MÂİDE SÛRESİ 101. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَسْپَلُوا عَنْ اَشْيَاءَ اِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَاِنْ تَسْپَلُوا عَنْهَا حٖينَ يُنَزَّلُ الْقُرْاٰنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللّٰهُ عَنْهَا وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَلٖيمٌ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tes’elû an eşyâe in tubde lekum tesué’kum, ve in tes’elû anhâ hîne yunezzelul gur’ânu tubde lekum, afallâhu anhâ, vallâhu ğafûrun halîm.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)
BATIN MANASI : Her tecellisine tecellisiyle cevap veren Rabbım; ilimle yalan günahtır demiş ise, şuhuden de yalanı söyleyen başka bir mazhardan bunu göstermiştir; hatta aynel yakinden öteye hakkel yakin olarak da aynı yalanı siz söyleyince de bizzat bunun sıkıntısını kişi yaşayarak açıkladığı şeyleri ilimden öteye şuhud ve aynı vücut ülkesinde de tatmakla böyle net bildirmektedir. Bunun gibi bir çok konuda da tecellileriyle ilmini şerh eylemiştir, bizzat her şeyi kendinizin yaşamasına gerek olmadan da bunların akıbetlerini sormadan da onları bildirdiği gibi nasıl ayetlerde yazılmış ise öyle kabul ederek tekrar sorular sormanıza da gerek yoktur buyrulmaktadır. Örneğin bir olay karşısında yaptığı eksiklikten sonra benim halim ne olacak diye soru sormak aynı durumda ne hüküm vermiş ise ona inanmamak olur, yani Allah’ın hükmü bellidir Ahmet’e başka Mehmet’e başka değildir. Veyahut benim sonum cehenne mi? bunu sonunu görmek için sormak yerine her nefes cennetini mi? Cehennemini mi? yaşadığını kendine bak gördüklerinin de yerlerini ayetlerde bul sonuç bellidir. Defalarca ve bilinip görünenler hakkında sıra sıra sorular sormaya da gerek yoktur. Fakat Rabbım kulları mazharları Zata göre zaten eksik olduklarından yapmış oldukları hata ve kusurlarda bunlardan ders alıp bir daha yapmasınlar diye hemen yaptığının karşılığıyla bazen cezalandırılmaz Allah halimliğiyle mühlet verir; verir ki kull idrak etsin bir daha yapmasın, çünkü kuldaki kab ve kabiliyet onu bir kerede idrak edip etmeyeceğinin de vakıfı olduğu için Rabbım mühlet verir, yani hem kabiliyeti olmadığını bilsin hem de ceza versin bu şanına yakışmaz, ama defalarca devam edipte idrak ettiği halde devam edenlere ise mühlet süresi bittiğinden ezası karşısına çıkar; Rabbım bilmediklerimizi öğrenmeyi öğrendiklerimizle de amil olmayı, amiliyetimizde de samimi olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 102. AYET
قَدْ سَاَلَهَا قَوْمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ اَصْبَحُوا بِهَا كَافِرٖينَ
OKUNUŞU : Gad seelehâ gavmum min gablikum summe asbehû bihâ kâfirîn.
ZAHİR MANASI : Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kâfir oldu.
BATIN MANASI : Allah ayeti kerimelerinde bildirdiklerindeki hikmetleri ve onlardan alınacak dersleri düşünmek yerine; Allah bunu nasıl söyler, olur mu? Olmaz mı? diye düşünmek, nasibi almak yerine küfrü kafirliği yani örtücülüğü yapmaktır; toplum ve kişiler bütün aza ve cevahiriyle bir millet olan vücut ülkesinin sahibi insanoğlu; böylece örtücü olmuş yani oradaki hikmeti ve ibreti örtmüş olarak da kafir olmuş olur… İtikad ve iman öyle sağlam olmalı ki, “BİR” bilmeli “BİR” kabul etmeli başka yok kabul etmeli, Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da Esma alarak filleriyle zuhura gelendir O’ iyi bilmeli. Böylece en güzel mazharından insanların Efendisinden en güzel buyurandır. Ve bu günde buyurmaya devam edendir. Buna iman etmedikçe zaten ilminle dünyayı devirsen bir gün gelir nefis seni bir küfre bir inkara bir olur veya olmaz diye ikilem üzerinde tefekküre götürür; o zaman anlarsın ki hala benim imanımda şüpheler varmış eksikmişim dersin. Bildirilendeki hikmet ve ibreti düşüneceğime söyler mi? Söylemez mi? Bunu; diye düşünmüşüm der insan; Rabbım bizden önceki millet ve toplumların hali diye bu vücut ülkesindeki bütün zahir ve batın duyguları ve sübut sıfat tecellileriyle bütün aza ve cevahirden zuhura gelişte hiç birini asla inkara gitmemeyi üzerlerinde düşünüp hikmet ve ibretten istifade etmeyi cümle İnsanoğluna nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 103. AYET
مَا جَعَلَ اللّٰهُ مِنْ بَحٖيرَةٍ وَلَا سَائِبَةٍ وَلَا وَصٖيلَةٍ وَلَا حَامٍ وَلٰكِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَاَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
OKUNUŞU : Mâ cealallâhu mim bahîrativ ve lâ sâibetiv ve lâ vasîletiv ve lâ hâmiv ve lâkinnellezîne keferû yefterûne alallâhil kezib, ve ekseruhum lâ yağgılûn.
ZAHİR MANASI : Allah, ne “Bahîre”, ne “Sâibe”, ne “Vasîle”, ne de “Hâm” diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı da ermez.
