Çar. Nis 22nd, 2026

TEVBE SURESİ (1.-50. AYETLER)

TEVBE SÛRESİ 1. AYET

بَرَاءَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ اِلَى الَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ   

OKUNUŞU      : Berâetum minallâhi ve rasûlihî ilellezîne âhedtum minel muşrikîn.

ZAHİR MANASI : Allah ve Resûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır:

BATIN MANASI : Tevbe Sûresi zahirde bilinen manalar üzere inzal olmuştur, hakikatte ise insanın ikiliğinden birliğe ermesi için irşad olması, halle tevbesi ilimle tevbesi şuhudlanınca şuhudla tevbesi, zevklenince de tevbesinin kabulü görülecektir. Bu vücudun vücudullah oluşu yani Fena-i Efal, Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapınca Fillerim Sıfatlar ve Vücut benim olmadığını idrak edince Tevbe etmiş yani ikilikten birliğe çıkmış oluruz. Çünkü insanoğlu zahirde nasıl yaptığı bir yemeğin tadıldığında lezzetinden haberdar oluyor ise bir tevbenin de kabul olup olmadığından da vücut ülkesinde haberdar olmalıdır, yoksa hayal ve zanda kalır. Namazın miraç olmasından eminlik gibi namaz sonrası “Tekabbel Allah” Allah kabul etsin demek yerine “Barek Allah” Allah mübarek etsin demekteki fark gibi, birisi Rabbıyla miracı olan görüşmeyi sağlamış ben görüştüm seninki de mübarek olsun deme manasıyla söylenmiş, diğeri ise görüşüp görüşmediğini bilmiyor kabul eder inşallah denmektedir. Tövbede böyledir, tövbe ettim ve kabul oldu denmesi bilerek idrak etmek ve varlık şirki olan ikilikten kurtulmak için ehline gitmek, Nisa Sûresi 64. Ayeti kerime gereği “onlar nefislerine zülmettikleri zaman sana gelselerdi tevbe etselerdi sende onlar için bağışlanma dileseydin, şüphesiz tevbelerinin kabul olduğunu görürlerdi” şimdi demek ki insanlar nefislerine zülmetmeleri olan günah işlemeleri hata kusur kabahat ve eksiklikler yapmaları idraksız şuhdusuz ve zevksiz yaşamaları onları işlediği ikiliklerinden kaynaklı idraksızlıklarından kaynaklı amiliyetsizlikleri yüzünden yerleşmeyen bir yaşam ve zevsizlik halidir. Bu halden kurtulmak için bilene gitmeleri bileninde daha önce nasıl tövbenin idrakında olmuş ise yani vücudunun sahibi Rabbının ise, yani “kulu Rabbına  nevafille yaklaşınca gözünden gören olan Rabbı ise” kulu ona nevafille yaklaşınca görmesine göz olan Rabbı” olmuş ise o mazharda biliyordur ki Tevhid tahsili ile de Fillerinin Sıfat ve Vücudunun kendisinin olmadığını, bu vücuttan sübut sıfatlarla filleri işleyenin Rabbı olduğu için… Gelenin nedametini kulunun gözünden gören kulunun kulağından duyan geldin gördüm ve nasihat ettim bunları tutarsan selamettesin diyen Rabbıdır. Kulda elbisesi yani Sıfatıdır, yani Rabbı Zatından Sıfatına tecelli ederek edilen tövbeye Fille kabul ettim demesidir. Bilerek ve görerek böyle bir tövbenin de akıbetinden şüpheniz olmasın buyrulması da Allah’ın tam teslimiyet ve sıdk ile sarılınmasını istemesi ve böyle olunca da şüphesiz netice alınacağına işaretidir. İşte böyle bir tövbe ile alınan müjde Furkan Sûresi 70. Ayet ile ödüllendirilerek, “geçmiş günahlarının sevaba tebdili ile müjdelenmektedir. Yani siz vücudunuzdaki kötü hallerinizi terkiyle zaten iyi hallere bürüneceğinizin garantisidir, yani kiri akıtılan bir bardak zaten temiz olacaktır, bizde Rabbımızın kabı bardağı mazharı olarak bunun idraklanmasına temizlenmesi tövbesi diyerek bunun yapılmasını istemektedir. Rabbım cümle İnsanlığa layıkıyla tövbe etmeyi idrak ve fikriyle tövbe etmeyi ve mükafatı olan kabulünu yani vücudun Rabbının olduğu idrak şuhud ve yaşamını ve ödülü olan misliyle güzel ahlakla  ödüllendirilmeyi nasib eylesin inşallah. Amin.








