NİSA SÛRESİ 51. AYET
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ اُوتُوا نَصٖيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا هٰؤُلَاءِ اَهْدٰى مِنَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا سَبٖيلًا
OKUNUŞU : Elem tera ilellezîne ûtû nasîbem minel kitâbi yué’minûne bil cibti vet tâğûti ve yegûlûne lillezîne keferû hâulâi ehdâ minellezîne âmenû sebîlâ.
ZAHİR MANASI : Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar “cibt”e ve “tâğût”a inanıyorlar. İnkâr edenler için de, “Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar.
BATIN MANASI : Toplumda Kuran-ı Kerimden toplumun her kesimi kendisine göre hitab eden ayetleri alır ve onlarla amil olurlar, bu da Kitabdan nasibini almadır. Fakat idraklar ve kabullenişlerde çeşitlilikler de böylece çok olmuş olur; Birçoğu ise sihir ve şeytanlıkla yani bazı kerametlikler ve nefislerinin beğenisi doğrultusunda, gerek çok olmak gerekse etrafındakilerin övgüsüne mazhar olmanın kibiriyle yaşamaktadırlar. Halbuki gönüllerine baksanız onlarda halen tam manada Hakk ve hakikate vakıf olamadıklarından içten içe yanmaktadırlar; ve kıyasla da halen kendi hallerini ve inanç ve kabullenişlerini de diğerlerine göre en üstün sanıyorlar; birincisi islamiyette ötekileştirme yoktur; hepsi yerinde doğru ve güzeldir, bir ikincisi de tüm yücelik ve güzellikler Rabbımındır, böylece geriye kalan artık ne kendine nisbiyet nede bununla başa kalkmak kalır, ancaksın boyun büküp kulluktur geriye kalan ve bunu da en güzel Tevhid ilmiyle öğrenir insan, kendine nisbet ettiğin varlığın senin olmadığını idrak edince o zaman sahibini kendi sıfatından nasıl esma alarak filleriyle zuhura geldiğini görürsün görende O’dur. Rabbım Kitabdan tüm nasib alanların nasiblerini de Ehli Tevhidin nasibi olan deryaya kavuşma umul kitab olma nasibinden de payidar eylesin.
NİSA SÛRESİ 52. AYET
فَلَمَّا اَحَسَّ عٖيسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَارٖى اِلَى اللّٰهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ
OKUNUŞU : Felemmâ ahasse îsâ minhumul kufra gâle men ensârî ilallâh, gâlel havâriyyûne nahnu ensârullâhi âmennâ billâh, veşhed biennâ muslimûn.
ZAHİR MANASI: İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler.
BATIN MANASI : Vücut ülkesindeki havariler, kişinin nefse tabi olduğundaki tüm sıfatlarıdır, bunlar hizmetine giren zahir ve batın 10 duygu ve bunların tecelli mahalli olan tüm düşünce ve idrakta inkar edenlerin fillerinin zuhur mahalleridir. Bunlar akılla iman ettik deseler de fiil yüzü olan icraat yüzü gerçekte fillerin cibilliyetlerinde süfliyet olduğunda asla ulviyete iman ettik demelerine itibar edilmez. Çünkü dille yalan söylemiyorum demek biraz sonra icraatında yalancı olunca boşa çıkar, dille hak yemem adilim demek biraz sonra veya takib eden günlerde adaletsiz olunca boşa çıkar, onun için dilde kemik yani mukavemet olmaz o niyete göre söyler sözü, ama vücut ise sırretteki tecelli yüzüyle suretten gerçeği yansıtır. Niyet neyse icraat o olur dil ne söylerse söylesin. Günümüzde de inanan insanların saflığından temizliğinden istifade etmek için dille sözler verilip icraatta ise hal başka olmaktadır. İnanan tüm insanlar ancaksın selametleri için Tevhid akıde ve gramlarıyla yaşarlarsa o zaman Rabbının gerçek dili olan fiilullahı iyi seyreylemeye başlarlar ki işte oda asla yalan söylez icraatlar en gerçek yüzü en gerçek sözdür insanın. Rabbım tüm Ümmeti Muhammedi en yüce kemalat üzere sabit kılsın inşallah.
NİSA SÛRESİ 53. AYET
اَمْ لَهُمْ نَصٖيبٌ مِنَ الْمُلْكِ فَاِذًا لَا يُؤْتُونَ النَّاسَ نَقٖيرًا
OKUNUŞU : Em lehum nasîbum minel mulki feizel lâ yué’tûnen nâse negîrâ.
ZAHİR MANASI : Yoksa onların hükümranlıkta bir payı mı var? Öyle olsa, insanlara bir zerre bile vermezler.
BATIN MANASI : Bu vücut ülkesinin hükümdarı olmakla, kemalatta ehil olmuş olunmaz, aslolan evvela nefsini bilip Rabbını bilmektir; sonra Rabbımı Rabbımla bilebilirim, yoksa süfli niyet içerisinde vücuda istediğinizi yaptırmak vücutta hükümdar olmak ve çevresindekileri de kendi isteği doğrultusunda kısmen sevk ediyor görünmek hükümranlıktan pay sahibi olmak hiç değildir. İrade küldendir; eğer öyle dahi olsa süfli niyet sahibleri ulviyete asla hizmet ettikleri görülmeyecektir; bu hal günümüzde dünyada da aynı görülmektedir, yardım gayesiyle insanlar kobay olarak kullanılmakta, yardım gayesiyle ajanlıklar yapılmakta ve yardım gayesi ile sömürü kültürel dejenerasyonlar devam etmektedir. Rabbım islamiyetin yaşamda asla bir başkalarını ötekileştirmeden nasıl yaşanmakta olduğunu hem Musa A.s’a hem İsa A.s’a hem de Muhammed Mustafa S.A.V’e Hak peygamber olarak iman ettiklerini göstermektedir. Rabbım gönüllerimizi ve gönülleri süfliyetten ulviyete tez zamanda döndürsün inşallah.
NİSA SÛRESİ 54. AYET
اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلٰى مَا اٰتٰیهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ فَقَدْ اٰتَيْنَا اٰلَ اِبْرٰهٖيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكًا عَظٖيمًا
OKUNUŞU : Em yahsudûnen nâse alâ mâ âtâhumullâhu min fadlih, fegad âteynâ âle ibrâhîmel kitâbe vel hıkmete ve âteynâhum mulken azîmâ.
ZAHİR MANASI: Yoksa, insanları; Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.
BATIN MANASI : Süfliyete hizmet edenler, acaba diyor ulvi his, ulvi duygu ve ulvi düşüncelerle donatılmış vücutlardaki hali boyun büküşü ve yaşamı kıskanıyorlar mı diyor; İbrahim ailesi olan; Tevhide gönül vermiş Ehli Tevhid ile daim yaşam içerisinde olanlardır, yoksa milletin bildiği gibi bir peygamberin ailesi değildir yalnız, zira öyle olsa bu gün onlardan kimsenin kalmadığını görürsünüz, silsile olarak kalsa da yalnız aileden gelmekle İbrahim yani Tevhid Ehli olunmaz, o yoldan, İbrahim A.s’ın kabeyi Allah’ın Zatını işaret eden ayak iziyle şuna işaret ederek kim ki Tevhid’in yolundan tahsil talim eyler ve yaşamı daim olur o dur ancaksın Zat’a erişen Zatını bulan; Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak Filleriyle zuhura geleni görendir ve O’ndan Gören de O’dur. Bu hükümranlıkta gerek vücut ülkesinin hükamranı olarak âdemde gerekse âdemdeki zuhuratların seyir mahalli olan alemde de hükümrandır. Çünkü hükmü veren Allah’tır, evvela âdemin vücut ülkesinden kendisini sergiler sonrada alemde görünmeye başlar yeni hükümleri. Bu alem artık hayrı’da şeride nefis ve ruhuda çok açık görecek ve bilecektir. Rabbım nice Ümmeti Muahmmede ibrahimin yolunda olmayı nasib eylesin onların vesilesiyle de tüm insanlığa Tevhid’den nasibini almayı ihsan eylesin.
NİSA SÛRESİ 55. AYET
فَمِنْهُمْ مَنْ اٰمَنَ بِهٖ وَمِنْهُمْ مَنْ صَدَّ عَنْهُ وَكَفٰى بِجَهَنَّمَ سَعٖيرًا
OKUNUŞU : Feminhum men âmene bihî ve minhum men sadde anh, ve kefâ bicehenneme saîrâ.
ZAHİR MANASI: Böylece onlardan kimi ona iman etti, kimi de sırt çevirdi. (O iman etmeyenlere) çılgın ateş olarak cehennem yeter.
BATIN MANASI: O günkü İbrahim A.S mana olarak Tevhid ile İnsanları irşadla görevliydi; kimisi bu yolu seçti kimisi seçmedi; bu günde Hakkel yakin Mürşid-i Kamiller Tevhid Ehlidirler onlarda insanlara insanı aslıyelerini Tevhid akıde ve gramlarıyla bildirmektedirler, bu günde kimler iman ettiler selamete çıktılar, kimlerde inkar eylediler onlarda irfaniyet yerine cehaleti, ulviyet yerine süfliyeti seçmişlerdir ve ektiğini biçeceklerinden hayalde bir ahiret beklemeden dünyada süfliyet ekip süfliyet biçmektedirler, cehalet ekip cehalet biçmektedirler; buda zaten dünya debdebelerinden iki yakasının bir araya gelmeyişinden sıkıntı ve streslerinden kurtulamayanlara cehennemdir. Rabbım bu günkü İbrahimlerin aynı dünkü İbrahim A.S mahzarından bildirdiği gibi yine aynı Tevhid ilmini bu günkü Mürşid-i Kamiller mazharından bildirdiğini; ve aynı nasibin bu günde var olduğunu cümle insanlığa tez zamanda bildirsin inşallah.
NİSA SÛRESİ 56. AYET
اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا سَوْفَ نُصْلٖيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَزٖيزًا حَكٖيمًا
OKUNUŞU : İnnellezîne keferû biâyâtinâ sevfe nuslîhim nârâ, kullemâ nadıcet culûduhum beddelnâhum culûden ğayrahâ liyezûgul azâb, innâllâhe kâne azîzen hakîmâ.
ZAHİR MANASI: Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
BATIN MANASI: Toplum hayalde zanda bir cehennemle ateşe atılıp derisi yanınca değişecek; derisi yanınca değişecek hayalleriyle kendilerinin idraklarınca bir cehennem algılamaktadırlar. Hiçbir insan o kadar kor bir ateşe düşerde birtek derisimi yanar; yanmadığı hali kalmaz; işte ayetlerin hangileri muhkem hangileri müteşabih olduğuna ve müteşabihlerin de ehillerince mi teşbih edildiği yoksa akıllamı zahir ilimlerle mi teşbih edildiğine bakmak lazımdır. Kendi varlığını hakkın varlığında yok etmeyen Tevhid Ehli hakkel yakin Mürşid-i Kamiller ancaksın Ehillerdir. Evet bazı ayetlerde ilimde rasilikten de bahseder fakat ehlinin ehli olması hususunda ise ancaksın batın ilimden ilmi ledundan nasibini almış ve varlık sahibini bilmiş olması gerek, ki bilende O’dur. Benim dış tenim derim postum bana benzeyen yönümdür, herkes teniyle birbirinden ayrılır veya benzer olurlar; birde ruhlar alemi olan idrak alemine gönül alemin, Teşbih yönüne; batın manalarına bakalım, kişiler bu vücutlarından ayrılsalar, filleri yok, sıfatları yok, vücutları yok, bir tek idraken boşlukta bir düşüncedeki kadar var kabul edilen varlıkları olsa şekilleri bile yok var mı var denecek kadar bir varlığı olsa; burada bunları birbirinden ayırt eden ne olacaktır, artık bedenlerde yok, karışıklığa da mahal vermemek lazım; ne olacak bunları ayırt eden, işte burada bunları ayırt eden hisleri, duyguları, ve birinden ayrı ayır olan düşünceleri olacaktır, çünkü bu alemde bile bir yere kadar bile ayrı kişiler bile; aynı düşünür bir yerden sonra mutlaka fikirleri ayrılır; o zaman o başka biri olur diğeri başka biri. İşte derilerinden murad onların idrak tenleridir, insanlar idraklarını süfli yönde değiştirdikçe yanar; idrakları fikirleri duygu ve hislerini ulvi yönde düzelttikçe de yangınları azalır; ne zamanki Muhammedi tene Muhammedi idrakla idraklanırlar o zaman Hakkın Nurun’a sahib olurlar ki Nur’a da ateş değmez. Şimdi unutmayalım ki, Kuran-ı Kerim Muhammed olmayanlara hitab etmez. Evvela nuzulen irşad olan nefis tezkiyesiyle ehlinden bir Tevhid Tahsili sonra ancaksın ilim; bu katiyen böyle olmalıdır geçmişte Resulu Ekrem Efendimiz zamanında bu böyleydi, Kabe-i Muaazzama’daki 7 mescid Tevhidin 7 makamını ve oradaki cemaatlarde hangi makamdaysa o mescidin sohbetini alırdı. Şimdi ise hemen herkes alim oluyor, tıpkı nefsi duran Arap yarım adasındaki alimlerim ilimde yükselip zalim olmaları ve müslümanın Müslüman kanı haram iken kısas’a kısas vardır fetvasını vermeleri gibi. Fıkıhen kısas müslümanın müslümanla diyaloğunda değil kendisinden olmayanladır; ama bu gün bunu bilenler nerde; böyelce bilinmelidir ki tahsil nuzulendir, urucen değildir, urucen görülür ama metodu Peygamberlerinde tahsil gördüğü Tevhide göredir. Allah’ı Zül Celal bunca ayeti kerimesinde hep; henüz Kuran-ı Kerim yok iken nasıl Peygamberimizi ibrahimin dini Tevhid üzere yetiştirmiş ise; ona İkra dediğinde Rabbının adıyla zikre başla; esmalarıyla değil demiş; ismi celal olan Allah ile başlatmış; bundan kasıtsa bu günde Tevhidde Allah lafzıyla zikirle yola çıkılır, sonra ona nasıl isra 14. Ayetteki nefis kitabını oku dendiyse, zikirden sonra okuyacağı kitabın kendisi olduğu nefsini tanımayan Rabbını tanıyamaz denmişse bu günde aynıdır. Tevhid tahsilinde Fena Mertebelerinde nefsini tanır insan, sonrada nefsini bilen nasıl Rabbını bilir diyorsa o da Beka Mertebelerinden Rabbının varlığına şahid olmasıyla yer bulur. İşte ancaksın bu tahsille aslımızı bulabiliriz. Yoksa Allah neden bütün peygamberlerine Tevhid tahsiliyle en kısa ve en öz kendisini buldursun; demek en öz ve en kısa yol Tevhiddir. Rabbım Ehliyle yoldaş olmayı Cümle Ümmeti Muhammede ve tüm insanlığa nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 57. AYET
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا اَبَدًا لَهُمْ فٖيهَا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلٖيلًا
OKUNUŞU : Vellezîne âmenû ve amilus sâlihâti senudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ, lehum fîhâ ezvâcum mutahheratuv ve nudhıluhum zıllen zalîlâ.