BATIN MANASI : Bahire. Saibe ve Ham olarak develerden; yani vücut ülkemizdeki develiğin hallerinden süfli olarak bahsederken; Vasile olarak da koyunluğumuzdan bahsediyor; dişi develer Sıfat tecellileridir, bunlardan Bahire’ye kulak sıfatı tecellisiyle nazar eylemiş ve o demdeki bir kulak için yırtılmış diyerek hakka değil nefse kulak kabartmıştır demekle; böyle olunmamasına işaret ediyor; yani ömrü süfli kulağın emrinde feda eylemiş ise o kulak sayesinde deveye yani vücuda aff yoktur denmektedir; Saibe ile de toplumda kabiliyetinde eksiklikler olduğundan idrakta zorlanan sıfatlar bazı insanlar ise üzerinde fazla uğraşılmayarak salıverilmişlerdir; bunlar ulviyetten uğraşıp da nasib alamamışlardır; bu vücutlarla yaşayan insanlarda vardır bunlarda kurtuluşa mazhar olamamışlardır; Ham ise kendisinden 10 mahsül alınan yani zahir ve batın duygularını kullanabilen vücutlardaki insanlardır, bunlarda bu özellikleri yüzünden tamamen selamettedirler bundan sonra kendilerinden emin olsunlar diye bir hakk buyurmamıştır hep tedbir vardır son nefese dek; Rabbım, Vasile ile henüz deve kadar kendi vücuduna hakim değil ama vücutlarca yönlendirilen koyun gibi güdülen vücutlardandır; ama güdenlerinin hallerinden erkek ve dişi yani Zatına layık veya Sıfatlarındaki hallerden almış olan; fakat hakikatlerine vakıf olmamış takliden onlar gibi sözlerini tekrar ederek yaşamlarını kılık kıyafetlerini taklid ederek devam eden insanlarda vardır, bunlara da Rabbım meşru kılmamış çünkü tam bir vakıfıyet ve idrak üzere olmadan o amellerde ilim şuhud ve zevk ile Tevhid idrak ve yaşamıyla hallenmemişler ise bunlar üzerinde de hükmüm böyledir buyrulmaktadır; bu hallere itirazlar toplumdaki farklı mertebedeki inanç ve yaşamlar tarafından yapılsa bile Allahın hükmüne itiraz olmaz; çünkü Rabbım her şeyin ilimde olsa en güzelini, şuhud ve zevkte de olsa en yücesini ister; Rabbım ayeti kerimelerinde yani en üstün delillerinde buyurduklarında en layıkıyla anlamayı zahiri zahire göre idrak etmeyi, batını da batına göre idrak şuhud ve zevk eyleyip Tevhiden bir yaşam ile iki cihanda aziz olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 104. AYET
وَاِذَا قٖيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ اٰبَاؤُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْپًا وَلَا يَهْتَدُونَ
OKUNUŞU : Ve izâ gîle lehum teâlev ilâ mâ enzelallâhu ve iler rasûli gâlû hasbunâ mâ vecednâ aleyhi âbâenâ, e ve lev kâne âbâuhum lâ yağlemûne şey’ev ve lâ yehtedûn.
ZAHİR MANASI: Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?
BATIN MANASI: Bir kişinin babası kendisinden evvel ki onun bütün mevcudiyetini kendisinde muhafaza edendir. Yani kişinin en gelişmiş idrakı kabullenişi ve yıkılmaz kalesi halini idrakta muhafaza eden babasıdır yeni idrakıdır; bir kişiye gel şöyle yap bu daha doğrudur deseniz o kişi o konu hakkında kendi kabullenişine ve idrakına bakar oradaki idrak ve kabullenişinden vazgeçmez ise asla o kişi ne Allah’ın elçisine nede Kitabı olan Kuran-ı Kerime iman etmez inanmaz, bu her demde mevcut olan haldir; Rabbımız da bu kişiler için bu gün buyuruyor ki bu taklidi iman sahibleri yine de en selameti bulamamışlarsa da bu böyle midir? yani böyle değildir diyor onlara cemmatlere, tarikatlere ve bu alemdeki tüm inançlara ayrı ayrı diyor ki eğer sizin kabulleniş ve inançlarınız sizi en doğru yola iletmemişse bile yine buna doğru yoldayız mı? diyeceksiniz diye tekrar tekrar uyarıp uyandırmak ve Resulu Ekrem Efendimizinde atası olduğu İbrahim A.s’ın dinine yani Tevhid’e davet ediyor; Tevhid ilminde de insanları evvela islama yani değişmeyen 3 kaidede teslim olmaya hayalde zanda bir Allah’a değil elçisi mazharından kendisine; bu gün ehli olana gitmenize davet ediyor; sonra vahdete onun size gönlünüz olan vahdet aleminde bulduracağı Rabbınıza kendisine değil kişideki Rabba bağlamaya ve bunun elçi ve Rabbının ayrı olmadığının idrak şuhud ve yaşamı olan Tevhid edilmesine davet etmektedir. Bu hal Resulu Ekrem Efendimizde de böyle idi; Sahabeyi Güzinde de böyle idi Evliyaullahta da böyle idi bu gün Hakkel yakin Tevhid ehli Mürşid-i Kamillerde de böyledir. Rabbım en kısa zamanda Ehline gidip insanı aslıyesini öğrenmeyi cümle İnsanoğluna nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 105. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yedurrukum men dalle izehtedeytum, ilallâhi merciukum cemîan feyunebbiukum bimâ kuntum tağmelûn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.
BATIN MANASI : İman edenlere dereceten ve Taklidi olanlara Taklidi İmandan İstiklali İmana, İstiklali İmanda olanlara da İstiklali İmandan Tahkiki İmana geçin, hakiki İman nedir, İmanın hakikati nedir, hakikat nedir, bunları Tevhid tahsili ile ister hakikatinizi, aslınızı öğrenmekle Hakkel yakin olarak öğrenin, isterseniz de bunlar hakkında ilim öğrenin ama öğrenmeniz gereken budur bunlardır buyurmakla başkaca bir kendini düzeltme yolu yöntemi olmadığını ve aynı zamanda Hud Sûresi 112 ayeti kerimede buyurdu “ Emrolunduğu gibi dosdoğru ol ” dediği; dosdoğru olmanın da nasıl aslı hakikati bir nokta ile başlayan ve bir doğru çizebilmek için noktaları birleştirmeye ihtiyaç olan; doğruluğun 7 noktanın kulluktan bakıldığında üst üste konmasıyla; Ahadiyetinden bakıldığında ise 7 noktanın alt alta konarak bir doğru çizildiği, insana Tevhid akide ve gramlarıyla hakikatini bulan nasıl dosdoğru olan elçisinin ahlakı üzere olmayı Rabbına layık kull olmayı ancaksın gittiği bu yolla bulacağına işaret vardır. Çünkü bu ayeti kerime Resulu Ekrem Efendimize geldiğinde şu sözler ile ayetin manasına ve anlam ağırlığına işaret eylemiştir. “ Bu ayet benim ömrümü kocattı ” diyerek, hem zahir yaşlanmaya yani ömründen uzun zamanını alarak ancaksın dosdoğru olunacağına; hem de yaşlılığın kemalat oluşuna yani ömrün kocaması ile en kemale böyle gelineceğine işaret eylemiştir. Bizlerde inşallah işaret eylediği üzere olmaya gayret eden ümmetinden oluruz inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 106. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حٖينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِى الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُصٖيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرٖى بِهٖ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّا اِذًا لَمِنَ الْاٰثِمٖينَ
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû şehâdetu beynikum izâ hadara ehadekumul mevtu hînel vasıyyetisnâni zevâ adlim minkum ev âharâni min ğayrikum in entum darabtum fil ardı feesâbetkum musîbetul mevt, tahbisûnehuma mim bağdis salâti feyugsimâni billâhi inirtebtum lâ neşterî bihî semenev ve lev kâne zâ gurbâ ve lâ nektumu şehâdetallâhi innâ izel leminel âsimîn.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler.
