MÂİDE SÛRESİ 1. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِ اُحِلَّتْ لَكُمْ بَهٖيمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّى الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُرٖيدُ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû evfû bil ugûd, uhıllet lekum behîmetul en’âmi illâ mâ yutlâ aleykum ğayra muhıllıs saydi ve entum hurum, innallâhe yahkumu mâ yurîd.
ZAHİR MANASI: Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helâl saymamanız kaydıyla , okunacak (bildirilecek) olanlardan başka hayvanlar , size helâl kılındı. Şüphesiz Allah istediği hükmü verir.
BATIN MANASI : Maide sûresi manen sofra olarak semadan indirilen lütfu ilahidir. Allah her ayeti kerimede her asra hitab eylediğinden bildirilen kelamın mutlaka zahirinin yanında batın manalarıyla da o ayetin ruhunun devam ettiğine muhakkak ki inanmak gerekir. Çünkü Allah Kuran-ı Kerim’de hayvanlardan bahsederken; düşünün haşa hayvanlar gelip Kuran-ı Kerimi okuyacak değillerdir, peki o zaman nedeni nedir bu ayetlerin, evet zahiren insana hayvanlar hakkında aydınlatıcı olmaktır fakat batınen rahimiyet tahsilinde ilmi ledunda Rabbımın muradında zevki ilahide yeri nedir; işte her ayet insanda yer bulduğu zaman hakikatini bulur çünkü ayetlerin hitabı insanadır, hayvanlar için insana kendindeki hayvanlıktan bahseder iş göreni var görmeyeni var, eti yeneni var yenmeyeni var istifadesi çok faydalı olanı var çok zararlı olanı var işte bunları işitirken anlaşılan O olur ki! Ha hayvan desin ha nebadat desin ha cemadat desin, anlattığı hep insana insanı anlatmaktır. İşte insanında iş göreni var görmeyeni var, tatlı olanı var acı olanı var, nefsinde olanı var ruhuyla olanı var; ha keza ağaçlardan da bahseylese yine insanda yerlerini bulmadıkça; meyve vereni vermeyeni vb. yerleri bulunmadıkça o ayet insana layıkıyla hitab etmiş olmaz; İşte bu ayeti kerimede de SOFRA dendiği zaman semadan inen sofra dendiği zaman insandaki yerini bulmadıkça ne Maide Sûresinin 1. Ayeti nede tüm Sûredeki ayetler sizlere hitab etmiş olmaz; kısaca gök insanda gönül semasıdır; sofra ise gönlünde tecelli eden Rabbımın ilahi lütuflarıdır; her an inip durmakta ve inmeye de devam edecek olandır, insan yeter ki gönlüne baksın hislerine dugyu ve düşüncelerine baksın; içinde özüyle hep birlikte olsun iyi tecellileri yapsın eksik olanlardan da irşad olup uzak kalsın tıpkı “iyiliği emret kötü olandan da uzak dur” denildiği gibi. Böylece ayeti kerimede Mürşid-i Kamilin dizinin dibinde verilen sözleri unutmayarak; ihramlı iken yani kendi varlığını hakkın varlığı olarak Fena tahsili ile idrak ettikten sonra kendi varlığı kişiye haram olduktan sonra ihram idrakıyla haram bir vücut yani sahibinin vücüdu olduğu idrakıyla idraklandıktan sonra avlanmak yani kendisi için başkalarını yem yapmak yasaktır; çünkü Allah avlamaz besler; bazı Mürşid-i kamiller diyeceklerdir ki Mürşid saliki ağına düşürür, onlar iyi düşünsünler Allah o salike hidayet edeceği ve lütfu için Mürşüdü kullanır Mürşüd de avlandım der bilse ki layıkıyla benlikten tam geçse kendi varlığı da hakkın ise Hakk biryerden ikram eden bir yerden de lütfuna mazhar olandır diyecek ve ondan başka olmadığını görerek yeniden boyun büküp kull olduğunu tekrar ve tekrar idrak edecektir. Ancaksın diyor bildirilen hayvanlar burada insan hayvanmıdır denebilir; toplumun bildiği gibi değil ama hayy diri demektir, van ise varlık manasındadır yani diri varlıktır, yer içer gezer idraksız gibi olanları vardır; bunlar teşbihen yaşıyorlar işte denecek türdendir. İşte bunlardan avlanmak yani onlara Hakk ve Hakikati öğretmek için seferber olmak hariç, yani irşad için tüm insanlığın selamet için, ahmak dahi olsa nefsiyle yıllarca başbaşa dahi kalsa, yer içer gezer dahi olsa onunda sizin gibi lütfa mazhar olmaya hakkı vardır, yeter ki Resulu Ekrem Efendimiz gibi alemlere Rahmet olan bir gönlünüz olsun. Rabbım cümle İhvan-ı güzine böyle gönüller ihsan eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 2. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْىَ وَلَا الْقَلَائِدَ وَلَا اٰمّٖينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُوا وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعِقَابِ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tuhıllû şeâirallâhi ve leş şehral harâme ve lel hedye ve lel galâide ve lâ âmmînel beytel harâme yebteğûne fadlem mir rabbihim ve rıdvânâ, ve izâ haleltum fastâdû, ve lâ yecrimennekum şeneânu gavmin en saddûkum anil mescidil harâmi en tağtedû, ve teâvenû alel birri vet tagvâ ve lâ teâvenû alel ismi vel udvâni vettegullâh, innallâhe şedîdul ıgâb.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
BATIN MANASI : Ve yine bütün iman edenlere günümüzde ülkemizde inanç çeşitliğinde olan tüm şeriat tarikat ve hakikat mekteblerindeki insanlara olduğu gibi bu alemdeki diğer dinlere mensub olan ve yine çeşitlilikler ile ahenk ve renk gösterenlere de hitaben; Allah’ın Tevhid akidelerine uyarak dikkat ederek yaşayın çünkü bunca çeşitliliği tek bir fikir bünyesinde barındırır oda mutlak selamet fikri olan bütün sıfatların bütün insanlığın her ne olursa olsun yegane selametidir. Çünkü Allah nasıl kullarının selametini istiyorsa; kulları da kendisinin dışındaki diğer kullarının selametini istemelidir ki; Allah ile aynı istekte aynı iradede aynı fikirde bir olmuş olsunlar; Bunu da her varlığın özünün Hakk olduğunu Hakkın halk aynalarından zuhurunu bize bildiren Tevhid inancı olduğu en büyük nişanedir. Tevhid babası olan İbrahim A.S’dan bu güne değin bütün Peygamberlerde Evliyaullahta ve günümüzde Mürşid-i Kamillerde dahi aynı itikad, amel muamele ve ahlak ile halen Tevhid nişaneleri yaşanmaya devam etmektedir. Ve yine hepsine hitaben vücut ülkesinde bu alemdeki her varlığının yeri olduğu hakikati ile güneşin “ruh güneşine” ayın “kalp ayına” yıldızların ise “sıfat yıldızlarına” denk geldiği âdemdeki alemin özüyle haram aya diyor ise; kalp ayının haramlığı nedir, o kalpte tecelli edenin Rabbı olduğudur, işte o kalp kişiye haramdır yani kendisinin değildir o tecelliler ve o kalp, kalp derken de kişideki et parçasına değil fuat olan gönüle kişideki öz idraka hitab ediyor; bu senin haramındır senin değildir bu idrak diyor, hac kurbanına derken ise; hac ziyaret demektir en güzel ziyaret kişinin bir gönüle girmesidir; gönlüne girmesidir. Kurbanına derken ise kurban “kurabe” kökünden gelir yani yaklaşım demektir, gönüldeki hacda zata yaklaşmak, girilen gönülde ise Rabbına mazhardan yakin olmaktır; ve gerdanlıklara diyor saygısızlık etmeyiniz, gerdanlık maddi bir cansız varlıktır ona saygısızlığımı onun manasından kast edilene mi saygısızlığı bildirmektedir Rabbım. Gerdan insanın elif ile lam’ın birleştiği yerdir çünkü canlı kuran olan elif lam mim olan insandır. Yani Zat ve Sıfatın birleştirği yer kişideki takındığı anlayış ile halin idrak ve icraatın merkezidir, sonra aşağılara tecelli olur ve vücut harekete geçer, hisler duyguya duygu düşünceye dönüşür ve düşünceler ne zaman vücuda komut verirse gerdandan aşağısı harekete geçer; yani o idrakla tecelli eden fiilullaha’da saygısızlık etme yani yerinde görmemezlik etme; Kabe Allah’ın zatını remzeder, idraklı idraksız her tecellisine mazhar kullarına ve onlardaki her farklı tecelliye asla yerinde görmemezlik etme, hikmetle ve la idrakıyla değilde illa idrakıyla hatta ve hatta illa illa idrakıyla bakarsan her biri her nefes daha tekâmül ile Zata yani kabeye yaklaşmaktadır, dün taş devriydi bu gün milenyumlar geride kaldı, hala nefis ve ruhun renkleri var ama kab ve kabiliyetler bakın ne kadar artmış yeter ki bu çeşitliliğin içerisinde mutlak iradeye bakalım illa illa diyor Rabbım. Ve böylece iyilik ve takva üzere derken zıtları olan la üzerine değilde illa üzererine birbirinize irşad ve tüm selamet menfaatleri için yardım edin diyor, aksi olan nefis sahasındaki la demindeki ikilikler ve nakısıyetler için yardımlaşmayın diyor yani nefis ehline bile ortak nefisler ortak çıkarlar maddi ve insanlığın zararına olan ortak fikir ve çabalarda birleşmeyi de yasaklıyor Rabbım. Yani kısaca negatif bir yaşama sapmayı sakın ha tercih etmeyin mutlaka pozitif enerjiyle yaşayın ve pozitif enerjiyi arttırın diyor Rabbım çünkü yegane selamet artı enerjilerin artmasıyladır, çünkü bu alem “vel hayyul kayyum” diye deliliyle bildirdiği haylık “hayat” kayyumiyet ise “enerji” dir; oksijen ve enerji melekeleriyle ayakta durmaktadır, buda birbirine oksijen olan havayla ve enerjiyle her varlığın ekli ve etkilenir olduğunun; yani ruh birliğinin delilidir, herkesin iyiliğini isteyebilmek illa illa diyebilmek Allah’ın yegane isteğiyle aynı iradede teslimiyettir. Rabbım cümle İhvan-ı güzine islam-i mubine ve tüm insanlığa aynı hissiyat ve aynı fikirlerde bir olarak Tevhid ışığında Rabbına hizmet etmeyi nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 3. AYET
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزٖيرِ وَمَا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِهٖ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطٖيحَةُ وَمَا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِ ذٰلِكُمْ فِسْقٌ اَلْيَوْمَ يَئِسَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ دٖينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖى وَرَضٖيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دٖينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فٖى مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
OKUNUŞU : Hurrimet aleykumul meytetu ved demu ve lahmul hınzîri ve mâ uhille liğayrillâhi bihî vel munhanigatu vel mevgûzetu vel muteraddiyetu ven netîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alen nusubi ve en testagsimû bil ezlâm, zâlikum fısg, elyevme yeisellezîne keferû min dînikum felâ tahşevhum vahşevn, elyevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum niğmetî ve radîtu lekumul islâme dînâ, femenıdturra fî mahmesatin ğayra mutecânifil liismin feinnallâhe ğafûrur rahîm.
ZAHİR MANASI : Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
BATIN MANASI : Allah dinimizi islam seçmesi; zahir manada islamiyeti islamın şartıyla imanın şartıyla namzın abdestin güslün ve teyemmümün farzıyla hatta 54 farz ile ve dahasi ile boyun borçları kabul edilen bir yaşamla islam kabul eden bir inanç değildir. İslam, Teslim kökündendir. Yani islam olmak Ehline gidip Teslim olmaktır; Resulu Ekrem Efendimiz ile dinimizi tamamlaması şudur; bu gün Kuran bana yeter diyenlere yalnız sizin anladıklarınız sizi selamete çıkarmaz, bilmedikleriniz içinde Ehline gitmek farzdır; “siz zikri bilmiyorsanız ehline gidin” bu ayettir. Yani Ehli olan mazharından Rabbımıza teslim olmak ve Kuran-ı Kerimi zahir ve batın cem ederek vücut ülkemizde Tevhid ederek hakikatleri ayetleri kendi vücut ülkemizde bularak ancaksın İslam ile müşerref olursunuz buyrulmaktadır; yoksa ayeti kerimede okuduğunuz ilk manayı siz kendi anladığınız gibi anlarsınız; bunun için ehli olan Tevhid ehli İbrahim A.S gibi Resurullah Efendimiz gibi, Sahabeyi güzin ve Evliyaullah gibi Tevhid ilmi ile ilmi ledün olan özel ilimle yetişenler ancaksın daha derin manamalar olan batın manayı kast edilen hakikat ve gerçeği ancaksın bunlar anlar. Bu yüzdendir ki, hayvan denildiğinde yalnız zahiren bir hayvan değil vücut ülkendeki manası yani hay olan diri olan varlık yani yer içer gezer idrak ve fikri olmayan insan işte bunlar hay-van’dır denmektedir, yani fazla bir işe yaramayanlar, çünkü Kuran-ı Kerimin muhatabı insandır O okur ve O kendisini Kuran-ı Kerimde bulur yoksa anlamadan okunan bir Kuran-ı Kerim tesbihattan öteye geçemez. Haram kılınan halleri ise bu ayeti kerimede bizlere şöyle bildiriyor yine kendimizde bularak; ölmüş hayvan, zaten yer içer gezer idi iyice idrakını akıl ve fikrinide boş işlere veren insan; kan, nefse düşerek can alma denmektedir Müslümanın Müslümana kanı haramdır; domuz et, dişisini kıskanmayan hayvanın eti, yani edepten yoksun bir insan; boğulmuş hayvan; süfliyet içerisinde yıllarını vermiş artık kolay kolay düzelmeyecek olan insan; darbeyle ölmüş hayvan, yani zaten boşlukta iken kendisini iyice süfliyete çekecek fikir darbeleriyle iyice kendini kaybetmiş insan; yüksekten düşerek ölen hayvan; tam süfliyetten ulviyete geçecek kadar yükselmişken yine eski hayvanlık olan eksiklik ve süfliyetine şehvet ve diğer arzularına dönen insan; boynuzlanarak ölen hayvan, yani kandırılarak kendisini kötü yola, teröre vesair nefsin sahalarına çekilen insan; yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvan; nefsi emmare sahibi olan insanlar tarafından muallak veya henüz daha tam nefsine meyletmemiş, bazen ruhuyla bazen de eksikleriyle yaşarken kötü arkadaşlarınca yani nefsine meyyal olanlarca ömrü heba edilmiş insan; dikili taşlar üzerinde, taş, taşlaşmış kalplerdir dikili olmaları makam sahibi olmalarıdır taşlaşmış kalpleri olan liderlerin ve önderlerin sürüklediği ve böylece zorbalık ve savaşa alet olan insanlar; fal okları bunlarda diri varlık ve eksik varlıklarca direk değil onların hileleri olan kumar şans oyunları vb. gibi bataklığa çeken parasını ve huzurunu alan oyunlar da insanı heba eder; böylece dininizi tamamladım demesi “din nasihattır denmesi gerek zahiri bu nasihatleri ehilerinden öğrenerek süfliyete meyletmeyin buyurlmakta gerekse de ehlinden 3 nasihati öğrenerek ulviyette zirvelere adım atın buyrulmaktadır; Rabbım böylece bildirdiklerini zahirlerinin yanında batınen de bilmeyi ve böylece bildikleriyle hitabın hep kendisine olduğunun idrak ve zevkiyle daim bir yaşam üzere olmayı cümle İnsanlığa nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 4. AYET
يَسْپَلُونَكَ مَاذَا اُحِلَّ لَهُمْ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّبٖينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُ فَكُلُوا مِمَّا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ سَرٖيعُ الْحِسَابِ
OKUNUŞU : Yes’elûneke mâzâ uhılle lehum, gul uhılle lekumut tayyibâtu ve mâ allemtum minel cevârihı mukellibîne tuallimûnehunne mimmâ allemekumullâh, fekulû mimmâ emsekne aleykum vezkurusmallâhi aleyh, vettegullâh, innallâhe serîul hısâb.
ZAHİR MANASI: (Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
BATIN MANASI : Ve yine ayeti kerimeyi kendimizde bulmak ve hakikatine ermek için hemen batın manaları olan tefekkürle erişeceğimiz manalarına bakmamız gerekmektedir, Tevhid ışığında; Allah’ın verdiği yeteneklerle eğitilen; Helal kılınanları avlayacak olan salarken üzerine besmele çekilen hayvan nasıl bir varlıktır; işte insanoğlu her ayetin muhatabı kendisi iken zahir manalarının resmettikleriyle yalnız ilim sahibi olmaktadır, şuhud hakikat ve zevki yoktur; işte yine bu ayeti kerimede Allah’ın verdiği yetenekler kişideki itikadın amel ve muamelenin ve akabinindeki güzel ahlakın oluşması için olmazsa olmaz olanlar Tevhid akide ve gramlarıdır; en büyük yetenek ve kabiliyet bunları idrak ve yaşamdır; bunlar zikirle birlikte bildirilen Fena-i Efaldir, senin fillerin yok bu fiiller senin ve senden gayrı kimseninkilerde kendisinin değil demektir; Fena-i Sıfat bu sübut sıfatlar senin ve senden gayri hiçbir varlığınkilerde kendisinin değildir demektir; Fena-i Zat bu Zat-ı âlin olan Zat ne seninki nede senden gayri hiçbir varlığın vücudu zat-ı âlisi kendisinin değildir demektir; bunları idak etmek büyük kabiliyettir. Ve dahasın da tecellileri olan Bunlar senin değilse kimindir’i idrak etmektir; Tecell-i Zat vücut vücudullahtır; Tecelli Sıfat bu sıfatlar ilahi varlığın bir tecellisidir, Tecelli Efal ise; işte sende ve senden gayri dediğin her varlıktan tecelli eden ilahi varlığın Zatından Sıfatlarına oradan da Esma alarak filleriyle açığa çıkmasıdır; “İyi zuhuratlar Rabbımın kötüleri ise kişinindir” “nisa 79” işte bundan daha büyük eğitim ve yetenek yoktur, böylece itikadında eğitilen her yaptığı amelde itikadına göre her varlığın özü Hakk ise Hakka boyun bükerek mazharından sevecen ve alçak gönülle ve adil yaklaşır her varlığa yaklaşımı Hakk’a yaklaşımı olur böylece her icraatı da ameli olur, muamelesi de o derece herkese yakışır olur ve birbirine ekli olan bu hal ile de güzel ahlakı Ahlak-ı hamidiyesi Muhammedi ahlakı da zuhra gelmiş olur, işte layıkıyla Tevhid tahsiliyle bir itikadın düzelmesi otomatikmen her şeyi düzeltmekte olduğu da görülmüş olur; işte bu şekilde yetişen bir diri varlık olan insan artık avlanabilir, yani Hakk o mazhardan artık varlığını kendisinde ifna edeceği yani zahiren ve teşbihen varlığını yiyeceği diğer diri ama idraksız varlıkları kemalat ve irfaniyetiyle avlar, buda helali olur; çünkü her kulunun Aşk-ı İlahisiyle en kemal bulmuş haliyle o mazhardan açığa çıkmak ister, kullarını böylece çok sever; işte o kul dediği mazharda üzerinde besmele olan Rahman sıfatıdır, çünkü besmelede iki rahmet vardır birisi Rahman umuma Rahmeti, diğeri Rahim özel Rahmeti “ayetlerin zahir manaları umuma Rahmetidir herkes nasiplenir; ayetlerin özel batın manaları ise ilmi ledün, kevser ırmağından damlalar ise özel Rahmeti olan Rahimiyetidir” elçilerini bu özel Rahmetiyle yetiştirir; Rahmetinin içerisinde böylece iki Rahmetini de cem eden Bismillah ismi Allah olandır; O üzerine Besmele çekilende ismi Allah olanın açığa çıktığı Rahman sıfatırıdır, dün Hz. Muahmed Mustafa S.A.V olan bu gün manen aynı mesleki Resul olarak üzerine Besmele çekilenler işte Ehli Tevhid Hakkel yakin Mürşid-i Kamillerdir. Rabbım cümle İhvan-ı Güzine üzerine Besmele çekilen Rahaman Sıfatı olmayı nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 5. AYET
اَلْيَوْمَ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ اِذَا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ مُحْصِنٖينَ غَيْرَ مُسَافِحٖينَ وَلَا مُتَّخِذٖى اَخْدَانٍ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْاٖيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِى الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
OKUNUŞU : Elyevme uhılle lekumut tayyibât, ve taâmullezîne ûtul kitâbe hıllul lekum ve taâmukum hıllul lehum, vel muhsanâtu minel mué’minâti vel muhsanâtu minellezîne ûtul kitâbe min gablikum izâ âteytumûhunne ucûrahunne muhsınîne ğayra musâfihîne ve lâ muttehızî ahdân, ve mey yekfur bil îmâni fegad habita ameluh, ve huve fil âhırati minel hâsirîn.
