ENFAL SÛRESİ 1. AYET
يَسْپَلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَاَطٖيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
OKUNUŞU : Yes’elûneke anil enfâl, gulil enfâlu lillâhi ver rasûl, fettegullâhe ve aslihû zâte beynikum, ve etîullâhe ve rasûlehû in kuntum mué’minîn.
ZAHİR MANASI : (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”
BATIN MANASI : insanoğlunun en büyük ganimeti varlığıdır, bunu kendisine nisbet eder ise nefsi; nisbet etmez ise Ruhduur; Allah ve Resulu olan elçiliğini yapan sıfatları ve bu sıfatlarla da açığı acıkan Rabbımdan başkası değildir bu vücut ülkesinde denmelidir. Bunun için bu varlığını ganimet bilip kendi nefsi için kullananlar Allah’a karşı gelirler, çünkü muradı ilahiye de bu kulak Hakkı işitmek bu göz Hakkı görmek bu dil Hakkı konuşmak vesair bütün aza ve cevahir yani vücudun tamamı Hakkı zuhura getirmek için var edilmiştir. Bilinmekliğini görünmekliğini ve olunmaklığını murad eden Rabbımdır, şimdi Rabbım bunca hazinenin sahibi iken dün gizli olan bu gün açığa çıktıkça bu hazineden ganimet paylaşmak ancaksın kural ve esaslarına göre olmalıdır, birincisi sultanla muharebeye girilmelidir, ikincisi ganimetler beytül mala bırakılmalıdır, bunlardan üçüncüsü gazilere taksim olunmalı ve dördüncüsü harbden çıkıp sonunda da beşincisi olan kafir olunmalıdır. Bu gün sultan olan Mürşid-i Kamillerdir. Onlarla muharebe senin eski bilişlerinin ile Hakk ve Hakikat idraklarının savaşmasıdır bu evvela ilimle olur sonra şuhudla sonrada zevkledir ve sırtın yere gelene dek sürer; ganimet varlığın ise senin kendine nisbet ettiğin Efalin Sıfatın ve Zatındır, bunlarda Tevhid ilmi üzere Fena mertebelerinde Fillerin Failini Allah’a, Sıfatların Mevfsufunu Allah’a Vücudun da Mevcudunu Allah’a nisbet etmekle ganimet mallar beytül mala bırakılmış olur; sonra kişi ise bu harbden gazi olarak çıkar ve artık varlık sahibinindir tekrar gaziliğe erişenler Allah’ın Zatıyla Zatlanır, Sıfatlarıyla Sıfatlanır ve esmalarınca isnad ve kabiliyetleriyle Filler o mazharlardan zuhura gelir; sonunda Harbden çıkar artık muharebe kalmamıştır, mülkünde kendisinden başkası yoktur, gerek vücut ülkesinde Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da esma alarak Filleriyle açığa çıkandır Rabbım. Daha sonrada kafir olunmalıdır; birliğe erdikten sonra halkın bildiği gibi bir kafir olmak zaten mümkün olmayacağından bu mana kafirin batın manası ilmi ledün manasıdır; bu ise örtücü manasıyla ifade edilen bu Hakk ve Hakikati örtmektir, gerektiğince nasibkar ve istekli olanlara açmak diğerlerine ise örtmektir. Bunun için bilen değil mutlaka gören arif Hakkel Yakin bir Mürşid-i Kamil, Zatiyyun bir veli mazhariyeti ile bu şerh açığa konulmalıdır. Rabbım bu ayeti kerimede ve sureyi nüzulde belirttiği gibi bütün insanlığa kendisine nisbet ettiği varlığı ganimeti olan bu vücudunu nereye teslim edeceğine işaret ederek Allah ve Resulunu göstermektedir. Bu gün Allah zat yönüyle her varlıkta tecelli edendir Resullük yönüyle de bu gün kü Muhammedii mazharlarından irfaniyet ve kemalatıyla açığa çıkan ve kullarına ganimetlerinin teslim edileceği yeri gösterendir, dün nasıl ki Muhammede tabi olan Allah’a tabi ise bu günde kim ki Muhammediliğini buldu o mazharlardan yine tabi olunacak olan Rabbımdır. Rabbım en kısa zamanda bütün insanlığa ganimet malları olan varlıklarını Allah’a teslim etmeleri olan Fena idraklarını; görerek itikadlarıyla tamamlayıp amel ve muamele güzelliğiyle kendilerindeki Rablarına tabi olmayı en kısa zamanda da güzel ahlak sahibi olmayı böylece tüm insanlığa ihsan eylesin inşallah. Amin.
ENFAL SÛRESİ 2. AYET
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذٖينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ اٖيمَانًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
OKUNUŞU : İnnemel mué’minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet gulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim âyâtuhû zâdethum îmânev ve alâ rabbihim yetevekkelûn.
ZAHİR MANASI: Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.
BATIN MANASI: İnsanoğlunun imanının artması için mutlaka görüyormuş gibi bir imanla değil; bilerek ve görerek iman etmesi ile mümkündür, bu da Enfal Sûresi 1. Ayeti Kerime’deki ganimetleri olan kendisine nisbet ettiği Fillerin Sıfatların ve Vücudun kendisinin olmadığı Allah’a ve Resulüne ait olduğudur, yani bu vücut sizin değil ise Rabbınızın olur Rabbınızın olan vücut ülkesinde Sıfatlarına tecelli eden Rabbım aza ve cevahirinden cibilliyeti düzgün Fillerle zuhura gelir ise o zamanda siz denen mazharlar Muhammedi olursunuz ve böylece mülkünde Allah ve Muhammed’den başkası kalmamış olur, Allah kemale gelmiş insan vücudundaki bu idrak ve kemalatına aşıktır O’na Muhammed der. İşte kalpleri ürperten ayetler bunlardır, çünkü ayet demek delil demektir, insana da Allah’ı bildirecek en büyük deliller Tevhid ilmi ile öğretilen Efal delili olan Fiillerin senin değil, Sıfat delili olan Sıfatlar senin değil, Zat delili olan vücudun senin değildir, delilleridir; insan böylece canlı bir ayettir kendisine en büyük delil aslına en büyük delil Rabbına en büyük delil aslıdır. Bu ayetler bu deliller şuhud edilince iman artar yani hayal ve zandan kurtulur görüyormuş gibi değil; bizzat görerek iman ederler, çünkü her varlıkta Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da esma alarak Filleriyle zuhura gelen Rabbıdır. Rabbım böyle canlı delilleriyle kulu ile Rabbı arasında başka bir varlık olmadığını mülkünde kendisinden başka olmadığını bu yakinliğe eren her kulunun Muhammedii olduğunu müjdeler. Rabbım en kısa zamanda bütün insanoğluna ganimetlerine bakıp bunları idraken şuhuden ve zevken sahibine verip Rabbımızın nasıl bizlerden kendisini seyreylediğinin şahidi olmayı ve böylece Allah kulundan nasıl şahidliğini yaptığının hakikatine; ayetlerindeki hakikatlerinde sırlarına ermeyi nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 3. AYET
اَلَّذٖينَ يُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
OKUNUŞU : Ellezîne yugîmûnes salâte ve mimmâ razagnahum yunfigûn.
ZAHİR MANASI : Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.
BATIN MANASI : Namaz müminin miracı miraç ise Allah ile görüşmektir, nasıl ki ganimet malları sahibine vermenin Tevhid ilmindeki Fena Mertebelerinin idrakları olan Fiillerim benim değil, Sıfatlar benim değil, Vücudum benim değil dedikten sonra anladılar ki bu varlık benim değil; böylece bu varlık sahibinin olunca dilinden ayetleri okuyan manalarıyla konuşan kıyamda ayakta duran, rükûda eğilen secdede başını yere koyanın kim olduğunu görmüş olursunuz; işte nasıl ki ayetlerin yarısını kulu diliyle söylüyor ve aynı dille cevap veriyor ise işte artık o vücut ülkesi tanıdığın bildiğin ve filleriyle icraatını gördüğün Rabbının olmuş olur ve böylece Allah ve Resülünün olan o ganimet varlık böylece Allah yolunda olur ve o yolda o mazhardan bildirilenleri de irşad ve terbiye den mazharı olarak kendilerinden taleb edenlere yani Rabbından talep edenlere; Rabbının mazharından vermesiyle Allah yolunda harcayanlardan varlığını harcadığı gibi Allah’ın Muhammedilere ikram edeceklerini de harcayan layıkıyla açığa çıkaran; layık kulu layık mazharı en güzel Muhammedilerinden olurlar. Rabbım en kısa zamanda cümle Ümmeti Muhammede ganimetlerini verip miraç etmeleri ve nasıl kendinden kendine görüştüğüne şahid olmalarını; onlardan şahid olanın Rabbı olduğunu görmeyi nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 4. AYET
اُولٰئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرٖيمٌ
OKUNUŞU : Ulâike humul mué’minûne haggâ, lehum deracâtun ınde rabbihim ve mağfiratuv ve rizgun kerîm.
ZAHİR MANASI: İşte onlar gerçekten mü’minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.
BATIN MANASI: İşte varlık ganimetlerini verip hakkın varlığıyla var olan kullar mazhariyeti itibariyle Allah’ın mertebelerinin zuhuru için kulluk yaparlar, Muhammediliğini bulan mazharlarının âdemiyet ve Allah’ın hüviyet ve eniyetini cem etmesi itibariyle uluhiyetinin zuhuruna, Rububiyetine tecellisi ile henüz esma almamış haliyle Hakk makamının zuhuruna “beni gören Hakk gördü” buyrulduğu gibi; sonunda da nüzul mertebelerinden Rubibyetinin Rablık yüzü olan irşad ve terbiye eden olarak “hicr sûresi 29. Kerime gereği” ruhumdan ruh üfürdüm dediği mazharı olması hasebiyle de Rubiyetine mazhariyetine layık kullarıdırlar; bu mertebeden sonrası ise bu mertebe ve makamlarına mazhar olmanın yarışı olan Kulluk yüzündeki irşad aşamalarıdır, bu aşamalarda nuzülen Ruh mertebeleri urucen de nefis mertebelerince görülmektedir. Rabbım işte şöl kimseler olarak buyurduğu müminlerini arifi olduklarından Allah esması anıldığında bizzat kendi mazharlarından zuhura gelen Rablerine şahid olduklarından yakinen Allah adı anılınca kalpleri ürpermekte ve Efal Sıfat ve Zat ayetleri delilleri bildirildikçe de görerek imana geçtiklerinden imanları artmakta yani kavileşmektedir, ilmel yakin imandan şuhuden imana aynel yakin imana ve yakinen yaşama geçmişlerdir. Öyle dem olur ki vücut ülkelerinde artık iman bile mat olur, çünkü Zatı Hakk’a erişmek artık imanı mat eder. Rabbım bu demleri yaşamayı en kısa zamanda bütün Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 5. AYET
كَمَا اَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّ فَرٖيقًا مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ لَكَارِهُونَ
OKUNUŞU : Kemâ ahraceke rabbuke mim beytike bil hagg, ve inne ferîgam minel mué’minîne lekârihûn.
ZAHİR MANASI: Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mü’minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.
BATIN MANASI : Rabbım Mürşid-i Kamilin eliyle yetiştirdiği saliklerini varlıklarının kendisinin olmadığını ganimet malları ehline vermeyi öğrenmekle bu vücut ülkesi artık kendisinin olmayınca vücut evini terk etti; yani benim değil artık bu ev dedi ve bunu bildirmek üzere topluma hiç birinizin varlığı sizin değil benim dediğin vücudunuz sizin eviniz değil Rabbınızındır olduğunu bildirmek için halifeler olarak halkın arasına çıkarılmışlardır; hakikattaki manasıyla takva olan; bu yücelik ve güzellikleri Rabbına nisbet etmekten ayrılmayanlar âdemiyetini giyip cennetten çıkarılan âdemler gibi halk arasına çıkarlar; fakat kendisine nisbet edip kelamilik yapanlar şov yapanlar kendine nisbet edenler ise cennetten kovulan ademler dir toplum arasında kovulduklarından yadırganırlar da onlar. Rabbım nefsiyle yaşayan bunca isteksiz olan insanlık alemini irşad için layık kulları olmayı ve bu yolda irşadda kullanılmayı en kısa zamanda tüm Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 6. AYET
يُجَادِلُونَكَ فِى الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
OKUNUŞU : Yucâdilûneke fil haggı bağde mâ tebeyyene keennemâ yusâgûne ilel mevti ve hum yenzurûn.
ZAHİR MANASI : Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.
BATIN MANASI : Artık Vücut ülkesindeki bu gerçek ortaya çıktımı, yani bu benim dediğin ve ganimet saydığın Efalin Sıfatın ve Zatın’ın senin olmadığı gerçeği ortaya çıktımı, gerek sende gerekse seninle birlikte bulunan aynı sohbet ortamındaki kardeşlerin ve aynı cihada baş koyanlarda bilsinler ki artık ölmeden ölmek olan idraken şuhuden ve zevken bu ölümü tadmaya sürüklenirler insanoğlu; zira zaten ayeti kerimeler de nefsin ölümü tadacağını söyler, öleceğini değil, çünkü nefis ölmez süfli ise terbiye görür, ulvi ise zevk alır yani tadar; her idrak değişimi ve mertebe ve makamlar ve dereceten her zevk bir sonrasına geçişiyle bir ölümü tattırır; bunun için vücut ülkesinde de bazı melekler bazıları ile tartışır, hafıza kendisinde olamayana ısrar eder ama hissi müşterekle kesinleşen yeni idrak ise ona ısrar etme bunu da kayda al der, son halimiz budur der; bu vücut ülkesinde böyle olduğu gibi salikler ve İhvan-ı Güzin arasında da böyledir, günümüzde nasıl mezhep ayrılıkları artık kalkmalıdır diyen üstün idrak haline diğer mezhep ehilleri itiraz etmekte oldukları gibi; fakat nasıl ki vücut ülkesinde en yüce hal kabul görüyor ise zamanla da âdemin vücudu alemin vücudu olduğundan alemde de bu haller yaşanmaya başlanacaktır. Rabbım vücut ülkesindeki selamete ererek bu halin alemde de yaşandığı Muhammed mazharlarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 7. AYET
وَاِذْ يَعِدُكُمُ اللّٰهُ اِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ اَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ اَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرٖيدُ اللّٰهُ اَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهٖ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرٖينَ
OKUNUŞU : Ve iz yeıdukumullâhu ıhdet tâifeteyni ennehâ lekum ve teveddûne enne ğayra zâtiş şevketi tekûnu lekum ve yurîdullâhu ey yuhıggal hagga bikelimâtihî ve yagtaa dâbiral kâfirîn.
ZAHİR MANASI : Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va’dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.
BATIN MANASI : Allah sözleriyle Ruhu işaret ederek nefsin tahakkümündan vücudu kurtarmak ister bu bütün vücutlar için aynıdır, yani nefsin emrinde olan vücut ülkelerinde hapsolan Muhammedin hapisten kurtulması için, Allah’ı bilmemek olan cehaletten kurtulup Arifliği ister ve emreder Rabbım, kalpte erhamer rahimliğini merhamet duygusundan, bütün insanlık için istediği bu selameti ise sıfatındaki fikiri olan Mürsel fikirden tanır ve biliriz. İşte Allah O dur ki bu duygu ve fikri daim tecelli ettiren ve buna müsait olmayan mazharlarında da farkıyla tecelli edendir. Rabbım ruhun tahakkümünün zayıf olduğu vücut ülkelerinde isteği üzere kafir olan vücudun vücudullah’ın olduğu hakikatini örtmeye çalışan nefsin tahakkümündan vücut ülkelerini ve nice vücutları en kısa zamanda kurtararak selamete çıkarsın inşallah, bütün alemdeki nefsin hükmü tecellisinin oranını %90 dan %30 lara tebdil eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 8. AYET
لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ
OKUNUŞU : Liyuhıggal hagga ve yubtılel bâtıle ve lev kerihel mucrimûn.
ZAHİR MANASI : Bu, suçlular hoşlanmasa da Allah’ın hakkı ortaya çıkarması ve batılı ortadan kaldırması içindi.
BATIN MANASI : Allah mutlak iradesinde bütün tecellilerinden kendisini seyreyler iken alt mahkemelerinde yani esfelden âlâ’ya olan seyrinde; zevkin öncesi olan şuhud ve ilim demlerinde de bazı kaideler koymuştur; oralarda da seyrine devam etmektedir fakat asıl gayeyi tasalluk ettirir iken vasıta seyirlerde yapmaktadır, gaye Allah’ın kendisini seyri iken buna kendimi bildirmem demiştir. Yani bildirmesi vasıta seyri gayesidir, aynı zamanda bildirmesiyle göstermiş ve seyreylemişte olmaktadır; bu yüzde bildirmesindeki vasıtalarının yerli yerinde olabilmesi için mutlaka her şey zıttı ile bilineceğinden Ruh yüzünden bilinenlere nefis yüzünden zıtlar eklemiştir; çünkü Rububiyetinde kulluk yüzünün seyrinde nefsiyle ve rurhuyla yaşayan demlerinin zuhuru vücuda gelmiştir, zıttıyla bilineceğinden; bunun için nefis tecellisi ile ruh tecellisi arasında hükmünü evvelden verebilmesi için aralarında bir adalet terazisi kurmuş olması ve mutlak terazininde ana gayesinin tesbiti esastır, işte bu yüzden her tecellisini yerinde görür ve seyreder iken mutlaka nefis yüzünden görülen tecellilerine terazisinde – değer, ruh yüzünden görülen tecellilerine de + değer ile nazar eylemiştir, buna nuzülen vücut ülkesinde ilimle hepsi yerinde doğru iken seyirde ise zevk dereceleriyle nazar edilmiştir. Urucen de şunları şunları yap şunları şunları yapma buyurmuştur; Rabbım bu yüzden ilimden şuhuda ve zevke urucen izlenen bir yolu anlatır iken aslı hakikatinde nuzulen hep zevkle seyreylemiş ve zuhura gelmiştir. Bu yüzden nuzulen adalet söz konusu değildir çünkü zevkin sahasında akıl barınmaz; aşkla ve zevkle bir seyir vardır ve mülkünde başkada yoktur; fakat her mazhar aynı kabiliyet üzere olmadığından uruç demindeki terazisinde de yani aklın sahasında da böylece adalet ve hakk terazisini kullanmıştır. Rabbım cümle ümmeti Muhammede en kısa zamanda Fena tahsilleri ile urucunu tamamlamayı nuzülende de Rabbının o mazhardan seyrine vesile ve vasıta olabilmeyi eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 9. AYET
اِذْ تَسْتَغٖيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّٖى مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰئِكَةِ مُرْدِفٖينَ
OKUNUŞU : İz testeğîsûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bielfim minel melâiketi murdifîn.
