Per. Mar 12th, 2026

NİSA SURESİ (1.-50. AYETLER)

NİSA SÛRESİ 1. AYET

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذٖى خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثٖيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذٖى تَسَاءَلُونَ بِهٖ وَالْاَرْحَامَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقٖيبًا 

OKUNUŞU     : Yâ eyyuhen nâsuttegû rabbekumullezî halegakum min nefsiv vâhıdetiv ve halega minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîrav ve nisââ, vettegullâhellezî tesâelûne bîhî vel erhâm, innallâhe kâne aleykum ragîbâ.

ZAHİR MANASI : Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da  eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.

BATIN MANASI : Nefis Allah için, Zat sıfatlarından kıyam bi nefsihi’dir. Yani Allah nefis sahibidir, Allah’ın nefsi Sıfatlarıdır, birliğini şerh eylediği Sıfatlarıdır… Nefsin Aslıda Efal Sıfat Zatdır, aslı bir olan Allah’dır, şerh için birliği bozmayan ikiliği olan Sıfatlarına tecelli eyledi. İnsanat sıfatını aynı özden vücuda getirdi, hayvanat sıfatını aynı özden vücuda getirdi, nebadat sıfatını aynı özden vücuda getirdi, cemadat sıfatını aynı özden vücuda getirdi, bir damla her varlığın özlerinin karışımı mevcudu; özü olan ilk damla bilinmek için iradesiyle 4’e bölündü, işte bu özlerden de Sıfatlarını vücuda getirdi, her özden de cins ve türlerine bölünerek Rububiyetinde esmalar alarak çeşitliliğiyle vücuda geldi, sureten bu çeşitlilik olduğu gibi, sırretende celal ve cemalle yoğrulmuştur tüm varlıklar, bunu vücut ülkemizde, his, duygu ve düşünceyle görmek mümkündür, erkeğine ulvi hissiyat, ulvi duygu ve ulvi düşünceler denir, kadınına ise zıttına dişisine ise, sülfü his, süfli duygular ve sülfü düşünceler olarak sırreten de inşa olundu, ve birbirlerinin zıttı olmaları hasebiyle de birbirlerinden dilekleri irşad olmalarıdır, süflüyet nüzül yönüyle Allah’a göre süfli değil ulviyetin bir an önce bilinmesi için gereklidir, kullara göre ise bu gelen tecellileri seçmede cüz-i irade gösterdikleri içinde mesuliyet vardır. Urucen iyi kötü vardır, nuzulen yoktur… böylece bir özden vücuda gelen iki cins, aynı öze karşı gelmekten sakınmasıyla kullanıldığı yeri daha yüce olması için ehline gider ise gözetleyici yani söz sahibi olanın Hakk tecellisnin her şeyin hakkını vermesiyle ahk ettiği tecelliye mazhar olarak; bu zuhuru mazhardaki kabiliyet arttıkça süflüyetten ulviyete doğru olacağından cehaletten arifiyete, gayriyetten ayniyete, şirkten birliğe, süflüyetten ulviyete, cehennemden cennete, üzüntü stres keder alamadım veremedim çoluk ve çocuk vs. bütün dertlerden huzur ve mutluluğa doğru mesafe katederler. Rabbım bu tarifleri üzere kullanıldığı yeri daha güzel kılmak için ehlinden tahsil ve talim gören ve sonrasından da öğrendiğiyle amil olan kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.




                       NİSA SÛRESİ 2. AYET

وَاٰتُوا الْيَتَامٰى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبٖيثَ بِالطَّيِّبِ وَلَا تَاْكُلُوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰى اَمْوَالِكُمْ اِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبٖيرًا 


OKUNUŞU    : Ve âtul yetâmâ emvâlehum ve lâ tetebeddelul habîse bit tayyib, ve lâ teé’kulû emvâlehum ilâ emvâlikum, innehû kâne hûben kebîrâ. 

ZAHİR MANASI : Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.

BATIN MANASI   : Bu sûreye adını veren kadın Zat için en âlâ sıfat manasındadır; yoksa toplumun bildiği kadını herkes bilmektedir. Yetim olan Zatın tecellisine muhatac olan Sıfattır, fakat diyor vücut ülkenizde bir nefsin iki yüzüyle tecellisi var ya celal ve cemal işte diyor sıfatlarınız Zata layık olan tecellileri seçsin, duygu ve düşüncelerinizin iyileri var kötüleri var, yani helal olanları var haram olanları var, yani size seçildiğinde fayda verenleri var zarar verecekleri var bunları iyi seçin diyor Rabbım. Sabır yerine öfkeyi seçerseniz duygularınızdan o zaman vücut kendisini helaka sürükleyecektir, Tecell-i Eden Zatın tecellilerini de kendinize nisbet etmeyin diyor en büyük günah yani kendinize ve kabullenişinize yapacağınız en büyük kötülük budur… Yücelik ve güzellikleri Rabbınıza nisbet etmek Takvadır, yok o mallar o tecelliler benimdir derseniz o zaman en büyük perde olan benlik perdesini kalınlaştırmış olursunuz ki o zaman da Zatı o mazhardan hiç göremezsiniz buyrulmaktadır. Rabbım Zatına layık Sıfatlarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedin mazharlarını.





                       NİSA SÛRESİ 3. AYET


وَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تُقْسِطُوا فِى الْيَتَامٰى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ ذٰلِكَ اَدْنٰى اَلَّا تَعُولُوا 


OKUNUŞU         : Ve in hıftum ellâ tugsitû fil yetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum minen nisâi mesnâ ve sulâse ve rubâğ, fein hıftum ellâ tağdilû fevâhıdeten ev mâ meleket eymânukum, zâlike ednâ ellâ teûlû.

ZAHİR MANASI : Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın.  Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.

BATIN MANASI : Kız demek henüz gönül labaratuarından yeni tecelli etmiş hakkın yeni bir zevki ilahisidir; buna arifler sohbetlerinde çokça şahid olurlar, çünkü kız mana itibariyle teşbihte kız gibi manası olan henüz yeni tecelli manasındadır, velisi olduğu halde neden o tecelliyle evlenememektedir, o tecelli henüz o arifin haline yerleşmiş bir ahlakı hamidiye değil ise onun hakkında sohbet ederken sakınır kendisinde olmayan bir haldir onu anlatır ama evli değildir yani onu yaşamına dahil edip daimlikle o hal kendisinden görünmemektedir… eğer böyle ise diyor henüz sizin olmamışsa o yücelik ve güzellik o zaman diyor helal olan yani sizin olmuş olan diğer yücelik ve güzelliklerle daha yakin olun, mesela ben haramdan bahsediyorum ve gerçektende haramdan sakınanım işte o kız gibi bir tecelli olan haram bana yakışan bir tecellidir, fakat yalandan bahsediyorum insanları irşad ediyorum bu konuda ama henüz yalansızlık bende % 100 tecelli etmiyor ise ondan uzak dur diyor eski eşlerin sıfatına layık olan yüceliklerden istifade et diyor o hal sende henüz yerleşmemiş diyor. Yada diyor bunu da yapamıyor isen o zaman 1 eş al bu daha hayırlıdır diyor; yani bütün bahsettiğin Allah’ı bildiren kız gibi yüce yeni tecellilerden bahsedersin ama diyor bunlardan işlediğin en güzeli ve sende yer edenden çokça bahset, bahset ki tutarsız olma sözünle davranışın birbirini tutusun buyrulmaktadır, o zaman 1 eş olan bende hem bildiğim hem yaşadığım Rabbımın en yüce tecellilerinden hangisinden bahsederim diye kişi kendisine sorduğunda hem bilip hem amil olduğunu kendisine eş seçmeli ve ondan bahsetmelidir buyrulmaktadır, yoksa toplumun bildiği gibi nefsani ve çarpık ilişkiler bağlamında söz edilen hallerden bahsetmemektedir ayeti kerime; çünkü Allah sizdeki süfli bir nefisle bakan ve ona göre idrak sunan değildir ne cennette koca memeli huriler yeşil gözlüsünden nede kılmanlar bulamazsınız; ayetlerin manalarına vakıf olmadıkça nefsinizin duygusal zekanızla çizdiği hayal ve zanlarınıza inanır ve imanınızı da kendiniz üstüne üstlük mukavemetli sayarsınız. Allah’da memeden kasıt südü ilmi ledünü, yeşilden kasıt şeriat bakışını idrakını; hakikatle şeriatın birlendiği bir sıfat en büyük irfaniyet mutluluk ve cennetinizdir dediğini; kast ettiğini öğrenmedikçe öyle bir sıfatı kendine eş edemeden ömrünü bitireceksin unutma diyor… Rabbım evvela nefis tezkiyesiyle Ehli Tevhidden layıkıyla bir tahsil görmedikçe Hakk ve hakikatten nasibimizi almadıkça bizleri can yakan bir doktor, din yıkan bir alim eylemesin. Rabbim Ehlinden usulünce irşad olup usulünce irşad eden kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.





                       NİSA SÛRESİ 4. AYET


وَاٰتُوا النِّسَاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً فَاِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَیْءٍ مِنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنٖيپًا مَرٖیٔاً 


OKUNUŞU         : Ve âtun nisâe sadugâtihinne nıhleh, fein tıbne lekum an şey’im minhu nefsen fekulûhu henîem merîâ. 

ZAHİR MANASI : Kadınlara mehirlerini (bir görev olarak) gönül hoşluğuyla verin. Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin.

BATIN MANASI  : Erkek Zat, kadın ise sıfattır, kadına mehri vermek onun geleceğine garantör olmaktır, Zat sıfata senin Zata layık olmanın liyakat bedelini Tecellim olan mehrimle tayin eyledimder… farzı mehal 300 gr altınla değerle belirlerim; bunu da İrademle Gönül hoşluğumla rızamla yapar sende tecelli ederim der; Sıfatta kemalat ve irfaniyet gereği eğer idrak ederde bu filler benim değil, derse bir yüz gramı geriye verir, efal yüzünden tecelli edeni idrak eder, bu sıfatların mefsufu selbi, sabit ve zat sıfatlarında sahibi Rabbımdır der ise, diğer 100 gramı da sahibine geri verir, sıfat yüzünüde idrak olur ki bu da kendi isteğiyledir idrakıyladır sıfatın, bir diğer 100 gramın da geri verilmesi de vücudun da vücudullah oluşunun idrakıdır ki bu yüzüyle de layıkıyla ifna eder ve idrak eder ki ben dediğim varlık ilahi varlığın mutlak zatından bir cüzmüş der ve tecelli zat yüzüyle de onu idrak eder ve böylece Allah’ın sıfata layık Rahman sıfatım demesi için koyduğu mehri tecellisiyle batınen vermiş, idrak edişiyle zahirende sıfat bunu kendine nisbet etmeyişiyle almış olur, ve görür ki varlık sahibi O’dur der. Böylece gönüllü olarak varlığı sahibine vermiş olur. İşte Zatında layıkıyla o mehri yemesi Zaten Zatın tecellisi olduğundan bunun Sıfatından zevkiyle seyri de onu afiyetle yemesidir ondan tad almasıdır zevklenmesi aşkıdır. Rabbım bu idrak şuhud ve zevklerle ayetlerine vakıfıyet ve bu alemde zevk ile daim bir yaşam nasib eylesin cümle Ümmeti Muhammede.




                       NİSA SÛRESİ 5. AYET

وَلَا تُؤْتُوا السُّفَهَاءَ اَمْوَالَكُمُ الَّتٖى جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فٖيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا 


OKUNUŞU       : Ve lâ tué’tus sufehâe emvâlekumulletî cealallâhu lekum gıyamev verzugûhum fîhâ veksûhum ve gûlû lehum gavlem mağrûfâ.

ZAHİR MANASI  : Allah’ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin. O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

BATIN MANASI : Mürşid-i Kamillerdeki Rabbımın tecelli eden mazharındaki yücelik ve güzellikler, ruhun geçiminde ve tecellileriyle de Sıfatların geçimi ve dolayısıyla da kişideki isnad ve kabiliyet gelişimiyle zahiri geçimde kendisini gösterecektir; peki aklı ermeyene verilmemesi nedir, işte kişi idrak edemediyse zaten bildirdiğinizi anlamaz, ona yük olur, idrak edeceği seviyeye inerek onun anlayacağı kelamlarla Hakk ve hakikati ona anlatınız buyrulmaktadır, yani Hakkel yakin bir Mürşid-i Kamil ancaksın her bir varlığın yerini gören ve ona göre kelamlarla örnek ve izahlarla aynı hakikati ona göre dilimleyerek besleme yaparlar… bilen için bir dilim ekmeği de anlatmak ekmeği anlatmaktır, tümünü de anlatmak aynı nimeti anlatmaktır. Bunun için arifler çiğneyip yutulabilecek lokmalarla idrak edilebilecek kelamlarla yavaş yavaş avamı da saliki de bir dem nefse arifi de yukarıya doğru taşırlar. Beslemesi zikirle nefis tezkiyesi yapıp ruhunu doyurur, giydirmesi evvela varlığından soyup sonra hakkın varlığıyla var olmayı idrak ettirmesidir. Ve böylece söze gelen fiilullahın tecelliyi ilahinin ne güzel olduğunu görmeleri onlara söylenmiş en güzel söz bildirilmiş olan en güzel hakikattır. Rabbım bu idraklarla idraklanmayı ve daim bu zevkler üzere kull olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.




                       NİSA SÛRESİ 6. AYET

وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَاْكُلُوهَا اِسْرَافًا وَبِدَارًا اَنْ يَكْبَرُوا وَمَنْ كَانَ غَنِیًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقٖيرًا فَلْيَاْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَسٖيبًا 


OKUNUŞU         : Vebtelul yetâmâ hattâ izâ beleğun nikâh, fein ânestum minhum ruşden fedfeû ileyhim emvâlehum, ve lâ teé’kulûhâ isrâfev ve bidâran ey yekberû, ve men kâne ğaniyyen felyestağfif, ve men kâne fegîran felyeé’kul bil mağruf, feizâ defağtum ileyhim emvâlehum feeşhidû aleyhim, ve kefâ billâhi hasîbâ. 

ZAHİR MANASI: Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.