ZAHİR MANASI : İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.
BATIN MANASI : Tevhidi iman ile iman edenler zaten Kevser ırmakları olan ilmi ledün ırmakları; akan kendi vücut ülkelerinde akış şiddetine göre, ilimden şuhuda şuhuddan da akış şiddeti arttıkça zevke geçerek en büyük cennet olan zat cennetlerinde yaşarlar. Temiz eşleri ise O zevklerin tecelli eylediği layık Rahman Sıfatlardır onlarda Rab mazharlarıdır gönüllerindeki. Koyu gölgeleri ise varlıktan ayrı olmayan ve koyu olması hasebiyle de iyice belirgin olan cibilliyeti en güzel fiillerle muhatab olan vücutlar olarak yaşayacaklardır. Koyu olması en belirgin zuhurat demektir. Rabbım bu aciz bendelerinden gerçek tecelli yüzü olan icraatlarıyla; icraatlarının Muhammedi olanlarıyla zuhura gelsin inşallah.
NİSA SÛRESİ 58. AYET
اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهٖ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَمٖيعًا بَصٖيرًا
OKUNUŞU : İnnallâhe yeé’murukum en tueddul emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl, innallâhe niımmâ yaızukum bih, innallâhe kâne semîam basîra.
ZAHİR MANASI: Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
BATIN MANASI: Emanetler nelerdir ki ehli olanlara verilmesi gerekmektedir… Bu emanetler 7 tanedir bir sandık içerisinde; mutlak ehline verilmesi de ancaksın buna ehil olanlardan bu haller açığa çıkacağı bilinmekte olduğundandır. Bir kişi Tevhid-i Efal’i telkin alsa o kişi fillerin failini kişilere nisbet etmekten vazgeçmemişse boyun büküp o fiilin faili olan halk edicisini görmemişse, o emaneti layıkıyla almışmıdır? hayır denecektir. Ha keza Tevhid-i Sıfatta bütün mefsuf sıfatların sahibini hakka nisbet etmemişse hala subut sıfatlardan örneğin ilim sıfatının tecellisiye, ben bildim diyorsa, bilen Allah’tır benden bilen O’dur demiyorsa yine bu emanetinde ehli olmuş olurmu? Bunada hayır diyeceksiniz. Ve yine Tevhid-i Zat emanetinde kişi bütün mevcudun varlığı yok varlık sahibi olan Allah’tır diyememişse bu emanetinde ehli olmuş olurmu? Hayır. Ve yine bu sandık olan vücut ülkesinde, madem bunca mevcut kendimize nisbet edilmeyecekse ortada olan bu vücut nedir; idrakına Cem makamında Hakkındır bu vücut; Hakk zahir oluşuyla bunca mevcut onun mevcudunun varlığının vücuda gelmiş halidir O’dur vacibul vucud olan deyip yaşamadıkça, ve yine Hz. Cem makamında halk zahir Hakk batın oluşuyla zahir olan halk’ın kendi varlıkları yoksa bunar Hakkın sıfatları olarak vücuda geldiklerinin şuhuduyla yaşamadıkça ehli olabilirmi? Hayır. Ve yine Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da esma alarak Filleriyle zuhura gelişiyle Efal-i İlahiyesini giymesiyle filleriyle zahir olanın O’olduğunu idrak şuhud zevk ve daim yaşam eylememiş olan ehil olabilir mi? Hayır. Ve bunca emanetin bir vücut içerisinde hepsini kuşatan ve cüzül ahadiyet gibi görünen “aslında damladan deryanın görüldüğü idrakıyla da” vücut sandıkasında hepsinin mevcut olduğu görülmektedir. bunlara ehil olmayanlara zaten verilmemiştir emanet, âdemiyet sırrı bunca Enbiya ve Evliyanın bu halkı davet eylediği insanı asliyesinin sırlarını bilmeleri görmeleri ve olmaları içindir. Zaten bu hakikatleri bilenler hakkıyla hükmederler, Zatını Hak bildiğinden zatına değil fillerin cibilliyetine buğuz vardır ve aynı zamanda da fark makamına inildiğinde kabadır verilen cezalar kabadır alınan farklı muameleler. Buzdan müzdarip olan bir kişi dolabın fişini çekince elektiriğe zarar vermez dolabı hiç eyler, ağacı budamakla çekirdeğine zarar vermez farkıyla yoluna koyar olması gerekenleri; bir hırsızdan davacı olmak ona hakkıyla muameledir yardımcı olmaktır. Zira zaten Hakk mertebesinde de Tecellisiyle Tecellisine nasıl cevap olup Cem ve Fark’ı nasıl zuhura gelişiyle bildirmiş ise işte hakkıyla olması gerekenleri de tecelli yüzüyle böylece buyurmuş ve buyurmaktadır. Buna riayet en güzel kulluktur. Rabbım cümle kulağı duymaktan işitmeye, cümle gözü görmekten basirete, cümle dili halkı söylemekten hakkı söylemeye, cümle burnu dünya kokularını koklamaktan Tevhidi koklamaya, cümle eli gayriyette çalışmaktan ayniyet işlerinde çalışmaya, cümle ayağı uzaklaşmaktan O’na yakin olmaya yürütsün cümle aza ve cevahiri Ruhun idrakına hizmetle müşerref kılsın tez zamanda inşallah.
NİSA SÛRESİ 59. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُوا الرَّسُولَ وَاُولِى الْاَمْرِ مِنْكُمْ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ فٖى شَیْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَاْوٖيلًا
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû etîullâhe ve etîur rasûle ve ulil emri minkum, fein tenâzağtum fî şey’in feruddûhu ilallâhi ver rasûli in kuntum tué’minûne billâhi vel yevmil âhır, zâlike hayruv ve ahsenu teé’vîlâ.
ZAHİR MANASI: Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.
BATIN MANASI: Bu ayeti celile nazil olduğunda, İman edenler anlaşmazlıklarında itaat ettikleri Resulu Ekreme danışarak, o mazhardan tecelli eden Rabbımın tecellisi daha yüce olacağından kabın isnad ve kabiliyetince yücelik zuhura geldiğinden iman edip inanmış ve o günlerde böyle netice almışlar; peki ya bu gün iman edenler yine var, ihtilafa düşülen durumlarda var, fakat idare edenlere müracaat ve Enbiyaların varisleri olan Hakkel Yakin Mürşid-i Kamillerle meşveret yok durumdadır, ve böylece de sonuç almak ve Müslümanların selamete ermeleri de maalesef sonuçsuz kalmaktadır. Değil yalnız Müslümanların tüm Allah’a iman edip yollarını farklı dolanbaçlarla kat edenlerin her birisi de Hakk ve Hakikatte ehil olan imam önder ve liderleriyle mutlaka meşveret etmeleri onların sözleri kendi sözlerinin üzerinde tutulmaları esas olmalıdır. Çünkü Allah Zat yönüyle teşbihen elektrik misalidir, hangi ampule gelirse gelsin aydınlatır ortamı; eğer fazla aydınlık istiyorsanız mutlaka ampuldeki isnad ve kabiliyetin yüce olmasına dikkat edilmelidir, buda işte imamlardaki branjlarındaki uzmanlık kabın kabiliyetidir, önderdeki idrarecilik kabının kabiliyetidir, Mürşid-i Kamillerdeki hem zahir hem batına vakıfıyette işte o mazharın kabiliyeti olduğundan oradaki tecelli Zata daha layık olacaktır. Bunun için mutlaka Enbiyaların varisleri olan Hakkel yakin Mürşid-i Kamiller mazharından Allah’a biat etmeli ve o mazhardan benim ihtiyacımı veren Rabbımdır denmelidir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi ve Muhammede ümmet olacakları ve aynı zamanda tüm insanlığı da Ehline ve o mazhardan Rabbına tam teslim olmayı nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 60. AYET
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرٖيدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُوا اَنْ يَكْفُرُوا بِهٖ وَيُرٖيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعٖيدًا
OKUNUŞU : Elem tera ilellezîne yez’umûne ennehum âmenû bimâ unzile ileyke ve mâ unzile min gablike yurîdûne ey yetehâkemû ilet tâğûti ve gad umirû ey yekfurû bih, ve yurîduş şeytânu ey yudıllehum dalâlem beîda.
ZAHİR MANASI : (Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.
BATIN MANASI : Tevhid ile müşerref olan vücut ülkesinde ilimle Muhammedi olanlara henüz yaşamla daim olmadıklarından şuhud ve zevkte baki olamadıklarından; tağut olan yani tuğyana isyan ve nefse meyyallıkta vücutta sevk edici olan duygu ve düşüncelerle süfli duygu ve süfli düşüncelerle içten içe halen ara sıra muhatab olurlar, “bilinmelidir ki arife duygu ve düşünceden de mesuliyet vardır” onlarla hüküm verip emrolunan belli olduğu halde nefsine hoş gelene meylederler, işte onlara dikkat edilerek ayetle sabit olan emrolunduğu gibi dosdoğru olmak olan 7 noktanın nuzülen altalta, urucen üst üste konduğu gibi Tevhid idrakıyla idraklanıp bu çizgiden zerrece dışarı çıkmamanın en doğru yaşam olduğu bildirilmektedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede emrolunduğu gibi dosdoğru olmayı nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 61. AYET
وَاِذَا قٖيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِقٖينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا
OKUNUŞU : Ve izâ gîle lehum teâlev ilâ mâ enzelallâhu ve iler rasûli raeytel munâfigîne yesuddûne anke sudûdâ.
ZAHİR MANASI : Münafıklara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygambere gelin” dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.
BATIN MANASI : Münafık nafakasını inkar edendir. Nafakası ise o vücut ülkesinden Rabbının tecelli edişidir. Ruhaniyet yönüyle haylığı ve enerjisiyle tecelli eder, hisle bildirir, duyguyla iyice hissettirir, düşünceyle de netleştirendir ve ondan sonrada sıfat olan kul olan tecelligah olan mazharlarda bu tecellilerden nafakasını seçerler, iyisi ve kötüsü kula göredir ama bellidir, öfkede tecellisidir merhamette, hangisini seçeceğini iyi bil diyedir bu. Allah’a göre kötülük iyilik eksiklik yoktur, hikmeti ibreti irşadı vardır, bilinmekliğine hizmeti vardır. İşte bu Kur’an ise an da kurulandır. Yani her an her nefes senin vücut ülkende değişik düşünce ve fikirlerle tecelli edişidir, onlara gelme diyemez ve yarın falanca duygu ve falanca düşünceler gelsinde diyemezsin, kul sadece seçer ve görür hangisini seçince ne oluyor diye; duygu ve düşüncelerinin urucen kula göre iyi olanlarını seçince mutlu ve huzurlu, diğerlerini seçince de kişiye göre mutlu olsa da aslolan akıbette zarara uğrayacağıdır. Böylece isra sûresi 14. Ayette nefis kitabını okumak kendindeki bu tecellileri ve akıbetlerini iyice idrak etmektir. Resulu Ekrem Efendimiz henüz Kuran-ı Kerim yok iken kendisindeki bu tecellilere vakıf idi. Okuma bilmem demesi zahir ilimle satırları okumamak cehalet değildir. Asıl okuma sırrettendir. Bunları okumak Tüm Kuran-ı Kerimi ikram edilen her şeyi anlamaktır. Bunları bildiren ehillerde Dün Resuller, Nebi ve Mürsellerdir; bu günde o vazifeyi yapanlar Mürşid-i Kamillerdir. İşte ehline gitmeyi farz kılan Rabbım bu günde gidilmesini bildirdiğinde uzaklaşanlar işte bu ikramdan günlük nafakasından yüz çevirenlerdir. Rabbım günlük nafakasını ve lütfü ilahisinden de nasibi olan ikramı almayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 62. AYET
فَكَيْفَ اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدٖيهِمْ ثُمَّ جَاؤُكَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنْ اَرَدْنَا اِلَّا اِحْسَانًا وَتَوْفٖيقًا
OKUNUŞU : Fekeyfe izâ esâbethum musîbetum bimâ gaddemet eydîhim summe câûke yahlifûne billâhi in eradnâ illâ ıhsânev ve tevfîgâ.