ZAHİR MANASI : Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.
BATIN MANASI : Bu güne değin bizler aslında affola ama Kuran-ı Kerimi okumuyormuşuz, bakıp geçiyormuşuz, arapça sesleri çıkarıyor anlamadan üzerinden ezbere geçiyormuşuz, müstesnalar hariç; hiç kendilerine kitab verilenlerin yiyeceği helaldir derken diğerlerinin de helal yedikleri yokmuydu, bunu kitab ehlinin yapması nedir hiç düşünmedik; diğerlerinin yedikleri haram olurmu yalnız onların yediklerimi helal, ama bizler kitab ehlini bir kısmımız, Kuran-ı Kerim verilen Peygamberimiz ve diğer kutsal Kitabların peygamberleri bilirler; bir kısmımız Kuran-ı Kerime şeriat seviyesinde vakıf olanlar bilirler, birkısmımız Kuran-ı Kerimden Ehli tarike hitab eden yönleriyle onları kitab ehli bilirler, bir kısmımızda Ehli hakikatı kitab ehli bilirler bunların hepsi yerinde doğrudur; Fakat biz ayetlerin nüzullerini Kuran-ı Kerimde ihtiyaçlara göre tasnif edildiğinden değişik, nüzul oldukları zamana göre değişik olarak görürüz, bunun hakikati nedir, bu gün bütün ayetleri vücut ülkesinde nüzül ettirecek isek hangi sıraya koymalıyız, evet okumadan yazılmaz okuyacağız evvela ama sonra ne okuyacağımızı bileceğiz, evvela ikra dendi Resulu Ekrem Efendimize ama sonra Rabbının adını öğrendikten sonra tekrar ne okuyacağını sorduğunda ise isra 14. Nefis kitabını okuyacağı bildirildi, işte bakın ayetlerin hepsine vakıf olmadan Tevhid akide ve gramlarıyla en hakikati bilmeden sırayı layıkıyla takib edemeyiz; çünkü kişi Rabbının adıyla zikreylemeye başlayınca okuyacağı en büyük kitab nefis kitabı olur. Buradan anlayacağımız Rabbımın Kitab Ehli diye hitab eylediği en büyük hakikat Nefis kitabını okuyanlardır Ehli Tevhid; Tevhid ilmindeki 3 mertebe ve 4 makam ile nefis kitabını okur ve nefsini bilen Rabbını da bilir; bilinecek kitab nefis kitabıdır. Bütün Kuran-ı Kerimi ezberlese ama nefsinden haberi olmasa bu kişi hafızların piri olsa ne fayda, en büyük hafız ve en güzel kıraatla Kuran-ı Kerimi okusa ama kendine nisbet eylediği bu varlıktan haberi olmasa bu kişi Ehilmidir kitabın; Rabbım bütün ayetleri Ruhunun ihtiyacına göre nüzül sırasıyla okumayı ehlinden layıkıyla öğrenmeyi nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 6. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُسِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعٖيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْدٖيكُمْ مِنْهُ مَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُرٖيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ gumtum iles salâti fağsilû vucûhekum ve eydiyekum ilel merâfigı vemsehû biruûsikum ve erculekum ilel kağbeyn, ve in kuntum cunuben fettahherû, ve in kuntum merdâ ev alâ seferin ev câe ehadum minkum minel ğâitı ev lâmestumun nisâe felem tecidû mâen feteyemmemû saîden tayyiben femsehû bivucûhikum ve eydîkum minh, mâ yurîdullâhu liyec’ale aleykum min haraciv ve lâkiy yurîdu liyutahhirakum ve liyutimme niğmetehû aleykum leallekum teşkurûn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
BATIN MANASI : Namaz müminin miracıdır miraç ise Allah ile görüşmektir. Bu görüşmeyi sağlamak içinde abdest farzdır, peki yalnız su ile alınan abdest ile görüşmek mümkün ise bu güne değin zahir abdest ile yıllarca namaz kılan cemaatimiz neden namazdan sonra mübarek etsin demiyor da kabul etsin diyor; birbirini tebrik ederken, görüşenler mübarek etsin derler görüştüm senin de mübarek olsun denmesi gerekmektedir; fakat hala yıllar yılı cemaatlerin %99’u görüştüğü halde görüştüğünden de bi haberdir; ilimle bile ayetlerin manalarına baksalar aynı dili hem Rabbı kullanıyor hem kendisi hem kendisi hamd ediyor hem Rabbım işittim diyor olduğunu göreceklerdir; hatta ve hatta daha da yakin bir görüşme içinde batın abdest esastır, bu da Rabbımın Mürşid-i Kamilin eliyle zikir suyuyla kulunun kalbini temizleyip, idrakını pak edip kabullenişini itikadını amel muamele ve ahlakını öyle bir güzel kılar ki tıpkı Ahlak-ı Muhammediye gibi olur; buda kişinin evvela bilincinin idrakının temizlenmesi ile olur hayal ve zanlardan kurtulup kendine nisbet ettiği varlığın ifnası ile varlık sahibini kendi bütnun da tecellisiyle bilir görür; tecellilere mazhariyeti ile de cibilliyeti güzel fillerle daim iştigal eyledikçe de O’nda O olur. Böylece bu ayeti kerimedeki manaların yine yalnız zahirleriyle değil batın manalarıyla da ayeti kerimenin hakikatini idrak ve vücut ülkesinde yaşam esastır; yüzlerin yıkanması; yüz deyince evvela rakamla sonra kendi yüzümüz ve yüzler idrak edilir fakat Rabbımın yüzü deyince işte o Tecelli yüzüdür; çünkü bütün esma ve sıfatları kaldırırsanız ortada bir tecelli kalır, örneğin bir kişinin bir başka kişiye yalan söylemesi yalan bir tecellidir; bunu kim söylerse söylesin tecelli aynıdır, isterseniz en büyük devlet adamı olsun, isterseniz diyanet reisi olsun, isterseniz de yakın bir akrabanız olsun tecelli aynıdır, esma ve söyleyenin kimliği tecelliye mani değildir, bunun karşılığında da yine bir tecelli vardır, yalan söyleyince başı derde girer yalan ortaya çıkınca onu yargılarlar, peki buda bir tecellidir yargılama yargılanan babanızda olsa, devlet büyüğü de olsa, müftüde olsa esmalar ve sıfatlar mazharlar bu tecelliyi değiştirir mi? hayır, işte Allah’ın gerçek yüzü bu tecelli yüzüdür, Zatını göremezsiniz ama tecellilerini görürsünüz zahirdirler, ve her zamanda tecellisiyle tecellisine cevap vermektedir ve bizlerde buna göre Hakk ve Hakikati daha net görmekteyiz, çünkü ayetiyle yine kavilenen “miskal nisbetinde iyilik yaparsanız karşılığını, miskal nisbetinde de kötülüğünüz olursa onun da karşılığını alacaksınız” buyrulması tecellisine tecellisiyle cevaptır, kişi kendisindeki idrak yüzünü yıkar da böylece temizlerse yani siyahla beyazı iyice anlarda ona göre yaşarsa yüzünü yıkamış olur; yüzün yıkanması da budur; Ellerin yıkanması ise kişi çoğu işlerini elleriyle yapar yani fiilleri ağırlıklı böyle işler kişi ellerini dirseklere kadar yıkamakla işlerini de peyder pey düzeltmeye ve kırılma yeri olan dirsek ise kişideki artık alışkanlık demine de esfelden kırılarak âlâya yönelemesiyle girmiş olur; kişide artık eski halden yeni alışkanlıklara artık dirsek kırmıştır dirseğe kadarda filler düzelmiştir, buda ellerin dirseklere kadar yıkanmasıdır, güzel fillerin alışkanlık olacak deme kadar devam etmesidir. Başın meshi ise 4 te 1 veya 4 te 3 tür; yani ya 4 te 1 yada kaplamadır; buda kişi akıl ve idrakını ya tevhid mertebelerindeki fillerin ifnası kadar bir idrakla aklını temizler başını düşüncelerini düzeltir yada 4 te 3 kaplama mesh yapar buda fillerle birlikte Sıfatının da vücudununda sahibinin artık kendisi olmadığını idrak eder, buda başının 4 te 3’ü nü mesh etmek düşünce ve idrakını fena merteblerindeki kadar düzeltmektir; ayaklarından yıkanması şuna işarettir, ayaklar kişinin yönlendiği istikamete götürendir yani tuttuğu yolu anlatır yolun temizliği ise günümüzde insanlar ve idrakları nisbetinde çeşitli imanlar ve yollar vardır, bunlarında temizliği nasıl ki kişide evvela itikadını düzeltmekle tecelli yüzünü anlar ve idrakla birlikte fillerini düzetme başlar o zamanda en düzgün olan yolu seçme için artık gideceği istikameti de seçer, yola girenler içinde artık ayakları istikamet üzere dereceten yıkanmış olur, Tevhid yoluna ayak basmasıyla birlikte de İbrahim A.S’ın ayak izi Resulu Ekrem Efendimizin ayak izi gibi yere öyle sağlam basmış olurlar ki artık topukları bile izle izlenmiş “öyle derine basmış” olur ki topuklarının dahi yani kalıcı temizliğin; kalıcı sabit istikametin; demir atılan gemi misali Tevhid akide ve gramlarıyla olduğu da böylece sabitlenmiş olur, topuklarıyla yıkanan ayaklardan eylesin ayaklarımızı Rabbım. Ve yine dahasına hasta olunca idraklarda zayıflama ve eskiye nefse bir miktar meyyallık olursa, başka kadınla yani kadın sıfattır bir başka mürşidle veya başka bir istikamete meyletmekle; kavi sağlığı bozulmuş olursa bundan da yine temizlenmek için boy abdesti yani yine tırnaktan saç teline vücudun vücudullah oluşuyla yeniden idraklarını düzeltip saf temizliğiyle Rabbının tecelli eden Zatından Sıfatına Sıfatında da Esma alarak filleriyle açığa çıkışına mazhar olmaktan gayri daha güzel bir mazhariyet kull köle olmak olamaz der ve yine elleride ayaklarıda istikamet bulmuş olur; Rabbım cümle İhvan-ı güzine İslam-ı mübine ve tüm insanlığa nasibiyle; idraklarıyla şuhud ve zevkleriyle zahir abdestlerimizin nasıl batınen de bizlerin ruhaniyetleri için Hakk ve Hakikat için tenzih ve teşbihin cemi olan Tevhid için nasıl olmazsa olmaz olduklarına da bizleri şahid kılsın inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 7. AYET
وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَمٖيثَاقَهُ الَّذٖى وَاثَقَكُمْ بِهٖ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
OKUNUŞU : Vezkurû niğmetallâhi aleykum ve mîsâgahullezî vâsegakum bihî iz gultum semiğnâ ve etağnâ vettegullâh, innallâhe alîmum bizâtis sudûr.
ZAHİR MANASI : Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam sözü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
BATIN MANASI : Bu gün bütün insanlara sorsanız siz bizzat kendi aklınızla kendi gözünüzle kendi yaşamınızda böyle bir söz verdiğinizi hatırlıyor veya bizzat şahid olup gördünüz mü deseniz; hemen hemen tamamı hayır diyecekler, ve ekleyeceklerdir, hoclarımız öyle demiyorlar mıydı Kuran-ı Kerimde öyle yazmıyor muydu; siz doğmadan zaten söz verdiniz kalu belada diyeceklerdir, peki doğmadan verdiğim sözü bilmediğim bir demede iken, nasıl olurda bu gün Rabbım bana hatırlıyormusun desin; hatırlayıp hatırlamayacağımı zaten bilir, dolayısıyla bizzat hatırlamanız mümkün değildir, ilimle söylene gelenler hariç; peki o zaman bu ayeti kerime zahiren böyle bir mana çıkmyorsa burada başka bir hakikatmi gizlidir. Evet öyledir. Allah zat yönüyle bir sineğin kanadını kıpırdatmaz, çünkü henüz sineğin halk olmadığı yerdeki adıdır Allah, ancaksın sıfatlarına tecelli eylediğinde mazharlarından isnad ve kabiliyetlerince zuhura gelir. O zaman Allah kendisine bağladığı demede bağlanılan bağlanmak ve bağlanan olduğu bir dem ise o dem sıfatlarına birliği bozmayan ikiliğine ve dolayısıyla kesrete çıktığı yerdir. Çünkü tek Zat olsa bir söz veren söz ve verilen olmaz; dolayısıyla da bu dem bilmediğimiz görmediğimiz zahir ulama gibi evvelde diyerek hayalde ve zanda olan bir dem değildir. Nasıl ki yine Tevhid ilmi üzere Efalini Sıfatını ve Vücudunun kendisinin olmadığını idrak eden İbrahimin dini yani inancı üzerine olan Resulu Ekrem Efendimiz kendi mazharından kendi sıfatından icraatını yapanı biliyor görüyor ve onunla oluyor ise işte o zamanda o mazhara gidip edilen tövbe ile ayetle sabit olan Nisa Sûresi 64. Ayeti kerimedeki gibi elçimle birlikte olan tövbeyle nasıl mazhardan Zata tövbe ediliyor ise, elçiden gören duyan ve kabul eden Zat yönüyle Rabbımız olur; şimdi bu tahsilleri yapmayan bir tevhid tahsiliyle varlık sahibi kendisinin olmadığını idrak eylemeyen hangi mazhardan söz verirseniz verin sizi işitecek kulak kul kulağıdır, görecek göz kul gözüdür, bu Hakkın kulağı Hakkın gözü olabilmesi için ancaksın bu güne değin bunca Peygamberlerimizinin Sahabeyi Güzinin Evliyaullah’ın ve günümüzdeki bazı Mürşid-i Kamillerinde o gün olduğu gibi bu gün de yegane tahsili olan Tevhid tahsiliyle olur; Rabbım böylece üzerimizdeki Tevhid nimetini tamamlaması için kendisine mümin kulunun kalbi olarak, vücudunu, mazharı sıfatı, layık kulu eylediği hakkel yakin Mürşid-i Kamillerden Ehli Tevhidden bu niğmeti tamamlamayı ve bilerek görerek işittik itaat ettik demeyi nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 8. AYET
اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ لِلّٰهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰى اَلَّا تَعْدِلُوا اِعْدِلُوا هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰى وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû kûnû gavvâmîne lillâhi şuhedâe bil gıst, ve lâ yecrimennekum şeneânu gavmin alâ ellâ tağdilû, iğdilû, huve agrabu littagvâ vettegullâh, innallâhe habîrum bimâ tağmelûn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
BATIN MANASI : Hakkı ayakta tutmak öz olarak daha önceki ayeti kerimelerde yüzün yıkanması mevzusunda yüz denilince tecelli yüzünden bahsedilmişti, işte Hakkı ayakta tutmak bu tecelli yüzünün değişmeyeceğine olan imanınızı asla yıkmamaktır, birisini dolandırmak hakkını yemek bir tecellidir yani haksızlık yapmak tecellisidir, bu tecellisinin cevabı da eninde sonunda Hakk tecelli edeceğinden en az hakkı kadar o haksız kazancı, verdiği zararı maddi veya manevi mutlaka karşısında bulacaktır, işte bu iki tecelli birbirinin ıspatıdır, miskal nisbetinde de olsa Her tecellsinin mutlaka cevabı vardır, iyilik tecellilerine iyi cevaplar; eksiklik adaletsizlik ve kötülük tecellilerinde de kötü cevapları icraatları karşında bulacaktır kişiler, işte bunu ayakta tutmak sağlam bir vicdan sahibi olmak ve ne ekersem karşıma çıkacaktır her varlığın özü Hakk ise söylediğim herşey Hakk’a yaptığım her icraat Hakk’adır karşımdaki sadece esma ve sıfatını kaldırmadığım için bir elbisedir aslında o karşımdakinin varlığı Hakkın varlığıdır, Zat yönüyle görünmez ama o mazhardan o sıfattan icraat yapar, o mazhara gülümsersem O’da bana gülümser yani Rabbım bendeki hissiyatı anında görür, duygularım ve düşüncelerim hangi fiile dönüşmüş ise aynada aynısını göreceğimizi unutmamak idrakımızda ve yaşamımızda vicdanımızda Hakk’ı titizlikle ayakta tutmaktır; nefsinizin duygularıyla davranışlarınızda şekil almasın; birisini sevmiyoruz diye onun Hakkına riayet etmemekte doğru değildir buyrulmakla Hakk’ı çok sağlam yaşatın o sizden böyle açığa çıksın nasihati de yapılmaktadır. Rabbım Hakk’ı titizlikle ve daim bütununda bilerek görerek O’nda O olarak yaşayan kullarından mazharlarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 9. AYET
وَعَدَ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظٖيمٌ
OKUNUŞU : Veadallâhullezîne âmenû ve amilus sâlihâti lehum mağfiratuv ve ecrun azîm.
