ENAM SÛRESİ 51. AYET
وَاَنْذِرْ بِهِ الَّذٖينَ يَخَافُونَ اَنْ يُحْشَرُوا اِلٰى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِهٖ وَلِىٌّ وَلَا شَفٖيعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
OKUNUŞU : Ve enzir bihillezîne yehâfûne ey yuhşerû ilâ rabbihim leyse lehum min dûnihî veliyyuv ve lâ şefîul leallehum yettegûn.
ZAHİR MANASI : Kendileri için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rab’lerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur’an ile) uyar.
BATIN MANASI : İşte dost olan Rabbı yakin olandır, şefaatçi olan Rabbı da ayrı olmayıp yardımını içerden tecellisi ile vücuda getirendir. Bütün bu vacibül vücudun da da tecelli etmesi şeffati tecelli olunanlarında istifadesi şefaatten nasibini almasıdır. Siz aklınıza gelmeyen bir şeyi hatırlamak için hafızanızı yoklamanız daha önceden orda olduğundan mıdır? yoksa varlığınızın sahibinin Rabbınız olduğu ve alim olanın bilen olanın bilinmesini istediğinizi sıfatına yeniden hatırlatmasından mıdır. Elçilerine hitaben Rabbınız sizin ile aynı vücudu paylaşır iken hatta siz dediğiniz varlık sizin değil O’nun iken hala her işinizde idraksız rastgele yaşamak yerine sakınarak yani bilip görüp idrakına vararak sizden işleyen Rabbınızla bir olup kendinize varlık vermekten çekinerek yaşayın buyrulmaktadır. Bunlar içinde siz dediği sıfatlarına Kuran ile An’da Kurulan sizlere anında sırretinizden bildirdikleri ile his duygu ve düşüncelerle sizi nasıl sevk ettiğinin idrakıyla daima uyarılmakta; iyi duygu ve iyi düşüncelerinizi yap dedikleri olarak bilmeniz gerekmekte, kötü duygu ve kötü düşüncelerinizi de yapma dediği olarak bilmeniz gerekmektedir. Hatta iki iyinin hangisi daha iyi, iki zararlının hangisi daha az zararlı bilmeniz gerekmekte iken; hatta ve hatta alınan kararların sizden başklarını da ilgilendirdiği durumlarda ise hem size hem de karşınızdakilere fayadalı olanını yapmanızı; size ve sizden gayrıya zararlı olanını da yapmamanızı istenmektedir. Oysa insanoğlu her nefes gönül sayfasına bunca hakikat yazılmakta iken lefh-i mahfuz da muhafaza edilen hafızasından düşüncelerinize damla damla bütün bilgiler bildirilmekte iken hala hayalde zanda bir Rab aramaktadır insanoğlu, Rabbım sizi size anlatmakla evvela siz dediği varlığın sizin olmadığını idrak etmeniz ile varlığınızın ifnasını, sonra idraken sizin olmadığını idrak ettikten sonrada mevcut olanın sahibi olduğunu ve icraatını ordan yaptığını bildirmektedir. Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak filleriyle zuhura gelmektedir. Rabbım böylece tecellisi ile ne yapacak ise evvela hislere sonra duygulara sonrada düşünce ve fikrilere tecellisiyle bildirmeye devam etmektedir. Dünde mülkünde O’ndan başkası yoktu bu günde yarında bunca mevcut onun birer mazharıdır. Ve mazharlarını ilmi ezeliyesinde esfelden alaya kemalatını seyir için hem bu mevcudat tebdilde hem de Ruhları şuhuden tebdilde olmakla seyir devam etmektedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede idrakında olarak Rabbına kull olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 52. AYET
وَلَا تَطْرُدِ الَّذٖينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِىِّ يُرٖيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَیْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِمْ مِنْ شَیْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve lâ tatrudillezîne yed’ûne rabbehum bil ğadâti vel aşiyyi yurîdûne vecheh, mâ aleyke min hısâbihim min şey’iv ve mâ min hısâbike aleyhim min şey’in fetatrudehum fetekûne minez zâlimîn.
ZAHİR MANASI : Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.
BATIN MANASI : Kalp sahibi olan Mürşid-i Kamillere ve nasihatlerine mazhar olan saliklerine hitaben, gün sabah ile akşam arasındadır, insan avam için esfelle ala arasında ihvan ise Zikirle Ahadiyet arasındadır, sabahı zikir, akşamı kemal bulmuş hali ahadiyettir, gün akşam ve sabahı ile gündür; bunun rızası ise Rabbımızın bu aciz mazharlarda ister İrşadla görevli olduğu mazharı olsun isterse o mazharlarından irşad olan salikleri kulları olsun her birisi mertebece tecellisini isterler; dua istektir. İşte bunların Ahadiyet sahibi olan mazharına hitaben yanından uzak eyleme denmesi o mazharlardaki tecelli de benimdir, o tecellilerden de idrakını uzak eyleme seyreden seyir ve seyredilen benim buyrulmaktadır. Eğer böyle olurda ayrı mütalaya idraklara inersen o zaman zalim yani kalp sahibi olmaktan çıkar taşlaşmış kalbe doğru yol alırsın buyrulmaktadır. Rabbım Erhamerrahimin olmakla merhametlilerin en merhametlisi olmakla her mazharına her kuluna dereceten isnad ve kabiliyetince tecelli eder iken aynı zamanda o mazharının da zahir isnad ve kabiliyetinde olduğu gibi manevi isnad ve kabiliyetinde de tebdilat yapmaktadır. Çünkü bu gün Ayan-ı Sabitesi Rabbımın Vacibül Vücudunda O’ndan başkası yok ise sabitesini aynılığıyla mı devam ettirmektedir yoksa bizatihi tebdiline esfelden alaya; seyrine devam mı? etmektedir. Evet hem her kab ve kabiliyet isnad ve kabiliyetince işlemekte hem de onlardaki ufak tebdiller bütün bir vacibül vücudundaki isnad ve kabiliyetinde tebdilin devamı olmaktadır. Siz eğer diyorsanız ki düne göre kemalat ve irfaniyetimde şuhud ve zevklerimde yücelmeler zuhur eylemekte bilin ki vacibül vücudunda Rabbım esfelden alaya olan yürüyüşünde bu gün O demdedir, yarını ve yarınlarını an’a dahil olanlar yaşar iken toplum bunu tenzihte 7 milyar yıl olarak dünya zamanıyla yaşadı şimdi yavaş yavaş Teşbihe ve Tevhid’e toplumun taşınması zuhur edecektir. Rabbım bir damlanın terkibinde ne yaşıyor ise deryadaki yaşantısı da aynıdır. Rabbım cümle ümmeti Muhammede An üzere yaşamayı nasib eylesin.
ENAM SÛRESİ 53. AYET
وَكَذٰلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لِيَقُولُوا اَهٰؤُلَاءِ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنْ بَيْنِنَا اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِالشَّاكِرٖينَ
OKUNUŞU : Ve kezâlike fetennâ bağdahum bibağdıl liyegûlû ehâulâi mennallâhu aleyhim mim beyninâ, eleysallâhu biağleme biş şâkirîn.
ZAHİR MANASI: Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine lâyık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi?
BATIN MANASI: Rabbımın hakikatteki yüzünü tecellisinden gösterir. Yani her olay her fiile çıkan icraatı gerçek yüzüdür. Bu tecellilerini gerek ayetler olarak yazdırmasıyla bildirmiştir. Gerek bildirdiklerine vücut giydirmesiyle göstermiştir. Ama aslı hakikati bunun bizzat icraat olarak zaten; bizzat Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelmesiyle eserini icraasını tecellisini yani hakikat yüzünü göstermiş olmasıdır. İşte bu ayeti kerimede de Allah deneme yapma tecellisini bildirmekle, imtihan ayetlerine ışık tutmaktadır. İnsanların bazıları bazı tecellilerine mazhardırlar çünkü isnad ve kabiliyetleri farklı olduklarından tecelliye mazhariyetleri de farklı olur. Çünkü imamdan namaz tecellisini gösterir iken içki içenden de sarhoşluk tecellisini göstermektedir çünkü kabları onlara müsaittir. Fakat ister esfel tecellileri olsun ister ala tecellileri olsun her biri kemalatı için bilinmesine hizmet içindir. Böylece yine bir tecellisine daha ışık tutar iken bu ayeti kerimede nankör ne alaycı insan kabına haiz olan mazharından da “bunlarımı layık gördün” denmesini açığa çıkarmakla alay etme tecellisini sergilemektedir. Halbuki esfel tecellilerini bildirmekle Ruh sahiblerine tam zıtlarını öğrenin ve nefsin yüzünü değil ruhun tecellilerine mazhar olun buyrulmaktadır, böylece bu ayeti kerimede alay tecellisine karşılık aslında bildirmek istediği ciddiyet vakar ve yerinde ve oturaklı olmayı tanıyın buyrulmaktadır. Eğer ki olur da insanoğlundan hayatında yine aynı tecellileriyle karşılaşılır ise o zaman alay yerine ciddiyet hissinin tercih edilmesi en güzel olan tercih olacak ve hisler duyguya ve fikre dönüştüğünde de ciddiyet hissinin karşılığı olarak açığa çıkacak olan ahlakı hamidiyesinden Muhammedi yüzü olacaktır. Çünkü hissiniz ne ise icraatınız en son o görülecektir. Rabbım tecellileri ile bildirmek istediklerini idrak edip onlarla amil olan kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 54. AYET
وَاِذَا جَاءَكَ الَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهٖ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve izâ câekellezîne yué’minûne biâyâtinâ fegul selâmun aleykum ketebe rabbukum alâ nefsihir rahmete ennehû men amile minkum sûem bicehâletin summe tâbe mim bağdihî ve asleha feennehû ğafûrur rahîm.
ZAHİR MANASI : Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
BATIN MANASI : Zat tecelli yönü ile Tecelli edendir. Bu yüzden Rabbımız bize Rahmet etmese biz merhamet duygusundan nasib alamaz yani merhamet duygusu kalbinde gelmeyen Rabbının Erhamerrahimliğinden nasib almaya başlamış olmadığının da ıspatıdır. Böylece selamete ermenin belirtileri insanoğlunda kalbindeki yumuşaklık ile başlar merhamet duygusunun yardım ve cömertlik fikirleriyle beslenir ise zuhura gelen işte Rabbımın tecelli edişiyle Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle Açığa çıkışının şerhi görülmüş olur, yani tüm eşyanın hakikatinde de olduğu gibi; bir merhamet fiiline baksanız açığa çıkan Eserden Efale, Efalden Esmaya Esmadan Sıfata, Sıfattan da Zat’a bakmış yani merhamet fiilinden Erhamerrahimin olan Rabbımızı icraatıyla görmüş oluruz, bu zatını görmek değil kulundan mazharından icraatını görmek olur, çünkü o varlıkta kişinin kendisinin değil Efalini, Sıfatını ve Vücudunu ifna edenler için varlık artık sahibi olan Rabbının olur. Böylece bu gün pişman olanlar olarak kendimizi düzeltmek olan bu kendimize varlık verme “ben ben ben” deme nisbiyetinden kurtularak selamete erer ve kalpteki yumuşaklık ile duygu ve fikirlerde de merhametle Erhamerrahimin olan Rabbımızı da filleriyle açığa çıkışıyla bu vücut ülkesinden görmüş oluruz ki bizden de böylece aslı hakikatinden gören ve kendisini seyreden Rabbımız olmuş olur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi kendisine en layık mazharlarından kullarından eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 55. AYET
وَكَذٰلِكَ نفَصِّلُ الْاٰيَاتِ وَلِتَسْتَبٖينَ سَبٖيلُ الْمُجْرِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve kezâlike nufassılul âyâti ve litestebîne sebîlul mucrimîn.
ZAHİR MANASI : Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
BATIN MANASI : Rabbımın insanoğlunu merkez üstü seçmesinin ve bütün ayetlerinin hakikatlerinin bizzat vücut ülkelerinde bulunmasının en büyük hikmeti ilahiyesi, kendisine en layık mazhar, zatı en layık açığa çıkaran ve 5 Ruha cami bütün Cemadat Nebadat Hayvanat ve İnsanat da bahse konu hangi özelliği var ise insanda bi tamam bütün manalarının gizli olduğu ve bildirmek istediği bütün ilminin insanda tecellisi ile evvela hislerle sonra duygularla sonrada fikirlerle zaten açığa çıkması insanoğlunu levh-i mahfuz canlı canlı muhafaza edilen levhalar yani tecellisiyle kalbe yazılanların yekünü olduğunu böylece de bildirdiklerinin insandan açığa çıktığını göstermektedir. Çünkü alemde ne varsa hepsi âdem de mevcuttur; ama âdem de ne varsa henüz alemde yoktur; insanoğlundan aleme evvela fikirle inşaa ederek sonra icraatıyla güç ve kuvvet sahibi olan Rabbım muhafaza eylediklerini böylece açığa çıkarmaktadır. İşte insanoğluna da hitaben vahdet ve kesret denilen, zahir ve batın denilen; dünyada açığa çıkınca celal ve cemal diye görünen esma aldıkları yerlere göre farklı ama manen aynı şeyi anlatan cennet cehennem olsun, iyilik kötülük olsun, her bir ifade ve zıttı olsun bütün bunlar hem tecellilerini hem de onlara mazhar olanları açıkça göstermek içindir, bu yüzden ayeti kerimesinde insanoğluna hitaben suçlunun yolu da iyice belli olsun diyedir ayetlerimiz buyrulmaktadır. Rabbım bütün insanoğluna bir an önce nefsini bilip Rabbını bilmeyi ve bildirdikleri üzere amil olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 56. AYET
قُلْ اِنّٖى نُهٖيتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قُلْ لَا اَتَّبِعُ اَهْوَاءَكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ اِذًا وَمَا اَنَا مِنَ الْمُهْتَدٖينَ
OKUNUŞU : Gul innî nuhîtu en ağbudellezîne ted’ûne min dûnillâh, gul lâ ettebiu ehvâekum gad daleltu izev ve mâ ene minel muhtedîn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam.”
BATIN MANASI : İnsanoğlu Tevhid ile eriştiği idraklar ile Fena Mertebelerinde Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmak ile kendisine nisbet eylediği varlığın ve kendisi gibi olan bütün varlıkların kendine has bir varlıkları olmadığı Tecelli-i Zat, Tecelli-i Sıfat ve Tecelli-i Efal ile Zatından Sıfatına Sıfatından Esma alarak Filleriyle açığa çıkanın artık Rabbı olduğuna şahid olan kişiye artık hayalde zanda ve başka başka ilahlara ibadet etmek yasaklanır, yani artık aksini kabul etmesi mümkün olmaz, insanlar varlık sahibini ayrı kendilerini ayrı gördüklerinden bilmedikleri görmedikleri icraatına şahid olmadıkları hayalde ve zanda bir Rabba ibadet etmektedirler; işte bu idrak ve arzularla bir ibadet ve taat içinde olmak o kişiye doğru bildiğinden ayrılmak yani sapmak olur ki işte o bana bu yasaktır buyurmakla istikametini Hakk ve Hakikati bulmuş ve hidayet üzere daim olmuş olur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede istikamet üzere hayal ve zandan kurtularak bildikleri gördükleri Rabbına ibadet etmeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 57. AYET
قُلْ اِنّٖى عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّٖى وَكَذَّبْتُمْ بِهٖ مَا عِنْدٖى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهٖ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلٖينَ
OKUNUŞU : Gul innî alâ beyyinetim mir rabbî ve kezzebtum bih, mâ ındî mâ testağcilûne bih, inil hukmu illâ lillâh, yegussul hagga ve huve hayrul fâsılîn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.”