ZAHİR MANASI : Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği, sonra da “Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik” diye Allah’a yemin ederek sana geldikleri zaman hâlleri nasıl olur?
BATIN MANASI : Kendi vücut ülkesindeki süfli duygu ve düşünceleri tercih edip yaşarken bu süfli tecellilerin akıbetlerini Hakk nasıl tayin eylemişse O durum tecelli eylediğinde bu musibetler onların başlarına gelir. Birde bu halleri ariflere ayan iken, sanki içlerinde niyetleri saf ve temizmiş gibi, dışında da yaptıkları cibilliyeti bozuk filler ayan beyan görülürken bizler içimizden hep iyi olrak iyilik etmek yani ulvi duygu ve düşünce içerisindeydik niyetimiz buydu diyerek de ehlini değil kendilerini kandırmış olurlar. Rabbım bu yolda ihlas ve samimiyetten ayrılmadan gün be gün kab ve kabiliyetimizi ehillerinin buyurduğu Tevhid akıde ve gramları doğrultusunda idraklanıp daim bir yaşam üzere olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 63. AYET
اُولٰئِكَ الَّذٖينَ يَعْلَمُ اللّٰهُ مَا فٖى قُلُوبِهِمْ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ فٖى اَنْفُسِهِمْ قَوْلًا بَلٖيغًا
OKUNUŞU : Ulâikellezîne yağlemullâhu mâ fî gûlûbihim feağrıd ğnhum ve ızhum ve gul lehum fî enfusihim gavlem belîğâ.
ZAHİR MANASI: Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle.
BATIN MANASI : İşte işlediklerinin fillerindeki cibilliyet ile hatta her halleriyle içlerindekilerin aslında Ariflerin gözünden gören Rablarınca nasıl her hareketin gözlerinden kaçmadığı gibi; için dışta olduğu gibi kalplerini açıp yarmaya gerek kalmadan kemalat bakışıyla ayan beyan görüldüğü bellidir. Elçisine diyor ki Rabbım sen niyeti kötü olanları böyle işlediklerinden ayan beyan görünce onlara aldırma, sen yine onlara öğüdü ver kemalat kelamlarını onların anlayacağı kadar öğüt ufala incelt ki anlamaları kolay olsun diyor; ve onlar bu ufalanmış isabetli ve kolay sözlerin en etkililerini kullan ve tatlı davran onlara karşı diyor; Rabbım bildirdiği üzere olmayı hayatın hangi safhasından ve hangi işle meşkül olunursa olunsun ayetlerdeki hakikatler üzere yaşamayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 64. AYET
وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ جَاؤُكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَوَّابًا رَحٖيمًا
OKUNUŞU : Ve mâ erselnâ mir rasûlin illâ liyutâa biiznillâh, ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festağferullâhe vestağfera lehumur rasûlu levecedullâhe tevvâber rahîmâ.
ZAHİR MANASI : Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.
BATIN MANASI : İnsanoğlu kendine zulmetmesiyle nefsine inmiş olur; böyle bir durumda dün Elçisi ve Habibi olan Resulu Ekrem Efendimize gittiler; bu günde onların varisleri olan Mürşid-i Kamillere gelselerdi. Ve tövbe etseler bağışlanma dileselerdi. Teveccühe girip tövbe ettikleri zaman Efendisiyle salikin ilk diz dize geldikleri zaman. İşte o elçide onların bağışlanmasını dileseydi. Allah’ı tövbeleri kabul edici bulacaklardı. Çünkü Allah o saliki Mürşid-i Kamilin gözünden gören, kulağından duyandır. Dilinden geldiği ve biat ettiğini kabul edendir. Ona telkinat ve nasihatlarla O mazharlardan uyulması ve tutulması gereken nasihatleri bildirendir. Çünkü insanlar karşısındakinin gözünü görürler ama gözden göreni göremezler bu demde. Zira kendi kendisine nice tövbe edipte hala temize çıkamayan insanların çoğunluğu da bu durumdadır. Demek ehline gidip Ehliyle tövbe etmediklerindendir. Bu ayeti kerime ve birçok ayeti kerimede de olduğu gibi her şeyin bir Ehli vardır ve onu da bulmak gereklidir. Rabbım ehline gidip layıkıyla tövbe edip ölmeden evvel ölmek olan bu varlığın ifnası ve sahibinin ilahi tecellisine şahid olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 65. AYET
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ فٖيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فٖى اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا
OKUNUŞU : Felâ ve rabbike lâ yué’minûne hattâ yuhakkimûke fîmâ şecera beynehum summe lâ yecidû fî enfusihim haracem mimmâ gadayte ve yusellimû teslîmâ.
ZAHİR MANASI: Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.
BATIN MANASI : Bu ayeti kerimede aslolan vurgu helakta olanların çeşitleri mevzusuyla doğrudan orantılıdır. İlim sahibine göre avam; ilmiyle amil olana göre ilim sahibi; ihlas sahibine göre de ilmiyle amil olan helaktadır. Layıkıyla bir tövbeden sonra Tevhidi ilimle bilmek bildiğiyle amil olmayı da sağlasan; Mürşid-i Kamil mazharından verenin Rabbın olduğunu bildiğin halde ona gidip gerek meşvereten gerekse bir ihtilaflı konu hakkında görüş alsan dahi diyor aslolan senin bu bildiğin ve amiliyetinin ötesinde samimi olup olmadığındır buyrulmaktadır… Eğer bir kişi ihlas sahibiyse ve Tecelli edeni Fena Ender Fena idrakıyla yalnız an üzere tecelli yüzüyle seyreyliyorsa Allah’ın tecellisiyle cevap olmadığı hiçbir müşkülü hiçbir sorusu kalmaz kişinin işte burada aslolan samimi ihlaslı olup olunmadığıdır. Rabbım acziyetimizde dahi bizi samimi kılsın eksikliği Rabbımıza değil her zaman kendimize nisbet eden kullarından eylesin bizleri; eylesin ki İhlasımız bozulmasın; samimi ve doğru olalım. Rabbım cümle Ümmeti Muhammedi ihlas ve samimiyyet nimetinden nasibdar eylesin.
NİSA SÛRESİ 66. AYET
وَلَوْ اَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ اَنِ اقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ اَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ اِلَّا قَلٖيلٌ مِنْهُمْ وَلَوْ اَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِهٖ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَشَدَّ تَثْبٖيتًا
OKUNUŞU : Ve lev ennâ ketebnâ aleyhim enıgtulû enfusekum evıhrucû min diyârikum mâ fealûhu illâ galîlum minhum, ve lev ennehum fealû mâ yûazûne bihî lekâne hayral lehum ve eşedde tesbîtâ.
ZAHİR MANASI : Eğer biz onlara, “Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu.
BATIN MANASI: Yurtlarından çıkmaları onların kendi yurtları olan vücut ülkelerini terk etmeleri yani kendilerine nisbet etmekten vaz geçip bu vatan bu vücut benim değil Rabbımın ilahi varlığının bir tecellisidir; Tecelli-i İlahisidir; O’nun bir cüz olarak bu vücutta Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alıp Filleriyle zuhura çıkmış halidir. Pek azı ise bu gün 7 milyar insanın ben dediği bu varlıktan bu vatandan yani benliğinden vazgeçmesi çok zordur 7 milyardan çok çok azı Ehli Tevhid haricinde layıkıyla ifna edememişlerdir. Tavsiye edilen öğütler ise nasihatlerdir. Din nasihattır, Din nasihattır, Din nasihattır. Denmesindeki hikmet neden 3 kez denmiştir. 3 nasihatten daha büyük nasihat yoktur. Allah’ın bu alemde ve âdemde 3 tecellisi vardır ve her şey bu hakikat üzerinedir. Efal nasihatı, Sıfat nasihatı ve Zat nasihatıdır. Kuran-ı Kerimde de iyi bakarsanız ya ayetler filleri anlatır, ya sıfatlardan bahseder ya da Zattan bahseder. Rabbım bu nasihatları ehline gidip öğrenmeyi, öğrendikleriyle amil olmayı ve daim olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 67. AYET
وَاِذًا لَاٰتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّا اَجْرًا عَظٖيمًا
OKUNUŞU : Ve izel leâteynâhum mil ledunnâ ecran azîmâ.
ZAHİR MANASI: O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.
BATIN MANASI : Ve kendi varlıklarını hakkın varlığında ifna edenlere; vücut ülkelerini terk edenlere kat’ı; makamı olan Uluhiyetten Tecellisiyle; Tecelli Zattan bir cüz; Rububiyettinin Rablık yüzü olan Rahman sıfatına mazhariyetle Tecelli Sıfattan bir cüz; Kulluk yüzü olan Tecelli Efalinden de bir cüz nasibiyle mükafata lütfa mazhar olur; En büyük lütuf Kendisidir, her varlıkta öz yönüyle Zatından Kemalatı olan Subut sıfatlarına; Esma alarak da Filleriyle zuhura gelişinden daha büyük lütuf ne olsun. Rabbım cümle Ümmeti Muhammede lütfuna mazhar olayı nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 68. AYET
وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَقٖيمًا
OKUNUŞU : Ve lehedeynâhum sırâtam mustegîmâ.ZAHİR MANASI : Onları elbette doğru yola iletirdik.BATIN MANASI : Allah Zat yönüyle tüm sıfatlarına kullarına mazhar ve akıl sahibi varlıklara yani tüm insanoğluna; eğer sizler kendiniz boyun eğerde bizlerde Tevhid Tahsil talim ve yaşantısıyla “ölmeden evvel ölmeyi” insan-ı aslıyemizi ve terk eylediğimiz bu vatanın sahibi olan, nasibimiz olan bu vücut varlığımızın sahibiyle olmayı O’nun Zatından Sıfatına Sıfatından Esma alarak Filleriyle nasıl zuhura geldiğine şahit olmaya ve bizden şahid olanın kendisi olduğu yakinliğine ermeye talib olursanız Allah zaten Hud. Sûresi 112. Ayet de emrolunduğu gibi dosdoğru olmanın bir elif olan 7 noktanın Zata göre alt alta; sıfata göre tahsilde 7 makamaın üst üste nasıl eklenerek Zata en layık kul sıfat mazhar olunduğu ve nasıl dosdoğru olunduğu; canlı bir muhammedii olmayı biz aciz kullarına söz vermektedir. Yeter ki dilesinler ve ehline gidip gayret etsinler buyurarak. Rabbım bu lütfa mazhar olmayı ve ihsanlardan payelenmeyi cümle insanlığa nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 69. AYET
وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُولٰئِكَ مَعَ الَّذٖينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّٖنَ وَالصِّدّٖيقٖينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحٖينَ وَحَسُنَ اُولٰئِكَ رَفٖيقًا
OKUNUŞU : Ve mey yutııllâhe ver rasûle feulâike meallezîne en’amallâhu aleyhim minen nebiyyîne ves sıddîgîne veş şuhedâi ves sâlihîn, ve hasune ulâike rafîgâ.
ZAHİR MANASI : Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.
BATIN MANASI : Allah Zat yönüyle aldığı esmasıdır; Sıfatlar yönüyle alınan esmalarda farklar çoktur, fakat Zat Sıfattan ayrı olmadığı için Peygamber esması Elçi Resul ve Mürsel esmaları da Zat la birlikte anılır, çünkü Zat Sıfatı olmadan teslim almaz, sıfatından Zata teslim olunur, Allah eğer Zat yönüyle görünmeyecek ise görünmeyen bir zata kullar nasıl itaat eder hayal ve zanla mı, hayır tabiki elçisi mazharından günümüzde Mürşid-i Kamiller mazharından Zata teslim olunur ve itaat edilir, o mazhardan irşad edendir Rab. Böylece şehid denen şahidliğe, sıddık denen Sıfatın Zata sadık oluşuna ve peygamberlikle de En güzel Elçiliğini yapmasıyla da aynı vücutta Rabbım Zatından Sıfatına Sıfatından da layıkıyla Esma alarak Fiileriyle zuhura gelmektedir. İşte bir ailedeki kardeşler gibi tüm layık olan sıfatlarda arkadaştır ruh kardeşi ve ruh arkadaşıdırlar, aynı meclisi paylaşmak aynı tecellilere layıkıyla mazhar olmaktır bu bir kardeşlik ve arkadaşlıktır. Rabbım cümle insanlığı dereceten birbirine arkadaş ve kardeş eylesin tüm güzel tecellilerine mazhar eylesin.
NİSA SÛRESİ 70. AYET
ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَلٖيمًا
OKUNUŞU : Zâlikel fadlu minallâh, ve kefâ billâhi alîmâ.
ZAHİR MANASI: Bu lütuf Allah’tandır. Hakkıyla bilen olarak Allah yeter.