ZAHİR MANASI : Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.
BATIN MANASI : İtikadımıza göre Allah ayrı kulu ayrı olmaz ise aynı vücut içerisinde Rabbım zatı ila Sıfatı arasında his duygu ve fikirlerle görüşme yapar; kulu gönlündeki Rabbına yalvarır, Rabbı da kulunu selameti için idraklandırır ona melek kuvvedir, kuvve güç ve kuvvet kökünden gelir, senin en üstün kuvvetin kendinin selameti için ancaksın doğru bir idrak sahibi olmandır der; bunun üzerine kuluna 1000 melekeyi zevk ile anlatır, ilk melekem kendine nisbet ettiğin fillerini sıfırlamandır, yani bu filler benim değil demedir. “0”; ikinci melekem ise kendine nisbet ettiğin sıfatları sıfırlamandır, yani sübut sıfatlar benim değil demendir “0”; üçüncü melekem ise kendine nisbet ettiğin ben dediğin bu vücudunu sıfırlamandır, yani bu vücutta benim değil demendir “0”; işte bu Filler Sıfat ve Vücut senin olmayınca ancaksın “1” birliğe erersin işte sen yoksan ben var isem bundan daha büyük bir yardım bundan daha büyük bir kuvvet olur mu? der. İşte Allah kuluna şah damarından yakin olması diye bildirilmeye çalışılan bu varlık kul dediğin bir varlığın değil Rabbı olan Allah’ın olduğunu bildirmektir. Rabbım en kısa zamanda cümle Ümmeti Muhammede sık sık bu idrakı hatırlatarak ard arda kuvvetlice imanımızı tazeleyerek; dosdoğru idraklandırarak tenzihi imandan teşbihe ve tevhidi imana taşısın inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 10. AYET
وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهٖ قُلُوبُكُمْ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ
OKUNUŞU : Ve mâ cealehullâhu illâ buşrâ ve litatmeinne bihî gulûbukum, ve men nasru illa min ındillâh, innallâhe azîzun hakîm.
ZAHİR MANASI : Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
BATIN MANASI : Allah bütün tecelli ettiği mazharlarına kullarına müjdesi o dur ki hep o mazharlarda ulviyete idraksızlıktan idraka doğru tecelli etmek ister bunun için celal olsun cemal olsun kulu için mutlaka hikmettir, ibrettir idraklanması içindir, öyle ki başınıza bir hal geldiğinde yani bir celal tecellisiyle muhatab olduğunuzda iyi bilinmelidir ki ya bu hale muhatab olduğunuz için sizin de aynı eksikliğe sahib olduğunuzu görmenizi ister Rabbınız, ya bu olaydan bir hikmet ve ibret almanızı, yada olayın zuhura geldiği mazharın isnad ve kabiliyetini bildirmesiyle o mazhardan 3 adım geride durmanızı ister işte bunların tümü sizin irşadnız, isnad ve kabiliyetinizin gelişmesi idraklanmanız ve süfli halden ulvi hale ulvi halden de daha âlâ tecellilerine mazhariyetiniz içindir o zaman Rabbınızın niyeti tekdir bütün mazharlarında kemalat ve irfaniyeti olan Muhammedi hapis ise hapisten kurtarmak kurtulmuş ise daha âlâ tecellilerine mazhar kılmaktır, çünkü Rabbım kendisini her mazhardaki kabiliyet ile seyreder iken sevgilim dediği tecelli cemiyle de seyretmek istemektedir. Rabbım en kısa zamanda Muhammedi bir mazharı olarak seyrine mazhar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 11. AYET
اِذْ يُغَشّٖيكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهٖ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَ
OKUNUŞU : İz yuğaşşîkumun nuâse emenetem minhu ve yunezzilu aleykum mines semâi mâel liyutahhirakum bihî ve yuzhibe ankum riczeş şeytâni ve liyerbita alâ gulûbikum ve yusebbite bihil agdâm.
ZAHİR MANASI : Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.
BATIN MANASI : Bu uyku hali insanda yaşarken gözünü yumak gibi, boyun büküp tamam demek olan, ölmeden evvel ölme idrakıdır ki işte varlığının ifnasını yaşamayan hiçbir kul temizlenmiş olamaz; çünkü en büyük günah benlik günahıdır, ve sayılabilecek bütün şeytani yani nefsani vesveseler ve hataların tümüdür; işte Rahmet olan Resurullah Efendimiz mazharından yaptığı ve bu günkü Mürşid-i Kamiller mazharından görülen rahmeti de insanoğlunu idraklandırmaktır, kemalat sahibi kılmak ölmeden evvel ölmeyi öğretmekle yaşarken temizlemektir; Rabbım bu temizliği için en kısa zamanda cümle Ümmeti Muhammedi ve Muhammede ümmet olacakları irşadına vesile olacak kullarından kılsın inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 12. AYET
اِذْ يُوحٖى رَبُّكَ اِلَى الْمَلٰئِكَةِ اَنّٖى مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذٖينَ اٰمَنُوا سَاُلْقٖى فٖى قُلُوبِ الَّذٖينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْاَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ
OKUNUŞU : İz yûhî rabbuke ilel melâiketi enni meakum fesebbitullezîne âmenû, seulgî fî gulûbillezîne keferur ruğbe fadribû fevgal ağnâgı vadribû minhum kulle benân.
ZAHİR MANASI : Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu.
BATIN MANASI : Âlemde ve âdemde Rabbım Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da esma alarak Filleriyle zuhura gelir. Her ayetin bir zahiri birde batını vardır, zahiri zahire göre okunmalı ve zahiren değerlendirilmeli, batını da batına göre yerine konmalıdır; Zat tecelli ettiği melekeleri olan Zat, Subut ve Selbi Sıfatlarına hitaben; çünkü her birisi melekedir kuvvedir; Tecelli Eden Zat diğerleri ise hepsi vehdeten kesreten ve tevhiden yerine göre Sıfattırlar. Bunları ve hükmümü ve seyrimdeki esasımı idrak için sebat edin buyurmakla; devran devam etmekte ve seyri şanı olan bu demdeki gibi de devam ettiğini belirtmektedir Rabbım; kafire işareten zahiren inanmayan olduğu gibi, manen de küfrü yani zıtlarını tercih eden olduğu gibi aynı zamanda da örtücü olandır yani bu hakikati örtenlerdir, bunlarda ikilikte olan ve idrak ve şuhudsuz mazharlarıdır; ama yine de yerinde doğru ve zıttıyla bilenene hizmet etmektedirler, çünkü seyri esfel olsun âlâ olsun, celal olsun cemal olsun bi tamamdır Rabbımın; ulviyeti bildiren tecellisine süfli olana nasıl davranacağını bildirmekle Bizatihi Zatıda niyetini ortaya koymakla emrettiklerini yapmakla nehyettiğinden de kaçmakla örnek kıldığı Resûlu Ekrem Efendimiz mazharındaki gibi, her ne kadar bütün tecellileri yerinde doğruda olsa da devranı bu yönde devam ettirmekte olduğunu bildirmekle süfliyeteten ulviyete doru devam edildiğini göstermektedir. Bunun içinde nasıl boyunlarının üzerini olan başlarını ve başa işaretle fikirlerini vurun derken bir Mürsel fikrin diğer bütün fikirleri nasıl posasında erittiği gibi diğer fikirleri de vurup yerle bir etmektedir. Zira bu ayeti kerime teşbih ayeti olamasa idi, başı vurulanın ayrıca parmağını kesmeye ne gerek kalırdı diyede düşünmek lazım; işte manen böylece ellerine işaretle fillerini de bu hal üzere kılmayı bildirmekle, zira fikirle zikri bir olduğu üzere zaten fikri değişenin zikri de değişeceğinden yani işlediği filleri de değişeceğinden parmakları da artık hakka hizmet etmeye yani bütün filleri de süfliden ulviye tebdil edilmeye devam edecektir. İşte âdem’de bu hal nasıl ise bu günde alemde süfliyete hizmet etmeye çalışan maddeyi manaya tercih eden küdüsü kaldırıp bütün dinleri paraya tabi kılmaya çalışan dünkü beniisrailoğlu olanlara siz ne derseniz deyin bu alem esfeli safilinde âlâyı illiyûna doğru seyredecek çünkü ben en güzel biçimde yarattığım ademi seyrime esfelden başladım âlâ ya doğru devam edeceğim demekle Allah iradesinin karşısında diğer iradelerinde hükmü olmayacağını bildirmektedir. Rabbım bildirdiği üzere vücut ülkemizde safımızı belli ederek en kısa zamanda ulvi tecellilerine mazhar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 13. AYET
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ شَاقُّوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعِقَابِ
OKUNUŞU : Zâlike biennehum şâggullâhe ve rasûleh, ve mey yuşâgıgıllâhe ve rasûlehû feinnallâhe şedîdul ıgâb.
ZAHİR MANASI : Bu, onların Allah’a ve Resûlüne karşı gelmelerindendir. Her kim de Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse bilsin ki Allah’ın cezası şiddetlidir.
BATIN MANASI : Allah ve Resulüne karşı gelmek vücut ülkesinde nasıl bilinmeli ve yaşanmalıdır. Allah vücut ülkemizde tecelli edendir; tecelli eden tecelli edişiyle vücut ülkesinde his duygu ve fikirlerle kendini gösterecektir. Tecelli etmeden evvelki hali la teayyundur yani tecelli etmemiş halidir; Zatı zatımızdır, özü özümüzdür; O öz bu şekil olan insan halini alınca bu mazharına hakkın halk yüzü diyerek kulluk mertebesinde kullanmakla kulunu tecellilerine karşı isnad ve kabiliyetlerince mazhariyet libasıyla bezemiştir. Bu elbise içerisinde duygularımızın ve fikirlerimizin ortak idraka hissi müşterekle hareketine binaen fillerimiz zuhur etmektedir. O zaman vücut ülkesinde Allah’ı nasıl yaşamalıyız; ve eğer yaşamz isek de nasıl yukarıda ki gibi karşı da gelmiş oluruz; evvela Allah’ı şah damarından daha yakin, yani fiziksel vücudun madde yapısından daha yakin nasıl yaşamalıyız; örnek verecek olur isek nasıl ki Ebubekir-i Sıddık r.a Efendimizi sıddıkiyet duygumuzdan tanıyor isek; Allah’ı da yakinin yakini olarak ruhaniyet yönümüz olan duygularımızdan merhamet duygusundan tanırız; Erhamerrahimin demek merhametlilerin en merhametlisi demektir, kalbinize gönlünüze idrakınızı ilimden sonra hallenmiş hal ve makamınıza hitaben yaşarken bu gün hangi mazharından en merhametli kalbe gönüle sahib ise O mazhardan zuhuratlar o derece üstün olacaktır, fakat Zatın açığa çıkar iken birde Sıfat tecellisi gerekmektedir. Yani bu merhamet duygusunu hangi fikirle açığa çıkarmamız gerekmektedir. Çünkü Zat yönümüz aşk yönümüz sıfat yönümüzde akıl ilim yönümüzdür, Bu da Resurulu Ekrem Efendimizi diğer peygamberlerden ayıran en üstün özelliğinde gizlidir; Peygamber kelimesi farsçadır, onun için Allah’ın Elçileri, Nebileri ve Mürselleri vardır, bunlardan en üstünü Mürsel fikre hizmet edendir. O’da diğer peygamberlere göre farkı şudur, diğer peygamberler kavimlere Rahmet iken Mürsel olan Peygamberimiz ise Alemlere Rahmettir, yani bütün İnsanlığa bütün Hayvanata bütün Nebadata ve bütün Cemadata Rahmettir yalnız insanlara merhametli değildir, çünkü bu merhamet duygusu ancaksın bütünü sarar ise dışında en ufak bir merhamet edilmeyen zerre bırakılmaz ise ancaksın Mürsel fikir olur; yoksa 3 kişiyi 5 kişiyi sevmek bir Cemaatin yalnız kendi ihvanlarını sevmesi yada bir Tarikatın yalnız kendisini sevmesi Mürsel fikirle bir sevme değildir, kavimlere indirilen bir peygamberin kavmini sevmesi gibidir, Resurullah efendimizin kalbinden bir cüzdür ama ona layık ümmet olmuş değildir o kalpler; işte o zaman Mutlak Zatına Mutlak Sıfatı olan Mutlak Fiilide farkıyla bu duygu ve fikri ebediyen yaşatan ve esfelden âlâ’ya bunun seyri için devranen tecellisine devam eden Rabbımdır, bu aciz mazharları da denizden birer damla ise işte bu duygu ve fikirle aşklanmadıkça Allah ve Muhammedi yakinden daha yakin hissetmek ve yaşamak mümkün değildir. Çünkü dünü bu güne getirmek o an bu andır demektir, ve dünkü Rabbımı Elçisinden Tanımakta bu gün aynı hisle hislenmek aynı duyguyla duygulanmak aynı fikirle fikirlenmektir, böylece ancaksın görürüz ki zikrimizinde fiillerimizinde bütününün cibilliyeti düzgün olmuş olacaktır. Ve Tevhid üzere de anlarız ki Fena ve beka tahsilimizle bu ben dediğimiz varlık bizim değildir, içerisindeki ruhaniyet olan hayat ve enerjisiyle his duygu ve fikirlere dönüşerek fillerle zuhura gelip kendisini seyreden Rabbımdan başkası da bu vücut ülkesinde kalmamış olur işte tıpkı Resurullah Efendimiz gibi hissen duyguen ve fikren bu yakinliği yaşayan bütün vücutlar Muhammedidir. Rabbım en kısa zamanda bütün İhvan-i Güzine ve İslam-ı Mübine bu hissiyat duygu ve fikirlerle daim yaşamayı Tevhid üzere bilerek ve görerek böylece Rabbına layık kull olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 14. AYET
ذٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَاَنَّ لِلْكَافِرٖينَ عَذَابَ النَّارِ
OKUNUŞU : Zâlikum fezûgûhu ve enne lilkâfirîne azâben nâr.
ZAHİR MANASI : İşte şimdi siz tadın onu! Kâfirlere bir de cehennem azabı vardır.
BATIN MANASI : İşte tatmak tıpkı nefsin ölmesi değil ölümü tadmasındaki belirtilen idraklanma hissetme duygunuzdan görme ve fikretmekten ibarettir. O zaman bir önceki ayetteki gibi kalbiniz olan gönlünüzün idraklanmamış halini duygularınızdan merhametten uzaklaşmış halini ve fikrinizin Mürsel olmayışını tadmak nedir; işlediğiniz bütün fillerinizin zıtlarını işlemeye ve onların sıkıntılarını yaşamaya başlamanız demektir, kul mükafatını da hemen alır cezasını da hemen alır; fakat idraklar kör olduğundan bunu hemen göremezler çok perdeliler göremeden vefat ederler, biraz perdeliler gençliğimdeki hatalarımdır derler, az perdeliler ise geçen gün yaptığımdandır derler, arifler ise bir nefes haktan ayrıldı mı? hemen ayrıldım diyedir derler; işte irfaniyet ve kemalat mazharları kalpten uzaklaşan en üstün merhamet duygusunun ve bütünün selametini isteyen Mürsel fikrin vücuttaki zirvesinden aşağıya indikçe merhametin yerini şüphe, şüphenin yerini azalan merhamet yani artık bazen yaptığı iyilik, bununda azaldıkça yerini cümrilik cimriliğin yerini de körelen kalpte öfke ve zamanla zülüm alacaktır, işte bir “erhamerrahimin” ile zalim arasındaki fark kişinin Allah’a olan uzaklık mesafesi gibidir; Mürsel fikirde öyledir, siz bütün mevcudata aşık iken, zamanla kendi dininize yada milletinize mensub olanları seversiniz, körelen kalbin eksiği ile ülkenizdeki inananları ve ailenizi, daha da azaldıkça kendiniz ve hayaldeki Rabbınızı ve ailenizi derken körelen kalp artık nefrete ve öfkeye girdikçe de ailenizi de zamanla kendinizi de üzmeye başlayacaksınızdır; işte Rabbımın tadın dediği azabı çekin dediği yaşayın dediği cehennemi, süflide olsa ulvide olsa kalbi ile aklı arasındaki kabullenişi ve bunun zirvesine olan imandır; kişi böyle tadar ne tadmak isterse aşkı da budur kahrı da; siz aşkı ve merhamet ile Mürsel fikri tercih edin; işte bu hali terk ederseniz sonu bellidir devam ederseniz de sonu bellidir. Rabbın en kısa zamanda bütün insanoğluna İsra Sûresi 14. Ayeti kerimede buyurduğu gibi nefis kitabı olan vücut ülkesini okumayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 15. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِذَا لَقٖيتُمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْاَدْبَارَ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ legîtumullezîne keferû zahfen felâ tuvellûhumul edbâr.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler. Savaş düzeninde iken kâfirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın).