                       TEVBE SÛRESİ 2. AYET

فَسٖيحُوا فِى الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى اللّٰهِ وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِى الْكَافِرٖينَ  

OKUNUŞU       : Fesîhû fil ardı erbeate eşhuriv vağlemû ennekum ğayru muğcizillâhi ve ennallâhe muhzil kâfirîn.

ZAHİR MANASI  : Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise, inkârcıları perişan edecektir.

BATIN MANASI : Kafir; insan vücudunda örtücülüktür, yani inkarcılık Hakk ve Hakikati fazlaca hatıra getirmemek o fikir ve hissiyatla yaşamamaktır ki buda fillerle zahir olan Hakikatın vücut ülkesinde hapsidir. Bunun ifşası için 4 ay gereklidir. Zahirde 4 ay 120 gün eder 120 günde bir insan hakikate erebiliyor ise bir ömür neden uğraşsın yada beklesin denmesi gerekmez mi? o zaman ayeti kerimenin teşbih yüzünden 4 aydan kasıt nedir bunu anlamak ve bilmek bu örtücülükle nasıl bir hakikati örtüp Allah’ı sanki aciz bırakmak olan Tecelli Zatın ulvi tecellilerine engel olunduğu görülmekte olsun. Bu inkar eden vücutlarda bulundukları demde öyle görülse de müsaitlik olan vücutlardan kendisini Hakk ve Hakikati Rabbım şerh etmektedir. Bu süre 4 aydır. Ay demek kalp ayı dır yanı kalbin aydınlığıdır yani kişinin ayrı ayrı 4 idrak sahibi olmasıdır. Bunlardan 1. si bu Filler benim değildir bunu idraktır. 2. si ise bu Sıfatlar benim değildir bunu idraktir. 3. sü ise bu Vücut benim değildir bunu idraktır. Bu hal bende ve benden gayri her varlıkta böyle ise… 4. İdrakta bütün vücutların vücudullah oluşudur. Yani mülükünde kendisinden başka mevcut yoktur. İlk hali olan mutlak zatında şekli ile görülmez, ama mevcut; bilinmeyi muradı ile çekirdeğin toprak altında gizli iken gövde dal ve yapraklar ile meyve oluşuna dek nasıl her boyutta şekli değişiyor ve ismi değişiyor ise bütün mevcutta da her hali ile şekli değişik ismi değişiktir. Allah nasıl ki dün asrı saadette her ayeti Resurullah efendimizden zuhuru ile kendi sözü olarak mazharından tecellisi ile bildirmiş ise, bunların zahir manalarının izahı için batında da teşbihen yine mazharından açıklamış ise bunun insan vücudunda inanç ve yaşam sırası olan sebebi nüzüle göre de sıralamış ise bütün bu hakikatlerinde bir gün dün olduğu gibi yeniden ifaşını da yapacak olan Rabbımdır. Ne zaman ki tenzih ve teşbihi tevhid yaparsa insanoğlu o zaman seyyidler gibi olurlar ki işte o zaman islam aydınlanır ve gönüller huzur bulur. İşte inkarcı olan vücut ve vücutlarda bu çoğunluğun karşısında perişan olur, vücudunuzda nasıl ki inkardan çok iman zuhur eyledi o zaman örtücülüğünüzün yerini amiliyet almakta, toplumda da inkarın kafirlik olan Hakk ve Hakikati örtücülüğün yerini, İman ve Hakk ve Hakikatin ifşaı ve amiliyeti alır o zaman selamet yüzünü göstermeye başlar, işte aydınlığın başladığı yerde böylece karanlıkların hükmü kalmaz. Rabbım evvela vücut ülkemizde aydınlanıp Hakk ve Hakikate bende olmayı Hakikat bendeleri olarak aşkla hizmet etmeyi cümle İhvan-ı Güzine ve İslam-ı Mübine ihsan eylesin inşallah. Amin.