BATIN MANASI: Ve iyi biliniz ki diyor; tecelli eden Zattır, yani hiçbir varlık hiçbir mazhar Takva üzere olmayı terk edipte bendendir demsin, insanları irşad ettim demesin; Resulu Ekrem Efendimizin dahi varlığı yoktur, o dahi mazhardır Sıfattır Rahman Sıfatıdır; o mazharlardan irşad edendir Rab. Bu yüzdendir ki bu ve bütün lütuflar Allah’tandır. Hakk mertebesinde de ilmiyle Zatı bildiren olan Rabbım Hakkıyla ilim sahibi olarak bilenin de Allah olduğunu; Rabbımı Rabbımla bildiren Allah’a hamd etmekten Tecellilerine şükretmekten boyun büküp kulluktan başka bir şey kalmaz deniliyor insanoğluna; Rabbım layıkıyla kul eylesin Zatına layık mazharlarından Efendimizdeki gibi Rahman Sıfatlarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.
NİSA SÛRESİ 71. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ اَوِ انْفِرُوا جَمٖيعًا
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû huzû hızrakum fenfirû subâtin evinfirû cemîâ.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! (Düşmana karşı) tedbirinizi alıp, küçük birlikler hâlinde, yahut topluca savaşa gidin.
BATIN MANASI : Bu vücut ülkesindeki düşmanımız nefsimizdir. Nefis ikiliği ister gayriyeti ister; ona karşı birlikler kurmak ya küçük tevhid idrakları olan küçük birliklerle, fena mertebelerindeki 3 birlikle, yada toplu Tevhid olan hem Fena hem de Beka idrakından sonraki Ahadiyet zevkiyle son kalan nefsin sedalarını susuturabilirsiniz. Çünkü siz ilimle bir Tevhid tahsili dahi yapmış olsanız, sizin nefisten kurtulduğunuz anlamına gelmez, henüz bu kurtulmanın ilmini öğrenmektir o tahsil, onun şuhunda ererek nasıl yapılacağını zevk eylemek kurtulmak için zevkle çaba göstermek içindir, ne zamanki bu ilim şuhud ve zevk devreleri ilerledikçe çabalar meyve vermeye alışkanlıklar yaşanmaya devam edildikçe kalıcı olmaya başlar, o zaman güzel filler kalıcı olan güzel ahlak sizde zuhur etmeye başlar ki o zaman ancaksın nefsin kalelerine girilmiş ve feth edilmiş olurlar, eğer çok uzaklarda kalmış ise yinede feth edilmeyen nefsin bir kalesi onu da bir an önce fetih için mutlaka kalıcı alışkanlıklarla hazırlık yapılmalı idraken karar alınıp yaşama geçerek o kötü alışkanlıklardan da uzak ta olsa vazgeçilmelidir. Rabbım ahlakı hamidiyesini habibim dediği en güzel mazharı Resulu Ekrem Efendimizden nasıl zuhura getirmiş ise bu günde acizane tecelli eylediği Muhammedii mazharlarından da öyle açığa çıkarsın inşallah.
NİSA SÛRESİ 72. AYET
وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُصٖيبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَیَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَهٖيدًا
OKUNUŞU : Ve inne minkum lemel leyubettıenn, fein esâbetkum musîbetun gâle gad en’amallâhu aleyye iz lem ekum meahum şehîdâ.
ZAHİR MANASI : Şüphesiz, aranızda öyle kimseler var ki, (onların her biri savaşa gitme konusunda) hakikaten pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse, “Allah, bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım” der.
BATIN MANASI : İşte bu nefisle cihatta umarsız isteksiz ve hafif kalmayın diyor yoksa nefis ömrünüzü elinizden alır da farkında olmazsınız; hemen hemen günün ve ömrün birçok safhasında değişik vesilelerle insana nefsine düşmemesi gerektiği vücut ülkesindeki kötü duygu düşüncelerle filler işlememesi gerektiği sonuçlarının ayan beyan ona nasıl zarar verdiğini de görmeleri halinde iç güdülerinde his ile beliren duygu ile biraz pişmanlık olan fikirlerine bakınca vazgeçmesi gerektiği manasıyla bu kadar açık olan; onlara nasıl hisle gelip duygu ve düşünceye dönüşen Rabbının mesajları bu kadar yakınen nefisle değil de ruhla olması gerektiğini de bildirse onlardaki hayal ve zan gafleti irfaniyetsizlik ve aşksızlık maalesef onları yine beraber olamadım dercesine ruhla değil de nefsiyle yine baş başa bırakacaktır. Rabbım kendisindeki bu hakikatlere nefis kitabını okuyup da öğrendiği isra sûresi 14. Ayeti kerimenin hakikatiyle hakikatlenip amil olanlardan kılsın cümle İhvan-ı Mübini.
NİSA SÛRESİ 73. AYET
وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَنٖى كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزًا عَظٖيمًا
OKUNUŞU : Ve lein esâbekum fadlum minallâhi leyegûlenne keel lem tekum beynekum ve beynehû meveddetuy yâ leytenî kuntu meahum feefûze fevzen azîmâ.
ZAHİR MANASI : Eğer Allah’tan size bir lütuf (zafer) erişse, bu sefer de; sizinle kendisi arasında hiç tanışıklık yokmuş gibi şöyle der: “Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarıya (ganimete) ulaşsaydım.”
BATIN MANASI : Ganimet olan; Çevrelerindeki ihvanın Tevhid mertebe ve makamlarının ganimetleriyle nasıl hallerinde lütfa mazhar olduklarıdır; bu hali görüldüklerinde ise; iç güdüsünde hep nefiste kalmak isteseler de kemiği olmayan yani niyete göre konuşturulabilen zahir dilleriyle bende keşke o yolda olabilseydim veya girip ayrılmışlarsa da; kalabilseydim diyeceklerini duyacaksınızdır. Rabbım en büyük ganimeti olan kendimize nisbet eylediğimiz bu varlığın ifnasıyla; Tecelli Zat, Tecelli Sıfat ve Tecelli Efal ile gösterdiği, Zatından Sıfatına sıfatından da Esma alarak nasıl Filleriyle zuhura geldiğinin zevkidir, kendisi en büyük ganimettir, bu ganimetten damla nisbetince cüz nisbetinde bu aciz mazharları sıfat ve kullarına nasib eylesin, bu idraklarla idraklanıp, bildiğiyle de daim amil olan kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.
NİSA SÛRESİ 74. AYET
فَلْيُقَاتِلْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ الَّذٖينَ يَشْرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِ وَمَنْ يُقَاتِلْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ فَيُقْتَلْ اَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتٖيهِ اَجْرًا عَظٖيمًا
OKUNUŞU : Felyugâtil fî sebîlillâhillezîne yeşrûnel hayâted dunyâ bil âhırah, ve mey yugâtil fî sebîlillâhi feyugtel ev yağlib fesevfe nué’tîhî ecran azîmâ.
ZAHİR MANASI : O hâlde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
BATIN MANASI : Dünya, Allah’tan uzaklaştıran her şeydir. Allah yolunda savaşmak, Zatı hakka vuslat, insan-ı asliyemizi bulmak ölmeden evvel ölmektir. Eğer ölürlerse yani Fena mertebelerinin tahsiliyle fenayı idrak ederlerse büyük mükafata, galip gelirlerse de yani Bekanın da zevkine ererlerse o zamanda çok daha büyük mükafata ererler. Rabbım Zatının en layık tecellisine mazhar olmak en layık lütfu ilahisi olan en layık sıfatı en layık kulu en layık mazharı olmaktır. Rabbım Habibim dediğinde maksadı ve aşkı ilahisindeki en kemalatlı Sıfatından nasıl tecelli eylemiş ise az bir derece farkta olsa yinede Habib derecesince tecelli eylesin bu aciz mazharlarından da. Ancaksın Halilim dediği İbrahime işareten Tevhid yolundan gidilirse ancaksın dostluğu nisbetinde yakine mazhar bu dotluk nisbetinde yakin mazharlarından da Habib derecesine en yakin kıldıklarından eylesin inşallah.
NİSA SÛRESİ 75. AYET
وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَفٖينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذٖينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصٖيرًا
OKUNUŞU : Ve mâ lekum lâ tugâtilûne fî sebîlillâhi vel mustad’afîne miner ricâli ven nisâi vel vildânillezîne yegûlûne rabbenâ ahricnâ min hâzihil garyetiz zâlimi ehluhâ, vec’al lenâ mil ledunke veliyyâ, vec’al lenâ mil ledunke nasîrâ.
ZAHİR MANASI : Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?
BATIN MANASI : insanoğlu bu vücut ülkesinde unsuriyet yönü olan et ve kemiği ve ruhaniyet yönü olan içerisindeki bütün hissiyat duygu ve düşüncelerle birlikte bir vücuttur. Bu vücuda bütününe hitaben, içi ve dışına birlikte siz denir. Söyleyen Zat olur ise; Yalnız içe ben dışına sen ikisine de söylen biz der; yani Zat Sıfat ve Efali ilahiye bir yerdedir. Halkı zalim olan bu memleket; süfli duygu ve düşüncelere muhatab olan vücut ülkesidir. Katı olan Zatından dost isteyen, Zatından ulvi tecellilere mazhariyet isteyen, Ruhani tecelileri zayıflamış olan, kadın olan Sıfatlarından icraat zuhurat ve meyvesi olan doğuşlarını çocuklarını zuhura getiremeyenler için bütün vücuda hitaben sende olup bitenleri görmüyormusun, nefse meyletmiş yaşıyorsun ne zaman kendine dönecek ve nefsini bilmeye başlayacaksın diyor; nefsinle savaşmaya ne zaman başlayacaksın diyor; işte bir insan olduğu yeri bilemezse gideceği yeri de bilemez; en esfeli safilinde olanlar en kötü tecellilere mazhar olanlar değildir; en gafil olanlardır. İşte hitab bu gafletten ne zaman uyanıp da sizdeki er tecellilerini sıfatlarınız olan kadınlardan evlatlar olan zuhuratı ne zaman vücuda getireceğinizdir. Rabbım En esfeli Safilinde olanlarda dahil 7 mertebe esfeli 1. Alaya, 1. Alada olanları da 14. Mertebeye ulaştırsın inşallah; bu yer ve gök katlarını kat etmek ve 15. Mertebe olan hepsine vakıfıyet olan Mürşid-i Kamil mertebesinden de nasibdar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 76. AYET
اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا اَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعٖيفًا
OKUNUŞU : Ellezîne âmenû yugâtilûne fî sebîlillâh, vellezîne keferû yugâtilûne fî sebîlit tâğûti fegâtilû evliyâeş şeytân, inne keydeş şeytâni kâne daîfâ.
ZAHİR MANASI : İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
BATIN MANASI : İtikadını hayal ve zandan kurtarmış olan Ehli Tevhid’in imanı tahkiki imandır ki, O Zatından Sıfatına Sıfatından da Esma alarak filleriyle zuhura gelen bildiği gördüğü Rabbına iman ederler; Zatın tecellilerin en layık olmak olan mücadeleleri ise onların Allah yolunda savaşlarıdır; onlar nefsi iyi tanıdıklarından nefsini bilen Rabbını bilir, Rabbını da Rabbıyla layıkıyla bildiğinden nefsin hilelerine arif olana nefsin hilesi hafif gelir, fakat mutlaka tahkiki iman olan bilerek görerek iman olmalıdır, burada da Zat-ı hakka vuslat eden iman da zaten mat olur, artık tecelli eden tecelli ve tecelli olunan birdir. Rabbım layıkıyla iman edip Zat’ın yolunda savaş olan yüce tecellilerine mazhar olmayı layıkıyla kul sıfat olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin. Amin.
NİSA SÛRESİ 77. AYET
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ قٖيلَ لَهُمْ كُفُّوا اَيْدِيَكُمْ وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ اِذَا فَرٖيقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّٰهِ اَوْ اَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلَا اَخَّرْتَنَا اِلٰى اَجَلٍ قَرٖيبٍ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَلٖيلٌ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقٰى وَلَا تُظْلَمُونَ فَتٖيلًا
OKUNUŞU : Elem tera ilellezîne gîle lehum kuffû eydiyekum ve egîmus salâte ve âtuz zekâh, felemmâ kutibe aleyhimul gıtâlu izâ ferîgum minhum yahşevnen nâse kehaşyetillâhi ev eşedde haşyeh, ve gâlû rabbenâ lime ketebte aleynel gıtâl, lev lâ ahhartenâ ilâ ecelin garîb, gul metâud dunyâ galîl, vel âhıratu hayrul limenittegâ ve lâ tuzlemûne fetîlâ.
ZAHİR MANASI : Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.”
BATIN MANASI : Bu günde aynıdır; taklidi namazı kılıp da maddi zekatı verenlere hitaben; nefisle savaş emredilse ölmeden evvel ölmek emredilse; tahkiki miraç olan namazın aslı emredilse, Batıni zekat olan manevi rızıklardan Mürşid-i Kamil mazharı olup insanlara ikram emredilmesi emredilse, aşk sahiblerine kolay taklitte olanlara zor olan bu yola asla girmeyerek, neden Rabbım böyle iyi bir yaşantımız vardı namaz boyunborcu diye kılınıyor zekat ise verilceği devri yılı tamamlayınca verilmemek için yeni mallar alınıyor idi; şimdi hem zahirini zahirine göre ihlaslı hem de batınlarını tam istiyorsun Rabbım; bu bize zordur ertelenmez mi diyecekleri bu günde görülecektir. Aynı ayeti kerimede, ankebut sûresi 45. ayette Namaz’ın üstünlüğü, kuran okumanın üstünlüğü, zikrin üstünlüğünden aynı ayet bahsederken kendi aralarında da Allah’ın zikri en üstündür demesine rağmen, zahir ulema bu zikri hala bilmemekte ve bildirmemekte olduğu yapması zor geldiğinden yapılmasını dahi bildirmediği gibi. Bu ve bunun gibi birçok hakikat ve tevhid hakikatleride bu gün dahi irşad için toplumda tam anlamıyla layıkıyla anlatılıp benimsetilmemektedir. Rabbım bunca Enbiya ve Evliyanın Allah’ı en güzel ve en kolay bilmeleri şuhud ve zevk etmeleri için Elçisine bildirdiği atası İbrahim kıldığı Tevhid’i cümle insanlığa irşad rehberi kılsın inşallah.
