatlarının yani filleri işlediği aza ve cevahirinin sonrada sübut sıfatlar olan sabit sıfatların hayat, ilim, irade, semi, basar, kudret, kelam ve tekvin gibi sabit sıfatların kendilerinin olmadığını sonrada bu vücutlarında kendilerinin olmadığını öğrendiler, sonra Tecelli Zat idrakına hemen mazhar olunca bu vücutların sahibinin Rabbı olduğunu sonra tecelli sıfatla idraklanınca o sübut sıfatların kendilerinin olmadığını bu vücuttaki selbi sıfatlardan sübut sıfatlarla zuhura geldiğini o pencerelerden işlendiğini gördüler, sonrada Tecelli Efale mazhar olunca, fillerin vücuda gelişiyle; Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da esmalar alarak filleriyle zuhura gelenin Rabbı olduğunu gördüler, sonra fillerin bazılarının cinsinin güzel olduğuna şahid oldular bazılarının da cinsinin kötü olduğunu gördüler ve sonunda Nisa Sûresi 79. Ayeti Kerimede bildirildiği gibi; güzel zuhuratları Rabbına eksik zuhuratları nefislerine kendilerine nisbet ettiler; bu yolla hayalde ve zanda bir Rab arayışları bitti her yerdeki Rabbını görme ihtiyaçları da bitti, bizzat kendilerinden işlediği fillerle açığa çıkan Rablarına aşık oldular ve böylece eksiklerini günbe gün daha çok izale ederek sübhan yani eksiksiz noksansız daha yüce ve daha güzel halini seyrettiler, çünkü tecelli eden zaten hep yüce ve en güzeldir, kablar eksik olduğu için kabına göre görülür işte bizlerde eksiklikleri kendimize nisbet ederde gün be gün daha güzel olur isek, Tevhid üzere öğrenir ve tevhid üzere yaşar isek o zaman Rabbım bu aciz mazharlardan da en güzel açığa çıkacaktır, böylece yine Rabbım buyuruyor ki diğer yolları bırakın onlar sizleri paramparça ederler, evet idraklar ve fikirler ibadet ve taatlar ne kadar çeşit olur ise o kadar bölünmelere o kadar parçalanmalara yol açar, işte Rabbım tıpkı bu günü işaret ederek bu parçalanmaları bırakın ve dün nasıl öğrettiysem bu günde ehlinden aynı yol ve yordamı öğrenin çünkü aynı inancın bir yüzünü Musa a.s anlattı Musevi dediler böldüler yarısını, diğer yönünü İsa a.s anlattı isevi dediler diğer bölümü dediler, Resurullah Efendimiz birleştirdi tenzih ev teşbihi Tevhid yaptı bölünme bitti Muhammedi olarak nuru tamamlandı; sonra yine Halifeler ve ardından gelen imamlar adedince yine böldüler şimdi ise saymak ne mümkün; aslı hakikati dün Rabbımın anlattığı ve Resurullah Efendimizin Tevhid üzere anladığı ve anlattığıdır; çünkü her birinizin varlığının kendinizin olmadığını anladığınız zaman Rabbınızın size sizden yakın olduğunu ve bu nizam sizde nasıl ise diğer bütün insanlarda da aynı olduğunu öğrenirsiniz ve birbirinize “tüm din ve dillerince bütün alem” böylece Rabbınıza mukabelede bulunduğunuz gibi davranmış olursunuz, “dostun dosta davrandığı gibi” dolayısı ile ne güzel davranışlar ve ne güzel bir Ahlak-ı Hamidiye içinde olursunuz diye hitab etmektedir bu günün en büyük ihtiyacı bunu tesis etmektir. Rabbım bildirdiği üzere olmayı cümle Ümmeti Muhamede ve tüm insanlığa nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 154. AYET
ثُمَّ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذٖى اَحْسَنَ وَتَفْصٖيلًا لِكُلِّ شَیْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ
OKUNUŞU : Summe âteynâ mûsel kitâbe temâmen alellezî ahsene ve tefsîlel likulli şey’iv ve hudev ve rahmetel leallehum biligâi rabbihim yué’minûn.
ZAHİR MANASI: Sonra iyilik yapanlara nimeti tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayet ve rahmete erdirmek için Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman etsinler.
BATIN MANASI : Tenzihi bir imanda iken insanı bu yolda tutuan iyiliğidir, samimiyetidir, henüz teşbihi bilmemekte şuhud sahibide değildir, ama tam teslimiyetiyle sadakatinden ve samimiyetinden taviz vermeden devam ettikçe nimeti olan tenzihten sonra teşbihle de tanışmaktadır; sonrada nimetin tamamlanması tenzih ve teşbihin cemi olan Tevhid iledir. İman mertebesi zaten tenzihtir ve 3 çeşit görülür Taklidi iman istiklali iman ve tahkiki iman; istikleli imanda da tenzihtedir insan fakat tahkiki imanda ise Teşbih etmiş ve Tevhid üzere yaşamaya başlamıştır, bu da şeriatı evvelin tahkiki değil şeriatı saniyenin tahkikindedir. Böylece tenzihten geçmeden teşbihe, teşbih’i görmeden de Tevhid’e erilemez, zira Cenab-ı Allah’ın elçilerini bu aleme gönderme sırası da insan vücudundaki idrak sırasıyla doğur orantılıdır, Musa a.s İsa a.s ve Resurullah Efendimiz elçilerinin geliş sırasıdır, insandaki idrak sırasıda Tenzih Teşbih ve Tevhiddir. Nurun tamamlanması idrakın tam oturması olan Tevhide ermesidir, çünkü Zat ve Mutlakiyet yönüyle Tenzihen hiçbir şeye benzemez; Sıfat ve Mukayetliği yönüyle Teşbihen işiten ve görendir, Zat ve Sıfatın ayrı olmadığı yönüyle de Tevhiden bilerek görerek iman edilen Rabbıdır. Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Fiilleriyle zuhura gelen zuhura geliş, Zahire çıkış sırası ne ise çekirdeğinden meyveye de varma demi aynıdır. Çekirdekte iken tenzihte ağaç olunca teşbihte meyvesinde ise çekirdeği ve ağacı tevhid etmiştir. Rabbım Ehli Tevhidden layıkıyla Tevhid tahsilini yapan ve vücudumuzun neresi Tenzih yönümüz, neresi Teşbih yönümüz, nasıl Tevhid ile Rabbımızın zuhura geldiğini bilen gören ve zevkle O’nda O olarak yaşayan kullarından olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 155. AYET
وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
OKUNUŞU : Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârakun fettebiûhu vettegû leallekum turhamûn.
