Çar. Oca 14th, 2026

MAİDE SURESİ (51.-100. AYETLER)

MÂİDE SÛRESİ 51. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارٰى اَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَ

 OKUNUŞU      : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızul yehûde ven nasârâ evliyâé’, bağduhum evliyâu bağd, ve mey yetevellehum minkum feinnehû minhum, innallâhe lâ yehdil gavmez zâlimîn.

ZAHİR MANASI : Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.

BATIN MANASI : Bu ayeti kerimede bütün Müslümanlar ve başka dinlere mensub olanlar okusalar dünyada sevilecek insan kalmadı derler; halbuki hiristiyan dinine mensub olup İbrahim a.s gibi düşünen ve Tevhid ehli gibi yaşayanlar vardır; daha net bir örnek ile Müslüman dinine mensub olup Yahudilerin bazıları gibi paraya ve dünyaya tapanlarda vardır; Demek ki ayetin ya gerçek anlatmak istediği batın manalara vakıf olamıyoruz yani ilk anladığımızla hüküm veriyor ve yaşıyoruz, yada bizlerde nefis ehli olduğumuz için kısas ayeti gördük mü dayanamıyor asıp kesiyoruz; evvelki ayeti kerimelerdeki gibi… Demek ki layıkıyla bir Muhammedii olmadan Kuran-ı Kerim insanoğluna tam manasıyla hitab etmiş olmayacaktır, yalnız zahir yeterli değildir, eğer yeterli ise buyurun bu ayete göre Müslüman olup da Yahudiyi örnek gösterip onun yaptığından fazlasını yapanlarda vardır Müslümanım diyenlerin içerisinde “dikkat edin Müslüman olanların içinde demiyorum” oldum diyenlerin içerisinde; Hiristiyan olup da Müslüman oldum diyenden de daha güzel olanlar vardır Hiristiyanların içerisinde; o zaman ayeti kerimeleri nasıl layıkıyla anlayacağız, işte burada zahirinden sonra batınına da vakıf olan ehli Tevhidin diznin dibine diz çökerek bana da Hz. İbrahim a.s’ın sonrasında neslinden olan Resulu Ekrem Efendimiz, sonrasında Sahabeyi Güzin’in Evliyaullah ve bu günkü Hakkel aykin Mürşid-i Kamiller’in nasıl yetişmişler ise bana da öğretirmisiniz diyenecek ve tahsil yapılacak sonrada zahir ve batın Tevhid edilecektir, zahirinden ve şeriattan da zerrece ayrılınmayacak, Batınındaki hakikatinden de ayetin niyetinden de ayrılınmayacaktır. İşte böylece bu ayeti kerimede anlaşılacak olan esas; ayeti kerimenin kime yalnız dost olunmayacağıdır, Ehli Tevhide hitaben insan yalnız Tenzih’i dost edinmemelidir “Yahudiler, musa a.s’ın idrakı” yalnız Teşbihi dost edinmelidir; “Hristiynlar İsa a.s’ın idrakı” kişi bunları ayrı ayrı dost edinmemeli, çünkü Tenzih Teşbihi bildirmek için onun dostudur; Teşbihte Tenzihi bildirmek için dostudur; ikisi de zalimdir tek başına yani nakısıyet kişinin kendine zulmüdür, zalimdir yalnız tenzih, insanı içten içe ruhen aç bırakır, çünkü zalimdir yalnız Teşbih insanı içten içe çok doyurur “fıkıhen fazla doymakta haramdır” bedene zulumdur; işte böylece Tevhid edilmeyip yaşama geçilmemiş ise ne zaman zahire göre ne zaman batına göre ne zaman Tenzihen Zat yönüyle ne zaman Teşbihen Sıfatlar yönüyle hitabın olduğunu kendi vücut ülkesinde cem etmeden o mazhardan Rabbı hissi müştereğiyle ve ortak idrakıyla hükmü veremez; Gerçek hüküm ise Tevhid edilmiş bir idrakla varlığı olmayan vücuttan Rabbımın verdiği hükümdür, “tıpkı ayeti kerimeleri bildirmesi gibi”  Rabbım layıkıyla yerli yerinde bütün  ayetlerini idrak eden canlı bir Muhammedi olan kullarından kılsın cümle insanoğlunu inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 52. AYET

فَتَرَى الَّذٖينَ فٖى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فٖيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشٰى اَنْ تُصٖيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَاْتِىَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِهٖ فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَا اَسَرُّوا فٖى اَنْفُسِهِمْ نَادِمٖينَ 

OKUNUŞU      : Feterallezîne fî gulûbihim meraduy yusâriûne fîhim yegûlûne nahşâ en tusîbenâ dâirah, feasallahu ey yeé’tiye bil fethı ev emrim min ındihi feyusbihû alâ mâ eserrû fî enfusihim nâdimîn.

ZAHİR MANASI : İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah,  yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.

BATIN MANASI   : Fetih, Allah her varlığı ilmiyle yani tecelli eden olarak zaten kuşattığından, Tecelli eden tecellsini bilmez mi, yani kişi kendisinde bir artniyet olsa bu his bu duygu kendisinin buna müsait olduğu için Rabbı tarafından layık olanın kendisinde tecelli ettiğini bilmez ama Rabbı bu ilme sahib olduğundan bilmez mi, elektirik her ampulde ampul kadar ışık vereceğini bilir, ama ampul ben neden daha fazla ışık vermiyorum diye hep sitem eder, oysa bilmelidir ki kabını değişince zaten onda daha fazla açığa çıkmak isteyen elektiriğin dünden hazır olduğu için hemen kab genişledikçe aydınlanmada zuhur edeceği görülmüş olacaktır; eğer insan da hem kendi içinde kendisini tanıyor ve biliyorsa, hem de toplum içinde de bu eksikler zaten aşikar ise, nakısiyetlerinde ısrar edenlerinde evvelde başlarına bazı felaketler gelmiş ise o zaman felaket senin de başına gelmesinin zamanını mı beklemek doğrudur, yoksa o nefse mağlub olmadan nefsin elinden kurtulup selamete mi çıkmak doğru olandır. Rabbım biraz düşünenlere ayeti kerimelerinde de buyurduğu gibi “siz düşünmez misiniz” yani düşünmekle tefekkürle öyle kapıları açacaksınız ki zaten ayan beyan olan Hakk ile batılı, eğri ile doğruyu, nefisle ruhu, celal ile cemali, ve hatta ve hatta her birinin kendi içerisinde dahi hem süfli hem ulvi yüzünün dahi olduğunu göreceksiniz, örneğin celalin süfli yüzü yıkımdır nefsin tecellileridir kulluktan uruca ikilikten birliğe nefsini bilmekle ruha erişmek için bir bakış idrak ve yaşamdır, ulvi yüzü ise cemali idrak için gerekendir, yani nüzulün birliğin açığa çıkışı için kab ve kabiliyetlerin genişliği için gereken bir imtihan vesilesidir. “talak 7” zorluğun kolaylığa vasıta ve vesile olması gibi.  Böylece bu kadar açık bilinenleri Zaten Rabbınız bilir ve bildirir iken, sizde ben dediğiniz varlık içerisinde bilip dururken “sizden bilenle siz denilen zaten bir iken” ama siz idrak etmez iken, daha bireylerde toplumda dünya ve alemde sonradan pişman olacağı bu hali yaşamakta neden ısrar edip durmaktadır. İşte bu günde gelin bir an önce pişman olun nedamet duyun ve ehlinden bu hallerinizden kurtulmak için bildirdiğim tahsil talim ve yaşam reçeteleriyle idrak ve şuhdularıyla idraklanın ve daim bir yaşam yaşayın buyrulmaktadır. Rabbım bildirdiği üzere olmayı cümle insanlık alemine nasib eylesin inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 53. AYET

وَيَقُولُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَهٰؤُلَاءِ الَّذٖينَ اَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ اِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَاَصْبَحُوا خَاسِرٖينَ 

OKUNUŞU      : Ve yegûlullezîne âmenû ehâulâillezîne agsemû billâhi cehde eymânihim innehum lemeakum, habitat ağmâluhum feasbehû hâsirîn.

ZAHİR MANASI : (O zaman) iman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin edenler şunlar mı?” Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır.

BATIN MANASI : Samimiyet ve ihlas, ilimden de amelden de üstündür; cahiller helakta iken alimler helaktan kurtulanlardır; ilmiyle amil olanlara göre de alimler helaktadır; ilmiyle amil olanlarda buyruluyor helaktadır, ihlas sahibleri müstesna; şimdi ilmiyle amil olunduktan sonrada başlagıcında da ihlas ve samimiyetin önemin işaret edilmektedir. İşte başlarına felaket geldiği zaman Allah’a elçisine ve vesilelerine sarılanlar kendilerine sorsunlar ne kadar samimidirler, felaket geçinceye kadar mı, vesilesi olan elçiyle işi bitinceye kadar mı, yoksa işini hep aşırıncaya kadar mı; Rabbım işte diyor ki şeklen ve dilinin ucuyla ne söylenirse söylensin gerçekten samimi olmayanlar işlerini sıkıntılarını korkularını giderseler dahi ziyandadırlar, çünkü samimi değillerdir, böylece Allah işte kalpleri ve niyetleri nasıl gördüğüne işaret eder, kalp ve niyete bakar denmekle hükmünü ve terazisini bunun üzerine kurar; Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi niyetinde samimi ihlaslı ve bildiğiyle amil olan kullarından eylesin inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 54. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دٖينِهٖ فَسَوْفَ يَاْتِى اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرٖينَ يُجَاهِدُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِمٍ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ 

OKUNUŞU         : Yâ eyyuhellezîne âmenû mey yertedde minkum an dînihî fesevfe yeé’tillâhu bigavmiy yuhıbbuhum ve yuhıbbûnehû ezilletin alel mué’minîne eızzetin alel kâfirîn, yucâhidûne fî sebîlillâhi ve lâ yehafûne levmete lâim, zâlike fadlullâhi yué’tîhi mey yeşâé’, vallâhu vâsiun alîm.

ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

BATIN MANASI  : Bügün bütün alemdeki insanlara hitaben; iman edenler, taklidi olsun istiklali olsun tahkiki olsun, tenzihi olsun teşbihi olsun, bütün alemde değişik gibi görünen ama nasihatlerinde hep iyi olanı yap kötü olanı yapma diyen dinlerin mensublerına; Musevilere, İsevilere, Müslümanlara ve saymadığımız bütün dinlerin mensublarına, Müslümanlar arasındaki şeriat tarikat ve hakikat mertebelerindeki iman sahiblerine, cemaatlerdeki ayrı uzamanlık alanlarına sahib olanlara her biri aynı ağacın ayrı dalları ve yaprakları gibidir, idrak ve uzmanlık sahaları farklı olanlara da hitaben, kim ki dininden dönerse diye hitab edilen, temel gayesi nasihatı belli olan fakat nasihat türleri çeşitli ve farklı olan ve bunlara karşı verilen sözlerden dönülür ise, yani her biri uzmanlık alanındaki hizmetinden ve özellikle onun üzerine daha da eklemekten dönerse; çünkü mevcud ile yetinmek yerinde saymaktır, Allah’a ulaşmak için tutulacak nasihatler yürünecek yol bellidir. Şeriat ve seviyesindeki nasihatler, tarikat ve tarik olunurken tutulan nasihatler ve devamında da hakikat ve tutulması gereken nasihatler; aynı zamanda Resulu ekrem Efendimizin de buyurduğu gibi, mümin olmak içinde kendisi için istediğini başkası içinde isteyenler diye tarif ettiği Müslümanlara en güzel örnek ve elbise olarak bu yolu adım adım yürüyün en son Hakk ve Hakikate erin o halinizi ve o demlerin güzelliğini de başkaları içinde isteyin; bu nasihatini tutmayanlara hitabendir bu ayeti kerime; işte bu gün bütün nasihatleri içerisinde barındıran ve nasihatlerin en büyüğü olan 3. Nasihat vardır. Resurullah Efendimizin Atası olan İbrahim a.s’ın ve bütün dinlerinde hoşgörüsüyle kabul eylediği Tevhid inancında en büyük 3 nasihat vardır. İnsanoğlu bunları layıkıyla bilirse, nefsini de Rabbını da her mazhardaki varlığının tecellilerini de ayan beyan bilir görür ve kendisi dediği varlığın kendisinin olmadığını Rabbının mazharı kulu olduğunu görür. İşte bu 3 nasihat; Fiillerin senin değil “TEVHİD-İ EFAL NASİHATI” sıfatların senin değil “TEVHİD-İ SIFAT NASİHATI” vücudun senin değil “TEVHİD-İ ZAT NASİHATI” dır. İşte öyle bir zümre zuhur eder ki bu ilmin ehli bu nasihatleri hem bilen hem şuhud eden hem yaşayan hem de en önemlisi yaşatanlardır. Tek gayeleri Rabbına hizmet Rabbına layık mazhar sıfat kull olmaktır. Rabbımız da zaten o mazharlardan ve layık tüm mazharlardan Zatından Sıfatına Sıfatında esma alarak filleriyle açığa cıkma isteğidir. Zaten çıkmamaktamıdır denilecek olur ise, idraklı zuhurat ile yüce mazhariyet ile idraksız mazhariyet ile nakıs zuhuratlar arasında fark vardır. Rabbım ehlinden tashil talim ve yaşam ile idraklı mazhariyetler ile en güzel yerde kullansın bu aciz mazharlarını inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 55. AYET

اِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا الَّذٖينَ يُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ 

OKUNUŞU       : İnnemâ veliyyukumullâhu ve rasûluhû vellezîne âmenullezîne yugîmûnes salâte ve yué’tûnez zekâte ve hum râkiûn.

ZAHİR MANASI  : Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir.

BATIN MANASI : Dost yakin olandır. Sevgili daha yakin olan aşk bizatihidir. Onun için bu hitab Tecelli Efale mazhar olan kullaradır. Zat Allah’tır. Sıfat Muhammeddir. Efal ise Allah ve Muhammedi vücut ülkesinde cem eden âdemdir, âdemiyete layık olan kullardır, mazharlardır; Onun için Eserin dostu Efal, Efalin dostu Esma, Esmanın dostu Sıfat, Sıfatın dostu da Zattır. Kulların dostu Elçisi; Elçisninde dostu Rabbıdır. Böylece işaret edilen siz Allah’ı dost edinmek istiyorsanız Elçisini dost edinin buyurarak bütün alemdeki iman edenlere Mürşid-i Kamilleri işaret etmektedir. Günümüzdeki tecelligahları Rab mazharları Mürşid-i Kamillerdir. Buyurduğuna itaat ederek yoluma girin buyuruyor. Böylece Namazı kılın; yani namaz müminin miracı miraç ise Allah ile görüşmektir. Fena mertebelerini tahsil edin, Efalin Sıfatın ve vücudun senin olmayınca “çekilirsen aradan” bunu idrak edince varlık sahibini görürsün; böylece vücut ülkendeki tecellileriyle görüşür senden nasıl namaz kılıyor, senden nasıl ibadet ve taatlarını ve her türlü amelini işlediğini ve her nefes nasıl zuhura geldiğini görürsün işte bu namazı kılmadır buyuruyor Rabbım, birde zekatı vermemizi istiyor Namazı kıldıktan sonra, Zekat zengine farzdır, peki varlığı kalmayan fakir nasıl zekat verir, işte oradaki varlık artık Rabbının olunca zengin olan Rabbın zekatı verir, sende tecellisi mazharına zekatıdır, mazharlarından istifade etmek için gelen bütün saliklere bütün ihvan-ı güzine lütfü ilahisi zekatıdır, ilminin de şuhdunun da zevkinin de zekatını böylece verip durmaktadır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede emreylediği gibi istikametinde olmayı layıkıyla namazını kılıp kendisinden en güzel zekatları veren mazharlarından olmayı nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 56. AYET

وَمَنْ يَتَوَلَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا فَاِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْغَالِبُونَ 


OKUNUŞU         : Ve mey yetevellallâhe ve rasûlehû vellezîne âmenû feinne hızballâhi humul ğâlibûn.

ZAHİR MANASI   : Kim Allah’ı, O‘nun peygamberini ve inananları dost edinirse, bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.