NİSA SÛRESİ 78. AYET
اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فٖى بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هٰذِهٖ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هٰذِهٖ مِنْ عِنْدِكَ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ فَمَالِ هٰؤُلَاءِ الْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدٖيثًا
OKUNUŞU : Eyne mâ tekûnû yudrikkumul mevtu ve lev kuntum fî burûcim muşeyyedeh, ve in tusıbhum hasenetuy yegûlû hâzihî min ındillâh, ve in tusıbhum seyyietuy yegûlû hâzihî min ındik, gul kullum min ındillâh, femâli hâulâil gavmi lâ yekâdûne yefgahûne hadîsâ.
ZAHİR MANASI : Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!
BATIN MANASI: İnsanların sağlam kaleleri, kale gibi fikirleridir; o fikirleri ölümün bulması kişinin ölmesi ile değil; o fikrin ölmeden evvel ölmek olan idrakın değişmesiyle olacaktır; çünkü bedeni hareket ettiren fikirler duygular ve hislerdir; siz o tecelliyi hisken tanımayabilirsiniz, iyi veya kötü diye, duyguyken biraz anlarsınız mutluluk duygusu mu üzüntülü bir duygumu diye; ama fikre dönüşünce iyi veya kötü fikirleri artık daha netleştiği için tanırsınız; iyi fikirler size geldiğinde ve iyi icraatlar zuhura geldiğinde bu Allah’tandır diyenler çoktur diyor ayeti kerime; kötü fikirler ve duygular geldiğinde ise kişidendir derler diyor, o tecellinin halk edilmesi tecellisi haktandır, ama işleyip işlememek kuldandır; eksikliği işlemez Allah, fakat neden onu halk eder, güzeli bildirmek için zıttı olan çirkine, merhamet duygusunu bildirmek için öfke duygusuna ihtiyaç vardır, çünkü zıttı olmadan kalp mutmein olmaz, irfaniyet kemal bulmaz; Allah’a göre iyilik kötülük halk eylemesi açısından yoktur, fakat kula göre kendisine gelen bu duygu ve düşüncelerin hangilerini işleyecekse onları seçtiği için mesuliyet ve sorumluluğu vardır… Böylece her sözü anlamak için irşad olmak irfaniyet ve kemalata gelmek için işitirsek, hoş olmayan bir seda hoş olanı hatırlatmak için olduğunu anlayacak ve hayırda da şerde de Rabbımın hikmet ibret ve irşad idrakıyla tecellisini görmüş daim Rabbımızla olmuş olacağız, böylece karşımızdakiyle tartışmalar bitecek yerine Rabbımızla münazara istişare ve karşılıklı gönülde görüşmelerimiz artmış olacaktır. Rabbım daima bildirdiği hakikatleri layıkıyla anlayıp, anladıklarıyla amil olmayı amiliyetinde daim olup zevklerle zevkidar olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 79. AYET
مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖيدًا
OKUNUŞU : Mâ esâbeke min hasenetin feminallâh, ve mâ esâbeke min seyyietin femin nefsik, ve erselnâke linnâsi rasûlâ, ve kefâ billâhi şehîdâ.
ZAHİR MANASI : Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
BATIN MANASI: Mazharda tecelli eden Zattır; iyi zuhuratlar zatın tecellisidir, fakat eksikler ise mazharın isnad ve kabiliyetsizliğindendir. Nefsindendir. Eksikliği asla Zata isnad etmek doğru değildir. Allah sübhandır, eksikten münezzehtir. Ampul ufak diye elektrik aydınlatmıyor, pencere küçük diye güneş yeterince içeri girmiyor deyip eksiği karşıya vermek nakısıyettir. Kabınızı ne kadar büyütürseniz o kadar zuhuratlar ve tecellideki cibilliyet güzelliği zuhur edecektir. Yeter ki süfli değil de ulvi hissiyat ulvi duygu ve düşüncelerle amiliyette daim olunmuş olsun. Böylece Peygamberlerde bu gün elçileri olan varisleri olan Mürşid-i Kamillerde nefsini bildirmekle Rabbınızı bildirmiş yani iyileri Rabbınıza eksikleri de nefsinize nisbet etmeyi öğretmiş olurlar. Rabbım ehlinden layıkıyla bir Tevhid tahsili yapmayı ve bildiklerimizle de amil olmayı cümle İnsanlığa nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 80. AYET
مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَ وَمَنْ تَوَلّٰى فَمَا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفٖيظًا
OKUNUŞU : Mey yutıır rasûle fegad etâallâh, ve men tevellâ femâ erselnâke aleyhim hafîzâ.
ZAHİR MANASI: Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.
BATIN MANASI: Peygamber farsçadır, Elçi, Nebi ve Mürsel tüm elçilerinin görev derecelerini bildirir; bu günde onların yerine görev yapan Verasetül Enbiya; onların varisleri Mürşid-i Kamillerdir. Onlara itaat edenler derken O mazharlar Tevhid Tahsili gördüklerinden, kendilerine nisbet eyledikleri varlığı olan Efalini, Sıfatını ve Vücüdunu ifna eylediklerinden yani ölmeden evvel öldüklerinden varlık sahibi artık kendileri değildir. Rablarıdır o mazharlar ise sadece Ruhun hamalı Rabbın mazharıdır; böylece o mazharlardan saliki; itaat edecek olanı duyan da görende Rabbıdır. Böylece anlaşılan Zatın Sıfattan teslim aldığıdır, Allah Allah’lığıyla teslim almaz; teslim olanlarda direk zatı göremez ve teslim olamazlar, ve aynı zamanda Zat ayrı Sıfatta ayrı olmadığı da bu ayette kesin ve nettir. Buna binaen Sıfata teslim olmak o mazhardan Zatı olan Rabbına teslim olmaktır. Kimde yüz çevirirse yani itaat etmezse ona da Zatın yapacağı zorla teslim olması değil halimliğiyle sıfatından müsaade eder, idrak edene değin yer yüzünde şaşkın perişan dolaşır nefisle kolkola ne zaman idrak ederde elçisine gelirse o zaman tövbe eder ve mazhardan Rabbına söz verirse selamete adım atmış olur; Rabbım ehli olan mazharlarıyla cümle insanlığı tanıştırsın inşallah.
NİSA SÛRESİ 81. AYET
وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذٖى تَقُولُ وَاللّٰهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكٖيلًا
OKUNUŞU : Ve yegûlûne tâah, feizâ berazû min ındike beyyete tâifetum minhum ğayrallezî tegûl, vallâhu yektubu mâ yubeyyitûn, feağrıd anhum ve tevekkel alallâh, ve kefâ billâhi vekîlâ.
ZAHİR MANASI: Sana “baş üstüne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
BATIN MANASI: Bir salik Mürşid-i Kamil mazharından teslim olduğunda veya nasihatlerine evet dediği her dem de; Mürşid-i Kamil zahiren onun geceleyin; yani vahdet aleminde yani gönlünde neler kurduğunu hemen her an ve her nefes takip edip bilemeyebilir; fakat Rabbı o mazhardaki her idrak ve kabullenişi, evet dediğinde samimi olup olmadığını bilir, çünkü kişinin kendi içinden neler geçtiğini bilmesi kendisi ayrı Rabbı ayrı olmadığından Rabbının bilmesidir, ama o dem de ifna etmeyenler varlığı kendine nisbet edenler ben bilirim derler içimdekileri, ama bilen Rabbıdır; Rabbını bilemediğinden öyle derler; çünkü bildim dediğini ona tecellisiyle gönderen de Rabbıdır, çünkü ister cemal olan boyun büküp teslimiyetini arttıracak his duygu ve düşüncelerin tümünü halk eden, hem de celal olan asiliğini, teslimiyetsizliğini ve içten içe samimiyetsizliğini arttıracak bütün his duygu ve düşüncelerinde halk edicisi Rabbıdır, halk etmesi işlemesi değildir yalnız; işleyen seçen kuldur mazhardır. hangi kabullenişin akıbetinin de ne olacağını bilende Rabbıdır; ilmiyle ne yöne döneceğini seçmesiyle o döndüğü tarafta olacakları da tesbit eden yine Rabbıdır; süfli olanları seçerse teslimiyetsizliğe, ulvi olanlarını mazhar seçerse Teslimiyette yücelmeye gidecektir. Ama o deme de kişi bu gelen tecellilerin his duygu ve düşüncelerin sahibini göremez, işte bunları Gönderen Rabbıdır, mazhar o dem de hangi kab ve kabiliyete sahib ise niyet ve samimiyetine göre o yöne meyledecektir; ya süfli kabiliyeti artacak ya da ulvi kabiliyetler; Böylece de elçisine Resulu Ekrem Efendimize buyurduğu gibi, manen aynısını söyler, sen tebliğe memursun, onlara aldırma tevekkül et. Rabbım Ehli mazharından bizlere bildirdiği Tevhid akıde ve gramlarına tamam deyip söz verip tam teslim olan kullarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi. Amin.
NİSA SÛRESİ 82. AYET
اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا فٖيهِ اخْتِلَافًا كَثٖيرًا
OKUNUŞU : Efelâ yetedebberûnel gur’ân, ve lev kâne min ındi ğayrillâhi levecedû fîhıhtilâfen kesîrâ.
ZAHİR MANASI: Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.
BATIN MANASI: Hala gündüz kurulup söylenenlerle, Mürşid-i Kamil mazharından, gündüz kesreti gece vahdeti remzeder; gece o mazhardan ayrıldıktan sonra gece olan gönül aleminizde o mazharın yanında olmadan da olsa düşündükleriniz dahi O tecelli edenin bilerek tecelli ettirdiğidir. Siz ben düşündüm dersiniz ama o düşünceyi gönderendir Rabbın; Tecelli ettiren vasıtalı olsun vasıtasız olsun; Yani ister bir Mürşid mazharından size kelamla söylemiş olsun, isterse sırretnizden hisle duygu ve düşünceye dönüşenlerle bildirmiş olsun, işte O gece ve gündüz Kurulu olanlara karşı sizlerin yani siz dediği mazharların isnad ve kabiliyetlerini görmektedir. Eğer kemale meyleyleyen kablar iseler itaat eder devam ederler, yok nefse meyleyliyorsa da itaat etmez etti görünse de nefsi vasıtasıyla ona gönderilenleri kabul etmesiyle Rabbı onu suretende Sırretende test ettiği ve gördüğünü unutmasınlar; latiful habir olan yani latif haberlerden de haberdar olandır, letaif olan yani gönlünüzdeki bütün hissiyat duygu ve düşünceyi siz dediği sıfatta mazharda tecelli ettirendir, sülfü olsun ulvi olsun fail birdir; fiil çoktur, siz ise bu halk olanlardan seçersiniz, niyetiniz o demdeki kab ve kabiliyetinizle birlikte ne yöne meyyalsa gelen tecelliden o yönde olanlarını tercih edersiniz. Yoksa aynı tecellilerin hem ulvi hem süflileri gelmeye devam etse bile Bir salik Efendisine ve o mazhardan Alemlerin Rabbıdır benim ihtiyacımı veren demişse, süfli tecelliler gelse de zikrinden fikrinden ayrılmaz, yani kabı boş bulamayan süfli tecelliler o vücutta yer bulamazlar, ama yok eğer siz bardağı boş bırakırda her tecelliye gel geç derseniz o zaman çöpü ayıklanmamış üzüm misali gafil gafil yaşarsınız; Rabbım Ehlinden layıkıyla idraklanıp nasıl Tevhid akıde ve gramlarıyla bu yollar aşılacak ise onlara riayet etmeyi layıkıyla mazhar sıfat ve kull olmayı cümle İnsanlığa nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 83. AYET
وَاِذَا جَاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِهٖ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰى اُولِى الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذٖينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَلٖيلًا OKUNUŞU : Ve izâ câehum emrum minel emni evil havfi ezâû bih, ve lev raddûhu iler rasûli ve ilâ ulil emri minhum lealimehullezîne yestembitûnehû minhum, ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhû lettebağtumuş şeytâne illâ galîlâ. ZAHİR MANASI : Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.BATIN MANASI : Vücutta her tecelli eden cemal ve celal ile hissedilen, duygu duyulan ve düşünceye dönüşmesiyle de gerek barış yani iyi fikirler, gerek savaş yani kötü fikirler nefsani olanlar tecelli eylediğinde, bunlar hakkında kendileri beyanda veya ehli olmayanlarla bu tecellileri paylaşacağınıza ehline gitseniz diyor; onu ilmi ledün; Batıni ilim Tevhid terazisi ve ilahi tecellilerin; Tecellinin Tecelliye cevabı fena ender fena zevkiyle zevkiyab olan Ehli Tevhid O tecellinin Rabbının Resulune vahyi, Mürşid-i Kamiline ilhamı, avamına ise kabına göre bildirmesi irşadı olduğunu bilir ve verilen mesajı da size bildirirlerdi diyor; Allah Zat yönüyle bu vücut ülkesinde ulvi hissiyatını daha üstün ve fazla derecede; ister nefes içerisinde, ister gün içerisinde isterse ömre orantılı olarak bakın; daha fazla ulvi tecellisiyle tecelli eylemeseydi; çünkü Zata göre celal olanları cemal olanlarını bildirmesi içindir; onların az birazı da irşada yeteceğinden çoğunluğu akıbetinde ruha ulviyete sevk edenlerden olmasaydı diyor, o zaman inanın yaradılış kabiliyetiniz zayıf olduğundan meyliniz mutlaka nefse olacaktı diyor; yani ne kadar mazhar hamd etse yine layıkıyla kulluk ettim diyemezdi diyor; Zat tecellisinde cümle Ümmeti Muhammede ve tüm insanlığa kula göre iyi olan hiss duygu ve düşünceleriyle tecelli etsin, Zata göre hepsi iyiyi idrak içindir eksiklik kula göredir iyi ve kötü de kula göredir ama, yinede kull sıfat ve mazharı olarak acizane niyazımız bizdeki Zatımızdan odur ki cümle bizde ve cümle insanoğlunda ve dolayısıyla cümle halk olunan her zerrede merhametince cemalince tecelli buyur yarabbi, yoksa aciz idraklar seni anlamaya yetersiz kalır ya rab.