ZAHİR MANASI : Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
BATIN MANASI : Bir tecelli evvela vücut ülkesinde tecelli etmeden evvel “la teayyundur” yani henüz tecelli etmemiştir, sonra tecelli eder evvela his olarak görülür, sonra hisler kalp mahallinde duyguya dönüşür duygular da iki cins olarak görülür mutluluk duyguları veya sıkıntılı duygular diye, duygularda daha anlaşılır olabilmesi için beyin mahallinde fikre dönüşür; fikirde mutluluk duyguları iyi fikirlere, mutsuzluk olan sıkıntılı duygularda kötü fikirlere dönüşür, sonra vücut ise bu fikirlerden seçer ve yapar meyline kabiliyetine göre yönlenir; bu duygu ve fikirlerinde iyi ve kötüleri vardır, iyi olan duygu ve fikirlerin tıpkı vücuda faydası olduğu gibi; Kuran-ı Kerimde de “emri bil maruf” olan iyiliğin emredilmesi, iyi olanın yapılmasını istemek vardır; sonra yine kötü olan duygu ve düşüncelerinde vücuda zararı olduğu gibi Kuran-ı Kerimde de “nehy-i anil münker” gibi kötü olanın nehyedilmesi yapılmaması gibi yasaklandığı gibi; böylece görülüyor ki insanoğlu eşittir Kuran-a; Kuran-ı Kerimi okuyamamak bilmemek mazeret değildir, kişi yeter ki kendini bilsin kendini okusun kendisinde yazılı olanların satırlarda da yazılı olduğunu görecektir evinde duvarda asılı bir Kuran-ı Kerim bulundurmakla vücuduna işlenmiş bir Kuran-ı Kerimle yaşamanın mutluluğunu görecektir, hele birde hem okuyup hem anlayıp hem yaşamak vardır ki zahir ve batın zevkleriyle o daha yücedir; böylece kişi yeter ki kendisini yakın takibe alsın; işte ister Resurullah Efendimizin ahlakına bakın, yaşantısına bakın; isterseniz Kuran-ı Kerime bakın onun vücut ülkesinde olan cebrailin, cibrilin, aklı Resulün yani Resulün aklının; vücut ülkesinde hisle tecelli eden Rabbının duygusuna düşürüp fikrini bildirdiği ve bunlara ne eksik ne de bir fazla eklemeyen bir Resurullah’ın aynen bunları yapın faydalıdır bunları yapmayın zararlıdır dediği gibi; “o mazhardan söylendiği gibi” işte bizlere de bunu en güzel öğreten ilmin Tevhid olduğunu o varlığı aradan çekerseniz yaradanın kulun dilinden kullarını irşad eylediğini göreceksiniz, her canlıdan cinsini irşad eden size sizin aranızdan olanla cinsinizden olanla hitab edenin Rabbınız olduğunu göreceksiniz, mazharlar kullar ve varlıkların görüntüsü ve ismi baki değildir, fakat o mazharlardan bildirilen kemalat irfaniyet ve her türlü zuhura gelen yücelikler bakidir, işte onlar Rabbımındır. Böylece Rabbımın hayal ve zanda olmadığına ve mazharsız irşad etmediğine de şahid olacak ve bilerek görerek iman edecektir insanoğlu, Rabbım ehli olanla bizleri tanış eylesin o mazharlardan bizleri irşad eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 156. AYET
اَنْ تَقُولُوا اِنَّمَا اُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلٰى طَائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَا وَاِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلٖينَ
OKUNUŞU : En tegûlû innemâ unzilel kitâbu alâ tâifeteyni min gablinâ, ve in kunnâ an dirâsetihim leğâfilîn.
ZAHİR MANASI : “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.