BATIN MANASI    : Taraftar olmak, aynı hisle hissetmek, aynı duyguyla yaşamak, aynı fikre hizmet etmektir. Nefsini bilen Rabbını bilir; nefsimin hisleri hangileridir ki karşısındaki tam zıttı olan his Rabbımın olsun ve onu hissettirsin bana; nefsimin duyguları hangileridir ki karşıtı olan duygular tam zıttı olan duygular Rabbımı bildirsin bana; nefsimin fikirleri hangileridir ki tam zıtları olanlar Rabbımı bildirsin bana; çünkü her şey zıttıyla bilinir. Rabbımı bilmek için önce zıtları olanları yani nefsimi bilmem gereklidir. İşte kişi kendisini yakın takibe alır ise aradığını dışarda değil kendisinde bulacaktır. Asıl okunması gereken kitabda İsra Sûresi 14. Ayette bahsedilen nefis kitabıdır. İşte Rabbım bu kitabı oku o sana bütün hesabı bu kainatın düzenini bildirecektir, hesap görmek için sana yeter. Her şey sende yazılı en güzel ben seni yani insanı yarattım ve sende her şeyi yazdım ve senden açığa çıkardım; idrak edenler kendisinde buldular idrak edemeyenler halen aramaktadırlar; işte böylece vücut ülkesinde Rabbını bulup onun tarafı olanlar yani onunla aynı fikre aynı duyguya ve aynı hisse iştirak edenler galip gelenlerdir. Tabiki her vücut ülkesinde olduğu gibi bu vahdet halini kesrette yaşayanlarda bir araya birbirinin safında aynı tarafta olur ise tabi ki onlarda bu birlik ve beraberlik sayesinde onlarda topyekün galip gelenlerden olurlar. Rabbım bütün Ehli Tevhidi, İslam-ı Mübini ve bütün inananları dil din ırk ve diğer bütün ayrımları gözetmeksizin, aynı idrak ve hissiyatın etrafında cem eylesin, kesreti anlatımla iyileri bir saf diğerlerini bir saf eylesin, ve mutlak selameti bu günden de belli olduğu üzere kötülükten savaşlardan fayda görmeyen alemde, kendisinin de tarafı olduğu iyiliğin mutlaka galip geldiğinin müjdesiyle herkesi safına davet eylesin inşallah.





             


                  MÂİDE SÛRESİ 57. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذٖينَ اتَّخَذُوا دٖينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِنَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ اَوْلِيَاءَ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ 

OKUNUŞU       : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızullezînet tehazû dînekum huzuvev ve leıbem minellezîne ûtul kitâbe min gablikum vel kuffâra evliyâé’, vettegullâhe in kuntum mué’minîn.

ZAHİR MANASI: Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.

BATIN MANASI: Ey tahkiki iman sahibleri, hakiki iman olan hakikatini bilip inanan iman sahibleri kendilerindeki Rabbına, hayal ve zandan kurtulup iman eden varlık sahibi olan Zatına ben dediği varlığı sıfatı kabul edip Zatından Sıfatına Sıfatından da esma alarak filleriyle açığa cıkan bildiği gördüğü ve mülkünde de başka olamayan Rabbına iman eden mazharlar sıfatlar kullar; daha öncede Tevhidi idrakla imandan sonra yine nefis kitabından da zahiri semavi kitablardan da Kuran-ı Kerimden de idraklarınca şeriatça, tarikçe, nasiblenenlerin bu nasibleri olan dinleri olan nasihatleri üzerlerinde samimi ve ihlasla sımsıkı sarılıp da yol almak yerine alaya menfaatlere ve makam ve mevki uğruna bu nasihatleri yaşamak yerine başkalarını çevrelemek onlardan istifade etmek için kullananları dost edinmek, zamanla Ehli Tevhidi de onlar gibi yapar; yani siz bu idraklarla yaşamayın buyurulmaktadır Ehli Tevhide, aynı zamanda kafir olan yani tamamen Hakk ve Hakikati örtenlerle de aynı safları kullanmayın, yoksa az bir menfaat veya bazılarınca çok bir menfaat uğruna bazen maddi bazen de manevi menfaatler uğruna, zaafın iki yüzü olan süfli ve ulvi eksikliklere düşüp kendinize yazık etmeyin buyurulmaktadır. Eğer diyor gerçekten samimi iseniz ve kendiniz için istediğinizi aynı güzellikte yavaş yavaş Hakk eden ve sizler gibi olanlar içinde aynı güzellikleri isteyenlerden iseniz işte bu halinizi bozmaktan sakının bu hall Allah’ın da isteğidir, bu halden yüz çevirmek Tecelli Zata karşı gelmek layık olmamaktır. Rabbım bildirdiği üzere öğrenip amil olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 58. AYET

وَاِذَا نَادَيْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ 

OKUNUŞU        : Ve izâ nâdeytum iles salâtittehazûhâ huzuvev ve leıbâ, zâlike biennehum gavmul lâ yağgılûn.

ZAHİR MANASI  : Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.

BATIN MANASI : Avam, Şeriat ve Tarik olanlara Namaz Allah ile görüşmektir sizde görüşüyor musunuz, görüşmek istemez misiniz, nasıl görüşüleceğini merak etmez misiniz deseniz günümüzde de hemen Tenzihi iman olan Zat yönüne gidecek olan akıllarıyla ya sizinle alay ederler olur mu ya Allah görülür mü hiç diyeceklerdir; yada hemen aksine söz söyler görülmez derler. Ama bilmezler ki bunu insanoğlu bu gün dillendirmiyor bu gün yeni bir şey söylenmiyor; ayeti kerime Hadid Sûresi 3. Ayet “Odur, evvel-ü âhir ve zâhir-ü bâtın, hem o her şey’e alimdir” zahir o dur, yani görünenlerin en görüneni benim diyor Rabbım. Bu yüzdendir ki diyor Ehli Tevhid’e diğerlerinin Tefekkürleri Resulu Ekrem Efendimizin öğretisi olan atası İbrahim a.s’dan bu güne gelen Tevhid tahsil ve yaşamıyla hallenmediğinden Zikrin tekamülü olan Tefekkür-i Zikirle idraklarını Rabbının idrakı kılmadıklarından onların akılları ermez, akılları ermeyen toplum bunlardır buyurmaktadır. Rabbım cümle İhvan-ı Güzine de İslam-ı Mübine de tüm insanoğluna da layıkıyla idraklanıp herkesin görev yerinde görevini bozmadan idraklı mutlu ve huzurlu yaşamayı nasib eylesin inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 59. AYET

قُلْ يَا اَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّا اِلَّا اَنْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلُ وَاَنَّ اَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ 

OKUNUŞU         : Gul yâ ehlel kitâbi hel tengımûne minnâ illâ en âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile min gablu ve enne ekserakum fâsigûn.

ZAHİR MANASI : De ki: “Ey kitap ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olan (ilâhî kitap)lara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar olmasından ötürü bizden hoşlanmıyorsunuz.”

BATIN MANASI : Tevhid ehli, önceki kitablar olan Tenzihi ağırlıklı bildiren, zebur ve Tevrat, teşbihe işaret eden incil’e Tevhid için ihtiyaç olduğundan Ehli Tevhid iksinin de yerini görür ve inanır. Gaye Tevhid’i bildirmeleridir. Bu yüzden de Kuran-ı Kerimi destekler ve Elçilerinden de ayeti kerimelerde sizden sonra gelecek olan Resulu Ekrem Efendimizi de destekletmiştir Rabbım. Ehli tevhidin karşısında olanlar ya fasık olduğundan ya da her iksine de yerine göre doğru olduğunu Tevhid idrakı tenzih ve teşbihin cemi olduğu; onları da kuşattığı ve kabul ettiği için zahiren bir islam inancında olanlar mana ve derinliğe batın ve daha batına da vakıf olmadığından birçok ayetin batın manaları teşbih olmaları o ayetler hakkında da hüküm veren ehiller olduğundan; nakıs olanlar diğerlerini yani Ehli Tevhidi sevmeyebilir. Ama herkesi ve her şeyi ve her idrakı yerinde gören Ehl-i Tevhid herkesi bir ve yerinde görür ve oradaki Rabbını bilir görür ve sever. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Tevhid üzere bir idrak bir şuhud zevk ve yaşam nasib eylesin inşallah.








                  MÂİDE SÛRESİ 60. AYET

قُلْ هَلْ اُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِ مَنْ لَعَنَهُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازٖيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ اُولٰئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ عَنْ سَوَاءِ السَّبٖيلِ 

OKUNUŞU         : Gul hel unebbiukum bişerrim min zâlike mesûbeten ındallâh, mel leanehullâhu ve ğadıbe aleyhi ve ceale minhumul gıradete vel hanâzîra ve abedet tâğût, ulâike şerrum mekânev ve edallu an sevâis sebîl.

ZAHİR MANASI : De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”

BATIN MANASI : Yaradılan hiçbir insanın içinden maymun yani şekli maymun olan bir varlık çıkmaz çekirdeği neyse meyvesi de o dur, ama teşbihen söylenmek istenen maymunluk yapan insanlardır, domuzluk yapan insanlardır, çünkü insanoğlu alemi kübradır, varlıklar insanın içine fiziksel olarak sığmaz ama onların manaları idrakları insanda mevcuttur buna teşbih denir böylece her mevcudun yerini kendinde bulmaya ve derin manalara vakıf olmaya ilm-i ledün denir. Muhammedii olanlar Kuran-ı Kerimi ve kendi kitablarını anda kurulanları böylece hemen okurlar. Bir önceki ayeti kerimeye göre yalnız tenzih ve yalnız teşbihe iman edenlerin eksik halleri dışında irfaniyetsizliğin cehaletinden öte birde ömrü billah cehaletinin yanında gözleri kapalı ve kalbi mühürlülerde vardır, maymun iştahlı olanların gözleri para mal ve menfaatten başka görmez, bu maymunlar cehenneminden dışarı çıkamayacaklar demektir. domuz olanlarda hem dişisine değer  vermeyen yani sıfatlarına hem de mendebur bir hayvandır yani somurtkan burnundan soluyan kötülüğü ve en önemlisi pisliğin içinde kalmayı kendine yaşam hali edinenlerdir. “bunu daha iyi idrak için; içinizden bir kez domuz deyince inceden hislerinize dönüp bakın ne hissi uyanıyorsa işte domuzluk o hissi yaşayanların halidir demektir.” İşte bu haldeki insanların hali daha da kötüdür bunu Allah; Resulu Ekrem Efendimizin diliyle vahiy katiplerinin kalemiyle Mukades kitabı Kuran-ı Kerimde bizlere bildirmektedir. Bu halleri hissinizle duygu ve fikrinizle de tartarsanız vücut ülkenizde de yazılı olduklarını ve yıllardır zaten bu konulardan sizlerde bahseylediğinizi göreceksiniz. Yani farkında olmadan gönül kitabınızı da okumakta yani sizden okuyup buyurmakta olan Rabbınızı da görmüş olacaksınız. Çünkü Kuran-ı Kerim yalnız bir çeşit değildir. 1 – Lafzı Kuran 2 – Süvarı Kitab “sıfatlar alemi” 3 – Ümmül Kitab “canlı Kuran Mürşid-i Kamiller” vücuduna tamamiyle vakıf olan kemal bulanlardır. Rabbım sırasıyla veyahut üçünü birden okumayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.








                  MÂİDE SÛRESİ 61. AYET

وَاِذَا جَاؤُكُمْ قَالُوا اٰمَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِهٖ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ 

OKUNUŞU         : Ve izâ câûkum gâlû âmennâ ve gad dehalû bil kufri ve hum gad haracû bih, vallâhu ağlemu bimâ kânû yektumûn.

ZAHİR MANASI: (Yanınıza) küfürle girip yine (yanınızdan) küfürle çıktıkları hâlde, size geldiklerinde “İnandık” dediler. Allah, onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir.

BATIN MANASI: İnsanoğlu bir düşünceden ibarettir, evvelinde duygudur düşünce, duygununda evveli hisdir. Hiss olmamış halide la teayyundur yani tecelli etmemiş haldir ama Zat devamlı tecelli halidedir. Tececli eden Zattır; tecelli eden neyi hangi kabda tecelli ettirdiğini bilmez mi, yani siz henüz hissetmeden evvel o hissi size gönderendir. Bu hisse nasıl cevab olacak diye gönderir Rabbım. Günde 124 bin his gelir vücuda bunları çoğu ulvidir ama süfli olanları da mevcuttur; ulviyete yükselenlerde ulvi olan hisler çokça olur, süfliyete meylendenlerde de süfli hisler çokça olur; işte böylece tecelli ettiren zaten tecellisini bilir, Ehli Tevhidde kendi varlığını hakka nisbet eylediğinden yani Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yaptığından varlık sahibi artık kendisi değil Rabbıdır, Rabbıda hangi mazharda nasıl tecelli ettiğini tecelli eylediği yerden bildiği gibi, başka mazhardan da bilir ve görür; böylece içindeki hislerin ehline zaten dışarda olduğunu da bildirmiş olur. Böylece birçok süfliyetteki mazharlarla, avam, ve ehillerince nasibini Kuran-ı Kerimden alanlar bile Ehli Tevhide gelirler ve inandıklarını söylerler ama hem hislerinde hem de hislerinin yansıması olan simalarında yüz mimiklerinde davranış ve edalarında, kullandıkları sözcüklerin kaçamaklığından içlerini dışa vururlar. Rabbım ihlas ve samimiyetle içi dışı bir olan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 62. AYET

وَتَرٰى كَثٖيرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ OKUNUŞU        : Ve terâ kesîram minhum yusariûne fil ismi vel udvâni ve eklihimus suht, lebié’se mâ kânû yağmelûn.ZAHİR MANASI: Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!BATIN MANASI: Bu gün enfüsta ve afakta, insanlar içgüdülerine his duygu ve düşüncelerine baksınlar, süfli duygu ve düşünce içerisinde olanlar içlerinde bu duygularını bir insan işliyormuş gibi giydirsinler elbise olarak, baksınlar nasıl işler nasıl filler işliyor içlerindeki insan, sonra başlarını kaldırsınlar yani afaka dışarıya baksınlar; dışardaki insanlarda aynı filleri icraatları yapmaktalar, şimdi tekrar hissi müştereğine hafızasına hayal vehim ve idrakına kabulleniş ve vicdanına bunlara baksın; aralarında ne fark var. Birisi ten denen elbiseyi giymiş diğeri henüz ruhlar aleminde dünyaya gelmemiş. Aslında beden ruh ruh bedendir, yani cesetlerimiz ruhlarımız ruhlarımız cesetlerimizdir. Dünya ve ahiret birdir. Burada önemli olan bu gün ne hissettiğimiz ne düşündüğümüz ve ne yaptığımızdır… süfliyette Rabbımızın yapma dediklerini yaparak mı yaşıyoruz, yoksa ulviyette Rabbımızın yap dediklerini yaparak mı yaşıyoruz. Bu gün dünya kendisine sorsun yani bütün dünya insanları kendisine sorsun, savaşalım mı barışalım mı, bencil mi olalım paylaşalım mı, merhamet mi zulüm mu, işte her şeyin cevabı belli iken insanoğlu sadece bunları yaşayamadığı için azaptadır, demek ki doğruları bilmek yetmiyor; yaşamak esastır samimi ve ihlasla yaşamak esastır. Allah Ahmed’e başka Mehmed’e başka değildir bu alemde ne şahıslara ve topluluklara nede devletlere ayrı hesap tutmaz, yapmayın ve bulmayın der; siz bunu ister birey olarak alın ister devlet isterse dünya olarak alın, bu gün dünyasını cennet yapacak olanlar da insanlardır, cehennem yapacak olanda insanlardır; artık bir kere daha düşünün ve kendinize gelin Rabbım ne yapmamızı istiyorsa bu Zeburda da “iyi olanı yap” demekte Tevratta da İncilde de Kuranda da aynıdır; ve yine kötü olanı da yapma diyorsa bu da bütün semavi kitablarda da aynıdır. O zaman biz ilahi kitabların doğrularıyla mı yaşıyoruz yoksa nefsimizin doğrularıyla mı; Rabbım cümle insanoğlunu nefsine bırakmasın, insanoğlu da nefsine düşmemk için gayret eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 63. AYET

لَوْلَا يَنْهٰیهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ 

OKUNUŞU       : Lev lâ yenhâhumur rabbâniyyûne vel ahbâru an gavlihimul isme ve eklihimus suht, lebié’se mâ kânû yasneûn.