NİSA SÛRESİ 84. AYET
فَقَاتِلْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنٖينَ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَكُفَّ بَاْسَ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَاللّٰهُ اَشَدُّ بَاْسًا وَاَشَدُّ تَنْكٖيلًا
OKUNUŞU : Fegâtil fî sebîlillâh, lâ tukellefu illâ nefseke ve harridıl mué’minîn, asallâhu ey yekuffe beé’sellezîne keferû, vallâhu eşeddu beé’sev ve eşeddu tenkîlâ.
ZAHİR MANASI: (Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.
BATIN MANASI: İster enfüsta olsun ister afakta olsun; mücadele nefisle ruh arasındadır; bunlar insanoğlundaki, tüm duygu ve düşüncelerin bu et ve kemiklerle giydirilmiş vücutlarda mücadelesidir. Ruhlar aleminde de Allah ilmini zıttıyla zuhura getirdiğinden her duygununda her düşünceninde zıttı vardır; ama maksadı siyahı bildirmiş isem gayem beyazı öğretmek olduğudur gayesini asla terk etmemiştir. Niyet hep hayrdır. Her tecelli zata göre haktır ama maksadı kula göre celal olanlarının süfli ve şer denilenlerini aslında çabuk öğrenip terk eylesin içinidir. Birde zata göre bilinmeyi murad eyediği için zıtlarına ihtiyaç vardır murad eylemeseydi bilinmeyi, o zaman hep beyazlar içinde daim baki idi. Sizde hep Muhammedi saf ve temizlikte olmak için bir an önce nefsinizi bilin nefsinizi bilerek Rabbınızı bilin ki Rabbınızı Rabbınızla yaşayın. İşte böyle yaşayan Tevhid ehlide kendisi gibi galip gelinecek savaşmayı varlığıyla olan savaşı varlığını ifna eylemeyi, gerek istek sahibi saliklere gerekse müminlere, gerekse de kendilerinden sonra ihtiyaç duyacaklara eserlerle bıraktıkları talebeleriyle ve bu internet ortamındaki daim bakiliğiyle sunmaya devam ederler. Çünkü bu boşluktaki hiçbir ses ve görüntü asla kaybolmaz, bilim bunun levhalandığı ve teknoloji uygun olunca bunların evvelden ahire herşeyin zahiren görüntüleneceğini onların akıllarına bilgi diye sunan Rabbım bildirmiştir, sadece vakti ve saati gelmediğinden görülmemektedir. Yoksa siz dün görünmeyen bu insanoğlunu yoktan var oldu neden diyorsunuz, Vardı görünmüyordu deyin; şimdi görünür oldu, O’nun için Allah vardır var olan tüm varlık o özün vücuda gelmiş halidir, geçmişte vücuda gelen şimdi gelmiş ve gelecekte vücut bulacak ve esma alacak her varlığın cemi vacibül vucududur. Rabbım nefsin gücünü kırarak ruhun galip geleceğini elçisinden umulur demesiyle aslında ummanın tecelli edeceğinin evvelindeki sıfatından isteğidir. Umduğuna nail olan Rabbım, Tecelli etmeyeceğini istemeyen Rabbım bu tecellisini bu demde inşallah an üzere daha acil tecelli ettirsin inşallah.
NİSA SÛRESİ 85. AYET
مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَصٖيبٌ مِنْهَا وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَا وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ مُقٖيتًا
OKUNUŞU : Mey yeşfağ şefâaten hasenetey yekul lehû nasîbum minhâ, ve mey yeşfağ şefâaten seyyietey yekul lehû kiflum minhâ, ve kânallâhu alâ kulli şey’im mugîtâ.
ZAHİR MANASI : Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter.
BATIN MANASI : Sıfatlar zuhura gelecek olan fiilullahın cibilliyetine ve zuhura gelişine aracılık ederler, fiilin cibiliyeti güzel ise sıfatlarda bunun mükafatını alır, örneğin mutluluk duygusunun iyilik yapmak fikriyle zuhuru için bir yaşlıya iyilik yaparsınız, oda sizden minnettar olduğunu söyle ve tebessüm eder, içindeki bu hissiyat da size değer hislerle sizin sıfat ve sıfatlarınızda bu aracılıktan mükafatını alır ve tekrar mutlu olur, yanak mutlu olur gerilir, göz mutlu olur açılır ve cam gibi bakar, dil mutlu olur ve karşılığında tatlı söz söyler, akıl mutlu olur daha güzeli için hazırlık yapar, hafıza mutlu olur dahasını hıfz etmeye hazırlanır, hayaller mutlu olur yenisi için daha büyük projeler hazırlar, idrak mutlu olur derki artık her seferinde doğru bir kez daha gösterdi kendisini, içerideki iman inanç kaleleri de sağlamlaşır mutlu olur, işte gerek vücut ülkesinde aracılık yapan sıfatlar, gerekse zahir sıfat olan bu aciz mazharlarda karşılıklı iç güdülerindeki bu hissiyatı yine vücuttan zuhura getirerek aracılıktan payelerini alırlar. Bunun süfli haldeki hissiyatlara da mazhar olmak da aynı şekilde mutsuzluk yapacaktır; Allah’ın gücünün yetmesi halk eylediği her türlü tecellisinin Tecelli Ettireni olduğundan güç ve kuvvet sahibi olan Rabbımız olur. Rabbım bu aciz mazharlarında halk eylediği cemal hissiyat duygu ve düşüncelerinden daha fazla tecelli eyleyip mazharlarını iyi yerlerde kullansın inşallah. O’na göre her yer kendisine hizmet etmektedir, fakat kullarına sıfat ve mazharlarına göre de iyi olan cemal tecellilerine mazhar olup o mazhariyetin layık olduğu yerlerde kullanılmak daha mutlu huzurlu ve daha kemalatlı olacağından kulları da bunu ister, tecelli eden tecelli ve olunan böylece bir olmuş ve kendisini göstermiş olur…
NİSA SÛRESİ 86. AYET
وَاِذَا حُيّٖيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِاَحْسَنَ مِنْهَا اَوْ رُدُّوهَا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ حَسٖيبًا
OKUNUŞU : Ve iza huyyîtum bitahıyyetin fehayyû biahsene minhâ ev ruddûhâ, innallâhe kâne alâ kulli şey’in hasîbâ.
ZAHİR MANASI : Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
BATIN MANASI : Eğer ki Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapmışsa bir kişi, tecellilerini bilendir, Layıkıyla yapmış ise hem bilen hem görendir; selam verildiğinde Bir mazharından selam verdiği diğer mazharının Selametini istemesinden daha yüce ve daha güzel bir istek olamaz; İsteyen O’dur, İstek O’dur, İstenilende O olmuş olur, daha güzeliyle karşılık vermek ise Aşkının derecesinin zuhurudur; Rabbım aşkında sonsuz olan Tecellilerindeki derecelerden nasibdar eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.
NİSA SÛRESİ 87. AYET
اَللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ فٖيهِ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ حَدٖيثًا
OKUNUŞU : Allâhu lâ ilâhe illâ hû, leyecmeannekum ilâ yevmil gıyâmeti lâ raybe fîh, ve men asdegu minallâhi hadîsâ.
ZAHİR MANASI: Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Andolsun, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan?
BATIN MANASI : Kıyamet dünyanın son bulduğu ahretin başladığı gündür; Dünya, Allah’tan başka herşey dünyadır, peki başka olmadığını idrak ettiğimiz gün ne zamandır; Bir salik Fena-i Efal ile ne kendisinde nede başkasındaki filleri fena eder, Fena-i Sıfat ile sıfatları, Fena-i Zat ile de vücutları fena eder, ne kendisinin nede kendisinden gayri insanatta hiçbir varlığın zatı, hayvanatta hiçbir varlığın zatı, nebadatta hiçbir varlığın zatı cemadatta hiçbir varlığın zatı kalmamıştır, yani bu dünya onun için yıkılmıştır, izdırari değil, ihtiyari olarak artık hiçbir varlık kalmadığı yerde böylece idraken ölüdür ve tüm varlıklarda fanidir, işte dünyanın bittiği yer burasıdır; ve Cem makamına da ayak bastığında Tecelli-i Zat ile tüm varlıkların vücudu hakkın vücudu olunca O’ndan başka olmadığı yerdir; böylece Cemde haşr olur; hz.cem de neşr olur Cemulcemde de haşrı neşri daim olur; Tevhid tahsil talim ve yaşamıyla bunca Enbiya ve Evliya kendi varlığını aradan çekerek Yaradanı bu aciz mazharlardan zuhuruyla görmüş ve iyi zuhuratları Rabbına eksikleri de nefsine nisbet eylemişlerdir. Bu bugünde aynıdır. Yeter ki inannalım ve görelim. Rabbım Kendisinden başka kalmadığı aleminde layık mazharlarından sıfat ve kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedin mazharlarını.
NİSA SÛRESİ 88. AYET
فَمَا لَكُمْ فِى الْمُنَافِقٖينَ فِئَتَيْنِ وَاللّٰهُ اَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُوا اَتُرٖيدُونَ اَنْ تَهْدُوا مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبٖيلًا
OKUNUŞU : Femâ lekum fil munafigîne fieteyni vallâhu erkesehum bimâ kesebû, eturîdûne en tehdû men edallallâh, ve mey yudlilillâhu felen tecide lehû sebîlâ.
ZAHİR MANASI: Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Allah, onları yaptıkları işlerden dolayı baş aşağı ederek eski konumlarına (küfre) döndürmüştür. Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için asla bir çıkış yolu bulamazsın.
BATIN MANASI: Münafıklığın alameti 3 tür. söz verdimi sözünde durmaz, emanete hiyanet eder; konuştumu yalan söyler; zahirini bilenler biliyor, batınen söz verip sözde durmamak, ikilikten birliğe intikal edeceğine söz verir, varlığını ifna edecektir tövbe edip bu yolda vuslata söz verir. Emanete hiyanet eder, sözünde durmadığı gibi kendisinin olmayan bu varlığı kendisine nisbet ederek o varlığa kötü davranır, Rabbının istediği güzel yerlerde değil kendi isteğince benliğiyle kullanır buda süfliyet gayriyet vadileridir. Konuştumu yaşan söyler böylece de konuştumu hakkı söyleyeceğine sözünde durup varlığını ifna edip hakk o dilden kendisini anlatacağına yalan söylemiş hakkı değil ruhu değil kendisini ve nefsi anlatmış olur, böylece sözlerinde durmadıklarından nefisten ruha esfelden alaya yolculuk yapacaklarına geri dönmüş olurlar, ve yine küfr olan kafirlik olan örtücülükle kendi varlıklarıyla ben demeleriyle Hakkı örtmüş olurlar. Rabbım bildirdiği gibibu örtücülükten Tevhid akide ve gramlarıyla kurtulup Hakk ve Hakikat yolunda daim olmayı cümle Ümmeti Muhammede nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 89. AYET
وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ اَوْلِيَاءَ حَتّٰى يُهَاجِرُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِیًّا وَلَا نَصٖيرًا
OKUNUŞU : Veddû lev tekfurûne kemâ keferû fetekûnûne sevâen felâ tettehızû minhum evliyâe hattâ yuhâcirû fî sebîlillâh, fein tevellev fehuzûhum vagtulûhum haysu vecedtumûhum, ve lâ tettehızû minhum veliyyev ve lâ nasîrâ.
ZAHİR MANASI : Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.
BATIN MANASI : Bu gün bu ayeti kerimeyi okuyan ve Resulu Ekrem Efendmizden bu güne batın mana ve Tevhid tahsilinden uzaklaşanlar, halen öldürmeyi zahiri ölümmüş idrakıyla anlayıp birbirlerini öldürmektedirler, ölüm ikidir, ızdırari ve ihtiyari, ızdırari ölüm bedenin ölmesidir, ihtiyari ölüm ise idrakın ölmesidir. Siz karşınızdakilerin fikirlerini öldürebilirde onlara Tevhid tahsili ile layıkıyla Rabbını anlatabilirseniz o kişi artık idrak eder ki bu varlık ben dediğim ben değil Rabbımın mazharı imiş, böylece sırreti Hakk sureti halk olur, kendisinde olduğu gibi etrafında olanlarında sırreti Hakk olur, böylece Hakk davranışı ve kendindeki Rabbıyla birlikte oluşuyla anlar ki alemde Allah’tan başka yok, kim kime kötülük edecek başka bir varlık yok, böylece arap yarım adasındaki kibi Deccallığını cehalet ve irfaniyetsizliği terk edip Tevhid ile kendileriyle edilen mücadeleler ile ancaksın idraken ölür ve Hakk ve hakikati peyder pey idrak ederler. Eğer layıkıyla idrak edinmeye başlarlarsa o zaman nefsini bilen Rabbını bileceğinden Rabbına yaklaşanlarda dost edilebilecek hale bürünmüş olurlar. Rabbım cümle nefsiyle yaşayanları idraken ölmeden evvel ölmekle Hakk ve hakikat yolunda daim kılsın.