ZAHİR MANASI: Allah, iman edip salih ameller işleyenler hakkında, “Onlar için bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vardır” diye vaatte bulunmuştur.
BATIN MANASI: En büyük salih amel ve ameller, araya varlığını katmayanlardan Rabbımın işlediği amellerdir, o mazharlar bu amellere mazhar olanlardır, işte onlarda iman etmişlerdir, neye iman ederler ayrı bir varlık sahibine değil kendilerinden açığa çıkan Zatından Sıfatına, Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelen Rablarına; böylece en büyük bağışlanmada benlik ve varlık günahını aradan kaldırma olan Fillerinin, Sıfatının ve Vücudunun ifnasıdır; en büyük mükafatta bu bağışlanmadan sonra Tecelli-i Zat olan mutlak Zattan bir cüz, Tecelli-i Sıfat olan sübut sıfatlarının tecellileri ve Tecelli-i Efal olan ilahi varlığın cibilliyeti güzel filleriyle açığa çıkması ve o mazharı kendisine layık kul saymasıdır… Rabbım buyurduğu üzere bağışlanmayı ve buyurduğu üzere mükafatına nail olmayı ehline kavuşup en kısa zamanda nasibine kavuşmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 10. AYET
وَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا اُولٰئِكَ اَصْحَابُ الْجَحٖيمِ
OKUNUŞU : Vellezîne keferû ve kezzebû biâyâtinâ ulâike ashâbul cahîm.
ZAHİR MANASI : İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar cehennemliklerdir.
BATIN MANASI : Ayet demek delil demektir; delil ise Rabbımın insanoğluna bütün ayetlerin hakikatlerini vücut ülkelerinde buldurmak aslına delil arayanlara delili kendisi kılmaktır. Bir önceki ayeti kerimedeki bağışlanmanın varlığını kendisine nisbet etmekten vazgeçerek, yani cehennemden azat olarak, mükafat olan tecellilerle de hakkın cennetine girmenin delilinin sunmuş idi Rabbım. İşte bu yolu ve bu hakikatleri inkar edenler yani kabullenişlerinde iman ve inançlarında bunlara inanmayanların ise cehennemlik olduklarını yani bu irfaniyetten uzaklaşanların cehalet ateşinde yanmakta olduklarını söylemektedir, ilim sahiblerinin helakta, ilmiyle amil olanlarında ihlas sahiblerine göre helakta olması, bir alt derecedekinlerin irfaniyette eksikleri olduğu için bir üste göre cehennemde olmaları bir teşbihtir, çünkü insan bilmediğinin cahili ve cehennemindedir, bilip de ihlasla amil olduğunun da mutluluğuyla cennettedir. Cehennemde cennette dünyada ve kişiyle birlikte yaşanan hallerdir. Rabbım bu alemde cennetine kavuşan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 11. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ هَمَّ قَوْمٌ اَنْ يَبْسُطُوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenuzkurû niğmetallâhi aleykum iz hemme gavmun ey yebsutû ileykum eydiyehum fekeffe eydiyehum ankum, vettegullâh, ve alallâhi felyetevekkelil mué’minûn.
ZAHİR MANASI: Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) kalkışmıştı da, Allah (buna engel olmuş) onların ellerini sizden çekmişti. Allah’a karşı gelmekten sakının. Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
BATIN MANASI: Allah’ın kulundaki en büyük nimeti o kulunda varlık sahibinin kendisi olduğunun idrakıyla Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle cibilliyeti güzel fillerle açığa çıkmasıdır, bütün fillerle açığa çıkışında da lütfu ilahisidir ama en büyük yani derece koyacak olur isek Muhammedi bir tecelli ile Muhammedi bir ahlakla en güzel, cibilliyeti en yüce fiillerle açığa çıkması en büyük nimetidir. İşte bu hali bozmak isteyen vücut ülkesindeki süfli tecellileri yani ulvi olanların zıtlarını sizdeki isnad ve kabiliyetin artması ile ihlas ve samimiyet hissiyatının yücelmesiyle Rabbımın vücut ülkesinde böylece ulvi tecellilerini his ve duygularını düşünce ve daim idraklı yaşama tecellisini diğerlerine üstün kılmasıyla; süfli olan diğer topluluğun tecellilerini o vücut ülkesinden el çektirilmekte olur. İşte bu hali vücut ülkenizde yaşayanlar olarak nasıl ki zikirde olduğunuzda aklınız fikriniz duygu ve düşünceleriniz bütün hissiyat ve müşterek idrakınız Rabbınızla oluyorsa ve bu da sizde bu halin memnuniyeti ile ruhaniyetinizde yücelme sağlıyorsa, bu halin dışındaki zikri tek kesen gaflet halinde de vücut ülkenizde diğer zıttı tecelliler vehim hayal vesvese vadilerine dalınıyor ise o zamanda süfliyet kavminin eli üzerinizde oluyor demek olur; Rabbım bu iki hali de idrak edip ulvi olan tecellilerine mahzar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 12. AYET
وَلَقَدْ اَخَذَ اللّٰهُ مٖيثَاقَ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَىْ عَشَرَ نَقٖيبًا وَقَالَ اللّٰهُ اِنّٖى مَعَكُمْ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلٰوةَ وَاٰتَيْتُمُ الزَّكٰوةَ وَاٰمَنْتُمْ بِرُسُلٖى وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّپَاتِكُمْ وَلَاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا لْاَنْهَارُ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبٖيلِ
OKUNUŞU : Ve legad ehazallâhu mîsâga benî isrâîle ve beasnâ minhumusney aşera negîbâ, ve gâlallâhu innî meakum, lein egamtumus salâte ve âteytumuz zekâte ve âmentum birusulî ve azzertumûhum ve agradtumullâhe gardan hasenel leukeffiranne ankum seyyiâtikum ve leudhılennekum cennâtin tecrî min tahtihel enhâr, femen kefera bağde zâlike minkum fegad dalle sevâes sebîl.
ZAHİR MANASI : Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.”
BATIN MANASI : israiloğulları vücut ülkesinde nefsi remzeder, ve hem âdem de hem de almede çokça helak olmuşlardır, çünkü nefis hep hezimete uğrayandır… ama onlara bile diyor ki nefse siz vücut ülkesinde 12 elçi ile destekleniyorsunuz, bu 12; vücut ülkesinde 12 burçtur, 7 tane delik kafada, bir tane kalp bölgesinde bir tane karşısında meme bölgesinde bir de ikisinin arasında göğüs sinede eder 3 tane 7 + 3 = 10 tane eder; 2 tanede belden aşağıdaki delik bölgeleri bunlarla da 10 + 2 = 12 burç eder yani 12 mesaj kapısı buralardaki hissinizle gelen mesajları bilirseniz o zaman hem kendi vücudunuzda olanları hem de karşınızdaki insandaki ve alemdeki Rabbınızın o andaki tecellilerine vakıf olursunuz kendinizden hissederek; eğer bu 12 hissiyatınızı bir niyette birleştirir de söz verirseniz bunları artık nefsim uğrunda değil bu hissiyatını ruhun emrine vererek yaşayacağım Rabbıma kull olacağım; der iseniz o zaman verdiği sözü israiloğlu olan nefis tutmuş ve yüzünü Rabbına dönmüş olur; zamanla da mutmein olmuş nefs yani ruhun tecellileri olmuş olurlar; bu burçları namaz olan görüşmeyle tecellilerden haberdar olmakta, zekat olan bu hallerden salikleri ihvanı ve başkalarını da haberdar etmek ve irşad etmekte Hakkı bildirmekle kullanırsanız; fakir olanlara yani bu tecellilerden yoksun olanlara yardım edersiniz, böylece Hakk’tan alacaklı olursunuz yani yeni ve daha yüce tecellilerine mazhariyette vücudunuzu hazır hale getirirsiniz, kabulleniş ve daim devamlı hizmetinizle; böylece de diğer esfel tecellileriniz örtülür, ırmak olan kevserin yüce tecellilerine mazhariyet olan deryadaki birliğe giden her ilim şuhud ve zevke mazhariyetle canlı bir cennet canlı bir ırmak canlı bir derya olursunuz. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 13. AYET
فَبِمَا نَقْضِهِمْ مٖيثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهٖ وَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِهٖ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلٰى خَائِنَةٍ مِنْهُمْ اِلَّا قَلٖيلًا مِنْهُمْ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنٖينَ
OKUNUŞU : Febimâ nagdıhim mîsâgahum leannâhum ve cealnâ gulûbehum gâsiyeh, yuharrifûnel kelime am mevâdııhî ve nesû hazzam mimmâ zukkirû bih, ve lâ tezâlu tettaliu alâ hâinetim minhum illâ galîlem minhum fağfu anhum vasfah, innallâhe yuhıbbul muhsinîn.
ZAHİR MANASI: İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.
BATIN MANASI : İnsanoğlu vücut ülkesinde nefsi Ruhu ve iksinin tevhidini yaşar, İsrail oğullarını, hiristiyanları ve Müslümanları cem etmiştir, tenzihi teşbihi ve tevhidi sergiler; nefsin varlığı ruhun varlığına delil her ikisi de Tevhid’e delildir. İnsan canlı bir Tevhiddir. Böylece vücut ülkesindeki nefsi temsil eden süfli duygu ve düşünceleri terk etmedikçe nefse meyyal olacak ve kalp kararmakla kaskatı taşlaşacaktır, merhametin yoksun olduğu kalp ve kalplerde bu gün dünyadaki gibi emperyal ve zülmün safında dünyaya terörü ve zülmü getirecektir; âdemin vücudu ne ise vücutların cemi olan alemdeki hissiyat ve yaşamda budur, negatif duygular arttıkça alemde negatif etkisi, ruha meyyal olanlar ve icraatları birlik beraberlik barış ve huzur arttıkça da pozitif enerji artarak alemde de selamet zuhura gelecektir. Kimse bu alemdeki eksikliği Rabbına nisbet etmesin eksiklikler nefis ehillerinindir. Herkes kendi nefsini şöyle bir yılda tezkiye edip temize çıkarsa Tevhid ile alem çabucak selamete ermiş olur, çünkü Resulu Ekrem Efendimizin nasihati olan küçük cihattan büyük cihada geçin sözü nasihatı unutulmuştur; büyük cihada geçemeyenler nefsine mağlup olduğundan nefis ehilleri de onların çabucak açıklarını bulup kozlarını ajanlarıyla ellerine alıp onları kendilerine maşa yapmaktadırlar, yegane selamet islama ve dünya ya ancaksın herkesin büyük cihada geçmesiyle olacaktır, yoksa sizlerde kendi açıklarınız dururken başkalarına bakmaktan kendinize zaman kalmayacak ve dolayısıyla da bu süreçte ne kadar yükselirseniz yükselin ülke lideri dahi olsanız nefsiniz durduğundan hemen açığınız bulunacak ve kasedi yapılacaktır; Rabbım cümle İhvan-ı güzine İslam-ı Mübine ve tüm insanlığa büyük cihat olan nefsiyle cihatta muzaffer olamayı nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 14. AYET
وَمِنَ الَّذٖينَ قَالُوا اِنَّا نَصَارٰى اَخَذْنَا مٖيثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِهٖ فَاَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّٰهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
OKUNUŞU : Ve minellezîne gâlû innâ nasârâ ehaznâ mîsâgahum fenesû hazzam mimmâ zukkirû bih, feağraynâ beynehumul adâvete vel bağdâe ilâ yevmil gıyâmeh, ve sevfe yunebbiuhumullahu bimâ kânû yasnaûn.
ZAHİR MANASI : “Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah, ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!
BATIN MANASI : Nefis sahipleri gibi; bazı FITRATI RUH sahiplerinden de sözler alınıp durulmaktadır; bu gün ülkemizde ve dünyada şeriat ve tarikat seviyelerinde; mezheblerinde farklar olan, inançlarında irfaniyet farkları olan; fakat onlarında gerek tenzihi gerekse teşbihi inançları olanlara akıbetinde özlerinin bir olduğu tek Rabba kendinden ayrı bir yerde olamayan Tevhid üzere bir inanca dahil oldukları bildirildi fakat bunu unutanlar sen öylesin ben böyleyim, senin ameli ibadetlerinde söyle şekil farkları var, senin itikadın da tenzih yönün ağırlıklı, sende teşbih ağırlıklı, senin imamım farklı, senin mezhebinin farkları bunlar gibi bir çok fıkıhi farklarda dahil olmak üzere paramparça bir halde; verdikleri sözü unutup teferruatlarda kavgalar etmektedirler, öyle bir durumdadır ki bu alem söylenmese bile bilinen ve görünen Senin peygamberin başka dinin başka; benim başka dinim başka sözleri dahi içgüdülerde saklı ama taptaze bir ayrımın filizleri gibi ruhlara işli durmaktadır, bu yüzden de bu alemde iç güdülerdeki bu hal ayrılıklarla zuhura gelmektedir, peki peygamberler ve dinleri ayrı iken bildiren Rabbım bir değilmi, bildirdikleri ayrılıklarmı barış ve huzur mu, bildirdikleri birbirini sevmek mi? yoksa canlara kıymak mı? bu örnekler çoğalırda çoğalır, aslolan bildirenin bildirdiği hakikatlerdir; bütün esma ve sıfatlar bütün kulları Peygamberleri de, ruhani liderlerde, bütün din alimleri de vasıtasıdır, vasıtalardaki fark ve ayrımlardan geçip özde birliği Tevhid ile idrak etmedikçe bireylere de topluluk ve kavimlere de ve dolayısıyla da bütün aleme selamet gelmeyecektir. Rabbım Hakk ve hakikati layıkıyla idrak edip yaşamayı cümle İnsanlığa nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 15. AYET
يَا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثٖيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَثٖيرٍ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبٖينٌ
OKUNUŞU : Yâ ehlel kitâbi gad câekum rasûlunâ yubeyyinu lekum kesîram mimmâ kuntum tuhfûne minel kitâbi ve yağfû an kesîr, gad câekum minallâhi nûruv ve kitâbum mubîn.
ZAHİR MANASI : Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.
BATIN MANASI : İnsanoğlu kendi nefis kitabından kendisine gizlediklerini bildiği halde uymadıklarını aynası olan mazharlar; dün Resulu Ekrem Efendimiz, sonrasında Sahabeyi Güzin, Evliyaullah ve bu gün Mürşid-i Kamiller mazharından Rabbım hala insanoğluna nefsi olan vücut ülkesindeki tüm hissiyatı duygu ve düşüncelerinin süfli olanlarını ve ulvi olanlarını gün içerisinde 124 bin defa tecellisiyle ulvilerini daha fazla tecelli ettirmesiyle; yani her nefes alıp verirşin de aleti ruhiyesindeki değişiklikler ile kendisine dönse ve nefsini okusa kendisindeki her hali yakinen takib etse, avam içinde salik içinde arif içinde her nefes hikmetlerle dop dolu bir tecelligah olduklarını göreceklerdir. İsra Sûresi 14. Ayet, nefis kitabını okumanın bütün hesabın nasıl görüldüğünün delili olduğunu bununda vücut ülkesinde cerayan ettiğini ayan beyan buyurulmaktadır, insan oğlu dışarda değil kendisinde bulacaktır hesabı da mizanı da, sıratı da Sultanı da; işte bu içerideki Rabbımın bildirdiklerinin aynılarını vücut ülkesinde Rabbından tahsil eden Resulu Ekrem Efendimiz, onlara ne bir fazla ekledim nede bir eksilttim demekle aynı vücut ülkesindeki tecellileri bildirmiş ve kaleme alınmasıyla da Kuran-ı Kerim Hakkın kitabı Hakkın en yüce nasihatleri ayet olarak delil olarak tüm insanlığa sunulmuştur; ve yine bu günde her nefes bildirmeye ve sizi size tanıtmaya devam etmektedir, Rabbım nefsini bilip Rabbını bilmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 16. AYET
يَهْدٖى بِهِ اللّٰهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِهٖ وَيَهْدٖيهِمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
OKUNUŞU : Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehû subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri biiznihî ve yehdîhim ilâ sırâtım mustegîm.
ZAHİR MANASI: Allah, onunla rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.
BATIN MANASI : İşte rızası olanlar nefsin tecellileri diye size tanıttıklarının karşıtları olan güzel olanlardır; çünkü bilinmeyi murad eylemek, zıtlarına ihtiyaç duymaktır, çünkü bir şey zıttıyla en kolay bilinir, bu yüzden beyazı bildirmek için nasıl siyaha ihtiyaç var ise, Resulu Ekrem Efendimizden zuhura gelen güzel ahlakın her fiilini bildirmek için mutlaka zıtlarına ihtiyaç duyulmuştur; rızası olanlara işte nefsin zıtları olan ruhun filleridir, örneğin yalan yerine doğruluğu, kavganın yerine barışı, nefretin yerine sevmeyi, zülmün yerine merhameti, cehaletin yerine irfaniyeti, sadakatsizliğin yerine sıddıkıyeti, haksızlığın yerine adalet, edepsizliğin yerine de edebi tercih etmek Allah’ın rızası olan diye bildirdiklerini yapmaktır; ister sahabeyi güzine bakın yaşamlarındaki razı oldukları hallere isterseniz 4 ciltlik kitabın bütünü olan Resulu Ekrem Efendimizin yaşantısına bakın; razı oldukları rızası olanlar Efendimizin yaşamında bi tamam vardır. İşte böylece zıtlarından uzak kalıp güzellerini istediklerini yapmakla rızasına ve doğru yol olan doğru bir yaşama dahil olmuş olunur; Rabbım cümle insanlığı sırat-ı müstakim üzere eylesin inşallah; çünkü bir zaman geçtikten sonra alemde zıtlarını bilmekle güzellerini işlemek toplumda selamete adım atmak olacaktır; “nefse düşmeden nefsi bilmekle” teşbihin tevhide yakin olduğu alemde idrakın yüce olduğu dönemlerde daha iyi anlaşılır olacaktır; işte Rabbım bu günleri daha yakin eylesin aciz kulları için inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 17. AYET
لَقَدْ كَفَرَ الَّذٖينَ قَالُوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَسٖيحُ ابْنُ مَرْيَمَ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللّٰهِ شَيْپًا اِنْ اَرَادَ اَنْ يُهْلِكَ الْمَسٖيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
OKUNUŞU : Legad keferallezîne gâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem, gul femey yemliku minallâhi şey’en in erâde ey yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehû ve men fil ardı cemîâ, ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, yahlugu mâ yeşâé’, vallâhu alâ kulli şey’in gadîr.