ZAHİR MANASI  : Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

BATIN MANASI  : Bu gün pozitif ilim sahibi olanlar, yani bilim adamları ve din adamları insanları bu kötü alışkanlıklarından vaz geçiremezler, çünkü bizzat kendileri vaz geçeren Rabbını kendinden yapan olarak görmemektedirler, onlar bile Allah ayrı kul ayrı hayal ve zanda bir Allah’a ibadet etmektedirler. Halbuki senin varlığın yok ise bu varlık kimindir… gücüm kuvvetim yok diyorsan bu güç kuvvet sahibi gücü kuvveti işlediği yerden ayrımıdır. Kuluma şah damarından yakınım diyenin şah damarı vücudunda ayrı yerde midir. Bunları tefekkür etmek yerine kendilerini geliştirmek yerine zahir manalarına batınlarını da eklemek Hakk ve Hakikati Ehli Tevhid gibi ayan beyan görmek yerine, İbrahim a.s’ın ve Resulu Ekrem Efendimizin’de tahsili olan Tevhid tahsilini yapmazlar ise bu hal mümkün müdür. İşte asıl sorulması gereken bunlardır. İşte Rabbım da diyor ki madem öyle alimdiler bilgindiler bu kötülükten onları sakındırsalardı ya. İşte yapacak olan Allah’tır ve ona vakıf olan yerden bunu yapar… Zatından Sıfatına Sıfatından da esma alarak filleriyle açığa çıkar ve nasihatını kendisi yapar. “Hicr Sûresi 28. Ayet Ruhumdan Ruh üfürdüm diyor.” Üfürttüm, üfürdüler, üfürdü, üfürdük, üfürttüler demiyor. Dikkat edin Üfürdüm diyor, o zaman bu fiili işleyen bizzat kendisidir. Ama nerden yapar. Dün İbrahim a.s’dan Zikir Ruhunu, Efal Ruhunu, Sıfat ve Zat Ruhunu yani “isra Sûresi 85. Ayet. Rabbımın bir emri olan Ruhu yani bildirdiği bu Ruhları emirleri yapanım diyor” çünkü zahiren bile bir insana ruh vermek onu öyle bir nasihat vereyimki maneviyatı dirilsin bu işi başarsın denen, yapması gerekenleri iyice üstüne basa basa iyi bir telkinle karşısına aktarmaktır, tekrar ve yerleşmeyle… işte anlaşılan o zaman Ruh neymiş emirmiş. O zaman size bu gün emir veren bir peygamber var mı yok.. aynı emri bilen ve öğretecek Evliyaullahtan var mı var… ama yok… peki o zaman bugün aynı emri almış uygulamış ve ehli olarak öğretecek Mürşid-i Kamiller yok mu var… o zaman gidip ehlinden bu emirleri öğrenmek farzdır. “siz zikri bilmiyorsanız ehline gidin” diyen Rabbım; ehlini bulun öğrenin buyurmaktadır. Rabbım inşallah cümle insanoğluna yapmakta olduğu nefse uymanın ne kötü şey olduğunu yaşayacakları kavgaların savaşların ve her türlü sıkıntıların ardından öğrenir de bu nefsten kurtulmak için; ehline bende gideyim bende Rabbımın emrini ruhunu öğreneyim dedirtir inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 64. AYET

وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ اَيْدٖيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ وَلَيَزٖيدَنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ كُلَّمَا اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُ وَيَسْعَوْنَ فِى الْاَرْضِ فَسَادًا وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدٖينَ 

OKUNUŞU         : Ve gâletil yehûdu yedullâhi mağlûleh, ğullet eydîhim ve luınû bimâ gâlû, bel yedâhu mebsûtatâni yunfigu keyfe yeşâé’, ve le yezîdenne kesîram minhum mâ unzile ileyke mir rabbike tuğyanev ve kufrâ, ve elgaynâ beynehumul adâvete vel bağdâe ilâ yevmil gıyâmeh, kullemâ evgadû nâral lilharbi atfeehallâhu ve yes’avne fil ardı fesâdâ, vallâhu lâ yuhıbbul mufsidîn.

ZAHİR MANASI : Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! Hayır, O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.

BATIN MANASI : Allah’ın eli nedir ki bağlı ve açık olsun; insanoğlu eğer alemi kübra ise teşbihen eller dendiğinde ne işe yarıyorsa oradan manaya iner ve teşbihen buyrulan hakkında Rabbının idrakıyla bilgi sahibi olur, iş ve güçlerimizi fillerimizi ellerle ağırlıklı işleriz, bu yüzdendir ki Fiilullahı remzederler; 2 eli de derken, Celal Filleri ve Cemal Fillerini anlatır, bunlar aynı zamanda açıktır neden; Celal olsun Cemal olsun lütfu için tecelli eder de ondan, insanın anlayacağı gibi nefsin Celali veya vermeyeceği için değild,r. İnsana idrak içindir iki fillde Cemal Celali bildirmek Celal de cemali bildirmek her ikisnin de yerini bilmekle de kemal bulmak içindir tecelli, işte iki eliyle yoğurması da budur; kemal bulması içindir kullarının sıfatlarının mazharlarının; aralarındaki husumetin kin nefretin devamı nedir; cehaletin kıyameti cehaletin sonudur, kin ve nefretin sonu da irfaniyete erince biter, her insanın kıyameti idrakını değiştiği gündür, eski Ahmet öldüyse yerine yenisi geldiyse ahrete intikal etti demektir. Yani ahret yaşantısınız Hakk ve Hakikati iyice idrak etti demektir. Her nefis ehlinin de böylece kıyametine kadar, idrak edene kadar kin ve nefretle süfli bir yaşamda devam edecektir. Bu günkü dünyanın hali gibi, kin nefret ve savaş ne zaman biter dünya kopunca mı hayır; kıyamet idrak edilince bitecektir. Yani nefislerini tanıyıp da kavganın kazananı olmuyormuş gelin Ruhun istediği gibi yaşayalım denildğinde… Kıyamet kopacak denen ahir zamandaki yani yakın zamanda beklenen kıyamet en büyük kıyamet değildir hatta hiçbir kıyamet asla son olmayacaktır, ama kıyamettir. Allah biterse alem ve bütün mevcut biter o da olmayacağına göre tebdilat idraklar nisbetinde devam edecektir. Böylece idraklar değişecek anlayacaklar bu nefisle bu yollar aşılmaz ve dünyada ondan sonra barış ve huzur yayılacak uluslararası anlaşmalara girecek huzur barış yardımlaşmanın evrenselliği; Rabbım bu günleri yangını fazla büyümeden; yanmadan yanmayı idrak eden fert toplum ve devletlerden kılsın sonsuz alemdeki ufacık dünyasını ve içindekileri inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 65. AYET

وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْكِتَابِ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّپَاتِهِمْ وَلَاَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعٖيمِ 

OKUNUŞU         : Ve lev enne ehlel kitâbi âmenû vettegav lekeffernâ anhum seyyiâtihim ve leedhalnâhum cennâtin neîm.

ZAHİR MANASI : Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık.

BATIN MANASI : Bütün inanan ehli kitab tenzihi iman sahibleri ve teşbihi iman sahibleri; Tevhid-i imana karşı gelmeselerdi. Yani Allah benzemez diyenler benzer diyenleri dinleselerdi, benzemez ise nasıl benzemez benzerse nasıl benzer, görünmezse nasıl görünmez görünürse nasıl görünürü dinleyip izin verselerdi, teşbihte olanlarda tenzihtekinleri dinleyip onlarda benzemedikleri yönünü iyi öğrenselerdi her ikisi de birbirinden istifade de bulunsa idi güzel olmaz mıydı, bir örnekle anlatacak olur isek; bu zamanda iki tarla düşünün birisi yılın ilk 6 ayında diğeri de 2. 6 ayında mahsül veriyor, ilk tarlaya bir kardeş diğer tarlayı da diğer kardeş ekiyor; ama ikiside birbirine kendi mahsülünü tarlasını övüyor; halbuki tarla ortada mahsül ortada tek mahsüllemi geçinseler daha verimli olur yoksa iki tarlaya da iki mahsülü birden ekseler mi; 6 ayda aynı mahsulden diğer 6 ayda da diğer mahsulden istifade etseler; hem tarla boş kalmamış olur hem de yılda 2 mahsül alınmış olmaz mı; böylece 12 ayda da bolluk bereket olmuş olmaz mı; buda eskisine göre daha verimli ve bereketli olmaz mı… işte Allah’da başka bir cennete koyarım demiyor bakın “Naim” cennetine koyuyor bolluk ve bereketli bir yaşama davet ediyor, cennet mutluluktur bolluk ve bereketin bir maddi mutluluğu birde manevi mutluluğu olur, işte bir vücut ülkesini hem tenzihle iyi idrakla mutlu etsen hem de teşbihi idrakla mutlu etsen iki mutluluğu birleştirsen yek vücudu Tevhidi idrakla daha daha mutlu etsen; bu vücut içinde o vücudun mazharı olan kull içinde daha güzel olmaz mı; Rabbım bu gün ve bu vücutta iken unsuriyeti vücudu, fiziksel vücudu terk eylemeden naim cennetini dünyada tatmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.







                  MÂİDE SÛRESİ 66. AYET

وَلَوْ اَنَّهُمْ اَقَامُوا التَّوْرٰیةَ وَالْاِنْجٖيلَ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَاَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْ مِنْهُمْ اُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ سَاءَ مَا يَعْمَلُونَ 

OKUNUŞU         : Ve lev ennehum egâmut tevrâte vel incîle ve mâ unzile ileyhim mir rabbihim leekelû min fevgıhim ve min tahti erculihim, minhum ummetum mugtesıdeh, ve kesîrum minhum sâe mâ yağmelûn.

ZAHİR MANASI: Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı) gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür!

BATIN MANASI: İşte O kadar açık ki ayetler ve Kuran-ı Kerim; Tevrat ve incil derken iyi okuyan ve mesajlarını iyi anlayan için ve elçisi olan Peygamberin Tenzih’i anlatması ve Elçisi olan Peygamberin Teşbihi anlatması ne kadar açık ise Kuran-ı Kerimdeki ayetlerde o kadar açık, tüm peygamberlerinden de Tenzihi anlatan Musa a.s ile Teşbihi anlatan İsa a.s dan da söz alması; destek olmalarını istemesi zaten başlıbaşına Zatın iradesini ortaya koymaktadır, çünkü cehaletten sonra elçileriyle imana davet etmeli ve sonrasında da bir elçisi ile Tenzihi anlatmalı ki, sonra Teşbihe ihtiyaç olsun; sonra teşbihi anlatmalı ki sonra Tevhid edene ihtiyaç olsun, yoksa en seviglisini daha önce görevlendirebilirdi. Demek ki Tenzih Teşbih sonra Tevhid her iksinin de cemi olan Kuran-ı Kerim; Resulu Ekrem Efendimiz; işte bu günde aynıdır gerek vücut ülkenize bakın gerekse alemdeki insanların irşad olma sırasına bakın toplum cahil idi taş devrinde ve eski devirlerde, sonra inanmaya davet edenler oldu; sonra Tenzihen inanlar oldu şimdi ise sıfatlar aleminden mevcuttan görenler Teşbih edenler artmaya başladı, ama iyi bilinmeli ki Tevhid edilmedikçe Rabbına layıkıyla vakıf olamazsın… Böylece Rabbım Ehli Tevhide cümle insanoğlunu dost kılsın çünkü Ehli Tevhid cümle insanlığa dosttur. Üstlerinden ve ayaklarının altından rızıklanmaları, kişinin üstü ilerde giden idrakıdır, yani yeni öğrendiği vahdet alemindeki Rabbıyla alışverişlerindeki batın tecelliler ilm-i ledün ve her nefes Rabbıyla olması onun üstünden gönül semasından nimetlenmesidir, ayaklarının altından nimetlenmesi ise, işte bu öğrendikleriyle amil olması yani bildiği öğrendiği yolu yürümesidir, amiliyet yürünen yoldur tekâmül irfaniyet ve kemalâtın artması yol katetmekdir, işte İbrahim a.s’ın ayak iznin Kabe-i Muazzmaya bakmasının sırrı da Kabe-i Muazzaman Allah’ın Zatını remz eder İbrahim a.s’ın ayak izi de Rabbının Zatına erişmenin Tevhid babası olması hasebiyle Tevhid yolundan yürümekle mümkün olacağını bildirmesidir. Rabbım bildirdiği gibi üstünden de ayaklarının altından da nasiblenen kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 67. AYET

يَا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْكَافِرٖينَ 

OKUNUŞU         : Yâ eyyuher rasûlu bellığ mâ unzile ileyke mir rabbik, ve il lem tef’al femâ bellağte risâleteh, vallâhu yağsımuke minen nâs, innallâhe lâ yehdil gavmel kâfirîn.ZAHİR MANASI : Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.

BATIN MANASI : Bu gün hem tenzih idrakına sahib olan hem de teşbihe vakıf olan ve her ikisini de yerinde gerektiği şekilde kullanan, kendisinden evvelki bütün akıl fikir ve idrak sahiblerinin yerini görür, yukarıdan bakan böylece aşağıdakinleri görür, semanın sahibi olanda yüksek idrakın tecellilerine sahib olan Rabbım da o yüceye mahzhar olandan bu filleri işler, bu mertebe ve makamları o mazharlarından yapar, kab neye layık ise onu orada kullanır, günümüzde kitab peygamberliği bitmiştir. Ama verasatül enbiya, Enbiyaların varisleri vardır işte onlar günümüzde en yüce idraka en yüce kab ve kabiliyete mazhardırlar işte o mazharlarından da elçiliğini yapan yine Rabbımdır, o mazharlar kuldur mazhardır varlık sahibi değil varlık sahibinin açığa çıktığı yerlerdir; işte onlara da sizden elçiliğimi yapmama yani bildirmeye devam etmem izin verin yani tecellime layık olun; siz layık olmaz iseniz ben yine başka bir mazharı, kemalatlı başka bir mazharımdan yetiştirir ondan yine açığa çıkarım diyor;  Tevhid idrakı alemde en üstün idraktır, İbrahim a.s Tevhid babasıdır, Resulu Ekrem Efendimizin atasıdır, bütün inanç ve dinlerin kabulüdür, çünkü Tevhiddir, bünyesinde barındırmadığı hoş görmediği inanç yoktur her biri basamaktır bir yüce idrak ve daha güzel amiliyet için; onun için en hoş gören en güzeldir, gözü hoş ise gönlüde hoştur yerinde görüyorsa çatışması ikiliği yoktur birliktedir demektir. Rabbım Zatına layık mazhar sıfat ve kull kılsın, elçilik görevini dün olduğu gibi bu günde insanlara insandan ve en üstün idrak şuhud zevk ve amiliyette daim mazharlarından bildirmeyi, böylece Ehli Tevhid olarak bu aciz mazharlarına her dem Zatına layık kull olmayı nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 68. AYET

قُلْ يَا اَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلٰى شَیْءٍ حَتّٰى تُقٖيمُوا التَّوْرٰیةَ وَالْاِنْجٖيلَ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَيَزٖيدَنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا فَلَا تَاْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ 

OKUNUŞU          : Gul yâ ehlel kitâbi lestum alâ şey’in hattâ tugîmut tevrâte vel incîle ve mâ unzile ileykum mir rabbikum, ve leyezîdenne kesîram minhum mâ unzile ileyke mir rabbike tuğyanev ve kufrâ, felâ teé’se alel gavmil kâfirîn.

ZAHİR MANASI : De ki: “Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz.” Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme.

BATIN MANASI : İşte hakikatine bir ıspat daha; “3” üçünü birlikte uygulamak. Şerita göre bu mümkün değildir yani Hakk geldi batıl zelil oldu derler, yani Kur’an indi diğer kitablar batıldır derler, peki o zaman bu gün “3” üçünü de nasıl uygular insan, işte aslolan Rehberi olan Kitab’ı değil oradaki öz olan mesajdır. Onun için bir insan hangi dine mensub olursa olsun, hangi milletten olursa olsun, hem Tenzihi bilecek ve uygulayacak “Zat yönüyle görünmez öz ve mutlakyetiyle mevcuttur” Teşbih olan Sıfatlar yönüyle görünür sureten açığa çıkandır bu mazharlardan” ikisini de Tevhid edecek Kuran-ı Kerim’den Tenzih ve Teşbihin cemidir. Musa a.s ve İsa a.s’dan alınan söz Tevhidi desteklemeleridir. Elçisi Tevhid peygamberidir. Resurullah Efendimiz her iki idrakıda vücut ülkesinde cem etmiş, Rabbını Zat yönüyle benzemeyen Sıfatlar yünüyle kendisinden açığa çıkan ve cemi yönüyle de Tevhiden sıfatıyla beraberdir “birdir” demiştir. İslam Tevhid ilminin 3 kaidesinin ilk ayağıdır teslimiyet “İslam” Vahdet ve Tevhid. İbrahim a.s’ın atası olduğu Tevhid ilmini tahsil eylemedikçe, 3 kitabı uygulamadıkça Tenzih ve Teşbihi cem edip Tevhid etmedikçe Rabbını layıkıyla bilmiş, şuhud etmiş zevk ile O’nda O olmuş olamazsın demektir. Nasıl ki Şeriat Tarikat ve Hakikat birbirine basamak ve Hakka vuslat adımları ise, Tenzih Teşbih ve Tevhid de adımlarıdır, dinlerin toplumlarından ve bütün insanoğlunun Tevrat İncil ve Kuran-ı Kerim adımıdır. Okunmalı bilinmeli idrak edilip Tevhid üzere olunmalıdır. Böylece bir şey üzere olmanın ne demek olduğunu layıkıyla idrak edip yaşamayı Rabbım cümle insanoğluna nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 69. AYET

اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَالَّذٖينَ هَادُوا وَالصَّابِؤُنَ وَالنَّصَارٰى مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وعَمِلَ صَالِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ 

OKUNUŞU        : İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiûne ven nasârâ men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve amile sâlihan felâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.