BATIN MANASI : Belge delildir, Ayetler delillerdir; Hakikat arayana ve anlayana Delildir. İnsanoğlu da bu kainatın en büyük delili ıspatı Hakikatı mana kalemiyle yazılı bütün maddelerin yazılı olduğu belgesidir. İnsanın hakikatını yalanlamak o mazhardan icraatını yapanı yalanlamaktır. İnkar ikilik ve zan üzere olanların cehalet ve cehaletin iç sıkıntısı hicap karanlıkları ve hayal ve zan amiliyetleriyle zevksiz fiiller ve zevksiz şuhudsuz yaşam o kişilerdeki azaptır; birliğe erenin elinde değildir bu azap yani onun eli Onun filleridir, Onun fillerinde bu azap filleri görülemez demektir. Hüküm sahibi zaten Rabbımızdır yani o mazhar neye layık ise oradan o tecelli görülecektir. Mazharın isnad ve kabiliyeti ne ise hükmü de o dur. Elektirik aynı elektrik iken ampulün aydınlatma kapasitesi ne ise elektriğin hükmü de o dur. Yani hüküm isteğe göre gibi görülse de aslında kabiliyete göredir. İsteğiniz zaten kabiliyetinizdir. Rabbım isnad ve kabiliyetinde Muhammedi aşıyla aşılanan ve vuslatında daim olan kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 58. AYET
قُلْ لَوْ اَنَّ عِنْدٖى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهٖ لَقُضِىَ الْاَمْرُ بَيْنٖى وَبَيْنَكُمْ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِالظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Gul lev enne ındî mâ testağcilûne bihî legudıyel emru beynî ve beynekum, vallâhu ağlemu biz zâlimîn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Sizin acele istediğiniz azap şayet benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu.” Allah, zalimleri daha iyi bilir.
BATIN MANASI : Allah’ın tecellisine sıfatı karar vermiş olsa idi, yani sıfat; mazhar olduğuna hemen gerekeni ile cevap eylemiş olsa idi, o zaman hemen celale celal, cemale cemal tecelli ile cevap gelir idi, ama bazen celal tecelilere karşılık yani azap olana hemen azapla cevap vermemesi ile Rabbım halimliğini kullanmaktadır, yani mühlet vermektedir, bu da o mazharın sıfatın kulun isnad ve kabiliyetini bildiği için henüz cemal tecellisine layık mazhar olamayacağı için alışkanlıklarıyla ahlakı hamidiyesini hemen düzeltemeyeceği için hemen ona azap etmez, Zat; ilmini yalnız ilmen değil şuhuden zevken ve bizzat kendine has bildiği ilmi ile cevaplar, kendine has bilmesi de insanlar hemen kısasa kısas celale celal davranış sergilemekte iken Rabbım bunu durumu bazen cemalle karşılar çünkü şöyle düşünün, alacağınız olan birisinden; islamiyete göre fark olduğundan hemen farka inerek; farkıyla hemen borcunuzu almak için ona mukabelede bulunursunuz; bu kula göre gerekeni yapmasıdır; bu doğrudur ama bu urucen kula göre doğrudur, peki o kişi bu borcu gerçekten ödeyemeyecek durumda ise ve kasti bir davranışı yoksa mağduriyetlerin sonucunda mağdur ise o zaman bu durumu bilen Rabbım bizzat tecelli eden olarak; mazharın varlığı mazharın kendisinin değil ise zaten ödeyemeyeceğini bilen olduğu için evvela oraya mühlet verir, sonra rızık verir sonra borcunu ister, yani verende O’dur, alanda O’dur. Ödeyemeyeceğini de alelacele istemez ödeyeceğini de vermemek için saklamaz, eksiklik aksi hallerin tecellileri mazharların isnad ve kabiliyetlerindeki eksikliklerdir. Rabbım layıkıyla ehlinden tahsil talim ve yaşam ile Allah’a Allah ile ibadet etmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 59. AYET
وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا اِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فٖى ظُلُمَاتِ الْاَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا فٖى كِتَابٍ مُبٖينٍ
OKUNUŞU : Ve ındehû mefâtihul ğaybi lâ yağlemuhâ illâ hû, ve yağlemu mâ fil berri vel bahr, ve mâ tesgutu miv veragatin illâ yağlemuhâ ve lâ habbetin fî zulumâtil ardı ve lâ ratbiv ve lâ yâbisin illâ fî kitâbim mubîn.
ZAHİR MANASI: Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.
BATIN MANASI : Gayb mazharlarına sıfatlarına kullarına dır. Tecelli edene yani Zata Rabbıma gayb yoktur. İbrahim Sûresi 38. Ayeti Kerimede “Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” Allah’a gizli kalmaz buyurması bir yönüyle açığa çıkar demektir urucen, bir yönüyle de nuzulen zaten tecelli eden olduğundan içimizde o his duygu ve düşünceleri tecelli ettiren olduğundan zaten bildiren ve bilendir. Yani Zata gizli yoktur. Kara; nefis arzını, deniz ise Ruh tecellileri ve derya halini remzeder, yaprak meyveyi haber verendir, yani tecellinin evvelini de bilir meyveden sonrayı da yani tecelli eden de O’dur, Tecelli de O’dur, Tecelli olunanda O’dur. Tane olan ilk tecellidir, yani çekirdek bütün ağaçtır. Niyet neyse tüm icraat o dur; yerin karanlığındaki tane ise, nefis arzındaki ilk niyetten dahi haberdardır, O’da O’nun bir tecelli yüzüdür, fakat mazharın kabiliyetine tabidir; bunların yaş veya kuru olmaları kuru olması henüz açığa çıkmamasıdır, sırrette niyette kalmasıdır, yaş olması ise açığa çıkmasıdır, bir çekirdekte sulanırsa ıslanırsa yeşerir açığa çıkar sulanmaz is kurur toprak altında kalır; kişideki gerek nefsin fikirleri olsun gerekse Ruhun fikirleri olsun bunlar icraatla beslenirse sulanmış olurlar amiliyet ile açığa çıkar, beslenmezse sadece fikir olarak insanın içinde kalır… Rabbım ilk niyetimizde ruhun fillerini açığa çıkaracak iyi niyet ve iyi hissiyatıyla güzel duygu ve güzel fikirlerle beslenen zikirle sulanan Tevhid akide ve gramlarıyla şuhud ve zevklenen fikirlerimizin vücut ülkesinde açığa çıkmasını cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 60. AYET
وَهُوَ الَّذٖى يَتَوَفّٰیكُمْ بِالَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فٖيهِ لِيُقْضٰى اَجَلٌ مُسَمًّى ثُمَّ اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Ve huvellezî yeteveffâkum bil leyli ve yağlemu mâ cerahtum bin nehâri summe yeb’asukum fîhi liyugdâ ecelum musemmâ, summe ileyhi merciukum summe yunebbiukum bimâ kuntum tağmelûn.
ZAHİR MANASI : O, geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir (uyandırandır). Sonra dönüşünüz yalnız O’nadır. Sonra O, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.
BATIN MANASI : Geceler vahdeti gündüzler kesreti remzeder, avama gece gafleti gündüz aydınlığı irfaniyeti remzeder, idrak edene gece ölümü gündüz dirilmeyi remzeder; geceleyin ölü gibi kendimizden geçirilip alınmak, avam iken bu varlığın bizim olmadığını idrak etmektir, fillerin failini, sıfatların mefsufunu vücudun mevcudu idrak ile ölmeden evvel ölüm ile teslim alınır varlık; zaten öyledir. Ve gündüz kazandıklarımızı bilen ve böyle ızdırari ölüm gelene dek devam ettirendir. Yani bu varlık sizin değil iken bu vücut ülkesindeki tecelli devam edene dek, Tecelli-i Zata, Tecelli-i Sıfata ve Tecelli-i Efale mazhar olduktan sonra Tecelli-i Efal diyerek böylece seyir ile devam eden bir yaşamda ızdırari ölüm bedene gele kadar devam ettiren; bu tekrar dirilme tekamüle eren idraklardır, ilimden şuhuda şuhuddan da zevke geçen idraklar ve yaşantılardır tekrar tekrar dirilmeler; yeni yeni tekamüllü zevklerdir. Böylece ızdırari ölüm, irfaniyet ve kemalat deminde gelse dahi artık o kul için mülkünde Rabbından başkası kalmadığı için gelme gitmede kalmamıştır, dönüşün ona olması; ayrı bir yerdeyken Rabbına gitme değil artık varlığı hangi şekil ve esmada görürsen gör hakikati Hak olduğunun şuhud ve zevkidir, Tecelli Eden O’dur Tecelli O’dur Tecelli olunan da O’dur. Böylece O olmayanlar ondan ayrı idraklarda olanlar O’na dönmüş benimsemiş tecelli yönü ile benzemiş başka bırakmamış olurlar. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede tarif edilen zevklerle ifade edilen ayetlerin özde birleştikleri hakikat olan Tevhid üzere olmayı, 3 ayeti okuyup iyi idrak etmeyi ve öyle yaşamayı daim nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 61. AYET
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهٖ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتّٰى اِذَا جَاءَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ
OKUNUŞU : Ve huvel gâhiru fevga ıbâdihî ve yursilu aleykum hafezah, hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn.
ZAHİR MANASI : O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.
BATIN MANASI : Rabbımın Mutlak ve Mukayyet oluşu acizane kısaca şöyledir; mukayyetliği kayıt kabul ediebilen ilimle ifade edilebilen en yüce tecellileri ile kendisini dün bu gün ve yarın anlatılabilirliğidir. Mutlakiyeti ise bu anlatılabilirliklerinin ve idraklarınında ötesinde mevcut kayıtların ve ifadelerinde ötesinde her ifade her şuhud her idrak ve her zevkin ötesinde ve bütünü geçmiş şimdi ve gelecek kavramlarıyla ifade edilen ama aslı An olan bütünün ihtivası ve başka olmayışıyla da mutlakıyetini böylece izah etmektedir; böylece kul dediği mertebesi Rububiyetinin Rablık yüzüyle irşad edip kulluk yüzüyle de irşad olan yüzündedir. Kulluğuyla mukayyet Rablığıyla Rububiyetinde mutlakiyetini açığa çıkarandır; bu Haklığında esma almamış haliyle mutlak hakkını verdiği halleriyle mukayyetliğini, Uluhiyetinde de Allah’lığıyla mutlakiyetini celal ve cemal esmalarını alışıyla da mukayyetliğini işaret eder; Ahadiyetinde ise Ahadiyetül Ayn olarak mutlakiyetine Ahadiyetül Kesret olarak da mukayyetliğine işaret etmektedir. Rabbım melekleriyle icraatını yapmasına işaret edilen ayetlerde delilerde melek olarak kuvvelerine kuvve olarak da güç ve kuvvetine işaret etmektedir; mevcut güç ve kuvvetini hangi mazhardan açığa çıkarırsa çıkarsın o mazhar onun melekesidir, bu vücut ülkesinde akıl gücünü kullanırsa akıl melekesi olarak cebraiiliğini, vücttaki aleti ruhiyeden tabyetinizden haber verir ise mikailliği; Rabbül aleminliğiyle vücut ülkenizde dün Mürşid-i Kamil mazharında kulağınızdan üfürmesiyle Rabbul has olarak cebrailliğini yaparak ihtiyari ölümünüze sonrada gönlünüze koyduğunuz Rabbınız mazharından da yine tekamüllü ihtiyari ölümüyle de mertebe ve makamlarda şuhud zevk ve yaşamda daha nice ihtiyari ölümlere götürmesiyle de israfilliğini Rahman sıfatından yapmaya devam etmektedir; azrailliğini de afakta mürşid mazharından telkinatlarının idraklarını sohbetlerle yerleştirmekle ölmeden evvel öldürmekte, enfüstada yine Rahman sıfatından Rab mazharınızdan Alemlerin Rabbı olarak sizlerin varlığının olmadığını varlık sahibi olan Rabbınızın Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkmasıyla zaten azrailiniz olarak sizin canınızı almış canan o mazhardan açığa çıkmıştır. Böylece Rabbım; mazharlarından gerek afakta gerekse enfüsta görevlerinde kusur işlemeden ihavn-i güzinin de, bazı mertebelerde isalam-i mübnin de daveten gayriyet kanlarını akıtmaya başlayarak Fena Mertebelerinde canlarını alır; Beka Makamlarında da canından can verir. Rabbım ehli mazharından Rabbımın hayatına talib olan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 62. AYET
ثُمَّ رُدُّوا اِلَى اللّٰهِ مَوْلٰیهُمُ الْحَقِّ اَلَا لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ اَسْرَعُ الْحَاسِبٖينَ
OKUNUŞU : Summe ruddû ilallâhi mevlâhumul hagg, elâ lehul hukmu ve huve esraul hâsibîn.
ZAHİR MANASI: Sonra hepsi, gerçek sahipleri Allah’a döndürülürler. İyi bilin ki hüküm yalnız O’nundur. O, hesap görenlerin en çabuğudur.
BATIN MANASI : Allah’a döndürülmek ayrı bir varlık var da insanlar buradan ayrı bir Allah’a gidecekmiş gibi tahayyül etmek yanlıştır eksikliktir. Allah’a döndürülmek mülkünde gerek fiziksel olsun her tür cins ve şekilde; gerekse manen olsun her tecellisi kendisinin olmasıdır, kendisi olmasıdır başka olmamasıdır Zat yönüyle hiçbir varlığın misli aynı değil ama o varlıklarından açığa çıkandır işiten gören icraatını yapandır. Bunların tevhid ilmi ile idrak şuhud ve zevklerine erişmek Rabbına dönmektir. Ben diye bir varlık var diyorsun, bu şekilde kabul edince döneceğin Allah’ta ayrı bir varlık varmış gibi kabul etmiş oluyorsun, bir de Tevhid ilmi ile görüyorsun ki bu filler benim değil, bu sıfatlar benim değil, bu vücut benim değil idraklarıyla Fena tahsiliyle ilimle şuhudla ve tecellilerini idrak ile zevken görüyorsun ki bunar benim değilmiş ilahi varlığın bir tecellisiymiş; çekilince böylece aradan kalıyor yaradan Zatını görmüyor ben dediğin mazharlardan icaraatını sergiliyormuş, hiçbir varlığın varlığı kendisinin değil sahibi olan Rabbının oluyor böylece gitme gelme olmadan bakma dönme olmadan idrak ediyorsunuz ki O’ndan başkası yokmuş mülkünde o zaman özüne ve varlık sahibine dönmüş oluyorsunuz, tıpkı buzun eriyip aslı olan suya dönmesi gibi, şekli ve ismi değişince buz diyorsunuz da eriyince neden buz denmiyor çünkü o zaman görüyorsunuz ki aslı su imiş. İşte bizlerinde özü aslı Evveli Ahiri Zahir ve Batını Hakk tır. Siz kendinize hayal ve zanla varlık verip gerçek varlık sahibini görmüyorsunuz sizden açığa çıkışıyla; böylece dünyada ama olanlar ahrette de ama oluyorlar. Rabbım böylece idrakları şuhud ve zevkleri açmakla hesabını seri gördüklerini çabuk aşkla idrak ettirdiklerini kendisine mazhar kull yapıyor ve aslına döndürüyor işte aslına dönmeye kendisine dönmek deniyor. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede en kısa zamanda aslına dönmeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 63. AYET
قُلْ مَنْ يُنَجّٖيكُمْ مِنْ ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَئِنْ اَنْجٰینَا مِنْ هٰذِهٖ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرٖينَ
OKUNUŞU : Gul mey yuneccîkum min zulumâtil berri vel bahri ted’ûnehû tedarruav ve hufyeh, lein encânâ min hâzihî lenekûnenne mineş şakirîn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Sizler, açıktan ve gizlice O’na ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız’ diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?”
