FATİHA SÛRESİ 1.AYET
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
OKUNUŞU : Bismillahirrahmanirrahîm.
ZAHİR MANASI : Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla
BATIN MANASI : Allah rahman ve rahimdir. Rahmeti umuma rahimi özeledir. Özele ve umuma olan rahmetinin cemi Allah’ın kemalatıdır. Zatını bu kemalatından bildirir. Zerreden küreye celal ve cemal tüm tecellileri onun kemalatının açığa çıkması içindir. Zatından sıfatına sıfatındanda esma alarak fiilleriyle açığa çıkandır. Her esma aldığı yerde icraatı değişmesinden dolayı farklı esma alır, fakat arifi bu esmalar yanıltmaz, icraatını yapanı bilir ve görür. Rabbım körlüğümüz olan
irfaniyetsizliğimizi ona yönelmemiz nisbetinde kaldıracaktır.
FATİHA SURESİ 2. AYET
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : El hamdu lillahi rabbil alemîn.
ZAHİR MANASI : Hamd Alemlerin Rabbı’nadır.
BATIN MANASI : Alemlerin rabbı; tüm alemlere vahdette ve kesrette rububiyetine inerek sıfatı olan Rasulu Ekrem Efendimiz mazharından ve günümüzde verasetül enbiya, enbiyaların varisleri olan Mürşid-i Kamiller mazharından tüm insanlığa ve zerreden küreye her mazharından açığa çıkışı ile irşad tecellisini gösteren ve hamd’a mahsus olan Allah’dır. Hamd işte yalnız Allah’adır. Allah ise uluhiyetindeki Allah’lığı ile değil Rububiyetine tecelli eylemesi ile Rab mazharı olan Mürşid-i Kamillerden Rablığı ile irşad ve terbiye edendir. İşte hamd mürşid-i kamil mazharından Allah’a dır. Onlara yakiin olmak Allah’a yakiin olmaktır. Rabbım tüm insanlığa hamdimizi hayalde ve zannda bir Allah’a değil mazharı olan Mürşid-i Kamillerden tecelli eden Alemlerin rabbına yapmayı nasib eylesin.
FATİHA SÛRESİ 3. AYET
اَلرَّحْمٰـنِ الرَّحٖيمِ
OKUNUŞU : Er rahmanir rahîm.
ZAHİR MANASI : O, rahmândır ve rahîmdir.
BATIN MANASI : Allah’ın Rahman oluşu umuma Rahmet edişidir. Rahim oluşu ise özle rahmetidir. Umuma Rahmeti iman ve inanç seviyesi ne olursa olsun O’nun için her tecelli eylediği mazharı; sıfatıdır, kuludur. Onları subut sıfatlarındaki tecellileri olan hayat, ilim, irade, semi, basar, kudret VE kelam tecellilerinden mahrum eylemez; mazharların isnad ve kabiliyetlerince ve yaradılış hilkatlarınca mevcut sıfatları; zahirde ve yahut batındadır. Fakat Rahimiyeti ise özeledir, Allah için özel nedirki özele olsun rahimiyeti, Allah için her mazharı kuldur fakat bu mazharlarının arasından aynı zamanda birde seçtikleri vardır. İşte bu Allah’a göre sabit iken bizlere göre henüz zuhura gelmemiş olan bilinmeyen bu seçilmişlik ariflere görede tecelli eyleyince ayan olur. İşte bu özel tahsili gören kullarına Vehbi ilim olan ilmi ledün ile Mürşid-i Kamiller mazharından Tevhid tahsili yaprtırmak suretiyle tekvin sıfatının tecellisinin mazharları kılmak için yani halk eylemesinin mana yönüyle bu tahsili yapan mazharlarından yapacağının müjdesiyle kendisi için seçtiği mazharlara böylece Rahimiyet tahsili yaptırmaktadır. Böylece Allah seçtikleriyle günümüzde nasibi olanlar denilenlerle Rahimiyet tecellilerini “Rablık tecellsini”… diğer mazharlarınada tecellisi ile rahman mazharlarından da “kulluk tecellierini” göstererek nasıl Rahman ve Rahim oluşunu bildirmekte ve kulum dediği sıfatlarından da böylece seyreylemektedir.
FATİHA SÛRESİ 4. AYET
مَالِكِ يَوْمِ الدّٖينِ
OKUNUŞU : Maliki yevmid dîn.