BATIN MANASI : İnsanoğlunu İrşad olmaktan alıkoymak en büyük azaptır; buna engel nefis ise mutlaka terbiye görmeli, nefsi destekleyen enfüsta aza ve cevahir ise terbiye görmeli bunların arkasında duran niyetiniz ise o da mutlaka değişmelidir; çünkü her varlık bu aleme Allah’ı bilmeye geldi, İnsan-ı Asliyesini bulmaya geldi, âdemiyetini giymeye geldi; yoksa asıl gaye yerine başka şeyleri gaye edinir ise insanoğlu yolda kalanlardan olur; ve yine yolda kalmasına sebep kendi vücut ülkesi değil de bununla birlikte afakta etkenler de var ise, her kim ki insanların Hakk ve Hakikati bilmesine engel oluyor ise onlarda maalesef zelil olacaklardır; bu gün dünya nefisle Ruhun kavgasını vermektedir, nefsin safında olan bireyler ülkeler ve milletler hatta kendilerine dinlerini elbise yapan maddi çıkar uğruna bütün dünyayı karıştıranlar maalesef bu kovaladıkları nefsin peşinde helak olacaklardır; çünkü Allah kanunlarını koymuş, nizamını bildirmiştir; nefsin istekleriyle yaşarsa vücut geçici mutluluklarla mutlu olur hatta çokta yükselir ama sonu hüsrandır; bu gün insanlar; Yahudi ve Hristiyanların okuduklarından habersizdim dememeleri için yani diğer semavi kitablar olan Zebur-Tevrat, İncil’den habersizdim dememeleri için onlara Kuran-ı bildirdik buyrulması ile; Tenzihten habersizdim, Teşbihten habersizdim dememek için bu gün insanlara Rabbım Tevhid’i bildirmektedir. Allah Zat yönüyle hiç birşeyin misli değildir, evet, fakat işiten ve görendir; o zamanda işte sıfatlarından mazharlarından kullarından bu işi yapandır demektir, icraatını yapan kullandığı alet ve edevata benzemez ama alet ve edavatıyla yaptığı icraattan da görünür; hiçbir inşaat ustası ne malaya ne kesere ne tahtaya ve şaküle benzemez ama inşaatı güzel yapıncada iyi ustaymış dedirtir, işte aletlerine benzemeyen usta işin sonunda âlâlığını böyle sergiler; böylece Nisa Sûresi 79. Ayeti Kerimede sizden iyi bir şey zuhur ederse Allah’tan dır buyrulması sizden açığa çıkanlara bakın yani fillerinize icraatınıza yaptım dediklerinize yapılan inşaata bakın iyilerini Allah ben yaparım diyor; çünkü senin varlığın senin değildir; “la havle vela kuvvete illa billahil aleyyil azim” o zaman sizden kötü bir şey zuhur ederse nefisnizden bilin buyrulmasın da ise; şöyle düşünebilirsiniz madem güç kuvvet benim değil o zaman nasıl olurda bunu işlerim der iseniz o zaman bakın işlediğiniz fiil kabınıza yakışan fiildir kabınız eksik olduğu içindir çünkü öyle bir kabınız var ki çay bardağı gibi çay koyunca da aynı işi yapıyor, içki koyunca da yani kab her ikisine de meyilli, iyi filleride işliyor kötüleri de; işte burada diyor ki kabınızı cibilliyeti güzel fillerde kullanırsanız ki siz seçiyorsunuz yapacağınız işleri sizdeki güç kuvvet baki ama nerede kullanılacağını akıl fikir idrak nimetlerini kullanarak yapıyorsunuz, işte o zamanda mesulsünüz, çünkü elektirik aynı elektirik ama sobaya gider ısıtır, buzdolabına gelir soğutur, elektiriğin kabahatı varmıdır; işte kabı her ikisinede müsait olan insanoğlu seçerken; çay yerine bardağıma içki koy diyeceksin hem de içince ben yapmadım diyeceksiniz bu olur iş değil… Rabbım cümle insanoğlunun bardağını çay kahve içmede; kabını da doğru yerlerde kullanmasını nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 157. AYET
اَوْ تَقُولُوا لَوْ اَنَّا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا اَهْدٰى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِى الَّذٖينَ يَصْدِفُونَ عَنْ اٰيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يَصْدِفُونَ
OKUNUŞU : Ev tegûlû lev ennâ unzile aleynel kitâbu lekunnâ ehdâ minhum, fegad câekum beyyinetum mir rabbikum ve hudev ve rahmeh, femen azlemu mimmen kezzebe biâyâtillâhi ve sadefe anhâ, seneczillezîne yasdifûne an âyâtinâ sûel azâbi bimâ kânû yasdifûn.