NİSA SÛRESİ 90. AYET
اِلَّا الَّذٖينَ يَصِلُونَ اِلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مٖيثَاقٌ اَوْ جَاؤُكُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ اَنْ يُقَاتِلُوكُمْ اَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْ فَاِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَاَلْقَوْا اِلَيْكُمُ السَّلَمَ فَمَا جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبٖيلًا
OKUNUŞU : İllellezîne yesılûne ilâ gavmim beynekum ve beynehum mîsâgun ev câûkum hasırat sudûruhum ey yugâtilûkum ev yugâtilû gavmehum, ve lev şâallâhu leselletahum aleykum felegâtelûkum, feiniğtezelûkum felem yugâtilûkum ve elgav ileykumus seleme femâ cealallâhu lekum aleyhim sebîlâ.
ZAHİR MANASI : Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir topluma sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sığdıramayıp (tarafsız olarak) size gelenler başka. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse; Allah, onlara saldırmak için size bir yol (yetki) vermemiştir.
BATIN MANASI : Bu gün toplumumuzda, Hakk ve hakikat yolunda gerek vuslat açısından Şeriat, Tarikat ve Hakikat yönüyle farklı yollar gerekse de aynı yollarda farklı yoğurt yiyişler vardır; bunlar farklı görev yerlerinde ve farklı meşreplerde olsalar da ortak hizmetleri Allah’a dır. Bilseler de bilmeseler de en layık yöntemi uygulasalar da uygulamasalar da, bu aralarındaki Hakk anlaşmasının olmazsa olmaz maddesi Allah’a hizmet gayesinde birleşmeleridir. Bu yüzden bunlarla ve kendi fikir ve idraklarınca aynı cemaatte olanlar bulundukları yerden memnun olmasalar dahi “kendi kavimleriyle de savaşmayı da uygun görmeseler” ve böyle bir durumda sana elçisine Ehli Tevhide gelseler; savaşmamak olan fikir ve idrak tartışmasına da girmeseler, sizlerde onlarla mukeyyese kıyas ve farka inmeyin, özde birlikle mukabelede bulunun diyor Rabbım, çünkü onlardaki his duygu ve düşünceleri değiştirip de sizinle tartışmalarını içlerinden tecelli eden Rabbım isteseydi diyor bu da olurdu; Rabbım bu aciz mazharlarında tecellilerini his duygu ve düşünceye dönüştürmesiyle bu vücutlarını nasıl kullanıyor ise Muhammedi kulalrını da daha güzel ve daha yüce duygulara ve düşüncelere tecellisiyle daha güzel yerlerde kullansın inşallah.
NİSA SÛRESİ 91. AYET
سَتَجِدُونَ اٰخَرٖينَ يُرٖيدُونَ اَنْ يَاْمَنُوكُمْ وَيَاْمَنُوا قَوْمَهُمْ كُلَّمَا رُدُّوا اِلَى الْفِتْنِةِ اُرْكِسُوا فٖيهَا فَاِنْ لَمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُوا اِلَيْكُمُ السَّلَمَ وَيَكُفُّوا اَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاُولٰئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا مُبٖينًا
OKUNUŞU : Setecidûne âharîne yurîdûne ey yeé’menûkum ve yeé’menû gavmehum, kullemâ ruddû ilel fitneti urkisû fîhâ, feil lem yağtezilûkum ve yulgû ileykumus seleme ve yekuffû eydiyehum fehuzûhum vagtulûhum haysu segıftumûhum, ve ulâikum cealnâ lekum aleyhim sultânem mubînâ.
ZAHİR MANASI : Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik.
BATIN MANASI : Verilen bu yetki Ehli tevhidin meclisine devam edipte diğer cemaat tarikat ve meşreben farklı olanların eski kendi meclislerine de devam ettiklerini gördüğünüzde, yani bazı fikirlerinin hala eskiye çok çaldığını seyrettiğinizde, onlara Tevhidin Hakk ve Hakikatin gerçeklerini daha net anlatın ki onlarda artık gidecek başka yolları olmadığını her yolun Tevhid’e çıktığını görsünler ve ayaklarını diğer yollardan çeksinler için onların geriye dönme veya iki mecliste birden olma isteklerini yani gayriyetlerini ikiliklerini ve nisbiyet olan her ikisi de birden yürütülür ilim değimlidir deyişlerini kesinler ve artık şuhud sahibi olmaları için diyor Rabbım, bu yetkide İlmi ledunun özel tahsiliyle Sırretlerin zahir oluşunun Ehli Tevhidce nasıl seyredildiğiyle; Onların etrafları ilimle bir güzel çevrilir, çünkü ilim ehli şuhuddan eksik olduğundan gören onu himaye eder, şuhud sahiplerini de yaşamda daha daim olanlar zevkle daha sırreti tecrube yaşamlarıyla olanlar himaye eder; tıpkı ilim sahiplerinin ilmiyle amil olana, ilmiyle amil olanlarından muhlislere ihlas sahiplerine göre helakta olmaları gibi, bir üstte olan altı rahatlıkla görür ve himaye eder. Rabbım bu yetkiyi Hakikat ehli olan Ehli Tevhide vermiştir, çünkü onlar alemdeki gibi nefisle bir ölüm istemezler, ilimle yani “mutu kalbe ente mutu” ölmeden evvel ölmekle bu aleme hidayet geleceğini bilirler. Tıpkı Resulu Ekrem Efendimizin artık küçük cihaddan büyük cihada geçin buyurduğu gibi, şu demde dünyanın en büyük eksiği hala küçük cihad olan savaşla uğraşmasıdır, oysaki herkes büyük cihad olan nefsiyle uğraşsa kısa zamanda nefsini bileceğinden galip gelecek olan ruhun tecellileri bu aleme ebedi selameti zaten getirecektir. Rabbım bildirdiği nasihatleri tutan kullarından kılsın cümle insanlığı.
NİSA SÛRESİ 92. AYET
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا اِلَّا خَطَاً وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَاً فَتَحْرٖيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰى اَهْلِهٖ اِلَّا اَنْ يَصَّدَّقُوا فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرٖيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مٖيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰى اَهْلِهٖ وَتَحْرٖيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِنَ اللّٰهِ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖيمًا حَكٖيمًا
OKUNUŞU : Ve mâ kâne limué’minin ey yagtule mué’minen illâ hataâ, ve men gatele mué’minen hataen fetahrîru ragabetim mué’minetiv ve diyetum musellemetun ilâ ehlihî illâ ey yassaddegû, fein kâne min gavmin aduvvil lekum ve huve mué’minun fetahrîru ragabetim mué’mineh, ve in kâne min gavmim beynekum ve beynehum mîsâgun fediyetum musellemetun ilâ ehlihî ve tahrîru ragabetim mué’mineh, femel lem yecid fesıyâmu şehrayni mutetâbiayni tevbetem minallâh, ve kânallâhu alîmen hakîmâ.
ZAHİR MANASI : Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
BATIN MANASI : Aynı idraklara sahib olan mümin ile yani ölmeden evvel ölen bir salik ile yine ölmeden evvel ölen bir salik’in artık birbirlerini öldürmeleri mümkün değildir; çünkü artık varlık sahibi kendileri değildir ki; Hakk ne için Hakk’ın idrakını değişsin. Yanlışlıkla öldürmesi ise üstün idrak sahibi olan Mürşid-i Kamilin bir alt derecede idraka sahib olanın yerini değişitirmek için öldürmesi yani idraklandırmasıdır ki bu da hakkın o mazharı başka bir görev yeri için kullanacağı için ordaki tebdilatıdır, bunun için azad edilecek köle ise mazhardır varlığı olmayan mazhar yaii köle eski yerinden azad edilmiş yeni görev yerinde bir öncekine göre daha mesud köledir. Ve yine gerek şerita ve tarikat seviyelerindeki kardeşleriniz için idrak değişikliği ile onları tevhidle tanıştırır da hakikate meyl ederlerse onlarda artık mazhari tebdil edilmiş, eski köleliğinden azad yeni görev yerinde onlarda mesuddur. ve bunların diyetleri ise idrakların tamamen temizlenmesi olan 2 ay oruçtur, yani uruç etmek olan yükselmeyi 2 ay olan Efal ayında ve Sıfat ayında yapmalarıdır, yani Fena-i Efal ile bir ay oruç, Fena-ı Sıfat ile de bir ay oruç tutması aslında hakikatte varlığını ifnadır, çünkü Fena-i Zat yapmaktan gaye idrak içindir çünkü vücut kütüktür, Sıfat ve efal tecellileri zuhura gelir ise ancaksın eser ortaya çıkar yoksa tek başına vücut varlığı ifade etmez. Tecellileriyle de sıfat ile subut sıfat tecellileriyle sıfatından esma alıp fillerin zuhuru eseri göstermiş olur, yoksa vücut tek başına hiçtir. Böylece Fena-i Efal ve Fena-ı Sıfat yapan iki ay oruç tutmuş ve diyeti olan varlığının borcunu kendine nisbet etmekten artık hakka nisbet etmiş ve bu idraklarla da idraklanmış olur, çünkü filler bir sıfattan sıfatta bir vücuda bağlıdır. Rabbım layıkıyla diyetini ödeyen kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.
NİSA SÛRESİ 93. AYET
وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فٖيهَا وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَاَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظٖيمًا
OKUNUŞU : Ve mey yagtul mué’minem muteammiden fecezâuhû cehennemu hâliden fîhâ ve ğadıballâhu aleyhi ve leanehû ve eadde lehû azâben azîmâ.
ZAHİR MANASI : Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.
BATIN MANASI : Kasten öldürmek, niyeti kötü olan arifin, irfaniyetini kullanıp, Hakk ve Hakikat yoluna gidenlerin idraklarını çevirmeleridir bu kastendir niyette kötüdür, birde niyet iyi iken öldürmek vardır o da kısmı kasten öldürmektir, örnek verilecek olursa, şeriatı dışarıda bırakan yalnız batıncıların halidir, onlar kelamidirler; Hakikat Şeriatsız olmaz; eğer ki yüzünü Allah’a çevirip Hakk ve Hakikat yolunda tahsilini yapmış olan Fena ve Bekayı ilmel bitirmiş olanlara artık namaza ibadet ve taatlara ne ihtiyacın var Hakk’ta Hakk oldun diyen bir arif bir mürşid var ise onun başında, işte o Mürşid irşadla görevli görünebilir ama zındıktır. Ve o kişiyi kasten öldürmektedir; hiç görülmüşmüdür Resulu Ekrem Efendimizde şeriatından zerre ödün vermek… işte onlar yalnız batın dediklerinden irfaniyetsizlik olan cehennemlerinde ebediyen kalmaya devam etmektedirler farkında olmadan. Rabbım Ehli Tehidde Hakkel yakin Mürşid-i Kamillerle karşılaşmayı ve hem Şeriat hem Hakikatında tam olanlardan ilim hal ve makam tahsil eylemeyi bildikleriyle de amil olunmayı cümle İhvan-ı güzine ihsan eylesin.
NİSA SÛRESİ 94. AYET
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِذَا ضَرَبْتُمْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقٰى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ مَغَانِمُ كَثٖيرَةٌ كَذٰلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًا
OKUNUŞU : Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ darabtum fî sebîlillâhi fetebeyyenû ve lâ tegûlû limen elgâ ileykumus selâme leste mué’minâ, tebteğûne aradal hayâtid dunyâ feındallâhi meğânimu kesîrah, kezâlike kuntum min gablu femennallâhu aleykum fetebeyyenû, innallâhe kâne bimâ tağmelûne habîrâ.
ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
BATIN MANASI : Seyr-u sefer, senden sanadır, varlık sahibini kendin zannederken idraken Fiillerin Failini, Sıfatların Mefsufunu ve Vücudun Mevcudunu idrak edince 3 günlük seferde vuslata erer inanıp bu yola girenler; gereken araştırmalar ise Rabıtanın idrakı ve yerleşen hissi ile Fena mertebelerindeki şuhudlardır, ve Teslim olanlara yani Sıfatının Zata teslim olduğunu ve Esma alarak Filleriyle zuhura gelen Rabbını bilip görenlere, onların ilimle de olsa avam bildiklerinden dille bile olsa daha selametlerini isteyenler olursa dereceten kendilerinin eski hallerinde bulunanlar olursa; onlara da davranışın kırıcı olmasın diyor onları da sevecen karşılayıp bu yola teşvik edercesine ol ve gayret eyle diyor, unutma ki dün sende öyle idin, ve kull olana kullanıldığı yeri iyi görsün maden varlık sahibi Rabbımdır o zaman beni irşad da görevli kullanacak ise irşad olacak olanlara da yumuşak ve tatlı davrandırmalıdır. Rabbım Ehlinde layıkıyla tahsil talim ve daim yaşam kaidelerini öğrenip bildiğiyle de amil olan ve amiliyetinde de daim olan kulllarından eylesin cümle Ümmeti Muhammedi.