                       TEVBE SÛRESİ 3. AYET

وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَرٖیءٌ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ وَرَسُولُهُ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى اللّٰهِ وَبَشِّرِ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَلٖيمٍ 

 OKUNUŞU       : Ve ezânum minallâhi ve rasûlihî ilen nâsi yevmel haccil ekberi ennallâhe berîum minel muşrikîne ve rasûluh, fein tubtum fehuve hayrul lekum, ve in tevelleytum fağlemû ennekum ğayru muğcizillâh, ve beşşirillezîne keferû biazâbin elîm. 

ZAHİR MANASI : Hacc-ı ekber gününde , Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele!

BATIN MANASI : Allah zattır, kullar ise Sıfattır, Sıfat tecelliye mazhardır, tecelli eden değildir. Tecelliye mazhar olan tecelli edeni aciz bırakamaz, yani bir mazharda tecelli etmezse diğer bir mazharda tecelli etmektedir, tıpkı bedenen fani olan vücutlardaki ahlak edeb ve ifffet güzelliklerinin bu gün yine görünmekte olmasıdır, Hz. Ebubekir-i Sıdık r.a bedene vefat etti diye Allah Sadakat tecellisini göstermekten yoksun kaldı demek olmamıştır bu gün yine sadakat  kurbiyet ve teslimiyeti ölçüsünde yine İhvan-ı Güzinde görülmektedir. Hz. Ömer r.a bedenen vefat etti diye adaletini bu gün diğer kullarında Sıfatlarında mazharlarında tecelli ettirmektedir. Bu her kabın kabiliyetince kemalatı bi tamam görülmektedir. Allah Edebde 100 derece âlâ tecellisini bildirecekse edebsizlikte de 100 derece esfelini zuhura getirecektedir. Çünkü her şey zıttıyla kaimdir. +100 derecenin zıttı malum -100 derecedir. Böylece 99 – 98 ve 1 dereceye değil Esfel ve âlâ bütün tecelliler Rabbımın kemalatından dır, işte bir mazhar bu kemalatını açığa çıkarmasına engel olacağını sanıyorsa Sıfat yanılmaktadır, 99 derecede eksiklik eden kab 98 lik yerinde yine kullanılmaktadır. Bilmeyenler eksiklik yapmakla yada baltalama yapmakla Allah’ı aciz bırakma fikrini vücutlarında yaşadıklarını sanmakla aldanmış olurlar, bir insan Allah’ı hiç açığa çıkarmamak için hemen canına kıysa en uzun süre güzel ahlakın zuhur için yaşamak isteyenin tam zıttına örnektir ki o haliyle bile diğer insanları irşad etmiş olur; yani kull bilsin bilmesin bilerek dirensin yada direnmesin her varlık vücudu kendine has olmayıp tecellilerinde isnad ve kabiliyeti nisbetinde mazhar olur, böylece de acziyet değil her şanda açığa çıkışına zaten hizmet ederler; uruçta sorumluluk ve kabiliyette esfelden âlâya yönelme beklenmektedir; fakat nuzülde ise bir seyir vardır her şey yerinde doğrudur ve her kemalatının birer elbise giymiş haliyle seyri vardır esfel olsun âlâ olsun celel olsun cemal olsun bütünü bir yüzden görüntüsüdür. Rabbım uruç ile ifnaya nüzül ile varlığın hakkın oluşuyla seyereylediği mazharlardan olmayı cümle İhvan-ı Güzine ihsan eylesin inşallah. Amin.







                       TEVBE SÛRESİ 4. AYET

اِلَّا الَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْپًا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَدًا فَاَتِمُّوا اِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلٰى مُدَّتِهِمْ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّقٖينَ  

OKUNUŞU         : İllellezîne âhedtum minel muşrikîne summe lem yengusûkum şey’ev ve lem yuzâhirû aleykum ehaden feetimmû ileyhim ahdehum ilâ muddetihim, innallâhe yuhıbbul muttegîn. 