ZAHİR MANASI : Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir.)

BATIN MANASI  : Bakın insanoğlu Farzın ehemniyeti ile sünnetin ehemniyetini birbirine karıştırmaktadırlar günümüzde. Namaz üzerinden bir örnek verip sonra bu ayeti idrak edecek olur isek. Namaz Farzdır. Kılınması Allah’ın emridir. Nasıl kılınacağı hakkında ayet yoktur, Resurullah Efendimizce ben nasıl yapıyorsam öyle yapın denmiş ve bu hakikata sonunda kadar iman edilmiştir. Yani “nisa 103” vukuta oluşu, “bakara 238” orta ve “meraic 23” daimun oluşu, şekilleri ve bilgileri ehillerince yapılan nasıl ise öyle yapılmasıdır. Şimdi eğer en imkansızlık halinde bir ameliyattan bir gün sonra uyanan, geçmiş günü eda edeceği zaman; çünkü hakikatte namaz kazaya kalmaz, günde geçmiş olmaz, nefes alınan an şimdidir. O zaman namazın aslı en imkansızlık halinde 1 vakittir. Yani yeni başlayana sevdirmek için ama asla gevşetmek için olmaması şartıyla şeriattan ve sünneti seniyyeden asla uzaklaşılmaması kaidesine bağlı olmak şartıyla, farz olanın en alt seviyesinden başlayarak bildirilmelidir. Çünkü henüz yüzünü yeni dönenler ehli gibi amil olamazlar, onlara kapıları kapatmak yani olmadı demek yerine biraz kolaylık sağlanması yaklaşım için gereklidir “sevki sevsin” çünkü Allah nasıl seferde lütfediyorsa farzın ikramını, yeni başlayana ve en imkansıza da namaz en evvel hakikatinde 1 vakit olur. Aynı seccadeden ayrılmadan, sabahın farzı, öğlen ile ikindiyi cem, akşam ile de yatsıyı cem ederek; idrakında olmadığı imkanının gerçek ve samimiyetten hiç olmadığı günü kılarlar örneğin ameliyat günü sonrası, bunun yanında ima ile de ameliyat eden doktor bile olsa direksiyondaki şöför bile olsa idrakı var bilinci yerinde ama diğerine göre yine imkansızlığı olan bir halde ama gerçekten ve samimi ise; o zamanda ima ile dahi abdest ve namaz vardır; şimdi gelelim en güzeli vaktinde ve cemaatle olan namazdır bununda yeri bilinmelidir. Buda iki türlüdür şeriata göre cemaatla; hakikate göre cemaatle olmak; ama asıl konu burası değildir şimdi gaye, işte hakk geldi batıl zelil oldu demek sünnete yakışan ama farza aykırı olan gibi bazılarının yaşadığıdır. Yani dünyada tenzihi imanı tam yaşayanda selametten payelidir; eksik olsa dahi bu farz olana göre doğrudur haktır; siz ona olmadı diyemezsiniz Allah miskal nisbetinde olanı boşa çıkarmam diyor, ama tenzihi iyi bilip yaşayana göre teşbihte olanlar daha bir selamettedir; ama diyor en üstün ve ebedi selamet Tevhid üzere Kuran-ı yaşamak ve bunuda elçisinin yaşadığı gibi yaşamak, onu da bu günkü yerine ve yarına ışık tutarak vücut ülkende bütün ayetlerin yerini bularak eksiksiz yaşayabilmek en güzeldir diyor… Amma biz biz olalım ekmeğin bir diliminin de ekmekten olduğunu; dün bizimde daha yüce tecellilerine göre bir aşağısında olan durumunda kendimizin olduğunu unutmayalım, azda olsa esfelden muallaka gelmiş ve bir adım muallak yaşamdan ulviyete adım atılmış ise Allah oradan artıya “+” geçtiği oranda razıdır derecesi ne olursa olsun ama gaye azda kalmak değil elçisi olan Resulu Ekrem Efendimizi örnek almak ve ne güzele Rabbımıza daha layık olmaktır. İşte böylece gerek dinler arasında gerekse aynı dine mensup insanları seviye idrak ve kabullenişlerince görev yerlerindeki farklara Şeriatına Tarikliğine ve Hakikatı ve hepsinin cemini Tevhid edip yaşayana göre farklar olsa da hoş görmek yerinde görmek Farz’a göre kıyas edilmemesi azıda Rabbımın güzelliği çoğu da diyebilmek en güzeldir. Az olana el uzatmak kendin gibi onu görmek senden daha yücelere nasıl mazhar olur hissiyle ona yardım etmek ne güzel kulluktur ki O mazhardaki Rabbının daha güzel açığa çıkmasını istemekle eşdeğerdir. Rabbım cümle İnsanoğlunu bu hissiyatlarla idrak şuhud ve zevklerle her geçen günü manevi kazancını arttıran kullarından kılsın inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 70. AYET

لَقَدْ اَخَذْنَا مٖيثَاقَ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ وَاَرْسَلْنَا اِلَيْهِمْ رُسُلًا كُلَّمَا جَاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰى اَنْفُسُهُمْ فَرٖيقًا كَذَّبُوا وَفَرٖيقًا يَقْتُلُونَ 

OKUNUŞU       : Legad  ehaznâ mîsâga benî isrâîle ve erselnâ ileyhim rusulâ, kullemâ câehum rasûlum bimâ lâ tehvâ enfusuhum ferîgan kezzebû ve ferîgay yagtulûn.

ZAHİR MANASI : Andolsun, İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir Peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.

BATIN MANASI : İsrailoğlları zahirde kavim ve bu gün millet olarak belli olduğu gibi, insanoğlunun vücut ülkesinde nefis arzını remzeder, manen nefsidir insanın, elçiler gelip durur insana duygu ve düşünce olarak Hakk ve Hakikat için mesajlar gelir ama kendi niyeti süfliyet olduğu için onları görmezden gelir, kavimleri de aza ve cevahiridir, niyetin kötülüğü sıfatlardan kavimden görülür; vücut ülkesi ne zaman bir büyük zorlukla karşılaşır da en son imdat der, Allah yetiş der, hemen iç güdüsünde geçmişi film şeridi gibi karşısına gelir ve kendinden kendine söz verir, Ya Rab beni bu buhrandan çıkar bir daha geri dönmeyeceğim, ve yine kendinden kendine söz mü diye hitab gelir O mazharda söz der… Ama zaman ilerledikçe o buhrandan kurtulur, ne zaman ki selamette garantileşir yaşamı yine eski hatalarını maddi çıkarcılıklarını yeniden yapmaya başlar işte o zaman kendi elçilerini kuvvelerini ve topyekün idrak ve kabiliyetini temsil eden en büyük elçisini de öldürür, artık idrakı fikri ve duyguları ruhun emrinden çıkar ve yine nefsin emrine girer, ve yine zaman içerisinde kendi hekalkını da böylece hazırlamış olur… İşte hem insanın halini bir damla olarak; hem de tüm insanlığın halini derya olarak bu alemde de âdem de Rabbım böylece bizlere ayan beyan eyler. Rabbım bu kadar açık bildirdiği nefsin hallerine düşmekten verdiği sözlerden vazgeçmekten cümle Ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 71. AYET

وَحَسِبُوا اَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُّوا ثُمَّ تَابَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُّوا كَثٖيرٌ مِنْهُمْ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ 

OKUNUŞU         : Ve hasibû ellâ tekûne fitnetun feamû ve sammû summe tâballâhu aleyhim summe amû ve sammû kesîrum minhum, vallâhu basîrum bimâ yağmelûn.

ZAHİR MANASI : (Bu yaptıklarında) bir belâ olmayacağını sandılar da kör ve sağır kesildiler. Sonra (tövbe ettiler), Allah da onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan çoğu kör ve sağır kesildiler. Allah, onların yaptıklarını hakkıyla görendir.

BATIN MANASI : Kör olmak bir üst idraka kapalı olmaktır, idraksızlıktır; sağırlıkta zaten bildirileni duyar ama onun idrakına varamaz yani işitemez, yani kalbindeki nefsin karanlığı onu şuhud etmesine kalp kulağıyla işitmesine izin vermez; işte bir önceki ayeti kerimelerdeki gibi ve tekrar tekrar eksikliklerini anlayıp da pişman dahi olsalar nedametleri tövbeleri olsa da, yinede eski hallerinde ısrar edereler; yani selameti biraz gördüler mi ruhun tecellilerine mazhariyetle hallerinde ve zahiri durumlarında biraz rahatlama oldumu hemen ağır basan eski hissiyat duygu ve düşünceleri yeniden cereyan eder; bu durum zaten vücut ülkesinde kaçınılmaz bir haldir, iyice alışkanlık yapmayan devamlılığı amiliyette devamlılık olmayan hal kişide zaten kalıcı olmaz, böylece gelir gider gider gelir hal olur, aslolan güzel olan ulvi tecellilerde geriye düşülse bile devamlılığında ısrar etmektir. Rabbım böylece nedametle birlikte yavaş yavaş kişideki isnad ve kabiliyeti de ulvi yönde tecellileriyle geliştirecek ve artık çok fazla geriye ve zaman ilerledikçe geriye de düşmeden ahlakında düzelmeler olduu görülecektir. Rabbım cümle ümmeti Muhammede ve İslam-ı Mubine Rahmani tecellilere mazhariyette ısrar etmeyi devamlı amil olmayı daim bir yaşam içerisinde nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 72. AYET

لَقَدْ كَفَرَ الَّذٖينَ قَالُوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَسٖيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسٖيحُ يَا بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّٖى وَرَبَّكُمْ اِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَاْوٰیهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمٖينَ مِنْ اَنْصَارٍ 

OKUNUŞU         : Legad keferallezîne gâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem, ve gâlel mesîhu yâ benî isrâîlağbudullâhe rabbî ve rabbekum, innehû mey yuşrik billâhi fegad harramallâhu aleyhil cennete ve meé’vâhun nâr, ve mâ lizzâlimîne min ensâr.

ZAHİR MANASI  : Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kâfir oldu.  Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”

BATIN MANASI : Allah’a ortak koşmak O’ndan başka olmadığını idrak etmemektir. Mesih olan yardımcıyla Mürşid-i Kamiller mazharından mülkünde başka olmadığını idrak etmek, Fillerimim Failini, Sıfatların Mefsufunu Vücudun Mevcudunu idrak etmek artık ortak koşacak ne senden nede alem de senden başka olanlardan hiçbir varlık kalmamıştır demek olur. İşte Meryem oğlu olan Allah olmaz, sıfatından zuhurdur, tebdilin tebdili Zat olmaz. Şekli değişince masaya ağaç denmez, başkanın olmadığı yerde Allah esmasını alan bütün tebdil şekil ve esması değişenler bakıldığında hep başkadır ikiliktir, şirktir eş koşulabileceklerdir. Urucen yaşayanlar iki görürler ama birliğe erenler nuzuel bakarlar, bu bakış birliği bozmayan ikiliktir, bunda da daim olanlar O’nda O olurlar o zaman ancaksın başka kalmamıştır. İşte kulluk edecek olanlar ise Allah’ın ikiliğe inerek icraatını yaptığı mazharlardır, insanlardan görevlerince hayvanlardan görevlerince, bitkilerden görevlerince cemadattan görevince icraatını yapandır. İrşad eden irşad ve irşad olan birdir. Örneğin Aynı birlikte hepsine asker denen, ama rütbelerine göre görev yerleri farklı olan askerler bakışa göre birdir bakışa göre de ikiliktedir ama idrakında olan için bu ikilik birliği bozmaz, çünkü bozmadığını da bildiğindendir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi bu farklarla seyreylediği mazharlardan kılsın aciz mevcutlarını inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 73. AYET

لَقَدْ كَفَرَ الَّذٖينَ قَالُوا اِنَّ اللّٰهَ ثَالِثُ ثَلٰثَةٍ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنْ لَمْ يَنْتَهُوا عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ 

OKUNUŞU         : Legad keferallezîne gâlû innallâhe sâlisu selâseh, ve mâ min ilâhin illâ ilâhuv vâhıd, ve il lem yentehû ammâ yegûlûne leyemessennellezîne keferû minhum azâbun elîm.

ZAHİR MANASI: Andolsun, “Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler kâfir oldu.  Hâlbuki bir tek ilâhtan başka hiçbir ilâh yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenlere elbette, elem dolu bir azap dokunacaktır.

BATIN MANASI: Birinci üç, Tevhid mertebelerinde Fena mertebeleridir, Fena-i Efal, Fena-i Sıfat, Fena-i Zat dır… 2. 3 ise Beka makamlarıdır. Tecelli Zat ile Cem makamı, Tecelli Sıfat ile Hz. Cem makamı. Tecelli Efal ile Cemmulcem makamıdır. Bu ikinci üç dür. 3. Üç ise 7. Makam olan Âhadiyet makamıdır. Her ikisine de yani 2 tane 3’ü cem eden yerdir. 3. Üçdür. Çünkü yine  3 ten başka yoktur orda, ya tecellileri vardır ya ifnaları vardır; âhadiyetül ayn dan ve ahadiyetül kesretten görünendir; 2 tane 3 ün fena ve bekanın cemi olan yerdir. 3. Üç olan yer. Allah bunlardan 3. Üçün olduğu yerdir demek te eksiktir. 3. Tecellisinin Tecelli Efal’i dir. Demekte eksiklik olur, Fenalarının 3. Olan mertebesi Fena-i Zat’dır onun idrakı O’dur demekte eksiklik olur… bu mertebe ve makamlar Allah’ın tecelligahlarıdır, istediği yerde görünür tecellisiyle bunların hiç birisi tek başına Zatı; Mutlak Zatı Remz etmez izah etmez karşılamaz… kendisinden başka olmayandır. Mülkünde Tecelli edende tecellide tecelli olunanda birdir. Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkandır, bununda cemine camidir. İşte inkar edenler kafir olan yani örtücü yani olan bitenin idrakında olmayanlara cehaletleri en büyük azaplarıdır. Rabbım ilminin sonsuzluğunda gönlün sonsuz genişliğinde mutlakıyetine mazhariyetin engin ve sonsuzluğunda asla yerinde sayan kullarından kılmasın inşallah cümle Muhammed Ümmetini.






                  MÂİDE SÛRESİ 74. AYET

اَفَلَا يَتُوبُونَ اِلَى اللّٰهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ 

OKUNUŞU        : Efelâ yetûbûne ilallâhi ve yestağfirûneh, vallâhu ğafûrur rahîm.

ZAHİR MANASI : Hâlâ mı Allah’a tövbe etmezler ve O’ndan bağışlanma istemezler? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

BATIN MANASI: İnsanoğlu vücut ülkesinde madem ki mutlak özden bir cüzdür ne ararsa kendinde vardır, o zaman nedamet duyması kendinden kendine olan pişmanlığıdır bu da o kişinin tövbesidir, yeter ki his duygu ve düşüncelerinde samimi olsun ve gayret eylesin peyder pey bütün eksiklerinden yavaş yavaş selamete çıkacaktır, çünkü çok bağışlayan olması; Mutlakiyetinden de bir cüz’ü her varlıkta mevcuttur, mutlakıyetini cüzlerde mutlak oluşuyla göstermesi yavaş yavaş illa demesidir yani illası da mutaka demesidir; böylece de mutlaka selamete cevab oluşuyla da tecellileri görülür. Çünkü Allah var her şey vardır, ayeti kerimesinde şifasını yaratmadığı derdi vermiyorsa;  dermanı olmayan bir derdi de yok demektir, yeter ki bizler Allah böyle istedi beni kötü yerde kullanmak istedi deyip eksikliği Allah’a vermeyelim, yeter ki eksik bizdedir deyip boyun büküp gayret edelim zamanla görülecektir ki bütün eksikler izale olmaya başlamış olacaktır. Rabbım cümle tecelli eylediği mazharlarda idrakları açarak duygularında nedamete meyli arttırarak tecelli eylesin, eylesin ki mazharları da vücutlarını pişmanlıklarından dolayı iyi yerlerde kullanmaya başlasın, diğer nefsani tecellilere nefsani duygu ve düşüncelere böylece vücudu galip gelip selamete meyli ve selamete çıkışıda kolay olsun inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 75. AYET

مَا الْمَسٖيحُ ابْنُ مَرْيَمَ اِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَاُمُّهُ صِدّٖيقَةٌ كَانَا يَاْكُلَانِ الطَّعَامَ اُنْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ 

OKUNUŞU         : Mel mesîhubnu meryeme illâ rasûl, gad halet min gablihir rusul, ve ummuhû sıddîgah, kânâ yeé’kulânit taâm, unzur keyfe nubeyyinu lehumul âyâti summenzur ennâ yué’fekûn. 