BATIN MANASI : Arka dönmek vücut ülkesindeki tecellilerin cibilliyetlerini görmemek yada gördüğü halde idrak etmemek bilmek kadar bir idrakle yetinmek onlara arka dönmektir, aslı hakikatinde nefsin bir süfli fiili görüldüğü zaman hemen Ruh yönümüz olan “Rabbül hasımızla” hissiyatımızı duygularımızı mutlaka etki altında bırakmalıdır, örnek verecek olur ise pişmanlık bilgi olarak yaptığının yanlış oluğunu bilmektir bunun sadece bilgi olarak kalması vücudu nedamet duydurmaz ve pişmanlık hisleri ve duyguları harekete de geçirmediğinden bu nedametten vücutda istifade edilemez, bu hal ruhsuz bedenin halidir, Rabbım işte vücuttaki süfliyet ve ulviyetin nefis ve ruhun güzel ve zıtlarının halleri çarpışır iken siz bu halleri sadece bilgi seviyesinde bırakmayın sırt dönmeyin onlara yoksa sizi alaşağı ederler diye bizlere bildirmektedir. Bu hal zahirende böyledir zahir savaşta da bu gün dünya kalplerinde nefsi galip gelip körelen kalplerle zülüm yapan ellerinde maddi güçleri de bulunan ve fitnenin yeryüzündeki ana sebebi olan; küdüsü dahi yıkmak ve dinler üzerinde bir para imparatorluğu kurup tıpkı haşa güç paradır buna iman edin deme gayesinde olanlara karşıda sırt dönmemek gerekmektedir; gerek komşularınızdan ruhsuz olanlara tepkisiz kalmak olsun gerekse toplumda duyarsız kalpsiz ve merhametten yoksun yaşayanları görmezden gelmek olsun gerekse dünyada büyük bir tezgah kurmaya çalışanlara karşı tepkisizlik olsun bunlar işte hem zahirde sırt dönmektir hem de vücut ülkenizdeki gibi olup bitenlere duygusuz ve hissiz duyarsız davranmaktır. Rabbım Ruhsuz bir vücudun cesetten farksız olduğu idrakıyla ruhsuz bir vücut olmaktan Rabbımızdan bir an bile ayrılmaktan cümle Ümmeti Muhammedi muhafaza eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 16. AYET
وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ اِلَّا مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ اَوْ مُتَحَيِّزًا اِلٰى فِئَةٍ فَقَدْ بَاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَمَاْوٰیهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصٖيرُ
OKUNUŞU : Ve mey yuvellihim yevmeizin duburahû illâ muteharrifel ligıtâlin ev mutehayyizen ilâ fietin fegad bâe biğadabim minallâhi ve meé’vâhu cehennem, ve bié’sel masîr.
ZAHİR MANASI : Savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için çekilme, ya da diğer bir birliğe katılmak durumu hariç- böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah’ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!
BATIN MANASI : Hem vücut ülkemizde hem de alemde durum aynıdır, bizdeki düşmanlık kemalatımıza göre her türlü ikilikten kurtulamamak nefsin Ruha perdesi ve Allah’ı bilmemek cehaletidir; düşmanlığıdır; bunun için nefisle kolkola gezer iken yüzümüzü Rabbımıza idraken dönebilir isek ve bir Mürşid-i Kamile bende olabilir ve nefse dirsek çıkabilir isek; o zaman ilk ders olan zikir telkin edilince artık savaş başlamış ve taktikler de gerekmiş olacaktır; böylece nefiste kendi takdiği olarak saldırmakta ama siz üç adım ilerliyor bir adım geriliyorsunuzdur, işte bu hali devam ettirin ki galip gelin diyor Rabbım; saldırıda başarı devam ettikçe ve netice aldıkça bu devam ettirilmelidir, bu durum yine zikirden netice alan vücudun Tevhid-i Efal telkin edildiğinde yine cehaletine savaş açan bir salikin Rabıta ve şuhudlarını idrak zevk ve yaşamı için yine 3 adım ilerleyecek bir adım geriye de düşse devam etmesinin tavsiyesidir, ve yine Sıfat telkini ve Zat telkinlerinde de bu durum böyledir; ne zamana kadar taki galip gelinceye kadar; nefsi olan, Efalini Sıfatını ve Zatını ifna edince Fena edince o zaman galib gelir, galip gelende Rabbı olur; işte bu vücut ülkesindeki durum da canlı olan ayeti olan Rabının en güzel açığa çıktığı ve en üstün yaradılan mazharı olan insanın taptaze capcanlı bir ayet ve delil olduğuna işaretle âdemin vücut ülkesindeki halin alemde de görülmesine işaret etmektedir, işte günümüzde de gerek zahir savaşlarda netice alındıkça mutlaka nasıl ısrarla devam edileceğine işret etmekte ve muzaffer oluncaya dek ebediyen süreceğine işaret vardır, nasıl ki 7 mertebeyi ilimle tahsil şuhudla idrak ve zevkle yaşam etmenin 3*7 nin 21 ettiği gibi artık bu vücut ülkesinde olanların alemde de her mertebedeki seyri de 7 olmalıdır işte o zaman 21+7 = 28 olan asıl meratib tamamlanmış olur, işte aslı hakikatindeki bu meratibinde dünyada tesadüf olmadığı gibi her şeyin bir hesap dahilinde olduğu gibi gerek ülkemizdeki 7 bölge de gerekse dünyadaki 7 kıtada muzaffer olacak olan islamın mücadelesi de vücut ülkesindeki aynı aşkla devam etmelidir. Bu kuldan görünse de aşk sahibinindir, Rabbımızın da kullarına verdiği müjdede budur, yeryüzünden fitne bitinceye kadar onlarla mücadele edin denmesi içerisinde müjdeyi de getirmektedir; fitne bitinceye kadar demek; mutlaka bitecek demektir. O zaman vücut ülkesinde nasıl ki fitne olan ikiliğin bitmesi olan biz ayrı Allah ayrıdır deyip nasıl Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmakla vücut ülkemizdeki fitneyi bitirmeyi öğrenmiş ise âdemoğlu, alem içinde bu tahsilin daimliği ve aşkla beslenmesi ile peyder pey devam etmeli ve muzaffer olmalıdır; bazı mazharlarının ise gökyüzü olan gönül semasından yani iç alemlerinden çıkmaması ise ikilik ve gayriyetin yeryüzünde bitse de irşad için gökyüzünde görünmesi ve böylece selamete hizmet etmesidir. Yani nefis ölmemiş amma terbiye edilmiş olur işte sen ne isen alemde odur der ise insanoğlu bunu Rabbı için kulluğun ihtizası için Mürsel bir peygamberin ümmeti olduğu içinde aşkla yapmalıdır. Rabbım en kısa zamanda bütün kalplerdeki hilkatını zülümden merhamete fikirlerdeki tebdilini de kendini sevmekten bütün alemi sevmeye tebdil eylesin inşallah Amin.
ENFÂL SÛRESİ 17. AYET
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰى وَلِيُبْلِىَ الْمُؤْمِنٖينَ مِنْهُ بَلَاءً حَسَنًا اِنَّ اللّٰهَ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Felem tagtulûhum ve lâkinnallâhe gatelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ, ve liyubliyel mué’minîne minhu belâen hasenâ, innallâhe semîun alîm.
ZAHİR MANASI : (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : İşte bu ayeti kerimeye nasıl ki yıllardır ehli olmayanlarca tam hakikatıyla, idrak şuhud ve zevkiyle Muhammedi bir idrakla bakılamadıysa, bu… zamanın tenzihten teşbihe teşbihten de tevhide geçmenin bütün bir alemce geldiği zaman olduğu içindir, işte bütün Peygamberlerin atası olan ve bütün dinlerin atası olan hakikatte Musevilerin İsevilerin ve Muhammedilerin de Peygamberi olan Mescid-i Aksa’da Rabbımın dostum dediği Kabe-i Muazzama da ayak izi ile bizlere Allah’a ulaşmanın bu ilmin izinden gitmek olduğunu Rabbımın eli ile işaret edenler, İbrahim A.S’ı ve ilimlerin atası olan Tevhid ilmini işaret etmektedir, ve işte o zaman ancaksın sen atmadın ben attım demenin hakikati anlaşılmış olsun; işte Tevhid ilminde Fena Mertebelerindeki Fena-i Efal’in Fena-i Sıfat’ın ve Fena-i Zat’ın idrak şuhud ve zevkleri bu varlığın bizim olmadığını Mutlak Zatın Sıfatları olan Sübut Sıfatlarıyla esmalar almış bunca Filleri olan halk edilenler olan bunca kullarından icraatını yapanın işte böylece her varlıkta nasıl Zatından Sıfatlarına Sıfatından da esmalar alarak Filleriyle zuhura geldiğine şahid olacaktır. Mümininde imtihanı varlığıdır, benliğidir, çekil ki aradan kalsın yaradan bu imtihanı ver ki sen yoksun O var olduğunu göresin. Rabbım en kısa zamanda zaten mülkünde kendisinden başka olmadığı gibi İlm-i Ezeliyede de nasıl ve neyi ne zaman zuhura getireceğinin sahibi olduğundan Tecelli edendir bütün kulları Sıfatları Mazharları ise zamanı gelipta zuhura geldikçe tecelli olunanlardır, işte Tecelli Edenin Tecelli Olunandan görünüşü ile zuhuru ile Tecelli yüzü ile görmek her mazhardaki kabiliyet ile onun Cemalini Seyirdir ve bu gün ne yaptığını bu demde kullarından zuhura gelişi ile seyirde gerçekleşmiş olacaktır, işte böylece Rabbım gerek Muhammedi mazharlarda nefisle mücadelede bizden zikreden ve nefse oklarını atarak mağlup eden olduğu gibi; alemde de bu gğn savaşanlardan adı Ahmed ve Mehmed olanlardan oku da atandır; atmaya da devam edecek olandır; Rabbım Ruh birliği içerisinde Rabbımda baki olmayı ve bu zevkler ile zevkiyab olmayı cümle Ümmeti Muhammede ve Muhammede ümmet olacak olanlara da nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 18. AYET
ذٰلِكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِرٖينَ
OKUNUŞU : Zâlikum ve ennallâhe mûhinu keydil kâfirîn.
ZAHİR MANASI : İşte durum bu: (Allah, mü’minleri güzel bir şekilde dener). Bir de Allah, kâfirlerin tuzağını zayıf düşürendir.
BATIN MANASI : Enfâl Sûresi 2. Ayeti kerime’de buyrulduğu üzere; “Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.” Ayetler okunduğunda imanın artması inancın artmasıdır idraklanmaktır; sizler nasıl ki Fillerim benim değil, Sıfatlar benim değil, Vücudum benim değil dediğinizde Zaten bu vücudun Rabbımın olduğunu Sıfatlarına tecelli eylediğini oradan da esmalar alarak Filleriyle açığa çıktığını görürüz, o zaman hayal ve zandaki bir Rabba iman ederken bizzat sana senden yakîn olan yani sen dediğin varlığın sen değil Rabbının olduğunu görmek; işte Adını anınca kalbinin ürpermesidir, yani bana benden yakîn olandır; bu demden sonra sen değil “oku atanın” kim olduğunu yani kulağından işitenin gözünden görenin dilinden söyleyenin elinden işleyip ayağından yürüyenin kim olduğunu görürsün; bunu gördükten sonra denenmeye devam etmesi ise Allah’ın olan bu halin bu elinden dilinden işlenen yücelik ve güzelliklerin hala kendine nisbet edilip edilmediğine bakılmasıdır, yani Takva üzere olmaya devam edilip edilmemesine bakılmasıdır; bu dem “kulum bana nevafille yaklaştığında gözünden gören kulağından duyan dilinden konuşan elinden tutup ayağından yürüyen vesair bütün azalarından işleyen ben olurum” buyrulduğu yerdir. işte eğer ki vücut ülkesinde mazhar bu hakikatleri örtmüyor ve bu idrak şuhud ve zevkle yaşamaya Rabbının Zatından Sıfatına Sıfatından da esma alarak Filleriyle zuhura geldiği zevkine gölge getirmiyor unutup örtmüyor ise o zaman da vücut ülkesinde kafirin batın manası olan örtücülüğünün de ona hazırladığı tuzak yani nefsin hilesi de boşa çıkmış olmaktadır; işte gerek vücut ülkesinde olsun gerekse alemde olsun Rabbım Hakk ve Hakikatleri açığa çıkardıkça teknoloji ile irşadı yükselttikçe 7 den 70’e bilgisiz insan kalmadığı için artık şimdi ve gelecekte hakikati örtmekte mümkün olmayacaktır; fakat bilinmelidir ki Nisa Sûresi 79. Ayeti Kerime’nin de unutulmayacağıdır; “Sizden iyi bir şey fillerinizden güzel bir icraat vücuda gelirse Rabbımıza, eksik bir fille eksik bir icraat zuhura gelir ise buda nefsine yani kab ve kabiliyetinizin eksikliğine yani size nisbet edilmelidir.” Bunu da unutmamak gereklidir. Bu hakikatlerden sonra ise nasıl ki vücut ülkesinde iman seyri tenzihten teşbihe teşbihten de tevhide doğrudur alemde de bu hayat sırası bu şekildedir, çünkü çekirdek nasıl ise yetiştiği ağacın hali de bu şekildedir. Rabbım bütün ümmeti Muhammede ve Muhammede ümmet olacak olanlara örtücülere karşı aydınlatıcı olmayı yeryüzünden bitecek olan fitnenin müjdesine de nail olmayı; sonsuza dek nasib eylesin ve onları da muzaffer eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 19. AYET
اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْ وَلَنْ تُغْنِىَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْپًا وَلَوْ كَثُرَتْ وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِنٖينَ
OKUNUŞU : İn testeftihû fegad câekumul feth, ve in tentehû fehuve hayrul lekum, ve in teûdû neud, ve len tuğniye ankum fietukum şey’ev ve lev kesurat ve ennallâhe meal mué’minîn.
ZAHİR MANASI : (Ey inkârcılar!) Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (peygambere karşı gelmekten) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. Çünkü Allah mü’minlerle beraberdir.
BATIN MANASI : İnsanoğlu bu vücut ülkesinde tecelli eden Rabbının Rahman kemâlât mazharına; kendisindeki kemâlâtına Muhammed dediği gibi bu kemâlâtını açığa çıkardığı Mürsel Peygamberine de karşı gelinmeyeceğini bu günkü aynı fikre hizmet eden bütün Mürşid-i Kamillere de karşı gelmemek O fikre karşı boyun bükmektir. Yani sizin ve bütün insanoğlunun selameti fikri olan Mürsel fikre karşı gelmemek hem vücudu selamete iletir hem de benimseyenleri selamete ulaştırır. Allah’ın zahirde sevgilisi olan Resurullah Efendimiz aslı hakikatinde mülkünde kendisinden başka olmayan Rabbımın kendisindeki Fikre olan aşkıdır, bütün kullarının selametine merhametiyle tecellisinin kendisindeki haz ve aşkına sevgilim demiş ve bu sevgililiğini de Resurullah Efendimizden ve bu günkü Muhammedi mazharlarından da sergilemektedir. Bu fikir karşısında olanlar ne kadar çok olursa olsun selamet bu fikrin ve bu fikri taşıyan yüreklerin ve bu yüreklerin sahibi olan Rabbımındır, bu gün gerek vücut ülkelerinde bu fikir selamet getirdiği gibi, bütün alemde de benimsendikçe %90 olan zülmün yerini %90 merhamet ve insanlık alacağının da müjdesini vermektedir Rabbım, tıpkı yeryüzünden fitne bitinceye kadar derken nasıl ki biteceğini müjdeliyor ise sevgilisi olan bu fikre de mutlaka alemde vücut giydireceğini de müjdelemiş olmaktadır. Rabbım en kısa zamanda müjdesine mazhar olan kullarından olmayı cümle Ümmeti Muhammede ve Muhammede ümmet olacaklara nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 20. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَاَنْتُمْ تَسْمَعُونَ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû etîullâhe ve rasûlehû velâ tevellev anhu ve entum tesmeûn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve (Kur’an’ı) dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin.
BATIN MANASI : Tevhid ilmi üzere Allah adı anıldığında manasını bilen ve varlık sahibinin Rabbı olduğunu şuhud idrak ve zevkinde olanlara hitaben yani tenzih ve teşbihi imanı, tevhid edenlere iman ile iman üstü olan varlığıyla ifna; varlığıyla var olmakla ihya olanlara hitaben; Allah’a Resulünden itaat edilir yani Zat Sıfatı olmadan açığa çıkmaz Allah kulundan açığa çıktığı için Resulüne itaat Allah’a itaattir, Resulüne tabi olmak nasıl Allah’a tabilik ise itaat de böyledir. Çünkü elçisi demek mazharı sıfatı kulu açığa çıktığı yer demektir; işte elçisinden yüz çevirmek demek sıfatından yüz çevirmek dolayısıyla Zata yüz dönmek demektir. Toplumda Allah ayrı kul ayrı olduğundan hayal ve zanda bir Allah’tan yüz çevirmek idrak edildiği gibi gök yüzünde ve her yerde olan bir Allah inancı da vardır tenzihi imana göre bilmeden ve görmeden iman edildiğinden yerinde doğrudur fakat eksiktir, eğer bütün bir ağacın mevcudu çekirdekte mevcut ise Allah’ta varlık sahibi yani var ise vardan var olmuş ve bunca varlık varın zuhura gelişinden başka bir şey değildir bir çekirdeğin mahsülüdür demek gerekmez mi?; o zaman var olandan vara tabiyet Sıfattan Zata tabiyettir; Zatın nuzülen Sıfatta tecellisidir. Madem toplum halka hizmeti Hakka hizmet saymakla şuhudsuz doğru söylemektedir, o zaman varlığının da kendisinin olmadığını Tevhid ilmi ile öğrenince halk dediğinin Hakkın mazharı olduğunu da görünce halk ile Hakk tevhid edilir Hakk halk aynasından görünendir demek doğru ve ayan olacaktır. Rabbım bu idrak ve şuhdularla itaat etmeyi teslimiyetini bilerek ve görerek Mürşid-i Kamil mazharından Alemlerin Rabbına olduğunu Elçisi Resulü Ekrem Efendimizden de Allah’a olduğunu şüphesiz kabul etmek imanın esasıdır. Rabbım bu şekilde iman etmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 21. AYET
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذٖينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
OKUNUŞU : Ve lâ tekûnû kellezîne gâlû semiğnâ ve hum lâ yesmeûn.