ZAHİR MANASI : Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular. De ki: “Şâyet Allah, Meryem oğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
BATIN MANASI : Allah esması bütün esmaların cem olduğu henüz “la teayyûn” yani tecelli etmeden evvelki mutlak zata atfedilir; yani O vardı; celal ve cemal esmalarını aldığı yerde de O Allah adını aldı; henüz latif ve kesif hiçbir varlık görünür değil idi; yani başka sıfat ve esmalar anılır değil idi ama bütununda cem idi, şimdi o mevcuttan zuhura gelenlerin hiçbirisi bütünün mutlakın adını alabilirmi, bir damla deniz ile aynı terkibede sahip olsa deniz olabilir mi, bir çekirdekle ağaç bir bütünde olsa şekli değiştimi esması değişmez mi, gövde olunca ona çekirdek denir mi, dal olunca gövde denir mi; işte “Şura Sûresi 11. Ayeti kerimedeki hiçbir şeyin misli olmayışı, aynısından bir tane daha olmayışıdır; bütün bu aynı ve benzer dediklerimizin henüz zuhura gelmeden evvelki özdeki mevcudu ve bütün özlerin mutlaktaki birliğindeki mevcudiyetine Zat denir Allah denir. Böylece Zat yönüyle benzemezdir. Ama sıfatlarından işiten ve görendir. İşte bütün selamet elçileri ve rehberleri de Sıfattır Zat değildir, Resulu Ekrem Efendimiz de mazhardır, O değildir. O’nun Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak filleriyle zuhura geliş mazharıdır; bütün zuhuratta biz onu seyrederiz, ama nisbet edince fillerin cibilliyeti düzgün olanlarını Rabbımıza eksik filleri de kendimize nisbet ederiz. Rabbım bu idraklarla idraklanıp nuzulen cemde urucen farkta ve şeriattan ayrılmadan daim bir yaşam sürmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 18. AYET
وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى نَحْنُ اَبْنَاءُ اللّٰهِ وَاَحِبَّاؤُهُ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْ بَلْ اَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ
OKUNUŞU : Ve gâletil yehûdu ven nasârâ nahnu ebnâullâhi ve ehıbbâuh, gul felime yuazzibukum bizunûbikum, bel entum beşerum mimmen halag, yağfiru limey yeşâu ve yuazzibu mey yeşâé’, ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve ileyhil masîr.
ZAHİR MANASI : (Bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse (Allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de O’nun yarattıklarından bir beşersiniz.” (Allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak O’nadır.
BATIN MANASI : Yalnız tenzih’i imanla yaşayan toplumlar irfaniyetsizliklerinden azaptadırlar; yalnız teşbihi imanla yaşayan toplumlar da irfaniyet ve kemalatta tam olmadıklarından azaptadırlar; Allah onlara günahları olan idraklarını irfaniyet ve kemalatlarını tamamlamadıkları için o halde kaldıkları için kendi azaplarını kendileri hazırlayıp çekiyorlar; ne zamanki Tenzih ile teşbihi Tevhid yaparlar o zaman seyidlerden olurlar yani insanların efendisindeki gibi onlara azap yani irfaniyet ve kemalatsızlık kalmaz; tenzihe de tam vakıf olurlar teşbihe de tam vakıf olurlar, gerektiği yerde tenzihi gerektiği yerde teşbihi kulanır sohbetlerinde de asla sürtüşme olmaz; çünkü tenzihte olanların irfaniyetlerine de vakıflar teşbihtekinlerin irfaniyetlerine de o zaman hepsini yerinde gördüklerinden yerine göre onlara muamelede bulunurlar ve azaptan da kurtulurlar, örneğin insanoğlu birbirine laf anlatmakta çok zaman zorlanır, çünkü tenzihtekinler Allah görünmez derler doğrudur zat yönüyle görünmez diğerleri hemen itiraz ederler; ama yalnız bu mudur değidlir; teşbihtekinler görünür derler tam izah edemezler; tenzihte olanlar itiraz ederler; bunlar sohbet ortamında bir araya geldiler mi böylece birisi “A” der diğeri hemen “B” der birisi “B” der diğeri de hemen “A” der; birde nefisleri taptaze duruyorsa o zaman hemen sürtüşme başlar zaten ateşte burdan çıkar al sana ateşi hazırlanmış bir cehennem; ve ilim onlara azap veremeye başlar; oysa Tevhid yapanlar ise Zat yönüyle görünmez Sıfatlarından işiten ve görendir derler; Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıktığına şahiddirler, hem kendi vücut ülkelerinde hem de her mazharda; tüm alemde vacibül vücuduyla zahir olan Rabbına ve başka olmayan Allah’a kull olurlar; Rabbım kendisine layık mazharlarından Sıfatlarından Kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 19. AYET
يَا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلٰى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَا جَاءَنَا مِنْ بَشٖيرٍ وَلَا نَذٖيرٍ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَشٖيرٌ وَنَذٖيرٌ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
OKUNUŞU : Yâ ehlel kitâbi gad câekum rasûluna yubeyyinu lekum alâ fetratim miner rusuli en tegûlû mâ câenâ mim beşîriv ve lâ nezîr, fegad câekum beşîruv venezîr, vallâhu alâ kulli şey’in gadîr.
ZAHİR MANASI: Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada, “Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
BATIN MANASI : Resulu Ekrem Efendimizin son peygamber elçi, nebi ve Mürsel olmasının hikmeti nedir; Tevhid ehli bir elçi henüz tenzih bildrilmeden, sonra teşbih bildirilmeden gelmez; bu yüzden tenzih ve teşbihi cem eden Tevhid ehli olan Resulu Ekrem Efendimiz için diğer elçilerinden neden söz almıştır? onu desteklemek için, zaten tenzih ve teşbih tevhidin oluşması için iki ayrı idraktır onlar tevhid idrakını desteklerler; bir insan yalnız sırretten veya yalnız suretten ibaret değildir bu yüzden evvela zat yönüyle sırreten özdür, sonra sıfatlanıp sureten vücut olur her ikisinin cemiyle de Tevhiddir insan bu yüzden en son peygamber elçi, nebi ve bütün alemlere Rahmet olmasıyla da mürseldir. Tevhidden öteye ve mürsellikten öteye bütünü kuşatmaktan öteye başkaca da yol yoktur; Rabbım bu vücut ülkemizdeki Musa A.S ile tenzihi, İsa A.S ile teşbihi ve ikisinin cemi olan canlı Muhammedilikle de Tevhidi idrak edip zevkle yaşamayı cümle Muhammed ümmetine nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 20. AYET
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهٖ يَا قَوْمِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَعَلَ فٖيكُمْ اَنْبِيَاءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكًا وَاٰتٰیكُمْ مَا لَمْ يُؤْتِ اَحَدًا مِنَ الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Ve iz gâle mûsâ ligavmihî yâ gavmizkurû niğmetallâhi aleykum iz ceale fîkum embiyâe ve cealekum mulûkâ, ve âtâkum mâ lem yué’ti ehadem minel âlemîn.
ZAHİR MANASI: Hani Mûsâ, kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Allah’ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler çıkarmıştı. Sizi hükümdarlar kılmıştı ve (diğer) toplumlardan hiçbirine vermediğini size vermişti.”
BATIN MANASI : Allah’ın kavimlere olan nimeti nedir ki, bunları bildirmek için elçileri göndersin; henüz insanoğlu idrak nimetiyle tam tanışmadan önce taş devri ve maden devrini geçirmiştir, buralarda dahi, iki insanın hangisi diğerine göre daha üstün ve idraklı ise o diğerinin elçisi olmuştur rehberi önderi olmuştur; fakat en belirgin hale daha sonraki evrelerde ilk orta yakın ve yeni çağda daha tekamüle idrak ve yaşamı daha modernize olmuştur; işte zaman ilerledikçe de insanoğlu idrakende yaşemende tekâmüle devam etmiş ve etmeye de devam edecektir; mükemmel olan Zattır, mükemmele hep bir adım ilerlenecektir. Böylece de insanoğlu beslenip yaşadıkça yanına idraklanmayı ve daha tekemüllü bir kemalatı eklemeye başlamıştır, zahiren filozof ve bilim insanlarının yanında batınen de peygamberler ilahi önderler gelmiştir, peygamberimizle kitab peygamberliği tamamlanmış olsa da teşrii önderlik evliyaullahtan bu günkü kamil insana dek devam etmektedir. Böylece anlaşılan nimet insanlara sırreten gelen duygu ve düşüncelerin fikirlere dönüşmesiyle Rabbımın bildirdikleridir; Rabbımızın bildirdiği nimetlerle bütün vücutlar hareket etmekte ve alem olması gereken nizamını düzenini ve tekamulunu devam ettirmektedir, evvelinde Musa A.S döneminde nasıl ki tenzihi bir fikir öne çıkmış ise nimet olarak çok eskiye göre olmayan bir inancın ilk temelleri olarak ilahi bir varlığın kabulü ama benzemezliğiyle ilk fikir tohumları insanoğluna sırreten atılmış oldu, sonra yeşeren bu tohumlar Teşbihi bir imanla İsa A.S döneminde benzerliği sıfatlardan olduğu ve üçleme ile izaha çalışılmış oldu; fakat aslolan ne zaman ki bütün alemlere Rahmet olan yani en büyük nimete mazhar olan alemlere Rahmet Efendimiz Muhammed Musatafa S.A.V’den idrak ve fikirlerin daha yüce nimet halini aldığı Tenzihen Zat yönüyle benzemez teşbihen Sıfatlarından zuhura gelen ve Zat ve Sıfatın cemi olan Rabbımın her varlıkta Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak filleriyle nasıl zuhura geldiğinin ayetleriyle ve hakikatiyle beyanı olmuştur; halen daha Resulunde tamamlanmış ama gönüllerdeki Resulunun ruhaniyetiyle dünya ömrünce değil ahret ömrünce devam etmektedir; böylece nimeti devam eden Rabbımın bu vahdaniyet sırrının nasıl insanoğlundan açığa çıktığının daha anlaşılır olması için de dün İbrahim A.S’ın atası olduğu Tevhid öğretisiyle de Resurullah efendimizden bu güne halen devam etmesidir. Rabbım en büyük nimeti olan Zatının en büyük nimeti olan Sıfatına tecellisiyle yine en büyük nimet olan oradan Esma almasıyla ve yine en büyük nimetine nimet olan Fiilleriyle bütün alemde zahir oluşunun yegane zahir ve ayan bir nimetle her zerreyi nasiblendirdiğinin ıspatıdır. Rabbım cümle cihana kısa zamanda bu nimetinden nasibdar olmayı nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 21. AYET
يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْاَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّتٖى كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلٰى اَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرٖينَ
OKUNUŞU : Yâ gavmidhulul ardal mugaddesetelletî ketebellâhu lekum ve lâ terteddû alâ edbârikum fetengalibû hâsirîn.
ZAHİR MANASI : “Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin. Sakın ardınıza dönmeyin. Yoksa ziyana uğrayanlar olursunuz.”
BATIN MANASI : İnsanoğlu duyduğu kelimenin hemen şuhuduyla neye benzediğini gözünün önüne getirmektedir; toprak deyince hemen herkesin bildiği toprağı gözünün önüne getirerek anlatılanı anlamaya söyleneni duymaya başlar ve ilk duyduğu kadarıyla anlar; peki toprak kelimesinden bir zahir mana çıktığı gibi birde batın mana çıkarılmamışmıdır; evet bütün Enbiya ve Evliyaullah toprağı işittiklerinde özellikle duyduklarında demiyorum, demiyorum ki duymak başkadır işitmek başkadır, duymak bedenin kulağıyladır işitmek ise gönlün kulağıyladır; işte onlar toprağa Hakk nazarıyla bakmış ve görmüşler ki insanı at alır, taş atsan alır, kuş atsan alır, leş atsan alır, tohuma eyvallah, çiçeğe eyvallah, üstüne basana pisliyene bile eyvallah eder, o zaman bakarlar ki bu toprak dedikleri öyle hemen bir cümleyle anlatılacak kadar basit değil bunca zorluğa eyvallah ediyorsa artık bizim için toprak olsa olsa MÜTEVAZİLİKTİR demişlerdir; işte görülüyor ki anlam derinleştikçe üzerinde tefekkür edildikçe, hadislede sabit olan her ayetin bir zahiri olduğu gibi birde batını; batınında 7 batına kadar batının olduğu görülmektedir, ve yine örnek verecek olur isek, Kuran-ı Kerimde Allah birçok hayvandan bahseylemektedir; peki keçi den bahseylese haşa keçi gelip Kuranı okuyabilir mi? kendisi hakkında bilgi almak için, hayır! O zaman Kuran-ı Kerimin muhatabı onu okuyanlardır yani dolayısıyla İnsanlardır; o zaman insan keçi denildiği zaman yalnız zahir manası olan dağdaki keçiyi gözünün önüne getirerek ben bu ayeti anladımmı demelidir; yoksa “buraya özellikle dikkat edin” üzerinde ehlinden nefis tezkiyesi görmüş bir kalp ile meratibi tamamlamış bir idrak ile özel ilim olan ilmi ledün ile kendisinden bakan Rabbının idrakıyla Hakk gözüyle bakınca her kelamın hitab ettiği alemlerin merkez üssü olan insan hemen kendi vücut ülkesinde o keçinin yerini bulamazmı; işte o zaman yeri bulunca hemen görür ki Allah keçi dediğinde bendeki inatçılıktan bahsediyormuş der; ve gözünün önündeki keçi hemen kendisine benzyiverir, bakın nasıl baş gözü ve kalp gözünün bakışları değişmektedir; işte bütün ayeti kerimeleri de batın manalarıyla okumadığınız sürece Kuran-ı Kerim sizlere layıkıyla hitab etmemiş olur; böylece Allah’ın bize yazdığı toprak zahiren bir toprak değil bu topraktan gelen vücut ülkesidir, bu toprağın altına inin ne yazılıyorsa orada yazılıyor bütün his bütün duygular ve düşünceler o toprağın altından geliyor; ve ordan geriye dönmeyin diyor, ne zamanki insanoğlu kendisindeki bütün duygu ve düşüncelerle daima hisleriyle birlikte hep kendi içerisindeki tecellilere göre yaşar onların iyi olanlarını yapar kötü olanlarından uzak durur o zaman insan canlı bir Kuran olur; işte ordan geri dönmeyin zarar edersiniz diyor; yoksa zahir toprağın altına girip de geri dönmek isteyen ne günahkarlar var; geri dönsem de bir daha hata yapmasam diyorlar, bunlar geri dönse zarar ederler mi? ki bu ayet insanlara zahiri toprağın altını anlatsın; demek ki müteşabih ayetleri yalnız Muhammedii olanlar layıkıyla idrak ederler; Kuran-ı Kerimde böylece görülüyor ki yalnız Muhammed’e ve Muhammedii olanlara hitab ediyor, diğerlerine de kendilerindeki isnad ve kabiliyet kadar hitab etmektedir; Rabbım Cümle Ümmeti Muhammede hitabına layıkıyla mazhar olan kullarından olmayı nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 22. AYET
قَالُوا يَا مُوسٰى اِنَّ فٖيهَا قَوْمًا جَبَّارٖينَ وَاِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتّٰى يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنَّا دَاخِلُونَ
OKUNUŞU : Gâlû yâ mûsâ inne fîhâ gavmen cebbârîn, ve innâ len nedhulehâ hattâ yahrucû minhâ, feiy yahrucû minhâ feinnâ dâhılûn.
ZAHİR MANASI: Dediler ki: “Ey Mûsâ! O (dediğin) topraklarda gayet güçlü, zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça, biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de gireriz.”
BATIN MANASI : İnsanoğlu Tin Sûresi 4. Ayeti kerimede en güzel bir biçimde yaratıldıktan sonra esfeli safiline indirilmesi, âlâ’yı illiyun üzere en yüce nizama erişmiş bir halde iken esfelden başlamıştır, esfelden âlâya olan bu yolculukta esfeldeki en büyük düşman nefis arzındaki kişinin nefsidir; kendisine nisbet eylediği varlığıdır; bu nisbiyet varlıktaki tüm tecelli nefsin emrinde ise kavmi olan sıfatlarla o çok zorba bir varlık olur; onu oradan çıkarmak için yani zorbalığı nisbiyeti ve esfel duygu düşünceleri âlâya tebdil etmek için ancaksın nefis tezkiyesiyle layiki bir Tevhid tahsili gerekmektedir; o zaman ancaksın zikirlerle kalpler yumuşayacak huzur ve sukuna kavuşacak sonrada o kalbin tecellileriyle de idraklar Fena tahsilleriyle zorbalıktan yumuşayan kalbin tecellileri o tahsillerle eriyen demirin kalıplara döküldüğü gibi, Efal kalıbına, Sıfat kalıbına ve Zat kalıbına girerek onların şeklini alır; böylece zorba bir kavmi oradan çıkarmış o zorba demirden içlerine karıştırılan altın madenleriyle yeni karışımlar elde edilmiş olur. Zaman içerisinde Altın madeni artan Tecelli Zat Tecelli Sıfat ve Tecelli Efal ile de artık altın oranı yükselen madenin adı da değişmiş demirliği eskide kalmış som altına aday cevherler madenler kalıplar halinde hazırlanmış olur, bunların aralarından da işlenerek Zatiyyun velilere Tac, Sıfatiyyun velilerin bellerine kemer, Efaliyun velilerinde bileklerine bileklikler yapılarak cevherlerden yeni eserler zuhura getirilmiş olur; böylece de vücut ülkesindeki nefis arzındaki süflü duygu ve düşünceler orayı terk eylemiş yeni kavim olan ulvi duygu ve düşünceler o vücut vatanının toprağına yerleşmiş olurlar. Rabbım her vücut toprağının altına bir maden misali kendisini cevherin derecesince saklamıştır, yeter ki kulları olarak onu en güzel biçimde açığa çıkarabilelim inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 23. AYET
قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذٖينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَ فَاِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
OKUNUŞU : Gâle raculâni minellezîne yehâfûne en’amallâhu aleyhimedhulû aleyhimul bâb, feizâ dehaltumûhu feinnekum ğâlibûne ve alallâhi fetevekkelû in kuntum mué’minîn.
ZAHİR MANASI: Korkanların içinden Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle demişti: “Onların üzerine kapıdan girin. Oraya girdiniz mi artık siz kuşkusuz galiplersiniz. Eğer mü’minler iseniz, yalnızca Allah’a tevekkül edin.”