BATIN MANASI: Yetim kimdir; en büyük yetim Resulu Ekrem Efendimizdir. Çünkü batın manada yetim varlığı olmayana denir. Kim ki Efalini, Sıfatını ve Zatını Hakka vermiş ise onun varlığı kalmaz, varlığı kalmayanın sahibi Rabbı olur böylece zahirde onun ne annesi ne babası kendisi kalmadığı gibi hiçbir varlığında zahir makamında ve kendine nisbet eylediği esmasıyla varlığı da kalmaz, reşid olmaları yaşlarının tutmasıdır, buda zahir yaşı değil kemal yaşıdır, idrakların kemale gelme halidir. Kim idrak eder ise onun bostanı bilen bostancı olarak Efendisi mazharından Rabbı görür ve dener. Böylece kemale geldikçe idrak ettikçe tecellerine mazhar olur, kim layıkıyla ifna eylerse fillerini o nasibi olan tecelli efale mazhar olur; ve yine malları olandan kim ki layıkıyla sıfatlarını selbi, mefsuf ve zat sıfatların idrakıyla, layıkıyla ifna eyledi oda tecelli sıfata mazhar olur payını ve mallarını alır, ve yine kim ki layıkıyla zatını ifna eyledi oda tecelli zata mazhar olur ve mallarını hak edişeleriyle varlıklarını ifnalarıyla giyerler. Zengin Allah’tır, Fakir varlığı olmayandır, Zengin olan Zat ihtiyaç sahibi olan Sıfatta tecelli eder; fakirde hakkı olan kadar tecelliye mazhar olacaktır, ilimle ifna eden ilmin tecellisine, şuhudla ifna eden şuhudun tecellisine, zevkle ifna eden zevklerin tecellisine mazhar olur; mallarının şahid ile kendilerine verilmesi de, hilafetin yani fakirin zengin olduktan sonra fakirleri nasiblendirmesi de  meclislerde icazetnamesiyle ve ihvan kardeşlerinin şahidliğinde olmasının delilidir. Rabbım layıkıyla Kuran-ı Kerimi’ni okumayı ve layıkıyla anlayıp amil olmayı hakikatlerin sadrında nasıl gizlendiğinin idrakını da cümle kullarına ihsan eylesin.




                       NİSA SÛRESİ 7. AYET


لِلرِّجَالِ نَصٖيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَاءِ نَصٖيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ اَوْ كَثُرَ نَصٖيبًا مَفْرُوضًا 


OKUNUŞU         : Lirricâli nasîbum mimmâ terakel vâlidâni vel agrabûn, ve linnisâi nasîbum mimmâ terakel vâlidâni vel agrabûne mimmâ galle minhu evkesur, nasîbem mefrûdâ. 

ZAHİR MANASI : Ana, baba ve akrabaların (miras olarak) bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana, baba ve akrabaların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır.  Allah, bırakılanın azından da çoğundan da bunları farz kılınmış birer hisse olarak belirlemiştir.

BATIN MANASI : Mürşid-i Kamil fena mertebelerinde anne beka mertebelerinde babadır; akrabalıkları ise o mazharlardan tecelli eden Rabbımın yücelik ve güzellikleridir, çünkü akraba demek çeşitlilik ve fark ve sıfatlar alemi demektir, bir zatın akrabalığı da Sıfata tecellisiyle namutenahi yücelik ve güzelliklerini zuhura getirmesidir. İnsan kendi Zatı ali olarak mutlak zattan bir pay almış cüzül zattır, kadın olarak da Mutlak Sıfat olan Allah Sıfatından esma çeşitliliğince cins tür ve butün eşyada cüzül Sıfatlar olarak bir pay almışlardır. İster denizden bahsedin ister bir damla olarak kendinize bakın, iki payda bir bütün olarak sizde vardır; tıpkı bir elmanın iki payı olan iki yarımın bir olması Tevhidi gibi. İşte İnsan Tevhiddir…  Allah birdir demek ayrı 1 Allah vardır demek değildir, BERABERDİR demektir, yani bunca sıfatla Zat aynı vücutta birliktedir demektir. İster biz cüzdeki birliğine bakın isterseniz de bütünü olan vacibül vücuduyla idrak edin aynıdır. Yani Zat onun Mutlak Zatından bir cüz Sıfat onun Mutlak Sıfatından bir cüzdür. Rabbım bu idraklarla idraklanıp bu zevklerle zevkidar bir hayat sürmeyi cümle sıfatına cümle kuluna nasib eylesin.




                       NİSA SÛRESİ 8. AYET


وَاِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ اُولُوا الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا 


OKUNUŞU         : Ve izâ hadaral gısmete ulul gurbâ vel yetâmâ vel mesâkînu ferzugûhum minhu ve gûlû lehum gavlem mağrûfâ.

ZAHİR MANASI : Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin.

BATIN MANASI : İşte toplumun cennet hakikatini sorduklarında aldıkları cevabın arkasında yatan sır… Ya Rasulallah cennete girmek için ne yapmak lazım dendiğinde, mümin olmak lazım cevabını alanlar’ın içlerinden bazıları ise daha istek ve aşk dolu olduklarından hemen sordular mümin olmak için ne yapmak lazım.. cevaben: kendisi için istediğini başkaları içinde istemeyen mümin olamaz buyruldu… İşte pay düşmeyenler ise bu başkları olanlardır. İşte herkes için kendimizdeki halin daha güzelini onlar nasıl elde edebilirler diye çalışır ve mücadele eder isek o zaman bu gün onlar için; mallardan bir şey denenler, gönül almalar, ufak irşad rızıkları yarın birike birike onları da sultandan payidar eyler, işte toplum içinde bu alem içinde Rabbımın yegane istediği budur, bütün sıfatlarının her dem bulunduğu yerden bir adımda olsa irşadla yardımla daha ileri gidebilmesi için irşadı, bu aşk daha yüce bir aşktır diğer aşklara ve sevgilere göre, hem mürsel şuurla örtüşür, hem de herkesi sevmenin Hakkel muhammedii’liğidir, hem de herkes denen her zerrenin aşkla Mutlak olan Zata en layık Sıfat olmasını isteme en yüce muhammedii’liktir ki ancaksın canlı olan Muhammed o zaman vücüd ülkesinde görülür. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ihsan eylesin bu hal üzere olmayı.





                       NİSA SÛRESİ 9. AYET


وَلْيَخْشَ الَّذٖينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُوا عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا اللّٰهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَدٖيدًا 


OKUNUŞU      : Velyahşellezîne lev terakû min halfihim zurriyyeten dıâfen hâfû aleyhim felyettegullâhe velyegûlû gavlen sedîdâ.

ZAHİR MANASI: Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, (yetimler hakkında da) ürperip korksunlar. Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler

BATIN MANASI: Geriye bırakılan zayıf çocuk, kemale gelmemiş ihvandır, ilmel yakinde bir icazatlı halifenin de eksik ve zayıf olabileceği gibi, şuhuden aynele adım atmış olsa bile yaşamında birçok zayıflıkları olanlarda geriye bırakılan zayıf çocuklarıdır Efendilerinin, Mürşid-i Kamillerin. Bu yüzdendir ki, Ehli için büyük mesuliyet vardır Emaneti devam ettirecek olanda kendisini hemen hemen bir tamam görebilmesi ancaksın yerine bırakılan veya geriye yani ondan sonra devam edecek olan olmalıdır. Allah’a karşı gelmekten sakınmaları ise karşı olmak ikiliğe inmektir, tekrar asla ve asla dikkat etsinler de hayal ve zanna çıkmasınlar Allah ayrı ben ayrı demsinler diye de ikaz buyrulmaktadır. Çünkü avamın zannı olduğu gibi bir demden sonrada arifin Zannı da vardır. Bunun için sözün doğru olması yaşamın aynelin ve ilmin, zevk şuhud ve batın ilimle birbirini doğrulaması esastır. Rabbım bildirilen bu haller üzere yetişmeyi ve layıkıyla bir Rahman sıfat olmayı Ümmeti Muhammede ihsan buyursun.





                     NİSA SÛRESİ 10. AYET


اِنَّ الَّذٖينَ يَاْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْمًا اِنَّمَا يَاْكُلُونَ فٖى بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ سَعٖيرًا 

OKUNUŞU     : İnnellezîne yeé’kulûne emvâlel yetâmâ zulmen innemâ yeé’kulûne fî butûnihim nârâ, ve seyaslevne seîrâ.

ZAHİR MANASI : Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir.

BATIN MANASI : Buradaki yetim ise babası olmayan yani henüz bekada gönlünde Tecelli zat ile Rabbını Rahman sıfatından bulmayan, Tecelli Sıfat ile Rahman Sıfatlarını giymeyen ve Tecelli Efal ile Rahmanın Filleriyle zuhura gelişine vakıf olmayan haliyle bir salik yetimdir; annesi vardır fena tahsilinde bulunmuştur ama henüz hicapları açılıp şuhud sahibi olmadığından babası yoktur… burada dikkat edilecek olan ilimle fena ve bekayı tahsil edenlerden de hicapları açılıp aynele geçemeyenlerde henüz yetimdir babasızdır; bu yüzden de ilahi ilimlerinde sonuncusu olan melamet şöyle bir tabir kullanır, Melamilik aynelyakinden başlar der Ehli Tevhid ve Ehli Melamet; işte burada ateşe tabi olanlarda ehil olmayan Mürşidlerdir tam kemalata sahib olmasa da Mürşiddir, fakat bunların mallarını yemesi ise kendi menfaati için salikleri çalıştırıp onlara hakk ve hakikat tahsillerinde önlerini açmazlar, etrafları azalırsa sayıca kendilerindeki özelliyet eksilir sanırlar, bunlar aslında iç dünyalarında azap içerisindedirler, avama göre mutludurlar ama Ehli Arife göre içlerinde Tam bir vakıfıyet olmadığından hala Allah ayrı kendileri ayrı ibadet ve taat içerisinde olduklarından hicaplarını tam açamadıklarından ateşler içerisindedir halleri. İnsanlar ateşler içinde deyince duygusal ve hayali zakalarıyla bir cehennem yaratır hemen içine insan sokarlar, halbuki hakikatte en büyük cehennem Hakk ve Hakikatten uzak kalmaktır. Rabbım Hakikat azabı olan içerimizdeki cehalet yangınından bizleri hicaplarımızı Ehline giderek açmakla muhafaza buyursun.





                     NİSA SÛRESİ 11. AYET


يُوصٖيكُمُ اللّٰهُ فٖى اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ فَاِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُ فَاِنْ كَانَ لَهُ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٖى بِهَا اَوْ دَيْنٍ اٰبَاؤُكُمْ وَاَبْنَاؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرٖيضَةً مِنَ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٖيمًا حَكٖيمًا 


OKUNUŞU         : Yûsîkumullâhu fî evlâdikum lizzekeri mislu hazzıl unseyeyn, fein kunne nisâen fevgasneteyni felehunne sulusâ mâ terak, ve in kânet vâhıdeten felehen nısf, ve liebeveyhi likulli vâhıdim minhumes sudusu mimmâ terake in kâne lehû veled, feil lem yekul lehû veleduv ve verisehû ebevâhu feli ummihis sulus, fein kâne lehû ıhvetun feli ummihis sudusu mim bağdi vasıyyetiy yûsî bihâ ev deyn, âbâukum ve ebnâukum, lâ tedrûne eyyuhum agrabu lekum nef’â, ferîdatem minallâh, innallâhe kâne alîmen hakîmâ. 

ZAHİR MANASI : Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır.  Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI : Aynel yakine erene iki dişi yani cemal ve celal sıfat tecellilerinin idrakı, ilmel yakine erenlere ise 3 te 2 si, fena-i zatı idrak edemediklerinden fena-i efal ve fena-i sıfat idrakı kadar nasib. Ölenin geriye bıraktıkları bunlardır, ölmeden evvel ölen Mürşid-i Kamil tecellilere mazhariyet olarak geriye yani kendisinden sonraki saliklere hak ettiklerini verir. Hak ettiği oranda tecelliye idraka mazhar olur, bu erkek olsun dişi olsun fark etmez zahir erkek veya dişilik değil, idrakı ilerde olana erliğe erene erkek; idrakı henüz erliğe erecek nisbette olmayanlara ise dişi yani henüz ikilikte olanlar denir. Ölenin borcundan sonra derken nasıl olurda varlığını verdiği halde borcu olsun, işte ölenlerde çeşitlidir; ilmel mi ölmüşler aynel mi ölmüşler hakkel mi ölmüşler buna göredir borçları, çünkü tevhid 4 kez bitirilir. İlimle şuhudla zevkle ve kendisini alemde seyretmekle. Bu borçlarını ödedikten sonra yani hangi demde ise bu demden geride kalan anne babasına yani halifesine artık annede babada ondan sonra gelendir. Çekirdek zat iken ifna olunca artık zat gelecek meyvedekidir. Böylece 6 da bir yani. 6. Pay olanı verir cemmülcem makamından payesini verir; geri kalan evlatları da ademe secde eden diğer saliklerdir. Onlara da diğerlerine de her bir makamın nazarı ile bakar yani bu payeleri ihvanlarında tecelli ettirir. Baba ve oğulardan hanginsin daha faydalı olacağına gelince bu zahiren bunca evliya ve enbiyadan ve sahabeyi güzinde de görüldüğü gibi; bazı evliyaullahın talebesi kendisini geçmiştir, işte efendiden veya halifesinden hangisinin daha faydalı olunacağını tecelli eden olarak Zat bilir, bu yüzden her birisine payeleri verilir ve daha sonra beslendikleri sulandıkları nisbette dahasından payidar ve yahut payesinden nasibsiz olabilir. Rabbım cümle Mürşid-i Kamilleri Resulu Ekrem Efendimizdeki tecellilerinde olduğu gibi en yüce tecellilerine mazhar kılsın bu demde de, onlardan nasib alan selef ve halifeleri de ve onlara da ihvan olacakları da bütün yücelik ve güzelliklerinden cömertçe ve samimice nasibdar kılsın.