ZAHİR MANASI: İşitmedikleri hâlde, “işittik” diyenler gibi de olmayın.
BATIN MANASI: İşitmedikleri halde işitenler gibi; işittikleri halde de işitmeyenlerde vardır önce bunlara hitaben Ariflere ve nüzülen Hak edenlere hitaben; Bütün bu tevhid hakikatlerine şahid olduktan sonra; o mazharlara hitaben varlığının ifnası ile bu varlığın hakkın olduğuna şahid olduktan sonra sahibinin varlığıymış gibi değil de; hala benlikle yaşama denmektedir; zıttının bu söylemi yaptığı halde asıl buyrulanda bu hakikatleri bilip yaşamadığı halde “HU” ların havalarda gezdiği; Allah’tan başka varlık mı var hitaplarının söylemleri, Ya Malik’ül Mülk işte diye hitab da bulunanlara şuhudunda olmadığınız Tevhid üzere bu ilmi tahsil etmediğiniz halde Mürşid-i Kamil mazharından Rabbınıza teslim olup da ledün ile müşerref olmadığınız halde olduk da demeyin diye de hitab vardır; Rabbım gerek işitmeyene işttim deme asla dediği gibi; işitenlere de asla işittiklerinin aksini yaşama bildiğin gibi gördüğün gibi olduğun gibi yaşa demektedir. Rabbım en kısa zamanda bilmeyenlere bilmeyi, görmeyenlere görmeyi olmayanlara da O’nda O olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 22. AYET
اِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذٖينَ لَا يَعْقِلُونَ
OKUNUŞU : İnne şerrad devâbbi ındallâhis summul bukmullezîne lâ yağgılûn.
ZAHİR MANASI: Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.
BATIN MANASI: Bu ayeti kerime zahir manası ile insanoğluna hitab etmiş olsa idi hakikati yansıtmamış olur idi, çünkü insanlar arasında bir insanın sağır olması en kötü insan olması, dilsiz olması en kötü insan olması manasına gelmeyecektir. Burada bildirilen yine Rabbımın teşbih ile anlatmak istediği bir manadır; çünkü 30 cüzün 29 cüzü müteşabihtir; gerekirse batınen 30 cüzü de müteşahib olur, gerekirse de 30 cüzü de zahiren muhkem olur fakat aslolan burada ilmi ledün olan özel tahsil ile bu hakikatlere ışık tutmak ve ilmi ledün sultanı olan Resurullah Efendimiz gibi Kuran-ı Kerim’i anlamak ve yaşamaktır, çünkü aslı hakikatinde Cenab-ı Allah Muhammedden başkasına Muhammedi olanlardan başkasına hitab etmez onlar kendilerine de seslenilmiş gibi Kuran-ı Kerim’i kendi nefislerince muhatab alırlar; görmemek işitmemek ve dilsizlik batın manada bizlere neler anlatmalı ki bu ayeti kerimeyi layıkıyla anlayalım der isek; o zaman görürüz ki, gözün görmemsi Hakk ve Hakikati görmemek, İşitmemek Hakk ve Hakikati İşitmemek Dilsizlik ise de Hakk ve Hakikati işitip gördükten sonrada dillendirmemektir. O zaman bu Hakk ve Hakikat denen bunca Evliya ve Enbiyaya bu sırrı bildirmek için görev veren Rabbımın hakikatleri nelerdir. İşte bütün Peygamberlerin tahsili olan Peygamberlerin atası olan İbrahim a.s’ın ilmi olan Tevhid ilminin ilmi ledün sultanı olan Resurullah Efendimizin özel ilmi olan bütün Sahabeyi Güzin’in Zatiyyun Velilerin ve bu günkü tahsillerini yapan Hakkel yakin Ehli Tevhid olan Mürşid-i Kamillerin de idrak şuhud ve zevklerinde olan Tevhid ilmidir. Rabbım en kısa zamanda bu hakikatleri tahsil için bütün insanoğluna İnsan-i Asliyelerini bulmak için Allah’ın Resul Nebi ve Mürsel Peygamberlerinden bildirdiği bu hakikatleri bu günkü ehlinden öğrenmek ve amil olmak için Rablerine yüzlerini dönüp bende aslımı bilmek istiyorum demeyi nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 23. AYET
وَلَوْ عَلِمَ اللّٰهُ فٖيهِمْ خَيْرًا لَاَسْمَعَهُمْ وَلَوْ اَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
OKUNUŞU : Ve lev alimallâhu fîhim hayral leesmeahum, ve lev esmeahum letevellev ve hum muğridûn.
ZAHİR MANASI : Allah, onlarda bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.
BATIN MANASI : Evet aklını kullanamayan sağır ve dilsiz olanlar idrak etseler de değişen bir şey olmaz idi; çünkü kişideki sıfatlar nefse hizmet eder iken o sıfatlar eğer mutmein olmuş bir nefsin sıfatları değiller ise fillerinde değişecek bir hal görmek mümkün değildir. Bu hal vücut ülkemizde de böyledir. Yıllarca alışkanlık haline gelen cibilliyeti bozuk fillerimiz, icraatlarımız ve yaşamımızdaki eksiklikleri terk etmemiz gerektiğini duysak bile, görsek bile, anlasak bile bunları hemen terk edememenin nedeni kalbin terbiye edilmemesi sıfatlarımızın alışkanlık haline getiremediği halleriyle emrine alamadığı aza ve cevahirin durumları yüzündendir. Bunun için mutlaka ehline gidip nefis terbiyesi yaparak fikirli bir zikir ile idraklanarak fillerim benim değil, sıfatlar benim değil, vücudum benim değil demedikçe varlık sahibine mevcudu teslim etmedikçe layıkıyla mutmein olunamayacak ve düzelme zuhur etmeyecektir. Rabbım en kısa zamanda ehlinden İnsan-ı Asliyemizi öğrenip layıkıyla aklını kullanıp işiten ve gören olarak dilimizden bildirenin mazharı Sıfatı kulu olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 24. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اسْتَجٖيبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيٖيكُمْ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهٖ وَاَنَّهُ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenustecîbû lillâhi ve lirrasûli izâ deâkum limâ yuhyîkum, vağlemû ennallâhe yahûlu beynel mer’i ve galbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.
BATIN MANASI : Allah kulunun kalbi ile kendi arasına girmesi nedir; Allah bütün Peygamberlerine öğrettiği ve atası İbrahim a.s olan Tevhid ilminin atasının bildirdiğini; duasına mazhar olan Resurullah Efendimizin bu ilmin sultanı oluşuyla övdüğü İlmi Ledün’ü; o günden bu güne özel bir tahsil olan elden ele dilden dile gönülden gönüle devam eden bu tahsil bilinmeden ne Allah layıkıyla bilinir nede nasıl kişi ile kalbi arasında tecelli ediyor bilmek mümkün değildir. Rabbım bu ilimde bizlere Tevhidin 7 Mertebesini bilmeyi 3 Mertebenin Fena Mertebeleri 4 Makamın Beka Makamları oluşuyla 1 olan Allah’ın 3 Tecellisiyle nasıl daha kolay bilineceğini bildirmiştir. Aslı hakikatinde de yine Kuran-ı Kerim’in Sebe-i Nüzül ile ve her ayetin bir zahiri ve hemen bir batını oluşuna Resurullah Efendimizin hadisleri ile zahir bildirilenin özel ilimle batınen nasıl daha açık anlaşılır ve teşbihen netleştiğini bildirmekle tıpkı Allah’ı bilmek ve bütün bilineceklerinde nasıl bilindiğinin formüllerini de böylece Tenzih Teşbih ve Tevhid ile bildirmişlerdir. Rabbım 3 tecellisi olan Filleri Sıfat ve Vücudun kendimizin olmayışıyla ifnalarını bu varlıkları Zatı Mutlaktan bir Cüz, Sıfatların Sübut oluşuyla Zata ait, esmalar almasıyla da Filleriyle zuhura gelişinin Zahir oluşunun filleriyle olduğuna ayan ve beyan işaret etmiş olmaktadır. O zaman anlaşılır ki Hadid Sûresi 3. Ayeti Kerime’sinde nasıl Zahirim dediğinde; bir telefon direği gibi zahir olmadığını böyle hayal ve zanlarda bulunmaktan vazgeçilmesi gerektiğini ve Filleriyle Zahir olduğunu göstermiştir; ve bu fillerin cibilliyetlerinin güzel olanları ve çirkin olanları vardır bunların tamamını halk eden fakat işler iken güzellerini hem halk eden hem işleyen; çirkin olanlarını ise mazharın eksikliği kab ve kabiliyetindeki eksiklikten kaynaklandığı görülmektedir. Bu yüzden gerek Saffat Sûresi 96. Ayet ile desteklenen halkiyetini yine destekleyerek Nisa Sûresi 78. Ayet ile de her ikisinin de Hayr ve Şerrinde halk edicisi olduğunu göstermektedir Rabbım; fakat bu ayeti okuyup da hemen devamını okumamazlık olmasın diye de hemen arkasından da Nisa Sûresi 79. Ayeti Kerime’siyle “Sizden iyi bir şey zuhur edince Rabbınıza yani hem halk eden hem işleyendir deyin” fakat sizden eksik bir şey zuhur edince de nefsinize yani kendinize nisbet edin eksik kab ve kabiliyetim yüzündendir, bendendir deyin” çünkü eksiklik Allah’a isnad edilemez çünkü Allah Sübhandır; “Sübhanallah” deyişimiz de budur; yani eksikten münezzehtir. Bunun için eğer güzel ve çirkin hayır ve şer eksik ve tamamlık belli ise ve Kuran-ı Kerim’in tamamında “Emr-i bil maruf ile yap dediği güzel cibilliyetli fillerine” “Nehy –i anil münker ile de nehyettiği ciblliyeti bozuk mazharların eksiklerinden dolayı zuhura gelen fillere” işaret etmektedir” Rabbım böylece bizlere bu varlığın sahibi olarak kendisine bırakıldığında nasıl güzel fillerle güzel bir ahlakın zuhura geleceğine; fakat araya benlik ve nefs girince de cibilliyeti bozuk fillerle çirkin bir ahlakın görüleceğini bildirmiştir. İşte bu fillerinizi oluşturan sıfatların ve zatınızın da sizdeki idrak şuhud ve kabullenişlerle kalbinizde oluşan tasdiklenmiş bir vicdan da zuhura geldiğine emin iseniz; dahasının da vücudunuzda kalp ile kişi arasından nasıl “Ayetel Kürsi”deki gibi Hayyum ve Kayyum olan O Allah’ın; Hayyumiyeti olan hayat ve Kayyumiyeti olan enerjisiyle bütün hücrelerde sahibi olduğu vücudun her zerresinde nasıl tecelli ettiğini görürsünüz ve böylece evvela vücuda hisle tecellisini gösteren Rabbım kalbe duygusu ile tecelli eder ve bu duygularda fikirlere dönüşür; bu fikirler güzel duyguların mahsülü ise iyi fikirler ve yap dediği icraatları gösterir, fakat eksik ve nakıs duyguların fitne ve vesveseye meyyal duyguların mahsüleri ise bunlarda zıt fikilere yani yapma dediği fikirlere dönüşür işte o zamanda fillerin cibilliyetlerinin bozuk olanları da o fikirleri icraata dökünce de açığa çıkmış olur; işte burada nasıl Hayr ve Şerrin fikre dönüştüğünü görmüş oluyorsanız bu vücut ülkesinde de halk etmesi böyledir, fakat asıl bundan sonra akıl ve fikre sahib olan insanın o fikirlerden hangilerini yapacağını seçmiş olmasıdır ki işte burada mesülüyet vardır kab ve kabiliyetin şekil alması vardır ki burası ibadet amel ve muamele sahasıdır, bu sahalarda eğer kalbi terbiye edemez iseniz selamete çıkamazsınız fakat Ehline gidip de Resurullah Efendimizin öğrettiği gibi bunun förmüllerini öğrenir iseniz o zaman da hiç şüpheniz olmasın ki mutlaka dünyada selamete çıkar ve müjdelenenler gibi filleriniz cennetin fiileri olur ki yaşarken cennete girenlerden yani bu mutluluğa ahlaki hamidiyenizdeki Muhammdi Ahlaka erişmiş olursunuz. Rabbım en kısa zamanda Ahlakı Hamidiyesini Muhammedi Ahlak kılmayı, kalbi ile kendisi arasında ve bütünen sahibi olan Rabbına vücudunu teslim etmeyi, Allah ve Resülünün Hakka erişme çağrılarına da icabet etmeyi cümle insanoğluna nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 25. AYET
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصٖيبَنَّ الَّذٖينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعِقَابِ
OKUNUŞU : Vettegû fitnetel lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah, vağlemû ennallâhe şedîdul ıgâb.
ZAHİR MANASI : Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.
BATIN MANASI : Kalbin zülme meyyal olması zülüm ile kararması yani nefsin bütün süfli duygu ve hissiyatıyla bir vücutta yıllardır kararıp kalması kişi için en büyük azaptır çünkü bir ömür boyu vücut ülkesindeki “Erhamerrahim” olan Allah’ın yakinen duygularından merhamet ile tattığı merhamet duygusuna bütün bir vücudunu kapatmış olmaktadır. Nasıl ki sadakatinden Hz. Ebubekir r.a’ı tanımak adaletinizden Hz. Ömer r.a’ı tanmak şeriatınızdan edep iffet ve hayanızdan da nasıl Hz. Osman r.a.’ı tanımak ve secaatkarlığınız ilimde rasilik ve cesaretinizden de nasıl ki Hz. Ali k.v’i tanımış olursunuz dünü bu güne getirir ve bu vücutta 4 sahabeyi onları öne çıkaran özelliklerinden o özellikleri aynı vücutta yaşamakla ruhaniyetlerini nasıl yaşarsanız Allah’ı da en yakin vücut ülkenizdeki merhamet duygusundan tanırsınız bu duygunun zirvesi Erhamerrahiminliği yani merhametlilerin en merhametlisini yani en üstün merhameti de yine vücut ülkenizden tanırsınız bu hissiyatın duygunun ve açığa çıkardığı fikirlerin sahibi olan Rabbımızı da bu dugyudan dereceten tanırsınız. İşte merhametten yoksun olmak bir nevi Allah’tan uzak ve yoksun kalmaktır ki işte en büyük azapta budur; bunun için asla ve asla kalbinizi nefsin istekleriyle başlayıp sizi zülme ve kötülüğün zirvelerine götüren duygularınızı beslemeyin; bu günde nasıl ki âdemin vücudunda tanıdığı alemi görmek isterseniz bakın zülüm zirve yapmış kab ve kabiliyetler bunu kalpleriyle beslemektedir, işte kalpler ne ise âdem de alemde odur, Rabbım en kısa zamanda kalplerimizde merhamet tecellisini arttırsın ve kab ve kabiliyetimizi nefsin emrinden ruhun emrine layık mazharlar haline getirsin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 26. AYET
يَا بَنٖى اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارٖى سَوْاٰتِكُمْ وَرٖيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
OKUNUŞU : Yâ benî âdeme gad enzelnâ aleykum libâsey yuvârî sev’âtikum ve rîşâ, ve libâsut tagvâ zâlike hayr, zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn.
ZAHİR MANASI : Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).
BATIN MANASI : Kulunun avret yerleri vücut ülkesindeki bütün süfliyetidir, bunları ona yaptıran tüm düşünceleridir, yani süfli düşünceyi öretecek bir düşünce verdik demekle; Allah’ı Allah ile zikretmek ve zikrin fikredilmesinin Fikri onun avret örtüsüdür. Bundan ayrılır ise avret yerleri görünür; süslenecek elsibisede verdik diyor bu süste 3 gönca güldür yani Senin Fillerin Sıfatın ve Vücudundur bunların senin olmadığını idrak onların goncalığı, Hakkın oluşları açmış halidir; yani Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat ile koklamayı öğren bu varlık senin değildiri öğren sonrada Tecelli-i Zat Tecelli-i Sıfat ve Tecelli-i Efal ile de süslen yani Hakkın Zatı’nı Sıfatlarını ve Fillerini giy, giyenin Hakk olduğunu gör diyor; sonunda da Takva elbisesi diyor Takva Allah’tan korkmak değildir. İkinci bir varlığın olmadığı Alemde ve vücut ülkenizde artık korkacağınız bir Allah’a değil seveceğiniz bir Allah’a Kull olmak vardır ikiliğe inmemek ve birle bir olmak vardır, işte bunun için Allah’ın olan bu Vücudu Sıfatları ve Filleri cibilliyeti güzel olan bütün icraatları artık kendine nisbet etmekten kork diyor, yani bu yücelik ve güzellikler benimdir deme asla diyor; hakikattaki takvanın manası budur, eksik olanları nefisne nisbet et güzel olanları da Rabbına nisbet et, işte takva elbisesini giyen zaten diğer elbiseleri de böylece giymiş olur ki artık Rabbını da nefisni de icraatlarındaki Fillerin cibilliyetlerinden yani cinslerinden bilmekte ve görmektedir. Rabbım en kısa zamanda bütün ümmeti Muhammed’e ve Muhammed’e Ümmet olacak olanlara da layıkıyla Takva elbisesini giymeyi nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 27. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tehûnullâhe ver rasûle ve tehûnû emânâtikum ve entum tağlemûn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.