BATIN MANASI : Ölüm ikidir, birisi ızdırari ölüm diğeri ihtiyari ölümdür; bu ölümden ihtiyari ölümü gerçekleştirir iken yani idraken ölür iken size şahid olacak iki elçi, iki kişi vücut ülkesinde nelerdir, bunlardan idrakı oluşturur iken insana adaletle yardımcı olacak olanlardan birisi vicdanı diğeri ise aklıdır; bunlar adildirler, akıl kullanıldığı sahada ne verilir ise tartar; vicdan da insanda Hakk kefesine konanları Hakk gramıyla tartar, sonrada kişide Hakkın idrakı oluşur, bunlardan vicdan yerine Ruh yerine aklın yanına nefsi koyarsanız bu kez de Hakkın değil Halkın idrakını nefsin idrakını oluşturursunuz; bunlar batın duygularla batın latif mevcutlarla sizden olanlarla şahitlik yapmak kendinizden kendinize şuhudla karar vermektir, şahid olmaktır; birde dışarda olur ise vakaalar o zamanda sizin dışınızdan iki kişi yani sizin dışınızdan derken yine vücuda tabi ama batın duygulardan değil zahir duygulardan seçilen iki tanesi ile şahitlik yapılacak demektir. Bunlardan birisi duymaktır yani işitmek, diğeri görmektir yani basiret gözüyle; kişide ancaksın mutmeinliğin oluşabilmesi için yani idraken ölmek için itminan olmak için ancaksın kulağınızın duyduğunu gözünüzle de görürseniz kalp tatmin olacağından; işittiklerinizi de gönül gözüyle gönlünüzde görmenizle de ancaksın gönül tatmin olmuş olacaktır; bu iki örnek aynıdır ama birisi ilmin şahitliğine diğeri aynel şahidliğe örnektir. Namaz müminin miracı miraç ise Allah ile görüşmedir, bütün aza ve cevahiriniz her nefes Allah ile görüşmededir, yani her azanızın ortak idrakınıza taşıdığı mesajlar ve bilgiler mutlak olan erişilmek istenen en yüce anlayış ve idrak yolunda bir görüşmedir ve bu aynı vücut içerisinde sonsuz olan tekamül ve üstün idraklılık ve görüntü mahalleri olan itikadda, amelde muamele ve ahlaktaki yücelik ve güzellikler olarak sergilenmiş sergilenmekte ve sergilenmeye de devam edecektir. İşte bu hakikatlere kendi kendinize gerçekliliğine inandığınız halde idrak ve anlayışınızda bunları kabul ettiği halde bunları gizlememek ise başka bir niyete hizmet etmeyin, bunları maddi veya manevi çıkarlarınız için değil sadece Hakkı Hakk için zuhura getiren mazharlar olun buyrulmaktadır, buda en güzel ahlak olan kulluk mertebesidir. Rabbım Hakkı Hakk için zuhura getirdiği bendeler mazharlar kulları kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 107. AYET
فَاِنْ عُثِرَ عَلٰى اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّا اِثْمًا فَاٰخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذٖينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ لَشَهَادَتُنَا اَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَا اِنَّا اِذًا لَمِنَ الظَّالِمٖينَ
OKUNUŞU : Fein usira alâ ennehumestehaggâ ismen feâharâni yegûmâni megâmehuma minellezinestehagga aleyhimul evleyâni feyugsimâni billâhi leşehâdetunâ ehaggu min şehâdetihimâ ve mağtedeynâ, innâ izel leminez zâlimîn.
ZAHİR MANASI : (Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz” diye yemin ederler.
BATIN MANASI : Zahir şahitler olan göz ve kulağın yalan söylediği anlaşılır ise yani kişideki niyet kendi menfaatine gördüğünü gördüğü gibi değil de; duyduğunu da duyduğu gibi değil; kendisine menfaat sağlayacak şekilde çarptırarak anlatır ise, işte buna yalan denir ki bunu karşıdaki anlamasa bile içerideki iki kişi olan vicdan ve akıl hemen bunu tartarlar; kişiye içeriden seslenerek derlerki bunun böyle olmadığını sende çok iyi biliyorsun ve adaletten uzaklaşarak zannetme ki kendine menfaat sağlıyorsun derler, ve bu kez diğer iki şahid gerçeği daha iyi gördüğü için onlar Zata yemin ederler yani Zatın Hakk ve hakkikati bildiği haliyle “HAK” “her şeyin hakkını verdiği idrakıyla” aynı kanaati verirler, Zatı şahid tutarlar çünkü Zat mutlak olarak vücut ülkesinde hep illa der; la demez, mutlak selamet illa iyi olacak demektir İlla Allah İlla kemalat demektir; işte bu niyetle vücutta tecelli eder hep Rabbım mazharı sıfatını kulu bir adım daha iyiye götürmek için irşadını ahmaklıktan cehalete, cehaletten de kemalâta adım adım taşımak için Allah kulunda tecelli eder; çünkü zaten esfeli safiline indirdim demekle aşağıdan yukarıya doğru seyreder, çünkü nüzül eder iken zaten kendisini bilmektedir; bilinmekliğini murad etmiş, bilmediğim beni bileyim dememiş, biliniyorum zaten kendime ama görünüp olunmaklığımı aşağıdan yukarıya seyredeyim buyurmaktır, gizli hazinenin açığa çıkması… Rabbım zahir olsun batın olsun seçilen olsun seçilmeyen olsun hiçbir duygu ve düşüncemizin mutlak zatın hissiyatına mutlak selamet isteğine ters düşmediği bendeler mazharlar kullar olmayı bütün insanoğluna nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 108. AYET
ذٰلِكَ اَدْنٰى اَنْ يَاْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلٰى وَجْهِهَا اَوْ يَخَافُوا اَنْ تُرَدَّ اَيْمَانٌ بَعْدَ اَيْمَانِهِمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاسْمَعُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقٖينَ
OKUNUŞU : Zâlike ednâ ey yeé’tû bişşehâdeti alâ vechihâ ev yehâfû en turadde eymânum bağde eymânihim, vettegullâhe vesmeû, vallâhu lâ yehdil gavmel fasigîn.
ZAHİR MANASI : Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık toplumu doğruya iletmez.