                     NİSA SÛRESİ 12. AYET

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٖينَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ فَاِنْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِى الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَا اَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ حَلٖيمٌ  

OKUNUŞU         : Ve lekum nısfu mâ terake ezvâcukum il lem yekul lehunne veled, fein kâne lehunne veledun felekumur rubuu mimmâ terakne mim bağdi vasıyyetiy yûsîne bihâ ev deyn, ve lehunner rubuu mimmâ teraktum il lem yekul lekum veled, fein kâne lekum veledun felehunnes sumunu mimmâ teraktum mim bağdi vasıyyetin tûsûne bihâ ev deyn, ve in kâne raculuy yûrasu kelâleten evimraetuv ve lehû ehun ev uhtun felikulli vâhıdim minhumes sudus, fein kânû eksera min zâlike fehum şurakâu fis sulusi mim bağdi vasıyyetiy yûsâ bihâ ev deynin ğayra mudârr, vasıyyetem minallâh, vallâhu alîmun halîm.

ZAHİR MANASI : Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer.  Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin  yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah’ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

BATIN MANASI : Henüz ihvanları yok ise, kendi sıfatlarının bulduğu kemal mutluluğundan zat yine payidardır. İhvanları üzerinde tecellilerini zuhur ettirmiş ise, 4. Mertebedeki cem mutluluğu zatındır. Ölen hanımı yani sıfatlarındaki eski kemalatı tamamlanmamışsa, yani ilmel yakinlikte bir haylığı, ilmel yakinlikte bir ilmin tecellisini, ilmel yakinlikte bir iradenin varlığını vs. diğer bütün subut sıftlardaki ilmel yakinliği tamamlamamışsa ilmel yakinliği tamamlamış ayneli eksikse veya ayneli tamamlamış sıfat deminde yaşamı o sıfatlardan görünmüyorsa yani hakkeli tamamlamamışsa eski borcudur bu, sıfat mertebesindeki, bunları öder eski hanımına da borcunu ödemiş olur, ve yine eğer çocuğu yani veledi kalbin kesretteki zuhuru olan kemal bulmuş ihvanı yok ise 4’te birini, 8 sıfatı subutiyeden, herkeste bulunabilecek olan 1 hayat 2 ilim 3 semi 4 basar olanı tecelli ettrir. Bu her ihvanda bulunur. kemal bulan halifesi var ise bunların yanına kemal için gereken, 5. İrade 6. Kudret 7. Kelam 8. Tekvin. Kemalat için mutlak iradeye, Zatın kudretine ve kelam sıfatı açılarak, kelam sıfatıyla kulaktan gönüle inerek kabullenişindeki tekvinatı ayarlar söylenen sözün kişideki tesiri ile, ve böylece vahdetteki fiilullah ile kesret vücut hareket etmeye başlamış olur… Bu pay halifesine aittir. Ve yine fena metresinde değilde 4’te bir olan paydan, halifeside olmayacak ise ahadiyetten vermez. Onada diyor 6 ta bir, yani meratibin 6 makamını tamamlattırır, görev vermez bu zevkle yaşatır. Birden fazla halifesi bulunur ise miras olan… “verasetül enbiya” olan Mürşid-i Kamiller Allah’ın tüm yücelik ve güzelliklerini tecelli ettirdikleri Mürsel Nebi ve Elçilerinin bu günkü varislerdirler, birden fazla olan halifelerinin de her birinde Allah’ın 3 tecellisine mazhariyetle görevlendirir. Tecell-i Zata Tecell-i Sıfata ve Tecell-i Efale mazhardırlar. Bunların erkek veya kız kardeş olmaları ise bazı evliyaullah zatiyyün velidir bazıları sıfatiyyün velidir. Bu günde bazı halifeler Zatiyyun halifedir bazıları da Sıfatiyyün halifedir. Rabbım Mürşid-i Kamiler mazharından bu taksimatını hakkıyla verendir. Samimiyetimizde eksiklik olmazsa bile kabiliyetimizdeki eksikliklerin izalesi için bizlere daima halim olsun mühlet versin versin ki Zatına daha layık Sıfat, mazhar eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.





                     NİSA SÛRESİ 13. AYET

تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ 


OKUNUŞU       : Tilke hudûdullâh, ve mey yutııllâhe ve rasûlehû yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, ve zâlikel fevzul azîm.

ZAHİR MANASI : İşte bu (hükümler) Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.

BATIN MANASI    : Bu hükümler Vahdet Aleminde verilirken hem vahdetteki batın manaya hitab etmekte hem de kesretteki zahir manaya hitab etmektedir, böylece her hüküm idrak edileceği her mazharın ihtiyacına cevap olmaktadır. Yani zevkle yazılan Kuran-ı kerim’in hükümlerinde zevk sahiblerinin ihtiyaçları, aynı zamanda zevkin içerisinde olan şuhud sahiblerinin ihtiyaçları ve aynı zamanda da şuhdunda içerisinde olan ilim sahiblerinin de ihtiyaçları karşılanmış olmaktadır. Fakat iyi bilinmelidir ki, ilimin içerisinde aynel, aynelin içerisinde de zevk yoktur, ama zevkin içerisinde her ikiside vardır. En büyük cennet de ilim cennetinin yanında şuhud cenneti onun da yanında ikisinden de âlâ olan zevk cennetidir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede ebedi mutluluğu zevki olan daim bu idrak ve zevklerle zahirinde bedenen vücuttan vücuda  batınında ruhen gönülden gönüle teşri ile bakilik ihsan eylesin.




                     NİSA SÛRESİ 14. AYET


وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فٖيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهٖينٌ 


OKUNUŞU         : Ve mey yağsıllâhe ve rasûlehû ve yeteadde hudûdehû yudhılhu nârân hâliden fîhâ, ve lehû azâbum muhîn.

ZAHİR MANASI      : Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.

BATIN MANASI     : Hakk tecellisiyle Rahman sıfatından bildirdiği ve ayetlerle sabit olan zahirini anlayanlara zahirden hüküm, batınını anlayanlara batından her ikisini yerinde anlayanlarada Tevhidi hüküm olan bunca yaşamdaki ahkam nerede nasıl davranılacağı ve kalp sahibi olmanın esaslarıyla bildirilen Rabbının tecellisine tecelliyle cevabı olan hakikatleri bu vücut ülkesinde nasıl yaşam halinde zahire getirdiği ve bunlara kul olarak sıfatların nasıl uyacağı bellidir. Buna karşı gelmek olan farklı fikir ve idraklarla vücudu olması gereken yerin dışında kullanmak zaten kişinin huzursuzluğu mutsuzluğu irfaniyetsizliği olur ki buda onun cehennemidir. Rabbım hükmüne uygun mazharlar kılsın cümle Ümmeti Muhammedin mazharlarını.




                     NİSA SÛRESİ 15. AYET


وَالّٰتٖى يَاْتٖينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ اَرْبَعَةً مِنْكُمْ فَاِنْ شَهِدُوا فَاَمْسِكُوهُنَّ فِى الْبُيُوتِ حَتّٰى يَتَوَفّٰيهُنَّ الْمَوْتُ اَوْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لَهُنَّ سَبٖيلًا 


OKUNUŞU       : Vellâtî yeé’tînel fâhışete min nisâikum festeşhidû aleyhinne erbaatem minkum, fein şehidû feemsikûhunne fil buyûti hattâ yeteveffâhunnel mevtu ev yec’alallâhu lehunne sebîlâ.

ZAHİR MANASI : Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın).

BATIN MANASI  : Kadın Sıfatlarımızdır, onların zina etmesi helali dışında biriyle ilişkiye girmesidir, buda salik tabi ve teslim iken, Efendisinden başka bir Efendiye daha bağlanması zina olur çünkü bir gönülde bir sevgili olur,  peki; derseniz eğer sevgilileri birlemiş Tek Rahman Sıfattan gönlünde bulan ise bunun zinası nedir, Sıfatları o zatın emrinde değil de nefsin emerinde kullanması kadın olan sıfatlarına tek eş olan ruha hizmette değil başka bir eş olan nefsin emrine vermesidir ki buda onun zinasıdır. Birinci şahit ariflere his, 2. Şahid duyguları zahir ve batın, 3. Şahid düşünceleri ve fikirlerinin durumu 4. Şahid ise bu müşterek halin idrakıyla verilen karardır. Bunlar arife zahir ve ayan hallerdir kişi nefsini bilicidir. Eğer bunlar fiile dönüştüğünde de süfliyet görülüyorsa ki böyledir eğer zina varsa o zaman şahitler ariflerde de tesbitini yapmıştır; salikte bu şahitler nedir, iç güdüsünde Efendisinden kopması, idrakında dağılma, teslimiyet zayıflığı, en sonda da uzaklaşması; içimizden 4 şahitte budur. Çünkü sırretinize bakın ya hisle bilirsiniz Allah’ı ya duygularınızla verdiği mesajla, ya Peygambere fikirle bildirdiğine vahiy, size bildirilenlere de ilham, ilhamda mutlaka yine vücuda tecelliyle görülür, yada en son net olarak bunların hissi müşterek denen ortak idrakla bilinir; bunları elle tutamazsınız ama inkarı da mümkün değildir çünkü latif alemin varlıkları vahdet alemindeki haberleşmeler böyledir. İşte onların böylece evde tutulması bu süfli hallerin düzelmesi için Ya zat tecellisiyle onlara bir idrak yolu olan; sırretde his, duygu ve düşüncelerini değiştirerek bu sıfatları süfliyetten ulviyete doğru yönlendirecek sırretten irşad ile ya böyle olacak, yada ölüm gelecek yani suretten bir Mürşid-i Kamil vasıtasıyla Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmakla idraken varlık sahibi kendisi olmadığını görünce artık vücut ve nisbet edilen tüm selbi subut ve zat-ı sıfatlar Sahibine hizmet edeceklerdir. Rabbım Cümle Ümmeti Muhammede hem Sırreten hem de Sureten tez zamanda tecellisiyle yüzünü layıkıyla Rabbına dönmeyi nasib eylesin.





                     NİSA SÛRESİ 16. AYET

وَالَّذٰانِ يَاْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَاٰذُوهُمَا فَاِنْ تَابَا وَاَصْلَحَا فَاَعْرِضُوا عَنْهُمَا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ تَوَّابًا رَحٖيمًا 

OKUNUŞU       : Vellezâni yeé’tiyânihâ minkum feâzûhumâ, fein tâbâ ve aslehâ feağridû anhumâ, innallâhe kâne tevvâber rahîmâ. 

ZAHİR MANASI: Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

BATIN MANASI: İncitip kınamak kişinin vücut ülkesinde kendisinin hissi olan pişmanlık hissiyle batın telkinat yapar kendisine ve nedamet hissi duyar, her ikisini neden diyor bir önceki ayeti kerimede kadınlarınızdan diyordu ama ayırmıyordu sadece, oysa kadının demek iki çeşidi oluyormuş batında birisi fena mertebelerindeki sıfatlar diğeri beka mertebelerindeki sıfatlar, öyle ilginçtir ki anlasak da anlamasak da okuyup geçeriz Kuran-ı Kerimi bakın bir önceki ayette ikisini de incitin birsi şudur birisi budur demezken şimdi ise 2 cins olduklarını söylüyor çünkü birisi belirtildiği gibi saliktir fenadadır, diğeri ise beka görmüştür ama henüz zatın her tecellisine mazhar olamıyordur tecelli eden  vücuda başka his başka duygu ve başka fikirle güzel olanı bildirirken o kendi fikrini yapmaktadır, işte bunlara diyor ki her ikisine de bu halinden nedamet duy, fenadaki nedametle birliğe er, birlikteki nedametle de birle daha bir ol mesajı vardır. Zaten bildirilen gibi nedamet duyup da kişi kendi halini sırreten ve sureten düzeltir ise o zamanda zaten kınanmasına gerek kalmaz yani kendisi artık nedamet duyacağı bir pişmanlığı kalmamış olur. Zat böylece diyor ki o vücuttaki tövbe bana duyulan nedamet hissidir, sizi hisle yıkar hisle yaparım madem zat ayrı sıfat ayrı değildir sizlerde kendi ruhaniyetinize hangi hissedişler faydalı hangileri zararlı bunları bilin bunlarla birle bir olun bunlarla birden uzak kaldığınızı görün uzaklaşmayın diyor. Rabbım sırretimizdeki vahdet alemimizdeki vakıfıyetimizi Resulu  Ekrem Efendimizin vücut ülkesindeki vakıfıyetleri derecesince kılsın inşallah.





                     NİSA SÛRESİ 17. AYET

اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذٖينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرٖيبٍ فَاُولٰئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖيمًا حَكٖيمًا 


OKUNUŞU        : İnnemet tevbetu alallâhi lillezîne yağmelûnes sûe bicehâletin summe yetûbûne min garîbin feulâike yetûbullâhu aleyhim, ve kânallâhu alîmen hakîmâ.

ZAHİR MANASI  : Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI  : Yani insan cahili olduğunun irfaniyetsizliğinin eziyetini çeker, tövbesi ondan nedamet duymasıdır, kendisiyle Rabbı ayrı değil, Rabbı zatı ben dediği Rabbına sıfatdır, Hakk mertebesinde de hakkıyla yapmak ahadiyet zevkiyle zevkiyab olanlarda ulvi bir ah çekmenin bir zevke daha kapı açması olduğu gibidir. Ayrı değil ki vücut özden, ten ruhtan beden sahibinden, hissetmek senden hissedenindir, yani hangi hissine hangi hisisyle cevab olacağını öyle güzel anlatıyor ki aranan bulunmuştur bizzat… Tecelli eden O, tecelli O, tecelelli olunan da O.  Daha açık ahh bende de Muhammedi ahlak görünse diye içten içe ah çeken bir vücutta tebdilat başlar, vesileler ayarlanır avamsa ariflerle tanışır, az arifse ehlini bulur, ehilse hangi zevke iç çekiyorsa zamanla içindeki duygu ve fikirler ve tefekkürle samimi bir iç çekişse zamanla çalışsın gayret etsin kendisindeki çabanın da sahibi kendisinden kendisine tefekkür kapılarını da açarak evvela idrak sonra zevk sonrada daimliğiyle kalıcı kılar o yüceliği; böylecede ihsan eylemiş olacaktır. Rabbım nasıl ki ayeti kerimelerde hükmünü hikmetini ve kaidelerini böyle açık ve net bildiriyorsa bu günkü Mürşid-i Kamillerin dilinden de canlı Kuran-ı Kerimlerden de böyle açık ve net hatta daha anlaşılır bu günkü manalarıyla bildirmektedir. Rabbım ehliyle yoldaş, haldaş, candan ve kabirdaş “gönüldaş” olmayı cümle Ümmeti Muhammede ve islamı mübine nasib eylesin.