BATIN MANASI : Hainlik vücut ülkesinde fikren aynı akla hizmet etmemek, duyguen ulvilerin zıtlarını vücuda getirmektir, bununda özünde Rabbımın Mürşid-i Kâmil mazharından Hicr Süresi 29. Ayeti Kerime gereği Ruhundan Ruh üfürmesi ile evvela Zikir Ruhunu telkin alıp da Rabbımın Ruhunun icabına hizmet etmemek, bizden yani mazharından zikrine izin vermemek zikrederken fikrine izin vermemek başka şeyler düşünmek, Efal Ruhunda yine Efalin Rabıtasını fikretmemek şuhudlarını müşahade etmemek, Sıfat Ruhunu üfürünce Sıfatın Rabıtasını hissinizle kullanmamak fikretmemek ve şuhudlarını müşahade etmemek, Zat Ruhunu üfürdüğünde de yine hainlik ediyorsanız yine hissinizle Rabıtayı fikretmiyor ve şuhudlarını şuhud etmiyorsunuzdur, bütün bir Tevhid tahsilini gördüğünüz halde onu yaşamamak vücut ülkenizde ona hainliktir, Ruha hizmet etmekmek vücudu Ruhun emrine vermemek Rabbımıza hainliktir çünkü onu açığa çıkarmamış ve bilinmeyi murad eden Rabbımın bilinmesine engel olmuş olmaktır, görünmek istemiş görünmesine engel olmaktır, olmak istemiş ve yine olunmasın engel olunmuş olmaktır, işte gerek enfüsta vücut ülkesindeki hainlik ile bütün bu emanetlere hainlik edildiği gibi elçisi olan Resülüne bu günkü Mürşid-i Kamillerimize ve bütün irşad eden Enbiya ve Evliyaullah’ın mazharından açığa çıkmak isteyen Rabbımızın bildirdiği üzere olmamakla; mukayyetten zuhura gelen mutlak Zata ihanet etmiş olunmaktır, Rabbım Zatına layık tecellisine uygun mazharlarından sıfatlarından kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 28. AYET
وَاعْلَمُوا اَنَّمَا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ اَجْرٌ عَظٖيمٌ
OKUNUŞU : Vağlemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetuv ve ennallâhe ındehû ecrun azîm.
ZAHİR MANASI : Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.
BATIN MANASI : İnsana en büyük imtihan varlığıdır, benliğidir, malları olan bütün aza ve cevahiri kendine nisbet ettiği sübut sıfatlarıdır, çoluk ve çocukları ise ben dediği bu vücudundan sübut ve selbi sıfatlarından zuhura gelen filleridir, yani kalbin zuhuratlarıdır duygu ve fikirlerin fille dönüşmüş halidir. Bunların cibilliyeti güzel olanları hem halk edip hem işleyen Rabbımızındır, zıtları olan cinsi bozuk olanları ise zıtlarına ihtiyaç olduğu için irşad vasıtası oldukları için halk eden Rabbımız; fikirlerimiz arasından ise seçip de işleyen ise mazharlardır kullardır yani Nisa Sûresi 79. Ayeti Kerime’ye göre “sizden iyi bir şey zuhur ederse Rabbımızın, eksik bir şey zuhur eder ise nefsimizdendir” buyrulması budur. Rabbım zuhurundaki mükafat olan Tevhid ilmi üzere bir irşad ile fillerim benim değil, sıfatlar benim değil ve vücudum benim değil diye bildiğim ve şuhud ettiği tevhid ilminin fena mertebe idrakları şuhudları ile bunların zevkleri olan Tecellileriyle de vücut vücudullahtır sıfatlar onun ve filleriyle zuhura gelende Rabbımdır bu fillerinde cinsi güzel olanları Rabbıma cinsi bozuk olanları da kendi eksiğimdir diyerek mükafata layık olup dahası içinde nefsimi eksiklerimi görmekle de aşkla gayretle Rabbıma yönelmemle de yeni mükafatlarına da mazhar olmaya talib olunmaktadır. Rabbım bu lütfu ilahiyesindeki en büyük mükafatı olan idraklanmayı bilerek görerek ve zevkle kull olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 29. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّپَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettegullâhe yec’al lekum furgânev ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yağfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
BATIN MANASI : İdrak etmek insanoğlundaki en üstün lütfü ilahiye olduğuna işaret ile tıpkı varlığın ifnası senin olmadığını idrak gibi iyi olanı; kötü olan derken ben demektir; bunun yerine O demeyi bilmeyi istemiştir Rabbım; insana has olan akıl fikir ve idrak nimetlerini Ruhun emrinde kullanır ise insanoğlu böylece selamete çıkacaktır; yok illa nefsin emrinde kullanmak ister ise o zaman da kabiliyetini ulviyet yerine süfli bir kabiliyete götürecektir ki oda felakete hızla yelken açmış olacaktır. İşte vücut ülkesinde de böylece Ruha hizmet başlar ve iyi dugyu ve iyi fikirleriniz ağır bastıkça da kötü olanlara yer kalmayacağından kötülükler eksiklikler örtülecek ve güzel ahlak zuhura gelmeye başlayacaktır; Rabbım tecelli eden olarak bu vücut ülkesinde bizlere yani sıfatlarına zatın tecellisine muhtaç olduğumuzu ve varlık sahibinin Rabbımız olduğunu en kısa zamanda idrak ederek bu vücuttan açığa çıkan yücelik ve güzellikleri kendimize nisbet etmekten sakınarak tecellisine de yani Allah’a da karşı gelmekten sakınarak en güzel halil’im ve habibim dediği mazharları gibi layık kulu olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 30. AYET
فَرٖيقًا هَدٰى وَفَرٖيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ اِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطٖينَ اَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
OKUNUŞU : Ferîgan hedâ ve ferîgan hagga aleyhimud dalâleh, innehumut tehazuş şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yahsebûne ennehum muhtedûn.
ZAHİR MANASI : Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık lâyık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.
BATIN MANASI : Allah bir kısmına hidayet edip bir kısmına da hidayet etmedi demiyor bakın burası çok önemlidir; layık oldu diyor yani bunu da açıklarken onların nasıl nefislerinin istekleriyle amil olmakta ısrar ettiklerini söylüyor; insanoğlu akıl fikir ve idrak nimetleriyle bunca iyiyi kötüden ayırabilecek iken ve safı ne olursa olsun zira zaten siyah ve beyaz bu kadar net iken doğruları bilmemek yada idraksızlıklarından değil sırf nefislerine hoş geldiği için birtakım alışkanlıklarını terk etmeyerek o hallerinde de devam ettiklerinden vücut da hangi hale alışır ise ona devam edeceğinden alıştığı hali kişinin nasibi olmuş oluyor, yani bu gün kişideki kab ve kabiliyet yani yıllarca alışkanlık haline getirdiği yaşantı kendi nefsinin istekleri doğrultusunda devam ettiğindendir, işte Allah da böylece hem layık olan kendisidir der; hem de Allah hiçbir kuluna azap etmez kul kendi azabını böylece kendisi hazırlar buyurulur; Rabbım bu vücut ülkesindeki en büyük nimetleri olan akıl fikir ve idrak nimetlerini nefis yerine Ruhun emrinde kullanarak rızasına uygun dost ve sevgili derecesince layık kabiliyetlerinde kullandığı mazharlarından olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 31. AYET
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هٰذَا اِنْ هٰذَا اِلَّا اَسَاطٖيرُ الْاَوَّلٖينَ
OKUNUŞU : Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ gâlû gad semiğnâ lev neşâu legulnâ misle hâzâ in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn.
ZAHİR MANASI : Onlara karşı âyetlerimiz okunduğu zaman, “Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” dediler.
BATIN MANASI : Bu gün gerek zahiren Ayetlerin Meallerine gerekse Tevhid ilmi ışığında İlmi Ledün adı altında Tevhid akide ve gramlarına uymayan şeriatsız bir hakikat kelamları ve nefislerine uydurulmuş fetvalar ile İslamiyet anlatılmaya çalışılmaktadır, evlilikler para rızasına dayandırılarak, haramlar mekruh diye hafifletilerek, şerler işlense ne olur denilerek, nefsin en güzel kandırmalarından olan kalbin çok temiz sedalarıyla kaynağı ayet ve hadisler olmadan yapılan iyilik diye görülen fillerde ve esasen bildirilen canlı ayetler olan Efal Sıfat ve Zat ayetlerini iyi bilerek halk edicisi Allah diyerek; cibilliyeti bozuk filleri de işleyen O’dur denilerek eksikliklerin dahi Allah’a isnad edildiği görülmektedir. Rabbım bu irşad kirliliğini kaldırarak aslı hakikatinde Ayetlerin Sebeb-i Nüzüle göre olduğu hemen altında her dilde tevsir edildiği ve ilk günkü mealleri ile gerek Hz. Ali kv.’in gerekse Hz. Fatıma’nın ve Sahabe-i Güzin zamanında aslolan melalleriyle kaynağı esas, yaşamı esas öz olan hakikat ile tanışmak ve bu hakikatin islamın merkezine alınması esası ile Kuran-ı Kerim merkezli ve Sünneti Seniyye doğrultusunda Tevhid ilmi ile taçlandırılmış bütün Peygamberlerin atası İbrahim a.s’ın ve Resulu Ekrem Efendimizin yaşantısına uygun bu günün ışığı ve çağın teknik ve teknolojisine uygun ve geleceğe de daim ışık tutan Mürsel bir Fikrin ışığı ve kalplerdeki Merhamet ile desteklenen Farkı da unutmadan; bütün dinlerin ve bütün insanların selameti için Tenzih ve Teşbihin Tevhid edilmesiyle tüm İnsanatın tüm Hayvanatın tüm Nebadatın ve tüm Cemadın en üstün kemalatı için inanan bütün kardeşlerimizin birlik ve beraberliğiyle bir vücut olarak çalışarak bunun inşaası için tek yürek olmalarını Rabbım en kısa zamanda ihsan eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 32. AYET
وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَلٖيمٍ
OKUNUŞU : Ve iz gâlullâhumme in kâne hâzâ huvel hagga min ındike feemtır aleynâ hıcâratem mines semâi evié’tinâ biazâbin elîm.
ZAHİR MANASI : Hani onlar, “Ey Allah’ım, eğer şu (Kur’an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir” demişlerdi.
BATIN MANASI : İnsanoğlu bilse ki vücut ülkesinde tecelli edenin Rabbı olduğunu ve gerektiğinde nasıl merhamet duygusu gelip de kalplerinin yumuşadığı gibi; gerektiğinde de öfke ile imtihana tabi olduğunu bilseler hemen ayrı gök yüzünden bir azap yada mükafat değil bizzat vücut ülkelerindeki tecellilerine layık bir mazhariyet isteyeceklerdir. Fakat hayal ve zanda bir Allah’a iman edildiğinden senin katından derken hayalde bir makam hayalde bir gök düşünülmektedir. Oysa ki bizzat gönül seması gönül makamı onun yeridir, oradan vücut ülkesine mesajlar gelip durmaktadır. Duygularınızın en güzelleri ve fikirlerinizin Mürsel olanlarıyla vücut ülkeniz selamete çıkıp durmaktadır, gerektiğinde de irfaniyetiniz ile bunların zıtlarını bildiğiniz içinde karşınızda bunları gördüğünüzde de farka inerek mesafeli bir yaşamla selamet üzere olmak mümkündür, fakat İnsan-ı Asliyemizi bulmadan ehline gidip Tevhid tahsil talim ve yaşamı ile hallenmeden bu mümkün değildir. Rabbım en kısa zamanda bu hayal ve zanlardan kurtulup İnsan-ı Asliyelerimizi bulmayı cümle insanoğluna nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 33. AYET
قُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّىَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْاِثْمَ وَالْبَغْیَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهٖ سُلْطَانًا وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Gul innemâ harrame rabbiyel fevâhışe mâ zahera minhâ ve mâ betane vel isme vel bağye biğayril haggı ve en tuşrikû billâhi mâ lem yunezzil bihî sultânev ve en tegûlû alallâhi mâ lâ tağlemûn.
ZAHİR MANASI : De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
BATIN MANASI : Bir şeyin açık olması fillerle zahir olmasıdır, gizli olması ise vücut ülkesinde henüz his duygu ve fikir deminde kalmasıdır bunları gizli yada açık iken çirkin olması ise cibilliyeti bozuk olan fillerle cibilliyeti bozuk olan duygu ve fikirlerdir; bunların günah oluşları ise işlenince şeriata göre yapılmaması gerektiğinden, hakikate göre de düşünmekte ısrar edilmesindendir; haksız saldırılar ise başkaları hakkında olumsuz yani negatif duygu ve fikirler beslemek yada bunları fille dönüştürmektir; bunu fark için kullanmak şeriat gereğidir, ama size karşı bir haksızlık yokken kullanmak ise yasak olandır; delil ıspat yada dayanağı ayetle hadisle sabit olmayan bir fikri Rabbınızın gibi yada Resurullah Efendimizin gibi göstermek de doğru olmadığına işarettir, bu halleri vücut ülkenizde yaşamak ise sizlerin ulviyete değil süfliyete doğru meyledeceğinize ve akıbetiniz olan bu haldeki yaşamda ısrarınız üzerine ise kalıcı alışkanlıklarınız bu yönde devam edeceğinden de sonuç ise mutlaka helak olacaktır, işte gerek vücut ülkesinde bu hal böyle bir helak yarattığı gibi alemde de bu hal üzere olan insanlar kurumlar milletler ve devletlerde maalesef sonunu hüsran ile bitireceklerdir, buna örnek olarak da defalarca Kuran-ı Kerim’de beni İsrail oğullarının helak olduğu gibi tekrarı halinde de yine aynı olacağıdır; Rabbım gerek Yahudi inancına mensub olan gerekse Hiristiyanlık üzere olan yada Müslümanlık üzere yaşayanlardan da her kimsenin vücut ülkesinde bu duygu fikir ve hissiyatla gerek sırreten gerekse bunları fiillere icraat ve yaşama dökmekle başkalarına da zarar verir halde olmalarından muhafaza ederek ulviyette yarışır bir halde olmayı en kısa zamanda böylece bütün insanoğluna nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 34. AYET
وَمَا لَهُمْ اَلَّا يُعَذِّبَهُمُ اللّٰهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَا كَانُوا اَوْلِيَاءَهُ اِنْ اَوْلِيَاؤُهُ اِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
OKUNUŞU : Ve mâ lehum ellâ yuazzibehumullâhu ve hum yesuddûne anil mescidil harâmi ve mâ kânû evliyâeh, in evliyâuhû illel muttegûne ve lâkinne ekserahum lâ yağlemûn.
ZAHİR MANASI : Onlar Mescid-i Haram’dan (mü’minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez.
BATIN MANASI : insanoğlunun vücut ülkesi mescididir, mescidi haramıdır, yani ona haram olan bir mesciddir. Yani Filleriniz sıfatlar ve vücudunuz kendinizin değildir; bu vücut bu mevcut Rabbınızındır; Rabbının olan vücutta kişiye haramdır yani kendisinin olmayana nasıl el uzatmak haram ise bu vücutta da nefsinin istediklerini yaptırmak kendi fikir ve kararlarıyla yaşarsanız harama el uzatmış olursunuz, bu vücut Hakk ve hakikatin şerhi içindir. Allah’ın kulundan güzel ahlakıyla açığa çıkması içindir. Bu mesidlerin bakımı ise onların irşadıdır sıretlerinin onarılması Ruhlarına selamet için irşad etmek onları onarmaktır fakat ehil olanların bunları yapması esastır, buda kim ki kendi varlığını hakkın varlığında ifna etmiş ise Tevhid üzere kim ki Peygamberlerin de tahsili olan 7 mertebenin tahsili yapılmış ise onlar ancaksın idrakları şuhduları ve zevkleri yeri yerine koyar iç alemi Ruhları onarır ve gönülü dizayn ederler; işte Ehli Tevhid Hakkel yakin Mürşid-i Kamillerde Allah’ın olan bu vücudu da kendine nisbet etmezler; Allah’ın da kulunun eliyle Resurullah Efendimizden, Sahabeyi Güzinden İmamlardan ve Evliyaullahtan yaptığı gibi bu günde Mürşid-i Kamillerin elinden ve dilinden bunu yapandır; işte O’nlar bu güzellikleri de kendilerine nisbet etmeyenlerdir, Allah’ın olan bu güzellikleri kendine nisbet etmekten korkarlar hakikatteki takvanın manasıyla yaşarlar; bu sakınmada onların en büyük süsleridir. Rabbım en kısa zamanda Ehil olanlarla dost olmayı bütün ümmeti Muhammede nasib eylesin ve tüm Ümmeti Muhammedi böylece layıkıyla bir ve beraber eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 35. AYET
وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَيْتِ اِلَّا مُكَاءً وَتَصْدِيَةً فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
OKUNUŞU : Ve mâ kâne salâtuhum ındel beyti illâ mukâev ve tasdiyeh, fezûgul azâbe bimâ kuntum tekfurûn.
ZAHİR MANASI: Onların, Kâ’be’nin yanında duaları ıslık çalıp el çırpmaktan ibarettir. Öyle ise (ey müşrikler) inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı.