ZAHİR MANASI: Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilâh olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da (haktan) çevriliyorlar.

BATIN MANASI : Selamete eriştirecek mazharlara ilahlık atfetmek şirktir küfürdür, varlıkların sahibidir Rabbı, o baş gözüyle görünenler basiret gözüyle de olsa sırretlerdeki Rahman sıfatlar dahi Mutlak Zat değildir. Mutlak olanın vahdeti mukayyette ve kesreti mukayyette açığa çıktığı mazharlardır… insana sırretinden kendi cinsinden görünür ayni dili konuşur irşad eder; hayvana da kendi şekli ve cinsinden gönlünden görünür onu da kendi diliyle irşad eder, çünkü cinci cinsinin dilini kullanır; işte bu görünen mazharlar beşerdir yer ve içer, ama o mazharlardan başka yerden de irşadını yapmaz Rabbım. Bizim gördüğümüz el ayak dil kulak ve gözdür, gözden göreni görebilmektir marifet; Rabbım Hakk ve Hakikati vakıfette en yüce mazharlarından bildirdiği gibi bu günde Hakkel Yakin olan Ehli Tevhid, Mürşid-i Kamillerden tahsil ve talim eylemeyi cümle İhvan-ı Güzine ve İslam-ı Mübine nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 76. AYET

قُلْ اَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَاللّٰهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ 

OKUNUŞU       : Gul etağbudûne min dûnillâhi mâ lâ yemliku lekum darrav ve lâ nef’â, vallâhu huves semîul alîm.

ZAHİR MANASI  : (Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da, sizin için ne bir zarara ne de bir yarara gücü yeten şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”

BATIN MANASI : Ne zarar ne fayda veremeyecek olan insanoğlu için içinde haylığı ve enerjisi olmayan, kendisi var ama güç kuvveti olmayan kütük gibi olan vücududur. şekli insan veya diğer varlıklar esmaları da çeşitli olanlardır tapınılanlar; yani Tecelli olunan mazharlardır bizim yakınlık eylediğimiz, örneğin liderler imamlar önderler mürşüdler ve bütün elçilerinin bedenleridir tapınılanlar; halbuki Peygamberler dahi mazhardır vasıtadır varlıkları kendilerinin olmayanlardır, Rabbınındır onun varlığı. Onlar dahi, Allah’ı açığa çıkarmak için birer kuldur mazhardır vasıtadır, sıfattır Rahman sıfattır. Evet onlar olmadan sıfata tecelli olmadan Zat’ı açığa çıkmaz ama bilin ki diyor, bu baş gözüyle gördüğünüz Fena-ı Zat eylenen bütün mevcuda değil O mevcuttan kendisini filleriyle zuhura getirene kendi vücut ülkenizde esmanıza isminize değil vücudunuza değil o vücudun içinden icraatını sergileyene, gözden görene kulaktan işitene dilden konuşana elden tutana ayaktan yürüyene güç kuvvet sahibi olana tabi olun diyor, ne hayal ve zandaki bir Allah’a neden onun yerine göremeyenlerin ilah edindiği kişilere değil; o mazharların ve kendi vücut ülkenizin sizdeki sahibine kull olun diyor. Allah böylece her varlığın özünden yani Zatından Sıfatına sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkandır. Hakkıyla bilmesi ve bildirmesi de budur; Hakk mertebesi her şeyin en Hakikatının bildirildiği mertebedir. Allah’a vakıf olunan mazharlardan Hakk mertebesindeki Haklığını, Rububiyetine inerek Kulluk yüzünden bildiren aynı vücut içerisinde bütün bu mertebelerini yaşayandır Allah. Rabbım layıkıyla idrak şuhud ve zevk edip daim O’nda O olarak yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 77. AYET

قُلْ يَا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فٖى دٖينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوا اَهْوَاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَاَضَلُّوا كَثٖيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَاءِ السَّبٖيلِ 

OKUNUŞU         : Gul yâ ehlel kitâbi lâ tağlû fî dînikum ğayral haggı ve lâ tettebiû ehvâe gavmin gad dallû min gablu ve edallû kesîrav ve dallû an sevâis sebîl.

ZAHİR MANASI : De ki: “Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın.”

BATIN MANASI : Hakk mertebesi Allah’ın her şeyin hakkını verdiği mertebesidir. Yani her şey, Cemadat Nebadat Hayvanat ve İnsanatta, her ne kadar cins çeşit tür olacak ise, bunların renk tat koku şekil ve her türlü görüntüsü, esması ve karışımlarıyla elde edilecek yenileri de dahil, insanın bile evlilikten sonra yeni meydana getirdiği ve getirilecek tüm evlatları da; aynı zamanda bunların doğru orantı ile kendi aralarında ve ters orantılarla da birbirleriyle ilişkileri dahi Hakk mertebesinde tesbit edilmiş ve kalem kırılmıştır. Şimdi insanoğlu bunların her birine detaylarıyla vakıf olmadığından yanılması ve idrak eskiklikleri zuhur eylemektedir; buda çok doğaldır ve irşad da zaten bunun için vardır. Böylece Hakkın dışına çıkmak doğrusu belli olanı zaten olması muhtemeli tesbit edileni; yani “Hakkı”; insanoğlu niyetindeki süfliyet ile farklı farklı anlatarak dinin dışına yani nasihat edilenlerin bildirilenlerin dışına çıkmaktadır… Bu gerek şeriat kanunlarının dışına çıkmak olsun, gerek ehli tarikin öğretisine sonradan yapılan ilaveler olsun, gerekse de hakikat ehline şeriatsız bir model de olabilir eklemesiyle namazsız niyazsın bir din ile sapıklıklara kadar giden yakıştırmalar mevcuttur. Bunlar dünde vardı bu günde vardır. Ama mutlaka bilinmesi gereken insanoğlu nefsini bilmeden Rabbını bilemeyeceğidir. Rabbını da Rabbıyla mertebelerinde bilebileceğidir. İnsan evvela bu mertebelerin yerlerini ilimle bilir yukardan aşağıya doğru “O” hu der; Allah mertebesi der; Hakk mertebesi der; Rububiyet mertebesi der; Rububiyeti de ikiye ayırırp, Rablık ve Kulluk yüzü der; bunları yukardan aşağıya bilmek sadece ilimdir. Çünkü yaşarken aşağıdan yukarıyadır, çünkü Esfeli Safilinden, Âlâyı illüyuna dır vuslat. Böylece olduğu yeri layıkıyla bilemeyen gideceği yeri, avam ise henüz yüzünü çevirmeden uyacağı şeriatı, Şeriat ehli şeriatı evveli bilmeden şeriat-ı saniyeyi bilemez; böylece yola girip hakikatte Tevhid ilmi ile en kısa yoldan nefis tezkiyesini yapar ise nefsini bilmekle Rabbını, Rubbını bilmekle de Rubbubiyetteki kulluk mertebesini bilmiş olacaktır, sonrasında ancaksın Kulluk mertebesinden sonra Rabının o kişiye herşeyin Hakkının ne olduğunu nasıl tesibt edildiğini, hangi tecellisine hangi tecellisnin cevab olduğunu bildirecek ve böylece devam eden vuslatında da Rabbıyla birlikte Allah’ı ve Hu’yu bilecektir. Rabbım en kısa zamanda cümle Ümmeti Muhammede ve tüm insanlık alemine dilleri renkleri dinleri ve devletleri ne olursa olsun; her biri hem görevinde devamlılığa hem de irşad olup Rabbıyla bir olduğunun mutluluğuna erişeceği  Tevhid’i en kısa zamanda tahsil eylemeyi nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 78. AYET

لُعِنَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ عَلٰى لِسَانِ دَاوُدَ وَعٖيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ 

OKUNUŞU       : Luınellezîne keferû mim benî isrâîle alâ lisâni dâvûde ve îsebni meryem, zâlike bimâ asav ve kânû yağtedûn.

ZAHİR MANASI : İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.

BATIN MANASI : Bu gün Hakkın dışına çıkmak bir önceki ayeti kerimedeki Hakk mertebesindeki tecellileri inkar etmek zaten kendi bildikleriyle yaşamakta ısrar etmektir. Bunu dün Davud a.s’da sonrasında isa a.s’da sonrasında Resulu Ekrem Efendimizde dillendirir ve ziyanda olanlardırlar der, dün olduğu gibi bu günde Efendimizden sonrada olsa Sahabeyi Güzinin diliyle de Evliyaullah’ın diliyle de bu günkü Mürşid-i Kamillerin diliyle de Hakk tecellisinin dışında hareket edenler ziyandadır derler. Dünde bu günde aynıdır. Kuran-ı Kerimde bütün ayetler insana hitab eder, iyi olanları, yani sana ve karşındakine faydalı olanı yap der; kötü eksik, sana ve senden gayrıya zararlı olanları da yapma der… Yapma dediklerini yapanlar işte Tecellsinde dediğinin dışına çıkanlar haddi aşanlardır… Çünkü doğru birdir ve söz söylenmiştir yazılmış ve yaşanmıştır sözler. Onun için Allah nizamını kurmuş bunun dışına çıkanlar ziyan etmiş nizamına uyanlar ise selamete ermişlerdir. Bütün semavi kitablarda özde aynı mesajı verir, yap denileni yapın, yapma denilenden uzak durun der. İnsanoğluna sadece buna uymak kalır; bu günde Allah savaşmayın barışın diyor; ama insanlar haddini aşıyor, sanki Müslümanın Müslüman kanı haram değilmiş gibi birbirini öldürüyorlar, işte haddini aşmak bu davranışla en güzel örneklendirilendir, denilen ne ise iman eden inanan ve Teslimiyeti tam olanların bildirilenlere uymalarıdır. Aksini yapanlar ise, işte böylece haddi aşanlardır. Rabbım isnad ve kabiliyetimizce hadd ve hududumuz dahilinde olmayı ve dahasına da haddi aşmadan mazhar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 79. AYET

كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ 

OKUNUŞU            : Kânû lâ yetenâhevne am munkerin fealûh, lebié’se mâ kânû yef’alûn.

ZAHİR MANASI    : İşledikleri herhangi bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları ne kötüydü!

BATIN MANASI     : Eğer süfliyette devamlı kalanlardan iseniz; gerek vücut ülkelerinde gözün işlediğinden dil, dilin işlediğinden kulak, ortak histen vicdan; hiçbiri birinden etkilenmez aksine vazgeçirmeye de çalışmazlar, çünkü vücut süfliyette o kadar uzun süre kalmış ki niyetini de değiştirmediğinden o mazhar için mutlu olduğu yer orası olmuş olur ve artık alıştığından da birbiriyle hiç değişmek için uğraşmazlar, tıpkı dünyada bu gün taşeron olan bazı terör örgütleri kimin kanını akıtırsa akıtsın kendisinden de olsa hiç vazgeçmez, birbirleriyle de olsa yine vazgeçmezler, çünkü ömürleri o kadar uzun süre kötülüğe hizmet etmek olmuş ki artık kalpleri kararmış içerisinde merhametten zerreler yok denecek kadar az ve hissedilir değil. Yani üzerinde uğraşılsa çok uzun yıllar sonra biraz adım anca atabilirler. İşte sizlerde bu günden vücut ülkenizdeki artı düşünüşleri yani ulviyete dönük olan iyi olan kendisi için istediğini başkası için de isteyebilecek gönüller olmakta ısrar edin hep iyi düşünün iyi yaşayın ki alışkanlıklarınız o yönde olsun yoksa aksine olursa sonuç ne kötüdür. Rabbım bildirdiği bütün ayetlerde kötüyü yapma derken de aksi olan o kununun iyi olanını yap demektedir. Çünkü düşünenlere hikmetler vardır her zaman bu yüzdendir ki Kuran-ı Kerim’in hikmetlerle dolu olmayan hiçbir ayeti kerimesi yoktur. İnsan hikmetlerin cemine mazhardır, yeter ki tefekkürden ayrılmasın ve ehlinden mutlaka en kısa zamanda İnsan-ı Asliyesini öğrenmek istesin. Rabbım en kısa zamanda İnsan-ı Asliyesini öğrenen kullarından eylesin cümle insanoğlunu inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 80. AYET

تَرٰى كَثٖيرًا مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ اَنْفُسُهُمْ اَنْ سَخِطَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَفِى الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ 

OKUNUŞU         : Terâ kesîram minhum yetevellevnellezîne keferû, lebié’se mâ gaddemet lehum enfusuhum en sehıtallâhu aleyhim ve fil azâbi hum hâlidûn.

ZAHİR MANASI: Onlardan birçoğunun inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. Andolsun ki kendileri için önceden (ahirete) gönderdikleri şey; Allah’ın onlara gazap etmesi ne kötüdür! Onlar azap içinde ebedî kalıcıdırlar.

BATIN MANASI: Bu vücut ülkesinde süfli yaşayanlar mutluda olsa Hakk  mertebesinde o yaşantıya azap denir, Hakk ve hakikatten uzak olmak azaptır insanın ruhuna ama bedenen nefsen mutludur ama unutmasın ki bir gün o beden ve ruh elbiseyi değişecektir; aynı azabı bu kez istese de dünyada birdaha geriye dönüp ruhun isteklerini yapamayacağı yeni elbisesiyle çekmeye devam edecektir. Nasıl dünyada aynı filleri işleyenler süfliyette olanlar birbirlerini dost edinirler, önceden ahrete gönderdikleri ise kendi gönül alemlerindeki yaşantılarıdır, Rasurullah efendimiz buyuruyorlar ki sahabeyi güzinin öldükten sonra ne olacağız sorusuna, kişi sevdiğiyle beraberdir. İşte süfli yaşam içerisinde olanlar da sevdiğiyle beraber olacaklardır, yani süfli yaşam içerisindeki arkadaşının gönül aleminde ruhaniyetiyle aynı azabı çekmeye devam edeceklerdir. Yine bir ayeti kerimede de Rabbım derileri değişecek diyor cehenneme girenlerin ve yanmaya devam edeceklerdir. Zaten insanı bir diğerinden farklı kılan dış derisidir görünüşüdür, o deriyi değişmek başka bir vücutta yanmaya devam etmek demektir. Rabbım nasıl ki Allah dostlarını dostlarından dostlarının gönlüne nakşediyor ise orada ruhaniyeti ile yaşatıyor ise cümle Ümmeti Muhammedi de muhamedii gönüllerde daim yaşatsın inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 81. AYET

وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ والنَّبِىِّ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ اَوْلِيَاءَ وَلٰكِنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ 

OKUNUŞU            : Ve lev kânû yué’minûne billâhi ven nebiyyi ve mâ unzile ileyhi mettehazûhum evliyâe ve lâkinne kesîram minhum fâsigûn.

ZAHİR MANASI    : Eğer Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilene (Kur’an’a) inanıyor olsalardı, onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fasık kimselerdir.

BATIN MANASI   : İnanıyor olmak nedir ki, inanıp inanmadığımızı iyi bilelim. İman etmek inanmaktır, bir kişinin iman edebilmesi için öğrendiklerini kendi vücut ülkesinde tartacak bir terazisi olması gerekir, eğer o terazisi tam nizami tartmıyor ise, mutlaka ehline gidip teslim olması gerekmektedir. İşte imanın ilk aşaması ve islamın özü olan teslimiyetle inanmak başlar, yani ben bilmiyorum siz benden daha iyi biliyorsunuz demek taklidi bir imandır, “Resulume uyan bana uymuştur” böylece gerçekten öyle olduğunu tahsil eylediği ilimle görmek istiklali bir imandır, inanıp şuhud sahibi olduğu doğruları Tevhid akide ve gramlarını yaşayıp bizzat vücut ülkesinde mutmein olmak itminan olmak tahkiki bir imana adım atmaktır. Onun içindir ki mutmein olmuş nefsedir hitab ona dahil ol der Rabbım. İşte bir kişi Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmadıkça bunların tecellilerinin şuhuduna ermedikçe, hayal ve zandan kurtulamayacağı için hayali bir iman ile iman eder. Tahkiki iman ise bunların idrak ve şuhudlarına erip yaşamda daimlikle oluşur, işte böylece Kuran’ın ne olduğuna Efendinin mana ağırlığına ve o mazhardan veren Rabbının idrakına ereceğinden “B” ile iman eder ki işte hakiki imanda budur. Rabbım cümle Muhammed ümmetine böyle bir iman ile iman etmeyi nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 82. AYET

لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذٖينَ اَشْرَكُوا وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا الَّذٖينَ قَالُوا اِنَّا نَصَارٰى ذٰلِكَ بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسّٖيسٖينَ وَرُهْبَانًا وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ 

OKUNUŞU         : Letecidenne eşedden nâsi adâvetel lillezîne âmenul yehûde vellezîne eşrakû, ve letecidenne agrabehum meveddetel lillezîne âmenullezîne gâlû innâ nasârâ, zâlike bienne minhum gıssîsîne ve ruhbânev ve ennehum lâ yestekbirûn. 