                     NİSA SÛRESİ 18. AYET

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذٖينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّپَاتِ حَتّٰى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّٖى تُبْتُ الْپٰنَ وَلَا الَّذٖينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ اُولٰئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا 


OKUNUŞU       : Ve leysetit tevbetu lillezîne yağmelûnes seyyiât, hattâ izâ hadara ehadehumul mevtu gâle innî tubtul âne ve lellezîne yemûtûne ve hum kuffâr, ulâike  ağtednâ lehum azâben elîmâ. 

ZAHİR MANASI: Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır

.BATIN MANASI : Yaptığından nedamet duymayan bile bile kendi menfaatine göre yaşayıp da hem de bu ilimle iştigal eder iken; ne zaman ki idrak etmeye başladı akılla o zaman demek ki böyleymiş hakikat, demesindeki idrak tövbesi tövbe değildir diyor, çünkü akılla mecbur olduğunu görünce verilen karar değil gönülle ihlas ve samimiyetle yani niyetindeki samimi oluşla evvelden yapılan nedamettir tövben diyor; çünkü bu gün dünyada bile bile kötülük yapanlara bu varlığın sahibinin hak olduğunu öğretin ilimle ve mecbur bulsun kendisini bu ilmi öğrendiği süre sonunda da artık aklına ters geldiğinden kötülüklerden dönmeliymişim desin bu akılla mecbur kaldığından fitne ve fesadı bırakıyor görünmesi tövbesi değildir diyor, kendi isteğiyle zaten halinden memnun olmayıp nedamet duyanın tövbesidir diyor tövbe; aklıyla mecbur kalanların hali ahiretleri olan iç alemlerinde halen azapları devam eder diyor, çünkü aklı kabul etmese de yine o hatayı işlemeye devam eder çünkü alışkanlıkları terk etmek öyle hemen bir günde olmayacağından yıllarca süfli yaşayanlar hemen öğrendikleri gün ulvi olamazlar gelgitlerle yıllarca azap çekmeye devam ederler, bedeni camide aklı dışarıda kalır, Rabbım bu günden idrak edip yarın gelgit yapmayacak mazharlar kullar kılsın cümle Ümmeti Muhammedin mazharlarını.





                     NİSA SÛRESİ 19. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَاءَ كَرْهًا وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّا اَنْ يَاْتٖينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْپًا وَيَجْعَلَ اللّٰهُ فٖيهِ خَيْرًا كَثٖيرًا 


OKUNUŞU         : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ yehıllu lekum en terisun nisâe kerhâ, ve lâ tağdulûhunne litezhebû bibağdı mâ âteytumûhunne illâ ey yeé’tîne bifâhışetim mubeyyineh, ve âşirûhunne bil mağrûf, fein kerihtumûhunne feasâ en tekrahû şey’ev ve yec’alallâhu fîhî hayran kesîrâ. 

ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında,  kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.

BATIN MANASI : İman edenler neye iman edeceklerini bilen ve o ayetler tekrar tekrar okunduğunda da imanları artanlar iman edenlerdir diyor. Birincisi hayalde ve zanda bir Allah’a iman edenlere değil, bu varlıklar onun gölgesidir diyerek iman edenlere değil, Zatından Sıfatına, Sıfatından da Esma Fiilleriyle zuhura gelen kendisinden icraatını gördükleri bir Rabba Tevhid akıde ve gramlarıyla fena ve beka tahsilleriyle buna şuhudlarıyla da şahid oldukları ve yaşamlarıyla da emin oldukları bir Rabba iman edenlere seslenerek, günümüzdeki Mürşid-i Kamillere seslenerek Kadınlara zorla mirasçı olmalarınız doğru değildir diyor,  Zata göre kadın “Mürşid-i Kamillere göre” evvela kendi sıfatlarıdır onlardan tecelli eden yücelik ve güzellikler benimdir demeyin bu takvasızlıktır haramdır diyor, sonra o mazharlar Sıfat ise Sıfata göre ikincil kadın nedir, mürşid zat ise salikler sıfat yani kadınlardır, ondlarada kırılıp onlardaki eksikliklerde düzelme olmasa dahi orada tecelli eden eski bazı güzellikleri geri alacak yani o payeyi mirası yine kendinize döndürecek hallerde bulunmayın diyor, onları uzaklaştırıp da cüzde olsa o tecellilerden de mahrum eylemeyin diyor. Bu yüzdendir ki Allah verdiğini geri almaz deniliyor. Ancaksın edebi bozarlarda sizlere karşı çok açık bir ahlaksızlık iftira ve kötü ithamlarda bulunurlarsa o zaman uzaklaştırabilirsiniz diyor. Birde diyor bu sizlere açık edepsizlik yapmıyor ama halinde yinede eksiklikler var o zamanda diyor bundan hoşlanmıyor olabilirsiniz ama biliniz ki diyor o salikin eksikliğinden Mürşid-i Kamillere de faydalar vardır, çünkü en sabırlı Mürşid-i Kamil onca müsibet ve zorluğa karşı sabır gösteren Resulu Ekrem Efendimizin mazhar olduğu gibi; oda daha nice yücelik ve güzelliklere gösterdiği sabırla ulaşacaktır. Layıkıyla  Essabur denmeden Allah’ı idrak şuhud ve yaşamda  eksiklikler olabileceği mutlaktır. Rabbım layıkıyla Essabur diyen bunu yaşayabilen ve Takvadan ayrılamayan İrşad görevlileri ve o mazharlardan Rabbına tam teslim olan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.




                     NİSA SÛRESİ 20. AYET

وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰیهُنَّ قِنْطَارًا فَلَا تَاْخُذُوا مِنْهُ شَيْپًا اَتَاْخُذُونَهُ بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُبٖينًا 

OKUNUŞU       : Ve in eradtumustibdâle zevcim mekâne zevciv ve âteytum ıhdâhunne gıntâran felâ teé’huzû minhu şey’â, eteé’huzûnehû buhtânev ve ismem mubînâ. 

ZAHİR MANASI : Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, öbürüne (mehir olarak) yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi verdiğinizi geri alacaksınız?

BATIN MANASI  : Bir Mürşid-i Kamil kendisine eş almaktan murad yerine yetiştireceği bir halifesi için ilk ihvanına öğrettiği ilimi, ilmel yakinlikte, bildirdiği şuhduları ve özel sırları, aynel yakinlikte, ve onunla kurduğu gönül bağını ve onu sırreten ne çok sevdiğini hakkel yakinlikte kesmemelidir, çünkü bunu o mazhardan tecelli ettiren Rabbım; efaliyyun ve sıfatiyyun veli seviyesinde ve elçilerinden kavimlere şefaat eylediği mazharları elçilerinden bu kalp kırıklığını gönül bağında zedelenmeyi, şuhudlarda ve ilimdeki hissiyatında kırılma yaratacak bazı söylemlerle o mazhara zarar verilebilir, bunu böyle yapmayın buyurmakla, Zatiyyun velilerde ve mürsel olan tüm alemlere rahmet olan Resulu Ekrem Efendimizde göremezsiniz buyurmakla buna da dikkat etmenin genel irşad olan vacibül vücutta sürekli âlâya rucu için dikkat edilmesi gerektiğini bildirmektedir. Rabbım cümle evliyaullaha ve onların saliklerine ve daha sonraki mana nesillerine her ne şartta olursa olsun ne bir beddua ne bir kalp kırıklığı nede iç güdüde bir uzaklık hissiyle onlardan sonrakinlerle ne şartta olursa olsun uzaklaşmayıp bir olmayı daim olmayı her dem nasib kılsın.




                     NİSA SÛRESİ 21. AYET

وَكَيْفَ تَاْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ مٖيثَاقًا غَلٖيظًا 


OKUNUŞU    : Ve keyfe teé’huzûnehû ve gad efdâ bağdukum ilâ bağdıv ve ehazne minkum mîsâgan ğalîzâ.

ZAHİR MANASI : Hem, siz eşlerinizle birleşmiş ve onlar da sizden sağlam bir söz almış iken, onu nasıl (geri) alırsınız?

BATIN MANASI : Tecelli eden zat Sıfatta tecelli eder iken sıfat da zata layık olma sözü vermiş iken yani bu söz o tecelliden mutlu iken nasıl olurda bile bile mutluluğunuza ste çekersiniz diyor Mürşid-i Kamil’in vücut ülkesinde aynı zamanda da Salik Efendisiyle zat ve sıfat ilişkisi içerisinde hicaplarını açmakta ve an be an, gün be gün mutluluk ve huzuru artmakta iken diyor nasıl olurda bu halden geri dönersiniz. Hem saliklere verdikleri sözü o mazhardan Rablarına verdikleri için tutmalarını istemekte yani daim bu mutluluk ve huzurdan dönmemelerini hem de Mürşid-i Kamillere vücut ülkelerindeki bu hal ile Zatın zuhuru için mazhar olduklarından bu mazhariyetten yüz çevirmemelerini istemektedir. Rabbım bildirdiği bu birbirine yakin ve eş olan Tecelli Eden ve Tecelli olunan ilişkisinde daim olarak bu tecelliyi seyirde iken bu zevkten payidar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





                     NİSA SÛRESİ 22. AYET

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَاؤُكُمْ مِنَ النِّسَاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاءَ سَبٖيلًا 


OKUNUŞU         : Ve lâ tenkihû mâ nekeha âbâukum minen nisâi illâ mâ gad selef, innehû kâne fâhışetev ve magtâ, ve sâe sebîlâ. 

ZAHİR MANASI : Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayâsızlık, öfke ve nefret  gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur.

BATIN MANASI : Yine bu ayeti kerimede de Mürşid açısından ve salik açısından bakar iseniz, Tecelli Zat olan Zatın tecellilerini kendisine nisbet etmek bekada babamız olan Mürşid-i Kamilin evlendiği yani tecelli sıfat ile sıfatlandığı hakkın Rahman sıfatı olmasını ve tecellilerdeki yücelikleri kendisine nisbet etmesi ile, Salikinde aynı Efendisinde tecelli eden yücelik ve güzellikleri, zaman içerisinde kendisinde de görmesi hatta ve hatta halifesi olduğunda o yücelik ve güzellikler bende de tecelli ediyor deyip de kendisine eş kabul etmesi ve bunu zahire çıkarması söylemesi kelama getirmesi büyük edepsizliktir. Eğer bunları zevk ediyorsa susmalı ve yaşamalıdır. Yoksa dillendirilince hem kendisine nisbet etmesi takvasızlık hem de kendisini ceryan aldığı trafonun eş değeri veya ondan büyük görmesine sebep olur ki buda batınen hayasızlık olmuş olur. Aslolan her dem boyun büküp tecelli eden Zattır bizler ise sıfatız deyip kulluk yapmak en güzel edep en güzel ahlak ve en güzel mertebedir. Rabbım cümle ihvana ve irşadla görevli olanlara layıkıyla Takva üzere olmayı en nihayetinde kull olduğunu unutmamayı nasib eylesin.





                     NİSA SÛRESİ 23. AYET


حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰتٖى اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَائِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ الّٰتٖى فٖى حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَائِكُمُ الّٰتٖى دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَائِلُ اَبْنَائِكُمُ الَّذٖينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحٖيمًا 


OKUNUŞU    : Hurrimet aleykum ummehâtukum ve benâtukum ve ehavâtukum ve ammâtukum ve hâlâtukum ve benâtul ehı ve benâtul uhti ve ummehâtukumullâtî erdağnekum ve ehavâtukum miner radâati ve ummehâtu nisâikum ve rabâibukumullâtî fî hucûrikum min nisâikumullâtî dehaltum bihinn, feillem tekûnû dehaltum bihinne felâ cunâha aleykum, ve halâilu ebnâikumullezîne min aslâbikum ve en tecmeû beynel uhteyni illâ mâ gad selef, innallâhe kâne ğafûrar rahîmâ. 

ZAHİR MANASI : Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka.  Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

BATIN MANASI : Tüm irşadla görevli olanlara ve ihvanlara ve tüm insanlığa Rabbının olan tecellileri tüm yücelik ve güzellikleri gördükleri mazharlara nisbet etmek haram kılındıysa evlilikleri olan kendilerine nisbiyetde bu manada haram kılınmıştır.
ANALARINIZ : Mürşid-i Kamil mazharından tecelli eden Rabbımın yüceliklerini o mazharlara nisbiyet…
KIZLARINIZ : Kendi Sıfatlarımızdan tecelli eden Rabbımın yüceliklerini kendinize nisbiyet…
KIZ KARDEŞLERİNİZ : Diğer ihvan kardeşlerinizin sıfatlarından tecelli eden yüceliklerini onlara nisbiyet…
HALALARINIZ : Efendiniz gibi diğer meşreblerdeki Efendilerdeki tecelli eden yücelikleri onlara nisbiyet…
TEYZELERİNİZ : Efendinizle aynı meşrebdeki diğer Efendilerden tecelli eden yücelikleri onlara nisbiyet…
ERKEK KARDEŞ KIZLARI  : Beka Saliklerinin Sıfatlarından tecelli eden yücelikleri kendilerine nisbiyet…
KIZ KARDEŞ KIZLARI : Fena Saliklerinin sıfatlarından tecelli eden yücelikleri kendilerine nisbiyet…
SİZİ EMZİREN SÜT ANNELERİNİZ : Efendisinin vefatından sonraki İlm-i Ledün Südünü veren Efendisinde tecelli eden yücelikleri nisbiyet…
SÜT KIZ KARDEŞLERİNİZ : Yeni Efendisinden sonra ihvana dahil olan yeni kardeş saliklerdeki yücelikleri nisbiyet…
KARILARINIZIN ANNELERİ : Diğer meşreblerdeki makam ve mertebelerdeki cemaatlerdeki, şeriat, tarikat ve farklı hakikat yolundaki tüm imam lider ve önderlerde tecelli eden ayrı ayrı tüm yücelik ve güzellikleri onlara nisbiyet…
DİĞER ZİFAF EDİP ÜVEY OLANLAR : Kendi meşrebinden olmayıp gerek zahir ilimlerde, gerekse diğer cemaat, şeriat ve tarikattaki yücelikler, henüz layıkı bir zevkle zevk edilip kendi bünyesine dahil olmayan (ÜVEY) olan tecellileri o mazharlara nisbiyet…
ÖZ OĞULLARINIZIN KIZLARI : Efendinin halifesi olan veled-i kalbden kalbinde beslediği manevi evladından tecelli eden yeni yücelikleri o mazhara nisbiyet…
İKİ KIZ KARDEŞİ BİR ARAYA GETİRMEK : Ayrı efendilerdeki iki saliki yeni Efendilerinden talibkar kılmak, varsa eski Efendisnin izniyle yoksa ihvanın rızasıyla…        Böylece anlaşılan Zata göre bu sûredeki ismiyle de “Nisa” kadın yani sıfat kabul edilen, zat sıfatlardan da “Kıyam bi nefsihi” olan Allah’ın nefis sahibi olmasının beyanıda Sıfatları olmasıdır. İşte bu tüm Sıfatlarındaki yücelik ve güzellikler böylece Zatındır bunları nisbiyet sizlere ve sizden sonrakinlere de haram kılınmıştır buyurmaktadır. Nisa sûresi 79. Ayet’deki hakikatıyla da iyilik yücelik ve güzellikler hepsi Allah’ın ve Allah’tandır. Bunları herkes kendine nisbet etmekten kurtulursa o zaman her mazharın kardeşliği, kulluğu o derece yüce ve güzel olur. Eksiklikler ise onlar işte kulların mazharlarındır. Rabbım layıkıyla bildirdiklerini idrak etmeyi, idrak edip onlarla amil olmayı cümle Muhammede Ümmet olanlara, olacaklara ve tüm insanlığa nasib eylesin.