BATIN MANASI : İnsanoğlu ihlas ve samimiyetini kendisine sorsa kendisi hakkında bütün hakikat kendisine aslında aşikar olur; düşündüğünde, hissettiğinde fikir ve icraatında ne kadar samimi ise Rbbına yakinliği de o derecedir. Rabbım kara olan nefis arzının ve deniz olan deryanın karanlıklarından selamete çıkarandır, nefis arzının karanlıkları cehalet ve her türlü nefsin süflü tecellileridir, denizin karanlığı ise deryada karanlık olmaz fakat birliğe erenlere de yine karanlıklar yani daha yüce idrak şuhud ve zevklerine kapalı olmak karanlık olmaktır, bir yüzü ile ilimle birliğe ermek veya meratibi tahsil şuhudla tahsile göre karanlıkta olmaktır, şuhudla tahsil de zevke göre karanlıkta olmaktır, ve aynı zamanda 3 mime mazhar olan Muhammed olmakta Muhammedii olmakta yine deniz ve deryayı remzeden mana ile yine kendi içerisinde karanlıklara karanlığın batın manasıyla aydınlanmaya da ışık tutar, 1. Mim tafsilatı Muhammediye buna mazhariyet Nuru muhammediye ye göre karanlıktır; 2. Mim Nuru Muhammediye bu da 3. Mim olan Hakikatı Muhammediyeye göre karanlıktır; Rabbım bütün nefsin perdeleri olan karanlıklardan da ruhun aydınlığına hicap olan irfaniyet ve kemalat dereclerinin de eksikliklerinden cümle Ümmeti Muhammedi kurtararak selamete erişmeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 64. AYET
قُلِ اللّٰهُ يُنَجّٖيكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ اَنْتُمْ تُشْرِكُونَ
OKUNUŞU : Gulillâhu yuneccîkum minhâ ve min kulli kerbin summe entum tuşrikûn.
ZAHİR MANASI: De ki: “Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O’na ortak koşuyorsunuz.”
BATIN MANASI: insanoğlunun vücut ülkesindeki bazı hastalıklara karşı otomatik direnç gösteren hücreler vardır, bunlar değeri bilinse de bilinmese de insanoğluna gerektiğinde fayda sağlamaktadır. Rabbı da kuluna kulundan yakiin, şahdamarından yakiin yani onun idrak edemediği yakinlikte iken aslında muhafaza eylediği mazharın isnad ve kabiliyetinin Zatını layıkıyla açığa çıkarcak isnad ve kabiliyete uygun olmadığı için uygun hale gelmesi için ve henüz bunu başaramayacak durumda olduğunuzu bildiği için size mühlet vermesi aslında sizin gayriyet şirk ve her türlü birlikten uzak idrak şuhud ve zevklerden mahrum olmamanız içindir. Allah’a ortak koşmak mülkünde O’ndan başka olmadığını idrak edememektir; kendinize varlık vererek fillerim benim, sıfatım benim, vücudum benim demektir. Allah’ta Zat benim Subut sıfatlar benim ve Zatımdan Subut sıfatlarıma tecelli ederek mazharlarımdan açığa çıkanım; Saffat Sûresi 96. Ayeti kerimede buyurduğu gibi, “sizi ve fillerinizi yaratan benim” dediği halde kaf sûresi 16. Ayetde “kuluma şah damarımdan daha yakınım” dediği halde; La “yok” ilahe “ilah yok” illallah “illa Allah var” yani sizin hayal ve zannınızdaki gibi bir Allah yok İlla O var, O’ndan başka yok derken; bütün bunları buyurmakta iken böylece hala nasıl olurda ortak koşar da ben diye birisi var dersiniz buyrulmaktadır, işte bu benliği yok etmek de Ehlinden Tevhid tahsili talimi ve yaşamını öğrenmekle olacaktır. Rabbım tüm insanoğluna bu idraklarla idraklanıp layıkıyla yerinde kull olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 65. AYET
قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلٰى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذٖيقَ بَعْضَكُمْ بَاْسَ بَعْضٍ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ
OKUNUŞU : Gul huvel gâdiru alâ ey yeb’ase aleykum azâbem min fevgıkum ev min tahti erculikum ev yelbisekum şiyeav ve yuzîga bağdakum beé’se bağd, unzur keyfe nusarriful âyâti leallehum yefgahûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “O, size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yetendir.” Bak, anlasınlar diye, âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz.
BATIN MANASI : Anlaşılması için olan bu haller neyin anlaşılması içindir? Azap insana yaptığının yanlış olduğunu bildirmek ve ısrar etmemesi için geri dönmesi içindir, çünkü seyahat ettiğiniz yol mükemmel bir asfalt ise aracınız azap duyar mı? yani sarsılır çukura düşer veya daha büyük parça kırma hasarlarına muhatab olur mu? Hayır; diyeceksiniz, işte böyledir azabın gerekliliği, anlaşılsın ve hatada kusurda eksiklikte devam edilmesin içindir. İşte bunun yerden gelmesi size nefsinizden olan tecellilerin vücudun isnad ve kabiliyetince görülmesidir, gökten gelmesi de, bazı hicapların mevcudiyeti şuhud ve zevkteki eksikliklerde daha gayret edip daha yücelerine mazhar olma aşkınızı şevkinizi arttırmak içindir. Rabbım böylece Erhamerrahimliğini o kadar aşikar kılmaktadır ki, celalinde bile cemal; azabında bile Rahmet olduğunu bizlere bildirmektedir, çünkü Rabbım kullarını sıfat ve mazharlarını çok sever; çünkü Zat Sıfattan ayrı değildir. Rabbım her tecellisini lütüf kıldığı bu vücut ülkesinde bu tecellilerini layıkıyla idrak eden kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 66. AYET
وَكَذَّبَ بِهٖ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُلْ لَسْتُ عَلَيْكُمْ بِوَكٖيلٍ
OKUNUŞU : Ve kezzebe bihî gavmuke ve huvel hagg, gul lestu aleykum bivekîl.
ZAHİR MANASI : O (Kur’an) hak olduğu hâlde, kavmin onu yalanladı. De ki: “Ben size vekil (sizden sorumlu) değilim.”
BATIN MANASI : Aklı küldeki idrak vücut ülkesindeki alt idraklar olan aklı miad ve aklı maaştaki idraklardan ve aza ve cevahirin kendi safhasındaki vakıfiyetinden mesul değildir, örneğin göze sorsalar vakıfiyetini gördüğü kadar bildirir bunu aklı maaş sahibi olanın gözü ise maaşetin aklına sahib olduğu için baş gözüyle geçimi için gerekenleri görmüştür, bu idrak en üstün idraka göre eksiktir o üstün idrak bunlardan mesul değildir. Aklı miada göre göz yine görmüştür kişideki akıl ahret aklı olduğundan biraz basiretle görmeye meyleden idrak ahret hakkında da idraklar vardır buda en üstün idraka göre eksiktir ve aklı külün idrakı bunlardan da mesul değildir; aklı kül ise hem aklı maaşın hem aklı miadın hem de her aza ve cevahirin ortak idrakından sonra en üstün idrakla hissi müştereğiyle de karar veren idraktır, burada sadece göz olan bir saha değil kulak göz dil el ayak bütün aza ve cevahir ve 5 zahir 5 te batın duygudan sonra aklında hem maaşetiyle ortak idrakı hem miadıyla ortak idrakından sonra bütün bunları kendisinde cem edip hepsini değerlendirdikten sonra karar veren idraktır karar veren akıldır ki işte buna mazhar olan Elçiler Nebiler ve Mürsellerdir aynı zamanda günümüzde de Mürşid-i Kamillerdir, işte böylece hem mesul olmayanların kimler olduğu böylece alttakinlere göre bellidir, hem de vücut ülkelerindeki en üstün idrak bir alt idraklara göre de mesul olmadığının bildirildiğini görmüş oluruz. Rabbım bütün ayetlerini en büyük delil olan alemin özü olan en üstün yaradılan insanda bulmalı ve bu hakiatin sırlarına da kendisinde vakıf olunmalıdır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede aklı küldeki idrak ve hissiyatın yüceliklerinden nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 67. AYET
لِكُلِّ نَبَاٍ مُسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Likulli nebeim mustegarr, ve sevfe tağlemûn.
ZAHİR MANASI : Her haberin gerçekleşeceği bir zamanı vardır. İleride bileceksiniz.
BATIN MANASI : Vücut ülkesinde tecelli eden haberler şuhudlar zevkler ve her türlü tecelli o an itibariyle vücuda gelmiştir, âdemin vücudu tecelligahtır, merkez üssüdür, âdemde tecelli edenler dünya vakti ve saati geldiğinde açığa çıkacaktır, bazı tecelliler vücut ülkesinde vahdette vücuda geldiği gibi hemen kesrette de görülür, bazıları da yine vahdette vücuda gelmiştir ama dünya zamanıyla vakti saati gelmediğinde görülmez, amma âdemiyetini bulana evvel ahir zahir ve batın hep zahirdir, ve tecelli eylediğinde hep görünür. Rabbım Ehli Tevhid den tahsil talim ve yaşamı ile âdemiyetini bulan kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 68. AYET
وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذٖينَ يَخُوضُونَ فٖى اٰيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فٖى حَدٖيثٍ غَيْرِهٖ وَاِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرٰى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Ve izâ raeytellezîne yehûdûne fî âyâtinâ feağrıd anhum hattâ yehûdû fî hadîsin ğayrih, ve immâ yunsiyennekeş şeytânu felâ tag’ud bağdez zikrâ meal gavmiz zâlimîn.
ZAHİR MANASI: Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.
BATIN MANASI: Vücut ülkesinde insanoğluna özellikle Rabbının yoluna girenlere ihvanlara ve tevhid salikine gaflet, zikri unutturur ise, çünkü zikri tek kesen şey gaflettir, gafleti de tek kesen şey zikirdir fikirli yapılırsa fikrinde olarak zikredilirse sizden zikreden de Rabbınız olur ise bu zikir Ankebut Sûresi 45. Ayette ki Allah’ın zikri en büyüktür denen zikirdir, gerisi tesbihattır. İşte böyle bir zikirde iken olurda gaflete girerseniz insanoğluna hemen zalimler gurubu olan nefsin bütün tecellileri gelmeye başlar, ister yalnız başına iken olsun tefeküri zikirden ayrılınca düşünceleri bulanır, isterse sohbet meclislerinden uzak kalınca olsun isterse de gafiller meclisinde başlangıçta sohbetin edası yerinde iken zamanla renginde solmalar görülünce anlayamadığı demde olsun hemen yapılacak olan bedenen ikilik yerinde ise uzaklaşmalı sohbet meclisinde ise konu toparlanmalı kendi başına iken de hemen zikrine geri dönülmelidir; Rabbım bildirdiği bu hakikatler üzere olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 69. AYET
وَمَا عَلَى الَّذٖينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَیْءٍ وَلٰكِنْ ذِكْرٰى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
OKUNUŞU : Ve mâ alellezîne yettegûne min hısâbihim min şey’iv ve lâkin zikrâ leallehum yettegûn.
ZAHİR MANASI: Allah’a karşı gelmekten sakınanlara, onların hesabından bir şey (sorumluluk) yoktur. Fakat üzerlerine düşen bir hatırlatmadır. Belki sakınırlar.
BATIN MANASI: Sizler diye hitab eylediği sıfatları mazharları kullarıdır; tecelli eden Rabbınıza karşı gelmek olan başka idraklarla meşkül olmayın, O her varlığın özünden sözüne tecelli eden, Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkandır, mülkünde O’ndan başkası yoktur; fakat sadece mazharlarının isnad ve kabiliyetlerine göre farkları, kullanıldıkları yerlere göre görevleri vardır, bunlar Zatın en yüce kemalatına en uygun ise kemalat ve irfaniyetiyle Rabbına bilerek görerek olarak kull ise o zaman karşı gelmemişlerdir, yani idraklı kuldurlar bunlar karşı olmayan zaten mutmein nefsin tecellilerine mazhar olan farkında olan kullardırlar, diğerleri ise her dereceye göre karşı gelenlerdir; siz yanlızca karşı gelmeyi yap dediklerini yapmamak veya yapma dediklerini yapmak olarak şeriata göre değerlendirmeyin, karşı gelmek en üstün idrak şuhud ve zevkiyle tecelli eylediği mazharı kulu sıfatında olduğu gibi en yüce Rahman sıfatına mazhar olamayıp dereceten farklarıyla âlâdan esfele merhale merhale Birliğe erenin karşısındakilerdir; sorumluluğun bittiği yerde zaten Efalini Sıfatını ve Vücudunu ilmelden aynele aynelden hakkelin idrak şuhud ve zevkiyle bilerek görerek olarak, Rabbına vermektir, geriye kalan en yüce mertebe ise böylece kulluk olur ki işte en layık kulluğa erene sorumluluk yoktur, Rabbı zatından tecelli eder yap der sıfatta buyrulanı yapar, her nefes gönlünde Rabbıyla böylece birlikte olmayı Rabbım cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 70. AYET
وَذَرِ الَّذٖينَ اتَّخَذُوا دٖينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهٖ اَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِىٌّ وَلَا شَفٖيعٌ وَاِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَا اُولٰئِكَ الَّذٖينَ اُبْسِلُوا بِمَا كَسَبُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَمٖيمٍ وَعَذَابٌ اَلٖيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ
OKUNUŞU : Ve zerillezînettehazû dînehum leıbev ve lehvev ve ğarrathumul hayâtud dunyâ ve zekkir bihî en tubsele nefsum bimâ kesebet, leyse lehâ min dûnillâhi veliyyuv ve lâ şefîğ, ve in tağdil kulle adlil lâ yué’haz minhâ, ulâikellezîne ubsilû bimâ kesebû, lehum şerâbum min hamîmiv ve azâbun elîmum bimâ kânû yekfurûn.
ZAHİR MANASI : Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır.