BATIN MANASI : Vücut ülkesindeki bu denge bu yöntem bu tecelliler, zaten Fillerin Failini, Sıfatların Mefsufunu ve Vücudun Mevcudunu; sahibini idrak ettikten sonra ister kendinize bakın isterse diğer insanlara bakın bütün vücutlar içerisinde bu denge bu üsül Hakk mertebesinin gereği olarak tecellisine tecellisiyle cevabı olan Hakk tecellisidir değişmez; ve bu dengenin de kurulma niyeti böylece kullar sıfatlar için yeminden sonra başka yemine ihtiyaç aklın ve vicdanında tekamülü ile hep nurlara gark olup vicdan diye sevilmenin, O varlığı bu vücutta en tekamülüyle hissedip idrak etmek, sizdeki idrak ve vicdanın tekamül derecesiyle doğru orantılı olması gerektiğidir, hayalde zanda bir yerdeki Rabbınızı değil sizdeki zuhuratıyla fillerinden görünen, esmasıyla malum olan, sıfatıyla ihata eden Zatı mevcudu kulluktan bakınca idrak şuhud ve zevk etmek, başkaca olmayan vücutta nüzülden bakıldığında da Kendisini bildiren seyreden ve olan Rabbım olduğudur. Ve böylece bu hakikat ve nizama karşı gelmek olan başka idrak ve kabullenişlerle bir yaşam içerisine girmeyin; zaten doğru olan bildirilmiş gösterilmiş ve yaşatılmış ve yaşanmaktadır, bunlara tam teslim olun bilmiyorsanız ehline gidin öğrenin; yoksa kendi kendinize bir din bir ilah bir inanç bir yol uydurur da tarif ederseniz işte siz fasık olursunuz yani kaideler dışında olursunuz diyor, buda felaketiniz olur demektir. Rabbım tarif eylediği istikamette ehlinden bildirdiği tarifler üzere Tevhid akıde ve gramlarıyla O’nu layıkıyla bilmeyi hayal ve zandan kurtulup bu vücut ülkesinde fiileriyle O’nu görmeyi ve Saffat Sûresi 96. Ayeti kerime gereği sizi ve fillerinizi derken biz dediğimiz varlığın dahi sahibi olduğunu iyi idrak ederek O’nda O olmayı cibilliyeti güzel fillerle canlı bir Muhammedii olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 109. AYET
يَوْمَ يَجْمَعُ اللّٰهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا اُجِبْتُمْ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
OKUNUŞU : Yevme yecmeullâhur rusule feyegûlu mâ zâ ucibtum, gâlû lâ ılme lenâ, inneke ente allâmul ğuyûb.ZAHİR MANASI : Allah’ın, peygamberleri toplayıp “siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?” diyeceği, onların da, “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin” diyecekleri günü hatırlayın.
BATIN MANASI : Tecelli Enden Zattır, Tecelli olunan Sıfattır, elçiliği Sıfatlar yapar o yüzden bilen tecelli edendir, bildirdiği ise eğer bildirir ise Sıfatlar elçiler bilir; vücut ülkesinde Mutlak Zatın, Mutlak idrakın; peygamberleri yani mutlak idraka elçilik yapan bütün sıfatları toplayıp, davet eylediğiniz yani bu sıfatlardan filleriyle açığa çıkışa mazhar olan vücuttaki hal nasıldır diye sorsa, göz idrak ettikten sonra bildirileni hayat ilim irade ile kudret ile nerede kullanılmış ise itaat etti mi? etmedi mi? bellidir yani cevap verileceği bellidir. Bütün aza ve cevahiri bu sübut sıfat tecellilerini ne şekilde açığa çıkardığına gözüyle baksa görür kulak kabartsa işitir yani hissi müşterek olsun ortak idrak olsun bundan haberdar değilim diyemez; unsuriyet yönü ile dün Peygamberlere hitab eylediği gibi, Sahabeyi Güzine Evliyaullah’a ve bu gün Mürşid-i Kamillere sizlere ne derece uyuldu denilse artık bunu bilmeleri mümkün değildir. Bir yönü ile de artık ruhlar alemindeki bütün idrak ve hissiyat ruh birliğine dahil olduğundan haberdar olanda “BİR” yani O olmuş olur, yani bilen orada Allah olur, o farklı mazharlar farklı görüntü mahalleri sadece mutlak Zata mukayyet sıfat olmuş olurlar; Zahir ayetleri böylece zahirin hükmüne göre, batın ayetleri de batına göre sonrada yerlerine göre mana ihtiva eylediklerinden manaları cem ederek de Tevhiden muhabbet ile Muhammedi hasıl eylemek ancaksın böylece mümkün olur, ve Kuran-ı Kerimde ancaksın Muhammede ve Muhammedii olanlara layıkıyla hitab eylemiş olur, yoksa herkese idrak ve anlayışı kadar da hitab eylemektedir amma en layık Muhammedii olanlara hitab eylemekte olduğu da görülmüş olur. Rabbım bildirdiği üzere ehlinden Muhammed aşısını olup bu alemde Muhammediliğini bulmayı cümle Muhammed Ümmetine nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 110. AYET
اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا عٖيسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتٖى عَلَيْكَ وَعَلٰى وَالِدَتِكَ اِذْ اَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِى الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَاِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰیةَ وَالْاِنْجٖيلَ وَاِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطّٖينِ كَهَيْپَةِ الطَّيْرِ بِاِذْنٖى فَتَنْفُخُ فٖيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنٖى وَتُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ بِاِذْنٖى وَاِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتٰى بِاِذْنٖى وَاِذْ كَفَفْتُ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ عَنْكَ اِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ اِنْ هٰذَا اِلَّا سِحْرٌ مُبٖينٌ
OKUNUŞU : İz gâlallâhu yâ îsebne meryemezkur niğmetî aleyke ve alâ vâlidetik, iz eyyedtuke birûhil gudusi tukellimunnâse fil mehdi ve kehlâ, ve iz allemtukel kitâbe vel hıkmete vet tevrâte vel incîl, ve iz tahlugu minet tîni kehey’etit tayri biiznî fetenfuhu fîhâ fetekûnu tayram biiznî ve tubriul ekmehe vel ebrasa biiznî, ve iz tuhricul mevtâ biiznî, ve iz kefeftu benî isrâîle anke iz cié’tehum bil beyyinâti fegâlellezîne keferû minhum in hâzâ illâ sıhrum mubîn.
ZAHİR MANASI : O gün Allah, şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun. Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler, “Bu, ancak açık bir büyüdür” demişlerdi.