BATIN MANASI : İnsanoğlundaki ve diğer insanlardaki süfli bir haldeki ruhaniyetlere o zorba kavime vücut ülkesinde de başka vücutlarda da; iki adamın sözüyle müdahale edilebilir, bu adamlardan birisi “kadın sıfattır erkek Zattır” adam dediği âdemliğini bulan Zat tecellisidir, bunlarda en söz sahibi olanlardır, bunlardan birisi Celal tecellisidir, diğeri Cemal tecellisidir; ister kendi vücudunuzda olsun isterse de başka gönüllerde olsun bu tecellilere izin gerekiyor ve süfliyetten ulviyete çıkabilmesi gerekiyorsa ancaksın kapıdan girerek olur bu; kişideki en büyük kapı ise; bütün diğer kapılara da açılan kapı o kişinin gönül kapısıdır, karşınızdaki dünyanın en zalimi de olsa onun gönlünü alırsanız ona tatlı sözle iltifatla ve yumuşak huyla yaklaşırsanız, ardına kadar açmasa da kapıda bir aralık olur mutlaka; işte o gönüle ve gönüllere kapıyı tatlıca aralayıp girerseniz yavaş yavaş zorba kavimi ve kavminizi ikna edersiniz. Çünkü bir kişi sizi sevmedikten sonra ona ne anlatsanız boştur, evvela gönül alınmalıdır. Rabbım en zorba şehirlerin ve hükümdarlarının dahi gönüllerini alabilmeyi Ehli Tevhid’e ve yolunda olanlara İhvan-ı Güzine İslam-ı Mübine ve Rabbıma samimiyetle gönül verenlere nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 24. AYET
قَالُوا يَا مُوسٰى اِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا اَبَدًا مَا دَامُوا فٖيهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ
OKUNUŞU : Gâlû yâ mûsâ innâ len nedhulehâ ebedem mâ dâmû fîhâ fezheb ente ve rabbuke fegâtilâ innâ hâhunâ gâıdûn.
ZAHİR MANASI: Dediler ki: “Ey Mûsa! Onlar orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.”
BATIN MANASI : Vücut ülkesindeki musa kalp musasıdır; bütün kavim bütün ümmet ise sıfatlardır, eğer ki kalp zikirle içerdeki nefisn tecellileriyle savaşmazsa, diğer kuvveler olan akıl fikir idrak nimetleri ile bunları tecelligahları olan göz kulak dil vesair aza ve cevahir asla galip gelinen bir Tecelliyle ruhun sıfatlardan açığa çıkışını temin edemez. Böylece Rabbım olan bir adıda Zikir olan Allah, güç kuvvet sahibi olamayan mazhardan gerçek güç ve kuvvet sahibi olarak kalp musasıyla yani o kalpteki tecellisiyle zikreyler, siz zikrederseniz anmış olursunuz, Allah zikrederse tecelli Zat olarak buyurmuş olur, işte bütün kuvveler sıfattır, Zat buyurdu mu? onların hayır deme lüksü yoktur, tıpkı sizin vücudunuza gelen duygular gibi, siz onları gelmeden seçemezsiniz, geldikten sonra iyi duygularla kötü duyguların hangilerini kullanacağınıza dikkat edenler karar verir, dikkat etmeden yaşayanlar ise onunda farkında olmaz; böylece Zat tecelli ettimi en büyük şifa olan Zikriyle vücut ülkesi artık sıfatlar ona ol dediğine olmam diyemezler; böylece Rabbım kalp musasıyla vücuttaki süfliyete sebep veren süfli duygu ve düşünceleri; vücudun düşmanlarını temizlerler; sür çıkar gayriyi aradan ta tecelli etsin hakk derler. Böylece de temizlenince padişah o gönül sarayına da mamur temiz olunca konmuş olur… ve o vücut ülkesinde de oturmaya kararlı olan kişinin idrakı kabullenişi ve samimiyeti yavaş yavaş bu temizliği sağlayan Rabbının tecellilerine mazhar olmaya başlar; Rabbım Tevhid ilmi üzere bildirdiği bu fikredilen zikriyle gereken temizliği sağlayan ve Fena ve beka idraklarıyla da idraklanarak kendisine en layık mazharlarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 25. AYET
قَالَ رَبِّ اِنّٖى لَا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْسٖى وَاَخٖى فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقٖينَ
OKUNUŞU : Gâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî ve ehî fefrug beynenâ ve beynel gavmil fâsigîn.
ZAHİR MANASI : Mûsa, “Ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır” dedi.
BATIN MANASI: İnsanoğlundaki kalp ve akıl tecelliye mazhar kuvvelerdir, hissedişe açıktırlar yani aynı tecellinin Tecelli eden Zata; aynı zata sıfattırlar, evlattırlar kardeştirler; fakat diğer aza ve cevahir ise daha sonra aklın vücuda idrak edileni emreylemesiyle harekete geçerler; yani onlar henüz 4. Mertebeye kadar kalbin ve akılın kabullenişlerini tam uygulayamazlar; göz hakkı göremez ama orada da tecelli gönülden akıla aklıdan da göze gider, emir hakka bak emridir ama henüz tam hazır değildir, kulakta öyledir 4. Mertebeye kadar kulağa gönüldeki kabulleniş akıla söz geçirir kulak Hakkı işitmelidir der, ama itminan olmuş nefsin tecellileri 4. Makamdan sonra görüleceğinden akıl kabul eder ama kavim olan zahir sıfatlar selbi sıfatlar henüz o emre hazır değillerdir, dilede gönülden kardeşi olan akıla giden kabullenişle Hakkı söyle denir ama dilde henüz Hakkı layıkıyla idrak etmeyen bir vücutta onu söyleyemez, vesair bütün aza ve cevahirde bu durumdadır, kalple gönülle, akıl iki kardeş gibi aynı tecelliye mazhar olurlar yola girerler, fakat tüm aza ve cevahirle araları ayrıdır hala; ne zamanki 4 mertebeye ayak basılır o zaman tecelli Zata mazhar olunur ve dahası tecelli eyledikçe Tecelli Sıfata ve dahasına mazhar olundukça da Tecelli Efale mazhar olur böylece Rabbımın istediği filler cibilliyeti güzel fiiller açığa çıkar, dilin hakkı söyleme fiiliyle kelam sıfatından zuhura gelmiş, kulağın hakkı işitmek fiiliyle de semi sıfatından zuhura gelmiş, gözede hakkı görmek fiiliyle de basar sıfatıyla zuhura gelmiş olur; kim gelmiş olur Rabbım gelmiş olur; Tecelli Zat, yani Zat Sıfatlarına tecelli edince Sıfatlarından da Esma alarak filleriyle zuhura gelmiş olur, hangi fillerle zuhura gelendir Rabbım; cibilliyeti güzel fillerle Hakkı konuşan dilden gelen odur, halkı konuşandan ise nefsin, hakkı gören gözden zuhura gelen odur halkı ve nefse bakandan zuhura gelen sen, hakkı işiten kulaktan işiten odur, halkı duyandan sen, böylece Nisa Sûresi 79. Ayeti kerimedeki ıspatıyla da “sizden iyi bir şey zuhura gelirse Allah’tan kötü bir şey zuhura gelirse siz onu nefsinizden bilin demekle’de” tekrar tekrar nasıl Zuhura geldiğine işaret ediyor; Rabbım ehlinden tahsil ile nefsini bilmekle Rabbını bilmeyi; Rabbıyla da Rabbının nasıl Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura geldiğine ve bu zuhura da yakışır kull mazhar ve Rahman Sıfat olmayı cümle Sırreten ve sureten Muhammede Ümmet olanlara nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 26. AYET
قَالَ فَاِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ اَرْبَعٖينَ سَنَةً يَتٖيهُونَ فِى الْاَرْضِ فَلَا تَاْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِقٖينَ
OKUNUŞU : Gâle feinnehâ muharrametun aleyhim erbeîne seneh, yetîhûne fil ardı felâ teé’se alel gavmil fasigîn.
ZAHİR MANASI : Allah, şöyle dedi: “O hâlde, orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Artık böyle yoldan çıkmış kavme üzülme.”
BATIN MANASI : 40 yıl haram kılınması insanoğlunda zahir ve batın duygular vardır bunlar 5 er tanedir 5 zahir duygusu ile 5 batın duygusu bu vücuda birlikte; ortak idrak hissi müşterek olarak hareket vermektedir; bunların toplamı 10 duygudur; ve bir önceki ayeti kerimedeki 4 makam olan 3 fena mertebesinden sonra Tevhid ilmindeki beka makamlarının birincisi olan Cem makamına ayak basınca ancaksın şaşkınlıklar biter kişide kendine nisbet eylediği 3 varlığı kişinin şaşı bakması doğru idrak etmeyişidir, bu şaşkınlık ancaksın 4. Mertebe olan Cem Makamına ayak basınca düzelir bunda ayak basışı 10 duyguyla destekleyerek 10*4=40 yıl demekle 40 tur tefekkürle yeni oluşan idrak demektir. Bu devri tamamlamak 40 yılı aşmak demektir. Dünya zamanıyla kişideki aşka göre bu 1 ayda olur 1 yılda olur 40 yılıda geçenler olur; tıpkı Âdem A.S’ın kabilin habili öldürüp kırk yıl şaşkın ve perişan gezmesi gibi, nefsani duygular Rahmani olanları vücutta öldürürse o kişi ancaksın bu tahsilde 4. Makama ayak basana dek kendisindeki idrakı hissiyatı ve yaşantıyı layıkıyla düzeltemez ve şaşkın perişan gezer öyle yaşar buyurulmaktadır. Rabbım ayetleri Muhammedi bir idrakla ehlinden layıkıyla bir nefis tezkiyesi yaparak layıkıyla da Tevhid tashili şuhud ve zevkleriyle daim yaşamaya başladıktan sonra canlı bir Muhammedii olarak yeniden okumayı ve onlarda olan zevki ilahiyi kendisindeki Rabbının zevki olarak ve O’nda O olarak zevk etmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 27. AYET
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَیْ اٰدَمَ بِالْحَقِّ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّقٖينَ
OKUNUŞU : Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bil hagg, iz garrabâ gurbânen fetugubbile min ehadihimâ ve lem yutegabbel minel âhar, gâle leagtulennek, gâle innemâ yetegabbelullâhu minel muttegîn.
ZAHİR MANASI: (Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.
BATIN MANASI: Ve yine evvelki ayetindeki gibi habil ve kabilden bahsederek, kurbanları olan kurbiyetlerine yani Rabbına yakınlıklarına değinmekle hangisinin kurbanı kabul olacaksa yani hangi idrak hangi şuhud ve hangi zevkler nefsinmi, ruhunmu tecellileri vücut ülkesinde mazharı sıfatı kulu Rabbına yakın kılar onu bildirmektedir Rabbım. Siz yeter ki isra sûresi 14. Ayeti kerimedeki gibi nefis kitabını okumaya ve bütün hesap görücü olarak yani her hesabın her sorunun cevabının sizde gizli olduğuna işareti asla unutmayalım. Allah bütün damlaların cemidir teşbihen bizler ise koca deryada koca denizde bir damlayız, ama unutmayalım ki damlaya vakıfıyet deryaya vakıfıyettir. Neden der iseniz damlanın da terkibi h20 yani sudur, deryanın da terkibi h20 yani sudur… öz özdür, büyük öz küçük öz demeye gerek yok. Ha ilk çekirdek ha meyvenin içindeki; yeter ki neyin çekirdeği olduğunu; hangi çekirdeğin meyvesi olduğuna iyi baksın insanoğlu… ayeti kerimenin sonunda ise habilin beni sabredenlerden bulacaksın demesi bu gün Ruh sahibi olanların nefsi öldürmeyeceğidir, sahibini o nefsin arakasında olanın Rabbı olduğunu bilir Rabbının o nefsi terbiye ile hidayet metodları ile her mazhardan dereceten ruhun tecellilerinin sabırla bir gün mutlaka görüleceğini bilir; bu yüzden de illa illa Allah der ve o sabır ona o ilmi öğretir; insanoğlu bilmediğini yapamadığını sorsanız hemen Allah dilerse olur der, ama Allah eğer sıfatı kulu mazharı yani mevcuttan dilemekle olduruyorsa eksik Zatta değil o dilemenin ilmi ve sabrını bilmeyen sıfatlarda kullarda olduğunu görmesi gerekmektedir; Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi her farktan sonraki cemde selamet için illa illa Allah demenin sabrında ve bu sabrı gösterirken tahsil eylediği ilme şuhuda ve zevke sahib olan Rabbına daha da yakin olan kullarından eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 28. AYET
لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَیَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنٖى مَا اَنَا بِبَاسِطٍ يَدِىَ اِلَيْكَ لَاَقْتُلَكَ اِنّٖى اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Leim besatte ileyye yedeke litagtulenî mâ ene bibâsitıy yediye ileyke liagtulek, innî ehâfullâhe rabbel âlemîn.
ZAHİR MANASI: “Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
BATIN MANASI : Eller insanoğlunda fillullahı remzeder yani işlerimizi fillerimiz çoğunlukla ellerimizle gördüğümüz için bu manayı taşımaktadır, asıl gayeside yani nefse ruhu öldürmek için bütün filleri sergilesen yani bu günkü dünyada taşlaşan kalplerde insanların niyetleri yalnız bizler kalalım bütün iyiler ölsede önemli değil dediklerini duysanız ki duyulmaktadır; ruh sahipleri onlara dönüp de siz bu niyette olsanız da ben farka inip kendimi savunurum ama bilin ki benim Rabbım sizde de tecelli eylediğinden sizden de bendeki gibi açığa çıkmak istediğini bildiğimden sizi mahkemeye de versem iyiliğiniz için, sizinle arama mesafede koysam sizin iyiliğinizi istediğim içindir, çünkü karşınızdaki kişinin irşadı için mutlaka bazen çaresiz kalındığında onun yaptığına yakın mukabelede bulunur ki arifler “nefis ehilleri değil özellikle arifler” anlasınlar da bir daha kendi hatalarını yapmasınlar, işte bu ruh sahibinin nefis sahibide olsa karşısındakini ve onun Rabbı olan alemlerin Rabbını sevmesi ona olan aşkından başkası da değildir. Bu yüzdendir ki Erhamerrahimin olan Allah bu duygusunu da kendisine habibibim dediği alemlere Rahmet olan en merhametli gönülde tecellisiyle fikre ve o fikrin icraatlarıyla da Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak içerideki niyetini elçisinde zuhura getirmektedir. Görünen Rabbımdır siz nerede bir merhamet fiili görürseniz o kişiye değil Rabbımın Erhamerrahimin’liğinin bir zuhuratındır deyin inşallah. Böylece Rabbım nefis tanımakla ruh sahibi olmayı ve o ruhaniyetle de hislerimizdeki mevcudiyetini görmeyi ve o yüce tecellileriyle de zuhura gelişine mazhar olmayı cümle insanoğluna en yakın zamanda nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 29. AYET
اِنّٖى اُرٖيدُ اَنْ تَبُواَ بِاِثْمٖى وَاِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ وَذٰلِكَ جَزٰٶُا الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : İnnî urîdu en tebûe biismî ve ismike fetekûne min ashabin nâr, ve zâlike cezâuz zâlimîn.
ZAHİR MANASI : “Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır.”
BATIN MANASI : Nefis ister ki zaten karşısında olan onun bütün eksiklerini ve kendi eksiklerini de üstlenip bildiği irfaniyet ve kemalatı kendine yalanlasın ve nefsin süfli kemalatını yüce kabul eylesin; yani nefsin tecellisinin görüldüğü mazharlarda bütün fillerin faili Allah’tır derken, iyide tecelli etse ondan kötüde tecelli etse ondandır’a iman ederler ve derler ki Allah böyle tecelli etti ben ne yapayım, beni meyhanede kullanıyor; yani kendi kötülüğünü de diğer eksikleri de hep hakka nisbet ederek Hakkın kemalatı budur hakkın cehennemi budur derler, halbuki iyi bilmelidirler ki Nisa Sûresi 79. Ayeti kerimede Rabbım şöyle buyurmaktadır; sizden iyi bir şey zuhur ederse Allah’tan kötü bir şey zuhur ederse nefsinizdendir… nefsin eksikleri Ruhun günahı asla olamaz; Ruhun nefse karşı celal tecellileri de Rahmani ve nuzulen iyi niyet ile karşı tarafa nefsini göstermek için ve fark için aklı selim davranışlarla gösterilmiş iseler bunlarda eksik davranış veya merhametten uzak süfli bir davranış ve dolayısıyla da günah değillerdir. Yani nefis kendi günahını alacak, ruh ise ona karşı hiçbir yük yüklenmeyecektir, zaten nefis ehilleri de hep böyle ister, iyilik oldumu eyvallah ver derler ya rab, bir eksiklik oldumu ya karşısındakindendir yada Allah öyle istedi derler, hiç üstüne almazlar; işte bu gün bu hitab nefsiyle yaşayan insanoğlunadır, her türlü eksikliği dururken kendini hiç görmez, ya hatayı karşısındakine verir, yada Alah böyle istedi derler. Rabbım şuanda bütün alemde %98 nefsiyle yaşayanlara izan versin; versin ki herkes kendi eksiğiyle uğraşıp hata ve kusurlarını düzeltsin inşallah. Rabbım cümle bu günün nesline ve gelecek nesillere de sorumluluk ve eksiği kendisinde arama bilinciyle daha düzgün ve ahlakı hamidiyeye uygun gelecek nesiller nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 30. AYET
فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ اَخٖيهِ فَقَتَلَهُ فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
OKUNUŞU : Fetavveat lehû nefsuhû gatle ehîhi fegatelehû feasbeha minel hâsirîn.
ZAHİR MANASI : Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu.