BATIN MANASI : İnanç merteblerini Şeriat Tarikat ve Hakikat seviyesinde olanlardan maneviyatta yücelme yerine ticarete siyasete vesair başka eğlencelere veya varlık edinmeye dünyaya meyyallığa çevirenler inançlarını eğlence edinenlerdir. Kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için kişinin Rabbının razı olacağı kazançlar kazanması gerekmektedir, yoksa nefsin kazançları onu bir çok manevi haz ve yüceliğe mazhariyetten mahrum edecektir. Böylece razı olunmayan kazançları yüzünden mahrum edilip felakete sürüklenenler kazançlarından ne fidyesi verirlerse versinler kabul edilmeyecektir, örneğin haram yoldan ve razı olunmayan gelirlerle rüşvet vesair daha gayri meşru yollardan elde edilen kazançlar kazansalar da fidyeleri ile de cami okul her türlü hayra vesile mekanlar yaptırılsa bile bu kabul edilen bir fidye sayılmayacaktır. Küfürleri olan kafirlik ve örtücülükleriyle Hakk ve hakikati perdeleyip dinlerini insanlara her şey mubahmış gibi gösterenler bu öğrendikleri nefsin yakıcı ilmiyle yanıp duracaklardır. Rabbım gerek Lafzı Kuran olsun, gerek Süvari Kitab olsun gerekse Ümmül Kitabı olsun bütün tecellilerini net ve kesin bildirdiği kaidelerin dışına çıkılmayacağını tecellilerine, tecellileriyle cevaben tecelli ederek helakla göstermektedir. Rabbım bildirdiklerine bildirdiği gibi uymayı ehlinden bunları tahsil ve talim ile Tevhid üzere olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 71. AYET
قُلْ اَنَدْعُو مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلٰى اَعْقَابِنَا بَعْدَ اِذْ هَدٰینَا اللّٰهُ كَالَّذِى اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطٖينُ فِى الْاَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ اَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ اِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰى وَاُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Gul ened’û min dûnillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yedurrunâ ve nuraddu alâ ağgâbinâ bağde iz hedânallâhu kellezistehvethuş şeyâtînu fil ardı hayrân, lehû ashabuy yed’ûnehû ilel hudeé’tinâ, gul inne hudallâhi huvel hudâ, ve umirnâ linuslime lirabbil âlemîn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Allah’ı bırakıp da bize faydası olmayan, zararı da dokunmayan şeylere mi tapalım? Allah, bizi hidayete kavuşturduktan sonra gerisingeri (şirke) mi döndürülelim? Arkadaşları ‘bize gel!’ diye doğru yola çağırdıkları hâlde, yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp şeytanların ayarttığı kimse gibi mi (olalım)?” De ki: “Hiç şüphesiz asıl doğru yol Allah’ın yoludur. Bize âlemlerin Rabbine boyun eğmek emrolundu.”
BATIN MANASI : Hayal ve zandaki bir Allah’ın kullarına faydasıda yoktur zararı da yoktur, çünkü bilmedikleri şuhud etmedikleri tecellilerine vakıf olmadıkları Allah’ın onlara bir taklidi imandan öteye inanmamak yerine inanmaktan öteye bir faydası olmaz hatta ve hatta zamanla birçok ibadet ve taatının ne bitmişi var ne bitçeği var diye terk etmelerine de sebep olacaktır. Halbuki bilerek görerek hatta ve hatta O’nda O olarak Rabbımıza olan vuslatımızı tamamlayarak en üstün kemalat mazharı olan Resulu Ekrem Efendmizin bildirdiği gibi evedna en yakin birlebir olarak yaşamayı en doğru yolun en doğru tarifin en doğru tahsilin bu olduğunu bilmeyi bilerek görerek zevkle; itikadında amelinde muamele ve ahlakında daim olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 72. AYET
وَاَنْ اَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذٖى اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
OKUNUŞU : Ve en egîmus salâte vettegûh, ve huvellezî ileyhi tuhşerûn.
ZAHİR MANASI: Bir de, bize, “Namazı dosdoğru kılın ve Allah’a karşı gelmekten sakının” diye emrolundu. O, huzurunda toplanacağınız Allah’tır.
BATIN MANASI: Namaz müminin miracıdır, miraç ise Allah ile görüşmektir, Allah ile görüşmek ise siz ayrı Allah ayrıdır da onunla bir yerde görüşme olacak demek değildir. Sizin Filleriniz sizin değil ise, sizin Sıfatlarınız sizin değil ise, sizin Vücudunuz sizin değil ise, Saffat Sûresi 96. Ayete göre “sizi ve fillerinizi ben yarattım” buyrulması, varlıklar ve icraatlarının tümü benim mevcudumdan zuhura gelmektedir denmesidir, size sizden yakın olması da Kaf Sûresi 16. Ayeti kerimede “kuluma şahdamarımdan daha yakınım” yani size sizden yakındır bu nasıl olur vücuda vücuttan yakın ne vardır; idrak vardır bu vücut benim değil dersen senden yakın olan Rabbının olur böylece Rabbın sana senden yakın olur; Rabbını Zatından ben dediğin sıfata tecelli ederek sübut sıfatlarıyla gözden görmesiyle kulaktan duymasıyla el ve ayaktan icraatını sergilemesiyle tanınır, Filleriyle zahirdir Allah için böylece çekil aradan kalsın yaradan denir. Eğer namaz kılar iken de sizden namazı kılanı seyretmiyorsanız; dilinizden “işittim kulumun hamdini” deyişini duymuyorsanız ayetlerinin yarısını o söyleyip yarısnı da sizden söylendiğini idrak etmiyorsanız görüşmüyorsunuzdur. Böylece karşı gelmek yani ayrı bir varlıkmışsınız gibi davranmaktan sakının buyrması Rabbınız ayrı siz ayrı değilsiniz, Sırret yönünüz Hakk suret yönünüz halktır, Sırret esmalarına Allah Hakk Rabb denir suret yönü olan halkiyet esmalarına da şekline göre insansa insan isimleri, hayvansa hayvan isimleri nebadatsa nebadat cemadatsa cemadat isimleri şekllerine göre verilir ama bilinmelidir ki aslı ve özü birdir, O’ndan başka yoktur; Tecelli eden Tecelli ve Tecelli olunan birdir. Bu birlikte huzurunda toplanmak yani başka kalmadığının idrak şuhud ve zevkidir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bu zevklerle zevkidar olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 73. AYET
وَهُوَ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْخَبٖيرُ
OKUNUŞU : Ve huvellezî halegas semâvâti vel arda bil hagg, ve yevme yegûlu kun feyekûn, gavluhul hagg, ve lehul mulku yevme yunfehu fis sûr, âlimul ğaybi veş şehâdeh, ve huvel hakîmul habîr.
ZAHİR MANASI : O, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratandır. Allah’ın “ol” deyip de her şeyin oluvereceği günü hatırla. O’nun sözü gerçektir. Sûr’a üflendiği gün de mülk (hükümranlık) O’nundur. Gaybı da, görülen âlemi de bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.
BATIN MANASI : Yerler nefis mertebeleridir 7 ana cins nefis mertebesinde insan vardır, göklerde 7 kattır onlar ise Ruh mertebeleridir; 7 ana cinste Ruh mertebelerinde insan vardır; yani esfelden âlâya 14 ana cinstirler, birde 15. Çeşit olan her birine vakıf Mürşid-i Kamiller vardır. Bu ana cins ve çeşitler cemadatta da nebadatta da hayvanatta da böyledir, yani bu sahalarda kullanılırlığı en zayıf olanla en yüceye mazhar olan kulları vardır, bunlardaki bütün tecelli Rabbımın olduğu için o mazharın isnad ve kabiliyetine göre oradan açığa çıktığı için zaten hakkını vermiş demektir, birde Hakk’ının yanında hikmetiyle de donatılmıştır, bu da her tecelli birer tafsilatı muhammediye olması hasebiyle kendisindeki tüm kemalatı bildirir hem de karşıtına ışık tutmak hikmetiyle donatılmıştır, yanı her birisini kıyaslamadan yerinde görür iseniz her birisi hizmet etmektedir, hem kendisindeki kabiliyetin hikmetiyle hem de siyahın beyaza hizmetkar; kötünün iyiye hizmetkarlığı vardır; nefsinde bir insan ile herkese saldıran bir hayvan arasındaki fark sadece esması ve şeklidir, tecelli birdir. Allah bütün tecellilerin sahibi olarak mazharlardaki kabiliyetlerce oradan açığa çıkandır, kabiliyetleri içinde ol demesi mazharın aşısıyla mümkündür yani insansa Muhammed aşısı olup âdemiyetini bulur ise feyekün demine gelene ol der, yoksa müsaitsizliği olan kaba ol demez… bakar olmaya müsait ise o zaman ol der, tıpkı öğretmen sınav sonuçlarına bakar gereken başarısı varsa sınıfı geç der; insanların kulaklarından bu bilgiler gönüllerine indirildiği zaman Tevhid üzere nasıl her varlığın Filleri, Sıfatı ve Vücudu kendinin olmadığına olan vakıfiyeti ile böylece onun ölmeden önce ölümü gerçekleşir ki; böylece hükümran olan Rabbı onun sabitesini de görür, âdemiyet ruhundan sonraki istidat ve kabiliyetinin de gelişmiş halini görür. Allah bütün bu icraatlarını da asla hayal ve zandan yapmaz en kemalatlı olan 15. Çeşit olan Mürşid-i Kamil mazharından bilerek ve görerek ol der. Ol Diyen Mürşid-i Kamil değil O’ndaki mazharından bildiği ve gördüğü ve O’nda O olduğu Rabbıdır. Rabbım Tıpkı dün Resulu Ekrem Efendmizin vücut ülkesinde olduğu gibi bu gün de Mürşid-i Kamillerdeki Yakinliği gibi kendisine en yakin olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 74. AYET
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ لِاَبٖيهِ اٰزَرَ اَتَتَّخِذُ اَصْنَامًا اٰلِهَةً اِنّٖى اَرٰيكَ وَقَوْمَكَ فٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ
OKUNUŞU : Ve iz gâle ibrâhîmu liebîhi âzera etettehızu asnâmen âliheh, innî erâke ve gavmeke fî dalâlim mubîn.
ZAHİR MANASI: Hani İbrahim, babası Âzer’e, “Sen putları ilâh mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.
BATIN MANASI: Babalık 2 türlüdür, bir zahir babalık iki batın babalıktır, zahir babalık herkesin unsuriyeti vücutla bedenen sperminden menisinden meydana geldiği anne ve babasıdır bu zahiren bedenen babasıdır, bir de ruhen menen babası vardır, buda ruhunu meydana getiren Hicr Sûresi 28/29 Ayeti kerimeden Mürşid-i Kamil mazharından “Ruhumdan Ruh üfürdüm” diyen Rabbımın Zikir Ruhu, Efal Ruhu, Sıfat Ruhu ve Zat Ruhlarıdır, Zira zaten Ruh toplumun bildiği gibi bedene girip çıkan bulut gibi bir varlık değil kulağından gönlüne inen onda dirilmeyi oluşturacak olan emirlerdir. Zira Rabbım İsra Sûresi 85. Ayeti kerimede Ruh için “Ya Muhammed sana Ruhtan sorarlar deki Rabbımın bir emridir” buyurmakla zaten bir emir olduğunu yap dediği bir nasihat olduğunu söylemektedir. Böylece ruhu kemal bulduran da Mürşid-i Kamil mazharından Alemlerin Rabbıdır; buda batın babası olan onun Mürşid-i Kamilidir. Bu ayeti kerimede İbrahim olanlar yani Tevhid üzere Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapanlar bunların tecellilerini de Rabbının Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Fiileriyle zuhura gelen Rabbı olur ise Rabbı o mazhardan ister zahir babası olsun ister zahir annesi olsun ister evladı ve tüm yakın akrabaları ve yahut sevdiği her dostu olsun bunlardan hangisi hayalde zanda bir Allah’a ilah diye kendi kendine nefsinin doğrularıyla anlattığı putlaştırdığı idrakına ve buna ilah deyişine evet denmesine asla izin vermez; İbrahimliğini bulanın babası dahi olsa Hakk ve Hakikate Tevhid akide ve gramlarına Tevhid ilmine şuhud ve zevklerine ters düşen düşüncelere fikirlere babası anası eşi evladı ve tüm yakınlarından dahi görülse evet demeyenlerdir İbrahimler, çünkü İbrahimler varlık sahibinin zaten kendisi olmadığını kendi varlığının hakkın varlığı olduğunu ondan görenin duyanın ve görüp duyduklarını idrak edip doğruysa doğru eğeriyse eğri diyenin Rabbı olduğunu bilen ve Rabbına karşı gelmeyendir, İbrahim a.s’ın ve İbrahimliğini bulanların karşı gelmelerini beklemek asla doğru bir beklenti içinde olmak değildir. Eğer karşı gelirler ise o zaman cennetten çıkarılan değil kovulan âdem olular ki İbrahimlikleri de kalmamış bedenen İbrahim esmasıyla görünen veyahut İbrahim gibi yaşıyor görünen olmuşlardır; Tevhid babası olan Tevhid idrak şuhud ve zevklerinin dışına çıkmayan İbrahimlikleri düşmüştür demek olur. Rabbım Ehli Tevhidden Hakkel Yakin Mürşid-i Kamillerden Tevhid tahsilini yapan layıkıyla şuhud ve zevkleriyle Tevhid üzere yaşayan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 75. AYET
وَكَذٰلِكَ نُرٖى اِبْرٰهٖيمَ مَلَكُوتَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنٖينَ
OKUNUŞU : Ve kezâlike nurî ibrâhîme melekûtes semâvâti vel ardı ve liyekûne minel mûgınîn.
ZAHİR MANASI : İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.
BATIN MANASI : İbrahimler için söylenen en yüce mazhariyet ve ilimde ümmül kitab ve rasilik olan mertebe bu olsa gerek; kesin ilime erenlerden olma, Allah hükümranlığını yer ve göklerdeki bütün zahir ve batın ilimlere vakıfiyeti İbrahimlerinden işlemekte olduğunu ve âdemiyetin en yüce mazharı olduklarına işaret ederek; İlimlerinden Tevhid babası olan İbrahim a.s’ın izinde olmanın da Tevhid tahsili ile mümkün olacağını buyurmaktadır. Allah’ın bu alemdeki ve âdemdeki nizamını kesin ve net olarak öğrenmek bütün zahir ve batın ilimlerin yanında mutlaka ve mutlaka Tevhid ilmini ehlinden İbrahimliğini bulanlardan tahsil edilmesi ile ancaksın mümkün olacağını bildirmektedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Hakikate kesin ve gerçek olan nizamı idrakı şuhud ve yaşamı üzere olmayı; böylece İbrahimliğini bulmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 76. AYET
فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَاٰ كَوْكَبًا قَالَ هٰذَا رَبّٖى فَلَمَّا اَفَلَ قَالَ لَا اُحِبُّ الْاٰفِلٖينَ
OKUNUŞU : Felemmâ cenne aleyhil leylu raâ kevkebâ, gâle hâzâ rabbî, felemmâ efele gâle lâ uhıbbul âfilîn.
ZAHİR MANASI : Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi.