BATIN MANASI : Ruhullah olan İsa A.S vücut ülkesinde Allah’ın mürşid-i kamil mazharından Hicr Sûresi 28. Ayeti kerimede “ Ruhumdan üfürdüm “ dediği ve Mürşid-i Kamilin diznin dibi olan Bezm-i Elest’ten sonra Fillerin Failini Sıfatların Mefsufunu ve Vücüudun Mevcudunu ifna ile bu vücudun sahibi tecelli Zat ile vahdet alemi olan gönülde nasıl tecelli edişiyle Allah’ın kulaklarından gönlüne üflediğinin seni teslim alan seni irşad eden Mürşid mazharından “ Benim “ ve o mazhar dediğinde dünyada 60-70 kiloluk bir ceset gibi görünür ama gönül aleminde senin Rabbul hasındır, Rab mazharındır seni o mazhardan irşad edeceğim dediği Ruhullahtır, çünkü Allah ruhlar aleminde hangi mazharı kullanacak ise irşad için ona dünyada aynı emri vermiştir. Allah’ın ruhudur, Allah’ın emridir, işte o mazharı kullanarak gönül aleminden tecelli ederek bildirdiği zikir ile tahsilini yatırdığı Tevhid ilmi ile de senin vücudunun sahibi “ Benim “ diyerek nasıl “ Benim “ sayemde bunları yapıyordun buyurmaktadır, seçilmiş olan mazharlar beşikte iken de konuşulacak mazharlardır, yetişkin iken de konuşulacak mazharlardır, bizler ise beşikte değil tabi olduktan sonra yapılan nefis tezkiyesince konuştuğu mazharlarız; fakat orası da doğmamış olan bir ruhun yine beşik demidir, ve o mazharlardan buyuruyor ki nasıl ölüleri diriltiyordu, zikirden ölü olanları zikirle, Allah’tan ayrı hayal ve zan uykusunda olanları ise Tevhid tahsili ile Fillerin Failini Sıfatların Mefsufunu ve Vücudun Mevcudunu göstererek 3 Ruh üfürerek diriltiyordu; böylece doğuştan kör olan gaflet uykusunda göz açmamış, Hakk ve hakikate idrakı kapalı olan körlerin gözleri böylece açılıyordu; ve çamurdan yapılan kuş şeklindeki varlıklara yani topraktan gelen bu insanoğluna üfürülen Ruhlar ile gök ehli olduğu kuş olduğu ve canlandığı görülmekte idi. İşte bütün bunlar Rabbının o vücut ülkesinde tecelli etmesiyle olmaktadır, buda O’nun iznidir yani tecelli eylemese o vücut hiçbir fiili açığa çıkaramaz. Rabbım bizleri ve cümle Ümmeti Muhammedi bütün tecellilerine şükreden kullarından eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 111. AYET
وَاِذْ اَوْحَيْتُ اِلَى الْحَوَارِيّٖنَ اَنْ اٰمِنُوا بٖى وَبِرَسُولٖى قَالُوا اٰمَنَّا وَاشْهَدْ بِاَنَّنَا مُسْلِمُونَ
OKUNUŞU : Ve iz evhaytu ilel havâriyyîne en âminû bî ve birasûlî, gâlû âmennâ veşhed biennenâ muslimûn.
ZAHİR MANASI : Hani bir de, “Bana ve Peygamberime iman edin” diye havarilere ilham etmiştim. Onlar da “İman ettik. Bizim müslüman olduğumuza sen de şahit ol” demişlerdi.
BATIN MANASI: Rabbım Ruhullah olan İsa ile kalpte tecellisini gösterir. Bu kalp Resulu Ekrem Efendimizin vücut ülkesindeki gönül ve idrak olur ise ona bildirilene vahy denir ve onlar ayet olur; o vücut ülkeleri Evliyaullah olur ise onlara bildirilene ilham ettik der ve onlar ilham olur, bu bildirilenler yine kalp mahalli gönül yani idrakta yeni haller gibi görünür ise bu bildirdikleri bilim adamı olur ise icat ve buluş olur, diğer insanoğlunda ise bu hal bu bildirilenlere ise bilgi denir; yani Rabbım o günde bu günde sanada banada ve tüm insanoğluna bildirmeye devam etmektedir; vücut ülkesindeki tecelli böylece yalnız tecelli edenin bildirenindir çünkü koca bir vücudu sevk eden bir düşüncedir; bu bildirilenler evvela his olarak görülür, sonra duygu sonrada düşüncedirler; bunları Rahaman sıfatından bizzat vahdeti mevcuttan vahdeti şuhud olarak ehillere bildirir ise bizzat kendisinin bildirmesidir ve asla şüphesi olmayan tecellilerdir. Böylece vücut ülkesindeki havariler de kalbe gönüle idraka dönerek bizde de tecelli eyle ulvi tecellilerinle derler ve tecelli ederek Rabbım gökten nimetini indirir, bu ayeti kerimede maide sofrası ismini böyle almaya başlar; idrak sıfatlara kalbin temizliğince mesajı indirir. Böylece havari olanlar yani idrakın öğrencisi olan vücut ülkesindeki sübut sıfatlar ve bütün aza ve cevahir teslim olurlar, idrakın öğrencisidirler. Ve idrakta vücut ülkesindeki Rahman Sıfatının gözden görmesiyle tecellilere şahid olur görür bu sıfatlar bütün aza ve cavharir kemalata gelmeye başladı der. Rabbım gerek bu süreye isim olan sofrasını gerek bütün ayeti kerimelerindeki manaları en hakikati olan vücut ülkesinde bulmayı cümle Ümmeti Muhamemde nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 112. AYET
اِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا عٖيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطٖيعُ رَبُّكَ اَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ قَالَ اتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
OKUNUŞU : İz gâlel havâriyyûne yâ ısebne meryeme hel yestetîu rabbuke ey yunezzile aleynâ mâidetem mines semâé’, gâlettegullâhe in kuntum mué’minîn.
ZAHİR MANASI : Hani havariler de, “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa da, “Eğer mü’minler iseniz, Allah’a karşı gelmekten sakının” demişti.
BATIN MANASI : Eğer inananlar iseniz en üstün idrak olan Hakk ve Hakikati vücut ülkenizde ayan beyan şerh eylemiş iken, üstelik hayal ve zandan sizleri kurtarma förmülleri belli iken, ehli mazharından nasıl dünyada sizleri irşad eder iken; nasıl bir Mürşid-i Kamil mazharından gök dediği, onun gönül seması ise o semadan tecelliler indirdiği ruhani gıdalardır; aşkla yanan bir gönül sıcaklığını semanın havasına ulaştırdığında hemen yağmur olarak düşmeye başlar yeryüzüne, o rahmeti ilahi sahibinin olan nefis arzında ruhun gıdası olur, böylece vücut ülkesinde o gıdaların tadıldığı sofra olur; böylece vücut ülkesinin nasıl zengin bir maide sofrası olduğu ve her türlü ruhun gıdasının o sofrada bulunduğunu da ayan beyan görülmüş olur. Eğer bu hakikatlere Tevhid üzere inananlar iseniz, Allah adı anıldığında o yürekleriniz yerinden oynuyor ve semaya seslenebiliyor ise buyur Allah’ım tecelli eyle Ya Rab sen bende tecelli eylemezsen benim varlığım neye yarar dercesine; onun için karşı gelmek olan başka idraklara başka kabullenişlere hayal ve zanna girmeyin demektir; bu hakikatleri daha önceden de bildirildiği gibi kabul eylenmesi en güzelidir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedin vücut ülkelerinde maide sofralarını donatan manevi rızıkları, Resulu Ekrem Efendimizin vücut ülkelerindeki rızıkları gibi lezzetli olanlarından eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 113. AYET
قَالُوا نُرٖيدُ اَنْ نَاْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ اَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدٖينَ
OKUNUŞU : Gâlû nurîdu en neé’kule minhâ ve tatmeinne gulûbunâ ve nağleme en gad sadagtenâ ve nekûne aleyhâ mineş şâhidîn.