BATIN MANASI : İnsanın bu vücut ülkesi olan mescidinden çıkan bunca irşad kelamlarına kulak tıkayanlar bunların ibret hikmet mana ve ilmi ledün derinliklerine kulak kabartmak yerine bir nefsin arzusuna duyulan sevginin alkışlanması yada ıslıklanması gibi hakikatlere kulak tıkamakla hikmetten yoksun kalınmış olunmaktadır; bu hakikatlerde tıpkı vücut ülkesinde olup bitenlere hissiyat duygu ve fikirlerin işaret ettiği hakikatlere dikkat edilmeksizin gündelik yaşamda neşe ve sevinç içerisinde gününü gün etmekte bunlara ıslık çalmak ve alkış tutmaktır; Rabbım Fillerin Faili benim derken, ben yaptım ben ettim dediğiniz işlere, Rabbım Sübut Sıfatlar benimdir derken, Hayat benim benim, İlmim İrademle oldu, Güç kuvvetimle kaldırdım, Gördüm İşittim Konuştum demekle her türlü icraatı ben yaptım demelerde Fillerin Sıfatın ve ben demekle de Vücudun sahibi benim diyene ıslık çalmak kulak tıkamak ve basit bir eğlenceymiş gibi kendi hayatına ve gidişatına alkış tutmak gibidir. Rabbım en kısa zamanda bütün ayetlerin hakikatlerine vakıf olmak ve daha nice nasihateri vücut ülkenizde bulup ibret hikmet ve bahsedilen her türlü cibilliyete ve cibilliyetsizliklere vakıfiyet ile celal cemal ve kemaline mazhariyeti Rabbım cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 36. AYET
اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا اِلٰى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ
OKUNUŞU : İnnellezîne keferû yunfigûne emvâlehum liyesuddû an sebîlillâh, feseyunfigûnehâ summe tekûnu aleyhim hasraten summe yuğlebûn, vellezîne keferû ilâ cehenneme yuhşerûn.
ZAHİR MANASI: Şüphe yok ki, inkâr edenler mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklardır. Sonra bu mallar onlara bir iç acısı olacak, sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. İnkâr edenler toplanıp cehenneme sürüleceklerdir.
BATIN MANASI : İnsanoğlunun kendisini Allah’ın yolundan alıkoyan malları; selbiyet yönü ile aza ve cevahiridir sübut olarak da sıfatlardır; Hayat benim derse Allah’ın hayatından haberi olmaz; İlim benim derse Allah bu ilmini nasıl kullandığının şuhud ve zevkine eremez; İrade benim derse Allah dün nasıl, bu gün nasıl yarın neyi ve nasıl irade ettiğini zevk edemez; Kuret, güç kuvvet benim derse Allah nasıl bedenin gücünün yetmediklerini kudretiyle sebepten sebep halk ederek nasıl yaptığını göremez; Semi ve Basar yani işiten ve gören benim derse kulağıyla duyduğunun haricinde kalbiyle hissiyle duygularıyla ve fikirleriyle işittiklerini vücudunda ve diğer vücutlardaki hallerini işitemez ve bütün bunları da afak ve enfüsta göremez; Kelam benimdir der ise bunca Kelamullah olan kelamlardan nasibini alamaz. Burnunun dibindeki vücutlarından mevcutlardan nasihatleri Rabbı yaptığı halde Ahmet’e Ahmet Mehmet’e Mehmet gözüyle bakar ve nasihat almaz kelamlardan; Tekvinat yani halk edicilik icraat yüzü yani fillullah yani yaptığım bütün işleri ben yaptım der ise Allah’ın nasıl Saffat Sûresi 96. Ayeti Kerime üzere filleri yarattığına; mazharından fillerle zahir oluşuna bütün mevcuttan dün gibi halk ediciliğine devam ettiğine şahid olamaz, Allah ilk insanı yarattı derken… çocuğu dünyaya gelince çocuğum oldu der onunda bir insan olarak nasıl kulun eliyle yaradıldığına şahid olamaz… işte insanoğlundaki bu mevcudat yani sıfat mahalli olan malları kendine nisbet eder ise Allah’a perde olurlar. Böylece irfaniyet ve kemalâtsızlıkları da onların cehalet ve cehennemi olur Allah’tan ayrı üzüntü ve keder içinde Ruhlarını doyuramadan hep bir yanları eksik olduğunu bile bile kederle ayrılırlar. Tevhid ilminde Sıfat mertebesi ve Hz. Cem’i remzeden bu sıfat mahalli çok iyi idrak şuhud ve zevk edilmedikçe Tenzih imanları teşbihe ve dolayısıyla da Tevhide taşınamayacaktır. Rabbım en kısa zamanda bütün insanoğluna kendisine engel olan Fiil Sıfat ve Vücudunun ifnasını idrak etmeyi nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 37. AYET
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهٖ اُولٰئِكَ يَنَالُهُمْ نَصٖيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ حَتّٰى اِذَا جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوا اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرٖينَ
OKUNUŞU : Femen azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev kezzebe biâyâtih, ulâike yenâluhum nasîbuhum minel kitâb, hattâ izâ câethum rusulunâ yeteveffevnehum gâlû eyne mâ kuntum ted’ûne min dûnillâh, gâlû dallû annâ ve şehidû alâ enfusihim ennehum kânû kâfirîn.
ZAHİR MANASI : Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
BATIN MANASI : Cehalet en büyük zülüm; Zülmün de en büyüğü Cehalettir. Yani Allah’a arif olmamak bu vücuda en büyük zülümdür. Çünkü sen ayrı Rabbın ayrıdır. Ölüm insana geldğin de Cenazesindeki “vecelle senaüke”’yi idrak eder. Ölüm Allah’tandır der. Peki o güne kadar bu kadar büyük bir celale düşmedikleri halde ufak celallere neden sena etmediler, yani Uluhiyetindeki Allah Celal ve Cemal esmalarıyla tecelli eder iken cemaline sena ettiler yani hoş olan tecellilerine eyvallah sendendir dediler, fakat beğenmediklerini neden kullardan komşudan arkadaştan ve başkalarından bildiler; işte onu da o mazharların kabiliyetlerince o mazharlardan bana gösteren eriştiren Rabbımdır deselerdi, onlardan aynaya baktıkları gibi ya kendi eksiklerini anlayıp düzelteceklerdi, ya nasihat alacaklardı, yada kabı eksik olanları iyi tanıyıp zarar görmeyeceklerdi, Fakat celalindeki bu 3 nasibi de almadıklarından son hamle olan ölüm celalinden artık alacak nasihatları da kalmamıştır. İşte kafirin hakikatteki manası da örtücü demektir, bu kadar ibreti hikmeti ve büyük ve küçük aynaları örtenler ne nefislerini görürler ne Rablarını işte bu vücutlarına yani kendilerine ve topluma yapılabilecek en büyük zülümde budur. Rabbım bütün ihvan kardeşlerimizi de İslam-ı Mübini’de bütün ümmeti Muhammedi ve tüm insanlığı bu Hakk ve Hakikatlerden nasibini alanlardan eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 38. AYET
قُلْ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا اِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ وَاِنْ يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّتُ الْاَوَّلٖينِ
OKUNUŞU : Gul lillezîne keferû iy yentehû yuğfer lehum mâ gad selef, ve iy yeûdû fegad medat sunnetul evvelîn.
ZAHİR MANASI : Ey Muhammed! İnkâr edenlere söyle: Eğer (iman edip, düşmanlık ve savaştan) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan ilâhî kanun devam etmiş olacaktır.
BATIN MANASI : Mülkünde Allah’tan başkanın olmadığı Mutlak Zatında iken sevgilim habibim dediği henüz zahir değil idi; peki o demde kendinden başka olmadığı yerdeki sevgililiği ne idi derseniz, sizlere ‘haşa’ bir insan bu alemde tek olsa ve bilinmek istese idi kendisi kendisine malum iken bilinmesinin istediği başka ne olur idi diye düşünmek gerekir idi; ve bununla birlikte bilinmesini istediği kendisinin mevcudiyeti olan varlığının sureti olmadığı; sırreti olduğu idrak edilir olacak idi; yani için dışa zuhuru olur idi; buda mevcudiyetinde kendisine malum olan ama zuhurda kesafet ile giydirilmemiş kemalatı olur idi; örneğin bir öğretmenin ilmi tahsili kendisine malum iken bu kemalatın giyilmiş hali olan öğrencisinden o hali seyretmek onu daha mutlu eden halinin olduğu gibidir; İşte Rabbım da kendisindeki bu üstün kemalatı en güzel giydirip seyreylediği mazharına Muhammed demiştir ve Rahman kemalat sıfatım; kemalatıma mazhar olan dediği Efendimiz mazharından da bu kemalatını en üstün seyreylemiştir o mazharında sahibi olan Zat; Zatından böylece Sıfatlarına zuhur ederek kemalatıyla açığa çıkmıştır. İşte bu gün yaşayan Muhammed kemalatıdır, Allah’ın kemalatını yaşamak ve yaşatmaktır; bu da Kuran-ı Kerimde Resurullah Efendimiz mazharından bildirdiği canlı ayetleri olan kelamını yani; Yap dediklerini yapmak ve yapma dediklerini yapmamakladır. İşte bu halde kişinin kendisindeki cehalete savaş açarak selamete çıkmasıdır; yani böylece kemalata savaş açıp cehaletle kemalatı örtmekten vaz geçerek; hakikatteki savaş olan nefse cihad ilan ederek nefis mücadelesini vererek nefsin hakikati olan Efalin Sıfatın ve Vücudun sizin olmadığını idrak ile varlık sahibinin Zatından Sıfatına Sıfatlarından da esma alarak nasıl Fiillerle zuhura geldiği ile selamete şahid olacaktır. Bu zuhura gelişi en üstün kemalat şuhud zevk ve daim yaşam ile besleyerek Rahman kemalat mazharı olan Muhammediler gibi bu günkü Ehli Tevhid Hakkel yakin Mürşid-i Kamiller gibi daim yaşayarak bu selamet için istikametine de devam edeceklerdir, aksi hallerine devam ederler ise yine eski cehaletleri ve zülme mazhariyetleri ile huzur bulamayacak ve ebediyen zelil olacaklardır geçici mutluluklar bile onların sıretlerindeki iç huzurunu yakalamadan ruhlarını bu bedenden ayıracaklardır. Rabbım en kısa zamanda bütün Ümmeti Muhammed’e ve tüm insanlığa İnsan-ı Asliyelerini bulmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 39. AYET
وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّٖينُ كُلُّهُ لِلّٰهِ فَاِنِ انْتَهَوْا فَاِنَّ اللّٰهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ
OKUNUŞU : Ve gâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetuv ve yekûned dînu kulluhû lillâh, feinintehev feinnallâhe bimâ yağmelûne basîr.
ZAHİR MANASI: Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
BATIN MANASI : Baskı ve şiddet vücut ülkesinde duygu ve fikirlerin süfli hallerinin vücuda verdiği sıkıntılardır şiddet ise bunların fillere dönüşmüş halidir. Bu durum insanoğlunda ne ise iç aleminde ne ise zuhura gelişince de görüneni o dur. Bu günde toplumun hali ne ise bu demdeki insanların çoğunun sadırlarındaki hali de budur demektir. Bu halin devam etmeme hali zuhur edinceye kadar ve bu halin zuhurunda da batınen bir hal daha zuhur edinceye kadar ruh nefisle mücadele etsin buyurmaktadır Rabbım. Ruh da kemale gelip bildiğiyle yaşanmadıkça ve ruh ehilleri de evvela selametlerini istekle fikrin enerjisiyle çağırmakla onların bu hallerini düzeltmedikçe evvela onları ölmeden evvel öldürmek olan irşad ile Tevhid ilmi üzere Fillerin Failini, Sıfatların Mefsufunu ve Vücudun Mevcudunu bu haldeki nefis ehillerine bildirmedikçe tıpkı kendinizdeki süfli halde iken size el uzatıp sizin süfliyetten ulviyete çıkarıldığınız gibi, sizlerde bu haldeki sizin evvelki halinizde olanlara yani evvelinize el uzatıp da onlara da sevgi merhamet ve şevkat ile aynı zamanda da farkı da kullanarak yaklaşım yaparak onlarında gerek vücut ülkesinde Rabbınıza niyaz ile gerekse fillerden zuhurundaki mazhariyetinizle görünen yaklaşımlarınız ile bu halinde bütün bir alemde zuhura gelinceye dek Mürsel fikir olan bütünün selametini istemek fikriyle de bir Peygamberin varisi olarak buna devam etmekle bunu evvelinde isteyen Rabbımızın Zahirinde nasıl Resurullah Efendimizden yapmış ise batınında da bu gün de ondan sonra gelenlerde batından zahire geldikçe görüldükçe ve sizlerden sonra da sizin aranızdan seçilenlerden ahire doğru buda devam eylediği sürece bu müjdenin zuhurunu kendisinde izlediği gibi Resülünde tadmaya devam ettiği gibi, bu günde Mürşid-i Kamilinde tattığı gibi gelecekte de tadmaya ve yeryüzünden fitnenin ikiliğin yani Allah ayrı kul ayrı olan ikilik idraklarının düzelmesine değin bu hal devam edecektir. Fakat gök yüzünde fitne bitmeyecektir yani irşad için gönül seması ve fikir aleminiz olan semanızda ise bu hallerin zıtları zuhur etmeye devam edecektir, bunlar bilinmeyi isteyen Rabbımın irşadı; zıddıyla kaimliğin mevcudiyeti içindir. Böylece hangi mazhar yüzünü nefisten ruha dönerse bu hal tecelli eden Rabbına malum olduğundan artık kab ve kabullenişler ne ise mazhardaki halde o derece ulviyete doğru ilerleyecek yani hali de ruhun, mutmein olmuş nefsin tecellilerine mazhar olmaya başlayacaktır. İşte Rabbım bu gün sizlerin kab ve kabiliyetleri ne ise sizleri orada kullanmaktadır sizler kabiliyetinizi geliştirdikçe mazhar olduğunuz tecellilerde değişecektir. Bunun için Allah ne kuluna azab eder nede bir kuluna 3 kilo bir kuluna da 5 kilo vermiş değildir Ruh Nur Akıl ve Keleminden; 50 bin yıllık teşriyed e sizdeki kabiliyet bu gün hangi demde ise sizden o deme uygun fillerin sergilenmesindeki mazhariyet görülecektir. Dolayısıyla da Sizden güzel bir fiil zuhura gelirse Rabbınıza eksik bir fiil zuhura gelir ise de siz onu kendi kabiliyetsizliğinize nefsinize verin. Rabbım cümle insanoğluna idraklanmayı ve idrakları doğrultusunda amiliyet ile daim yaşam üzere olup güzel ahlakına mazhar olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 40. AYET
وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ مَوْلٰیكُمْ نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصٖيرُ
OKUNUŞU : Ve in tevellev fağlemû ennallâhe mevlâkum, niğmel mevlâ ve niğmen nasîr.
ZAHİR MANASI : Eğer yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin dostunuzdur. O, ne güzel dosttur; O, ne güzel yardımcıdır!
BATIN MANASI : Dostluk yakınlık derecesidir, Sevgililik yakınlık derecesidir, Aşklıkta yakınlık derecesidir. Allah Aşkım derse kendisi olur, Zat tecellisi Tecelli Zat; Habibim derse Sıfatlarına tecelli etmiş hali olur, Sıfat Tecellisi Tecelli Sıfat; Halilim dostum derse Sıfatlarından esma alarak filleriyle zuhura gelmiş hali olur; Efal tecellisi yani Tecelli Efalidir. Sizde Fillerinize bakın; sizin varlığınız sizin değil ise sıfatlarda değil ise fillerle zuhura gelen Rabbınızın dostluğu fillerinizdeki cibilliyetin güzelliğidir. Sizden güzel bir şey zuhur edince nasıl Rabbınızın oluyor ise en güzel dostluğu da fillerin cibilliyeti güzel olanlarıyla zuhura gelmesidir. Zıtları ise kabiliyetlerdeki eksiklik ile mazharın müsaitsizliği ile zuhurda olan filleri ise dostluğu değil ikiliği gayriyeti kesret hitabıyla düşmanlığıdır. Allah’ta düşmanlık olmaz fakat bu dostluktan uzak tutan siz dediği mazharların cehaleti irfaniyetsizliği kab ve kabiliyetlerindeki müsaitsizliklerdir. Kişinin aslında kabiliyetsizliği böylece kendisine yaptığı en büyük düşmanlığıdır. İşte böylece Allah müsait bir kab ve kabiliyet ve layık bir mazhar sıfat ve kul bulunca ne güzel dost olduğunu ve güzel yardımcılığı olan Zatından Sıfatlarına, Sıfatlarından da esmalar alarak Filleriyle zuhura geldiğini gösterendir. Bir şeyin ilk hali onun ilk esmasıdır, sonra şekli değişince esması da değişir, örneğin bir çekirdek çekirdek iken adı çekirdektir. Fakat filiz olunca adı çekirdek olmaz ama ayrı değildir, gövde olunca yine adı çekirdek olmaz gövdedir dal olunca yaprak olunca meyve olunca yine şekil değişmiş isim değişmiş ama özü aynıdır, işte aranan özü ise o meyve olan kemale gelmiş bir halde olan insan kendi içinde arar ise bunu da dostu olanlardan nasıl dost olunacağını öğrenmekle yapar ise o zaman bir ben var benden içeri dediği dostunu bendeki beni O’ndaki O’nu bulmuş olur; bundan daha güzel de dostluk ve sevgililik olmaz. Rabbım cümle İhvanı Güzine İslam-ı Mübine ve Tüm İnsanlığa dereceten ihsan eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 41. AYET
وَاعْلَمُوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَیْءٍ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِى الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَابْنِ السَّبٖيلِ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ وَمَا اَنْزَلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
OKUNUŞU : Vağlemû ennemâ ğanimtum min şey’in feenne lillâhi humusehû ve lirrasûli ve lizil gurbâ vel yetâmâ vel mesâkîni vebnis sebîli in kuntum âmentum billâhi ve mâ enzelnâ alâ abdinâ yevmel furgâni yevmel tegal cem’ân, vallâhu alâ kulli şey’in gadîr.