ZAHİR MANASI : Yâhud demiyesiniz ki: Eğer bize kitâb indirilmiş olsa idi her halde onlardan daha ziyade muvaffak olurduk, işte size rabbınızdan beyyine geldi, hidayet de geldi, rahmet de geldi, artık Allahın âyetlerini inkâr eden ve onlardan men’a kıyam eyliyenden daha zâlim kim olur? Elbette biz o, âyetlerimizi men’a kıyam edenleri bu kabahatleri yüzünden azabın en müdhişiyle cezâlandıracağız
BATIN MANASI : Beyyine demek, kanıt delil bildirilenler demektir, zaten insanoğlunun beynine bunlar gelip durmakta iken yok efendim ben kitabla tanışmadım, arapça bilmiyom; zeburla tanışmadım Tevrat okumadım incil bilmem dememek için herkes vücut ülkesinde olup bitenleri okusunlar onlara yeter denmektedir; ama bu demek değildir ki Kuran-ı Kerimi okumasınlar arapça öğrenmesinler, manasını öğrenip üzerine batın manalarını eklemesinler demek değildir; bu hitab zaten en mükemmel olanından kaçanlar içindir, sorumluluğu üzerine az alanlar içindir, bu gün insanoğlundan bazıları ben ateistim diyor, halbuki ateist olmak mümkün değildir, Allah’a inanmasa mutlaka yine içerisinde bir inanç vardır, yani kendisine göre de olsa eğrisi vardır doğrusu vardır kişinin yani yanlışa dahi olsa inanç beslemektedir. Yani dünyada inanmayan zaten yoktur, işte inanmak imandır zaten; sadece doğruya ve daha doğruya inanma demine girmemiştir, inançtan da asla kopmamıştır, sadece kabının ve kabiliyetinin işlenmesi onun daha fazla sevilmesi gerekmektedir toplum tarafından ki idrak ve kabullenişleri hayata ve insana bakışı değişmiş olsun, bu bağlamda aslı hakikatinde sevgisizlik ve insanların birbirini layıkıyla sevememesi yüzündendir bütün sıkıntılar; çünkü bu alem sevgi ve aşk üzerine kurulmuştur; işte bir önceki ayeti kerime deki gibi Allah insanoğlunun vücut ülkesinde tecelli ederek histen duyguya duygudan düşünceye dönüşmesiyle beyninde bu hakikatleri bildirmektedir, Resurullah Efendimiz gibi temiz bir gönül sahibi olur iseniz çöpsüz bilgiler gelir beyninize, ama bizler gibi henüz zikirle fikirle temizlenmeye çalışılan gönül sahibi olur iseniz o zamanda gönlünüzde mutlaka bir Rahman Sıfatı olan mazhar gereklidir ki işte onu bulmak bulduranı bulmak biraz zahmet ister; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve tüm insanoğluna ehlinden; bilenden öğrenmeyi o vasıtalarını kullanan Rabbımdan tahsil ile kendi insanı asliyemizi bulmayı ihsan eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 158. AYET
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا اَنْ تَاْتِيَهُمُ الْمَلٰئِكَةُ اَوْ يَاْتِىَ رَبُّكَ اَوْ يَاْتِىَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَاْتٖى بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا اٖيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ فٖى اٖيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انْتَظِرُوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ
OKUNUŞU : Hel yenzurûne illâ en teé’tiyehumul melâiketu ev yeé’tiye rabbuke ev yeé’tiye bağdu âyâti rabbik, yevme yeé’tî bağdu âyâti rabbike lâ yenfeu nefsen îmânuhâ lem tekun âmenet min gablu ev kesebet fî îmânihâ hayrâ, gulintezırû innâ muntezırûn.
ZAHİR MANASI : (Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin âyetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez. De ki: “Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz.”
BATIN MANASI : İnsanlar vücut ülkelerinde bunca tecelli olup dururken, hayalde zanda bir melek, baş gözüyle görecekleri bir Allah, yada Peygamberler gibi kendilerine de özel ayet gelmesini bekliyorlar; aslı hakikatinde bütün vücut ülkelerinde olup bitenler hep delildir, hep beyyine dir, hep ayettir, kişi yeter ki ibret almak istesin sinek bile ona en büyük ayettir. Ama insan kendini nefsini bilmez iken nasıl olsun da Rabbını bilsin, olduğu yeri bilmez iken nasıl olsun da gideceği yeri bilsin, yüzünü döndüğü yönü bilmez iken nasıl olsun da hangi yöne döneceğini bilsin; bunca ayete delile ve bildirilenlere iman etmemiş olan kimse bu gün kendisine melek de gelse; o kişi günü kurtarır yarın yine bildiğini yapar, yani Rabbım insanoğluna şunu bildirmektedir, insanoğlu öğrendiği ile yaşamıyor ise yaşamadığı için bildikleri alışkanlık haline gelmemiş dolayısıylada kalıcı birer Ahlak-ı Hamidiye halini almamışlardır, böylece kalıcı olmayan zaten sizin değildir, İslamiyet bu yüzden bir yaşam biçimidir, hayatını nasıl yaşayacağının ta kendisidir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve insanoğluna İslamiyeti layıkıyla öğrenip bildikleriyle de amil olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 159. AYET
اِنَّ الَّذٖينَ فَرَّقُوا دٖينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فٖى شَیْءٍ اِنَّمَا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
OKUNUŞU : İnnellezîne ferragû dînehum ve kânû şiyeal leste minhum fî şeyé’, innemâ emruhum ilallâhi summe yunebbiuhum bimâ kânû yef’alûn.