ZAHİR MANASI : Onlar, “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, (gözü ile) görmüş şahitlerden olalım” demişlerdi.
BATIN MANASI : Kalpleri yatıştırmanın o sofradan yemekle olacağını söylüyor ayeti kerime; o zaman bu gün zahir ilim sahibleri ve Kuran-ı Kerim’in yalnız zahir manası ile hüküm verenlere sormak lazım kalpleri yatıştıracak bir sofra midelerin gıdasıyla dolu bir sofra olsa, herkes midesini doyurduğu halde kalplerini neden yatıştıramıyorlar ve selamete eremiyorlar… işte bu da gösteriyor ki Kuran-ı Kerim’i yalnız zahir manasıyla okumak yetmiyor; yani mühkem ayetleri muhkeme göre, müteşabih ayetleri de müteşabihliğine göre okuyup anlamak gerekiyor; mutlaka batın manalarına da Tevhid tahsili ile gönül kabartmak gönül vermek gerekiyor; Rabbım bu vücut ülkesindeki Rab mazharından buyurduğu nimetler gönül semasından gelir ve kalbe tecelli olur ilham olur bunlardan tadanların ancaksın kalpleri itminan olur, çünkü vahdeti mevcuttan gelen vahdeti şuhudlardır; eğer yalnız şuhud olsa yada yalnız mevcudu görsen bu eksik olur mevcud ile şuhudu tevhid ile ancaksın Vahdeti vücud olur, işte kalpleri yatıştıran yani eksiksiz tecelli şüphe olmayan tam bir tecelli ancaksın vahdeti vücuduya Rabbımın bildirdiğidir. Rabbım bütün Ümmeti Muhammede gönlünde vahdeti vücuduyla idrak şuhd ve zevkiyle tecellilerine mazhar olmayı layıkıyla Zatına kull olmayı nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 114. AYET
قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عٖيدًا لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِقٖينَ
OKUNUŞU : Gâle ısebnu meryemallâhumme rabbenâ enzil aleynâ mâidetem mines semâi tekûnu lenâ îdel lievvelinâ ve âhırinâ ve âyetem mink, verzugnâ ve ente hayrur râzigîn.
ZAHİR MANASI : Meryem oğlu İsa, “Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi.
BATIN MANASI : İnsanoğlundaki Ruhullah öyle bir mucizedir ki İsra Sûresi 85. Ayeti kerime’de “Ya Muhammed sana Ruhtan sorarlar deki Rabbımın bir emridir” Ruh öyle bir emir ve emrin içindeki açılımıyla 3 emirmiş ki; dünde bu günde yarında aynı gönül semasından nimetleri indirecek ve yeni ulvi tecellilere vücut ülkesini ve o mazharlardan istifade edecek olanları en büyük bayram neşesi ile doyuracaktır. Çünkü Allah Allah Allahhh zikri ile bu alemde Allah’ı daha iyi tanımak için güç ve kuvvetimiz olmadığından bizden zikreden O’dur deyip, 3 kez zikreylemesini de 3 tecellisine Efal Sıfat ve Zat tecellilerine çekirdekteki mevcuda götürür. Ve nuzulen, Zatından Sıfatına ve Sıfatından da esma alarak Filleriyle açığa cıkan O olduğunu görürüz. Bu mutluluk dünde bu günde yarında gelecek bütün nesillere kendisinden başka olmadığını; hayalde ve zanda aradıkları Rablarını şah damarlarından daha yakın olan özlerinde kendilerinde bulduracağını; ve bu Zat ve Sıfatın Tevhidi ile de âdemiyetini gelecek nesillerin daha kısa zamanda bulacağını bildirmektedir. İnsanoğlu idraklar arttıkça hayal ve zanlarından kurtulacak bildikleri gördükleri ve O’nda O’ oldukları Rablarına ibadet ve taat yapacaklar, bu mutluluk da onlara bayram neşesi; sevgiliye kavuşma mutluluğu olacaktır. Rabbım bildirdiği bu gelecekteki günleri, bu gün içerisinde bulunulan sıkıntıların doğum sancısı ile gelecekteki selamete müjde kabul eylesin en kısa zamanda bütün insanoğluna bayrama çıkmayı nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 115. AYET
قَالَ اللّٰهُ اِنّٖى مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَاِنّٖى اُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَا اُعَذِّبُهُ اَحَدًا مِنَ الْعَالَمٖينَ
OKUNUŞU : Gâlallâhu innî munezziluhâ aleykum, femey yekfur bağdu minkum feinnî uazzibuhû azâbel lâ uazzibuhu ehadem minel âlemîn.
ZAHİR MANASI: Allah da, “Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim” demişti.
BATIN MANASI: Dün bu Tevhid sofrasını gönül semasından İbrahim A.S’ın dili ile Tevhid babasından gelecek diğer kuşaklara onların dillerinden bildirmesiyle sunmuş idi, Resurullah Efendimiz ve Sahabeyi Güzin de bu sofradan istifade etmişlerdi; yani kendisine nisbet ettikleri varlıkları olan Efalini, Sıfatını ve Vücudunu fena eylemiş ve varlık sahibini hayal ve zanda değil artık bütün mevcuttan açığa çıkmasıyla Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkışını bildirmesi O sofradaki en büyük nimet olan Kendisinin bilinmekliğiyle bilinme nimetine görünmekliğiyle görünme nimetine olunmaklığıyla olunma nimetine O sofrada lütfeyleyerek; Ol’an benim der ve O’lur, görünen Benim der ve görünür, bilinen Benim der ve bilinir; bu her an her nefes devam eder… Burada Olan benim dediği yerde bu aciz mazharlarda hangi demde hangi mertebede hangi idrakla olduğu ve o mazhardaki müsaitlik devam ettiği mühletçe hangi demlerde yeniden bilecek görecek seyreyleyip yeniden nasıl olacağıdır; Rabbım her an ki bu teşriyesini idrak eden kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 116. AYET
وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا عٖيسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونٖى وَاُمِّىَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لٖى اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ لٖى بِحَقٍّ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فٖى نَفْسٖى وَلَا اَعْلَمُ مَا فٖى نَفْسِكَ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
OKUNUŞU : Ve iz gâlallâhu yâ îsebne meryeme eente gulte linnasittehızûnî ve ummiye ilâheyni min dûnillâh, gâle subhâneke mâ yekûnu lî en egûle mâ leyse lî bihagg, in kuntu gultuhû fegad alimteh, tağlemu mâ fî nefsî ve lâ ağlemu mâ fî nefsik, inneke ente allâmul ğuyûb.