BATIN MANASI: İnsanoğlu irşad olabilmenin yegane olmazsa olmazı; mevcut olan zahir ve batın her şeyin zıttına mutlaka ihtiyacı vardır, aynı vücut içerisinde bütün hislerin karşıtları bütün duyguların zıtları ve bütün fikirlerin aykırıları vardır, işte bunların iyi olanlarına ruhun tecellileri insanı selamete götürenler denir, bunlar ve bunlara Kuran-ı Kerim de “Emr-i bill maruf” yani Allah’ın yap dedikleridir iyiliklerdir; diğerlerine ise “Nehy-i anil münker” yani yapma dedikleri kötülükler yani zıtlarıdır; işte bunları da ana guruplarda toplarsanız bunlar aynı özün aynı nefsin iki yüzüdürler; bir yüzüne süflü nefs nefis denir, diğer yüzüne de ulvi nefs Ruh denir bunlardan hangisi diğerini tamamen öldürüşe zıttının olmadığı vücutta artık irşad olmak biter aydınlanmak biter ve ebedi cehalet olan ebedi cehennem başlar, bu yüzden nefsin tecellileri tamamen ruhun tecellilerini örterse yani kişi artık hep nefsin tecellileriyle yaşamaya başlarda diğerlerine set çekerse o zaman o hep zarar ve ziyan edenlerden olur, gerek insanların süfli nefisleri yüzünden böylece hislerinde körelme, duygularının güzelleri olan merhamet duygularında yardımlaşma ve hizmet fikirlerinde kararma ve geriye itilmeden dolayı yaşantıları bir saplantı uğruna devam etmeye başlar; günümüzdeki terör, para ve dünya ya tapma sevdaları da bu ruhun tecellileri olan vücutlardaki ulvi duygu ve düşünceleri hiç görmeyenlerin yaşantıları ve hırsları yüzünden bu hale gelen bir dünyada yaşanmak zorunda bırakmaktadır tüm insanları; Rabbım bir an önce kalplerdeki tecellilerini yüce kılarak taşlaşan kalplere merhamet, duygularda yumuşaklık ve fikirlere süflüyetten ulviyete böylece meyyallığını arttırsın ki o kişilerinde isteklerindeki değişmeler ile artık bunun değişmesi fikrine inanç, bu dünya böyle yaşanmamalı isteğine yardımlarında devam edilmeli ki; gelecek nesiller ve alemin geleceği de böylece zaman içerisinde selamete çıkmış olsun inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 31. AYET
فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِى الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارٖى سَوْاَةَ اَخٖيهِ قَالَ يَا وَيْلَتٰی اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِىَ سَوْاَةَ اَخٖى فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِمٖينَ
OKUNUŞU : Febeasallâhu ğurâbey yebhasu fil ardı liyuriyehû keyfe yuvârî sev’ete ehîh, gâle yâ veyletâ eaceztu en ekûne misle hâzel ğurâbi feuvâriye sev’ete ehî, feasbeha minen nâdimîn.
ZAHİR MANASI: Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.
BATIN MANASI : Karga batın manada hem leş kaldırandır hem de hırslı bir hayvandır, yani insanoğlundaki kargalık hırsla dünyaya saldıran fakat yeyip içtiklerinde de helal olmayanlar leş olanlara saldırı vardır, yani helal haram demez hırsla hem etrafına zarar verir hem de her türlü gayrı meşru ve insanlığın zararına olan her işte de yer alır; ama unutmayalım ki böyle bir haslete dahi sahib olanlar mutlaka bir gün dünya ömürleri yetmese bile ruhaniyetlerinin taşındığı vücutlarda o günkü taşıyıcısı olan bedenin nedamet duyacağı zaman gelince onun ruhaniyeti de nedamette hissi payidar olarak pişman olur çünkü o his ruhlardan bedene doğru gelmektedir. Böylece kendine derki bunca zaman helal haram demeyip dünya hırsıyla saldıranlar kadarda mı olamadım der onlar bile sonunda pişman oluyorlar; diyecektir ki; dün bunu Rabbım söyletmektedir, o dem bu demdir, habil ve kabil ne ise nefis ve ruh odur, âdem ve alemde o dur; bir gün gelecek bu dünyada dünya hırsıyla helal haram demeyen emperyal maddeci ve kendinden başkada ırk tanımayanlar da pişman olacaklar çünkü onlarında başlarına gelecek musibetler onlara bu dünya ya bu kadar tapmaya değmezmiş dedirtecektir; huzur ve mutluluk paylaşmak ve refah ahret sadetini ariflerle dünyada yaşamak var iken bu halimiz neydi bizim diyeceklerdir… işte o gün gelmeden karga kadar olamayan insanoğlundan bazıları ve bir çoğu bu gün bunları neden görüp de nedamet duymuyorlar, işte bunun canlı örneği olarak Rabbım insanoğluna o günler gelmeden bu gün gelin nedamet duyun ve ehline gidin ehillerle dost olun yoksa sizin ömrünüz bu dünyayı satın alacak bir hırsta da olsa yetmez buyurmaktadır; Rabbım bildirdiği gibi hırs ve tamahtan kendisini unutup bu dünyayı yük etmekten vazgeçen kullarından eylesin cümle ihvan-ı güzini, islam-ı mübini ve tüm insanoğlunu inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 32. AYET
مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَ كَتَبْنَا عَلٰى بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِى الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمٖيعًا وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَا اَحْيَا النَّاسَ جَمٖيعًا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالبَيِّنَاتِ ثُمَّ اِنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِى الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
OKUNUŞU : Min ecli zâlike ketebnâ alâ benî isrâîle ennehû men gatele nefsem biğayri nefsin ev fesâdin fil ardı fekeennemâ gatelen nâse cemîâ, ve men ahyâhâ fekeennemâ ahyen nâse cemîâ, ve legad câethum rusulunâ bil beyyinâti summe inne kesîram minhum bağde zâlike fil ardı lemusrifûn.
ZAHİR MANASI : Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.
BATIN MANASI : Bu gün israiloğulları olan Yahudilere ve hiristiyanlar içerisinde ve Müslümanlar içerisinde de Yahudi gibi yaşayan yani bu günün israiloğulları olan her kim var ise onlara bu gün hitaben, kim ki bir bozgunculuk yani fitne vesair kendi niyetini gizleyip taşeronlarıyla terörle vesiar ambargolarla vesair kendi içerisinde savaşa zorlayarak günümüzdeki gibi insanları evlerinden yurtlarından maddi ve manevi varlıklarından ayırarak ve bizzat ayeti kerimedeki gibi birde canlarına kast ederek can alıyorsa bu kişi hangi milletten hangi dinden hangi toplum ve renkten olursa olsun onun zihniyeti, zikri ve fikri israiloğullarının ki gibidir buyrulmaktadır; bu gün gerek mescid-i aksada olanlar, gerek evvelinde iran ırak ve bölgede olanlar; halen devam eden suriyede mısırda lübnada ve bütün islam beldelerinde ve dünyanın diğer dinlere mensub olan devletlerinde de niyeti israiloğullarının ki gibi fitne yaratarak insanların mallarına ve topraklarına ve canlarına kast ediyorsa bunun artık devleti toplumu milleti ırkı vesair rengi olmaz, o kalp israiloğullarına hizmet eden nefsiyle aşırı süfli duygu ve düşüncelerle yaşıyan bir kalptir ki işte Rabbım onlara birçok yerde lanet etmekte ve böyle bir yaşamı bu aleme reva görenlere de bütün dünyayı; dünya insanlarının huzurunu almakla onları da bir kişi öldürmekle öldürdün demektedir; halbuki onlarda başkalarına hizmet edip gönüllerini alarak bir kişiyi yaşatma yolunu seçseler inanın dünyada huzur ve mutluluk ve refah ve saadet çok artacağından dünyada nefes alır olacak ve bütün dünyayı yaşatacaklardır; Rabbım onlara da bu istikameti tercih edip yaşamayı ve yaşatmayı nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 33. AYET
اِنَّمَا جَزٰٶُا الَّذٖينَ يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِى الْاَرْضِ فَسَادًا اَنْ يُقَتَّلُوا اَوْ يُصَلَّبُوا اَوْ تُقَطَّعَ اَيْدٖيهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ اَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْاَرْضِ ذٰلِكَ لَهُمْ خِزْىٌ فِى الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظٖيمٌ
OKUNUŞU : İnnemâ cezâullezîne yuhâribûnallâhe ve rasûlehû ve yes’avne fil ardı fesâden ey yugattelû ev yusallebû ev tugattaa eydîhim ve erculuhum min hılâfin ev yunfev minel ard, zâlike lehum hızyun fid dunyâ ve lehum fil âhırati azâbun azîm.
ZAHİR MANASI : Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
BATIN MANASI : Bu gün insanoğlunun ilm-i ledüna, batın manalara mutlaka tefekkürle açılan kapılardan sunulan daha derin manaların idraklarına ihtiyaçları mutlaka vardır; öldürme deyince neden yalnız ızdırari bir ölümü anlıyorlar, ihtiyari ölüm yok mudur; yani “mutu kable ente mutu” ölmeden evvel ölüm yok mudur, ayetler hadisler yanlışmı bilgi vermektedir; asılmak deyince neden yalnız idam akıla geliyor, el ve ayakların kesilmesi denince neden zahiren kesilmeleri akıla geliyor, insan idraken tevhid tahsiliyle bu varlık benim değil dediğinde idrak ettiğinde ölmüş oluyorsa; idrak akıl ve fikirleri başkalarınca teslim alınınca yani kuşatılınca yani çevrilince boynuna halka geçirilmiş olmuyor mu? yani o kişinin aklı fikri çevrelenmiş ve artık daha üstün idraka hizmet etmeye başlamış olmuyor mu, el ve ayakların kesilmesi Eller deyince kişinin fiilullahı, ayaklar ise yürüdüğü yolu remzeylemiyor mu, insan gitti yoldan kesilse, yaptığı fiil ve icraatlardan da vazgeçse, el ve ayakları kesilmiş olmaz mı; hem de çapraz kesilirler işlediklerinin tam aksine işlemeye başlarlar yani süfliyetten ulvi olan icraatlara dönerler; ve devam eden ayeti kerimede, o yerden sürülmeleri illaki bir kişi vatanından bulunduğu yerden mi sürülmelidir, yukarıdaki gibi ölmeden ölebiliyor ise akıl ve fikrini değişebiliyor ise, fiileri ve yürüdüğü yolu değişebiliyor ise o zaman olduğu yerden çıkmasına ne gerek vardır, işte buda müteşabih olan ayetlerde mutlaka batın mana ve Muhammedii olanlara olan hitaba muhatab olmakla anlaşılır; böylece anlaşılan o kişinin de zahiren bulunduğu yerden çıkarılması değil, eğer nefis arzındaysa nefsiyle yaşıyorsa o halinin değişmesi olan ruh semasına yükselmesine yardım olunmaktan bahseylemektedir. Rabbım bütün bir Kuran-ı Kerimi ehlinden layıkıyla bir nefis tezkiyesi yaptıktan sonra nefis kitabını okumayı öğrendikten sonra Rabbıyla gönlünde birlikte olduktan sonra tekrar Rabbının varlığıyla bakarak idrak ederek yeniden okuması ancaksın layıkıyla Kuran-ı Kerimi anlaması olacaktır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede bu şekilde idrak edip yaşamayı nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 34. AYET
اِلَّا الَّذٖينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
OKUNUŞU : İllellezîne tâbû min gabli en tagdirû aleyhim, fağlemû ennallâhe ğafûrur rahîm.
ZAHİR MANASI : Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah’ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.
BATIN MANASI : Vücut ülkenizde gerek kavimlerin gerekse toplulukların gerekse de fert fert her bir insanın şubesi de vardır, halinin idrakı da vardır aza ve cevahirinizde onun yeri de vardır, bu yüzden insan merkez üssüdür ve ne ararsa kendisinde mevcut olandır, fakat her insan bu tarif edilen insan mıdır; hayır. Ehlinden layıkıyla bir tevhid tahsili görmeyenler âdemiyetini bilmeyenler tarifi edilen en üstün yaradılan insan değildirler; böylece bütün ayeti kerimeleri enfüsta ve afakta bulmak ve görmek ehli olan için ondan gören Rabbı olduğu için zor değildir, fakat Rabbı bildirdikçe ve şanına yakışmayan açtığı gözü kapatmadıkça bu unsuriyet vücudunca dünyada devam eder, latif vücuduyla ahrete intikali ile de aynı derece arfilerin gönlünde de devam eder; böylece gerek dünyada tövbe eden nedamet ve pişmalık duyan kavimler, milletler devletler topluluklar ve birey bu duygularındaki değişim ile zaten yüzlerini kötü alışkanlıklarından iyilerine yani süfliyetten ulviyete dönerler bu afaktaki halidir, enfusta ise bu durum nasıl olur; Zat ve Sıfat yönü Hakkıyete esma ve efal yönü halkıyete ait olan bu vücut ülkesinde Zatından tecelli eden Rabbın Sıfatlarıyla bir mevcut olan vücutlarda esmalar alarak fiilleriyle açığa çıkar; bu fillerin ulvi olanları yani cibilliyeti düzgün olanları vardır bozuk olanları vardır, düzgün olanlarından açığa cıkan Rabbınız; eksik olanlarıda sizin nefsinizin isnad ve kabiliyetinizin bir eksiğidir; işte kişi vücut ülkesinde evvela hislerinde değişmelerin olmasıyla katı olan hisleri vücut ülkesinde hissedilir olmaya başlar; sonra bu hisler duyguya dönüşerek, eski katı kötü ve süfli olanların yerini; yumuşak iyi ve ulvi olanlar alır, örneğin kötülük sıkıntı hisi, rahatlık ve merhamet duygusuna dönüşür; duygularda kalbin tecellileriyle beyne mesaj gönderir yani duygular fikirlere dönüşür bu fikirlerde iyi duygular iyi fikirlere dönüşeceğinden merhamet duygusu yardım etme hizmet etme yüzünü daha çok Rabbına dönme fikirleriyle akılda cereyan eder, ve fikirlerde bütün aza ve cevahire emri vererek ayağı hizmet edeceği yere götürür, eli kolu o hizmette kullanır, gözü kulağı onu görüp işitmekte dili de bunları anlatmakta kullanır vesair bütün aza ve cevahirde gerek tüm organlar bunu desteklerler böylece Saffat Sûresi 96. Ayeti kerimede Rabbımın sizi ve fillerini ben yarattım dediği hali de gerek vücudun gerekse fillerin sahibini aynı vücutta icraatıyla nasıl zuhura geldiği de görülmüş olur; Böylece insanoğlu da gerek nedemetiyle vücut ülkesinde olan değişimin nasıl özden söze doğru olduğunu gerekse damladaki halin de denizde aynı olduğunu görerek bütün alemi bir damlada görmüş olur; Rabbım Ehlinden layıkıyla bir Tevhid tahsili yapıp ölmeden evvel ölerek aslımızı bulmayı Zatımıza layık sıfat mazhar ve kull olarak bakiliğinde baki olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 35. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُوا اِلَيْهِ الْوَسٖيلَةَ وَجَاهِدُوا فٖى سَبٖيلِهٖ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenuttegullâhe vebteğû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihî leallekum tuflihûn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
BATIN MANASI : Alemdeki bütün inananlara hitaben iman edenler gerek tenzihi gerek teşbihi gerekse tevhidi yani taklidi istiklali ve tahkiki iman seviyelerinin hangisinde olursanız olun bütüne hitaben iman edenler diyor Rabbım; Allah’a karşı gelmekten sakının Yani varlık sahibi benim demeyin bir O var birde siz, ben varım demeyin, karşısına ikinci bir varlık olarak çıkmayın mülkünde yalnız O vardır; birde daha aşağı seviyede takvadan ayrılmayın yani onun olan güzellik ve yücelikler ben dediğiniz bu vücuttan açığa çıkınca yani, zuhur edip görülünce, mesela güzel ahlak ve edep bunlar benimdir ben edepliyim ve ahlaklıyım demeyin, çünkü güzel olan her şey Allah’ındır, Nisa Sûresi 79. Ayeti kerimede “sizden iyi bir şey zuhur ederse Allah’tan kötü bir şey zuhur ederse nefsinizdendir” buyrulmaktadır; böylece güzellikleri de kendimize nisbet etmemek işte hakikattaki bu takva ile de taklidi ve istiklali seviyede olanlara bundan da ayrılmayın buda Allah’a karşı gelmemektir buyurulmaktadır; ama diyor Rabbım yine de hangi seviyede olur iseniz olun vesile arayıp daha yüce tecellilerine mazhar olabilir, ve kendi varlığınızı hakkın varlığında yok edip onun varlığıyla da var olabilecek vesileleriniz dahi vardır diyor; çünkü her branjın her sınıfın her derecenin bir ehli bir öğreticisi vardır, işte günümüzde şeriat seviyesindeki öğreticiler vesile ve vasıtadır sınıflarında, fıkıhçı sahasının vasıtasıdır, hadis ve siyer-i nebi sahasında ehildir ve vasıtadır; istifade edilmelidir ama orda kalınmadan; şeriat seviyesinde diğer saha ve uzman ve ehillerinde de istifade edilmelidir ama yalnız onunla yetinmeden ve orada kalmadan, çünkü ana vuslata vasıta olan her bir ehil vasıtadır amaç ve hedef değildir; hedef Allah’a ulaşmak aslımıza vüsattır; böylece şeriattan sonra tarikat ve ehilleri de vasıtadır olmalıdır istifade edilmelidir ama orada da yetinmeden; hatta hem talebeleri yetinmemelidir, hem de o mertebelerdeki imam lider önder ve irşadla görevli mürşid ve efendileri dahi yetinmemelidir; sonra hakikat mektebine ayak basıp da ehline ulaşınca da seyri sülükün tahsilin ve verilen Tevhid akide ve gramlarının nasıl ve ne şekilde kullanılacağına çok dikkat edilerek zarf olan Efendinde mektub olan Rabbını okumadıkça vasıtalarla vuslat etmemiş yerinde kalmışsın demektir; Rabbım hangi seviyede bir idrak ve kabiliyete sahib ise toplumdaki insanlar o seviyeden başlamalı ve mutlaka dahası için aslını bulana dek Rabbına kendi vücut ülkesinde Resulu Ekrem Efendimiz gibi gönlünde bir mazhardan ulaşıp onunla görüşene dek benim dediği varlığın onun olduğunu O’ndan başkada olmadığının zevkiyle zevkidar olana dek ve hatta sonsuz olan Rabbımın nice zevkleriyle zevkidar olana dek devam eylemelidir. Rabbım cümle İhvan-ı güzine İslam-ı mübine ve Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 36. AYET
اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِهٖ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ
OKUNUŞU : İnnellezîne keferû lev enne lehum mâ fil ardı cemîav ve mislehû meahû liyeftedû bihî min azâbi yevmil gıyâmeti mâ tugubbile minhum, ve lehum azâbun elîm.
ZAHİR MANASI: Şüphesiz yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kâfirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar, onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır.