ZAHİR MANASI : Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.

BATIN MANASI : Vücut ülkesinde Rabbına iman ve inancı zayıf iken yüzünü Rabbına dönenler bir Mürşid-i Kamil mazharından Rabbına söz verenler hayal ve zanda bir itikadları olduğundan ikilik içerisinde olduklarından ortak koşanlardan idiler; mazharından Rabbına söz verdikleri için sözlerini tuttukları süre, onlar için anlaşma yapılan süredir, eğer zikir deminden sonra verdikleri söze sadakat gösterip Rabbının kendilerinden zikretmesine izin verirler ise zaman içerisinde zikrin fikri olan senden zikredenin Rabbın olduğu hissi ve 3 defa Allah Allah Allah demenin fikri olan Fillerim benim değil Sıfatlar benim değil Vücudum benim değilin fikri yerleşmeye başlayacaktır. Zikrin açılışı olan Efal Sıfat ve Zat derslerini de şuhudlarıyla idrak etmek ve bunu yaşam haline getirilmesi verilen sözün tutulmasıdır. Taki alışkanlık haliyle devamlılık arz ettiği sürece ve geri dönülmedikçe bu sözleşme geçerlidir. Bu söze sonunda da itiraz etmedikçe teslimiyet ve sadakatini de koparmadığı sürece Allah Rabb mertebesinde Mürşid-i Kamil mazharından yani dünkü Resurullah Efendimiz mazharından kendilerini irşad edendir ve mazharından teslim alan ve mazharından müjdesini de verendir. Rabbım Ehl-i Tevhid Hakkel yakin bir Mürşid-i Kamil mazharından Rabbıma söz vermeyi ve verdiğimiz sözde sadakat gösterip idrak şuhud ve zevkleriyle zevklenip daim olmayı cümle ihvan kardeşlerimize ihsan eylesin inşallah. Amin.







                       TEVBE SÛRESİ 5. AYET

فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكٖينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَبٖيلَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ  

OKUNUŞU        : Feizenselehal eşhurul hurumu fagtulul muşrikîne haysu vecedtumûhum ve huzûhum vahsurûhum vag’udû lehum kulle mersad, fein tâbû ve egâmus salâte ve âtevuz zekâte fehallû sebîlehum, innallâhe ğafûrur rahîm.