ZAHİR MANASI : Din gününün malikidir.
BATIN MANASI : Din günü nedir ki sahibi Allah olsun. Din nasihattır, Din nasihattır, Din nasihattır; Buyurmuşlardır Resurullah S.A.V. Efendimiz. Yine neden 1 defa demedilerde 2 demedilerde 4 veya daha fazla demedilerde 3 defa bunu tekrar eylediler. Bu üzerinde tefekkür edilecek hikmet ve ibret alınacak bir durumdur. Tefekküri zikrin ehemniyetine ve ilmi leduna işaret eylemektedir. Allah’ın Mürşid-i Kamil mazharından; evveliyatında Resulu Ekrem Efendimizden olduğu gibi, Bütün Peygamberlerin tahsil eyledikleri ilim olan Tevhid İlminin tahsili vardır. Tevhid ilminde 7 makam vardır; bunların 3’ü ne Fena Mertebeleri 4’üne Beka Mertebeleri denir. Bir nasihat eden birde nasihat edilen olduğundan bu hitab Beka ehlinden, Fena Mertebelerinde olacaklaradır. Çünkü Kulu ve Sıfatı olan mazharların kendisine nisbet eyledikleri 3 varlıkları vardır. 1. Fiillerim benim dir derler. 2. Sıfatlarım benimdir derler. 3. Vucudum benimdir derler. İşte bu 3 tecellinin benim dediğimiz 3 varlığın; Efalin Sıfatın ve Zatın sahibi bilinizki! “Size nasihatım odur ki” Allah’tır. 1. Nasihat Fiillerin Faili Allah’tır. 2. Nasihat: Sıfatların Mefsufu Allah’tır. 3. Nasihat ise Vucudun Mevcudu Allah’dır. İşte Din Günü, bir salikin Mürşid-i Kamilin dizinin dibine geldiğinde bidayette ona verilen zikirde olduğu gibi, Allah Allah Alllaahhh edasıyla olan söylemdir. Bunu açıncada; Bu 3 nasihat sonradan yine dizinin dibinde sırasıyla aldığı 3 nasihatden ibarettir. 1. Tevhid-i Efal telkini, Tevhid-i Sıfat Telkini ve Tevhid-i Zat telkininden ibarettir. Resulu Ekrem Efendimiz bunlara vakıf ve zevkleriyle yaşam sürdüğü için sözlerinden zuhura gelen manalar bunlardır. Rasulu Ekrem Efendimizinde kendisine has bir ilim irfaniyeti ve varlığı olmadığından O mazharında sahibi olan Allah’dır. Bu yüzden dün olduğu gibi bu günde yine aynı tahsil talim ve terbiye ile kullarını Zatına layık sıfat kılmak için aşk ve istekte bulunan kullarına bu kapılar açıktır. Böylece Talim eyleyenlerde görürki gerek din gününün gerekse 3 nasihatın sahibi Rab mazharlarından bizleri irşad eden Allah’tır.
FATİHA SÛRESİ 5. AYET
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ
OKUNUŞU : İyyake na’budu ve iyyake nesteîn.
ZAHİR MANASI : (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
BATIN MANASI : Bu ayeti kerimede Bir yönüyle Allah’a yalnız inanarak ibadet edip yardım dilemek vardır, Birde bilerek ve görerek iman edip, ibadet ve taatlarda bulunup yardım dilemek vardır. Şöyle ki Cenab-ı Allah Şûrâ Sûresi 11. Ayette “O Gökleri ve yeri yaradan, size kendilerinizden çiftler yapmış, en’amdan da çiftler, sizi o suretle üretip duruyor, “onun misli gibi bir şey yoktur” “ve o öyle semî’ öyle basîrdir “ hiçbir şeyin misli ve benzeri olmayışıyla yani Zat ve Mutlakiyet yönüyle hiçbir şeye benzememsi ile birinci iman şekli olan yalnız inanır ve iman ederiz. Fakat ayeti kerimenin devamında ise “ve huves semiul basîr” O işiten ve görendir, buyurmasıyla, ikinci bir iman yönü açığa çıkmaktadır ki işte bu günümüzde toplumun imanlarındaki tekâmul için bu ikinci imanında idrak ve yaşamlarında yer almalarına izin vermeleri gerekmektedir. İşiten ve gören olması sıfatlarına tecelli eylemesine işarettir. Yani bunca kulum dediği