ZAHİR MANASI : Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
BATIN MANASI : Aslında yalnızca anlatılan Allah’tır, kendisini bildirende gösterende O’dur; bunun için inanç için bir ilim seçmiş ve bu ilmin iki yüzünü ve sonunda tevhidini anlatmıştır; böylece aslı hakikatinde İnançları tek çatı altında toplayan inanç tevhid inancıdır oda islamdır; buna göre diğerleri denen inançlar nasıl bölüm bölüm olmuştur, Eğer Anlatılan Allah ise ya tenzih yönü olan benzemezliğini anlatacak yada teşbih ile sıfatları üzerinde Zatı hakkında malumat sahibi olunacaktır ve sonunda da Zat yönüyle hiçbir şeyin misli olmadığına ve sıfatlarından da işiten ve gören olduğuna Tevhid edilerek iman edilecektir. Zaten Şura Sûresi 11. Ayeti kerimede de mealen “O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu sûretle sizi üretiyor. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.“ buyrulduğu gibi tenzih yönü olan benzemezliği ve çoğaldığı varlıklardan da teşbih yönü olan sıfatlarından işitip gördüğü çoğalarak icraatını yaptığı vurgulanmaktadır; işte Tevhid ilminin de bizlere anlattığı budur; sizin Filleriniz sizin değil ise, Sıfatlar sizin değil ise Vücudunuzun da sahibi siz değil iseniz der, o zaman kimindir bu vücud; Hakkın, bu vücuttan tecelli eden subut sıfatlar Hayat, İlim, İrade, Semi, Basar, Kudret, Kelam ve Tekvinat kime aittir, Rabbıma, o zaman filleriyle zuhura gelen kimdir Rabbım, bu fillerinde Nisa Sûresi 79. Ayeti kerimeye göre cinsleri güzel olurlarsa işleyen Rabbım; cinsleri güzel olmazlarsa sizin eksikliğinizdir demiyor mu; e daha nasıl Rabbım kendisini anlatsın; Zatımı düşünmeyin diyor, sıfatlarımın esma almış mazharlarından icraatımla açığa çıkışımı görün diyor, sizden iyi açığa çıkıyorsam seyredin kötü ise zuhurat terkedin diyor; insan kulağını görmez mi, Hakkımı dinliyor gıybetimi, gözünü görmez mi, hakkımı görüyor ikilik olan halkımı, edeplimi bakıyor edepsiz mi; dilini görmez mi Hakkımı söylüyor ikiliği yada yalanı mı; insan her davranışını görmez mi Hakkın istediği gibi mi, yani açığa çıkmak istediği gibimi çıkıyor, yoksa ciblliyeti bozuk fillerle mi açığa çıkıyor, işte bu yüzden Tevhid ilmi özellikle insana nefis kitabını okumayı öğretiyor hemen kendini görsün tanısın düzeltsin diye; İşte bu anlayışın 3 ana direği de Tevhdin 3 ana direğini yani vahdet tevhid teslim ile islamı müjdelemiş bilene teslim olmak Resulume tabi olan bana tabidir demiş; vahdeti gönül alemini sadrını okumuş Zatı Hakkı bulmuş sonrada benim dediği varlığın kendisinin olmadığını görünce Zat ve Sıfatı tevhid etmiş; hayalde zanda değil bilerek görerek teslim olmuş kendisindeki Rabbını bulmuş ve O’na tabi olmuş, kula da kul olmamış; hiç vahdetten habersiz kesret tahsiliyle olur mu bu idraklar hiç sadırlardan haberdar olmadan satırlar yeterli olur mu, eğer yetiyor ise bu alemin selameti için neden yeterli olamdı bunca aradan geçen zaman içerisinde; bu gün neden Müslümanların durumu bu, neden insanlar islam bu mu diyorlar; islamı yaşamak bu mudur; demek bir yerde eksikler var düzeltilmesi gerek idraklar var; işte bölünmelerde eksikleri çoğaltmıştır, Resurullah Efendimizden sonra Halifeler arasında sahabe demlerinde ayrılıklar olmuş, sonra onlar kendi aralarında kollara ayrılmış dahası ve dahası derken saymakla bitmez, mezheblerin ayrılıklarında tutunda bu gün cemaatlerin bile benim ki güzel seninki kötü deyişlerine kadar, hem ayeti kerime diyecek senden güzel bir şey açığa çıkarsa Allah’tandır, hem de cemaatler diyecek ki bu güzellik benimdir, diğeri diyecek benimdir diğeri benimdir, bu benlikleri ne zaman terk edeceğiz acaba; eksikler bizimdir eksikler… herkes güzelliği Allah’a verse eksikliği kendine alsa hiç olurmu kavga; işte bu kadar tefekkürsüz bir İslamiyet yaşamaktayız; Rabbım bölüm bölüm olan bu ayrılıkları en kısa zamanda Resurullah Efendimizin sancağı olan Mürsel fikir sancağı altında toplasın inşallah.
ENAM SÛRESİ 160. AYET
مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزٰى اِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
OKUNUŞU : Men câe bil haseneti felehû aşru emsâlihâ, ve men câe bis seyyieti felâ yuczâ illâ mislehâ ve hum lâ yuzlemûn.
ZAHİR MANASI : Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.
BATIN MANASI : Kişi iyilik yapar iken duygularını kullanır ve karşılığını yine kullandığı duyguların şubelerinin mutluluğu ile alır, insanoğlu yaradılış itibari ile 5 zahir duyguya; Duyma görme tatma koklama ve dokunma duygusuna sahibtir, ve birde 5 batın duyguya sahibtir, vehim hayal hafıza hissi müşterek “idrak “vicdan” bunlarla birlikte 10 duygu vücut ülkesinde nasibdardır, çünkü Rabbım karşılık olarak aynı vücut ülkesinde tecelli eylediğinde o mazharın ihtiyacı olan ne ise kişideki yaşarken zahir kabiliyeti için gereken 5 duyguda gelişir ve beslenir, hem yaşarken hem de bu vücuttan ayrıldıktan sonra devam edecek olan batın 5 duyguda beslenir; peki neden kötülük yapınca bunlar zarar görmezlerde kötülük yapılan cinsiyle yada başka benzer bir cinsle yada halimliğiyle müsaade edilen kötülüklerin biriken miktarınca bir başka kötülükle karşılaşılır, işte eğer her kötülüğüne karşılık bu organlar yada onların işlevleri zarar görecek olur ise Ruha hizmet edemezler bu yüzden faydada nasib alırlar; zararda zarar görmezler; eğer dili yalan söylediğinde karşılığı olan felçle karşılaşsa, o zaman bazı yerde de iyiliğinin karşılığı olan Hakkı söylemekle mükafatlandırıldığında nasıl söyleyecektir; kulağı ha keza gıybetle çok iştigal