BATIN MANASI: Kıyamet günü kişinin zahiren son günüdür, bunu alem için kullananlara alemin, kendisi için kullananlara ölümüdür, fakat yine biz bunu batınen alır isek, ölmeden ölmek var ise kişideki idrakların süfliyetten ulviyete döndüğü gün kıyamet günüdür, yani Fena-ı Efal Fena-ı Sıfat ve Fena-ı Zat yaptığı dem dünyası bitmiş ve ahrete ayak basmıştır; işte bu kişi de artık yaşantısında zatın sıfatın ve açığa çıkan fillerin tecellileri görülecektir; yani Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle Rabbı açığa çıkacaktır; işte diyor bir kişi zahiri ömrünün son gününe kadar bunları yapmamış ise daima alışkanlıklarla kalıcı bir ahlaka sahib olmamış ise varlık sahibinin kendisi değil Rabbı olduğunu idrak edip böyle devamlı yaşayıp eski alışkanlıklarını kötü olanları terk etmemiş ise iyilerine yıllarca devam edip kalıcı bir alışkanlık, geriye dönmeyecek bir alışkanlık kazanmamış ise, son nefeslerinde diyet olarak yani varlıkları dururken idrak olarak bunlara vakıf olsalar dahi selamete ermiş olurlar mı? Hayır; çünkü bilmek ilmi selmete adım atmaktır, hakiki selamet şuhudlandıktan sonra yaşamında daimi kalıcı olanlardır, işte ona da dünya zamanıyla zamanı kalmadığından hakiki selemete eremezler; bu neye benzer kanayan yaranın ilacını öğrenmişler ama sürmeye sürünce de yaranın kapanmasına yetecek zamanları kalmamış olmasıdır; Rabbım cümle insanlığa biran önce kanayan yaralarının merhemi olan gerçek selemet gerçek mutluluk olan Rabbına vuslatta dünya ömürleri akıp gitmeden kavuşmayı nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 37. AYET
يُرٖيدُونَ اَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِجٖينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقٖيمٌ
OKUNUŞU : Yurîdûne ey yahrucû minen nâri ve mâ hum bihâricîne minhâ, ve lehum azâbum mugîm.
ZAHİR MANASI: Ateşten çıkmak isterler ama ondan çıkabilecek değillerdir. Onlara sürekli bir azap vardır.
BATIN MANASI: İşte insanoğlu ölümden sonraki ruhaniyetinin devamı hakkında bilgi sahibi olmadığı için gideceği yeri toprağın altı bilir evet bedeni ölüsü oraya gidecek ama ruhu ise bulunduğu irfaniyet ve kemlat deminde olanlarla sevdikleriyle olacaktır, “kişi sevdiğiyle beraberdir h.ş” sarhoşun ruhu sarhoşta mürşidin ruhu mürşide imamın ruhu imamda doktorun ruhu branjında olanda devam eder, çünkü devam eden bedenler değil onlardaki idrak kabulleniş irfaniyet ve kemalattır. Onları hangi kaba koyarsanız koyun kabın şekli değil içindeki önemlidir, tıpkı sürahinin şekli değil içindeki aslolan suyun nasıl bir su olduğudur; insanların aynı isimleri bile söylemine göre dahi ifade edilen manası değişir iken harfleri o kadar açık farklar içeren kelimelere neden aynı manayı verirler ki; diye sorsalar, bilmeyenler bilmez ama arfiler idraksızlıktandır derler; bir Hu deseniz O’ demektir ama O aynı O iken kimin neyi kast ettiğine göre o kadar çeşitlilik arz eder ki anlatın anlatabilirseniz bitmez; ve yine O aynı O iken anlayanlar öyle çeşitlidir ki anlayanlar anlatsa yine bitmez; burada da ölümden sonrası için toprağın altından bahsedilir, ölüleri mezara koyarlar kimileri de kabire koyarlar derler; bakın isimler o kadar farklı ki mutlaka burada anlatılmak istenen farklı olmalıyken insanoğlu herikisine de mezar manası verir ve zahir toprağın altını kast eder, oradadır derler öteki dünya ahiret orada dirilme vardır derler; ama yanılırlar, evet mezar ölülerin konulduğu zahir toprak olan dünya toprağıdır, amam ruhlar ise yine toprağın altındadır ama dünya toprağının değil bizzat yaşayan insanların vücut toprağının altı olan gönül alemindedirler, çok yakın zamanda ölen bir yakınızı hatırlayınca görüntüsü gönlünüze sesini hatırlayınca da kulağınıza gelir; eğer evinizden kilometrelerce ötede bir toprağın altında olsa onu ne görmek ne duymak mümkün olmazken nasıl olurda gönlünüzde hazır bulursunuz; işte ölmeyen vücutlar ruhaniyetler gönüllerden gönüllere yaşamaya devam eder; cinsinden cinsine çekirdekten çekirdeğe manadan manayadır; Resulu Ekrem Efendimizde bedenen toprağa defnedilmiştir ama ruhen onu seven ve onun gibi soyundan ve yolundan ve iki türlüsüne de vakıf olan Ehli Beytiyle onun kemalat ve irfaniyetine sahib olanların sahib oldukları nisbette şeriatı kadar şeriat ehillerinin gönüllerinde tarikatı kadar tarikat ehillerinin gönüllerinde hakikatı kakadar hakikat ehillerinin gönüllerindedir; en kemalat ve irfaniyetle onu vücudundan açığa çıkaranlarda ise daha üstün bir ruhaniyet ile bizzat ordan hakikatı muahmmediyesiyle irşadını Rabbım Muhammedden Muhammede mazhar olan Muhammedilerden böylece yapmakta, ve ruhlarında nasıl devam ettiğini ve ruhlar alemi olan idrak ve gönüllerde yaşadığınıda bizlere bildirmektedir; böylece azapta iken ölenlerde neden azaptan kurtulamıyorlar, kendileri gibi azapta olanların gönüllerinde devam ettiklerinden azaptan kurtulamazlar, sarhoş sarhoşun gönlünde aynı filde, dolandırıcı dolandırıcının gönlünde aynı fillde, zalim zalimin katı kalbinde aynı zülümdedir; ve yine ayeti kerimesiyle de doğruladığı bir hakikatte böylece açığa çıkmakta olup “onların derilerinin tekrar tekrar yakıp yakıp değiştirmekle yenilemekte olduğunu bildirirken, kişinin ten yüzü değişmekte, ali veli olması esmasının değişmesiyle değil uzun kısa olması cismin değişmesiyle de değil, bunlar tebdil olmakta yanıp gitmekte, ama ruhaniyeti devam etmekte olduğunu da ıspat etmektedir. Yoksa toplumun bildiği gibi bir ateşe düşse insan 5 dakka yeter ona ne ten kalır ne kemik; böyle yanmaya can kurban 5 dakka demez, ama bir ömür boyu Allah’tan gafil Allah’tan uzak süfliyette hem kendi ömrünce hem de ondan sonra devam eden 50 bin yıllık vücutlarda halen aynı fillerle; Rabbım bu gün bu hakikatlere binaen irşad olanları geçmişindeki ruhaniyetlerin selmeti ve geleceğindeki neslinin de selmeti için her ruhaniyete şube olduğu için mutlaka tüm insanoğlunun vücut ülkesini selamete çıkarmasının ne kadar elzem olduğunun da gereğine işaretle, Rabbım en kısa zamanda layıkıyla idraklanıp ehlinden bu tahsillerle İsra Sûresi 85. Ayetti kerimedeki Ruhun; Rabbımın emri olduğu ve vücut ve devam eden vücutlarda da hangi emre alışmış ise o şekilde devam ettiğinin idrakıyla ruhun bir emir olduğu süfli olan nefsin emirlerinin tahakkümündan bu vücut ülkenizi kurtarıp, ruhun emirleri olan Rabbınızn emirleriyle ruh sahibi olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 38. AYET
وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا اَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ
OKUNUŞU : Ves sârigu ves sârigatu fagtaû eydiyehumâ cezâem bimâ kesebâ nekâlem minallâh, vallâhu azîzun hakîm.
ZAHİR MANASI: Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
BATIN MANASI : Hırlı hayırlı; hırsız ise hayırsız demektir. Yani sadece bir şeyi çalması hırsızlık değil, her türlü hayırsız işleri yani nefsin filleri onun hırsızlığıdır, bunların kesilmesi ise o kişinin nefis tezkiyesine başlatılmasıdır, ehli olanlara da ellerini kesin derken onu sevin onu yanınıza alın sizi sevince sözlerinizi dinler ve nasihat almaya başlayınca da sizinle de arkadaş olunca yavaş yavaş o filleri o eski kötü hırlı olmayan davranışlarını bırakmaya başlar, ama o günkü ehiller kesin deyince el kesmiş, kesin deyince ayak kesmişler; islamda bu gün asan kesen bir din olmuş; hiç ayetler ve nasihatler üzerinde düşünmezseniz, dünkü ayetleri bu güne uyarlamasanız, hala kısasa kısasla dünyanın tepki verdiği İslamiyet bu mudur? dedirtirsiniz. Oysa İslamiyet o kadar yücedir ki sabır en zor olanın bile selameti için “illa illa Allah” aşkıyla orayı mutlak selemete erdirmek için formülleri öğrenir orayı uzaktan da olsa evvela sevmeye başlar sonra vesileleri ile yavaş yavaş onu teslim almadan bile uzaktan uzağa gayriyet kanını akıtmak idrakını müdahale için kelamlarıyla yavaş yavaş onu hem kelimeleriyle sever hem de ufak ufak işlerseniz, daha yakın daha yakın daha yakın olunca onunla ufak ufak arkadaş olur ve öyle bir mesafe kat edilir ki görür ki elleri ve ayakları nasıl gayriyetten kötü işlerden çektirilmiş yani kesmiş elini eski işleri işlemekten ayağını da yürüdüğü kötü yollardan da alıkoymuş olarak görülecektir. Rabbım bildirdiklerini layıkıyla anlamak idrak edip yaşamak için en kısa zamanda cümle İnsanoğlunu ehli tevhidle arkadaş olmayı nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 39. AYET
وَالَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِى الظُّلُمَاتِ مَنْ يَشَاِ اللّٰهُ يُضْلِلْهُ وَمَنْ يَشَاْ يَجْعَلْهُ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
OKUNUŞU : Vellezîne kezzebû biâyâtinâ summuv ve bukmun fiz zulumât, mey yeşeillâhu yudlilh, ve mey yeşeé’ yec’alhu alâ sırâtım mustegîm.
ZAHİR MANASI : Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.
BATIN MANASI : Bütün bu hakikatleri idrak edemeyen ve idrakını söyleyemeyen yani yaşayamayanlardır, sağırlığı idraksızlık dilsizliği de onu dile yani yaşama getirmeyişidir kişideki bu hakikatler bu ayetler nelerdir, isra sûresi 1. ayeti kerimede “Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” Bu ayetler bu deliller nelerdir; kişideki Efal ayetleri, Sıfat ayetleri ve Zat ayetleridir. Kendi vücut ülkesi Mescid-i Haram’ı dır; uzak mescid ise Mürşid-i Kamildir; ne zamanki kendi mescidinin sahibi hakk olduğunu uzak mescidde öğrenir o zaman o mescid ona hakikatte haram olur ve ayetleri hakikatleri o zaman orada idrak eder; Rabbı Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkmış olur; bunları yalanlayanlarda bu hakikate vakıf olmadığından işitmiş yani idrakına varmış olmaz ve dilsizdir bunları dillendiremez yaşayamaz; Rabbım böylece kulum dediklerine selamet evinin yolunu gösterir, kapısını açar, içinde misafir eder; Rabbım Doğruyol üzere kıldığı dileyip vuslatına vesilelerini hazırladığı ve vuslatta muradına eren kullarından kılsın inşallah cümle islam-ı mübini ve ihvan-ı güzni…
MÂİDE SÛRESİ 40. AYET
اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
OKUNUŞU : Elem tağlem ennallâhe lehû mulkus semâvâti vel ardı yuazzibu mey yeşâu ve yağfiru limey yeşâé’, vallâhu alâ kulli şey’in gadîr.
ZAHİR MANASI : Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
BATIN MANASI : Allah vücut ülkesinde Zat yönüyle tecelli edendir, vücut bunu evvela hisle görür daima her an aynı haylık ve elektirklenme enerjisiyle her nefes devamlıdır fakat irade göstereceği ve mazharı kulu sıfatı o anda iradesince mutlak iradeyle farklı kullanacak ise onun hislerinde değişiklik yapar, mesela orta halli bir salike öfke hissini gerginlik duygusuyla gönderir, ve fikirlerinde de değişmeler zuhur eder, aslında zikir ve fikirlerle sabrı bilmektedir, fakat gelen tecelli o kadar güçlüdür ki buna o an hiç bir şey yapamaz, bunun Zata göre tecelli etme amacı o mazharın kulun irşadıdır, elinde güç ve kuvvetinin olmadığını öğrenmesi, veyahut celal tecellilere yakinen şahid olup daha çok zikrini fikrini geliştirmesinin mesajıdır… ama bilinen şudur ki Zat tecelli eden olduğu için nasıl bir insanoğlunun vücudunda zerreden kürreye bütün tecelli onundur, işte bir damladaki her tecelli onun ise derya ve denizlerde onundur. Buna siz ister yer ve gök yani nefis ve ruh mertebelerindeki tüm tecelliler deyin isterse vücut ülkesindeki tecelliler deyin, İrade ona ait olduğu için mülkünde tek tasarruf sahibi O dur. Kulun diliyle de azap dediği celal tecellisidir ama niyeti azap değil cemal tecellilerini o kula öğretmek onu o halinden kurtarmaktır, onun için Allah’a sevap günah yoktur, ama kullukta ise mesuliyet vardır kula sevap günah vardır. İşte kulda kullukta bu tecellileri cüz iradesince seçmekte gelen fikirlerin iyi olanlarını seçtikçe iyiliğe meyletmekte; kötü fikirleri seçtikçe de nefsin kötülüklerine meyletmektedir. Rabbım her ne kadar sorumluk sahasında kulda görünen cüz iradeyle kulunu mesul kıldıysa da irade külden geldiğinden dilediği gibi tasarruf etmek mülkünde O’na aittir. Güç ve kuvvetinizin yetmediği yerde böylece Rabbınızı vekil kılmanız iradenizin üstündeki tecellileri irade sahibinin güç ve kuvvetine bırakmanız doğru olur… Rabbım mülkünde O’na sığınan kullarını asla yalnız bırakmaz çünkü aynı hisler aynı duygular aynı vücutta birbirine cevap olmaktadırlar. Rabbım ihlas ve samimiyetle isnad ve kabiliyet nisbetinde gayret etmeyi, yetmediği yerde de O’ndan dileyip nasiblenmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 41. AYET
يَا اَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذٖينَ يُسَارِعُونَ فِى الْكُفْرِ مِنَ الَّذٖينَ قَالُوا اٰمَنَّا بِاَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذٖينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ اٰخَرٖينَ لَمْ يَاْتُوكَ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِهٖ يَقُولُونَ اِنْ اُوتٖيتُمْ هٰذَا فَخُذُوهُ وَاِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُوا وَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّٰهِ شَيْپًا اُولٰئِكَ الَّذٖينَ لَمْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِى الدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظٖيمٌ
OKUNUŞU : Yâ eyyuher rasûlu lâ yahzunkellezîne yusâriûne fil kufri minellezîne gâlû âmennâ biefvâhihim ve lem tué’min gulûbuhum, ve minellezîne hâdû semmâûne lilkezibi semmâûne ligavmin âharîne lem yeé’tûk, yuharrifûnel kelime mim bağdi mevâdııh, yegûlûne in ûtîtum hâzâ fehuzûhu ve illem tué’tevhu fahzerû, ve mey yuridillâhu fitnetehû felen temlike lehû minallâhi şey’â, ulâikellezîne lem yuridillâhu ey yutahhira gûlûbehum, lehum fid dunyâ hızyuv ve lehum fil âhırati azâbun azîm.
ZAHİR MANASI : Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler , sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.
BATIN MANASI : İnsanoğlu gerek kendi vücut ülkesinde samimi olmadığı için gereken temizliği sağlayamaz, çünkü dil başka der inancı ve icraatı başka olur; yani dille niyetine göre lafla geçiştirir, doğrulara tamam tamam der, ama niyeti sorumluluk alıp dünyada süfliyetten ulviyete cehaletten irfaniyet çıkmak istemediğinden dili ne derse desin niyet ve icraatı değişmeyecektir; bu kişilere siz ne kadar nasihat ederseniz edin zaten niyetlerinde hiç değişmek olmadığından isnad ev kabiliyetlerinde o nasihat aşıları tutmayacaktır, çünkü aşılanacak ağaç cinsine yakın uygun olmalıdır, inanan ağaçlar birbirinin cinsidir aşılanır tutarda, inanmayanlara da süfliyet aşıcı dereceten daha kötüye doğru aşılanırsa tutar; böylece cinslerine göre aşılar tutar, kendi idrak ve kabullenişini yani cinsini süfli cinsten ulvi cinse çıkarmayan kişilere daha ulvi olan aşılar zaten tutmayacaktır; böylece Allah ilmi ile bu durumu sabit kıldığı için Allah dilemedikçe denmektedir, çünkü Allah’ın kurallarında ilmine uygunluk için evvela sıfatın yüzünü dönmesini bekler, evet Allah Rağbet etmeden kul Rağbet edemez, ama Allah Rağbet ettikçe de kull ulvi Rağbete mazhar olmayı da istemedikçe ulvi Rağbet yüzünü seçmedikçe de O’na mazhar olamaz, bu yüzden karşılıklıdır, Zatın isteği sıfata Sıfatın kabiliyeti Zatın tecellisine uygun ise orada zaman mekan ve ihvan üçlemesi uygun olur ki o zaman OL der. Rabbım kuluna azap etmemiş kull da böylece kendi azabını kendi hazırlamış olur; Rabbım kendisini ulviyetten süfliyete inen kendisini orada bile bile azapta tutan kullarından eylemesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 42. AYET
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ اَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَاِنْ جَاؤُكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ اَوْ اَعْرِضْ عَنْهُمْ وَاِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْپًا وَاِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطٖينَ
OKUNUŞU : Semmaûne lilkezibi ekkâlûne lissuht, fein câûke fahkum beynehum ev ağrıd anhum, ve in tuğrıd anhum feley yedurrûke şey’â, ve in hakemte fahkum beynehum bil gıst, innallâhe yuhıbbul mugsitîn.
ZAHİR MANASI : Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.
BATIN MANASI : İşte insanoğlundan samimi olmayanlar; ehli olanlara gelecek olurlar ise ki ne kadar inkar ederlerse etsinler, kendi aralarında da birbirlerine güvenmediklerinden inanç yapılarında bir sağlamlık ve ilim ve şuhudlarında bir oturmuşluk olmadığından mutlaka bazı durumlarda ehil olanlara ihtiyaç duyarlar; eğer diyor böyle bir durum olurda yine hüküm sormak için ehil olana gelirlerse Rabbım ehli kıldığı mazharla hitaben o kişilerin ne kadar samimiyetsiz ve zarar verecek kişiler olduğunu bilseniz de sizlerden sorulan hüküm; ahkam sahibinin yani mülkünde tek tasarruf sahibi olan Rabbınızındır hükmü doğru verirniz. Ama diyor vermekte istemez iseniz o zamanda o kişiler size zarar veremez yani o filler yüzünden sizin hissiyatınıza duygu düşünce fikir ve amiliyetinizde bir aksama olmaz; her ikisi arasında kalır iseniz de diyor hüküm vermemek yerine vermeniz daha hayırlı olur Rabbınız hükmün verilmediği diğer davranışı sevmez değil ama hüküm vermenizden daha da memnun olur; buradan almamız gereken her ne kadar nefsiten uzaklaşmış olsa bile ehil olanlar yine de celal tecelliler yerine “hükme gerek duyulmayan” cemal tecelleri “yinede hüküm vermeyi” daha çok kullanmaları onların daha yüce tecellilere mazhariyetlerinde daha verimli olacağına da işaret edilmektedir. Rabbım Zatına has yücelik ve güzelliklerine bu aciz kullarını mazhar kılsın inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 43. AYET
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ فٖيهَا حُكْمُ اللّٰهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَمَا اُولٰئِكَ بِالْمُؤْمِنٖينَ
OKUNUŞU : Ve keyfe yuhakkimûneke ve ındehumut tevrâtu fîhâ hukmullâhi summe yetevellevne mim bağdi zâlik, ve mâ ulâike bil mué’minîn.