sıfatıdır. Allah’ın Zatı, Sıfatlarından yani kıyam binefsihi, Allah nefis sahibidir demektir. İşte Allah’ın nefsi bizlerin idraklarındaki gibi esfel bir yaşamdaki sufli nefis değil hatta âlâ bir yaşamdaki ulvi nefisde değildir… Allah’ın nefis sahibi olması sıfatlarına tecelli etmesidir. Çünkü Allah sıfatlarından işiten ve görendir. Siz duyuyorum diyorsanız sizden işiten vardır, Siz görüyorum diyorsanız sizden basiretiyle bir gören vardır, siz konuşuyorum diyorsanız sizin dilinizden bir kelam zuhura getiren vardır. “Kelamın kelamullah oluşu” İşte bu yönüyle Allah kullarım dediği kendisinden asla ayrı olmayan “Kaf Sûresi 16. ayette de buyurduğu gibi” Ben kuluma şah damarından daha yakınım. Buyurması; sıfatlarımdan işitir ve görürüm demesidir. Ve her türlü kesret alemindeki icraatını sıfatlarından yapar. Burada dikkat edilecek mevzu ise “Nisa Sûresi 78-79. Ayetler deki “Sizden iyi bir şey zuhur eder ise siz O’nu Allah’tan bilin; ile sizden kötü bir şey zuhur eylediğinde ise siz onu nefsinizden bilmeniz mevzusudur. Böylece Ayan beyan olan sıfatlarından açığa çıkan Rabbınızı iyi zuhuratlarla, ve nefsim dediğiniz eksikliklerinizide yine kendinizi yakın takibe almanızla kendinizden görürsünüz. Mısr-ı Niyazi hz. bir ilahisinde “Bûrhan arardım aslıma aslım bana bûrhan imiş” buyuruyor.Böylece aslınıza delil arar idiniz dışarıda, hayalde zanda bir Rabba inanırdınız; gördünüz ki aslınıza siz delilmişsiniz… sizin deliliniz O, O nun delili siz… işte böylece kendinizden açığa çıkan Rabbınıza bilerek ve görerek ibadet eylemiş, ve kulu ile Rabbı arasında da başka bir varlık olmadığını da görmüş olursunuz. İbadet edilen ibadet ve ibadet edenin birliğini idrak eylemiş ve bir vucutta da cem olduğunu görmüş olursunuz. Tevhid makamlarından Cemmul Cem olan iki Cemin Ceminde de hakikatteki namazı “Rabbınızla görüşmeyi; miracınızı” yapmış olursunuz. İşte bunları ehlinden tahsil ve talim ile bu zevk ve mutluluk içerisinde bir yaşam Allah’ın Resulunde yaşadığı ve bu günde mürşid-i kamil mazharlarından bizlere bildirilen bir mutluluk reçetesidir. Rabbım tenzih-i bir imandan teşbih-i bir imana geçip, tarif edilen bir mutluluk ve huzurla hayat geçirmeyi nasib eylesin.
FATİHA SÛRESİ 6. AYET
اِھْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ
OKUNUŞU : İhdinas siratal mustekîm.
ZAHİR MANASI : Bizi dosdoğru yola ilet,
BATIN MANASI : Rabbımıza nida olan bizleri dosdoğru yola ilet ayetindeki dosdoğru yol nedir ki ona bizleri ulaştırmasını istemekteyiz mevzusu dikkate alınmalıdır. İşte bu bağlamda Resulu Ekrem Efendimizin şu ayet bana nazil olduğunda ömrümü kocattı dediği Hud sûresi 112 ayet “Festekim kema umirte ve men tabe meake ve la tatğav, innehu bi ma ta’melune besîr. “Onun için emr olunduğun gibi doğruluk et: sen ve beraberinde tevbe eden de aşırı gitmeyin, çünkü o her ne yaparsanız basîrdir “ Ayeti dikkatimizi çekmektedir. “Emrolunduğu gibi dosdoğru ol” Bizlere dosdoğru olmayı emreylediği bu ayette nasıl dosdoğru olacağımızdan ise ilimlerin en yücesi olan ve içerisinde ledün ilmini barındıran bütün Rasul, Enbiya ve Mürsellerin, Sahabeyi Kiramın, Evliyaullahın ve günümüzde de Mürşid-i Kamillerin tahsil talim ve yaşam halinde hakkel yakin oldukları ilim olan tevhid ilmine göre yetişir isek o ilimdeki