ZAHİR MANASI : Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

BATIN MANASI  : Bu öldürme zahirde bir izdırari öldürme olmuş olsa idi, Müslümanlardan daha fazla insan canına kıyan bir millet olmaz idi, fakat ne hikmetse Resurullah Efendimzin Ayetlerdeki teşbih yüzüne ışık tutan ilmi olan İlm-i Ledün sahibi oluşu ve her ayetin bir Zahiri birde Batını oluşuyla batına nasıl teşbihle ışık tuttuğu unutuldukça bu günde ayetlerin zahir manalarından başka bir manaları düşünülmedikçe her işitilenlerin ilk manalarıyla yaşanan bir hayat; tabi ki bu ayeti okuyunca evvela öldür deyince bedenen katletmeyi düşünecektir, oysa ayeti kerimelerin her birisi bizlere siz düşünmez misiniz akletmez misiniz sizin için öğütler nasihatler vardır vesair bütün bir ayetlerde hikmetler dopdoludur derken biz sadece hemen anladığımız ilk manasıyla hüküm verenlerdeniz. İşte o zamanda gayeyi anlamadan verilen hükümler yüzünden İslam’ı layıkıyla yaşamamış oluyoruz ve fayda verelim derken zarar vermiş oluyoruz, ölüm ikidir birisi ızdırari ölüm yani ecel ile bedenin ölmesi, diğeri ise ihtiyari ölümdür bu da irfaniyet ve kemalatla ölmeden evvel ölmektir. Bu zahir bedenin sizin olmadığının idrakıyla bunu Rabbınıza teslim etmektir. İşte o zaman vücutların sahibi olan Rabbım; bu vücudları katleder mi? yoksa içerisindeki idrak şuhud ve anlayışları irşad vesileleri ile değiştirip güzelleştirir mi? sizler bile evlerinizde beğenmediğiniz bir ev eşyasını bazen atmak yerine değişik kaplamalar resimler ve motifler ve yeni şekil vermelerle güzelleştirip daha değişik yerlerde kullanırken, bu insanın da idrakına şekil vererek insanlığını bulan resimle şuhudlandırarak güzel filler olan sigbetullah boyası ile de boyayarak daha güzel yerlerde neden kullanmayalım; işte sözleşme yapılan Mürşid-i Kamil huzurunda mazharından Rabbına söz verenleri Efal-i’ni Sıfat-ı’nı ve Vücudu’nu Hakka vermiş ise onun ölmeden öldüğünü bildirin öldürdüğünüzü bilsin, dersini değiştirin; ölmediyse layıkıyla idraklanmadı ve yaşamına dahil etmediyse bu fikirleri bu 3 nasihatı, o zaman onu hapsedin yani fikirlerinizle onun olumsuz fikirlerini çürütün, bilen ben değilmişim Rabbım daha iyi biliyormuş desin, onu yüksekten gözetleyin derken de kemalat ve irfaniyet sahibi olan Mürşid-i Kâmil daha yüce bir irfaniyete ve bakışa sahib olduğundan zaten onun fillerinden kelamlarından ve her halinden yerini görmekte ve onu gözetlemeye devam etmektedir ki zira Mürşid-i Kâmillerinde varlıkları kendilerinin olmadığından Rabbım o mazharlardan İhvan-ı Güzini salikleri ve taleb edenlerin hallerini gözetleyerek onlara gönül verişlerince teslimiyet ve kurbiyetlerince nice lütuflar ihsan edip durmaktadır. Rabbım bu ve bunun gibi bütün Ayet-i Kerimeleri olan Hakikate delil olan sözlerini iyice anlamayı ve anladığımız nisbette de onlarla amil olmayı cümle insanoğluna nasib eylesin inşallah. Amin.







                       TEVBE SÛRESİ 6. AYET

وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَاْمَنَهُ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ  

OKUNUŞU          : Ve in ehadum minel muşrikînestecârake feecirhu hattâ yesmea kelâmallâhi summe eblığhu meé’meneh, zâlike biennehum gavmul lâ yağlemûn.

ZAHİR MANASI   : Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.