BATIN MANASI : Zahir manasıyla İbrahim a.s’ı tanıyanlar ve ayetleri yalnız zahir okuyanlar geceye gece, karanlığa karanlık, yıldıza yıldız manasıyla hiç tefekkürsüz birinci manalarıyla onları kabul eder ve zahiri varlıkları kendi manalarıyla anlarlar, bu ayetlerin zahir yönüdür yerinde doğrudur, fakat hiç tefekkür etmezmisiniz diyen Rabbının ayetler üzerinde batın ve daha derin manalara işaret edildiğini ve ayetlerin insana hitab ettiği için; yıldız deyince yıldızın Kuran-ı Kerimi okuyamayacağı için kendi vücut ülkenizde bu yıldızın yerinin bulunmasının da gerektiğine işret vardır. Ve böylece insana İnsan-ı Asliyesini buldurmak ve tüm delillerle vasıtalarla Rabbına eriştirmek olduğunu anlayanlara da o zaman batınen hitab eylemektedir, İbrahimler ise hem zahirine hem batınına vakıf olanlardır çünkü Kuran-ı Kerim Tam bir Tevhiddir, yani zahirini zahire, batının batına göre yerinde bilen gören zevk edip Tevhid edenlerdir İbrahimler; böylece gece olunca vahdete yani gönül alemine inerler, bir yıldız görürler, vücut ülkesinde; Güneş Ruh güneşini, Ay kalp ayını, Yıldızlar da Sıfatlar yıldızlarını remzederler; işte gönül alemine inip de Rabbı için bir sıfatından aydınlık görür ise bu sübut sıfatlardan hangisinin idrakı olursa olsun; hayat, ilim, iradeyi, işitmeyi, görmeyi, kelamı, tekvini ilimle bilmesi dahi gönül içerisinde bir demdir, bir an da tecelli eden ilimle bu yıldızlığa vakıf olunmak yeterli vakıfiyet değildir; bu yanar söner ve sonra idrak edilir ki onların sahibidir Rabbım; Böylece O yıldızlardan Sıfatlardan tecelli edeni bilmesiyle her an tecelli eden bu tecellilerin bütününün sahibi olan Rabbını kendi vücut ülkesinde ilimle bilmiş oldu; yani Fena-i Sıfat yapmakla Tecelli sıfatların sahibi olan Tecelli Zat’a ilimle ayak basmış oldu İbrahim a.s ve İbrahimler; bir yere göre âdem a.s da, İsa a.s da İbrahim a.s da doğumunu aynı beldededir yani cem mertebesinde gerçekleştirmişlerdir. Fakat İsa a.s Ruhullah olarak doğduğu belde de görevlendirilmiştir; âdem a.s filleri giydiği yerde cemmulcem de görevlendirilmiştir. Fakat İbrahim a.s ise hem doğduğu beldeyi hem de diğer beldelerinde vakıfıyeti ile hepsinin Tevhidi ve cemine mazhariyet ile âhadiyet beldesinde yaşamaktadır; fakat istediği zaman istediği beldeye inerek mertebece icraatını sergilemektedir. İbrahimler gerektiğinde nuzulen her mertebe ve görevde icraatını yapanlardır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede en kısa zamanda İbrahimliğini kazanmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 77. AYET
فَلَمَّا رَاَ الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هٰذَا رَبّٖى فَلَمَّا اَفَلَ قَالَ لَئِنْ لَمْ يَهْدِنٖى رَبّٖى لَاَكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالّٖينَ
OKUNUŞU : Felemmâ rael gamera bâziğan gâle hâzâ rabbî, felemmâ efele gâle leil lem yehdinî rabbî leekûnenne minel gavmid dâllîn.
ZAHİR MANASI : Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi
.BATIN MANASI : Sıfat yıldızlarından sonra kalbinde de tecellilere şahid oldu; kalp ayında doğuşlar gördü ayın doğduğunu görünce o doğuşlara Rabbım dedi doğuşlar kesilince de bu doğuşlar sadece vahdeti şuhud olarak kaldılar aslı hakikatinde Allah vahdeti vücuttur; vahdeti mevcut ile vahdeti şuhudun cemidir. Ne yalnız vahdeti şuhuddur yani kalbinizde olan tecelliler, nede yalnız vahdet olan gönül aleminizde Rahman sıfatının mevcudiyetidir. Her ikisinin cemidir. Yani şuhudları mevcuttan görmedikçe emin olunmamalıdır. İşte yalnız kap ayının aydınlığı olan şuhudlarla yol tutarsanız şuhdular kesilince hem aydınlık biter hem de her aydınlık yol göstermiş olmuş olmaz, bazı gönül aliemindeki hissiyat duygu ve şuhuden tecelliler size doğruyu gösterir iken bazen de yanılttıklarını görürsünüz, işte yalnız vahdeti şuhud değildir Rabbım, vahdeti mevcut ile vahdeti şuhduun cemidir böylece, yani vahdeti vücuttur; işte böylece yine Rabbım o doğuşlardır diyemeyen İbrahimler; bunlarında sahibidir, yoksa bir eğri bir doğru derken hakikati şuhud ve zevk edemeden sapmış yanlış idrak ve şuhudlarla yol tutmuş olurum yani sapmış olurum dedi. Rabbım Ehli Tevhid olan Hakkel yakin Mürşid-i Kamillerden layıkıyla vahdeti mevcut olan Ruh güneşini vahdeti şuhud olan o mazhardaki kalbin aydınlığıyla zuhur edenleri ve bunları sıfatlarımız olan bütün aza ve cevahirden nasıl aydınlığını sergilediğini, gözümüzden görmesiyle kulaktan işitmesiyle dilden konuşmasıyla bu aydınlığıyla nasıl Filleriyle zahir olduğunu görmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 78. AYET
فَلَمَّا رَاَ الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هٰذَا رَبّٖى هٰذَا اَكْبَرُ فَلَمَّا اَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ اِنّٖى بَرٖیءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ
OKUNUŞU : Felemmâ raeş şemse bâziğaten gâle hâzâ rabbî hâzâ ekber, felemmâ efelet gâle yâ gavmi innî berîum mimma tuşrikûn.
ZAHİR MANASI : Güneşi doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca (kavmine dönüp), “Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi.
BATIN MANASI : Zahirde güneş doğar ve batar Hakikatte ise Güneş doğdumu batmaz dolanır. Ruh güneşi Doğar kalp ayına ışığını yansıtır ve sıfat yıldızlarından da ziyasını sergiler; Bu güneşin varlığı değil doğuşu vahdeti mevcut olan doğuşuyla var; fakat sıfatlara tecellisi olmadığından tecellisini göstermediğinden cem makamında doğan güneş aslında sadece doğmuştur herhangi bir ısıtması ve aydınlığı henüz kendisini göstermemiştir; bu yönüyle sıfatlardan ziyasının görünmediği güneşte tek başına Rabbı olamaz; çünkü Allah ne yalnız Zat yönüyle Allah’tır, ne Sıfatlar yönüyle Allah’tır, Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelişiyle hepsine birden Allah denir. Böylece işte bütün bu mevcudunun ve vahdeti şuhudun yani tecellilerinin ikisine birden vahdeti vücut denir; işte Rabbım ne yalnız ruh güneşi ne yalnız kalp ayı ne yalnız bunların zuhur mahalli olan sıfat yıldızlarıdır hepsine birden Hakk denir. Rabım vücut ülkesinde Ruh güneşini, kalp ayını ve sıfat yıldızlarına aynı ziyadan ziyasını alan kullarından kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 79. AYET
اِنّٖى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ لِلَّذٖى فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَنٖيفًا وَمَا اَنَا مِنَ الْمُشْرِكٖينَ
OKUNUŞU : İnnî veccehtu vechiye lillezî fetaras semâvâti vel arda hanîfev ve mâ ene minel muşrikîn.
ZAHİR MANASI : “Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”
BATIN MANASI : Yüz Deyince insanlar bazen sayıyla yüz, bazen bu vücutlarındaki yüzleri ten yüzünü anlamaktadırlar; fakat biraz daha batına inince Rabbımın yüzü ise tecelli yüzüdür, bu da tüm varlıklardan kabiliyetince sergilediği icraatı yani fiil yüzüyle görünmesidir. Bunlar arasında da yüzünü Rabbına dönmesi ise kişinin Fillerini İfna, Sıfatları İfna Vücudunu da İfna edince bu varlık Tecelli Zat ile Rabbının, Sıfatlar Tecelli Sıfat ile Rabbının, Filler de Tecelli Efal ile Rabbının olur; fakat her Fiil Rabbının hakikatı muhammediye dediği sen olmasaydın sen olmasaydın dediği Rahman Sıfatı olan Resulu Ekrem Efendimizdeki gibi cibilliyeti en düzgün ve asla cibilliyetince eksiklik olmayan fillerden midir? İşte Rabbına yüzünü dönmek insanoğlundaki bütün yaşamındaki fillerinin Hakikatı Muhammediye üzere Muhammeddeki Hakikatar üzere olmasıdır ki gerçekten Rabbımın bildirdiği gibi yaşamına yön verenler işte o zaman ancaksın yüzünü Rabbına dönmüşlerdir, artık gerek o mazharlara bakıp Allah’ı hatırlayın gerekse dün kü Resurullah Efendimize bakıp Rabbımızı hatırlamış olun. Böylece hem sen ayrı, Allah ayrı olmamış yani ortak koşulmamış olunur. Böylece de yüzümüzde onun Resurullah Efendimizdeki Tecellileri olan ahlakı hamidiyeye uygun filler olduğundan tecelli yüzümüzle tecelli yüzü böylece benzemiş birbirine yüzünü dönmüş döndürülmüş olunur. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede hakikatı muhammediyesindeki gibi her fiiliyle Allah’ı hatırlatan kullarından kılsın inşallah.
ENAM SÛRESİ 80. AYET
وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ اَتُحَاجُّونّٖى فِى اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰینِ وَلَا اَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهٖ اِلَّا اَنْ يَشَاءَ رَبّٖى شَيْپًا وَسِعَ رَبّٖى كُلَّ شَیْءٍ عِلْمًا اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
OKUNUŞU : Ve hâccehû gavmuh, gâle etuhâccûnnî fillâhi ve gad hedân, ve lâ ehâfu mâ tuşrikûne bihî illâ ey yeşâe rabbî şey’â, vesia rabbî kulle şey’in ılmâ, efelâ tetezekkerûn.
ZAHİR MANASI : Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O’na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”
BATIN MANASI: Hakikatı muhammediyesi ile Muhammedin Hakikatını vücut ülkesinde bulan Muhammediler Allah’a ortak koşmaz fakat Rabbının da O mazhardan o sıfatından o kulundan açığa çıkmasına da karşı gelemez, dilediğine hidayet eden Rabbım o mazhara Fillerinin İfnası Sıfatlarının İfnası ve Vücudunun İfnası ile varlık sahibinin kendisi olmadığı ben dediği varlığın böylece kendisinin olmadığını, Rabbının o mazhardan Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkmayı dilemesi zuhura gelenin Rabbı olduğudur, bu hayal ve zanda bir ilaha ibadet ile bir siz varsınız birde Allah var derseniz bu ikilik olur ki işte ikilikler ortak bir varlık olarak bende varım demek olur bütün benlikler ortak koşmaktır, mülkünde O’ndan başkası yoktur, ben dediğiniz O’nun zuhura geldiği mazhardır, işte buna itiraz edemeyen idraklı bir Muhammedii başkalarının ortak koşmaları olan benliklerinden korkmaz ve ben dediği o mazharı da kendisine kull seçmesine de iradesine de karşı gelmez; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede tafsilatı muhammediye ve nuru muhammediye den öteye Hakikatı Muhammediye üzere olup kendisine layık kull olmayı nasib eylesin böylece inşallah.
ENAM SÛRESİ 81. AYET
وَكَيْفَ اَخَافُ مَا اَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ اَنَّكُمْ اَشْرَكْتُمْ بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهٖ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَاَیُّ الْفَرٖيقَيْنِ اَحَقُّ بِالْاَمْنِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ve keyfe ehâfu mâ eşraktum ve lâ tehâfûne ennekum eşraktum billâhi mâ lem yunezzil bihî aleykum sultânâ, feeyyul ferîgayni ehaggu bil emn, in kuntum tağlemûn.
ZAHİR MANASI : “Allah’ın, size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.”
BATIN MANASI : Allah’ın delil indirmediği hal mutlak zatıdır, hatta ve hatta Resurullah efendimiz Mutlak zatını düşünmeyiniz buyurmaktadır. Mutlak zatının yanında hiçbir varlık olmadığından onu dillendirecek ve anlatacak başka bir varlık yoktur; Mutlak zata iman edilir, vardır vardan var olduk denilir ve bu varlık aleminde her varlığın özünden sözüne Zatın nasıl Sıfatından Esma alarak Filleriyle açığa çıktığı seyredilir. İşte kendilerine varlık verenler ortak olarak kendilerini koşarken bundan kormuyorlarda kenndileri Mutlak zat hakkında delil olmadığı halde nasıl ortak koşabiliyorlar ve korkmuyorsunuz soruluyor; buyrulmaktadır. Yani insanlar hiç bilmediği şuhud ve idrak etmediği hakkında rastgele konuşur inanır ve beyan ederse onlar korkmalıdırlar; bilenler neyi bildiğini ve dillendirdiğini şuhud ve zevkinde olanlar korkacak veya mahzun olacak ta değildirler denilenlerdendir. Gerek alemde Gerekse vücut ülkesinde Mutlak Zatının yerini idrak ve zevkini, nukayyet sıfattaki fiilleriyle zuhurunun alemde ve kendindeki halini bilir görür ve zevkle seyrederler, çünkü onların varlığı da hakkın varlığıyla vardır. Rabbım Ehli Tevhidden Hakkıyla tahsil talim ve yaşam ile kendisini layıkıyla bilmeyi şuhud ve zevk etmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 82. AYET
اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا اٖيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ اُولٰئِكَ لَهُمُ الْاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ
OKUNUŞU : Ellezîne âmenû ve lem yelbisû îmânehum bizulmin ulâike lehumul emnu ve hum muhtedûn.
ZAHİR MANASI: İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.
BATIN MANASI: Taklidi, istiklali ve Tahkiki iman sahiblerinden yalnız Tahkiki iman sahibleri imanın hakiki olanını yani hakikattaki imanı idrak şuhud ve zevk eylemişlerdir. Çünkü taklidi iman, anneden babadan duyduklarıyla edilen imandır, istiklali olanda araştırıcılığıyla yeni öğrendiklerini de ekleyerek tekâmülde bir merhale kat edilmiş imandır, fakat Tahkiki imanının tahkiki olabilmesi için hakikatına vakıfıyet esastır, bu da ehlinden mutlaka tevhid tahsili ile olur, çünkü Tenzihi İmanı, Teşbihi İmanı ve Tevhidi İmanı yerlerine yerleştirebilmek için, mutlaka tevhid tahsili şarttır, buda mutlaka temizlikle başlanılan zikir ile, Fena mertebeleri olan Fena-i Efal ile fillerimizin bizim olmadığını, Fena-i Sıfat ile gerek selbi gerekse subuti sıfatlarında bizim olmadığını, Fena-i Zat ile de bizim ve bizden gayri varlıklarında hiç birinin vücudunun kendisinin olmadığını idrak ile varlık sahibi artık hayalde ve zanda değil bizzat bu mevcutlardan icraatını vücutların isanad ve kabiliyetine göre yapan olduğunu görmüş oluruz, böylece hayale ve zanna değil bizzat Zatından Sıfatına, Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkmandır. Böyle bir idrak Zatı hakka ulaşınca yani Zatını Zatı edince insan başka yerde bir iman edeceği kalır mı? böylece iman mat olur yani imanın en yüce hakikatine erişilir, Zatına iman eder Sıfatları Zatın Sıfatları olur böylece bilerek görerek zevk ederek Rabbına iman ve ibadet eder ki ondan ibadeti eden artık Rabbıdır; böylece güven olan yani itminan olan Mutmein nefsin sıfatlardaki tecellileri de mutlulukları olmuş olur; Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ölmeden evvel ölmeyi ve Rabbına hayal ve zandan öteye tahkiki iman ile tevhidi iman ile bilerek ve görerek ibadet etmeyi ve layık kull olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 83. AYET
وَتِلْكَ حُجَّتُنَا اٰتَيْنَاهَا اِبْرٰهٖيمَ عَلٰى قَوْمِهٖ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ اِنَّ رَبَّكَ حَكٖيمٌ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve tilke huccetunâ âteynâhâ ibrâhîme alâ gavmih, nerfeu deracâtim men neşâé’, inne rabbeke hakîmun alîm.