ZAHİR MANASI : Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”
BATIN MANASI : İsanoğlundaki kalp gönül yani idraka; öyle demlere gelir ki kendi kendine insanın içinde konuşur ve cevap verir; ve nerelere giderse gitsin hep Hakk ve Hakikati doğrusuyla söyleyeceğine emindir O idrak; yani kişi kendi kendine örneğin bir Mürşid-i Kamil ihvanlarına Rabıtayı Allah’a yapmak yerine kendisine yaptırsa ve bu konuyu kendi gönlünde kendiyle görüşse; ihvanlarına söyleyemese bile içerideki vicdan kemal bulan idrak ona diyecektir ki, sen bilsen de bilmesende, bulsanda bulmasanda doğruyu söylesende söylemesende bil ki Rabıta kula değil Allah’a dır diyecektir. İşte İsa olan Ruhullah insanda O ruha sahib oldukça yani sizde Zikir Ruhu, Efal Ruhu, Sıfat Ruhu ve Zat Ruhu kemale geldikçe Tecelli Zat olarak tecelli edecek olan Vahdeti mevcut olan Rab mazharından dilegelecek olan şuhularla da aynı vicdani hakikati söyleyecektir mazharlı olarak; yine aynı temizliğe sahib olan biraz daha kemalatta orta seviyelerde olan gönüllerde de aynı idrakı vicdanı tecelli ettirecek ve kendisinden başka olmayan vücutta kişiler başkalarına farklı da anlatsalar kendilerine hep hakikat olan; sen mi? yoksa sendeki mi? sorusuna hep ben değil, bu yücelik ve güzellikler bennimde değil Rabbımın bendekinin dedirtecek ve içindekini kendinden daha emin olarak kendisindeki bilecektir. Rabbım hep nurlara gark olunan ve vicdan diye sevilen Rabbımı vahdeti mevcuduyula sevmeyi ve ona aşık olmayı bu aciz mazharlarına kullarına nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 117. AYET
مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَا اَمَرْتَنٖى بِهٖ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّٖى وَرَبَّكُمْ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهٖيدًا مَا دُمْتُ فٖيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنٖى كُنْتَ اَنْتَ الرَّقٖيبَ عَلَيْهِمْ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ شَهٖيدٌ
OKUNUŞU : Mâ gultu lehum illâ mâ emartenî bihî eniğbudullâhe rabbî ve rabbekum, ve kuntu aleyhim şehîdem mâ dumtu fîhim, felemmâ teveffeytenî kunte enter ragîbe aleyhim, ve ente alâ kulli şey’in şehîd.
ZAHİR MANASI : “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.”
BATIN MANASI : Dün de bu günde gelecekte de Elçileri de O mazhardan Allah’ı bilmek isteyenlerde kulluğu öğrenecek ve öğreteceklerdir. Fakat Rabbım bu ayeti kerimede Kişiye tabiyetlerden kurtulup gerek senmisin o güzelliğin sahibi diye sormasıyla; cahillerin tabiyetleri ve gerekse bazı mürşidlerin de kerametler ile kendisine bağladıklarından kurtulup hakikatteki manası ile Takva Ehli olanların bildirdiği Zatından Sıfatına Sıfatından Esma alarak Fiilleriyle zuhura gelendir Rabbım dedikleri Nisa Sûresi 79. Ayeti Kerime’siyle destekledikleri sizden iyi bir şey zuhur ederse Rabbımındır diyerek bu yücelik ve güzellikleri bu yüce zuhuratları kendinize değil artık iyi bilin ve görün ki; Rabbınıza nisbet edin dediği Hakikatteki manasıyla bir Takva üzere olun; bunları kendine nisbet etmekten korkmak olan hakiki manadaki Takva ile Takva Ehillerini göstererek onlar vasıtasıyla Rabbınızı iyi bilin onlarda iyi bilirler ki kendilerinin de irşad olanlarında Rabbı Allah’tır. Böylece bildirilen bildirilmiş olunca; ilim ile Kuran-ı Kerim’de yazılan ayetler, şuhud ile sıfatlar aleminde süvari kitabta’da göründüler, Hakkel Yakin ise kendi vücut ülkelerinde yaşandılar; işte kendi kitabını okuyamayanlara da İsra sûresi 14. Ayeti kerimesiyle ehline gidin Ehli Tevhid size nefis kitabının nasıl okunacağınıı ve hesabı kitabı nasıl bileceğinizi öğretsin buyrulmaktadır; böylece de nefsini bilen Rabbını bileceğinden kendisindeki Rabbını nasıl bulacağınızı bildirmiş aynı zaman da yine ayeti kerimesiyle de tekrar tekrar desteklemiştir. Ehline gitmenin farz olduğu Enbiya sûresi 7. Ayeti Kerimesiyle “siz zikri bilmiyorsanız ehline sorun” ayetiyle destekleyerek bildirmiştir. Bu gün insanoğlu bildiğine de bilmediğine de fetva vermektedir. Rabbım ayetlerini bizzat vücut ülkelerinde bulan Sahabey-i Güzin gibi bir ayeti 1 ayda ezberleyen yani yaşamına dahil eden hakikatine erip bildiği gördüğüyle amil olan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhamedi inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 118. AYET
اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ
OKUNUŞU : İn tuazzibhum feinnehum ıbâduk, ve in tağfir lehum feinneke entel azîzul hakîm.
ZAHİR MANASI : “Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.