                     NİSA SÛRESİ 24. AYET

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِنٖينَ غَيْرَ مُسَافِحٖينَ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِهٖ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَرٖيضَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فٖيمَا تَرَاضَيْتُمْ بِهٖ مِنْ بَعْدِ الْفَرٖيضَةِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٖيمًا حَكٖيمًا 


OKUNUŞU        : Vel muhsanâtu minen nisâi illâ mâ meleket eymânukum, kitâballâhi aleykum ve uhılle lekum mâ verâe zâlikum en tebteğû biemvâlikum muhsınîne ğayra musâfihîn, femestemtağtum bihî minhunne feâtûhunne ucûrahunne ferîdah, ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî mim bağdil ferîdah, innallâhe kâne alîmen hakîmâ.

ZAHİR MANASI: (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI : Bir mürşid-i Kamil sohbetinde bulunan ve yahut dışarıda bir ortamda onunla sohbet edip ilmini ortaya koyanlardan daha yüce bir ilmin mazharı olduğu göründüğünde diğerleri artık akıllarını esir ederler tefekkürde çok daha ilerlere hicap kaldıran Mürşid-i Kamiller tüm süfli tecellilerden 7 cinse, ulvi tecellilerden de 7 cinse vakıf olan 15. Çeşit insandan; 15. olan hepsine vakıf olan mazharlardandır, diğerlerine vakıf olması onların esaretlerini elinde tutmasıdır. Bunlarla evlenmesi helal fakat bunlar arasında evli kadın yani bir efendiye tabi olan ihvanlar var ise onlar müstesna diyor, ikilik yaratmamak ihvanda çatallaşma olmaması için. Bunlar dışındakiler eğer iffetini sadakat ve teslimiyetlerini korudukları süre onlara tecelli mehirlerinden mertebe ve makam mehirlerinden nasiblerini vererek onlarla ilişki içerisinde olun diyor; onlarla uzlaştığınız yani onlarda mertebeye layıklık gördüğünüz sürece de bir sonraki mehrin mükafatı olan mertebeyi veya makamı telkin edebilirsiniz diyor, size günah yoktur demesi örtücü olmak manasıyla artık orda tecelliye müsaitlik görmek örtünün kalktığıdır, görünen hale görünen lütfü zaten veren o mazhardan Rabbı olacaktır mazhara günah olmaz mazhar zatı örtemez. Rabbım bu ve bunun gibi bütün ayeti kerimelerini zahirlerini zahirine göre batınlarını batınına göre her ikisini de Tevhid ederek yerli yerinde idrak edip yaşayan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.




                     NİSA SÛRESİ 25. AYET

وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ مِنْكُمْ طَوْلًا اَنْ يَنْكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاٖيمَانِكُمْ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ فَانْكِحُوهُنَّ بِاِذْنِ اَهْلِهِنَّ وَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ اَخْدَانٍ فَاِذَا اُحْصِنَّ فَاِنْ اَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ الْعَنَتَ مِنْكُمْ وَاَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ 


OKUNUŞU         : Ve mel lem yestetığ minkum tavlen ey yenkihal muhsanâtil mué’minâti femim mâ meleket eymânukum min feteyâtikumul mué’minât, vallâhu ağlemu biîmânikum, bağdukum mim bağd, fenkihûhunne biizni ehlihinne ve âtûhunne ucûrahunne bil mağrûfi muhsanâtin ğayra musâfihâtiv ve lâ muttehızâti ahdân, feizâ uhsınne fein eteyne bifâhışetin fealeyhinne nısfu mâ alel muhsanâti minel azâb, zâlike limen haşiyel anete minkum, ve en tasbirû hayrul lekum, vallâhu ğafûrur rahîm. 

ZAHİR MANASI : Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

BATIN MANASI  : Burada hür olan mümin sıfat ile sadece mümin olan sıfat arasındaki fark ile hangisine mazhar olunacağını bildirerek bunların tecelli eylediği mazharları işaret eylemektedir Rabbım.  Hür kadın, kendi varlığını hakkın varlığında ifna eyleyip hakkın varlığıyla da var olan mazharlardır, yani layıkıyla hem fena hem beka tahsilini yapanlar ve enfal sûresi 4. Ayetteki okunan ayetlerle, Efal ayeti olan Fena-i Efal ve Tecell-i Efale mazhar olan, okunan Sıfat ayetiyle Fena-i Sıfat ve Tecell-i Sıfata mazhar olan okunan Zat ayetiyle de Fena-i Zat ile Tecelli-i Zata mazhar olan Sıfatlar mümin ve hür Sıfatlardır, birde Tecellilerine mazhar olmayan henüz hür olmamış bekaya göre daha genç olan kemalde daha az kemal bulunan mazharlardır; yani yalnızca Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmış ama mümin olmuş yani bu ayeter yinede kendisine okunan mazharlar vardır bunlar ise henüz fena tahsilini ilimle yapan mazharlardır, Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapan mazharlardır. Böylece kullarına mazhar ve sıfatlarına hitaben idrakınız bekayı tahsil  idrak ve zevk etmeye yetmezse bile hiç olmazsa fena tahsili yapın o idraklarla evlenin onlarla yaşayın diyor, buna da gücü yetmeyen idrak edemeyenlerin de en azından zikirle hem dem olması onunla yaşaması da güzel bir evlilik güzel bir birlikteliktir. Aynı zamanda bu tecellilere mazhar olduktan sonra bir sadakatsizlik ve teslimiyetlerinde kopma olur ise beka salikine göre fena salikleri cezalarını yarım öderler demekle hem fena hem beka tecellisine mazhar olan göre beka tecellisine mazhar olamayanlar zaten yalnız ilimle ifna yapmakla mükafatın tamamına nail olamadığından yarısından yoksun olmuştur; yarısından yoksun olması onu  yarım cezasıdır. Rabbım bildirdiği kaidelere uygun mazharlar olmayı ve böylece sadakat gösterip Tecellilerine mazhar olarak iyi yerde kullanılarak yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.




                     NİSA SÛRESİ 26. AYET

يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ حَكٖيمٌ 


OKUNUŞU     : Yurîdullâhu liyubeyyine lekum ve yehdiyekum sunenellezîne min gablikum ve yetûbe aleykum, vallâhu alîmun hakîm.

ZAHİR MANASI   : Allah, size (hükümlerini) açıklamak, size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI : Allah bu gün Mürşid-i Kamiller mazharlarını kullanarak irşad etmek ve bildirmek için kullarının sıfatlarının da mutluluk ve huzuru ve Rabbıyla nasıl aynı vücutta birlikte olduklarının hatta ve hatta O’ndan başka olmadığının hüküm sahibi O olduğunun ahkamın ve nizamın nasıl dizayn edildiğinin kullarına göre bilgisi Zatına göre seyri için mevcudiyetiyle nasıl kendisine aşık olmuş ve seyreylemiş ve seyreylemekte olduğunun şerhi için bu nizam ve cilveyi ilahiye devam etmektedir. Böylece nasıl Resulu Ekrem Efendimiz zamanında ayetleri ve hakikatleri olan Efal Ayetlerini, Sıfat Ayetlerini, zat ayetlerini ve bunlardan işleyişini bildirmek ve ehline gidip ehli mazharından Rabbına söz verip tövbe etmeyi bunları ehlinin gözünden görmesiyle kulağından işitmesiyle dilinden de tasdiklemesiyle işittim gördüm ve kabul ettim demek istediğini bildirmekte olduğu buyrulmaktadır. Rabbım bildirdiklerine uyan ve bildirdiği hüküm ahkam ve ayetlerince onu bilmeyi görmeyi ve O’nda O olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





                     NİSA SÛRESİ 27. AYET

وَاللّٰهُ يُرٖيدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرٖيدُ الَّذٖينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَمٖيلُوا مَيْلًا عَظٖيمًا 


OKUNUŞU    : Vallâhu yurîdu ey yetûbe aleykum ve yurîdullezîne yettebiûneş şehevâti en temîlû meylen azîmâ.

ZAHİR MANASI : Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.

BATIN MANASI: Burada hitab muallakta ve meylini nefsemi ruhamı yapayım diye tam karar vermeyenleredir; Allah nefsinizle birlikte kol kola girmenizi istemez ruhunuzun emrinde olun diyor, yani sizin tövbenizi kabul etmek istiyor yani artık doğru budur deyip geçmiş yaptıklarınızdan pişman olup ehline gidip Tevhid yolunda ilerlemenizi istiyor diyor; birde nefis ehilleri var enfustaki nefsiniz ve afakta enfunuzudaki nefise meyletmişlerin canlı yaşayanları var onlarda; nefsiniz ve nefis sahibleri de sizin nefse düşmenizi istiyor işte karar bu demede verilir ve Sıdk ile yüce bir sadakat ile tam teslimiyetle Tevhide sarılınırsa o zaman daim olunması halinde ebedi bir selamet sizinle olur diyor. Rabbım bildirdiği ve her şeyinde zıttıyla bilindiği bu alemde eğri ve doğru, nefis ve ruh bellidir, Allah’ın istediği ve nefsinizin isteği bellidir, hangisine uyarsanız akıbetinizde ona göre olacaktır. Rabbım bildirdiği gibi ve isteği gibi tövbe edip yolunda daim olmayı cümle Ümmeti Muhammede ve cümle insanlığa nasib eylesin.




                     NİSA SÛRESİ 28. AYET

يُرٖيدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَعٖيفًا4.27 

OKUNUŞU         : Yurîdullâhu ey yuhaffife ankum, ve huligal insânu daîfâ

ZAHİR MANASI: Allah, sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

BATIN MANASI: İrade Allah’ın olduğu için vücut ülkenizde hangi hissiyat, duygu ve düşünceyle tecelli ederse insan dediğiniz; ben dediğiniz bu vücut o gelen tecelliye göre hareket edecektir, ancaksın ariflerde nefsani bir hissiyat duygu ve düşünce gelmiş ise onu tanır ve ona nasıl dur diyeceğini Rabbı ona gönlünde Rahman sıfatından bildirmiş ve her anda bildirmekte olduğundan ona göre hareket edecektir, böylece Arifler Mutlak iradenin hükmünü bildiklerinden tanır ve ona göre yaşarlar; toplumun ve alemin en az %90’ı ise kendisine varlık verdiğinden benimde iradem var deyip cüz’i iradeyle bu gelen tecellilere mani olmaya kendilerince ibadet ve tatlarla ve formüllerle engel olmaya çalışırlar bir çoğu da zaten haberdar bile değildir nefsin tecellilerinden. İşte Allah bir önceki ayeti kerimede ve birçok ayetlerinde sizleri hayal ve zandan kurtarıp cüz-i irade babından küllü irade babına ve mutlak iradeye teslim olmaya ve böylece hafifletmeye davet ediyor. İnsanda bedenen sadece bu tecellilerin hamalı olduğundan zayıftır, kendine varlık verip de bunları yönlendirmek ve kendimin gücü kuvveti var deyip de yük almaya kalkarsa o zaman zayıf olacağından yüklendiğini kaldıramayacaktır. Rabbım’da buna binaen zaten yaradılışınız varlık olarak kendinize nisbet ettiğiniz gibi değil sizdeki güç ve kuvvet benimdir diyerek zayıf yaratılmışsınız buyurmaktadır. Rabbım layıkıyla güç kuvvet sahibi olanı idrak etmeyi cümle insanlığa nasib eylesin.




                     NİSA SÛRESİ 29. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَاْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَحٖيمًا 


OKUNUŞU    : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ teé’kulû emvâlekum beynekum bil batıli illâ en tekûne ticâraten an terâdım minkum ve lâ tagtulû enfusekum, innallâhe kâne bikum rahîmâ.

ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.

BATIN MANASI: Sultanla muharebeye giren, ganimet mallarını beyt’ül malda toplayan, ganimetlerden gazi olarak taksimat alan, darül harpten çıkıp, örtücü olanlar layıkıyla dolaylı anlatılan Tevhiddeki bir hatmı makamı yapandır. Bundan sonra o taksimatlardan mal edinen kendisinde Rabbının yüce tecellilerine mazhar olanlar beyt’ül mala teslim ettiklerinin karşılığını alırlar, ne kadar layıkıyla Filleri İfna eylediysen Tecellileri o derece yüce ve âlâdır, ne kadar Sıfatların Mefsufunu idrak eylediysen o derece Tecelli-i Sıfata mazhar olursun, ne kadar Vücudun Mevcudunu en layık İfna eylediysen o derece Tecelli-i Zata mazhar olursun, böylece de bu ganimet mallarından taksimde payına düşeni almış olursun, bunları batıl yollarda harcamak bu yücelikleri keramet gibi gösterip ihvan toplamak, bu yüceliklerle etrafını genişletip ticaret ve siyaset vesair Allah’tan gayri işler peşinde olmak bunları batıl yollarda harcamaktır; karşılıklı rıza ise gönlündeki Rabbının mazharı olan Rahman sıfatının müsadesi ile Allah için yapılan her türlü fiil ve icraat rızasıyla olandır, bu şekilde olanlar müstesna; yoksa aksi halde devam edipte ucuz menfaatler uğruna kendinize yazık etmeyin buyrulmakta; Rabbım bildirdikleri üzere olmayı cümle insanlığa nasib eylesin.