ZAHİR MANASI : Yanlarında, içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir.
BATIN MANASI: İnsanoğlundan Tenzihi bir imana sahib olanlar; Tevhid Ehline gelirde Müteşabih olan bir hükmü sorarlarsa onlara Teşbihen hüküm verseniz dahi, kalben iman etmediklerinden ne teşbihin hükmüne nede Tenzihin hükmüne bakmazlar, yani samimiyetsizlikleri devam eden niyetlerinde manayı madde için kullanma, manaya yakın durup maddi çıkar sağlama vb. süfli duygular içerisinde ebediyen yaşayıp giderler; toplumda bu niyette olan insanlara yalnız işini aşırmak için ve cebini doldurmak için renk değiştiren hayvanlar gibi yaşayanlar sureti insan sıreti hayvan derler; Rabbım sırette de surette de insan olan kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 44. AYET
اِنَّا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰیةَ فٖيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذٖينَ اَسْلَمُوا لِلَّذٖينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَلْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَاءَ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتٖى ثَمَنًا قَلٖيلًا وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
OKUNUŞU : İnnâ enzelnet tevrâte fîhâ hudev ve nûr, yahkumu bihen nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimestuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâé’, felâ tahşevun nâse vahşevni ve lâ teşterû biâyâtî semenen galîlâ, ve mel lem yahkum bimâ enzelallâhu feulâike humul kâfirûn.
ZAHİR MANASI : Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir
.BATIN MANASI : Tenzih idrakı Allah Zat yönüyle benzemez olan Tenzih Tevrat ile bir nur yani bir yönüyle aydınlatır inananları Fakat Kuran-ı kerim nur âlâ nur dur; yani hem tenzih yönü ile Zat ve Sıfat olan Hakk yüzünü anlatır; hem de Teşbih yönü olan incil ile de Esma ve fill yüzünüyle Teşbihi anlatır Resulu Ekrem Efendimizde nur âlâ nura mazhar olduğu için Tenzih ve Teşbihin cemine ve en tekamulune mazhar olduğu için Tevhidi Remzeder, yani Tevhid inancındaki olmazsa olmaz olan 3 kaidenin teslim vahdet ve tevhid in ilk adımı olan Teslim olmakla başlar bununda ismi islam olmaktır; yani kişi bilmediğini öğrenmek için mutlaka islamla teslimiyetle başlar, öğrenci bile okula aynı bilmediğini örenmek için gider ve bilenden tahsil etmekle başlar sonra öğrenir vahdeti bu vahdaniyet sırrını en sonunda da Tevhid eder kendi vücut ülkesinde Teslim ile fenayı vahdet ile bekayı Tevhid ile ahadiyeti zevk eder; Bu yüzden islamiyette bütün kitablara ve tüm peygamberlere iman esastır, Haktır. Bu hakkı bildirenlerden değil bildirenlerin sahibi olan Hakka onun olan yücelik ve güzellikleri kendimize nisbet etmekten korkmalıyız hakikattaki manasıyla Takva üzere olmalıyız. Rabbım bildirdiği hakikatleri layıkıyla idrak şuhud ve zevk ile daim yaşamayı nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 45. AYET
وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فٖيهَا اَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالْاَنْفَ بِالْاَنْفِ وَالْاُذُنَ بِالْاُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌ فَمَنْ تَصَدَّقَ بِهٖ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
OKUNUŞU : Ve ketebnâ aleyhim fîhâ ennen nefse bin nefsi vel ayne bil ayni vel enfe bil enfi vel uzune bil uzuni ves sinne bis sinni vel curûha gısâs, femen tesaddega bihî fehuve keffâratul leh, ve mel lem yahkum bimâ enzelallâhu feulâike humuz zâlimûn.
ZAHİR MANASI: Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.
BATIN MANASI : Bu ayeti kerimeyi anlamını idrak etmeden okumak ile yani nefis ehli bir gönülle okumakla Muhammedi bir gönülle okumak arasında ne kadar fark olduğuna çok açık ve önemli deliller vardır. Bakın Rabbımız diyor ki kim ki hakkını bağışlar ise kefareti olur, yani karşısına çıkacak olan kendi işleyeceği bir kötülüğü bertaraf etmiş olur denmektedir; sanki bu alemde çok iyilik alacağımız varda hemen bir haksızlık oldumu hemen hakkı verilsin kısasa kısas isterim deniyor; dur hele be cahil evvela miskal nisbetini bile unutmayan Rabbından kısa ömründe karşına çıkacakları bilmediğinden bırakta biraz alacağın olsun yoksa kısasa kısas dedinmi sonra elindeki ekmeği yedinmi başına gelince ne yiyeceksin diye hiç düşünmez misin. Bu ayeti kerimenin bu yüzdendir ki kısasa kısas yönünü işlemek ariflerin tarifi değil nefis ehillerinin Müslümanları daha nefse meyletmesinin fetvası olacağından bu yönü mümkün mertebe işlenmemelidir. Yoksa bizler biliriz ki fark mutlaka vardır; Bu gün kısasa kısas diyen toplumlarda avcunda alacağı kalmayan bir toplum olarak hala Müslüman Müslümana ilk fırsatta asıp kesmenin gayreti peşinde nefsinin esfeldeki haliyle yaşamaya mahkum edilmiştir. İşte böylece ya bu ayeti kerimeyi mana ve idrakına vardıktan sonra anlamak ve yaşamak gerekir yada biraz daha nazar edip cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş, ne demektir bunu bilmekle hareket edilmelidir. Candan geçene Rabbım can olur, gözümden gören ben değilim diyene gözünden gören Rabbım olur; koklayan ben değilim diyene burnundan koklayanı “tevhid kokusunu” Rabbı olur, duyan ben değilim diyenin kulağından işiteni Rabbı olur; dişlerinde ise zahiri gıdaları değil manevi nimetleri kesip kesemediği yerde yani idrak edip edemediği yerde de dişi kesmeyenin idrak edemeyeninde idrakı ben olurum denmekle “Kulum bana nevafille yaklaştığı zaman “gözünden gören; ve devamında da “ gören gözü vesair bütün aza ve cevahiri” ben olurum diyeni bilemekle bu ayeti kerimeyi layıkıyla anlamış ve ona göre yaşamış oluruz. Rabbım layıkıyla bir muhammedii olmayı ve bildirilenleri nefsimiz durur iken nefis duran bir idrakla değil de nefis tezkiyesi yaptıktan sonra Rabbımızın selamet idrakıyla Ruhun tecellilerine mazhariyetle anlamayı idrak edip yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 46. AYET
وَقَفَّيْنَا عَلٰى اٰثَارِهِمْ بِعٖيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْجٖيلَ فٖيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقٖينَ
OKUNUŞU : Ve gaffeynâ alâ âsârihim biîsebni meryeme musaddigal limâ beyne yedeyhi minet tevrâh, ve âteynâhul incîle fîhi hudev ve nûruv ve musaddigal limâ beyne yedeyhi minet tevrâti ve hudev ve mev’ızatel lilmuttegîn.
ZAHİR MANASI : O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.
BATIN MANASI : Zira Zıttı olan her şey aslında birbirini doğrulayıcıdır, burada Zıtlık karşıt manasında değil bilinmesi gerekene ışık tutmak için karşıtını yaratmaktır, buda ne elçisini elçisine zıt, ne dinin dine zıt kılmak değil, Tenzihin zıttı olan Teşbihi anlatmakla Tenzihe, Teşbihin zıttı olan Tenzihi anlatmakla da teşbihe ışık tutmaktır, daha açacak olur isek, benzemenin karşıtı benzememek; benzememenin karşıtı benzemektir. Böylece bildirilmek istenenden gaye nasıl benzer nasıl benzemezdir. Yani ayeti celile manası ile şura sûresi 11. Ayet “Allah hiçbir şeyin misli değildir; yani Zat yönüyle hiçbir şeye benzemez, ayetin devamında ise semiğul basir yani işiten ve görendir buyrulmaktadır” buda Zat yönüyle benzemez ama Sıfatlarından işitmek ve görmek fiilini işleyendir denmektedir. Ve buna binaen en sonunda da Zat Sıfattan ayrı olmadığı için Elçilerin sultanı bütün idrak ve fikirlere Rahmet yani Mürsel olarak hem Tenzihi hem de Teşbihi aynı vücutta cem ederek Tevhid sultanı olarak Resulu Ekrem Efendimiz âdemiyetiyle alemi şereflendirmiştir. Rabbım o mazhardan her varlığın özünde Zat yönüyle mevcut olduğunu ve sıfatlar yönüyle de nasıl zahire geldiğini o sıfatlardan da esma alarak filleriyle de ayan beyan görünen olduğunu şerh eylemektedir. Bunun için kutlu elçilerinin aleme gelmelerindeki sıra ve zaman idraklanma ve kabulleniş sırasıdır. Önce benzemeyen bir Rabbına tenzih yönüyle iman eder sonra sıfatlarından işitip göründüğüne şahid olur sonrada Zat ve Sıfatın ayrı olmadığını vücut ülkesinde nasıl Zatından Sıfatına tecelli ederek Sıfatından da esma alarak filleriyle zuhura geldiğini şerh eylemekete olduğunu ise ayan beyan görür. Rabbım hem bütün elçilerinden Muhammedi desteklemek için söz almasıyla bizlere de net bir mesaj ile sizlerde evvela tenzihi bir imanda idiniz, sonra teşbihi öğrendiniz sonunda da tevhidi bir imanla kemale geleceksiniz için sözünüzde durun ve iman edenler iman edin buyurmaktadır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Tevhid-i bir kemali nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 47. AYET
وَلْيَحْكُمْ اَهْلُ الْاِنْجٖيلِ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ فٖيهِ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
OKUNUŞU : Velyahkum ehlul incîli bimâ enzelallâhu fîh, ve mel lem yahkum bimâ enzelallâhu feulâike humul fâsigûn.
ZAHİR MANASI: İncil ehli Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir.
BATIN MANASI : Rabbım bildirdiği sıra ve verdiği görevi ne ise gerek vücut ülkesinde olsun aynı sıradadır ve aynı emre tabidir gerekse görev ehli olan Elçileri de aynı sırada gelmiş ve aynı çizgide kalmıştır. İnsan idrakı nasıl ki önce bilmeyen olduğu için Rabbına tenzihen iman eder, sonra biraz şuhud sahibi olunca teşbihen iman eder sonrada bilmediğini şuhudlandıkça zevk eder ve kendinde bulur o zamanda Tevhiden iman eder, Tevhid ehli olur; bu nasıl Hakk ve hakikat gerçek ise vücut ülkesinde ayetlerinde ve aleminde de aynı gerçek birdir, zahir ve batın birdir, ruhu ceset; cesetdi ruh olanlara; böylece Musa a.s ile Rabbım toplumu hazırlamış, isa a.s ile daha aydınlatmış; Resulu Ekrem Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa S.A.V ile de toplumu tek idrakta toplamış ve dinini tamamlamıştır; idrak tam olunca kemalde yerine oturur celal ve cemalde ışığını aldığı yeri bilmiş olur; böylece hangi mazhar bu idraklarla kullanıldığı yerde ise fasık olmasın diyor yerine göre hüküm versin; zahir idraklara sahib olanlar tenzihi hükme; batın idraklara sahib olanlar teşbihi hükme; Ehli Tevhid ise Tevhid-i Hükme yani Verasetül Enbiya olarak Resulu Ekrem Efendimizin yerine bu günkü mazharlardan şeriat ve hakikatinde Tam olan kullarından Rabbım bu hükme sahibdir, çünkü hükmeden varlığı olmayandan Rabbımdır. Rabbım cümle kullarını inançsızlıktan imana, tenzih imandan teşbih imana, teşbih imanda olanları da her geçen gün ve çokça Tevhid idrakıyla; görev yerleri aynı fakat idrakları tekâmül eden bir yaşamla daim yaşama geçmeyi de nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 48. AYET
وَاَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ فٖى مَا اٰتٰیكُمْ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فٖيهِ تَخْتَلِفُونَ
OKUNUŞU : Ve enzelnâ ileykel kitâbe bil haggı musaddigal limâ beyne yedeyhi minel kitâbi ve muheyminen aleyhi fahkum beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebiğ ehvâehum ammâ câeke minel hagg, likullin cealnâ minkum şir’atev ve minhâcâ, ve lev şâallâhu lecealekum ummetev vâhıdetev ve lakil liyebluvekum fî mâ âtâkum festebigul hayrat, ilallâhi merciukum cemîan feyunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn.
ZAHİR MANASI : (Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.
BATIN MANASI : İşte evvelindeki idrakları doğrulayıcı ancaksın Tevhid inancıdır yani hanif dini olan ve değişmez 3 kaidesi Tevhid vahdet ve teslim olan inançtır dindir nasihattır. Ve idraklardan da eveldekinleri ancaksın tevhid doğrular ve gözetir, çünkü tenzih bilinmeden teşbih bilinmeden ikisi Tevhid olmaz ve Tevhid edilmeden de evveldekinlerin yerleri tam manasıyla yerine oturmaz, yani sonra yerinde görülür ve doğrulanır, ve böylece de evveldekinler de gözetilmesi zuhur eder; çünkü insanoğlu canlı bir tevhid olarak nasıl Zat yönüyle Tenzihen bilinmeyip iman edilen Rabbına; Sıfatları yönüyle teşbihen şuhud edilip iman edilen Rabbına ve vücut ülkesinde Tenzih ve Teşbihin cemi olarak Sırreti Zat ve Sıfat yönü HAKK sureti esma ve efal yüzüyle de HALK olarak Tevhiddir. Yani Hakk ve halkk ayni vücuttadır ister bir damla olarak kendi vücudunda zevk eyle ister deniz olarak vacibül vücuduyla bu alemde zevk eyle; zaten mevcut ve vücut birdir başkası da yoktur, şekiller değişince esmalar değişir; böylece şeriat ve bir yol olan; halk yüzünle şeriatından asla ayrılma Hakk yüzünle o şeriatındaki hallerin mana zevkleriyle özel ilminle de devam eyle; ve mutlak Zatı vücut ülkende en yüce duygusu olan merhametiyle öyle hissine yerleşsin ki iyilikte yarışmaktan başka bir fiil kalmasın vücut ülkende; Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi iyilikte yarışan kullarından eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 49. AYET
وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ اَنْ يُصٖيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَاِنَّ كَثٖيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ
OKUNUŞU : Ve enıhkum beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebiğ ehvâehum vahzerhum ey yeftinûke am bağdı mâ enzelallâhu ileyk, fein tevellev fağlem ennemâ yurîdullâhu ey yusîbehum bibağdı zunûbihim, ve inne kesîram minen nâsi lefâsigûn.
ZAHİR MANASI : Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.
BATIN MANASI: Tevhid ehli gerek sohbetlerinde karşısındaki kişinin yerine göre Tenzihte ise Tenzihe iner; Teşbihte olanlara Teşbihden bahseder, yani hükmünü illa Tevhid idrak ve sözcükleriyle yapmaz ama kendi zevkinde anlattığı aynıdır; şaşırtma, olanı olandan farklı göstermektir. Yani Tenzih idrakına sahib olan bir şeriat seviyesindeki hemen sana sözcüklerine urucen değil de nuzulen cevaplar verir ise; yani sen damla derken derya der ise; bu ehli Tevhidi şaşırtmak içindir, o kişinin halinde hakikat yüceliklerinin zaten olup olmadığını ehli olan mazhardan Rabbı görüp durmaktadır, birde yine teşbihte olanlarda hemen farka şeriata tenzihe inerler bunlardan da bir kısmı aslında ilimle yarış yapmakta olduklarından niyetleri şaşırtma yapmaktır bunlarında yerlerini iyi gör diyor Rabbım ehline; işte aslolan zaten burada Tevhidin güzelliğini ortaya çıkmaktır, sohbetlerde “A” dendiğinde “A” dan sohbet ederler, “B” dendiğinde “B” den sohbet ederler, sonunda da “C” olarak Tevhid ederler yani her şeyi her idrakı ve bu idrak sahiblerinin hepsini yerli yerinde bi tamam görürler; Rabbım ehli Tevhid idrakıyla idraklanıp yalnız ilim sevdalısı değil İtikad amel muamele ve ahlak bölümleriyle bildiklerimizle amil olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 50. AYET
اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
OKUNUŞU : Efehukmel câhiliyyeti yebğûn, ve men ahsenu minallâhi hukmel ligavmiy yûgınûn.
ZAHİR MANASI : Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?
BATIN MANASI : Bu gün bütün insanlığa hitaben cehalet insanın cehennemidir. Rabbına ulaşmayan gönüller sıkıntı duyarlar bu yüzdendir ki yalnız tenzihen bir hüküm ile Allah’a iman kişinin eksik kalmasıdır cehaletidir. Yalnız teşbih te eksiktir bu yüzdendir ki insanlara o günde bu günde hitaben eski hükümlerle hükmetmeyin, Tevhid idrakıyla Muhammedii olanlara hitab eden Kuran-ı Kerimin idrakıyla hükmedin buyrulmaktadır. Zamanla; insanların mülkünde O’ndan başka yok denildiği halde nasıl yalnız tenzihen Zat yönüyle mevcut olabileceği ve teşbih denen hem sübut hem de selbi sıfatların varlığını da inkar edilemeyeceğinden ancaksın anlaşılacaktır ki, kendimize nisbet ettiğimiz bu Fiiler Sıfat ve Vücut bizim değilmiş, Rabbım Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkmaktaymış, böylece Tevhiden idrak ve yaşam ile hanif dininin olmazsa olmaz olan 3 kaidesiyle de Vahdet Tevhid ve Teslim ile de hayal ve zanlardan kurtulup Rabbımızla nefsini bilenin Rabbını bildiği, Rabbını Rabbıyla bilenlerin O’na nasıl kul köle olduğu hakikatiyle de varlık sahibine mazhar olarak kullanıldığı farklı alanlarda kendisini nasıl şerh eylediğiyle aşikar olan dünya ve ukba saadetini tüm kullarına nasib eylesin inşallah.