BATIN MANASI : Bütün mevcudat bütün zahir ve batın mevcudat Mutlak Zatın tecellisine muhtaçtır yani Zata kuldur köledir. Kölenin varlığı yoktur varlık sahibi O mazharda tecelli edendir. Tecelli eden ister celal tecelli eder ister cemal tecelli eder, çünkü Saffat Sûresi 96. Ayeti kerime’de “sizi de fillerinizi de ben yarattım” buyurması gereği Rabbımız tarafından yaratılmış yani Zatınan Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelişyle görünür RAbbım. Bu mazharlar hangi isnad ve kabiliyette iseler Zat o mazharlarda öyle tecelli eder, Fakat eksikte tecelli eylese bu eksiklik Zatın değil mazhardaki kabiliyetsizliktendir, mazhar kendisine Muhammed aşısı yaptırır ise o zaman o mazhardaki tecellisi peyderpey ulvi tecellilere doğru meyleder; bu genelleme bir haldir Fakat yine de kulunda Rabbı günde 124000 defa yani her nefes tecelli eder, evvela his olarak görülür bu tecelli sonra duyguya dönüşür sonra duygular düşüncelere dönüşür ve o düşüncelerde fikirler halinde vücuda emir olur, böylece bir düşünce sayesinde bütün vücut hareket eder, örneğin bir insana karşısındakine karşı merhamet duygusu da gelir sıkıntılı duyguda gelir eğer sıkıntılıyı seçer ise kavga eder savaşır, merhamet duygusunun fikirlerini seçer ise affeder barışır; böylece idraklı kullarıyla yani bilen ile idraksız yani bilmeyen bir olmamış olur; Rabbım böylece gerek isnad ve kabiliyetteki değişmeye aşısına göre tecelli gösterir iken; aksi halde de tecelli edebilir çünkü kula her zaman boyun bükmek düştüğü için bu tecellisini kuluna göstermek için cüzi iradesinin olmadığını, iradenin külden geldiğini bildirmiş olur Rabbım, kula düşen her zaman bildirdiği gibi emredilenleri yapma, nehyedilenlerden de uzak kalması onun kulluğudur ve böylece karşılığını da ulvi olarak alır yani o mazharda Rabbım tecellisini yüce gösterir, fakat bu farklıda tecelli eylese yine mazhara eksik olan bir idrakında yerine gelmesi için bildirilen bir mesajdır ki, siz dosdoğruda olsanız son nefese kadar irade Allah’ındır, ne yarınından tam emin nede dününden ümitsiz yaşamamayı kuluna böylece tecellileriyle bildirmiş olur. Rabbım her zaman her tecellisine boyun bükmeyi sen bende tecelli etmesen halim ne olurdu diyecek bir hissiyatta daim olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 119. AYET
قَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِقٖينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا اَبَدًا رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ
OKUNUŞU : Gâlallâhu hâzâ yevmu yenfeus sâdigîne sıdguhum, lehum cennâtun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ, radıyallâhu anhum ve radû anh, zâlikel fevzul azîm.
ZAHİR MANASI : Allah, şöyle diyecek: “Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.” Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.
BATIN MANASI : Bütün ayeti kerimeler Kuran-ı Kerimin hitab eylediği insanoğlunda mevcuttur, çünkü ayetin muhatabı insandır; insan Kur’an ile ikizdir; cennet mutluluktur dereceten, ırmaklarda su ırmağı ise ilimdir, süt ırmağı ise ilmi ledündür, şarapırmağı ise şuhuddur, bal ırmağı ise zevktir. Hepsi ırmaktır hepsi akar yani önünü açar idrakı açar irfaniyeti açar daha arif eder, dolayısıyla daha mutlu eder, insan insanın gönlünde yaşar, Allah eğer Mümin kulunun kalbine gönlüne yani idrakına sığar ise Muhammedi de âdemi de bütün Enbiya ve Evliyaullahı da bütün arifleri de yine Mümin kulun gönlünde aramak lazım gelmez mi? böylece o kadar yüce mutluluk ve zevke eren bir idrak ancaksın bunları idrak edebilir buyurulmaktadır; eğer bunca mevcut Rabbımın ise Cennetini en yüce yaşadığı yerde en üstün yarattığı insanın gönül alemi, sonsuz idrakı olur ki ordan yaşayanda idrak eden de O’dur. Böylece Allah O mazhardan razıdır, yani layıkıyla Fena-i Efal, Fena-ı Sıfat ve Fena-i Zat yapmıştır, varlığını ifna edenin varlığı Hakkın olur; Allah ondan razı olur böylece en üstün rızası Allah’a böylece kul olmaktır; böylece o kulunda da tecelli eden Rabbı olacağından bu mutluluktan sıfat da payesini alacağı için kulu da Allah’dan böylece razı olmuş olur, yani Allah uluhiyetinde de Razı mutlu, kulluğunda da razı mutlu olmuş ve kendisini her iki mertebede de seyreylemiş olur. Rabbım bu mertebe ve idraklarla idraklanmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 120. AYET
لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا فٖيهِنَّ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
OKUNUŞU : Lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ fîhinn, ve huve alâ kulli şey’in gadîr.
ZAHİR MANASI : Göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah’ındır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
BATIN MANASI : Yerler nefis mertebeleridir, ve 7 ana çeşit insanın halini Remzeder, gökler ruh mertebeleridir, bu mertebelerde de 7 ana çeşit insan bulunur, bu hal hayvanatta da böyledir, nefis halini yansıtan yırtıcı ve saldırgan 7 ana çeşit nefs mertebeleri gibi hayvanlarda haller vardır, ve yine 7 ruh mertebesinin hallerinin uysallığında da tıpkı insan gibi hayvan denilen hallerde de bulunanlar vardır, bu nebadatta da böyledir meyve vermeyen dalı budağı kuru 7 ana cins nefsani nebadat vardır ve hakeza yine ruh mertebeleri gibi meyve veren ve bolluğu ve lezzetine göre de 7 ana çeşit ruhani nebadat vardır, ve yine cemadatta da bu durum aynıdır, nefs mertebeleri gibi 7 cins cemadat hali mevcuttur, çorak ve verimsizlik derecesine göre çeşitleri vardır, ve yine ruh mertebeleri gibi de 7 cins verimlilik oranınca bolluk ve diğer sahalarda da müsait mevcudiyetleri olan cemadat halleri de vardır, işte bu ana halleri dışında tüm ara halleri ve her esma alan gerek dünde gerek bu gün gerekse yarın zuhura gelecek olan tüm cemadat nebadat hayvanat ve insanatın tek Tecelli Edeni Hakk mertebesinde Hakkını veren Rabbımdır; hükran olan O tecelli etmez ise Ayet’el Kürsü’deki Hayyum ve Kayyum oluşu olan haylığı olan oksijeniyle kayyumiyeti olan ayakta tuttuğu enerjisiyle bütün mevcut onun emrindedir, isterse haylığını ve enerjisini çeker isterse arttırır, hüküm sahibinin olur böylece hükmünü de nefs ve ruh mertebelerinde olan 14 mertebeyi ve ana çeşidi kuşatan 15. Çeşit olan Mürşid-i Kamil mazharından da hepsini ihata edişiyle hükmünü de verendir, bütün mevcudatı âdem için, âdemi de kendisi için yaradandır. Rabbım kimisine iman verip kimisinden iman alan iki cihan elinde olan mazharlara layık bende kılsın cümle ihvan-ı güzini inşallah.
MÂİDE SÛRESİ 121. AYET