ZAHİR MANASI : İşte kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimiz.. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : İbrahim a.s’a verilen deliller, Tevhid babası olan İbrahim a.s’ın öğrendiği Tevhid tahsilindeki mertebe ve makamlardır, Bunlar Fena mertebelerinde Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat’dır. Beka Makamlarında ise Cem, Hz. Cem ve Cemmülcemdir. Bu deliller ile insanoğlu aradığı bütün hakikatleri kendisinde bulacak ve en büyük delilde aslı olan kendisine; kendisi olacaktır, çünkü kendisine nisbet eylediği vücudu aradan çekince fena mertebelerindeki tahsil ile rabıta ve şuhudları ile, böylece ortada kalan vücut sahibi olan Rabbının olur ki aradığı Rabbını kendisinde bulur ve icraatıyla onu nasıl Zatından sıfatlarına Sıfatlarından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelişinin ıspatını sergiler böylece; ve hangi mazharını da yüceltecek ise hangi mazharından layıkıyla açığa çıkacak ise hükmünü bildirir ve hikmetini de açığa çıkarır; Rabbım cümle Ümmeti Muhammedin vücut ülkelerinde bu delilleri layıkıyla yaşamayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 84. AYET
وَوَهَبْنَا لَهُ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ كُلًّا هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهٖ دَاوُدَ وَسُلَيْمٰنَ وَاَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسٰى وَهٰرُونَ وَكَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ
OKUNUŞU : Ve vehebnâ lehû ishâga ve yağgûb, kullen hedeynâ, ve nûhan hedeynâ min gablu ve min zurriyyetihî dâvûde ve suleymâne ve eyyûbe ve yûsufe ve mûsâ ve hârûn, ve kezâlike neczil muhsinîn.
ZAHİR MANASI : Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.
BATIN MANASI : Bu delilleriyle İrşad eylediği peygamberlerini örnek göstermekle İbrahim a.s ve sonra gelen zürriyetine ve ordan da zürriyetinden olan Resurullah Efendimize ve bu güne değin aynı delillerle en üstün en yüce en kolay en güzel ancaksın Rabbınızı bu delillerle bilebilirsiniz buyrulmaktadır, bu gün ise irşad metodu nuzulen değil urucen işlemekte ve çok uzun zaman almaktadır Rabbımızı bilmek, halbuki en kolay ve kısa yol muhabbetle bu 3 delili göstermek ve sizin olmayan varlığınızı aradan çekince yaradanı bu vücutlardan icraatıyla tanımak ve görmek zuhur edecektir, çünkü kimin varlığı kendisinin olabilir ki ilk özden vücuda gelen mevcudat ne yoktan var olmuştur, nede vardan yok olacaktır. Bu mevcudat görünür değil iken görünür olmuştur bu yüzden de insanoğlu görmediği şeylere yok demek yerine henüz görünür değil demesi en doğru olandır. İşte Rabbım bu delillerle Hadid Sûresi 3. Ayeti kerimesinde de nasıl en zahir olan benim derken kendinden başka olmadığını, şekli değişince esması değiştiğini ve fillerle de zuhura her mazhardan nasıl geldiğini mazharın isnad ve kabiliyetince açığa çıkışını sergilemektedir. Bunca Peygamberler Evliyaullah ve Ehli Tevhid, Tevhid tahsiliyle şuhud Rabıta ve zevkleriyle; kendi varlıklarını Hakkın varlığında yok ederek Melamete ermişlerdir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Melamet neşesi ve Tevhid ışığında aydınlanmayı en kısa zamanda ihsan eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 85. AYET
وَزَكَرِيَّا وَيَحْيٰى وَعٖيسٰى وَاِلْيَاسَ كُلٌّ مِنَ الصَّالِحٖينَ
OKUNUŞU : Ve zekeriyyâ ve yahyâ ve îsâ ve ilyâs, kullum mines sâlihîn.
ZAHİR MANASI : Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.
BATIN MANASI : Ve yine devam eden peygamberlerinden de Tevhid ilmi ile nasıl üstün kıldığını her bir insan bir alemdir onların idrak şuhud ve zevklerinden daha üstün zevklere sahib olmaları insanın üstünlüğü diğer bir insana göre ancaksın onun kemalat ve irfaniyetiyle güzellikleri kendisine değil Rabbına nisbiyeti da onların alemlere üstün olmalarıdır; çünkü bir olan takvasıyla ve varlık sahibinin artık kendisi değil Rabbı olduğu idrak şuhud ve zevkiyledir; ilmel aynel ve yaşamıyla da hakkel üstünlükleri vardır bunların cemine birden tekamülüyle devam eden bir yaşamı var ise işte onlar bu gün insanlar arasında insanların Efendisi mazharı olan Mürşid-i Kamillerdir. Dün bütün Elçi Nebi ve Mürsellerini nasıl Tevhid ile müjdeleyip delilleriyle Hakk ve Hakikate ermelerine ve alemlere üstün olmalarına nasıl vesile oluyor ise Rabbım aynı ilmin ehli olan bu gün Ehli Tevhidden tahsil talim ve yaşam ile nasibdar olmayı da cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 86. AYET
وَاِسْمٰعٖيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا وَكُلاًّ فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Ve ismâîle velyesea ve yûnuse ve lûtâ, ve kullen faddalnâ alel âlemîn.
ZAHİR MANASI: İsmail’i, Elyasa’ı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık.
BATIN MANASI : Rabbım o kadar net ve açık buyuruyor ki bütün Peygamberlerini doğru yol olan Tevhid yoluna en üstün en layık en yüce idraklarla idraklandırıp Hakk ve Hakikati o kadar üstün şerh eyleyerek kendisini Tevhidi ile bildirmiş ki, işte bütün Elçi Nebi ve Mürsellerine de bu yolda Rahberlik yaptırmıştır, ki zira onların vücutları da kendisinin olmadığından onlar mazharından irşadı bizzat Cenab-ı Hakk yapmış ve yine kullar mazharından da irşad olan olarak böylece bütün veçhi Rahmanını zuhurunu sergilemiştir. Rabbım bütün Enbiya ve Evliyaullah için Tevhid ilmi ile nasıl Zatından Sıfatına sıfatından da Esma alarak Filleriyle mevcuttan zuhura gelişini sergilediğini şerh eder iken bütün insanoğluna da bu nizam sizlerin vücut ülkelerinde de aynıdır diye hitabta da bulunmaktadır, çünkü her varlıkta nizamı aynıdır, hiçbir varlığın vücudu kendisinin değildir ne filleri ne sıfatı nede zatı kendisinin değildir, ilahi varlığın Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da aldığı şekillere göre esmalar alarak filleriyle zuhura gelişidir. Rabbım bu idrak şuhud ve zevklerle aradığı Rabbını kendisinde bulan ve ona layıkıyla mazhar sıfat kull olan Muhammediilerden kılsın cümle ihvan-ı güzini inşallah.
ENAM SÛRESİ 87. AYET
وَمِنْ اٰبَائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَاِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
OKUNUŞU : Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ıhvânihim, vectebeynâ hum ve hedeynâhum ilâ sıratım mustegîm.
ZAHİR MANASI: Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik.
BATIN MANASI : Devamında ise herkesin Tevhid üzere kalamadığını ve aralarından bazılarının devam ettiğine işaret ederek bu günde yine aynı hakikate işaret buyurmuştur Rabbım; çünkü herkes aynı hidayet üzere irşad olup en üstün hidayeti olan Tevhide mazhar olamamaktadır, yine babalarından bazıları der iken baba önder lider imam ve Mürşidlerdir, bu gün her mürşid, Mürşid-i Kamil ve Tevhid ilmi üzere irşada mazhar olabilmekte midir? Hayır? Çünkü kimisi şeriat seviyesinde zahir ilimlerle irşada mazhar olmakta, kimisi de Terikat seviyesinde adedi esmaların zikriyle bir nefis tezkiyesi yapmakla irşada mazhar olmaktadır, oysa hakikatte nefis tezkiyesi yolu da izlenmemektedir, sohbet ve muhabbetullah yolu ile Tevhid akide ve gramlarının tahsili vardır; bu da 3 kaidenin doğru bilinmesiyle tamamını halletmektedir. Efalim benim değil, Sıfatlar benim değil, vücudum benim değil’i idrak edince ben denilen varlık ölmeden ölmüş yani kendi varlığı kalmamış ve varlık sahibini ben dediği vücuttan Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelişini seyreylemiş olmaktadır, hatta ve hatta o varlıktan kendisini seyreden de Rabbıdır. Hatta ve hatta aynı paralelde çocuk ve kardeşlerinin de aynı bu nizamdaki farklarından bahseder, çocukları ise her mürşüdün kendi meşrebince selefi onun evladıdır, yani şeriat ehlinin halifesi aslında halife değil kendi branjının slefidir, bütün branjların hepsine vakıf olan halifedir, ve yine kardeşlerinin de derken onların alanlarında yetişen talebelerden de bahsederek onlarında farklı farklı meşreb anlayış ve idraklarla yol aldıklarını ve bu farkların mevcudiyetini işaretle aslı kardeş ama yol farklarıyla bazılarının seçilip Hud Sûresi 112 ayeti kerimenin manasına mazhar kılınmış ve bir elif gibi 7 nokta üzere tevhid olan; ve yine bir noktası Allah olan kişinin Zatı diğer noktası da Muhammed olan kendisindeki en üstün kemalatıyla iki noktayı merkezinden kesen yani iki noktanın tevhidine vesile olan mazhariyetiyle âdemiyetiyle de dosdoğru olmanın kesin tarifinin yapıldığını her alanda zahir ve batın en üstün yetişen ve yetiştiği gibi yaşayan olarak da görmekteyiz; Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi ve cümle insanlığı bu iki noktanın tevhidi üzere aslını ve ademiyeti bulan kullarından kılsın inşallah.
ENAM SÛRESİ 88. AYET
ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْدٖى بِهٖ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهٖ وَلَوْ اَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Zâlike hudallâhi yehdî bîhi mey yeşâu min ıbâdih, ve lev eşrakû lehabita anhum mâ kânû yağmelûn.
ZAHİR MANASI: İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti.
BATIN MANASI: İşte Cenab-ı Allah Tevhid üzere yetiştirdiği bütün Elçi Nebi ve Mürsel ve Evliyaullahın da nasıl hidayet üzere olduğunu ve onların dahi ikiliğe inmeleri halinde yani idrakları dışında bende varım Allah’da var deyip bir yaşam içerisine girselerdi onlarında bu idraklarla idraklanıp zevklendikleri hal ve yaşamları boşa giderdi; çünkü kim olur ise olsun bu üstün idrak şuhud ve zevklerle kendisi dediği vücutta Rabbını bulunca yani Rabbı Zatından Sıfatına Sıfatından Esma alarak Filleriyle o Vücutta sahibi olarak tecelli ederse kendinden kendini seyreder ve öyle yaşamaya devam eder ise bu düzene karşı gelen yani ben varım oda var diyen de kim olursa olsun bu birliği Birden başka olmayan Tevhid anlayışını bozmuş dolayısıyla ikiliğe inmiş ve onlarda ortak koşup şirk işlemiş olurlardı buda bütün emeklerinin boşa çıkacağını haber vermesi olurdu. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi Rabbına kavuşup da asla geri dönmeyen kullarından kılsın inşallah.
ENAM SÛRESİ 89. AYET
اُولٰئِكَ الَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ فَاِنْ يَكْفُرْ بِهَا هٰؤُلَاءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِرٖينَ
OKUNUŞU : Ulâikellezîne âteynâhumul kitâbe vel hukme ven nubuvveh, feiy yekfur bihâ hâulâi fegad vekkelnâ bihâ gavmel leysû bihâ bikâfirîn.
ZAHİR MANASI : Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp inkâr ederlerse, biz onları inkâr etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.
BATIN MANASI : Bu gün günümüzde Tevhid idrak şuhud ve anlayışıyla Rabbının varlığına şahid olan kendi mazharlarından icraatını yapan Rabbıyla mutlu olan kullarının yaşamları bu gün vekil kılınmış kavmidir Rabbımın; dün nasıl Elçi Nebi Mürsel ve bütün tabi ve teslim olanlara ve onların mazharından Rabbına teslim olanlarında halleri hikmete mazhar olmaktır; kitab verdiklerine de hikmetini, hikmet sunduklarına da aynı hikmeti bildirmektedir; Rabbım nasıl Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura geliyorsa mülkünde bu nizamın dışında ne bir mevcut ne de başka bir tecellisi vardır; gerek vücut ülkenizde bu hal böyledir gerekse alemde her vücutta bu hal aynıdır. Rabbım kendilerine hikmetin bildirildiği kullarından kılsın cümle Muhammed Ümmetini inşallah.
ENAM SÛRESİ 90. AYET
اُولٰئِكَ الَّذٖينَ هَدَى اللّٰهُ فَبِهُدٰیهُمُ اقْتَدِهْ قُلْ لَا اَسْپَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Ulâikellezîne hedallâhu febihudâ humugtedih, gul lâ es’elukum aleyhi ecrâ, in huve illâ zikrâ lil âlemîn.
ZAHİR MANASI : İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.”
BATIN MANASI : Dün Peygamber Efendimize daha önceki Peygamberlerinin Tevhid ilmi üzere istikamet tutarak nasıl benim dediği varlığın Rabbının olduğunu Tevhid idrak şuhud ve Rabıtalarıyla nasıl vakıf olmuşlar ise Elçim Nebim Mürsel Peygamberim olarak sende aynı yoldan bana vuslat edeceksin buyrulmaktadır… Burada ulul azim bir Peygambere diğerlerine göre elçilik değil de görev yönüyle üstün olan Efendimize onların yoluna uy demesi onların üstünlüğünü gör sende onlara tabi ol demesi midir; tabiki değildir, Onarın uyduğu yolun üstün ve en yüce yol olduğunu Peygamberimize göstermesidir, çünkü eğer bir başka yol olsa idi daha üstün ve yüce olan, İbrahim a.s dan bu güne mutlaka Rabbım Tevhid yolunu değil de en yüce yolun başka bir yol, başka bir idrak ve başka bir yaşamla olacağını mutlaka bildirir idi. Eğer bildirmemiş ise o zaman dünde en üstün ve en yüce, en kısa ve en öz olan vuslat Ehli Tevhidden tahsil olan Tevhid yoludur bu günde aynı Tevhid yoludur, Tevhid dersi Mertebe ve Makamlarıdır… Bu Makamatı en üstün idrak ile nurunun en yüce ilim şuhud ve zevkleriyle zevkiyab olan mazharının de böylece Resurullah Efendimiz olduğunu bu ilmi en üstün anlayan ve yaşayan olduğunu bildirmekle; bizlere de bu yolu işaret etmektedir… Rabbımızın bize bizden yakın olan, bizi ve fillerimizi yaradanın O olduğu, O’ndan başka olmayan mülkte biz denileninde Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura geldiği bir mazharı olduğumuzu görmekle de kulu olduğumuzu idrak ettirmektedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Zatına en layık mazhar Sıfat kull olmayı en layık tecelligahlarından olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 91. AYET
وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهٖ اِذْ قَالُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَیْءٍ قُلْ مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذٖى جَاءَ بِهٖ مُوسٰى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطٖيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثٖيرًا وَعُلِّمْتُمْ مَا لَمْ تَعْلَمُوا اَنْتُمْ وَلَا اٰبَاؤُكُمْ قُلِ اللّٰهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فٖى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ
OKUNUŞU : Ve mâ gaderullâhe hagga gadrihî iz gâlû mâ enzelallâhu alâ beşerim min şeyé’, gul men enzelel kitâbellezî câe bihî mûsâ nûrav ve hudel linnâsi tec’alûnehû garâtîse tubdûnehâ ve tuhfûne kesîrâ, ve ullimtum mâ lem tağlemû entum ve lâ âbâukum, gulillâhu summe zerhum fî havdıhum yel’abûn.