ZAHİR MANASI : Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
BATIN MANASI : Tevhid ilmi 7 Mertebedir. Bunlardan 3’ü Fena Mertebesidir, 4’ü ise Beka Makamlarıdır. Bunlardan Fena Mertebelerinin 1. Tevhid-i Efal 2. Tevhid-i Sıfat 3. Tevhid-i Zat dır 4 er şuhudu vardır her bir mertebenin; bunların şuhudlarının Fena olanları Fena Mertebelerinin idraklarını anlatır, Teceli-i olanları ise Beka idrak ve şuhudlarını anlatır. Bunlardan Fena olanları Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zattır, yani ifna etmek olan Fillerin senin değil Sıfatlar senin değil ve Vücudun senin değil idrakı ile bu vücudun senin olmadığını idraktır. Peygamberlerin en yüce tahsili olan Tehid ilminde ise Beka Makamları da şöyledir. Beka Makamlarının 1.si fakat 4. Mertebe ise Cem Makamıdır. Vücut Vücudullah’tır. Tecelli-i Zat yani. Zatın Tecellisidir. Beka Makamının 2.Si fakat Tevhid Mertebelerinin 5. Si “BEŞİNCİ”si ise Hz. Cem’dir, yani tecelli Sıfattır. Sıfat Allah’ındır. İşte 5. Mertebenin Beşte biri 1/5’i yani 5. Mertebenin 1 yüzü Tecelli-i Zattır yani Zata aittir. Allah esmasını aldığı yerdir. Diğer 1/5’i ise Tecelli Sıfattır sıfatına aittir oda Açığa çıktığı Sıfatı olan Muhammeddir. Rahman kemalat sıfatına muhammed denir. Çünkü Cem 1 yüzü hz. Cem büyük cem ise zatla sıfatın birlikteki yüzüdür. Bu yüzden Hz. Cemim 1. yüzü Cem 1. yüzü Hz. dir. İşte 5. Mertebenin 1 yüzü Allah olan cem diğer yüzü ise Muhammed olan Hz. Cemdir. Böylece 5 te 1’i Allah’ı anlatır Tevhidin 5. Mertebesinin 1 yüzü, 5 te 1’i ise Muhammedi anlatır 5. Mertebenin diğer 1 yüzü. Böylece Allah Muhammed’den esma ve esmalar olan yakınlıkları olan âdemiyet olan Fiilullah’a atefen Yetim olan ilk Fiili ile Tecelli Zat yani doğmamış doğrulmamış hal olan ana babasız hali mutlak Zatı; Yoksul ise sıfatı varlığı kendisinin değil yoksul; tecelli sıfat varlığının senin olmadığı yerde tecelli eden, Fakir ise en layıkıyla varlığını ifna etmiş fakru fakir olmuş olan halidirki bu halden en güzel açığa çıkar en güzel fakir Resurullah Efendimizdir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammed’e En güzel fakir en güzel yoksul en güzel yetim olmayı bu idrak ve şuhudlarla varlık sahibibinin Rabbı olduğu; ben dediğinin onun sıfatı olduğu ve aldığı esmalarla Hakkın halkiyet esmalarıyla Filleriyle nasıl zuhura geldiğine şahid olmayı; şahid olanın ve seyredeninde Rabbı olduğu bendeler olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 42. AYET
اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوٰى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِى الْمٖيعَادِ وَلٰكِنْ لِيَقْضِىَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيٰى مَنْ حَیَّ عَنْ بَيِّنَةٍ وَاِنَّ اللّٰهَ لَسَمٖيعٌ عَلٖيمٌ
OKUNUŞU : İz entum bil udvetid dunyâ ve hum bil udvetil gusvâ verrakbu esfele minkum, ve lev tevâadtum lahteleftum fil mîâdi ve lâkil liyagdıyallâhu emran kâne mef’ûlel liyehlike men heleke am beyyinetiv ve yahyâ men hayye am beyyineh, ve innallâhe lesemîun alîm.
ZAHİR MANASI : Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : Mekke vücut ülkesinde nefis arzını Medine ise Ruh semasını remzeder, zira zaten hicrette evvela nefisten uzaklaşmak ve ruhun istelerini yapmakla olmuş sonra Ruh da galip gelince yeniden Mekke’ye sefer edilmiş yanı mutmein olmuş nefsin sıfatlardan zuhuru görülsün için yapılmıştır bu zuhurda ilimle bilinenin yaşamla vücut ülkesinde şekil almış muzaffer olunmuş halidir. Ruha yüzünü dönen Medine’ye yakin olandır; artık bir Mürşid-i Kamile gidip teslim oldunuz Medine’ye yakın oldunuz; nefsin halleri ise yakin olsanızda sizdeki mevcudiyeti ile kocaman bir kervan gibi sayıca yani kabiliyetçe hala vücutta söz sahibi iken; onları idrak etmeninde mümkün hali ile bakıldığında geçmişiniz eyvah denecek halde eksikler hata kusur ve günahlar ile had sayıda iken size sorsalar bu eski haliniz mi? galip gelir yoksa sadece teslim olmaya geldiğiniz haliniz mi? yani bir karar verişiniz mi; bu demde kişiye sorsalar sayıca yani eski halimin belirginliği ile vazgeçecek bir halde çok zor olur bu temizlik dercesine idik; ama bu halde iken bile Rabbım geriye döndürmeden nasıl vücut ülkenizde selamete çıkışa aynel yakin şahid olunması gerçekleşecek ise buna şahid olunmasını da istemektedir. Ölen ölsün kalan kalsın belli olsun denmesi kişi zikir deminden sonra varlığını ifna ile hemen Fena-i Efal sonra Fena-i Sıfat ve sonunda da Fena-i Zat ile de kendine nisbet ettiği varlığı ifna ile ölmeden evvel ölerek artık ölüp ölmediğini görsün istemektedir. Ölen hayal ve zanlarıdır kendine nisbet ettiği varlığıdır; peki kalan kimdir bunu nasıl belli etmek istemektedir Rabbım; bunu da Tecelli-i Zat ile Vücut Vücdullah, Tecell-i Sıfat ile Sıfatlara tecellisi Tecell-i Efal ile de Filleriyle zuhura çıkanın Rabbın olduğu görülmüş olmaktadır, ölen; kişinin benliği kalan ise Rabbının benliğidir. Yani sen yokmuşsun var olan Rabbın imiş olur; böylece en açık delil olan varlığını göstermekle Zatından nasıl Sıfatlarına tecelli ederek her boyut da şekil ve esmalarıyla tecellisini göstermekle Filleriyle de açığa çıkışını seyreylemektedir. Rabbım böylece dün nasıl Mekke olan nefisten uzaklaşıp da Ehline gitmekle Medine olan Ruh’a yakin oldukça Mürşid-i Kamil mazharından Rabbım telkinatları ile Ruhundan bir Ruh üfürmekle ben denilen varlığı ölmeden evvel öldürmekle senin olmadığını; Rabbının mevcut olan varlıklardan esmalar alarak fillerle zuhura nasıl geldiğini böylece göstermektedir. Bilinmeyi murad eden Rabbım böylece hem bildirmiş hem bilmiş; hem göstermiş hem görmüş; hem oldurmuş hem olmuş, olarak her an ve her dem Olanın devriyle ayrı şendeki Hayatını, İlmini, İrade ve Kudretiyle İşitme ve Basar’ıyla nasıl Kelama gelerek Halkiyeti olan Tekvinatına devam ettiğini de sergilemiş olmaktadır. Rabbım en kısa zamanda ehline giderek bu Hakk ve Hakikatle tanışmayı ve en kısa zamanda İnsan-ı Asliyemizi bulmayı cümle ihvan-ı Güzine İslam-ı Mübine ve tüm İnsanoğluna dereceten nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 43. AYET
اِذْ يُرٖيكَهُمُ اللّٰهُ فٖى مَنَامِكَ قَلٖيلًا وَلَوْ اَرٰيكَهُمْ كَثٖيرًا لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِى الْاَمْرِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَلَّمَ اِنَّهُ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
OKUNUŞU : İz yurîkehumullâhu fî menâmike galîlâ, ve lev erâkehum kesîral lefeşiltum ve letenâzağtum fil emri ve lâkinnallâhe sellem, innehû alîmum bizâtis sudûr.
ZAHİR MANASI : Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah (sizi bunlardan) kurtardı. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : Ulviyete meyleden vücutta süfliyet uykuya girer, süfli uykularda olanlar idraken eski hallerinin idrak ve uyanıklığıyla yaşamaya devam etseler kendilerine dönüp de bu hal değişmez bu vücutta derler idi, fakat nasıl ki Rabbım hidayet etmiş ise işte o vücut artık selamete meyletmeye devam edecek ve nefsin onu geri çevirmesine de eski kalıcı halinin yaşamında da ısrar etmiş olsa da kalıcı olmayacaktır. Rabbım tecelli eden olduğu için hangi tecellisinin nasıl bir tebdilat yapacağını ve buna nasıl bir tepki verileceğine vücutta şahittir. Varlığın sahibi olan Rabbım hidayet etmiş ise hangi gün hangi saat hangi an olur ise olsun mutlaka o vücut Ruhun tecellilerine mazhar olmaya başlayacak ve selamete de çıkacaktır. Göğüslerin özü; vücut ülkesinde sadrın yarıldığında içerde alınan kararların sinedeki hissiyat ve duygularla fikredilip vücutta kabul görmesidir. Rabbımın buyurması ne ise vücudun da ona cevap vermesi odur. Merhamet duygusunun şiddet derecesi ne kadar üstün olur ise öfkenin de yatışması o derece etkili olur, yani vücut zaten tecelli edene hayır diyemez Rabbım kudret derecesini ne kadar yüce kılmış ise selamet içinde tebdilat o derece yüce olacaktır. İki parmağı ile kalpleri çeviren Rabbım cemal ve celal tecellilerindeki kudreti ne derece tecelli ettirir ise hiçbir hükmü olmayan vücutta o derece tecelliye karşı koyamaz ve yalnız mazhar olmuş olur; Rabbım Zatının zuhuruna mazhar olan vücudun esma ve şeklinin ve mevcudiyetinin hiçbir hükmü olmadığını idrak ederek Sıretin suretten zuhuru ile nasıl Zatından Sıfatlarına tecelli ederek Sıfatlarından esma alarak Fillerle zuhura gelişine şahid olan mazharlarından kullarından olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eyleyin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 44. AYET
وَاِذْ يُرٖيكُمُوهُمْ اِذِ الْتَقَيْتُمْ فٖى اَعْيُنِكُمْ قَلٖيلًا وَيُقَلِّلُكُمْ فٖى اَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِىَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ
OKUNUŞU : Ve iz yurîkumûhum izil tegaytum fî ağyunikum galîlev ve yugallilukum fî ağyunihim liyagdıyallâhu emran kâne mef’ûlâ, ve ilallâhi turceul umûr.
ZAHİR MANASI : Hani karşılaştığınız zaman onları gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki Allah, olacak bir işi gerçekleştirsin. Bütün işler Allah’a döndürülür.
BATIN MANASI : Allah vücut ülkesinde Zat yönü ile tecelli eden olduğundan tecellisinde de Ayan-ı Sabitesindeki bir emri ilahisini zuhura getireceği zaman mazhardaki isnad ve kabiliyet o demde müsait değil ise o mazharda müsaitlik yaratmak için o mazharın algısı ile idrak şuhud ve kabullenişi ile mevcut hali arasında fark ve farklılıklar yaratarak meyletmesine sebep olur bu sağlam bir kalenin topa tutulmuş duvarının yıkılmayacak derken yıkılabilir der hale gelmesini sağlamak olduğu gibidir. Dünkü kabullenişlerini topa tutarak yani etkili hissiyat etkili duygu ve etkili fikirler göndererek yani o vücuttaki tecellisinin kudret derecesini arttırarak kabiliyetini şekillendiren aklına sirayet ile duygularına sirayet ile hissinde açılmalar yaparak istediği yöne doğru kulunu sevk eder. Mutlak hüküm ve kuvvet sahibi olması buna işarettir. Bunun için 40 yıllık bir nefis halini sanki dünkü bir aldanışmış gibi bir tövbeyle geride kalacakmış gibi kısa hissettirip hafızasındaki bazı eski halleri batına göndererek dün yapmış olduğu iyilikleri ve güzel halleri daha gündemde ve güncel; son gelenlerin ilk hatırlandığı ve kalıcı hallermiş gibi hissettirmesiyle sanki son birkaç ayının ömründe uzun bir zamanı kapladığı his ve kabullenişiyle o mazharına da kuluna da ulviyeti uzun gösterir yani böylece nefsi ruha az göstermiş olur bu halini uzun kabul etse bile kendini aldatmaması ve emin adımlarla devam edip nefse tekrar kanmaması içinde bir yandan da aslında bu halimde az bir zamandır diyerek de ulviyete meyyal halini de kalıcılığını istese de nefse sert tepkiler verdirmemek içinde az göstermektedir. Yani bir kişi bir anda sert dönüşler yapınca ruha yüzünü dönmekle nefis ona sert tepkilerde verebilir nefsi de yatıştırarak bu hali nefse de hafif göstererek yani alıştıra alıştıra hükmünü yerine getirmekle dün Ayan-ı Sabitesini de böylece vücutta zuhura getirendir Rabbım. Rabbım cümle ümmeti Muhammed’in vücut ülkesinde nefsine çaktırmadan Ruhun tecellilerine galibiyeti mümkün ve daim kılsın ebedi saadet ve selametlerinde muzaffer eylesin onları inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 45. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِذَا لَقٖيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَثٖيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ legîtum fieten fesbutû vezkurullâhe kesîral leallekum tuflihûn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.
BATIN MANASI : İlimden şuhuda şuhuddan zevke geçmek sebat iledir. Allah’ı anmak ise iki türlüdür, bir tanesi ikilik iledir, diğeri ise Allah’ı Allah ile zikretmektir. İlim deminde bunlardan birisi siz ayrı Allah ayrı olduğundan sadece anmaktır. Diğeri ise Tevhid tahsili ile başlangıçta Allah’ı Allah ile zikretmekdir ki bu da sizin güç ve kuvvetiniz olmadığı için sizden zikreden Allah’tır. İşte ilim iledir bunlar fakat birisi bilmediğini gökte ve her yerde anmakladır diğeri ise artık gök ve her yerde değil bizzat kendisindedir, ona kavuşmak için fikredildikçe zikir olacak olan zikridir, işte oda 3 defa Allah Allah Allah demektir. Çünkü bu alemde Allah’ın 3 tecellisi vardır. Efal Tecellisi Sıfat Tecellisi ve Zat Tecellisi, bunların dışında bir başka tecellisi de yoktur. Bu fikir artık sizin için 3 özelliğini bilmekle 1 olanın bilineceğidir. Çünkü bir şeyi bilmek ismini duymakla değildir. Hiç bu güne kadar adını duymadığınız bir şeyi size söyleseler size elma diye bir şey var deseler onun ismini söylemek kelamdır, yazısını görmek kağıtta ise yazıdır. Onu bilmek şuhudsuz hakkında bilgi olmaksızın olmayacaktır, ne zaman ki size 3 özelliğini söylerler o zaman bilmeniz gereken hakkında daha net bilgi edinirsiniz. İşte size anlatılmak istenen rengi tadı ve şekli olur ise kırmızı oluşuyla, sulu oluşuyla ve az ufak alacalı oluşuyla onun amasya elması olduğu hakkında daha şuhudlu bir bilgi edinmiş olursunuz, işte Allah demekte Allah olmadığından mutlaka 3 tecellisini bilmekle onu daha iyi bilmeye başlanmış olunacaktır. Bunlardan ilki ise Fill tecellisidir. Fillerinize bakarsınız “saffat sûresi 96. Ayeti Kerime gereği; “Sizi ve fillerinizi ben yarattım.” Buyrulurken; işte fillerinize bakar ve bu filler benim değildir dersiniz bu fillerin faili halk edicisi, O dur demek onun fillerini bilmektir bunca fiil onun tek halk edicisi de O’dur. Halk edici Tek ama fiiller bu demde çoktur. Sonra Sıfatlara bakarsınız Sübut Sıfatlarına Hayat benim değil dersiniz “vel hayyül kayyum oluşuyla”, ilim benim değil dersiniz “alim olan Allah’tır” deyişiyle, irade benim değil dersiniz “Allah dilemedikçe olmaz” deyişiyle, kudret güç kuvvet benim değil dersiniz gerek “la havle” ile gerekse “Allah kudret sahibidir” deyişiyle, semi ve basar işitmek ve görmek benim değildir dersiniz “semiul basir işiten ve gören” oluşuyla kelam benim değildir dersiniz kelamın “kelamullah” oluşuyla tekvinat yani evladım dünyaya geldi bu benim evladım değil dersiniz Tekvinat yani “halk edici” O olduğu için, işte fiiller sizin olmadığı gibi sıfatlarda sizin değildir o zaman Hayat Allah’ın, İlim Allah’ın, isteyen Allah, güç kuvvet de O’nun, bunca varlıktan İşiten ve Görende O’dur ve Hayatının devranını halk ediciliğiyle Tekvinatıyla devam ettirendir. Bütün bu Filler Sıfatlardan, Sıfatlarda bir vücuda aittir. Vücudunuzda zatı alinizdir; siz ölseniz Zat öldü deseler diğer Zatlarda ölmesi gerekirken ölmediğini görürsünüz o zamanda bu vücutta benim değildir dersiniz. İşte bu vücutta sizin değil ise o zaman Mutlak Zatın cüzül zatlar olarak tecellisi ile Allah’ın olan 3 tecelliyi tanımış ilk özü kendi içimizde özümüzde bulmuş oluruz. Yani Allah’ın ilk hali olan Allah’lığıyla yani Mutlakiyeti ile değil Mukayyetliğiyle vücuda gelişidir. Böylece şekli değiştiği yerde adına asla Allah denmez. Çünkü çekirdek başkadır gövde başkadır dal başka yaprak başka meyve başkadır fakat meyvede yine özü bulmak çekirdeğin zuhurunu görmek mümkündür; böylece de ayrıda değildir. Bu hayat da çekirdekten meyveye meyveden çekirdeğedir. Allah’tan Muhammede sevgilisine Sevgilisinden de Rabbına’dır. İşte bunca cüzleri olarak ilk Zatın Zatından tecelli ederek bunca mevcutta “cüzül zatlarda” Subut sıfatlarına tecellisi ile Esmalar alarak Filleriyle zuhura gelendir. Malikül Mülk oluşudur. Bu mülkte kendisinden başkası yoktur, kulluğunda ise mesülüyet vardır bütün mevcutları ve filleri halk eylemiş olmakla insanda bulunan akıl fikir nimetleriyle Cemalini sergilediği tecellilerine “emri bil maruf” diyerek yapılmasını istemiş Celalini seyr içinde yapma dediği tecellilerine de “nehyi anil münker” demiştir. Böylece Nisa Sûresi 79. Ayeti Kerime ile “sizden iyi bir şey zuhur edince Rabbınıza eksik bir tecelli olunca da nefsinize nisbet edin buyurmuştur.” Böylece yap dediklerini hem halk edip hem yapmakta; zıtlarını ise halk eylemiş fakat mazharlardaki eksiklikten dolayı öyle görülmektedir. İşte böylece 3 tecellisi ile bilerek ve görerek 1 olanı anmak fikredilmiş zikirdir ben yokum varlığımın sahibi Allah’tır demek Allah ile Allah’a hizmettir. Gerisi ise yalnızca sabretmektir. Çünkü dahası için Allah yolunda yarışanlar olmak bu yarışta da en önde yani en layık kul olmakla ahlakı hamidiyemizi Resurullah Efendimizin ahlakına eriştirmek vardır; işte habibim dediği mazharda sevgilim dediği mazharda en güzel açığa çıktığı vahdette Allah kesrette Muhammed denen Âdemiyetini en layık giyindiği halidir Rabbımın. Rabbım bu idrak ve şuhudlarla daim olmayı aynı aşk ile de O’nda O olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 46. AYET
وَاَطٖيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رٖيحُكُمْ وَاصْبِرُوا اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِرٖينَ
OKUNUŞU : Ve etîullâhe ve rasûlehû ve lâ tenâzeû fetefşelû ve tezhebe rîhukum vasbirû, innallâhe meas sâbirîn.