BATIN MANASI : Bilmeyenler tebliğ edilmeyenlerdendir, vücudunuzun herhangi bir tecelliye muhatab olduğunda o tecelliyi tanımamak ve tecelliye verilecek cevabı bilmemek tabi olmayışınızı sıfatın Zata muhatab olmadığını göstermez, kab ve kabiliyetlerdeki eksiklikler sıfatın Zata sığınmasıdır, bütün mevcudat sıfattır, dün bu gün ve yarın vücuda gelecek işte bu tüm mevcudatta tecelli eden Zattır, her mevcut birer mutlaktan cüz; cüzül Zat ise, sübut sıfatlar sıfattır, her vücut sübut sıfatlarıyla birer zat ise o zaman aza ve cevahirleri selbi sıfatları sıfattır, bu selbi sıfatları kendine nisbet etmezse, sübut sıfatları da kendine nısbet etmezse, vücudu da kendine nisbet etmezse bütün mevcudat gerek vücutlarıyla gerek sübut sıfatlarla gerekse selbi yönüyle her azası ile birer sıfattır, işte bütün mevcudat sıfat ise tecelli eden zata muhtaçtırlar bu yönü ile sıfat Zata muhtaçtır, ki işte sığınması bu yönü ile mukadderattan yani kaçınılmaz birer nizamıdır. Sizin sıretiniz onun suretidir. Bütün mevcutlar Allah’ın sıfatlarıdır. Allah bu yönüyle nefis sahibidir yani bütün varlıklar onun nefsi yani ikiliğe çıkmış hallerdir. Şekli değişmiş ismi değişmiştir. Bir sehpa şimdiki haliyle nasıl sehba ismini almış ise kendine has bir vücudu zatı aliyesi var gibi görünüyor ise de; bilmelidir ki ağaç dendiğinde kendisi sıfat ağaç zat çekirdek dendiğinde de ağaç sıfat çekirdek Zat olur; Zatın sıfata tecelli etmiş hali yani zatın sıfatlarına tecellisiyle yeni isimler alarak zuhura gelinmiş Zatın bilinmeyi murad etikten sonraki bilinmeyi istediği yeni halleridir. Söyem de asla zatın ismini almaz yani hiçbir varlığa Hakk Rab ve Mevla denmez şekli neyse ismi odur. İşte gerek vücut ülkesinde bilinmeyenlerin bilinmesi gerekse insanoğlunun irşadı için İnsan-ı Asliyesini bilme isteği mutlaka bilene gitme isteği uyandıracak ve bilmeyenler bilene bilen mazharından Rabbına sığınmış olacaklardır. Kim ki Muhammed’e tabi olur ise Allah’a tabidir sözü bu günkü Muhammedi mazharlardaki kemalat ve irfaniyet için kendisinin İnsan-ı Asliyesini bulması için; bulduranın kim olduğuna şahid olması için; kendisnin de birer Muhammedi olarak nasıl yaradıldığını bilmesi için bilene gitmek farzdır ve o mazhardan da Rabbına sığınması tabi gerçek ve gereklidir. Rabbım layıkıyla bilinmekliğine hizmet eden Hakkel Yakin Ehli Tevhid mazharlarından bilinmeyi muradına layık olmayı cümle İhvan-ı Güzine ve İslam-ı Mübine ihsan eylesin inşallah. Amin.






                       TEVBE SÛRESİ 7. AYET

كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكٖينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ رَسُولِهٖ اِلَّا الَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَقٖيمُوا لَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّقٖينَ 

 OKUNUŞU        : Keyfe yekûnu lilmuşrikîne ahdun ındallâhi ve ınde rasûlihî illellezîne âhedtum ındel mescidil harâm, femestegâmû lekum festegîmû lehum, innallâhe yuhıbbul muttegîn. 

ZAHİR MANASI : Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.

BATIN MANASI  : Kişinin kendi vücut ülkesi ona mescididir, ne zamanki bu vücudun kendisinin olmadığını öğrendi işte o vücut Rabbının oldu, vücut Rabbının olunca kendisine haram oldu; yani kendisinin olmayan malı nasıl alması haram ise bu vücutta kendisine haram oldu, yani mescidi haram oldu, Mürşid-i Kamilin vücut ülkesi salike göre Mescid-i Haramdır, işte Resurullah Efendimizin de vücudu kendisinin değil ise o zaman Resulune gidenler Mescid-i harama gidenler o mescidde Rabbını ararlar ve Muhammed’e tabi olan o mescidde Rabbına tabi olur yani Mescid-i haramın yanin da söz verenler; bende sukut ikrardandır deyip sustum tasdik ettim derler yani Bezm-i Elest olan Mürşid-i Kamilin dizinin dibinde Rabbına söz verirler ki kendi vücutlarının da kendilerinin olmadığını öğrenip Rablerini mazharı olan kulu ve sıfatı olan Resurullah Efendimizden nasıl güzel ahlakıyla açığa çıkmış ise kendi vücut ülkelerinden de Ahlak-ı hamidiyesiyle Rabbımızın zuhuruna şahid olmak için; ki kendilerinden zaten açığa çıkıp kendisini seyreden Rabbımızdır. Eğer bu vücut ülkesi bizim değil de Rabbımızın ise nasıl olurda Allah’a ortak koşabiliriz işte idraksızlık fikirsizlik cehalet nisbiyet ve her türlü şirk ortak koşmak olur işte bütün insanoğluna yegane şirk olan vücut şirkinden benlikten kurtulmanın yolu mutlaka bir bilene gidip varlığın nasıl Rabbımızın olduğunu Tevhid tahisliyle öğrenip İnsan-ı Asliyesine kavuşmaktır. Rabbım cümle insanoğluna en kısa zamanda Asliyesini bulmayı ihsan eylesin inşallah. Amin.