                     NİSA SÛRESİ 30. AYET

وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلٖيهِ نَارًا وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرًا 


OKUNUŞU         : Ve mey yef’al zâlike udvânev ve zulmen fesevfe nuslîhi nârâ, ve kâne zâlike alallâhi yesîrâ.

ZAHİR MANASI : Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır.

BATIN MANASI: Haddin aşılması, Rabbımın Hakk mertebesinde her şeyin hakkını vermesi dışında olan hallerdir, Rububiyetinde esma alarak filleriyle zuhura gelmesinde alacağı her esma ile işleyeceği fiil ve icraatında hakkıyla tecelli edendir, bu şuna benzer kullukta zata isnad edilecek bir merhamet fiilini, cemadatta toprağın verimli olmasıyla, nebadatta iyi meyve veren bir zuhuratla, hayvanatta yavrusuna gösterdiği ilgiyle, insanatta annenin bebeğine şevkatiyle görürken; bu merhametin hakkıyla nasıl tecelli edeceğinin tayini mevcuttur demektir, siz eğer nefse düşüp de merhamet yerine cemadata zarar vererek, merhamet yerine nebadatı talan ederek, ve yine merhamet yerine hayvanatı telef ederek ve insanlara da hizmet yerine sömürü ve onları gizli emellere alet etmeyi götürür iseniz, bunu yapanlarından hakk mertebesinde hakkıyla nasibini nasıl aldığı tayin edilmiştir, geçmişte olduğu gibi günümüzde de kim ki miskal nisbetinde şer işlerse zulum yaparsa karşılığını alacaktır buyurlması ve hayırda işlerse yine karşılığını alması da böyledir, işte bu kaide ister evvelde olsun, ister ahirde ister günümüzde isterse de henüz batında kalan gelecekteki durumlar için olsun tecelli hep aynı olacaktır; Rabbım bildirdiklerine Hakk mertebesindeki tayinlerine uygun yaşamayı cümle insanlığa nasib eylesin.




                     NİSA SÛRESİ 31. AYET

اِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّپَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَرٖيمًا

OKUNUŞU         : İn tectenibû kebâira mâ tunhevne anhu nukeffir ankum seyyiâtikum ve nudhılkum mudhalen kerîmâ.

ZAHİR MANASI: Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.

BATIN MANASI : Eğer bir önceki ayeti kerimedeki gibi haddi aşma durumlarınızdan dolayı zulmünüzün size biriktirdiği büyük akıbetlerden çekinirde, sömürülerinizden ve art niyetliliğinizden nedamet duyarda vazgeçer ve bunda da samimi olursanız evvela özde kendinize; çünkü kişi nefsini en iyi bilendir, sonrada bunu fiil ve icraatınızla topluma da yansıtırsanız o zaman biriken büyük sıkıntılarınızda karşınıza hafifleyerek ve yahut mümkün mertebe çıkmayarak bir selamete kucak açmış olursunuz. Konulacak olan güzel yer ise, Rabbım bunca mazharı bize göre iyi yada kötü yerde kullanır O’na göre hepsi Zata hizmet ettiğinden iyi veya kötü yoktur; uruç idrakıyla kulluktan bakıldığında ise beyazı bildiren siyah yerinde kullanılmaktansa daha beyazı bildiren beyaz yerinde kullanılmak daha güzeldir. Rabbım her zamanki gibi Resulu Ekrem Efendimizin mazharından sıfatından bildirdiği gibi ayetlerinin hakikatlerine delillerinin zevklerine ermeyi ve onlarla daim amil olmayı tüm insanlığa nasib eylesin.





                     NİSA SÛRESİ 32. AYET

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِهٖ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصٖيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاءِ نَصٖيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَسْپَلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِهٖ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمًا

OKUNUŞU      : Ve lâ tetemennev mâ faddalallâhu bihî bağdakum alâ bağd, lirricâli nasîbum mimmektesebû ve linnisâi nasîbum mimmektesebn, ves’elullâhe min fadlih, innallâhe kâne bikulli şey’in alîmâ.

ZAHİR MANASI : Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir

.BATIN MANASI : Beka zevkiyle zevkidar olanlara erkek, Fena zevkiyle zevkidar olanlara kadın denir, kadın ikiliği remzeylediğinden henüz fenada ikilik vardır; fakat diyor gerek fenanın hangi mertebesinde olur ise olsun gerekse bekada layıkıyla hangi tahsil deminde olursa olsun, gerekse ilimden şuhuda şuhuddan da yaşama geçmiş ve yahut da yaşamda uzun daimlikle birle bir olmuş olsun, dereceten farkları olanlar bu yücelik ve güzelliklerin sahibi olan Allah’tır, tecelli eylediği mazharlara hasedle bakmayın yani orda var bende neden yok veya orda da olmasın veyahut daha nice his ve duyguyla ve düşünceyle o mazharlara yaklaşmayın onların açıklarını ararcasına; sizlerde diyor bu yola girin ve lütfunu; lütuf sahibi olan Rabbınızdan isteyin O lütfu geniş olandır. Rabbım cümlemize buyurduğu gibi samimi his duygu ve düşüncelerle sabır ve sıdk ile yolunda olmayı ve lütfuna mazhar olmayı nasib eylesin.




                     NİSA SÛRESİ 33. AYET

وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِىَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ وَالَّذٖينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَصٖيبَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ شَهٖيدًا

 
OKUNUŞU          : Ve likullin cealnâ mevâliye mimmâ terakel vâlidâni vel agrabûn, vellezîne agadet eymânukum feâtûhum nasîbehum, innallâhe kâne alâ kulli şey’in şehîdâ.

ZAHİR MANASI : (Erkek ve kadından) her biri için ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından (pay alan) varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı (ahitleştiğiniz) kimselere de kendi hisselerini verin.  Şüphesiz Allah her şeye şahittir.

BATIN MANASI : Fena mertebelerinde Mürşid Anadır Beka makamlarında Mürşid Babadır. Akrabalrıda Tecelliye mazhar olan layık Sıyatlarıdır; Bezm-i Elest olan Mürşid-i Kamilin diznin dibinde verilen sözler Mürşid-i Kamil mazharından Rabbına verilen sözler ahidlerdir. Bu sözlere riayet etmek farzdır, hatta riayet eylemeyene ayeti kerimeler, “zikrinden rucu edenlere maaşetinde darlıklar veririz” buyrumakla ne kadar dikkat edilmesi gerektiğini de ihvana Saliklere bildirmektedir; hak ettikleri hisse ve payları ise, bir bütünün 7 parçasından ne kadarına layık olmuşlarsa onu bilmeleri bilmeleri kadar pay, onu şuhud etmeleri zevk etmeleri o kadar pay, O’n da O olmaları da kırılıp deryaya kavuşan testi gibi artık pay veren pay ve pay alanın birliğidir. Rabbım bu idraklarla batın payeler olan Ruhani payalerimiz olan bu payeleri de almayı cümle insanlığa nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 34. AYET

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُ وَالّٰتٖى تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِى الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبٖيلًا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيًّا كَبٖيرًا 


OKUNUŞU          : Erricâlu gavvâmûne alen nisâi bimâ faddalallâhu bağdahum alâ bağdıv ve bimâ enfegû min emvâlihim, fes sâlihâtu gânitâtun hâfizâtul lilğaybi bimâ hafizallâh, vellâtî tehâfûne nuşûzehunne feızûhunne vehcurûhunne fil medâciı vadribûhunn, fein etağnekum felâ tebğû aleyhinne sebîlâ, innallâhe kâne aliyyen kebîrâ. 

ZAHİR MANASI : Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar.  Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı  korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.  Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.

BATIN MANASI   : Zat tecelileri, kendimize nisbet eylediklerimizin üzerindedir. Beka ihvanları kendi mallarını harcarken demekle, artık varlık sahibi olan Zata mazhar olmakla Tecelli Sıfat olmuşlardır ve onlardan açığa çıkan artık Zatın tecellisi olduğundan kendisinden zuhura gelir, hayalde ve zanda değildir, ailesi de onun sıfatlarıdır, bunlar gerek zatı sıfatlar, gerek subut sıfatlar, gerekse selbi sıfatlardır, ama hiç biriside kendisinin değildir; Zata layık Sıfatlardırlar, bunlar iyi kadınlardır, eğer Sıfatlar Zata layık yani tecelliye layık değillerse bunlarda itaatkar olmayan kadınlardır, bunların biraz dövülmesi celal tecellilere mazhar olmaları olasıdır; Allah cemalle zuhura gelmediği yerde celalle yerini hazırlar o mazharda tıpkı iyi bir çeliği nasıl hem sıcağa hem soğuk suya sokuyorsa demirci, Allah da hem celalle hem de cemalle orda tecelli eder eder ki o mazhar kemale layık olsun. Böylece Allah her tecellisiyle kemal için tecelli eylediğinden ekberul ekberdir. Tevhidende üç kere ekberdir. Hem celalde ekber hem cemalde ekber hemde ceminde Tevhiden kemalul ekberdir. Rabbım tüm tecellilerindeki idrakı ve hikmeti sabırla bizlere ihsan buyursun, böylece hem âdemde hem de alemde tüm mazharları kısa zamanda kemale mazhar olurlar inşallah…




NİSA SÛRESİ 35. AYET

وَاِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَمًا مِنْ اَهْلِهٖ وَحَكَمًا مِنْ اَهْلِهَا اِنْ يُرٖيدَا اِصْلَاحًا يُوَفِّقِ اللّٰهُ بَيْنَهُمَا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٖيمًا خَبٖيرًا 


OKUNUŞU     : Ve in hıftum şigâga beynihimâ feb’asû hakemem min ehlihî ve hakemem min ehlihâ, iy yurîdâ ıslâhay yuveffigıllâhu beynehumâ, innallâhe kâne alîmen habîrâ. 

ZAHİR MANASI : Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.

BATIN MANASI : Vücut ülkesindeki erkek zat tecellileridir, kadın ise bunları sıfatlardaki isnad ve kabiliyet nisbetinde zuhura gelmeleridir. Eğer bunlarda aynılık ve değişmeden tecelli eylediği gibi sıfat da layık ise zuhura aynen gelir; eğer araları açık ise yani Zat tecellisi vücut ülkesinde iyiliği emrediyor da vücut kendisini kötü yerde kullanıyor ise, erkeğin ailesinden bir hakem olan ruh tecellilerini ruhun emrindeki akıla, ahkamı belirleyene, kadının ailesindeki hükümleri de nefsin emrindeki akıla sorarsanız, araları açık olan vücutta ruh a der nefis b der, akılda hangisine hizmet ediyor ise vücut onu yapar böyle bir durumda diyor; iyi dikkat edin EDİŞE (endişe hissi) vücutta var ise; nefsin durumundan endişe ediyor iseniz o zaman zaten vücut nefsin emrinde olan akıla diyecektir ki senin icraatlarından endişeliyim bu vücudu kötüde kullanarak heba edeceksin artık elini çek de ruhun emrine girsin akıl diyecektir. Endişe eylemez ise o zamanda tam aksine devam etme hissi olan süfli fillerden haz duyup eminmiş gibi devam edecektir. Vücut ülkesindeki hislerinize çok dikkat edin onları hangi yöne sevk ederseniz akılda o yönde kararlar alacak ve bunlar ruhun emrindeki kararlar olunca da vücut selamete çıkacak, vücutla birlikte tüm aza ve cevahirde selamete çıkmış olacaktır. Rabbım mazharı olan nice vücutları Zatına layıkıyla yakin eylesin bunu tüm insanlığında nasibi kılsın.





NİSA SÛRESİ 36. AYET

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْپًا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِى الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَالْجَارِ ذِى الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبٖيلِ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا 


OKUNUŞU         : Vağbudullâhe ve lâ tuşrikû bihî şey’ev ve bil vâlideyni ıhsânev ve bizil gurbâ vel yetâmâ vel mesâkîni vel câri zil gurbâ vel câril cunubi ves sâhibi bil cembi vebnis sebîli ve mâ meleket eymânukum, innallâhe lâ yuhıbbu men kâne muhtâlen fehûra. 

ZAHİR MANASI : Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.

BATIN MANASI : Zata layık Sıfatlar olun; hiçbir Sıfat mutlak zat olamaz, sıfat sıfattır Zat Zattır; vasıtasız Zat tecellilerine baba, vasıtalı sıfatından tecellileri anadır; gönülde rahman mazharından olanlardır; akrabalar ise O tecellilerin Zat Sıfatlar ve Subut Sıfatlardan zuhuratlardır; yetimler bu tecellilere mazhar olan kendimize nisbet eylediğimiz ama hakikatte biz olmayan selbi Sıfatlardır; yoksulluk ise bu selbi sıfatların kendine ait varlıkları olmayışıdır fakirdirler; yakın komşuları ise bu selbi sıfatlardan zuhura gelen efali ilahiyedir. Uzak komşuları ise bizden gayri diğer varlıklardaki ta Zatından Sıfatına Sıfatından Esma alarak aynı Zat ve Subut Sıfat kemalatlarıyla diğer mazharlardan da Fiilleriyle zuhura gelişlerdir. Yanındaki arkadaş ve yolcu ise dereceten her ihvan ve salikin kendisinden bir mertebe ve makam sahibi olup hakka yolcu olanlardır, yolu birlikte yürüyenlerdir.  Elimizin altındakiler ise Eller fiilullahı remzeder, kemalat derecesince kemalatı yüksek Fiilullaha sahib olan Mürşid-i Kamillere göre kemalat derecesi daha düşük olan ihvan ve salikler ve avam seviyesine değin onlardan daha alt derecelerde fiil sergileyenler ellerinin altında olanlardır. Ve bir ikazla da sakın ha diyor Takvadan ayrılmayın bu yüce filler sizin mazharınızdan da zuhura gelse de yücelik ve güzellikler Rabbınızındır kibir eylemeyin buyrulmaktadır. Rabbım bildirdiği gibi Zata layık mazhar olmayı cümle İhvan-ı Güzine ve İslam-ı Mübine nasib eylesin.