emirlerine riayet eder isek o zaman anca dosdoğru olabileceğimizi anlıyoruz. Peki bu tahsil nedir, işte bu tahsil Rasulu Erkem Efendimizin Vehbiyetinin talimi olan Rahimiyet tahsili olan ilmi ledün denilen özel tahsildir. Satırlarda tüm incelikleriyle yazmayan fakat sadırlardan sadırlara yazılan gönül aleminden gönüle nakış olan satırlarda da ana hatlarıyla belirtilen tevhid ilmidir. Zahiren satırlardan bilgisi, batınen de gönüllerdeki şuhuduyla mevcut bir izden takip edilen özel ilimdir. Bilindiği üzere bu ilim 7 makamı vardır. Bunların 3’üne Fena Makamları 4’üne Beka Makamları denir.Makamların tahsilinin evvelinde Makam telkini olmayan yalnız bir ders olan zikir mevcuttur. Zikir olmazsa olmaz kaidedir. Ve hakikat ehlinin bildirdiği gibi ismi celal olan Allah’ın zikridir. Esmalar yönüyle değil Bizzat Allah’ı Allah’la zikreylemektir. Çünkü kişinin kendine has güç ve kuvveti yoktur. “Râd Sûresi 28 ayet’de de geçtiği üzere “Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” Bu ayeti kerimeninde işaret eylediği gibi tahsil evvelinde mutlaka bu işin zikirle olacağına ve yine “Ankebut Sûresi 45. Ayette buyurduğu gibi “Sana vahyolunan kitabı güzel güzel oku ve namazı kıl, sahih namaz edepsizlikten ve uygunsuzluktan nehyeder ve her halde “Allahın zikri” en büyük iştir ve Allah her ne işlerseniz bilir” en büyük ibadet olan zikirle kalplerin temizlenmesi ile nefislerin tezkiyesi mümkün olacaktır ki ancaksın ölmeden evvel ölmek olan “Mûtu Kable Ente Mûtu” sırrına mazhar olunabilsin. Bununda yine Nahl sûresi 43. Ayetdeki “Senden evvel de Resul olarak başka değil, ancak kendilerine vahy veriyor idiğimiz erler göndermişizdir, “ehli zikre sorun” bilmiyorsanız… Demek ki ehline gidip ehlinden tahsille olacağına işaret vardır. Tıpkı zahirde her branjın bir eğitmeni olduğu gibi… Bu ayetlerinde ışığında anlıyoruz ki Rabbımız bizlere dosdoğru olmanın tahsili şu sıralamaya dikkat etmemiz gerektiğini göstermektedir. 1. Ehline gitmek, 2. Zikri nasıl yapılacağı, 3. Talim olunan makamların tahsili ile aslımızı bulacağımız ve dosdoğru olacağımız bildirilmektedir. Yalnız böylece bizden öncekilerinde dosdoğru oldu gibi bizlerde dosdoğru olabiliriz. Yoksa yalnızca kendi anladığımızı Kuran-ı Kerim’den alarak ve yahut başkalarının söylediklerine inanarak değil ehli olduğunu diploması ve icazeti ile ıspatlayan kendisindeki kalin, halin ve makamın zuhurunu bir arada gördüğümüz yaşamıyla tevhid ehli olan Şeriatsız bir Hakikat yaşamından bahseylemeyen Mürşid-i Kamillerden bunun öğrenileceğini bizlere söylemektedir. Böylece dosdoğru yola ulaşmanın Resulu Ekrem Efendimizin yetişmesinde olduğu gibi ve sahabeyi kiramı yetiştirmesi gibi Verasetül Enbiyaların yani Ebiyaların varisi olan Mürşid-i Kamillerinde bizleri de yetiştirmeleri aynı kaidelerle mümkündür. Yoksa herkes kendi bildiği ile Kuran-ı Kerimden aklının aldığınca öğrendiği ile kısmen doğru olur fakat “DOSDOĞRU” olamaz. Rabbım ehlinden tahsille dosdoğru olmayı öğrenip bildiklerimize ihlas ve samimiyetle eğilerek amel eylemeyi bunun daim bir yaşam haline gelmesini nasib eylesin.
FATİHA SÛRESİ 7. AYET
صِرَاطَ الَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالّٖين
OKUNUŞU : Siratallezine en’amte aleyhim ğayril mağdubi aleyhim ve laddâllîn.