ZAHİR MANASI  : (Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah’a ortak koşanlar olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en yakınının da “Biz hıristiyanlarız” diyenler olduğunu mutlaka görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.

BATIN MANASI    : Evet görünende o dur ki Tevhidi bir idrakta olana en çok itiraz edenler Tenzihe iman edenlerdir. Yani Allah ayeti kerimesinde Zahirim dediği halde olur mu öyle şey siz de nebilirsiniz derler, ve ortak koşanlar ise Allah’ın olan yücelik ve güzellikleri Nisa Sûresi 79. Ayeti kerimede buyurduğu gibi “sizden iyi bir şey zuhur ederse Allah’tan dir” buyurmasına rağmen, kerametleri de diğer yücelik ve güzellikleri de Ahlakında da olsa değişmeleri de hep kendisine nisbet ederler, bunlarda Allah’ın olana eş olmaktır nisbiyettir şirktir… bu ilimle bir düşmanlıktır, birde bu hali ileri aşamalara götürüp bizzat hakkında kötü söylemek ve kin beslemek ve başkalarının ruhuna, şuhud ve algı için değişiklik yapmak adına farklı anlatanlar kötüleyenler de vardır, bu da aynel bir düşmanlıkdır, hatta ve hatta bu gün arap yarımadasında olduğu gibi bizzat ellerine silahlarını alıp, birisi tenzihi idraka sahib diğeri teşbihe sahib iken, hatta ve hatta aralarında da şii sünni ve yahut ali ile alevi veyahut alisiz alevi veyahut daha nice farklı idraklar da olanlar bile hepsi bir Allah’a inansalar bile inançlarındaki idrak şuhud ve zevk farkları yüzünden hatta ve hatta duran benlikleriyle takvadan ayrılarak güzellikler Rabbımızın iken, benim yaşadığım islam daha güzel dercesine halifelik ilan ederek hep paramparça olmuş ocu bucu şucu olmuş bir halde savaşmaya da devam etmektedirler. İşte tenzihi bir imanda olanların hali böyledir nefis tezkiyesiz ve idraksız taklidi inanların hali budur; bunların yanında teşbihi iman sahib olanlarda vardır hiristiyanlar gibi onların içerisinde de tenzih ve teşbihin yanında Tevhidi de idrak edenler keşfi açılanlar da vardır işte keşişler itiraz etmezler buyrulmaktadır. Böylece iman edenleri 3 bölüme ayırmış ve gerçek iman edenleri Tevhidi iman sahibleri sayıp hitabı onlara yapmıştır Rabbım, tenzihte olanlar sizinle tartışırlar, teşbihte olanlarında ilerlemiş olanları da size sevgi gösterirler buyurmaktadır. Rabbım cümle insanoğluna Tenzihi bir imandan Teşbihi bir imana, Teşbihi bir imandan da Tevhid’i bir imana geçmeyi en kısa zamanda nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 83. AYET

وَاِذَا سَمِعُوا مَا اُنْزِلَ اِلَى الرَّسُولِ تَرٰى اَعْيُنَهُمْ تَفٖيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَا اٰمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدٖينَ 

OKUNUŞU          : Ve izâ semiû mâ unzile iler rasûli terâ ağyunehum tefîdu mined dem’ı mimmâ arafû minel hagg, yegûlûne rabbenâ âmennâ fektubnâ meaş şâhidîn.

ZAHİR MANASI: Peygamber’e indirileni (Kur’an’ı) dinledikleri zaman hakkı tanımalarından dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. “Ey Rabbimiz! İnandık. Artık bizi (hakikate) şahitlik edenler (Muhammed’in ümmeti) ile  beraber yaz” derler.

BATIN MANASI: Peygambere indirilen Hakikatte Peygamber, elçi denen, kull mazhar sıfatta tecelli edenlerdir. O tecelliler evvela hiss olarak sonra duygu sonrada fikir olarak kendisini gösterir, bunların ulvi olanlarını Rabbım yap der, süfli olanlarını da yapma der… kim ki Fena-ı Efal, Fena-ı Sıfat ve Fena-i Zat yapar ise o zaman anlar ki benim dediği bu varlık kendisinin değil İlahi varlığın bir tecellisi olduğunu görür, böylece buna şahid olanlar Rabbının tecellisinden bir cüz olduğunu görür ve böylece Tecellilere bizzat kendi vücut ülkesinde şahit olurlar, gözlerin yaşlanması; göz görmektir yani şuhud sahibi olmak aynel yakine ermektir, sulanması ise şuhudlarının idrakına ilmine ve zevkine vakıfiyetin artması demektir. Böylece de Rabbına daha daha yakin olurlar. Rabbım hem zahiren hem de batınen Hakk olan için gözü yaşlı olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.








                  MÂİDE SÛRESİ 84. AYET

وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَا جَاءَنَا مِنَ الْحَقِّ وَنَطْمَعُ اَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِحٖينَ 

OKUNUŞU         : Ve mâ lenâ lâ nué’minu billâhi ve mâ câenâ minel haggı ve natmeu ey yudhılenâ rabbunâ meal gavmis sâlihîn.

ZAHİR MANASI : “Rabbimizin, bizi salihler topluluğuyla beraber (cennete) koymasını umarken, Allah’a ve bize gelen gerçeğe ne diye inanmayalım?”

BATIN MANASI : Salihler, ihlas sahibi olanlardır, yani samimi olanlar, bu da halkın samimi olanları ve Hakkın samimi yani ihlaslı olanları diye ikiye ayrılır; Hakkın samimi olanlarıdır burada murad, onlar ise saf temiz katışıksıksız olanlarıdır. Yani bu da Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapanlarıdır, yani kendi varlıkları kalmayan saf ve temiz olanlardır, artık aradan çekilmiş hakkın varlığına gölge olan benliğimiz ve zanlar temizlenmiş olur, Böylece gerek İbrahim a.s zamanında olsun Gerekse kuşaklar sonra Resulu Ekrem Efendimiz zamanında olsun, gerekse Sahabeyi güzin zamanında gerekse onlardan sonra gelen Evliyaullahta olsun gerekse de günümüzde Mürşid-i Kamillerimizde olsun, öğreti hep aynıdır, Tevhid ilmi ile nasıl Salihlerden olunacağı benim dediğimiz varlığın nasıl hakkın olduğu ve Allah’in Salihlerden yazması olan Zatına layık sıfat olarak kaydetmekle, Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Fiilleriyle zuhura geldiği mazrharlarına salih kulları varlığı olmayan varlık sahibi Rabbı olan kullarından yazılmakla cennetine yani en büyük mutluluğa kavuşmayı, dünde gördüğümüz gibi bu günde aynı yolu takible neden bu günde Salihlerden olmayalım demekle; bu gerçeğe bu kadar açık ve seçikken neden inanmayalım demekle; bizlere hitaben eğer inananlardan ve gördüğünüzü inkar etmeyenlerden iseniz selamet yolu Salihlerden olma yolu açıktır, sizde ehline gidip Tevhid tahsil talim ve yaşamını öğrenir ve bildiğinizle de amil olur iseniz bu şüpheniz olmasın sizin içinde aynı olacaktır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi ve nesillerini Salihlerden yazdığı kullarından eylesin inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 85. AYET

فَاَثَابَهُمُ اللّٰهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَذٰلِكَ جَزَاءُ الْمُحْسِنٖينَ 

OKUNUŞU         : Feesâbehumullâhu bimâ gâlû cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, ve zâlike cezâul muhsinîn.

ZAHİR MANASI   : Dedikleri bu söze karşılık Allah onlara, devamlı kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetleri mükâfat olarak verdi. İşte bu, iyilik yapanların mükâfatıdır

.BATIN MANASI : Eğer Salihlerden yani saf ve temiz olanlardan yani kendi varlığını hakka verenlerden, Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapanlar bu verdikleri sözü yan, bu idrak ve şuhudlarla daim yaşamaya devam ederler ise; içinden ırmaklar akan yani su süt şarap ve bal ırmaklarından maksat, su ilimdir, süt ilmi ledündür, şarap şuhud, bal ise  zevk’tir, çünkü ilim, şuhud ve zevk yücelik dereceleridir. Bütün bir Kuran-ı kerim zevk ile yazılmıştır, zevk sahibleri o satırlardan mana zevklerini alırlar, şuhud sahibleri şuhudla okur nasib alırlar, ilim sahibleri de zahiri bir ilimle okur nasib alırlar, zevkin içerisinde şuhud ve ilim vardır, ama ilmin içinde şuhud ve zevk yoktur, şuhudun içinde ilim vardır ama zevk yine yoktur, zevkin içerisinde hepsi vardır. Rabbım bu iyilikte devam eden takva üzere bütün yücelik ve güzelliklerin Rabbımın olduğu ve varlığı kendimize assla nisbet eylemediğimiz bir yaşamı daim kılsın, cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.








                  MÂİDE SÛRESİ 86. AYET

وَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا اُولٰئِكَ اَصْحَابُ الْجَحٖيمِ 

OKUNUŞU           : Vellezîne keferû ve kezzebû biâyâtinâ ulâike ashâbul cahîm.

ZAHİR MANASI  : İnkâr edenlere ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir.

BATIN MANASI  : Çok iyi bilinmelidir ki Cennet mutluluktur, irfaniyet ve kemalattır, bunu gerek kendi vücut ülkenizde yaşayın gerekse sizlerden sonraki aynı kemalat ve irfaniyete sahib gönül dostlarınızın gönlünde yada daha yüce irfaniyet ve kamlata sahib olanların bütünlarında ruhaniyet olarak yaşayın aynıdır, derileriniz değişir ruhlarınız birdir. Cehennem ise mutsuzluk her türlü sıkıntılarınız cehaletinizdir, bilmediğinizin cahili ve sıkıntısı içindesinizdir, aynı zamanda ne ekerseniz onu biçeceksiniz, o zaman ne ekersen biçecek isen ektiğin gözünün önündedir, biçmek için beklemeye gerek yoktur, bu gün ek bu gün biç, her nefes iyilik ekken her nefes iyilik biçecektir. Böylece Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ahretini dünyada yaşamayı nasib eylesin inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 87. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدٖينَ 

OKUNUŞU    : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tuharrimû tayyibâti mâ ehallallâhu lekum ve lâ tağtedû, innallâhe lâ yuhıbbul muğtedîn.

ZAHİR MANASI: Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.

BATIN MANASI: Allah’ın helal kıldığı nimetleri nelerdir ki insanoğlu onları haram etmiş olsun; Tecell-i Zatın helal kıldıkları Tecell-i Sıfatlardır helal kılmasa idi tecelli eylemez idi, oradan da helal kıldığı nimetten istifadelerde Tecell-i Efal’i dir, yani sizlere sıfat mertebesinde sundukları helalleridir, bu gerek selbi sıfatlar olan bütün aza ve cevahiriniz gerekse sübut sıfatlar olan Allah’ın sübut sıfatlarıdır; kendisine helal kıldıkları ise Zat sıfatlarıdır… Böylece selbi sıfatlardan göz Hakkı görsün diye kullanılır ise helal kılınmış, halkı ne nefsin arzusuna seyr için kullanılıyor ise bu helal kılınanı kendimize haram kılmak olmuş olur, kulak Hakkı işitmek için helal kılınmış eğer siz onu halkı dinlemeye ve nefsin isteklerine kulak kabartmakta kullanıyor iseniz bu helal kılanı haram kılmış olunmuş olur, dil Hakkı söylemek için helal kılınmıştır eğer siz onu halkı ve her türlü ikiliği nefsani istek ve arzuları anlatmakta kullanıyor iseniz o helal kılınanı haram kılmak olmuş olur; el, ayak vesair bütün aza ve cevahirde hakeza böyledir Hakka hizmet ediyorsa helal kılınmış yok siz onu nefse hizmette kullanıyor iseniz böylece helal kılınan haram kılınmış olur… Sübut sıfatlarda böyledir, hayat sıfatı eğer bu ömrü kesafet müddetince Hakk hizmette Letafetinde de ona erişmekte kullanıyor ise o hayat sıfatı helal kılınmıştır yok siz eğer bu hayatı nefsin isteğince geçiriyor iseniz işte o da helal kılanı haram kılmak olur; ilim sıfatı da öyledir eğer size Allah’ı bulduruyor Hakkı bildiriyor nefisnizi bildirip Rabbınızı bulduruyor ise o ilim sıfatı helal kılınmıştır, yok siz onu nefsinizin isteklerine ulaşmakta helal haram demeden her sahada üstünlüğün nefsinize hizmeti için kullanılan bir ilim ise işte siz helal kılınan ilmi haram kılmış olursunuz. İrade sıfatı da öyledir eğer irade zaten mutlak irade olmasına rağmen yani mutlaktan bir cüz olan sizdeki kuvvetçe kullanılan iradenin Hakk ve hakikate hizmeti söz konusu ise o irade helal kılınmıştır, yok kendinize varlık veriyor ben varım cüz-i bir iradem var istediğim yerde bu güç kuvvetimi kullanırım diyor iseniz nefse hizmet ediyor ise bu irade zaten o zaman da helal kılınan haram kılınmış olur, semi ve basar da öyledir yukarıdaki selbi sıfat deminde anlatıldığı gibi O’na hizmet ediyor ise helal nefse hizmet ediyor ise helal olan haram olmuş olur, kelam sıfatı da eğer hissi müştereğinizle ortak idrakınızla vicdan olan kalıplarınızla Hakkı anlatıyor ise Tevhid akide ve gramlarıyla Zatı en güzel izah ediyor ise o kelam sıfatı helal kılınmıştır yoksa nefsin istek ve arzularından bahseden bir kelam sıfatı ise helal kılınanın haram kılması olmuş olur, Tekvinat sıfatı da öyledir, eğer siz yani sizden bir zuhurat ile tekvinatını Rabbım inşa ediyor ise yani hayat mevcut ordan ilmine, ilminden iradesine iradesinden de semi ve başarı idraklarına oradan da genel oluşan vicdanı kelama getirmesi ile manevi tekvinat olan sohbetlerle ihvan-ı güzinin kulağından gönlüne indirmesiyle gönlünde Muhammediliği inşa Muhammediliği tekvin eylemiş olur çünkü asıl doğum manevidir bu elbise manevi doğumun kıyafetidir, bu tekvinatı da mazharlarını Elçi Nebi ve Mürsellerini kullanarak, Sahabeyi Güzini, Evliyaullahı ve bu günkü Mürşid-i Kamillerini kullanarak yapan Rabbımdır. Haddin aşılması ise Zat sıfatlarının kendimize nisbet edilmesi ve takvadan ayrılmak olan bütün yücelik ve güzelliklerin kişiye nisbetidir; zat sıfatlardan Vücut “vücudullahtır” kıdem “Allah kıdemidir en yüce mertebe rütbe makam ve mevki O’nundur daha evvelide yoktur; beka “baki olan Allah’tır” vahdaniyet “bunca çokluğun birliği O’nundur O’nu bildirir” muhalefetun lil havadis “bütün varlığın kendinden olması ve muhtaç olmayışıdır” kıyam bi nefsihi “Allah nefis sahibidir nefsi ise Sıfatlarıdır” böylece haddini aşmayan mazharlar sıfatllar kullar haddi aşmadığından sevilmiş yani tecelli eylemesiyle mükafatlanmış ve idraklı mükafatlığa mazhar olmuş olurlar. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ve Muhammede ümmet olacaklara da bu demleri çabuk idrakk eylemeyi nasib eylesin inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 88. AYET

وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالًا طَيِّبًا وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذٖى اَنْتُمْ بِهٖ مُؤْمِنُونَ 

OKUNUŞU        : Ve kulû mimmâ razegakumullâhu halâlen tayyibâ, vettegullâhellezî entum bihî mué’minûn.

ZAHİR MANASI: Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının.