NİSA SÛRESİ 37. AYET


اَلَّذٖينَ يَبْخَلُونَ وَيَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا اٰتٰیهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِرٖينَ عَذَابًا مُهٖينًا 

OKUNUŞU        : Ellezîne yebhalûne ve yeé’murûnen nâse bil buhli ve yektumûne mâ âtâhumullâhu min fadlih, ve ağtednâ lilkâfirîne azâbem muhînâ. 

ZAHİR MANASI : Bunlar cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Biz de o nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.

BATIN MANASI: Nefsin emerinde olan vücut ülkesinde ruha söz hakkı olmadığından o mazhardaki tecelliler Rahmani ve rahmani cömertlikte olmayacaktır, böyle lütfu ilahi olan ahlakı hamidiyeyi ve tüm yücelik ve güzelliklere peyder pey mazhar olamayacağından da bunları saklamış olacaklardır, işte bu yüzden de süfli tecellilere mazhar olanlar zaten hakikatteki cehennem olan cehaletle tanışmış ve cehennemini yaşamaya koyulmuş olurlar. Rabım ehlinin elinde yoğrularak Hakk ve hakikat üzere daim olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.




NİSA SÛRESİ 38. AYET

وَالَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرٖينًا فَسَاءَ قَرٖينًا 

OKUNUŞU         : Vellezîne yunfigûne emvâlehum riâen nâsi ve lâ yué’minûne billâhi ve lâ bil yevmil âhır, ve mey yekuniş şeytânu lehû garînen fesâe garînâ.

ZAHİR MANASI: Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.

BATIN MANASI : Bir bakkal, market veya pazardan alacağız şeyler neyse; bir insandan alacaklarınız size faydalı olacaklardır, bu kişi bir Mürşid-i Kamil ise kal olarak ondan ilim, hal olarak ondan edep, makam olarak da ondan en güzel yaşam mertebesini alırsınız… Efendilik Makamıdır yeri Makamı Mahmud Makamı Muhammeddir. Bir önceki ayeti kerimedeki gibi aklını nefsin emrine verenler ise kendi marketlerinde vücut kipalarıda satışa çıkaracakları malları ancaksın gayriyet tecellileri olacaktır. Zaten gayriyetteki bir kişide ayniyet edebinden yoksun olacağından nefsiyle nefsine hizmet eden cinsten olacağından bunu gösteriş için yapacaktır; Allah’a yani Tecell-i Zata vakıf olamayan ahiret günü olan; Makam-ı Cem idrakına vakıf olamayanlar ancaksın nefsiyle birlikte yaşadıklarından nefis arkadaşı da onlara ancaksın gayritten nasibdar kılacaktır. Rabbım ruhunu arkadaş kılıp bekadan nasibini alıp daim; sırreten ahadiyet zevkinde suretende cemmulcemde yaşayan Muhammedi kullarından kılsın cümle kardeşlerimizi.





NİSA SÛRESİ 39. AYET

وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللّٰهُ وَكَانَ اللّٰهُ بِهِمْ عَلٖيمًا 

OKUNUŞU       : Ve mâzâ aleyhim lev âmenû billâhi vel yevmil âhıri ve enfegû mimmâ razegahumullâh, ve kânallâhu bihim alîmâ. 

ZAHİR MANASI : Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah’ın verdiği rızıktan (gösterişsiz olarak) harcasalardı, kendilerine ne zarar gelirdi? Allah, onları en iyi bilendir.

BATIN MANASI : Yine bir önceki ayeti destekleyen ve  aksini yapmadığınızda ise sizlere zarar gelmezdi buyurlmaktadır.  Gösterişsiz olması ise burada nefsiyle nefsine değil Allah’a Allah’la ibadet etmesidir ki bu ne güzel bir idrak ne güzel bir şuhud ne güzel bir zevktir. Rabbım bu mertebe ve makamları ilimle bilmeyi, şuhud etmeyi, zevk etmeyi ve daim O’nda O olarak yaşamayı nasib eylesin; Hatta ve Hatta Tevhid ilmi 4 kez hatmı makam olarak 28’in hakikatteki sırrına ermektir ki O’da 7 meratibi, ilimle bilmek 7 dir, bir 7 daha o makamları şuhud etmektir ki, bu 14 eder, bir 7 daha bunları daim yaşamak ve O’nda O olmaktır ki bu zevkle 21 eder; son 7 ise O’da kendisini alemde seyirdir ki artık kendi tecelli eder kendi sıfatından da alemde kendisini seyreyler buda 28 eder. Rabbım tüm vacibul vücudu bir vücut içerisinde 28’in sırrıyla zevk eylemeyi murad eylediği kullarına nasib eylemiş ve eylemektedir; dahası için duamız ise; muradı Red kabul etmez… Takdiri ise değişebileceğinden takdirinde nasibi için; o kapıda gönül gözyaşlarını dökenlerinde hepsine de nasib eylesin. Amin.



                    
NİSA SÛRESİ 40. AYET

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْرًا عَظٖيمًا 


OKUNUŞU         : İnnallâhe lâ yazlimu misgâle zerrah, ve in teku hasenetey yudâıfhâ ve yué’ti mil ledunhu ecran azîmâ. 

ZAHİR MANASI : Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.

BATIN MANASI : Nuzulen tecelli eden Zattır, ister cemalen tecelli eylesin ister celal tecellisiyle vücut ülkesinde tecelli eylesin, ikisinden de maksadı irşaddır irfaniyettir ve en güzel olanı Zat’ı buldurmadır; buna esfelden âlaya örnek vercek olur isek, en çok siyah olan renkten en beyaz olan teşbihen esfelden âla’ya der isek; siyahlar kendi aralarında tonlar olarak birbirine seslenecek olsalar, sen daha siyahsın ben daha az siyahım diyerek bile esfeldeki farkları dereceten sunarlar, âlâ’nın ilk demlerinde ise siyah beyazı bildirmek için var olduğu anlaşılır, zıttıyla kaimlik vardır bu alemde bu dem henüz bunu idrak demidir. Daha ilerleyen zamanlarda ise az beyaz daha beyaza, daha beyaz çok beyaza, çok beyaz en beyaza ulaşmak için irşad vesilesi olacaktır. İşte Allah bu yüzden zerre kadar zulum niyetiyle tecelli etmez, onun en siyah tecellisi bile artık daha az siyah olmak daha güzeldir diye sıfatlarına bildirmek içindir; bu nuzulen böyledir… urucen ise kulluktan bakışla iyi ve kötü vardır; ama yine bunda da niyetlerimizi Rabbımın niyetiyle birleyebilir isek o zaman bizede bir kötülük (yani celal tecellisi) Zata göre kötü olmayan; gelse Rabbımdandır deyip bunda da bir hikmet vardır diyebilmeli ve arkasındaki lütfu ihsanı sabırsızlıkla bekleyip hemen mükafatı alınmalıdır. Rabbım bütün geniş lütfundan irşad için en kolay yöntemi olan Tevhid tahsili ile; bu demden sonra tüm insanlığa en beyazı, Zata en yakin ve en layık  olan Sıfat demini bildirecek tecellilerini tüm vacibül vücudunda en kısa zamanda zuhura getirsin inşallah.




NİSA SÛRESİ 41. AYET

فَكَيْفَ اِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ بِشَهٖيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلٰى هٰؤُلَاءِ شَهٖيدًا

OKUNUŞU    : Fekeyfe izâ cié’nâ min kulli ummetim bişehîdiv ve cié’nâbike alâ hâulâi şehîdâ.

ZAHİR MANASI: Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman, bakalım onların hâli nice olacak!.

BATIN MANASI :  Ümmetim vücut ülkesinde Zata tabi olan sıfatlardır; bütün aza ve cevahir kendi şahitliğini yaparken, kalp ise bütün bunlara şahittir; çünkü kalp yani gönül yüzünü Rabbına dönmüşse, ümmet onun emrinde hizmet edecektir. Eğer dönmemişse o zamanda ümmeti olan aza ve cevahir nefse hizmet edecektir. Bütün bunların vakıfıyetinde olan Tevhidi bir idrak ve Tevhid-i bir gönül daha vardır ki her ikisine de vakıftır, bu büyük şahitlik ise kalp ve sıfatların haline şahit olduğunda onları nefsin emrinde olduklarını görürse yani onları nefse meyyal görürse hallerinin nice olması; meylettikleri yönde süfli tecelliye izin vermeleri olacaktır ki buda en kaçınılmaz haldir. Yani siz iç güdünüzdeki hislerinizden duygu ve düşüncelerinizden iyilerini seçince nasıl filler işlediğinizi, kötülerini seçince nasıl filler işlediğinizi gözünüzle de görmektesiniz; hangisini seçerseniz vücutta o yönde hareket etmektedir. O kadar açıktır ki işte süfliyete meyletmek daha süfli tecellilere vücudu hazırlamaktır. Rabbım bildirdiği üzere dikkat edip ulvi tecellilere hazırlık yapan mazharlarından kılsın cümle kullarını.




NİSA SÛRESİ 42. AYET

يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوّٰى بِهِمُ الْاَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّٰهَ حَدٖيثًا 

OKUNUŞU        : Yevmeiziy yeveddullezîne keferû ve asavur rasûle lev tusevvâ bihimul ard, ve lâ yektumûnallâhe hadîsâ. 

ZAHİR MANASI: O kıyamet günü, Allah’ı inkâr edip Peygamber’e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah’tan hiçbir söz gizleyemezler.

BATIN MANASI: Bütün insanlar Cem makamının idrakına erdikleri zaman; erenler erdiklerinde ermeyenlerde erdikleri zaman kıyametleri kopacaktır; yani toplumun bildiği bir kıyamet değil ölmeden evvel ölmek olan Efalini, Sıfatını ve Zatını layıkıyla ifna eylediğinde kıyametin kopmuş dünya olan hayal ve zan varlıkları ve ben dediği artık ölmüştür, sen dediğin gözlerini kapatınca zaten ölmüş kıyamet hayatı olan gerçek hayat başlamış olur, buda bu alemdedir. İş bir idrak ve anlayış ve hayal ve zanlardan kurtulma meselesidir. Yerler nefis katlarıdır, zaten ben dedikleri artık o yer yarılmış nefis idrakları kendisinde ne olduklarını bildirmiş sonunda da aslında ben dediğinin var olmadığını bildirmiş ve o nefis arzında eski halini bırakmıştır yer yarılmış eski hali o yarılan yerde nefis arzında kalmıştır, artık yeni hali ise Rabbına sıfat olan kuldur köledir, bu ise ahir yaşam olan vahdet alemine ayak basmadır, artık var olan Rabbıdır ve Rabbıyla Rabbını bilmeye yeni başlamıştır. Ve böylece artık söz sahibi zaten mevcut olan Rabbı olduğundan bu güne kadar ondan gizli saklı bir şeyler yapıldığını zannetmekle hakikatinde ondan gayrı olmadığını öğrenince bu gizlilikte aşikar olur ve Bakara Sûresi 115. Ayet arık ne yöne dönerse dönsün O’nun vechinden başka olmadışını da göstermiş olacaktır. Rabbım cümle İhvan-ı güzine, İslam-ı mübine ve bilcümle insanlığa bu demde bir an önce ölmeden evvel ölmeyi öğreterek bu alemdeki unsuriyeti vücut ile sürdüğü ömürce huzurlu ve mutlu hayal ve zanlardan kurtulup hakikat olan aslına rucu eylemeyi nasib eylesin.




NİSA SÛRESİ 43. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا اِلَّا عَابِرٖى سَبٖيلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُوا وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعٖيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْدٖيكُمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا


OKUNUŞU         : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tagrabus salâte ve entum sukârâ hattâ tağlemû mâ tegûlûne ve lâ cunuben illâ âbirî sebîlin hattâ tağtesilû, ve in kuntum merdâ ev alâ seferin ev câe ehadum minkum minel ğâitı ev lâmestumun nisâe felem tecidû mâen feteyemmemû saîden tayyiben femsehû bivucûhikum ve eydîkum, innallâhe kâne afuvven ğafûra. 

ZAHİR MANASI: Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

BATIN MANASI: Batınen insanın sarhoş olması aklının başında olmamsıdır yani gerektiği gibi aklını ruhun emrinde kullanmamasıdır. Birde cünüp olmasından kasıt ayniyette olmayıp gayriyetle ilişki içerisinde ikilikle ve sıfatlar arasında ilişki içerisinde olması demektir. Bu hallerle Birle Bir olamaz Sizdeki Rabbınızla görüşemezsiniz idrakınız şuhud ve zevkiniz olmaz görüşmeyi sağlayamazsınız diyor, bu ikilik hallerinizden kurtulun diyor; kişideki hastalıklar her türlü gayriyet ve ikilik hal ve yaşantılarıdır; gayriyette yaşarken ayrı yollarda iken diyor Temiz bir toprak bulun; Toprak alçak gönüllü mütevazi en esfel ve en alaya kendi butununda cem eden hakkel yakin bir Mürşid-i Kamil bulun ve niyetiniz ise artık selamete çıkmak olsun ve Fiilullahı remzeden ellerinizi, ve Sıfatullahı remzeden yüzlerinizi temizleyin, yani onun diznin dibine oturun ve Fillerin Failini, ve Sıfatların mefsufunu idrak ile varlık sahibini sen olmadığını görünce bağışlanmak olan ondan gayri bir varlığın olmadığını öğrenmenle affedilmiş yani sen değil artık Rabbının tecellisiyle günah işleyemez olursun… çünkü Fiil ve Sıfat deminden sonra kişi artık ne kendine nisbet eylediği filleri nede kendine nisbet eylediği sıfatları vardır böylece haktan bilmekle boyun eğmesinin yanında Sıfatlarıda kendine değil ona nisbet eylemekle de vücutta varlığı kalmaz bir tek kütük gibi vücut kalır hareketsiz bir vücutta asla günah işleyemediğinden bağışlanmış affedilmiş olur, böylece yeniden dizayn edilmeye hazır bir yeniden bir mobilya çıkarılacak hareketsiz bir tomruk gibi iyice kendisini hizarcıya teslim eder demdedir. Rabbım bunca ayeti kerimede; Resulu Ekrem Efendimiz ve Sahabeyi Güzin, ve Evliyaullahdan ta günümüze değin bütün Mürşid-i Kamillerden de bu nasihatlarını yapmış ve yapmaktadır, Rabbım bu nasihatlarını tutup onlarla amil olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 44. AYET


اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ اُوتُوا نَصٖيبًا مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُرٖيدُونَ اَنْ تَضِلُّوا السَّبٖيلَ 

OKUNUŞU        : Elem tera ilellezîne ûtû nasîbem minel kitâbi yeşterûned dalâlete ve yurîdûne en tedıllus sebîl. 