ettiğinde başkaları da onun gıybetini yapmak yerine hatanın cezasını kulak çekse ve birisi sağır olsa, o zaman belki Hakkı işitip de döneceği için buna engel olunmuş olunmazmı; vesair; batın duygularda yaptıklarından zarar görse, örneğin hafıza kişinin yaptığı bir kötülüğü aklında tutuyor diye yani hafızasında tutuyor diye hafızadan biraz kaybetse, o zaman hafıza yitirdiği için Ruhunun hizmetinin yada mutluluğunun da gölgelenmesi olmuş olunmaz mı? hayal dan bahsedecek olur isek, kişi nefsani bir hayal kurdu diye, hayaline engel olunacak olsa yani onun karşılığını hayal perdesi görecek olsa o zaman Ruhani hayalleri inancını besleyecek olan resimleri canlandırabilir mi, ve yahut idrakında nefsine meyletse yani cezayı idrakı çekse batın duygusu çekse kişi bu güne kadar idrakıyla geldiği haline engel konulsa idrakını geliştirip isnad ve kabiliyetini arttıramaz ise, ilerde idraklanıp arttırdığı kabiliyetler ile niyeti düzelince Hakka hizmet etmesine engel olunmuş olmaz mı; işte bazı cezaları direk muhatabı olan duygular neden çekmez çünkü onar kişideki inkişafı ve tekamülün devamı için gereklidir de o yüzden, hataları aslı hakikatinde kişi niyetiyle işler iken buna duygularını aza ve cevahirini ve vücudunu alet eder, fakat ilerde niyeti idrak ettikçe kendisi de irşad olup hatalardan dönebileceği için bu eksikliğinin niyetindeki kötülüğünün cezasını onun için hiçbir duygusu ve aza ve cevahiri çekmez. Çünkü Bir niyetin değişmesi bütün vücudu yavaş yavaş etkisi altına alır; ve devamında buyrulduğu üzere misliyle ceza alsa da zulum değildir buyrulması; yani Hakkın celal tecellisi olan ceza nefsin isteği değil Ruhun irşad için gösterdiği bir Tecelli yüzüdür, yani toplumun anlayacağı gibi zulum değil irşad için mükafattır; tıpkı bebeğin poposuna annesinin attığı ufak bir tokat gibi, iyi niyetle yapılan, nefisle değil; Rabbım cümle İnsanoğluna ayetlerindeki hakikatleri vücut ülkelerinde bularak layıkıyla idrak edip yaşamayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 161. AYET
قُلْ اِنَّنٖى هَدٰینٖى رَبّٖى اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ دٖينًا قِيَمًا مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ
OKUNUŞU : Gul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtım mustegîm, dînen gıyemem millete ibrâhîme hanîfâ, ve mâ kâne minel muşrikîn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
BATIN MANASI : Din nedir; ve İbrahim a.s kimdir ki onun dini üzere olmuş olsun Resurullah Efendimiz. Din nasihattır Din nasihattır Din nasihattır buyrulmuştur; neden 1 defa değil 2 değil de 3 defadır… Din insanoğluna yap denilen nasihatler ve yapma denilen nasihatleri kapsayan inançtır; bunlarında en önemli nasihatleri 3 tanedir. Bunları anlamak dini yani inanacağı Rabbını bilmek ve Rabbına Rabbıyla iman etmektir. Bu nasihatleri bilmeden Allah layıkıyla bilinemez ki Resurullah Efendimiz bile atalarının öğrenip öğrettiği bu nasihatler ile Allah’ı en layık bilmişlerdir. Bu nasihatlerin ilki Fillerin Senin değil bunu iyi idrak et nasihatıdır, Tevhid ilminde Fena mertebelerinin ilkidir, 4 şuhudla anlaşılır, 1. Tevhid-i Efal 2. Fena-i Efal 3. Tecelli Efal 4. Cennetül Efal dir. Bu Efal kısmını iyi anlamak 1. Nasihattır… 2. Nasihat ise Sıfatlar senin değil nasihatıdır; bunu iyi idrak et nasihatıdır; Bu da Fena Mertebelerinin 2. dir. Bununda 4 şuhudu vardır, 1. Tevhid-i Sıfat 2. Fena-i Sıfat 3. Tecell-i Sıfat 4. Cennatül Sıfattır, bu da sıfat kısmını iyi anlamak içindir… 3. Nasihat ise Bu vücut senin değil nasihatıdır, bu da Fena Mertebelerinin 3. dür. Ve vücudun vücudullah oluşunu iyi anlamak içindir. Bunun da 4 şuhudu vardır yani iyi şuhud etmek iyi anlamak ve görmek için. 1. Tevhid-i Zat 2. Fena-i Zat 3. Tecell-i Zat 4. Cennatül Zat işte bu nasihatleri tutan iyi idrak ve şuhud eden bir kişi görür ki kendine nisbet ettiği bu varlık onun değil Rabbının olduğu ve Zatından böylece Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıktığını görür ve cibilliyeti güzel filleri Rabbına nisbet ederek, cibilliyeti bozuk filleride kendi eksiği kabul ederek; bildiği gördüğü Rabbına ibadet eder; bu kısmı idrak etmeden çıkılan bütün yollar yarıda bırakır insanoğlunu, çünkü Allah bütün Peygamberlerini Tevhid üzere yetiştirmiştir. Sağlam bir itikad olmadan amelde düzgünlük muamelede yerindelik ve ahlakta da güzellik zuhur etmez; Sonra İbrahim a.s’ı da zaten bu 3 nasihatle tanımış ve Tevhid babası olduğunu anlamış oluruz. Ve Duasını da o zaman ancaksın daha iyi anlamış oluruz. Neslinden Tevhid-i En güzel idrak şuhd ve Zevk eden ve O’nda O olarak yaşan bir peygamber isteği, işte İbrahim a.s’ın varlığı kendisinin olmayınca zaten o mazhardan bunu isteyenin Rabbı olduğu gerçeğiyle de Resurullah Efendimizin zuhuru hakikati örtüşmüş olur; yani Allah istedi Sevgilim böyle olsun dedi kendisini böyle seyreylemek için idi; Tevhid ehillerine ve Muhammedii’lerede bu gün aynı hitabla seslenmektedir, böyle olun demektedir. Ve yine Allah’a ortak koşmamak İbrahim a.s’ın ve Resurullah Efendimizin anlattığı ve onlardan buyuran Rabbımın en güzel bildirdiği üzere olmakla ancaksın olur. Rabbım cümle İnsanoğluna bildirdiği nasihatler üzere olmayı bizlere elçilerinden seslenen Rabbımızı da duymayı, işittik itaat ettik demeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 162. AYET
قُلْ اِنَّ صَلَاتٖى وَنُسُكٖى وَمَحْيَایَ وَمَمَاتٖى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Gul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn.