                       TEVBE SÛRESİ 8. AYET

كَيْفَ وَاِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا فٖيكُمْ اِلًّا وَلَا ذِمَّةً يُرْضُونَكُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ وَتَاْبٰى قُلُوبُهُمْ وَاَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ  

OKUNUŞU         : Keyfe ve iy yazherû aleykum lâ yergubû fîkum illev ve lâ zimmeh, yurdûnekum biefvâhihim ve teé’bâ gulûbuhum, ve ekseruhum fâsigûn.

ZAHİR MANASI   : Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir

.BATIN MANASI   : Bir salik Mürşid-i Kamile geldiğinde gerek öncesi gerekse hep hal lisanıyla ben bilmiyor idim Rabbımı bilmek için bir bilene geldim, ben bilmiyor idim aslımı bulmak için aslını bir bulana geldim der ve teslim olur; bu henüz kendisinde en yüce ve en idraklı dereceden bir sadakat değildir. Asıl sadakat bekadan başlar ne zaman ki anlar kendi varlığı kendinin değil iken Mürşid-i Kâmilinde varlığı kendisinin değil Rabbınındır, o zaman idrak eder görür ve zevk eder ki Rabbım o mazhardan o kuldan o elbisesinden filleriyle zuhura gelmiş; benim gibi aciz miskin eksik ve kötülüklerle dopdolu kulunu  bizzat irşad etmekte, Ruhundan Ruh yani emirlerinden en etkili emri olan şu fikirlerle zikret ve nasihatlerinden en etkili olan Fiilerin senin değil, Sıfatlar senin değil, ve Vücudun senin değil olan 3 nasihatini “Din Nasihattir, Din Nasihattir, Din Nasihattir” buyurmasıyla ve nasihatlarını bizzat hicir sûresi 29. Ayeti kerimedeki ifadesi ile “üfürdü(m)” demesiyle fiilide kendisi işlemiş olduğunu göstermiş olur,  fakat bunu idrak edene kadar hala Fena Mertebelerinde Efendisi de biliyor ama kendi de geçmişten bir şeyler biliyor şeriattan biliyor Kuran-ı Kerimden biliyordur; yani bir bilen var ama kendi de biliyordur. Bu hala tam teslimiyet değildir ve hala benliği devam etmektedir. İşte bunların halleri Resule üstün gelselerdi denen bu günkü Mürşid-i Kamile kemalat ve irfanieyt yönüyle o demdeki bir salik yada ihvan üstün gelmiş olsa idi; ne akrabalık bağları kalırdı, derken; dünkü ehlibeytin manası gibi değil asrı saadetteki akraba olmaları yönüyle değil, ehlibeytin 3 çeşid oluşundaki soyundan değil yolundan gelen cinsinden olanları işaretle; ve  dününde bu gün olduğu idrakıyla bu gün yolundan gelen Müslümanları kast ederek bizleri işaret etmektedir. Eğer zaten Mürşid-i kamilden daha kamil ve arif olsaydınız ne verdiğiniz söz kalırdı ne gittiğiniz yol yani akrabalık olan salikle Mürşid ilişkisi olan Fenada Anne ve evlat; Bekada da Baba ve evlat ilişkisi kalmazdı; “Baba için evlat ne ise Allah için kul oldur; evlat için baba ne ise kul için Allah odur” manasına atfen bu akrabalıktan bahsederek bu gün bizlere ayetleri tap taze ve dipdiri olan Muhammedilik böylece açılmış oluyor; işte seyri sülükte dilleriyle dersleri öğrenir ve kemalât cümleri de kursalar bu haldeki olan insanlar kalpleriyle tam teslimiyet göstermediklerinde aslında kendi helaklarını hazırlamaktadırlar, bunlarda fasıklar gibidir; tıpkı münafık gibi ne verdiği sözü tutar sözü Rabbına vermiştir  oysa, ne emanete sadakat gösterir Zikir Rurhu Rabbının o vücuttaki kesret ömrünce emanettir. Böylece de konuşunca doğru söylememiş olmakla da dili başka söyler kalbi başka; işte münafıklığın 3 alemeti de onda görülmüş olur; ve böylece de münafıklığı bilerek yaptığı için; günah olanı bile bile işlemesi de onu fasık yapamış olur, dille saklasa bile kalbi kendisinde olanı bilip durmaktadır, çünkü kişi nefsini iyi bilicidir. Rabbım Ruhaniyetiyle tüm vücut ülkelerinde diri olan Resurullah’ı bu gün bularak “Nefsini bilenin Rabbını bilmesi ile Rabbını bilmekle de bu sıfatlarda nasıl zuhura geldiğine şahid olarak” canlı bir Kuran olarak verdiği söze böylece idrak ve şuhudunda olarak sıdk ile sarılır ise o zaman en kısa zamanda İnsan-ı Asliyesini bulacak Rabbına en layık kullarından olacaktır. Rabbım cümle Ümmeti Muhammed’e Muhammedii bir idrak şuhud ve zevk ile layık bir Kull olmayı ihsan eylesin inşallah. Amin.