ZAHİR MANASI : Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
BATIN MANASI : Vücut ülkesinde tecelli Zata ve tecellisi olan kemalatına itaat yani idrak etmez ve yaşamaz iseniz devletiniz olan vücut ülkeniz o zaman elden gider yani süfliyete hizmet etmeye mecbur kalır çünkü siyah ve beyaz vücut ülkesinde nettir. Sadece nefse uymak ve işine gelmemek bunları yaşamaya engeldir. Eğer siz çekişme olan eğriye doğru, doğruya eğri yada işine gelene evet, gelmeyene hayır der iseniz o zaman çelişme ve çekişmeler hep var olur ve devam eder. İnsanoğluna bunun için akıl fikir ve idrak nimetleri verilmiştir eğriyi doğrudan güzeli çirkinden cinsi bozuk olan filleri diğerlerinden ayırsın diye yok ayırmaz ise o zaman kendi kendine çelişir ki bu çekişmede onu nefsin kucağına ve süfliyete doğru daha sert itmeye devam eder. İmanın gücündür, idrakın gücündür, şuhudun gücündür, zevklerin gücündür eğer imanını aldığın Allah ve Resülünden ayrılır isen iman zayıflar eğer eğriyi doğrudan ayırdığın halde yapmaz isen idrakın zayıflar, gözünle Hakk ve Hakikati görürde gözüne inanmaz isen o zaman şuhudun zayıflar Tevhid zevkiyle zevkidar olduğun halde bu vücut Rabbının iken onunla olmak zevkinde iken bazı şeyleri hala işine geldiği gibi yapar isen kaybolan bu samimiyetin ile vücut ülkesinde aldığın haz aldığın zevklerinde zayıflar, maneviyatını destekleyen bu güçlerini zayıflatmak vücudunu yıkıma uğratmaktır, maneviyatta sağlam olan halleri yaşamaktan vaz geçen ve geçenlerin oluşturdukları ülkeler ve devletlerde maalesef çöküşlerini yaşar bu gün islam devletleri Tevhid tahsilleri ve bunların şuhud ve zevklerinden ayrıldıkları için Allah ayrı kendileri ayrı kaldıkları için yaşatmadıkları idrak şuhud zevk ve halleri yüzünden kendileri de devletleri de çöküştedir. Rabbım en kısa zamanda Tenzihi İmandan Teşbihi İmana ve Tevhidi İmana geçmeyi bilmenin ötesinde görerek iman etmeyi Rabbıyla birlikte iken başka bir ilah yaratıp da iman etmekten geri durmayı cümle Ümmeti Muhammed’e ihsan eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 47. AYET
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذٖينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بَطَرًا وَرِئٰاءَ النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحٖيطٌ
OKUNUŞU : Ve lâ tekûnû kellezîne haracû min diyârihim betarav ve riâen nâsi ve yesuddûne an sebîlillâh, vallâhu bimâ yağmelûne muhît.
ZAHİR MANASI : Şımarıp böbürlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve (halkı) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (Mekke müşrikleri) gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını kuşatıcıdır.
BATIN MANASI : Bu vücut ülkemiz Rabbımızın yurdudur. Bu yurdun Rabbımızın olduğunu unutmak bu yurttan çıkmaktır, yani onun bu yurdu nerede ve nasıl kullanacağını belirttiği halde bu yurdu kullanılacağı sahanın dışında kullanmak bu yurdu çizgisinden de çıkarmaktır, Allah kulağa Hakkı işit derken o halkı ve dedikoduları işitirse, Allah göze beni seyreyle derken o gözü halkı seyir ve nefsin hoşlandıklarını izlemekte kullanır ise, Allah dile Hakkı söyle derken o ise halktan ve sinli kaflı cümlelerden bahsetmekte kullanır ise bu ve bunun gibi bu yurdun yaradılma gayesi dışında kullanılması ve kullananlarında bu gayenin dışına çıkması hem bu yurdu viran kılmak hem de gayenin dışında kullanmak olan terkleriyle hallerini ve ahlaklarını da viran eylemiş olurlar; böylece bu hallerindeki ahlaki bozulma özde takvadan ayrılmak olan Allah’ın olan vücudu ve bu vücuttaki yüce tecellileri kendilerine nisbet ederek böbürlenerek bu hallerinin hoşluklarıyla başa kalkıp şımarıklıklar yaparak Kulları sahibleri olan Rablerine Sıfatları tecelli eden olan Zata; maharları tecellisinin zuhura çıktığı Rablerine bağlamak yerine kendilerine Rabıta yaptırarak; Allah yolundan Allah’a bağlanmaktan bilerek ve görerek imandan Tevhid yolundan ayırmakla yoldan çıkanlardan olmuşlardır; bu durum gerek vücut ülkesinde gerekse toplumda gerekse devlet ve milletlerin hallerinde bu dejenerasyon ile aynen görülmektedir. Rabbım bütün insanoğluna en kısa zamanda Ehlinden tahsil ile İnsan-ı Asliyelerini bularak aslına hizmet etmeyi nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 48. AYET
وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنّٖى جَارٌ لَكُمْ فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنّٖى بَرٖیءٌ مِنْكُمْ اِنّٖى اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنّٖى اَخَافُ اللّٰهَ وَاللّٰهُ شَدٖيدُ الْعِقَابِ
OKUNUŞU : Ve iz zeyyene lehumuş şeytânu ağmalehum ve gâle lâ ğâlibe lekumul yevme minen nâsi ve innî cârul lekum, felemmâ terâetil fietâni nekesa alâ agıbeyhi ve gâle innî berîum minkum innî erâ mâ lâ teravne innî ehâfullâh, vallâhu şedîdul ıgâb.
ZAHİR MANASI : Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, “Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım.” demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, “Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) görüyorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır” demişti.
BATIN MANASI : İşte bu vücut ülkesini Rabbının yurdu bilmeyenlere nefisleri de yaptıklarını haklı, doğru ve güzel göstererek süslemektedir. Bu halleri de onlardaki böbürlenme ile artık sizden daha üstün ve galib gelecek bir his duygu ve fikir ve bu fikirleri yaşayan vücut ülkesi yani başkaca birileri de yok demektedir vücut ülkesinde, nefsin pohpohladığı vücuttaki fikren ve hissen halleri böyledir. Ne zamanki vücutta idrak; vücut ülkesinde nefis ve ruhu da yüz yüze getir ise yanı tefekkürler her iki tarafında güç ve kuvvetlerini simile ederse yanı sonuçlarının ne olduğunu tefekkür edince karşılıklı galibiyetlerine bakınca Rabbını ruhun tarafında görür ve ulviyet süfliyete mutlak galib geldiğini görür ve sonuç hep nefis için hüsrandır. Çünkü Rabbım Enfâl Sûresi 39. Ayeti Kerime ile “Siz de ortalıkta bir fitne kalmayıb din, tamamiyle Allahın dini oluncıya kadar onlara cihad edin, eğer vaz geçerlerse her halde Allah amellerini görür” müjdeler. Böylece inananları ve yeryüzünü müjdeler iken yer yüzünde fitne bitinceye kadar mücadele edin der; bunu da derken iki müjdeyi birden vermektedir. Bitinceye kadar demekle bitecek demektedir. Yani bitmez ama mücadele edin denmiyor bitinceye kadar devam diyor ise o zamana mutlaka bitecek demektir. Çünkü ikilik ve nefs insan vücudundaki en büyük fitnedir. Peki idraklar dün tenzihi bir iman seviyesinde iken bilmeden iman edilir iken şimdi ise teşbih ve tevhid inancı bilinir ve yaşanır olmuştur o zaman gelecekte Allah ayrı kul ayrı denen ikilik yani Rahmani bir fitne olan bu ayrılıklarda biteceği için iman da teşbihi iman halini alacaktır toplumda ve dahasını da bu günden görenlere ise gelecekte teşbihinde ağırlıkla ötesine geçerek; tevhidi iman üzere yaşayacaklardır; tenzih olan teşbih edilen bu mazharlarından tevhid ile açığa çıktığı görülecektir. Yani tenzihi teşbihle tevhid edince ikilik bitecek demektedir. Cehaletten irfaniyete esfelden âlâya devam eden bu yolculuk da bu nizamı yine müjdesi olan ayetlerinden alır; Tin Sûresi 4-5 Ayeti Kerimesinde “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” “Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.”sabit olan en güzel biçimde yaradılan insanın esfeli safiline indirilmesi esfelden âlâya yolculuğuna işarettir; esfelden esfele daha esfele gidemez. Çünkü seyirde kendisine Aşık olan Rabbım sevgiyi aşka dönüştürdüğü; çekirdeği ağaca ve meyvesine ve içindeki çekirdeğe dönüştürdüğü seyrini mutlaka esfelden âlâya yapacağıdır ve yapmaktadır; cehaletten kemalata olan seyrini elçilerinin aleme gelme sırası olan idrakların sırasıyla da desteklemiştir. Tenzih ümmetine Teşbih Peygamberi Teşbih Peygamberine Tenzih ümmeti ile karşılıklı idraklanmaları; ihtilafın Rahmetiyle nefis ehilleri o gün nasiblenemese de nasibi olanlar idraklananlar bu nasiblerini almışlardır. O günde bu günde böyle devam etmesi de muhakkaktır. Böylece devamı da aynı olacağından ve irşadının yegane takibi ve Rahman ve Rahim oluşuyla Tenzih Rahmetine Teşbih Rahimiyetini ekleyerek idrakları da esfelden alaya yüceden daha yüceye taşıdığına işaret ile baştan sonu böylece kati ve net belirlemiş ve bildirmiştir. Hal böyle iken fitnenin evvela vücutlarda irşad ile bitmesi irşad olundukça alemde de bitmesine işaretidir; ve bu halde esfelden âlâya Rabbımın bu tecelli nizamı ile kendisinin bu kırık aynalardaki görüntüsüne de mazharlarından seyridir. Bu da kendisinin muradı olduğundan mutlaka da tecelli edecektir, bunun önüne geçmek yerine bu seyirde kullanılan mazharlar kullar Muhammed’in gözünden bu alemi seyir ve Rabbıma en layık mazhar olmak için mutlaka Ruhunu kemale getirmeli ve Zata en layık sıfat olmak için bu yarışta aşkla şevkle gayret etmelidirler. Rabbım en kısa zamanda Cümle İhvan-ı Güzine İslam-ı Mübine ve dereceten bütün insanoğluna nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 49. AYET
اِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذٖينَ فٖى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هٰؤُلَاءِ دٖينُهُمْ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ
OKUNUŞU : İz yegûlul munâfigûne vellezîne fî gulûbihim meradun ğarra hâulâi dînuhum, ve mey yetevekkel alallâhi feinnallâhe azîzun hakîm.
ZAHİR MANASI : Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, “Bunları dinleri aldatmış” diyorlardı. Hâlbuki kim Allah’a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
BATIN MANASI : Tevekkül etmek inancımızın gereklerini yaptıktan sonra yine de zuhur eden eksikliklerde ortaya çıkan sebeplerden dolayıdır dememek bu sebepleri de halk edene yaslanmaktır. Allah’a sığınmaktır. Zahiren bu hal böyle görülür iken görmediğiniz bir Rabba sığınmak yerine yalnız tenzih bir imanla görünmez dediğin Rabbına tevekkül etmekle yetineceğinize Hadid Sûresi 3. Ayeti Kerimesinde zahirim diyen Rabbımıza sığınmak tevekkülde tenzihi tevekkülün yanında teşbihi tevekkülü de yapmaktır hatta ve hatta tenzihi tevekkülün teşbihten Tevhid edilerek yaşanması ise en üstünüdür. Bunun için bilinmelidir ki Tevhid ilmi üzere bu varlık bizim değildir, bu görünen yüzüne suretine teşbih bunun sıretine tenzih sıretin suretten tecellisi ile fillerle zahir oluşuna ise Tevhid yüzü denir. Allah’ın tecelli yüzünü görenler ise dünü geçmişte yarını ise tecelli etmemiş sayarlar an şimdidir ve tecellisi ne ise ona göre farkıyla islamiyeti yaşarlar an dilimindeki bu kulluk zuhuru yaşam halini alması ile bildiği gördüğü ve O’nda O olarak anında tevekkülde olan olarak yaşamayı Rabbım cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.
ENFÂL SÛRESİ 50. AYET
وَلَوْ تَرٰى اِذْ يَتَوَفَّى الَّذٖينَ كَفَرُوا الْمَلٰئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرٖيقِ
OKUNUŞU : Ve lev terâ iz yeteveffellezîne keferul melâiketu yadribûne vucûhehum ve edbârahum, ve zûgû azâbel harîg.
ZAHİR MANASI : Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve “haydi tadın yangın azabını” diyerek canlarını alırken bir görseydin.
BATIN MANASI : Ölüm ikidir bunlardan birisi ızdırari diğeri ihtiyaridir. Izdırari ölüm ecel gelince bedenin ölmesi, ihtiyari ölüm ise ölüm gelmeden idraken ölümü tadmaktır, ölmeden ölmektir, yani “Mutu kable ente mutu”dur. İşte dikkat edilecek halde budur, Allah yanın der ise bedenin yanmasına, tadın derse yangının acısının tadılmasına yada yağınla teşbih edilenin idrak edilmesi, yada ruhen tadılmasıdır. Ölmeden evvel ölünüyor ise yanmadan evvelde yanılması bu yangının tadılmasıdır. O zaman melek nedir ki bunu söylesin insana; melek Arapçada kuvve demektir. Kuvveler vücut ülkesindeki melekelerdir. Akıl fikir idrak gibi nimet ve melekeler vücudun melekleridir. O zaman kafirlik nedir ki vücut ülkesinde bu melekler onlara seslensin; kafirlik ise batın manalarından ikincisi olan örtücülük anlamındadır çünkü vücut ülkesinde Hakk ve Hakikati bu varlığın Hakkın olduğunu örtmek kafirliğidir; akıl fikir ve idrak nimetleri de Ruhun emrinde olur ise bu örtücülüğü yapmaya çalışan vücuda süfliyete meyletmek isteyen vücuda bu melekelerin süfli idrakların karşılarına çıkarak yüzlerine vura vura süfli istekleri firenlemiş hatta süfli yangına su dökerek onu yakmıştır yanı yıkıma uğratmış yanı söndürmüştür; kötülüğü yakan iyiliktir süfliyeti yakan ulviyettir nefsi öldüren ruhtur işte vücudun istediği bir meyline izin vermemek nefsi yakmak meylini yıkmak ona istediğini vermemekle bu iç yangının tattırmaktır. Tıpkı bir çocuğa çok istediği bir şekeri vermeyip onun canını nasıl yakıyorsanız; aslında canı yakmıyor ona bu iç yangınını tattırıyorsunuzdur, işte nefse de istediğini vermemekle ona bu yangını tattırmış olursunuz. Rabbım ölmeden ölmeyi yanmadan yanmayı yok olmadan hiç olmayı nasib etsin ki böylece var olanı varlıktan görmeyi ve ahretini ise dünyada tatmayı böylece cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylemiş olsun inşallah. Amin.