NİSA SÛRESİ 95. AYET
لَا يَسْتَوِى الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ غَيْرُ اُولِى الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدٖينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدٖينَ دَرَجَةً وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰى وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدٖينَ عَلَى الْقَاعِدٖينَ اَجْرًا عَظٖيمًا
OKUNUŞU : Lâ yestevil gâıdûne minel mué’minîne ğayru ulıd darari vel mucâhidûne fî sebîlillâhi biemvâlihim ve enfusihim, feddalallâhul mucâhidîne biemvâlihim ve enfusihim alel gâıdîne deraceh, ve kullev veadallâhul husnâ, ve feddalallâhul mucâhidîne alel gâıdîne ecran azîmâ.
ZAHİR MANASI : (95-96) Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
BATIN MANASI : Cihat iki türlüdür, birisi küçük cihad zahiren kılıçla olan, diğeri ise deccali dahi su yüzünden çıkacak olan savaşı bildiren; ilim yüzünden ilmi iyi idrak edememenin Tenzih’in yanında Teşbih ve Tevhidin de mevcudiyetinin anlaşılmasındaki eksiklik olan ilim savaşı neticelenince idraklar iyice açılınca; deccal olan devlet ve devletleşenler ancaksın o zaman idrak edecekler büyük cihat denen nefisle mücadeleyi Resulu Ekrem buyurmuşken biz bunu anlayamamışız diyecekler, pişman olanları selamete ermeye başlayacak ısrar edenleri de helaka; işte bu yolda anlıyoruz ki asıl cihad nefisle mücadeledir, ve bunun yol ve yordamı ataları olan İbrahimin ve bu günkü Ehli Tevhidin yolu olan Tevhiddir. Canları ile cihad kendisine nisbet eylediği varlığı ifnadır, mallarıyla cihad ise varlık sahibinin ben olmadığım yerde varım yokum dediğimin onun fikrine ve zikrine ve O’nun yolunda madden ve manen çoğalması ve çoğaldıkça da harcanmasıdır; nefsini bilip Rabbını bilenlere göre nefsini dahi bilmeyenin bir olup olmayacağını bilmek zorda değildir. Cennet mutluluktur, fakat buyuruluyor ki katından dereceler, peki mutluluk nasıl kendi içinde daha dereceli olsun, işte ilim cennetleri vardır, şuhud cennetleri vardır ve zevk cennetleri vardır; hepsi de cennetir ama derecelidir. Zevkin içerisinde şuhud ve ilim vardır, ama ilmin içerisinde ilmin görmesi kadar görme vardır ama şuhud değildir hakikatte göre, onun için ilmin içerisinde şuhud ve zevk yoktur; Rabbım bildirdiği üzere Resulu Ekrem Efendimizden de o gün buyurduğu gibi, bu günde aynı bildirilenin tekrarı olan nefse cihad olan nefis tezkiyesini Tevhid tashil, talim ve yaşamında daim olmayı dereceten cümle insanlığa nasib eylesin.
NİSA SÛRESİ 96. AYET
دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةً وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا
OKUNUŞU : Deracâtim minhu ve mağfiratev ve rahmeh, ve kânallâhu ğafûrar rahîmâ.
ZAHİR MANASI : (95-96) Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
BATIN MANASI : Ve cihadda nefse galip gelenlere de kendi derecelerinden derece vermiştir. Çünkü Fena mertebelerini tahsil ve şuhud edenler, Bekada o şuhudların Tecelli Zat ile Cem makamında Zatından bir cüz, Tecell-i Sıfat ile Hz. Cem makamında Subut sıfatlarından yine bir cüz, ve Tecell-i Efal ile de Cemmul Cem makamında da Filleriyle kullukta zuhura gelen kendisi olduğunu derecelerinin mertebe ve makamlarının şerhini de böylece izah buyurmuştur ve yolu da gayet net tarif etmiştir. Tevhid ile Allah en layık bilinir şuhud ve zevk edilir, zira Zat tecellisiyle Zaten ilmi ezeliye de bunu böyle tesbit etmeseydi bu günde bu yol takip edilmezdi. Rabbım layıkıyla Tevhid tahsili yapan kullarından kılsın cümle Ümmeti Muhammedi.
NİSA SÛRESİ 97. AYET
اِنَّ الَّذٖينَ تَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰئِكَةُ ظَالِمٖی اَنْفُسِهِمْ قَالُوا فٖيمَ كُنْتُمْ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفٖينَ فِى الْاَرْضِ قَالُوا اَلَمْ تَكُنْ اَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فٖيهَا فَاُولٰئِكَ مَاْوٰیهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءَتْ مَصٖيرًا
OKUNUŞU : İnnellezîne teveffâhumul melâiketu zâlimî enfusihim gâlû fîme kuntum, gâlû kunnâ mustad’afîne fil ard, gâlû elem tekun erdullâhi vâsiaten fetuhâcirû fîhâ, feulâike meé’vâhum cehennem, ve sâet masîrâ.
ZAHİR MANASI: Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.
BATIN MANASI : Bu hitab diriyken kişiye söylenir, nefsiyle birlikte iken melek olan kuvveler çünkü melek demek kuvve demektir. akıl fikir ve idrak kuvveleri sırretten o kişiye hitab eder içinden seslenir bu gidişin iyi değil gel nefsin peşini bırak Hakk ve Hakikat yoluna gir ruhun emrine bırak vücudu derler, hisle duygu ve düşünceyle bu hitab kişiye içten içe olur; onlarda ızdırari ölüm gelene dek kendilerini zayıf olduklarından bunu yapamadıklarını söylerler; halbuki en gafil olan mazhara dahi yüzünü Rabbına dönmesi halinde yani samimiyetle kuvvelerine artık ben esfelden âlâya sefer edeceğim diye karar vermesi o günden sonra gereken tecellilere izin vermesidir. Eğer yok böyle bir karar almaz ve meleke olan o kuvveleri sevk ettirmez ise kalacağı yer cehalet ve cehennemi olan esfel bir yaşantı olacaktır. Rabbım Resulu Ekrem Efendimizden de bu günkü Mürşid-i Kamil mazharlarından da tekrar tekrar bildirdiği bu hakikatlarını işitip yüzünü Zatına “O’na” dönen kullarından kılsın bizleri.
NİSA SÛRESİ 98. AYET
اِلَّا الْمُسْتَضْعَفٖينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَطٖيعُونَ حٖيلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَبٖيلًا
OKUNUŞU : İllel mustad’afîne miner ricâli ven nisâi vel vildâni lâ yestetîûne hîletev ve lâ yehtedûne sebîlâ.
ZAHİR MANASI : Ancak gerçekten zayıf ve güçsüz olan , çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar başkadır.
BATIN MANASI : Gerçekten zayıf olmaları ise, dünya coğrafyasında bulundukları kıtaların elverişsizliği, devletlerin maddi ve manevi imkansızlıkları, bulundukları beldelerin zahiren alimsiz ve eğitimsizlikleri buna zahiren engel midir? evet, bunlar zahiren müstesnadır, batınen de kişideki akıl nimetinin kişiyi terk etmesi, akılsızdan farzın sakıt olması gibi, gözün doğuştan görmemesi, kulağın doğuştan duymaması da engeldir, hiçbir peygamber yoktur ki kulağı duymasın, çok önemlidir. Gerçekten zayıf ve güçsüz olması, aza ve cevahiri uzuvlarındaki algı hissiyat zayıflığı, vücuttaki idrak ve anlayışta eksiklik yaratacağından hicret olan Hakk ve Hakikatte diğerlerine göre biraz çaresizliktir, ama bununda bir nebzede olsa giderilmesi mümkündür, nasıl derseniz bir kolu olmayanın nasıl ki diğer koluna iki işi de yapabilme yetisi, iki kolu olmayana ayaklarıyla el görevlerini yapabilme yetisi arttırılıyor ise, gözü görmeyene de hissiyat olan hisle görebilme işittiğini resmetme ve sırreten emin olma yetileri de arttırılır, duymayanlar bile zahir kulağı olmadan içinden ona Rabbının bildirdikleriyle de işiterek irşad olurlar; anlatılanları gözü görmese de içinde şuhuden resmeder, buna basar değil basiret denir, işte bazı eksikleri de adalet sahibi olan Rabbım böylece telafi eder, gerçek güçsüz ve zayıfları bildirdiği gibi, aynı zamanda da gerçek eksikte olsa beni layıkıyla bilmemesine bir engel yoktur engel halk eylemem engel yaratmam mümkün değildir der, dolayısıyla şanıma yakışmaz buyrulmaktadır, ki yine ayetle sabittir, “dermanını yaratmadığım derdi vermem buyrulmaktadır” bilinmeyi murad edipte, murad eden ben iken benden başka varlık yok iken nasıl olurda bilmeme sıfatımdan engel olayım bu tezat teşkil etmez mi? Sorusunu da kendisine sorar ve cevaplamış olur; Rabbım bildirdikleri üzerinde layıkıyla düşünüp Hakk ve Hakikati layıkıyla anlayan Tevhid ışığında aydınlanan kullarından kılsın cümle İnsanlığı.
NİSA SÛRESİ 99. AYET
فَاُولٰئِكَ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللّٰهُ عَفُوًّا غَفُورًا
OKUNUŞU : Feulâike asallâhu ey yağfuve anhum, ve kânallâhu afuvven ğafûrâ.
ZAHİR MANASI : Umulur ki, Allah bu kimseleri affeder. Çünkü Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
BATIN MANASI : İşte bu gün insanoğluna her zaman umulur ki demekle Zat sıfattan ayrı olmadığı için Sıfatta cereyan eden hissiyat hep + enerjiyi temsil eden pozitif duygu ve düşünceler olan umma hissidir. Bu his ile bütün vücut harekete geçer dolayısıyla da Zat Sıfatta tecelli edeceği zaman müsaitlik arar ve umma duygusunun içerisindeki umutları görür ve tecellilerini müsait olmaya meyleden iyi duygu ve iyi düşünceler yönünde sevk eder, vücutta böylece düşünceye tecelli eden bu mesajlarla hareket eder; işte insan her nefes kendisindeki bu ruhaniyeti takip ederde süfli duygu ve düşünceleri zikir ve fikirlerle bastırır, onların yerine ulvi duygu ve düşüncelerle yaşamaya gayret eder ise işte o kişi en büyük umması olan ümidine Zatı Rahmana mutlaka kavuşur hem umar hem cehd ederse bu vesile ile ehlini bulup verilen talimatlarca Tevhid üzere bunu yaparsa o zaman aşk ile bu süre de çok kısalmış kısa zamanda aslına vuslat etmiş olur. Rabbım cümle İnsanoğluna ihsan buyursun mevcut olanı açığa çıkarsın inşallah.
NİSA SÛRESİ 100. AYET
وَمَنْ يُهَاجِرْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ يَجِدْ فِى الْاَرْضِ مُرَاغَمًا كَثٖيرًا وَسَعَةً وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهٖ مُهَاجِرًا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا
OKUNUŞU : Ve mey yuhâcir fî sebîlillâhi yecid fil ardı murâğamen kesîrav ve seah, ve mey yahruc mim beytihî muhâciran ilallâhi ve rasûlihî summe yudrikhul mevtu fegad vegaa ecruhû alallâh, ve kânallâhu ğafûrar rahîmâ.
ZAHİR MANASI: Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
BATIN MANASI : İşte aslına vuslat eden mazharlar, Ruh birliğini ve her varlığın özünde Zatın mevcudiyetiyle aslında ben dediğinin Zatın açığa çıktığı bir mazhar olduğunu görür, ve ruhun hamalı kölesi dolayısıyla kull olarak hizmet eder; yer yüzünde gideceği yerlerin adedinin çokluğu ise, işte Ruh birliği ile her varlık kendi özünde mevcut olduğundan esmasını andığı varlığı gönlünde bulur, hissetmesiyle de hissettiği yerde de ruhaniyetiyle olur, böyle o mazharlar için zaman mekan mevhumu da ortadan kalkmış olur, Allah’a ve elçim dediği Muhammed’e sonsuz kemalat ve irfaniyete hicret için, evinden çıkarsa yani vücut evini terk ederse yani bu filler benim değil, bu sıfatlar benim değil, bu vücut benim değil deyip bunu şuhudlarıyla idrak ederse işte o zaman evinden çıkmış ve Tecelli Zat ile Zata, Tecelli Sıfat ile Muhammede ve sonsuz kemalat zuhuru olan tecelli Efal ile yeni evi olan âdemiyetine vuslat etmeye başlamış olur bu demde iken ızdırari bir ölümle ölürse, Allah çok bağışlayıcıdır, yani o ruhaniyetinin kemalât ve irfaniyetini nasıl ki Elçisinin ruhaniyeti bütün Sahabeyi Güzinde, Evliyaullahta ve bu günkü Mürşid-i Kamillerde devam ediyor ise o mazharlarda artık aşıklardan sayılmış olurlar Zatı Hakka vuslat edenlere de ölüm olmayacağından layıkı Muhammed ve layıkı âdem olması da ruhen ruh birliğinin alemde kemal bulmaya devam ettiği gibi devam ettiğini ve bağışlanmaya devam edildiğini de görmüş olacaklardır. Rabbım ruh birliğine intikal eden layıkıyla Muhammedii olan kullarından eylesin cümle kardeşlerimizi.