ZAHİR MANASI : Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Çünkü, “Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi” dediler. De ki: “Mûsâ’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça kâğıtlar hâline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) sizin de, babalarınızın da bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitab’ı kim indirdi?” (Ey Muhammed!) “Allah” (indirdi) de, sonra bırak onları, içine daldıkları batakta oynayadursunlar.
BATIN MANASI : Allah nasıl insana mesajını indirir diye merak edenlerimiz fazlaca olsa; kendilerine nazar edenlerimiz fazlaca olsa; Tevhid’i merak edip araştıranlarımız fazlaca olsa; Fillerimiz bizim değil ise, Sıfatlar bizim değil ise vücudumuz bizim değil ise… Rabbımızındır deyip de neden düşünmeye devam etmezsiniz. Eğer Rabbımızın ise… eve bir eşya aldığınızda o eşya sizin olunca hemen onun kullanma klavuzunu açıp sabaha kadar ne işe yaradığına ve nasıl kullanıldığına ve hangi tuşun neye yaradığına bakıp onu amacına uygun kullanmak için zaman harcarsınız… Peki bu vücut ülkenize bakıp da göz tuşunu nerde kulak tuşunu nerde dil tuşunu nerde el tuşunu nerde ayak tuşunu nerde kalp tuşunu nerde idrak tuşunu nerde vesair bütün tuşlarını nerde kullandığınıza bakmaz mısınız…? işte kullanma kılavuzu okunmadan kullandığınız vücudunuzda da klavuzsuz kullanımlarınızdan dolayı çabucak arızalanan bozulan ve cızıltılı sesler çıkaran bir vücudunuzla Ruhlar alemine intikali halinde de arızalı eşyaların pek kullanılmadığı saklama yerlerinde bırakmaktayız; neden atıl eşyaların kaldığı yerlerde kalmak yerine artık KADRİNİ’zi bilmiyorsunuz… Allah kulu ile kalbi arasında gelip gider iken; yani Ayet’el Kürsü’sünde hayyum ve kayyumiyetinini vücut ülkenizde nasıl kullandığını bildirdiği gibi; hayat ve enerjisi olan Ruhu ile sizin tırnağınızdan saç telinize kadar tecelli eder iken bu vücudun sahibi olan “hayat ve enersini çektiğinde güç ve kuvvetin sahibi olduğunu gösterir iken sizin dur fişi çekme diyemediğiniz Rabbım” bizat vücut ülkenizde iken tecellisi ile “mutlak zat yönüyle henüz hiçbir sıfata tecelli etmemiş iken ki hali ile değil” Rububiyetinde Sıfatlarına tecelli etmiş iken… işte bu tecellisi ile vücudunuzda bir şey söyleyeceği zaman evvela bu hayat ve enerjisini hisse dönüştürerek hisle tecelli ederek enfüstan ve afaktan gelen hislerle tecellileriyle top yekün vacibül vücuduyla mutlaktan mukayyet olan vücudunuza; sonra bu hisler duyguya dönüştüğünde, o duygularınızın mutluluk duygusu iken mutluluk fikirlerine, sıkıntılı duygular iken sıkıntılı fikirlere dönüştüğünü görüyorsunuz da HALA Allah tecelli etmiyor mu? diyeceksiniz. Kabiniz neye müsait ise sizde o şekilde tecelli eden Rabbım sizde nefse müsaitlik var ise sıkıntısından ve ikilik fikirlerinde fazlaca gönderir, Ruha meyyallığınız var ise de birlik ve selamet fikirlerinden fazlaca gönderir… böylece bu tecellilerine mazhar olur iken Resurullah Efendimiz gibi temiz ve pak bir gönülde tecelli eder ise buna vahy dersiniz; yada günümüzde öyle bir gönüle tam sahib olamayacağınızdan ancaksın lekeli de olsa gönlünüz o zamanda ilhama biraz mazharız dersiniz. Yada bu tecellierin içlerine fikirlerinizden de katarak sayfalara dökersiniz kitabım eserimdir dersiniz. Böylece tecelliler Sırretten surete çıkmış olurlar… Fakat bunlar fiile çıkmadan önce içinizde bunları tanır ve seçerek yapabilir iseniz Ehlinden bunun yol ve yöntemini öğrenerek işte o zaman da fikirlerinizin iyi ve güzel olanlarına Ruhun yani Rabbımın tecellisidir ve yap dediğidir dersiniz, diğerlerine de nefsimin benim eksiğim ve Rabbımın yapma dediği fikirlerinizdir dersiniz… İnsanoğlu kendisinden o kadar uzaktır ki! Rabbını yıllardır gökte aramış bulamamış, gökte aramaktan sıkılanlar her yerdedir demiş ama bulamamıştır; gelin biraz daha sabredin ve kendinizde arayın mutlaka bulacak ve göreceksinizdir. İşte Rabbım böylece insanoğlunun gönül sayfalarına Kalem Sûresi 1. Ayetindeki gibi gönül sayfalarına sadırlara yapılması gerekenleri yazıp durur iken sadırlarınızdaki projeleri de sayfalara döküp onca proje ve imarlar ve işler yapar iken; bunları insanoğluda ben yaptım ben ettim diyerek Rabbına kör yaşamaktadır, evet Nisa Sûresi 79. Ayeti Kerimedeki eksik zuhuratlar varya işte onları yapan insanoğludur çünkü kabı yani kabiliyeti irfaniyet ve kemalatı eksik olduğundan ve bilmiyorlar eksiklik Rabbımıza nisbet edilmez… Bilselerdi layıkıyla bilselerdi, idraklı ve şuurlu ve şuhudlu bilselerdi yapmazlardı… Sübhanallah…. Rabbım cümle insanoğlunu yaradılış hakikati ile Rabbına isnad ve kabiliyetindeki eksikliklerden uzaklaşarak Hakikatı Muhammediye üzere hizmet etmeyi dünya ve ahret mutluluk ve saadet içerisinde en layık kullarından mazharlarından olmayı nasib eylesin inşaAllah.
ENAM SÛRESİ 92. AYET
وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذٖى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهٖ وَهُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
OKUNUŞU : Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubarakum musaddigullezî beyne yedeyhi ve litunzira ummel gurâ ve men havlehâ, vellezîne yué’minûne bil âhırati yué’minûne bihî ve hum alâ salâtihim yuhâfizûn.
ZAHİR MANASI: İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.
BATIN MANASI : İşte bu vücut ülkesine indirilen; Rabbımın sırretten tecellisi ile histen duyguya ve oradan da fikre dönüşen Peygamber Efendimiz gibi bir pak ve temiz bir gönülde vahiy olanrak görünür; bu gün Peygamber Efendimizin vücut ülkesinde tecelli eden fikirler yerine derlenip nasihatler kitabı olan Kuran-ı Kerim, Anda kurulup anında tecelli eden ikramlardır, Din Nasihattır Din Nasihattır Din Nasihattır. İşte bu 3 nasihatı anlayan nasıl vücut ülkesinin sahibi olan Rabbım orada hazırlayıp vahdetten kesrete çıkardığı Kuran-ı her an okumakta ve okutmaktadır; her vücut ülkesi bir şehirdir bunca şehirlerinde en güzeli bütün şehirleri bünyesinde cem eden ve onları dereceten en üstün idraktan farklı idraklar halinde peyder pey doğuran ana olan merkez olan vücut ise dün Resurullah Efendimizin vücududur bu gün ise aynı irfaniyet ve kemlatın sergilendiği Ruhaniyetiyle bu gün kendisine mesken tuttuğu vücutlar ise Mürşid-i Kamillerin vücutlarıdır, çünkü o vücutlardan irşad eden Hakikatı Muhammediyesiyle Rabbımdır. Böylece Ahiret olan Son olan yani usuriyet vücuttan sonra intikalin Ruhaniyetiyle kendinden sonra aynı kemalata sahib olan vücutlardaki devamının hakikati ile anında namaz kılmaya yani anında görüşmeye sırretlerindeki Rahman kemalat sıfatından Rablarıyla her an görüşüp namaz kılmaktadırlar, çünkü namaz müminin miracı miraç ise Allah ile görüşmektir, ne bu alemde nede gönül aleminde bir mazhar olmadan Rabbınızla görüşmeniz mümkün değildir, eğer yalnız hissettim veya şuhudettim derseniz eksik olur ve yalnız mazhar görüm derseniz de eksik olur, çünkü Allah vahdeti şuhud veya yalnız vahdeti mevcut değildir, ikisinin cemi olan şuhudun mevcuttan görüntüsünün cemi olan vahdeti vücuttur. Rabbım cümle Muhammed Ümmetine vahdeti vücudu vücut ülkesinde layıkıyla yaşamayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 93. AYET
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُوحِىَ اِلَیَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَیْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَوْ تَرٰى اِذِ الظَّالِمُونَ فٖى غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰئِكَةُ بَاسِطُوا اَيْدٖيهِمْ اَخْرِجُوا اَنْفُسَكُمْ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِهٖ تَسْتَكْبِرُونَ
OKUNUŞU : Ve men azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev gâle ûhiye ileyye ve lem yûha ileyhi şey’uv ve men gâle seunzilu misle mâ enzelallâh, ve lev terâ iziz zâlimûne fî ğamerâtil mevti vel melâiketu bâsitû eydîhim, ahricû enfusekum, elyevme tuczevne azâbel hûni bimâ kuntum tegûlûne alallâhi ğayral haggı ve kuntum an âyâtihî testekbirûn.
ZAHİR MANASI : Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen!
BATIN MANASI : İnsanoğlunun vücut ülkesinde melek kuvve demektir akıl melekesi onun en güçlü kuvvelerindendir, insanoğluna içindeki bütün aleti ruhaniyesindeki bilgiyi verir, ruhun emrinde olunca selamete nefsin emrinde olunca felakete götürür vücudu; kişide gönül ile akıl arasındaki ilişki idrakı peyderpey oluşturur; fakat gönül dönücü olduğundan nefse yüzünü dönerse oluşan idrak ve hakikatler nefsin doğruları olur, eğer gönül yüzünü Rabbına dönebilir ise Tevhid idrakıyla idraklanır ise o zaman o vücut ülkesi selamete adım atmış demektir. Eğer ki yok nefse yüzünü dönüp de bu şekilde yaşamaya devam ediyor ise ve bu tecellileri, eksikleri de Rabbım beni burada kullanıyor deyip de Rabbıma nisbet ediyor ise işte o zaman onların çektiği bu azap onların yaşarken cehennemleri olmuş demektir. Rabbım yüzünü nefsine değil de Rabbına dönen kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 94. AYET
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذٖينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ فٖيكُمْ شُرَكٰٶُا لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ
OKUNUŞU : Ve legad cié’tumûnâ furâdâ kemâ halagnâkum evvele merrativ ve teraktum mâ havvelnâkum verâe zuhûrikum, ve mâ nerâ meakum şufeâekumullezîne zeamtum ennehum fîkum şurakâé’, legad tegattaa beynekum ve dalle ankum mâ kuntum tez’umûn.
ZAHİR MANASI : Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.
BATIN MANASI : İnsanoğlundaki en üstün idrak kişiyi sağlam bir kale gibi korusada onu ben ben ben demekten öteye geçiremez; bu ister şeriat seviyesindeki en üstün ilim olsun ister tarikatta en üstün ilim olsun ancaksın bütün Enbiya ve Evliyaullahın tahsili olan Tevhid ilmi hariç; çünkü İlmi Tevhid de Fena mertebelerinde Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapınca bir kişi ölmeden evvel ölür yani kendine nisbet ettiği ben ben ben; fillerim benim sıfatlar benim vücudum benim dediği benliği artık Rabıta ve Şuhudlarla anlaşıldı ve görüldü ki kendisinin değildir, işte böylece Cem Makamı olan bekanın birinci makamında Tecelli Zat ile doğar ve artık vücut sahibinindir. İlk defa yaradıldığı ilk doğumunun olduğu halde bunu kendisi bilse de bilmese de vücut artık Rabbınındır siz ne kadar benim benim benim deseniz de varlık sahibi kati ve kesin Allah’tır. Kişiye Rabbına karşı şefaat edecek yani yardımcı olacak idrak şuhud ve ilimleri de kalmamıştır; bir hiç olan varlığın kalmayan varlığın yardıma ihtiyacı da kalmaz artık nereye bakarsa baksın göreceği tek varlık Hakk’tır. Artık yardım eden de yardım da olunan da birlenmiştir. Böylece insanoğlunu bu idrak ve şuhudlara gelene kadar ayakta tutan inancı itikadı idrak ve zahiri bütün ilimleri yerini Hakkat ilmi olan Tevhide bırakmış ve böylece asliyesini bulmuş aslına vuslat etmiş olmuştur. Rabbım cümle insanoğluna İnsan-ı Asliyesini bularak aslına vuslat eden kullarından olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 95. AYET
اِنَّ اللّٰهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰى يُخْرِجُ الْحَیَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَیِّ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ
OKUNUŞU : İnnallâhe fâligul habbi ven nevâ, yuhricul hayye minel meyyiti ve muhricul meyyiti minel hayy, zâlikumullâhu feennâ tué’fekûn.
ZAHİR MANASI : Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz?
BATIN MANASI : İşte insanoğlundaki öz olan Rabbı; özü açığa çıkarmakla çekirdeğin filiz olmasını anlatır ve bunu yapar iken siz kendinize göre diri iken diyor ki aslında ölüsünüz hani bir ayeti kerimede de buyurduğu gibi ölüydünüz diriltildiniz tekrar öldürülecek ve tekrar diriltilecek ve Rabbınıza döndürüleceksiniz buyurduğu gibi, insanoğluna aslı hakikatinde hayat zahiren diri gibi görülse de ruhen ölü olduğu için Rabbına göre ölü iken dirilmesi evveldir, böylece ölü olan gönüllere zikir ruhu üfürülünce ki Hicr Sûresi 28-29 ayetlerde bizzat fiili yapan olarak Rabbım üfürdüm buyurmaktadır. Böylece Rabbım ölü olan ruhları bir Mürşid-i Kamil mazharından Zikir Ruhuyla diriltir, sonrada Zikir Ruhuyla dirlen ölü gönüller Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yaparak da tekrar idraken ölmeden evvel ölürler, yani idrak ederler ki bu filler sıfatlar ve vücut benim değilmiş, böylece Rabbım ölüden diriyi çıkarıp zikirle dirilen vücutlara da böylece ölü olduklarını yani varlığın kendilerinin olmadığını anlatarak ölmeden öldürür, ölüden diriyi ve diriden de böylece ölüyü çıkarmış olur; bizzat da böylece vurgu yaparak bu fiili hangi mazharından işliyorsa o mazharın sahibi olandır demekle işte budur Allah demektedir, ham mana yönüyle Allah’ı anlatmakta hem de bunu yapan irfaniyet ve kemlatın sahibi olan olarak Rabbımı anlatmaktadır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Ehli Tevhid olan Hakkel yakin Mürşid-i Kamiller mazharından Rablarına teslim olarak ölüyken dirilip tekrar ölmeyi ve Rabbına dönmeyi nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 96. AYET
فَالِقُ الْاِصْبَاحِ وَجَعَلَ الَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذٰلِكَ تَقْدٖيرُ الْعَزٖيزِ الْعَلٖيمِ
OKUNUŞU : Fâligul ısbâh, ve cealel leyle sekenev veş şemse vel gamera husbânâ, zâlike tagdîrul azîzil alîm.