ZAHİR MANASI : Bizleri doğru yola hidâyet et, o kendilerine in’am etmiş olduğun zâtların yoluna ilet, gazaba uğramışların ve sapık bulunmuşların yoluna değil.
BATIN MANASI : İşte 6. ayette izah olunan dosdoğru yola iletilenler geçmişte olduğu gibi Sahabelerin Evliyaların ve büyük Zatların yolu olduğunu bu ayeti kerimede de ıspat olarak desteklemektedir. Aksi olan yol ise kişi kendisini söyle bir 5 saniye durdursa hiçbir duygu ve düşünce hissetmese bunu samimiyet ile yapsa görecektir ki kabı, ben dediği o vucut hiçbir iş yapamayacaktır. Düşünmediğinden hareket edemeyecek ve hiçbir duygu hissetmediğinden de hareketlerine destek veren duygularıyla güç kazanamayacaktır. İşte kendinsin olmayan bu duygu ve düşünceler; yani Allah’ın güç ve kuvvetim dediği sahibi olduğu duygu ve düşüncelerdir. Bu duygu ve düşünceler vucuda geldikten sonra ancaksın ki sahibi hakkında bilgi sahibi oluruz. Bu yönüyle sahibi olarak Mutlak Zatını göremez, gelenler ile, tecellisi ile sıfatından hakkında bilgi sahibi ve icraatın fiile dönüşmeyisle de kendi mazharımızdan seyreylemiş oluruz. Bu duygu ve düşüncelerin bize ve başkalarına faydalı olanlarını alır, bize ve başkalarına zararlı olanlarını ise kabul etmez isek o zaman Allah’ın dosoğru yol dediği yola duygu ve düşünceyle bu vucutta güç ve kuvvet olan Allah’ın sıfatı olarak yürümüş oluruz. Ve görürüz ki Meratibi İlahiye tahsilimizde de zaten bu mazhar onun sıfatıymış ve kendisi Resulu Ekrem Efendimizde olduğu gibi bu vucutta da bizlere güzel duygu ve düşüncelerinin karşıtları olan diğer duygu ve düşünceleri yaratmakla zıttını göstererek doğruyu yani dosdoğruyu seçme imkanı vermiş ve nefsin karşısında ruhum dediği Zatının tarifine karşı bizleri benliği yaratmasıyla nasıl kendisini işaret eylediğini görmüş oluruz. Tevhid de Fena-i Efal Fena-i Sıfat Fena-i Zat yapmakla bizim zannettiğimiz vucudun bir hiç olduğu ve sahibnin emrinde olduğunu görmüş oluruz. İşte ayetin devamında da bunun aksi olan kötü duygu ve düşüncelerle fena makamlarınıda yapmadan hala kendimize nisbiyet ve şirkle bir yaşam halinde olanların yoluna uğratma diye de nida eylemektedir kul. İşte dünyada zatının da ilmi olan zıtlarıyla kendisini gösteren avama göre iyi kötü, şeriata göre günah sevab, hakikata göre ise cemal ve celal olan Allah’ın ilmiyle kendisini bildirmesi olduğu görülmektedir. İşte bizler akıl sahipleri olarak her mevzuda ve daima dışımızdaki olaylar ve içimizdeki duygu ve düşüncelerimizi yakınen takip eylememiz halinde 5 saniye durup düşündüğümüz her mevzuda doğruyu, güzeli, sevabı, cemali, seçmiş; karşıtlarının da tahsilinde bulunduğumuzdan bütün bu tecellilerin birer ilahi tecelli olduğunu da görmüş oluruz. Böylelikle hem fiillerin faili Allah, hem sıfatların mevsufu Allah hem de vucutların mevcudu Allah’dır demiş oluruz. Mülkünde kendisinden başka görmeyerek, aynı zamanda da kabımızı en güzel yapma gayret, duygu ve düşünceleriyle de görev yerimizi daha üstün eylemesi içinde Rabbımıza sığınmış oluruz. Nahl sûresi 110. Ayet “Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” İşte böylece ayeti kerimedeki gibi kendimizin zıtlar yönüyle eziyet ve mutsuz bir yaşamdan kaçmak için cihad edip gayret eylememizle Rabbım bir çok ayetinde de buyurduğu gibi bu merhamete kullarının erişmesi böylece mümkün olmuş olur. Rabbım duygu ve düşüncelerimizin güzel olanlarıyla meşkül eylesin bu vucut ülkemizi.