ZAHİR MANASI : Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
BATIN MANASI : Namaz müminin miracı miraç Allah ile görüşmektir. Bu kulluğun idrakıyla bakıştır; fakat Zat tecelli etmeyince sıfat yüzünü dahi dönemez, yani Alah’ın iradesi ile sıfat yüzünü döner ve kendisinden Rabbını açığa çıkarır, çıkarması içinde yine o mazharda tecelli eden Rabbıdır; zira tevhid üzere kılanan namazda da anlatılan budur bir rekat kulun varlığından soyunmasıdır, yani fillerim benim değil, sıfatım benim değil, vücudum da benim değil demesidir. Zira ikinci rekatta zaten varlığı olmadığından namazı kılan o mazhardan Rabbı olur bu da gösterir ki Allah içindir o namaz, kul kılmaz kulundan kılandır Rabbı; eğer layıkıyla varlığını ifna etmiş ve bu idrakla yaşıyor ise kull o zaman o vücuttan tecelli eden Rabbı bütün idabet ve taatları yapandır, çünkü güzel olan her tecelli Rabbımındır. Yaşamı ise nasıl Rabbınındır, vücut vücdullah olunca tecelli Zat ile hemen Tecelli Sıfat olan sübut sıfatların tecellisi vücut bulur o mazharda ilki hayattır bu vücuttaki haylık dirilik onundur; yani hayat yaşam Rabbımındır, ilim de yaşamı destekler ilimde onundur, ve yine yaşamındaki olması gerekenler için tecelli eden irade de onundur, böylece idamesindeki gereken görme ve duymada Rabbınıdır, ve dilediğince icraatı için güç kuvvet olan enerjisi ve idraklara yön verdiği kudreti de Rabbınındır ve böylece evvelden ahire batından zahire bütün tekvinat da Rabbımızın olmuş olur; bu da gösteriyor ki bizdeki hayatta yaşamda Rabbımızındır, ancaksın eksiklikler bizimdir. Peki ölümünde Rabbımın olması nasıldır, ölüm için evvela bilinmesi gereken iki türlü olduğudur, bunlardan birincisi ızdıraridir, toplumun bildiği bedenen ölmek olan zahire göre ömrün sonu kabul edilen zahiri ölümdür; 2. İse ihtiyari ölümdür, “mutu kable ente mutu” ölmeden evvel ölmektir, buda idraken ölmektir, nasıl ölüneceğini tevhid ilmi ile anlamak idrak etmektir, demek benim varlığım soyunma namazındaki gibi ilk rekat gibi benim değil ise o zaman ben ölmüş olurum fillerim sıfatım ve vücudum benim değildir ve yaşayan Rabbımdır; peki bu demden sonra ölüm yokmudur ve ölüm nasıl Allah’ın olsun bu demden sonraki ölümler idraktaki ve yaşamdaki tebdilatlardır ölüm değildir beden ve alem değiştirmelerdir, vardan yok olmaz bir kere dirildimi insanoğlu Hakkın varlığıyla artık ona ölüm olmaz; o da diri olan varlık sahibi olan Allah olduğu için toplumun ızdırari ölmesi de tebdilatı ve devamı içindir idrakların tebdilide mutlakıyetine ve en âlâlığına ulaşmak içindir böylece her ikiside Allah içindir. Rabbım cümle insanoğluna kendisi için görünen namazını da bütün ibadet ve taatını hayat ve tüm yaşamını nasıl Allah için olduğunu en kısa zamanda bilmeyi ve bildiğiyle de bir an önce amil olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 163. AYET
لَا شَرٖيكَ لَهُ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا اَوَّلُ الْمُسْلِمٖينَ
OKUNUŞU : Lâ şerîke leh, ve bizâlike umirtu ve ene evvelul muslimîn.
ZAHİR MANASI : “O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.”