ZAHİR MANASI: O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir).
BATIN MANASI: Rabbım ölüden diri diriden de ölü çıkardığı idrakıyla ölmeden ölmekle insanoğluna tam bir kemalat ve irfaniyet ile Rabbının varlığını görmektedir, böylece vücut ülkesi de alemin merkez noktası olmaktadır ne arar ise insan da böylece kendisinde aramaya yönelmelidir. Bu idraklarla karanlığın yarılması ve aydınlığa çıkmak cehaletten irfaniyete hakka gafil iken nefsi bilmekle Rabbını Rabbını bilmekle de artık Rabbıyla Allah’ı bilmek yolunda aydınlığa ermektedir insan; gönül alemi olan vahdet alemiyle geceyi bilmekte; ruh güneş, olan gönlünde Rabbul has mazharından doğurduğu Rabbını görmekte; ay olan bu güneşin kalbe tecellisini; ve hesabın insanoğlunun iç alemi olan vahdet aleminde geçtiği ve oradaki tecellinin his ile vücuda geldiği mazharından tecelli ile kalbe yani gönüle yani idraka tecelli ettiği ve idrak edileninde bizzat yaşam halinde fillerle zuhura geldiği görülmektedir; yani siz ne kadar ben yaptım ben ettim deseniz de yapılıp edilenlerin evvela sizin gönül aleminizde olduğunu ve orada Rabbınızın varlığının mevcudiyetinin bilincinde olmanızı ve bunu Ehli Tevhidden Tevhid tahsili ile de bilerek ve görerek yapmanıza işaret edilmektedir. İşte bu hesabı bilenler evvela Rabbıyla istişare ederek hesab ederek öyle hareket ederler. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi bu ince hesabı bilerek yaşayanlardan eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 97. AYET
وَهُوَ الَّذٖى جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا فٖى ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ve huvellezî ceale lekumun nucûme litehtedû bihâ fî zulumâtil berri vel bahr, gad fassalnel âyâti ligavmiy yağlemûn.
ZAHİR MANASI : O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.
BATIN MANASI : Kara nefis arzıdır, deniz ruh semasıdır, karaların karanlığı nefsin karanlığıdır, ruh semasının karanlığı ise irfaniyet ve kemalatın dahası için açılacak olan rahmani perdelerdir. Çünkü zulmani hicaplar nefsin perdeleri, rahmani hicaplarda ruhun perdeleridir, her birini yırtan kahrı lütfu bir vechten seyreyler; bunun içindir ki insanoğlundaki yıldızlar yani sıfatlar onun aydınlığını sağlar, hayat ilim irade görme duyma kudret kelam ve tekvin insana insanı asliyesinin nasıl halk olunduğunu Tevhid tahsil talim ve yaşamıyla bildirir. Vücudunuzu bilen bir toplum kılarsanız böylece nefse arif olup Rabbınızı Rabbınıza arif olup da ruhunuzun sıfatlarınızdan nasıl tecelli ettiğini de görür iseniz işte asıl ayet olan canlı vücut ülkenizdeki Rabbınıza vakıfiyetin delillerini okumuş ve görmüşsünüz demektir. Şöyle ki Rabbınız hayat ve ilim sıfatıyla iradesiyle kudretini gösterdiği gözden nasıl filleriyle zuhura tekvinatına tecelli edipte bir fiil tekvin ediyor ise işte siz o fiilden Rabbınızın fiilimi nefsinizin fiilimi olduğunu bakışınızdaki cibilliyetten anlarsınız; edepli bir bakış mı? tecelli ediyor yoksa nefsin edepsiz bir bakışımıdır gözünüzden icraa edilen onu herkes bilip durmaktadır işte böylece nefsinizi de ayan beyan tanır, Rabbınızı da sizden sıfatlarına tecellisiyle nasıl bir icraat sergilediğini görürsünüz. Böylece Rabbınıza mı? kull olmuş yoksa nefsinizin emrinde mi yaşamaktasınız buda görülmüş olmaktadır; Zira Rabbım zaten Gözü Hakkı görmek için Kulağı Hakkı işitmek Dili Hakkı söylemek vesair bütün aza ve cevahirinizi Hakkı zuhura getirmeleri için halk eylemiştir ki o zaman ancaksın canlı bir Muhammedi olursunuz. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Hakikatı muhammediye üzere Muhammed S.A.V Efendimizin vücut ülkesindeki bütün aza ve cevahirini Hakk ve hakikatta kullandığı gibi kullanan kullarından olmayı nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 98. AYET
وَهُوَ الَّذٖى اَنْشَاَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ
OKUNUŞU : Ve huvellezî enşeekum min nefsiv vâhıdetin femustegarruv ve mustevdağ, gad fassalnel âyâti ligavmiy yefgahûn.
ZAHİR MANASI: O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.
BATIN MANASI: İnsanoğlu tek bir candan can alır, hayat ve enerji bütün mevcudatta yegane diriliği canı sağlar bu dirilikten tecellisini veren ise canandır. Bu canın karar kıldığı yer ise idraklandığı yerdir. Ne zaman ki fillerim benim değil sıfatım benim değil vücudum benim değil der o zaman karar kılar teslim olduğu yerdeki ikrarını verdiği teslimiyet kararını burada idraklı olarak yeniler idraksız teslimiyetini bezmi elestte idraklı olanını ise varlığı olmadığını sıfat zata teslim miş dediği yerde Cem makamında idrak eder; emanet bırakılma yeri ise sıfatlara büründükten sonra Rabbı o mazhardan filleriyle açığa çıkınca o mazhar sadece artık bir emanettir Ruhun hamalıdır Can olan dirliği ruhun tecellileri ve cananın zuhuru mazharın kabiliyeti nisbetinde o emanetten sergiler, kendine emanet değil Rabının emanet geçici vücududur; sonra emanetindeki emanetini Ruhunu canını çektiği zaman ise artık vücut bir hiç olmuş ruh ise Rabbına dönmüş, dönüşmüş olur, idaklı bir emanet olmanın kullluğu ile idraksız emanet olmanın kulluğu arasındaki fark bilerek kull olmakla bilmeden kull olma arasındaki fark gibidir. Rabbım bu idrak şuhud ve zevklerle karar kılan ve emanetini bilen ve ayetlerini böylece daha açık ve net anlayan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
ENAM SÛRESİ 99. AYET
وَهُوَ الَّذٖى اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجْنَا بِهٖ نَبَاتَ كُلِّ شَیْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ اُنْظُرُوا اِلٰى ثَمَرِهٖ اِذَا اَثْمَرَ وَيَنْعِهٖ اِنَّ فٖى ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
OKUNUŞU : Ve huvellezi enzele mines semâi maâ, feahracnâ bihî nebâte kulli şey’in feahracnâ minhu hadıran nuhricu minhu habbem muterâkibâ, veminen nahli min tal’ıhâ gınvânun dâniyetuv ve cennâtim min ağnabiv vez zeytûne ver rummâne muştebihev ve ğayra muteşâbih, unzurû ilâ semerihî izâ esmera ve yen’ıh, inne fî zâlikum leâyâtil ligavmiy yué’minûn.
ZAHİR MANASI : O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır.
BATIN MANASI : Yerler nefis katları gökler Ruh katları gönül semasıdır, su ilim süt ilmi ledün olan özel ilimdir, yeşillikler meydana gelen yeni yeşermeler yeni idraklardır, bunların taneleri daha tekamüle ermiş olan yeni idrak ve getirdiği şuhudlardır, hurma ise bu şuhud ve zevklerden zevkce en tatlı olanı yani tadmaya ermektir ki artık o rucu’sunu tamamlamış Mürşid-i Kamilden tecelli eden yeni zevklerdir artık o ağacın kökleri semada dalları aşağıda olan tuba ağacının meyvelerindendir o ağaç ki en üstün kemalat ve irfaniyet mazharıdır, bunu da en üstün zevkle sunun Rahman sıfatıdır işte onda en tatlı yemişler vardır bunlarda sahasına göre zevkler şuhudlar ve aşağı inildikçe ilimler olarak görülmektedir. Hurmalar en lezzetli en Marifetli olan tecellilerdir üzümler ise Hakikatin en üstün sakisinden zuhuratlardır; zeytin ise yaz kış yeşil olan daim şeriat üzere olan ahlakı hamidiyesidir; nar ise kesreti remzeder buda işte Marifetinden Hakikatinden Şeriatine olan bütün zevk şuhud ve ilmini kesrette mazharın isnad ve kabiliyetine göre ayarlayıp gram gram mazharlarda tecelli etmesidir. Her biri birbirine benzer ama birbirinden farklı denmesi ise; nasıl birbirine benzerler, ilim şuhudun içinde vardır şuhudda zevkin içinde vardır, o zevk kendisi sahasında hem şuhud hem ilmi barındırdığından bakış açısına göre benzerdirler; ama birbirinden farklıdırlar çünkü ilmin içinde şuhud yoktur görme farklıdır, ilmin görmesi var gibidir ama hakikatte görme baş gözüyle görme değil basiret görmesidir. Zevkte şuhuda göre farklıdır, görmekten mutlu olur insan ama zevk bambaşkadır, bunların meyveyken ve olgunlaştığı zaman bakın diyor, sizlerde kendinizdeki bu vakıfiyetlere ilim olarak bakın “yani henüz meyveyken” birde bunları daha kemale geldiğinizde “olgunlaştığında” şuhud ve zevk olarak bakın diyor çünkü Tevhid aynı ilimdir ama 4 kez tahsil edilir, 7 mertebeyi ilimle bitirmek 7 basamaktır. Şuhudlarıyla tekrar bitirmek 7+7 = 14 basamaktır, bunları zevk etmek 7+7+7 = 21 basamaktır, ama birde zevkten sonra kendisini alemde tekrar tecellileriyle seyreylemesi vardır ki Rabbımın işte bu da 4*7 = 28 basamaktır. İşte bahsedilen 28 mertebe de budur. İşte böylece en üstün ibreti ve Allah’ın varlığının şahitliğini ilminizi Tevhidde şuhuda zevke ve sonra sizdeki varlığın sahibi olan Rabbınızın siz dediğiniz varlık onun olunca nasıl sıfatından icraatını en üstün sergilediğine şahid olursanız ki artık “şehid Allah’u” olan; şahid olan da O’olur işte o zaman Allah’ın en üstün deliline en üstün tecellilerine mazhar olmuş olursunuz. Rabbım bildirdiği üzere Ehli Tevhidden ilim şuhud ve zevk ile Hakk’ta Hakk olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
ENAM SÛRESİ 100. AYET
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَنٖينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَصِفُونَ
OKUNUŞU : Ve cealû lillâhi şurakâel cinne ve halegahum ve haragû lehû benîne ve benâtim biğayri ılm, subhânehû ve teâlâ ammâ yesıfûn.
ZAHİR MANASI : Bir de cinleri Allah’a birtakım ortaklar yaptılar. Oysa onları O yarattı. Bilgisizce Allah’a oğullar ve kızlar da uydurdular. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır, yücedir.
BATIN MANASI : Cin insanoğlundaki uyanıklıktır, yani şey demek her şeydir tan demek aydınlıktır yani her şeyin aydınığına vakıf olmaktır şeytanlık, fakat buna neden şeytan denir bu vakıfiyeti kötü niyetiyle birleştirirse şeytan olur, bu kabiliyetini iyi niyette kullanır ise melek olur o kişi; cinlik te işte bunların süfli yani kötü cinste olup da insanları bu kötü niyetiyle çarpanlardır; bunlar bazen insanları Allah ile din ile kandırıp çarparlar bazen para gösterip avcuna almakla çarparlar bazen de kadın ve şehvet olan dünyadaki başka sevgilerle nefse hoş gelen dürtüleri önünüze sunarak çarparlar, bunu yapanlar bu duygu ve fikirlere sahib olanlar insana benzer varlıklar ise insandır cin olan ve cinlik yapanlar; ayrıca hayalde ve zanda bir varlık düşünmemek lazımdır, çünkü aslolan varlığın neye benzediği değil içindeki letafetindeki ruhaniyetindeki duygu ve düşüncelerdir, asıl yaşayan onlardır vücutlar değişse de ayrı ayrı vücutlarda yine yaşamaya devam ederler, yani dün en yakın komşunuzdur size cinlik yapan bu gün ise bazı yakın arkadaşlarınızdırlar, işte bunların bedenleri görünüşleri veya isimleri önemli değildir yaptığı işlediği fiile göredir esması; hile ve üç kağıt yapan birisi ismi fethi bile olsa o fethi değil dolandırıcı esmasını alır, aynı kişi yalanda söylerse yine asıl ismi fethi gibi görünse de o yalancı esmasını alır işte bunun gibidir, ismi ne olursa olsun cinlik yapanlara manen cin denir. Birde bunun yanında tecelli eden zata oğul ve kız diye manen evlat uydurması ise mülkünde kendisinden başka varlık olmayan mutlakıyetindeki haliyle Allah yalnız Allah esmasına mazhardır o Zatıyla mevcuttur, sonra sıfatlara tecelli eylediğinde girdiği kaba göre esma alır ve bu halkiyet yönüyle çoğalmanın görüldüğü yerdir, yani ikilikte ve kesretedir oğul ve kızlık yani evlat yani çoğalma, oysa Âhadiyetinde Mutlakıyetinde birdir. Allah kıyambinefsihi nefis sahibidir nefis sahibi olduğu yerde yani Sıfatlarına tecelli ettiği yerde Allah anne ve baba esmalarını aldığı; o mazharlarına büründüğü, girdiği kablardaki yerde o mazharlardan tecelli ettiği yerde ancaksın evlat sahibidir bunada Allah evlat sahibidir denmez anne ve babanın evladı denir; çünkü şekil değişince esmada değişir, böylece çoğalmasını bu sıfatlarından kullarından yapar Allah’lığıyla yapmaz burası Rububiyetine indiği yerdir. Rabbım Âhadiyetinden Uluhiyetine, Uluhiyetinden de Rububiyetine inerek; bir yüzüyle Rubiyetinde Rablık yüzüyle irşad ve terbiye edendir, Rububiyetinin kulluk yüzüyle de irşad ve terbiye olandır, bir elbisesini kullarına giydirmiş irşad olmakta bir elbisesini de yine kulları araından kabiliyetlilerine Mürşid-i kamillerine giydirmiş o mazharlardan da irşad ve terbiye etmektedir. İrşad edende irşad da irşad olanda birdir. Rabbım kendisini layıkıyla bilmeyi bu aciz mazharlarına Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