ZAHİR MANASI  : Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.

BATIN MANASI : Ehli Tevhide ve Bir’e iman edenlere hitaben Kuran-ı Kerim’den cemaat seviyesindekiler seviyeleri kadar ayetlerden nasibdar, fıkıh ve şeri kaidelerle amel edenler Kuran-ı Kerim’den kendi idrakları kadar nasibdar, tarik olanlar esmalar yönüyle onlara hitab eden ayetler kadar Kuran-ı Kerim’den nasibdar, bu gün her insan kısa ve öz olarak kendi idrakı kadar Kuran-ı Kerimden nasibdardır; Fakat Ehli Tevhide göre hem zahiri hem de batını ve her iksinin de yerine göre irfaniyetle niyetlere göre vakıfıyetle Tevhiden yaşamına vakıf olmaları tıpkı Resulu Ekrem Efendimizin Tevhid akıde ve gramlarıyla nasıl evvela nefis tezkiyesi ve sonra ilim olan irşada nuzul yöntemiyle, kendi varlığını hakkın varlığında yok etmeyi varlık sahibini hakkel yakin olarak Zatından Sıfatına Sıfatından da esma alarak filleriyle zuhura geliş hakikatiyle nasıl hiç sapma olmadan bilmiş ve bildirmiş ise; bu gün bunun dışında kalanlar zahir sapıklık değil batınen az bir sapma olan aynı adımlara ayak basamamak olarak yaşamaktadırlar; Rabbım cümle İslamı mübini Allah’ın zatını Remzeden Kabeyi Muazzamaya bakan Peygamberlerin atası, Tevhidin babası olan İbrahim A.S’ın ayak izinde olmayı o yolla ancaksın Allah’ın zatına erişilir mesajından zerrece sapmamayı tüm insanlığa bu demde iletilebilecek; en güzel seda en güzel haber en güzel mesaj kılsın.




NİSA SÛRESİ 45. AYET

وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَائِكُمْ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِيًّا وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَصٖيرًا 


OKUNUŞU         : Vallâhu  ağlemu biağdâikum ve kefâ billâhi veliyyev ve kefâ billâhi nasîrâ. 

ZAHİR MANASI      : Allah, sizin düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah, dost olarak yeter. Allah, yardımcı olarak da yeter.

BATIN MANASI      : Allah Tecell-i zattır; kendisini bildirmek için her şey zıttıyla kaimdir, nefsin Zıttı Ruhdur, fakat yalnız Zat var iken Zıttı aynaya yansımasıdır, Sıfatlara tecellisidir. Onun için Allah Cemali bildirmek için Celali halk eylemiş ise her cemal filin karşısında tecelli ettireceği fiilide o kadar hassas ve muntazam seçmiş ve zuhura getirmiştir. Beyazdaki en beyazlık derecesiyle, siyahtaki en siyahlık derecesi aynıdır, biriside kendi içerisinde 100 ton’sa diğeride 100 ton’dur, böylece Ruhun her yüce tecellisi karşısında nefsin de tam zıttı olan Tecellilerine en vakıf ve en yerinde halk eden olduğundan çok daha iyi bilmekle alim olan Allah olduğunu da şuhuduyla sunmaktadır. Bizler ise bu halk oluşu bildirdikleriyiz sıfatlar bilen değil bildirilene mazhar olanlardır. Sıfatlarına böylece hitaben henüz sizde hisle tecelli eylemeden önce bile; ben o hissi halk edenim demekle en evvel ve en iyi bilen olduğunu bildirmektedir. Böylece siz dost olarak Zata yakin ve en layık sıfat olmaya bakın; bakın ki sizlerde de tecelliler o derece ulvi olsun. Rabbım bütün ayeti kerimeleri üzerinde layıkıyla tefekkür eden ve idraklanıp amil olan kullarından, sıfatlarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.




NİSA SÛRESİ 46. AYET

مِنَ الَّذٖينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهٖ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِى الدّٖينِ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَقْوَمَ وَلٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَلٖيلًا

 
OKUNUŞU         : Minellezîne hâdû yuharrifûnel kelime am mevâdııhî ve yegûlûne semiğnâ ve asaynâ vesmağ ğayra musmeıv ve râınâ leyyem bielsinetihim ve tağnen fid dîn, ve lev ennehum gâlû semiğnâ ve etağnâ vesmağ venzurnâ lekâne hayral lehum ve agveme ve lâkil leanehumullâhu bikufrihim felâ yué’minûne illâ galîlâ.

ZAHİR MANASI : Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak “İşittik, karşı geldik”, “İşit, işitmez olası!” “Râ’inâ”  derler. Hâlbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak” deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.

BATIN MANASI : Yahudi denince akıllarımız hemen yıllar evvele değil Yahudilerdeki inanaca gitmelidir; Musevi İsevi ve Muhammedi inanç; Tenzih Teşbih ve Tevhidin aslı ve özüdür. Tenzihi bir imanla inananlar, dillerini Teşbihe eğer ve işittik karşı geldik derler, yalnız tenzih yönüyle inananlar anlatılanları duyar ama iman etmezler; halbuki diyor Tenzihi imanla inananlara, geçmişte ve günümüzde diyor ki işittik  karşı geldik demeyin, işittik iman ettik deyin diyor; çünkü Allah yalnız Zat yönüyle değil Zatından Sıfatına Sıfatından da esma alarak filleriyle zuhura geldiği için, Sıfatlar yönüyle de Teşbihen inanılan, ve Zat ve Sıfatların cemi olarak esma alıp filleriyle de Zahir oluşuyla da Tevhiden Kendisinden Başka olmayandır. Bunlara iman için tenzihte olanlara teşbihen de iman edin işitin, teşbihte de olanlara da Tevhiden de iman edin diyor. Allah küfürleri yüzünden lanet etti denmesi, zahir manasıyla ve nefis ehillerin anladığı gibi değil, küfrün “kafirliğin” batın manası olan örtücülüklerini kastederek, yalnız tenzihe iman edip teşbihi dışlayanlar teşbihi örterler, ve lanetin batın manası olan süfli tecellilere mazhar olmaya muhatab olurlar denmektedir. Böylece az iman ederler çünkü yalnızca tenzihi imandadırlar buyrulmaktadır. Rabbım Sırreten Tenzihen sureten Teşbihen ve vücuden “vacibul vücud” olarak Tevhiden iman eylemeyi cümle insanlığa nasib eylesin.





NİSA SÛRESİ 47. AYET


يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ اٰمِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلٰى اَدْبَارِهَا اَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّا اَصْحَابَ السَّبْتِ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولًا

OKUNUŞU         : Yâ eyyuhellezîne ûtul kitâbe âminû bimâ nezzelnâ musaddigal limâ meakum min gabli en natmise vucûhen feneruddehâ alâ edbârihâ ev nel’anehum kemâ leannâ ashâbes sebt, ve kâne emrullâhi mef’ûlâ. 

ZAHİR MANASI : Ey kendilerine kitap verilenler! Birtakım yüzleri silip de tersine çevirmeden, yahut cumartesi halkını  lânetlediğimiz gibi onları lânetlemeden, yanınızda bulunanı (Tevrat’ı) doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba (Kur’an’a) iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.

BATIN MANASI : Ve yine tüm vacibül vücudunda tenzihi ve teşbihi iman edenlere Cemaat Şeriat ve Tarikat seviyesindekilere, Tevhid yüzü olan Tenzih ve Teşbihin cemiyle cemi idrakla tecellilerini görmeyerek onlara yüz çevirerek yaşamayın; Sizde Musa a.s ve İsa a.s gibi Muhammedi destekleyin, çünkü Tenzih de Teşbih de Tevhid’i destekleme idraklarıdır. Sizlerde diyor ne yalnız Tenzih ile Allah’a iman edip Teşbihi inkar edin, nede yalnız Teşbihen Allah’a iman edip Tenzihi inkar edin ikinizde eksiklerinizi tamamlayıp Ehli Tevhid gibi Zat ve Mutlakiyetini Tenzihe; Sıfat ve Mukayyetliğiyle Teşbihe her ikisinin cemi olarak da Tevhide iman ederek, Ehlinden Tevhid tahsiliyle zikirle birlikte 7 makamın idrakıyla idraklanıp İtikadınızı tam, itikadını tam yapanlar amellerini Tam, Amelini tam yapanlar muamelelerini Tam, Muameleleri tam olanlarda Ahlaklarından tam olurlar izahiyla Ahlakı hamidiyeden nasibdar olmayı Tevhid’i bir imanla iman etmekte olduğunu bildirmektedir. Rabbım bildirdiği üzere iman edip yaşayan kullarından kılsın cümle insanlığı.




NİSA SÛRESİ 48. AYET

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِهٖ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰى اِثْمًا عَظٖيمًا


OKUNUŞU           : İnnallâhe lâ yağfiru eyyuşrake bihî ve yağfiru mâ dûne zâlike limey yeşâé’, ve mey yuşrik billâhi fegadifterâ ismen azîmâ.

ZAHİR MANASI : Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.

BATIN MANASI  : Bağışlamak Affetmektir, hakikatte affetmek hakikat idrakına ters düşmesi ikilik; ters düşmemesi birliktir affetmektir. Zat’a ortak koşulması en layık idrakın dışında bir idrakla Zat kabul etmektir. Hakikatinde Eserin hakikati Efal-i ilahiye, Efalin hakikati Esmayı ilahiye, Esmanın hakikati Sıfat-ı ilahiye, Sıfatın hakikatı ise Zat-ı ilahiyedir. Bu her eser, her efal, her esma ve her sıfat için ayrı ayrı yerlerden de baksanız hakikati ilahiye Zattır. İtikadımız böyle olmalıdır. Her şeyin zatı haktır. Böylece diğer idraklar ise hep hayal, zan ve eksik olacağından hepsi de ortak koşmak yani aynıdır bizim idrakımızda  Zatın bildirdiği gibidir demek olur ki buda yanlıştır şirktir yani şirk derken ikiliktir ayrı bir idraktır. Her kul idrakını Tevhid tahsil ve yaşamıyla aynı kılarsa ancaksın Zat’a erişmiş ortak koşmamış olur. Rabbım bildirdiği üzere olmayı cümle insanlığa nasib eylesin.




NİSA SÛRESİ 49. AYET

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ يُزَكُّونَ اَنْفُسَهُمْ بَلِ اللّٰهُ يُزَكّٖى مَنْ يَشَاءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتٖيلًا


OKUNUŞU         : Elem tera ilellezîne yuzekkûne enfusehum, belillâhu yuzekkî mey yeşâu ve lâ yuzlemûne fetîlâ.

ZAHİR MANASI: Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah, dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar zulmedilmez.

BATIN MANASI: Sıfat Zat tecelli etmedikçe kendi kendini temize çıkaramaz. Her ne kadar cüz-i irade var dense de ki; kulluktan bakınca varlığı kendine nisbet eylendiğiniz yerde vardır; ama aslında varlık sahibinin siz değil de Zatın ilahi bir tecellisi olduğu görüldüğünde ise irade cüz değil külden gelmekte olduğu görülür; böylece iyice netleşir. Siz kendi kendinizi temize çıkaramazsınız. Kaldı ki zaten Mürşid-i Kamil mazharından bizzat ayeti kerimede buyurduğu gibi; ruhumdan ruh üfürdüm demesiyle ne Ahmet ne Mehmet ne kamiller hiç birine siz üfürdünüz demiyor üfürdüm diyor; işte bunda da görünen Zat dilemedikçe hiçbir sıfat kendisini temize çıkaramaz; Allah dilediğini temize çıkarır. Allah da dilediğini nasıl temize çıkaracağının da kaidelerini de bildirmiştir. Kim ki Tevhid akıde ve gramlarıyla Ehli Tevhidden ilimle öğrenir, şuhudla hicap açar ve yaşamla da daim olursa işte o sıfatlar artık gayri değil ayni, ikilikte değil birlikte, süflüyette değil temize çıkmışlardır buyurmasıyla da bizzat tereddütsüz bununda nasıl olacağını da bildirmiş olmaktadır. Rabbım bildirdiği üzere temize çıkmayı cümle insanlığa nasib eylesin.




NİSA SÛRESİ 50. AYET

اُنْظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَكَفٰى بِهٖ اِثْمًا مُبٖينًا 


OKUNUŞU      : Unzur keyfe yefterûne alallâhil kezib, ve kefâ bihî ismem mubînâ.

ZAHİR MANASI: Bak, Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter.

BATIN MANASI: Zata layık olmayan sıfatlar Zata kendi idraklarıyla yalan uydururlar, aslında kandırdıkları Mutlak Zat değil, cüzül zat olan mutlakın sıfatla kayıtlı olan zattan bir cüzdür, o da kişinin zatıdır yanı kandırdıkları kendi zatıdır. Hayal ve zanda iman eden mutlak zatı değil kendi zatını kandırır. Bir önceki ayeti kerimedeki gibi kendi kendine temize çıkacağına inananlarda mutlak zatın kaidelerini değiştiremez onlarda kendi zatını kandırmış olurlar. Böylece Mutlak Zatın bildirdiği tecellisiyle de sabit olan hakikatler, cüzül zatlarda mukayyet sıfatlarda her ne çeşitlilik ve farklı idraklar olsa da kaideleri değişmeyecektir. Rabbım bildirdiği gibi; bildirdiklerini sünnetiyle yaşayanlar gibi bilip amil olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.

Verified by MonsterInsights