BATIN MANASI : Resulu Ekrem Efendimizin nasıl ki namazının ibadetinin yaşam ve ölümünün onun mazharından görünse de Allah için olduğu hakikatini bildiriyor ise bir önceki ayeti kerimede En yüce en layık ve bizzat ilmi ezelde tayin edilen hem insan oluşuyla en yüce yaradılan, hem de insanlar arasından en yüce isnad ve kabiliyete sahib olan olması hasebiyle ilktir. Yani en yüce teslim olandır, yani Zata en layık mazhardır; teslimiyette de en yüce vahdete vakıfiyette de en yüce tevhidde de ilmi şuhudi ve zevki ve tecellisinin seyeri olan alemde de zuhurunun en ayni olan mazhardır; bu yüzden ilk oluşu varlığı ile değil en layık oluşu iledir. O’ndan daha layık olacak olan yoktur, İbrahim a.s dahi daha evvel olmasına rağmen Tevhidin babası olmasına Rağmen unsuriyette de atası dedelerinden olmasına rağmen en yüce idrak şuhud ve zevk eden değil idi, Evvel’a habibi sonra halili gelir, bizler ise sevgilisi ve dostundan sonra dostlarına dost olanlardanız; Rabbım cümle İnsanoğlunuda dostlarına dost olanlara dost eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 164. AYET
قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْغٖى رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَیْءٍ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ اِلَّا عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فٖيهِ تَخْتَلِفُونَ
OKUNUŞU : Gul eğayrallâhi ebğî rabbev ve huve rabbu kulli şeyé’, ve lâ teksibu kullu nefsin illâ aleyhâ, ve lâ teziru vâziratuv vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum feyunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Her şeyin Rabbi O iken ben başka bir Rab mı arayayım? Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir.
BATIN MANASI : Vücut ülkesine verdiği zararın acısını nasıl kendisi duyuyor ise zahiren, manevi olarak da insanoğlu yaptığı kötülüğün hissiyatında bıraktığı yarayı kendisi duyacaktır, eğer bundan haz duyanlarından yani kalbi iyice taşlaşanlarından iseniz bu gün duymuyorsanız yaptığınız kötülüğün ızdırabını mutlaka birikiyordur sonunda sizi de üzecek taş kalbide etkileyecek daha büyük bir ızdırap olarak sizi bulacaktır; işte aslı hakikatinde vücut ülkesindeki mutluluk ve sevinçleriniz sevabınız sıkıntı ve eksiklikleriniz günahınızdır, vücut ülkenizin içi ahretiniz dışı dünyanızdır; dünyanızda işlediğiniz günahlar sıkıntılar, içinizi rahatsız eder, içinizde yaşattığınız güzellikler ahretinizi mutlu eder; işte insanoğlu ne ekerse onu biçecektir derken biçeceğinin nasıl olduğunu ahretinin nasıl olduğunu düşünmekten ve korkusunda olmakla tefekkürünü ve idrakını sıkıntı duygusuyla daralttığından bizzat ektikleri ve ettiklerini görmemektedir; yarınınızın güzel olmasının kararlarını bu günden almakla ahretinizin güzelliğini dünyanızdan inşaa etmek aynıdır; Rabbım böylece sizlere hem günah ve sevabınızın mutluluk ve sıkıntılarınızla anlatıldığını hem de dünya ve ahretinizi zaten aynı anda yaşadığınızı bildirmekle ihtilaf etmekte olduğunuz ve kapılarınızı kapattığınız tefekkürünüzü ve idrakınızı yenilemenizi hatırlatmaktadır; Rabbım cümle insanoğluna günah ve savabını vücut ülkesinde işlediği duygular ve fikirleriyle tesbit etmesini ve bunları yakından takib ederek ehlinden alacağı yardımla zikirle kalbini selamete çıkararak, komutanın selametinin bütün aza ve cevahire yansıyacağından dünyasını cenneti kılmasını dahasını arzu edenlere de cemaliyle müşerref olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 165. AYET
وَهُوَ الَّذٖى جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فٖى مَا اٰتٰیكُمْ اِنَّ رَبَّكَ سَرٖيعُ الْعِقَابِ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve huvellezî cealekum halâifel ardı ve rafea bağdakum fevga bağdın deracâtil liyebluvekum fî mâ âtâkum, inne rabbeke serîul ıgâbi ve innehû leğafûrur rahîm.
ZAHİR MANASI : O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
BATIN MANASI : İnsanoğlu bu alemde 15. Ana cins üzere derecelenmiştir. Ayeti kerimede buyurduğu gibi yer ve gök katlarının 7 oluşu bizlere yerkatları olarak nefis mertebelerini nefsin derecelerini yani nefis derecelerinde bulunanların 7 ana cins oluşlarını anlatmaktadır, gök katları da Ruh mertebelerini ruh mertebeleri de Tevhid mertebelerindeki 7 ana cinsin oluşunu anlatmaktadır her ikisi birden 14 ana cins eder bunların her birisine vakıf olan nefsini de bilen nefsini bilip de Rabbını da bilenler bu mertebeleri de kat edip hepsine vakıf olan Ehli Tevhid Mürşidi Kamiller, Evliyaullah, Sahabeyi Güzin, Halife-i Kiram ve Resulu Ekrem Efendimiz başta olmak üzere 15. Cins insanlardır; bu üstünlük ve derece farkları nuzulen seyrine; vesilesi olan irşadına hizmet etmektedir, urucen de irşad olmaya ve imtihana vesiledir, şimdi Rububiyetinin iki yüzü olan Rablık ve kulluk yüzünün neresinde görevli ise insanoğlu o görevini ifa etmekle o hali ifa etmekle halini ifa ededir, halifedir; bu hal ifası ise kulluktan da görünse insandan zuhura gelir Hakkın hali, Rububiyet yüzünden de görünse insandan zuhura gelir Hakkın hali fakat en yücesi olan her ikisine vakıf olup Resurullah Efendimiz gibi makamen hal ifasına mazhariyetlede en güzel halifedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ruh mertebelerinin en yücesindeki halin üzerinde olan 15. cins olan tümüne vakıf ve hallenmiş olan En yüce Halini ifa edenlerden olmayı nasib eylesin inşallah.