BATIN MANASI: Böylece bizlere yani sıfat ve kullarına mazharlarına hitaben helalleri haram kılmayı bırakın helallerden helal yiyin helal yerde kullanın buyrulmakta; böylece Sıfattan ayrı olmayan Zatın tecellileri olan bu ulvi tecellilere mazhar olmaya devam etmekle de hayal ve zanda değil bizzat bildiği gördüğü tecellisine mazhar olduğu aynı vücutta zat ve sıfat ile bir olan Rabbına inanarak, karşı gelmemek olan helalleri haramda kullanmaktan da sakınarak helal bir yaşamda daim olmayı istemektedir Rabbım. Rabbım buyurduğu üzere bir hayat sürmeyi cümle insanoğluna nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 89. AYET

لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ فٖى اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَ فَكَفَّارَتُهُ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكٖينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْلٖيكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْرٖيرُ رَقَبَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ ذٰلِكَ كَفَّارَةُ اَيْمَانِكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْ وَاحْفَظُوا اَيْمَانَكُمْ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 

OKUNUŞU        : Lâ yuâhızukumullâhu billağvi fî eymânikum ve lakiy yuâhızukum bimâ aggadtumul eymân, fekeffâratuhû ıt’âmu aşerati mesâkîne min evsetı mâ tut’ımûne ehlîkum evkisvetuhum ev tahrîru ragabeh, femel lem yecid fesıyâmu selâseti eyyâm, zâlike keffâratu eymânikum izâ haleftum, vahfezû eymânekum, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum teşkurûn. 

ZAHİR MANASI: Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.

BATIN MANASI: Kişinin boş bulunarak yemin etmesi henüz kişinin kab ve kabiliyetinde olmadığı halde, henüz alışkanlık haline gelmesi hemen mümkün olmayan halleri için yine de bunları mutlaka yapacağım söz demesi yani yemin etmesi, idraksız yapılıp yapılmaması hakkında ne kadar zaman alır bu durumun alışkanlık haline gelmesi hakkında bir bilgiye sahib olmadan verdiği sözdür. Ama bile bile yani iyice idrakında olduğu halde bu kötülüğümü söz vermemle birlikte dikkat edip nefsime de izin vermememle yaklaşık 7 ay gibi bir zamanda bırakmaya söz veriyorum der ise idraklı bilinçli iradeli bir söz vermedir ki bundan mesuldür, bu zahir manasıdır, birde bir Mürşid-i Kamile gidip Efendinin kim olduğunu Hicr Sûresi 28. Ayeti kerimede Ruhumdan üfürdüm diyenin Rabbı olduğunu bilmeden teslim olanlar vardır, herkes gitti bende gittim diyerek; buda bilmeden söz vermektir. Birde araştırmış ve Resulu ekrem Efendimizden bu güne “Verasetül Enbiya” yani varis olanlar mazharında tövbe ve sözlerin Rabbına verildiğini bile bile Efendinin ne demek olduğunu O mazhara teslim olmanın Rabbına teslim olmak olduğunu bile bile söz verenler sözü verirken kişiye değil Rabbına verdiğini bilenler içinde bile bile söz vermek olur ki bunun mesuliyetide çoktur. Ya 10 yoksulu doyurmak yada 3 gün oruç tutmak tam bir halife olup da yolunda devam edememek yerine en azından benliği terkin idrakında olmak için zahir 5 duygu ile batın 5 duygunuzun sizin olmadığını idrak etmeniz ile 10 yoksulu doyurmuş, yada kendinize nisbet eylediğini 3 varlığınızı uruç olan yükselmeyle idrak yükselmesiyle Fena-i Efal ile fillerim benim değil, Fena-i Sıfat ile Sıfatların benim değil, Fena-i Zat ile vücudum benim değil demekle de 3 gün oruç tutumuş olursunuz ve bu idrakla yaşamak verdiğimiz sözü tam değil yarım tutumaktır, fena mertebelerini tahsil varlık sahibini bilmektir. Aslında söz verildimi varlık sahibini bilmekle değil varlık sahibine tam teslim ile en layık kull olmak Rabbının buyurdukları üzere yaşamaktır yani meratibi ilimle tahsil değil şuhud zevk ve daim yaşam ile tevhid üzere olmaktır tam söz vermek. Tecelli eden Rabbın Tecelli O’nun tecelli olunan da kulluğundaki mazhariyeti ile bütün fillerinizde cibilliyeti güzel olanların zuhura gelmesidir. Bu aynı zamanda aynel ve hakkel meratib tahsilidir. Rabbım verdiğimiz sözü layıkıyla yerine getirmeyi eğer kull olma sözü vermiş isek ben varım sende varsın demek yerine benim varlığım yok bendeki varlık senindir diyerek bütün cibilliyeti güzel fiilleri icraatlarına mazhar olmak, cibilliyeti bozuk fillerden de uzak kalmak Rabbına layık kull olmaktır. Rabbım sözünü tutup Muhammedii olarak ahlakı hamidiyesiyle kendisini  zuhura getirdiği en layık mazharlarından olmayı cümle İhvan-ı Güzine ve islam-ı Mübine nasib eylesin inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 90. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ 

OKUNUŞU              : Yâ eyyuhellezîne âmenû innemel hamru vel meysiru vel ensâbu vel ezlâmu ricsum min ameliş şeytâni fectenibûhu leallekum tuflihûn.

ZAHİR MANASI     : Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.

BATIN MANASI : Aklı örtmek, kişideki idrakı zorlaştırmaktır, alkollü içecekler omurilik soğanını uyuşturduğundan kişideki aklın algısı ve beynin idrakı zorlaşır; ve insanı nefsin isteklerine ve felakete sürükleyen kumar vb. oyunlar ise hem sağlığını hem parasını hem aile huzurunu aldığı içinde yine yaşantısında selamet bir yaşam yerine sıkıntılarla dolu bir yaşam zuhur eylemiş olur. Bunlardan uzak kalmayı insana nasihat eden Rabbım, bunları halk eylemiş ki bunları bilmekle değil bizzat görün ki daha iyi kararlar verin başınıza gelmeden başkalarının düştüğü hatalara sizler düşmeyin diye. Rabbım ister halk eylediklerinden celal tecellileri olsun ister cemal tecellileri olsun hepsi niyette iyi olanı işaret etmek için halk olmuştur, işlenmeleri ise hangi mazhar hangi kab hangi fiile layık ise onu işler, yani halk edende eksik yoktur işleyen kullardadır eksiklik, halk eylemesindeki niyeti ise her şey zıttıyla bilindiğinden zıttını görenler yani güzel olanı iyice anlamak için zararlı olanı görenler iyice mutmein olurlar ve böylece itminan olanlar o hataları artık kendileri yapmazlar… Rabbım bildirdiği üzere bir hayat sürmeyi bu yolda Ehli olan Hakkel yakin Mürşid-i Kamiller vasıtasıyla da yardımlarına mazhar olmayı cümle insanoğluna nasib eylesin inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 91. AYET

اِنَّمَا يُرٖيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِى الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ 

OKUNUŞU    : İnnemâ yurîduş şeytânu ey yûgıa beynekumul adâvete vel bağdâe fil hamri vel meysiri ve yesuddekum an zikrillâhi ve anis salâh, fehel entum muntehûn.

ZAHİR MANASI: Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?

BATIN MANASI: İçki ve Kumar vücut ülkesinde ne manadadır, ve şeytan kimdir, “şey” her şeydir tan ise aydınlıktır şafaktır; her şeyin aydınlığına yani irfaniyetine vakıf olmanın hazırlığıdır aslında ilmi kemalattır. Fakat bu kemalatı nefsin isteğine göre kullanır iseniz; yani kötü niyetli olanın kabiliyeti ise orada icraat nefsin yani şeytanındır… niyet iyi ise oradaki kabiliyet ise ruhundur yani Rabbın açığa çıkmasıdır. İçki nefsin kendi gıdalanmasıdır, yani kötü niyetin galip geleceği kabiliyeti aklı ve sıfatları kendine göre uydurma bir ilimle kendini nefsin doğrultusunda inandırması ile kendi ilmini tadar bu nefsin içkisidir. Kumar ise ya tutarsadır, yani her şeyin bir hesap dahilinde olduğu alemde kendi hesabını da nefsin hesabı sayarak olasılıklar üzerine bir yaşamdır, hayatı nefsin ilmi olan içkisiyle, nefsin olasılık hayatı olan ya böyle olursa üzerine kuranlar maalesef selamet yerine sefalete sürüklenir, manevi yoksulluk ve akabinde de huzursuzluklar içerisinde bir yaşama dücar olurlar. Böylece de içerideki kötü niyet kişi ile sıfatları arasına düşmanlık sokar hatayı başkalarında aratarak da kinini taze tutar ki böylece hem nefsin duygusu olan merhamet yerine kin ile yaşatır hem de devam ettirdiği husumet ile selametine daima engel olur; böylece Rabbım zıttını anlatarak bizlere nasihatle artık ruhun içkisi olan aşk şarabını tatmayı ve kumar yerine olasılıkla değil bizzat ektiğini görerek ekmeyi ve her nefes ektiğini biçmeyi göstermek istiyor, çünkü Allah’ın alışverişi peşindir. Ve böylece de kin ve düşmanlık yerine Zatın sıfatlarla barışık olması ve tecellisini de merhametle açığa çıkarmasına izin verin diyor böylece de namaz olan Rabbınızla görüşmeyi kendisine layık bir sıfat olan vücuttan açığa çıkışıyla Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura gelen Rabbınıza kavuşmuş olun, İnsan-ı Asliyenizi de bulmuş olun buyurmaktadır. Rabbım bildirdiği gibi kötü niyet yerine iyi niyetler ile Ruhun tecellilerine mazhar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.





                  MÂİDE SÛRESİ 92. AYET

وَاَطٖيعُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُوا فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا اَنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبٖينُ 

OKUNUŞU         : Ve etîullâhe ve etîurrasûle vahzerû, fein tevelleytum fağlemû ennemâ alâ rasûlinel belâğul mubîn.

ZAHİR MANASI : Öyleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki, elçimize düşen sadece apaçık tebliğdir.

BATIN MANASI: Bu alışkanlıklarınızdan vazgeçin buyrulmakla, niyetinizi idrak ve yaşantınızı aynı nasihatleri duyduğunuz bu günkü elçimiz olan Mürşid-i Kamiller vasıtasıyla canlı canlı ve Kuran-ı Kerim ile de sizlere ulaştırmaktayız, her seviye ve derecedeki tebligatçılarla nasihatleri yapılması gereken iyi olanı ve yapılmaması gereken kötü olanları nasihatlerle duymayan yoktur, artık sizlere düşen iyice idrak edip yaşamaktır, hatta ve hatta idraklarda irfaniyet ve kemalatta daha yüce olan irşad konularını dahi Tevhid üzere Filleriniz sizlerin değil, Sıfatlar sizlerin değil, Vücutlarınızda sizlerin değil diyerek de nasihatlerin en büyüklerini dahi sizlere bildirmekteyiz, bildirmekteyiz ki bu ben dediğiniz varlığa benliğe sımsıkı sarılmayı bırakın kull olmaya bakın diye; böylece gerek Liderlerinize İmamlarınıza Önder ve Mürşidlerinize Efendilerinize itaat edin ki onlar gibi sizlerde selamete ermiş olasınız; Rabbım ehli olan İbrahim a.s gibi ayak izinin de gösterdiği Kabe-i Muazzama yani teşbihen Allah’ın evine yani Zatının Remz eylendiği yere vuslata giden yolda Tevhid ehillerinin izinden gitmeyi cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 93. AYET

لَيْسَ عَلَى الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فٖيمَا طَعِمُوا اِذَا مَا اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَاَحْسَنُوا وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنٖينَ 

OKUNUŞU         : Leyse alellezîne âmenû ve amilus sâlihâti cunâhun fîmâ taımû izâ mettegav ve âmenû ve amilus sâlihâti summettegav ve âmenû summettegav ve ahsenû, vallâhu yuhıbbul muhsinîn.

ZAHİR MANASI: İman edip salih ameller işleyenlere; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah, iyilik edenleri sever.

BATIN MANASI : Bu ayeti kerimede 3 kez iman etmekten bahsediyor, neden iman edip salih amel işledikten sonra tekrar iman ediliyor ve Allah’a karşı gelmekten sakınılıyor, sonra yine sakınıldıktan sonra neden iman ediliyor ve yine 3. Kez iman edildikten sonrada yine karşı gelmekten sakınıp iyilik yapılıyor… İnsanoğlu taklidi bir imandan “duyduklarıyla” inanamaktan, istiklali bir imana “araştırıcılığıyla inanmaya” oradan da 3. Tekamulu olan tahkiki bir iman ile iman ediyor, ve böylece görüyor ki inandığı iman eylediği hayal ve zanda bir Allah değil, bizzat Zatından Sıfatına sıfatından da Esma alarak Filleriyle açığa çıkan bir Allah’a iman ediliyor. Bildiği gördüğü ve O’nda O olduğu bir Allah’a ve yine bu demden sonra bile daima Takva üzere yaşam devam ediyor yani artık Allah’ın olan yücelikleri ben dediği ama kendisinin olmayan vücut ülkesinden zuhura gelişine şahid olunca bu yücelik ve güzellikler artınca yine bunları kendine nisbet etmekten sakınarak takva üzere yaşam devam eylemektedir. Bu Ayeti Kerime bizzat yaşanılan iman merhaleleriyle Kamil İnsan demlerini zevk ile izah eylemektedir. Zahir ilim sahibleri bu ayeti kerimede tekrarlanan defalarca imanın safhalarını adım adım neden böyle olduğunu zevk edemezler, mutlaka Ehli Tevhidden tahsil edilmedikçe batın ilim kendisini açığa çıkarmaz. İnsan bir merhalede iman eder Fillerim benim değil der inanır, diğer merhalede Sıfatlarım benim değil der onada inanır, son merhalede de vücudum benim değil der çünkü şuhudlarıyla onada şahid olmuştur, görerek inanır böylece hayal ve zandan kurtulup bizzat bildiği gördüğü Rabbına iman eder.  Böylece de ehlinden Nisa Sûresi 64. Ayeti Kerime gereği elçisiyle birlikte tövbe eylediğinden dolayı bu tövbenin de Tahrim Sûresi 8. Ayeti Kerime gereği “Nasuh Tövbesi” kadar büyük bir nedamet ile yapılması halinde, ve yine Furkan Sûresi 70. Ayeti Kerimeye binaen de hem elçiyle olduğundan tövbenin kabulünden şüphesi olmayacak, hem nedameti istenilen seviyede bir tövbe olacak hem de Rabbının ona müjdesi olan kötülükleri iyiliğe tebdil edilmiş olacak ki böylece de bu ayeti kerimede buyurduğu daha önceki hatalarından dolayı günahlarında da arınmış olacaktır. Rabbım tarif eylediği üzere bir tövbe ile iman merhalelerini kat etmeyi zevk ile daim O’nda O olarak yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede  nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 94. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللّٰهُ بِشَیْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُ اَيْدٖيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَلٖيمٌ 

OKUNUŞU   : Yâ eyyuhellezîne âmenû leyebluven nekumullâhu bişey’im mines saydi tenâluhû eydîkum ve rimâhukum liyağlemallâhu mey yehâfuhû bil ğayb, femeniğtedâ bağde zâlike felehû azâbun elîm.

ZAHİR MANASI: Ey iman edenler! Andolsun, Allah sizleri, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av(lar) ile elbette deneyecek ki, görmediği hâlde kendisinden korkanı ayırıp meydana çıkarsın. Kim bundan (bu açıklamadan) sonra haddini tecavüz ederse, ona elem dolu bir azap vardır.

BATIN MANASI: Bizzat baş gözüyle gördüğü avlanmalardan bizzat elleri olan fiilullahı ile nasiblenmesinde helal ve haramı gözetiyormu, mızrağı olan daha ileriye uzanan avlanması olan idrakıyla akıl fikir ve kabiliyetini ve çevresini de elinin uzanmadığı yerlerdeki adamlarını da kullanarak yaptığı işlerde ihalelerde başka kazanımlarda, ortaklık vesair her türlü nasiblenmesinde acaba Rabbını göremediği halde tenzihen iman edenler; şeriat seviyesinde bir imana sahib olanlar, henüz teşbihen ve tevhiden değil de zat yönüyle benzemez ayetiyle bildikleri Tenzihen iman sahibleri bu halleriyle yine de iş ve fillerinde ve kapsamlı icraatlarında yine de zahir manadaki takva üzere olabiliyorar mı? Çekinmekteler mi? Rablarından; diye de imtihan olmaktadırlar buyrulmaktadır. Ki böylece tenzihen bir imanda olanlardan bu imtihanları geçebilecek olanlara da ilerleyen zamanda teşbih kapısı açılacaktır ve daha da sonra teşbih edip de kendisine nisbet etmeyen ve tam bir boyun bükenler de tahkiki iman sahibi olmuş olarak nasibedilecektir işte o zaman da onara Tevhid kapısı açılacak ve Tevhidi idrakla Tevhidi bir imana ermiş olacaklardır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede en kısa zamanda bu idraklarla idraklanıp bildikleriyle amil olmayı vuslatlarında iman merhalelerini en kısa zamanda kat etmeyi nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 95. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْتُمْ حُرُمٌ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّدًا فَجَزَاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِهٖ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاكٖينَ اَوْ عَدْلُ ذٰلِكَ صِيَامًا لِيَذُوقَ وَبَالَ اَمْرِهٖ عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللّٰهُ مِنْهُ وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ ذُو انْتِقَامٍ 

OKUNUŞU         : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tagtulus sayde ve entum hurum, ve men gatelehû minkum muteammiden fecezâum mislu mâ gatele minen neami yahkumu bihî zevâ adlim minkum hedyem bâliğal kağbeti ev keffâratun taâmu mesâkîne ev adlu zâlike sıyâmel liyezûga ve bâle emrih, afallâhu ammâ selef, ve men âde feyentegımullâhu minh, vallâhu azîzun zuntigâm.

ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ’be’ye ulaştırılmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah, geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.

BATIN MANASI : Kara nefis arzı, deniz ruh semasıdır, kara cehaleti, deniz irfaniyet ve kemalat deryasıdır. İhramlı olmak haramiyete girmek yani kendisine haram olan bu vücudu Fillerim benim değil, sıfatım benim değil, vücudum benim değil demini idrak etmektir. Av hayvanı ise; hay diri demektir, van varlık demektir. Hayvan Diri varlık demektir. yer içer gezer olan insanoğludur, sadece yaşar sıradan idraksız, işte bunları avlama onlara istikameti yavaş yavaş idraklarını değiştirmek süretiyle göstermektir. Bunları karada avlamayın diyor, yani onların seviyelerine cehaletlerine inerek onlar gibi olarak kendinize çekmeyin, siz sizin gibi olun denizin rüzgarı ufak ufak kulaklarına değsin buyruluyor. Hele kendi vücudunun sahibinin Hakk olduğunu öğrenen Rabbının müsaadesi olmadan kendisinin etinden hemen istifade edilecek demde değil iken onu öldürmeye kalakmak, yani ona zorla bir şeyler vermek istemek onu dinden iyice uzaklaştırabileceği için bu onu kasten öldürmektir ve  suçtur diyor, ama yavaş yavaş kirli kanı akıtılabilir. Eğer yine bile bile yapılır ise, içimizden iki kişi olan akıl ve gönlün razı geleceği bir kurbanlık yani Nasuhi bir nedametin kurbiyetiyle Zatın razı geleceği kabeye yakışır bir hal ile ancaksın bu durumdan çıkılabilir yada düştüğü eski halden rücu ederek yani söz dinlemeyerek düştüğü ikilikten yeniden birliğe çıkarak; “oruç tutarak” eski demine sözünde daimliğe geri döner… Rabbım bildirdiği üzere gerek ayeti kerimelerinde Hakk ve Hakikat üzere olmayı gerekse Maide Sofrası olan bu vücut ülkesinde tadılan bütün hakikatlerin dışına çıkmamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.







                  MÂİDE SÛRESİ 96. AYET

اُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذٖى اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ 

OKUNUŞU       : Uhılle lekum saydul bahri ve taâmuhû metâal lekum ve lisseyyârah, ve hurrime aleykum saydul berri mâ dumtum hurumâ, vettegullâhellezî ileyhi tuhşerûn.

ZAHİR MANASI : Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helâl kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.

BATIN MANASI : Deniz avları iman eden Ehli Tevhide de yolları çakışanlara da o yola girecek başka sefere çıkanlara da helaldir. Çünkü deniz mahsulleri, deryanın tecellileridir, ruh tecellileridir, irfaniyet ve kemalat tecellileridir. Malum kara cehaleti deniz ise irfaniyet ve kemalatı remz eylemektedir batın manada. Böylece hem avlayanlar geçimini sağlar hem de avın kendisi geçim için avlanmış olur, sağlayanlar bu yolda hizmetlerini yükselttikleri için daha yüce manevi tecellilere gönül evlerindeki Rahman sıfatından buyrulan daha yüce idrak şuhud ve zevklerle zevkiyab olmakta, yoluna girenlerde, Tevhid üzere Fillerin Failini, Sıfatların Mefsufunu, Vücudun Mevcudunu idrakla artık fakir oluyor ve zengin olan Rabbı o mazharda zenginliğiyle tecelli ediyor böylece Hakkın zenginliğine mazhar olmakla da geçimini temin etmiş oluyor, böyle devam ettiği sürece hiç aç kalmaz aksine acıktıkça yer yedikçe de acıkır. Rabbım zevk ile buyurduğu ayeti kerimelerinden Zevk ehillerine zevk, şuhud sahiblerine şuhud, ilim sahiblerine de ilim sunmakla hem Rahman hem de Rahimiyetiyle Ekberliğini böylece şerh eylemiş oluyor. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Zatına layık mazhar sıfat kull olmayı nasib eylesin inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 97. AYET

جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْیَ وَالْقَلَائِدَ ذٰلِكَ لِتَعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمٌ 

OKUNUŞU       : Cealallâhul kağbetel beytel harâme gıyâmel linnâsi veş şehral harâme vel hedye vel galâid, zâlike litağlemû ennallâhe yağlemu mâ fis semâvâti ve mâ fil ardı ve ennallâhe bikulli şey’in alîm.

ZAHİR MANASI: Allah; Ka’be’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı , hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.

BATIN MANASI: İnsanoğlu ruhunu canlı tutması için kabulleniş ve yaşamında iman ve itikadında daimlik; ve manevi haz ile daim Rabbına kull olması için zahiren enerji ve haylığı ruhun emrinde kullanmak batınen de bu manevi halin aleti ruhiyenin devamlılığı için kedi dinamiğidir insanın. Bunun için beytül haram “kendine haram olan bu vücut ülkendir, çünkü Fillerin senin değil, Sıfatlar senin değil vücudun senin değil ise; Rabbının; ilahi varlığın bir tecellisi olduğu ortaya çıkar, Rabbının olan bu varlık kişiye haram olur, yani başkasının olan sana haramdır, senin olmayanı sahiblenmen haram işlemendir. Ay vücut ülkesinde kalbi remzeder, ruh güneşi kalp ayı ve sıfatlar yıldızlarıyla bu alem hareket eder, yani vücut ülkesinde Ruh güneşi; tecelli ilahi, rahman sıfatından tecelli eder, bunlar kalpte evvela yer bulur kalp ayıda bu aydınlığı vücutta “öyle bir et parçasıdır ki denen” işte o aydınlığı bütün yıldızlara iletir. Kalp güzel ise kulak güzel işitir göz güzel bakar, dil tatlı söyler, idrak iyi anlar; böylece anlaşılanda haram ayın ilahi varlığın tecelli ettiği kendisine ait olan kalp yani gönül olduğu ortaya çıkar; kurban edilen kişinin kendisidir, hac için kurban edilmesi ise en güzel hac bir gönüle girmektir. En güzel gönül ise vücut içerisinde Rabbının teslim aldığı ondan başka tecellisi kalmayan kalbin yani gönlün yani idrakın iradesinde olmaktır onun idrak eylediği gibi yaşamaktır. Ve boyunlarına takılı olan yani o idrakın sen dediğin sıfattan zuhuratları sendeki fikre dönüşmeleri de, böylece bütün bunlarda işte o ruhu canlı tutma sebepleridir. Sizlere iyi ve güzel olan fikirler gelmese, kalbe huzur duyguları tecelli etmese, ben dediğin bu vücudun senin olmadığını bilmesen hayal ve zanda bir varlık sahibi arar durursun ömrün hayalde ve zanda bir Rabba ibadetle geçer, demek ki mülkünde O’ndan başka yok bütün mevcut mutlaktan birer cüzmüş tecelli eden Zatından Sıfatına Sıfatında da Esma alarak Fiilleriyle böylece zuhura gelmiş olur, ve fiilerinin de cibilliyeti güzel olanlarını kabında kabiliyeti ile Rabbım işler, fiillerin cibilliyeti bozuk olanlarını da kabdaki kabiliyetsizlik yüzünden kendini geliştirmemenin mesuliyetiyele kulları işler, böylece bizlere düşen odur ki kab ve kabiliyetlere Muhammed aşısıyla gelişimini sağlayıp Zatına layık mazhar olabilmektir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede Muhammedii idraklarla idraklanmayı Zatına layık mazhar olabilmeyi nasib eylesin inşallah.






                  MÂİDE SÛRESİ 98. AYET

اِعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعِقَابِ وَاَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ 

OKUNUŞU       : İğlemû ennallâhe şedîdul ıgâbi ve ennallâhe ğafûrur rahîm.

ZAHİR MANASI    : Bilin ki, Allah’ın cezası çetindir ve Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

BATIN MANASI    : Bir vücut ülkesinde çetin cezası nedir ki, bütün bu tecelliler, Süvari Kitabta da Lafz-ı Kuran’da da yazılı olsun. En çetin ceza bilgisizliktir, cehalettir… Başına ne gelirse iyice idrak edemediğin konularda, vakıf olup da uygulayamadığın konularda gelir; Allah’ın bu alemde en çetin cezası insanoğlunun vücut ülkesindeki ahmaklık halidir. Çünkü kişi birde cahilliğinin yanında anlatılanı da anlamıyor ise bir kulaktan girip diğerinden çıkıyor ise eyvah ki ne eyvah; hem eziyet çekecek hem de bu hal devam edecek; işte cezanın çetini ceza üstüne ceza eza üstüne eza dır… Allah’ın merhametli oluşu ise vücut ülkesinde nasıldır; neden vücut ülkesine alınmalıdır ayetler diye düşünülecek olur ise, insana en büyük ayet en büyük delil kendisidir. İnkarı mümkün olmayan; ilimde şuhuddan öteye bizzat Zatıdır. Böylece yine merhametine de vücut ülkesinde nasıl vakıf olabiliriz. ErhamerRahimin demek merhametli ama bütün merhamet fikirlerinin bütün merhamet duygularının da en güzeli demektir. Bu mutlak Zata  göre sonsuzdur, fakat mukayyetliği sıfatlara göre ikilikle biraz izah edilebilir. Bu gün en güzel fikir nedir, insansın irşadıdır, madem en büyük eza en çetin cezadır; cezanın karşılığı da merhamettir, çünkü her şey zıttıyla bilinir. O zaman ahmaklık ve cehaletin karşılığı da, Rahmani uyanıklık ve en üytün kemalat ve irfaniyettir… biraz daha açacak olur isek, Rahmani uyanıklığın sizdeki Rabbımın aşkı, irfaniyetinin de zahirinden en büyük ilmin tahsili, batınında Tevhid ilmi ledün tahsilidir, devamında ise ilmelin ötesinde, varlık sahibi artık siz olmayınca kendi vücut ülkenizde idrakınıza yerleşen hissiyat duygu ve fikirdir. Buda bir derya ile aynı terkibe sahib olan damlada yani sizin vücut ülkenizde; tırnağınızdan saç telinize kadar hiçbir zerrenizin incinmesini ister misiniz diye sorsalar, asla dersiniz ya, ve hatta bu merhametin en üstün haline gelince bırakın hiçbir zerrenizin incinmemesini, en yüce en âlâ hali ne ise o halde olsun bütün zerrelerimiz aza ve cevahirimiz dersiniz… İşte bütün bu alemde de var olan her varlığı kendinizdeki gibi idrakınızın aldığı âlâlık ile sevebiliyor iseniz, her varlığa aynı ve daha üstün derecede aşık iseniz; işte varlığınız sizin olmadığından varlık sahibinin ne hissettiğini ne istediğini anlarsınız; ve buna aşkıdır hissidir duygusudur fikridir dersiniz ve bütün zikri de ebediyete kadar artarak devam edecektir. Kab ve kabiliyetler bu aşkını, kendisine olan aşkını özde gördüğü gibi bu söz denen haliyle de seyredene dek sürmektedir sürecektir… Rabbım aynı hissiyat ile hissedar olmayı, aynı duygularla duygulanmayı, aynı fikirlerle fikirdar olmayı ve bu ayniyetin zikredildiği alemde hizmete ayni zikre dahil olmayı tez zamanda bütün insanoğluna peyder pey nasib eylesin inşallah.








                  MÂİDE SÛRESİ 99. AYET

مَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ 

OKUNUŞU          : Mâ aler rasûli illel belâğ, vallâhu yağlemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn.

ZAHİR MANASI: Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.

BATIN MANASI  : Peygamber kelimesi farsçadır, Elçi Nebi ve Müsrsel doğru izahlardır; bu bilgi zahirdir, ortak anlatılmak istenen elçi oluşlarıdır yani elçinin üzerine düşen tebliğdir. Bu da vücut ülkesinde Rabbımın tebliğidir. Tebliğ eden Zatdır, Tebliğ ise Subut sıfatlardan zuhurunu gösterir, Hayat size varlığı anlatır, ilim size O’nu bildirir. İrade size O’na ulaşmadaki aşkı bildirir, Görmek Duymak size idrak etmeyi bildirir, Kelam bütün bunları dillendirmeyi bildirir, ve Tekvinat da bu bildirilenlerle önce içten içe sessizce kendinizi irşad etmeyi yani irşad olmayı, sonrada aynılarını seslendirince başkalarını da irşad etmeyi manevi inşaayı tekvini bildirir. Böylece sizler Zat ve Sıfata mazhar olan bir varlık olarak canlı bir Muhammedii olduğunuzu ve gerek kendinize gerekse diğer varlıklara elçilik yaptığınıza da böylece şahid olmuş olursunuz; bunun için Gerek Resulu Ekrem Efendimizin, gerek Sahabeyi Güzinin, gerek Evliyaullahın gerekse bu gün Mürşid-i Kamillerin ve insanlık için kendini sorumlu hisseden her insanın görevi ancak tebliğdir. Benimsetecek ve benimseyişin vesilelerini hazırlayacak olan o mazhardaki Rabbıdır. Kull Kull’dur Sultan Sultandır. Ve aynı zamanda Zat ve Sıfata mazhar olan vücut içerisinde Tecelli eden Rabbımız olduğuna göre tecelli eden hangi hissi, hangi duyguyu veya hangi düşünceyi gönderdiğini de tecelli etmeden evvelde bilir Tecelli edince de gönderen Tecelli eden olarak bilir, siz ise ancaksın tecelliye mazharsınız… Rabbım cibilliyeti güzel fiillerin icraatı için ulvi Tecellilerine mazhar kılacağı layık bendeler kılsın cümle Ümmeti Muhammedin vücut ülkelerini inşallah.








                MÂİDE SÛRESİ 100. AYET

قُلْ لَا يَسْتَوِى الْخَبٖيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ اَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبٖيثِ فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَا اُولِى الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ 

OKUNUŞU         : Gul lâ yestevil habîsu vet tayyibu ve lev ağcebeke kesratul habîs, fettegullâhe yâ ulil elbâbi leallekum tuflihûn. 

ZAHİR MANASI : (Ey Muhammed!) De ki: “Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.” Ey akıl sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

BATIN MANASI: Hiç vücut ülkesinde his dugyu ve düşüncelerinizin süfli olanlarıyla ulvi olanları açığa çıktığında aynı fiili zuhura getirebilir mi, işte pis ile temiz yani iyi ile kötü yani nefsin süfli yüzüyle ulvi yüzünün zuhuratları asla bir olmazlar. Nefsin çoğulu nasıl olurda hoşa gider süfli tecellilerden; işte burada Kuran-ı Kerim’i iyi okumak yani iyi idrak eylemek lazımdır. Çünkü Kuran-ı Kerim’de öz olarak “iyi olanı yap, kötü olanı yapma” der; onun için arapça bilmeyen bir kişi bile alacağı kararlarda şuna dikkat ederse Kuran-ı Kerim’e uymuş olur; bir konuda karar vereceği zaman o karar hem kendisine hem de karşısındakine ve topluma  faydalı ise onu yapmalı; kendisine faydalı ama karşısındakine ve topluma zararlı ise yapmamalı; kendisine zararlı ama karşısındakine ve topluma faydalı ise yine yapmamalı; kendisine ve karşısındaki ve topluma yani herkese zararlı ise hiç ama hiç yapmamalıdır; işte bunlara dikkat edilir ise faydalı olan yapılmalıdır. İşte buradaki süfli olanın çoğu hoşuna gitse bile dediği yer, bir şey sana faydalı ise senin hoşuna gidiyorsa dediği yerdir. Aslında o senin nefsinin hoşuna giden şey halbuki karşındakine ve topluma zararlıdır; tıpkı kazancın ve varlık sahibi olmanın aşırılığı kişinin hoşuna gitse bile başkalarına yardım ve faydalandırması olmadığından ilerde toplumda tok fazla tok; aç ise daha aç olacak hale geleceğinden iyi dikkat edilmelidir ki bu gün hoşuna gidenlerin yarının hoş olmayan olabileceğini de unutma buyrulmaktadır; Rabbım hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çalışın derken yarın ölecekmiş gibi ahretimizi de unutmamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin inşallah.


Verified by MonsterInsights