                       TEVBE SÛRESİ 9. AYET

اِشْتَرَوْا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَلٖيلًا فَصَدُّوا عَنْ سَبٖيلِهٖ اِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ  

OKUNUŞU         : İşterav biâyâtillâhi semenen galîlen fesaddû an sebîlih, innehum sâe mâ kânû yağmelûn.

ZAHİR MANASI : Allah’ın âyetlerini az bir karşılığa değiştiler de insanları O’nun yolundan alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür!

BATIN MANASI : Buzağının böğürmesinden hoşlananlar dün vardı bu günde var; ve buzağıyı böğürtmek için üzerine serpilen tozlardan dün vardı bu günde var; Altın toz Altın sözlerdir, gümüş toz gümüş sözlerdir, Altın sözler Peygamberlerin Evliyaların günümüzde de Mürşid-i Kamillerin sözleridir; gümüş sözler ise toplumda itibar kazanmak çevre edinmek bir şey biliyor görünmek için sarf edinilen sözlerdir ve ya bu sözlerine Altın sözleri karıştırıp Ayetleri de örnek göstererek Alim ve Arif görünmek isteyenler var yada kendi sözleriyle itibar kazanmak isteyenler var günümüzde de ve biraz da olsa bu itibarlarını kazanmaktalar fakat Rabbım bu Ayeti Kerimedeki hitabıyla az bir kazanca ayetleri örnek vererek kendilerine çevre itibar ve haksızca maddi destek sağlayanlar işte bu az bir kazancın peşinden giderek bu gün karlı bir alışveriş içerisinde olduklarını zannederek yarınlarını geleceklerini ve ruhlarını da satmaktadırlar; işte yapmakta oldukları iş hem kendileri için hem de islamiyeti ve ayetleri alet ederek dinimize de leke getirmektedir. Rabbım bu hal üzere olmaktan cümle Ümmeti Muhammed’i muhafaza buyursun inşallah. Amin.






                     TEVBE SÛRESİ 10. AYET

لَا يَرْقُبُونَ فٖى مُؤْمِنٍ اِلًّا وَلَا ذِمَّةً وَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ  

OKUNUŞU          : Lâ yergubûne fî mué’minin illev ve lâ zimmeh, ve ulâike humul muğtedûn.

ZAHİR MANASI : Bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.

BATIN MANASI : Enfal Sûresinde Müminlerden bahsederken onlar Allah adı anıldığında kalpleri titreyen, ayetler okunduğunda imanları artanlardır buyrulmaktadır. Bu müminler için taşkınlık yapanlardan bahsediyor, günümüzde ayetler denilince İnsanoğlu tabi ki Kuran-ı Kerim’deki 6236 ayete bakmaktadır. Evet ayetlerin dışında bir hakikat aramak yanlış olur, fakat günümüzün ve geleceğin en büyük problemi görünen Müslümanların birlik ve beraberlik içinde olmamaları bu akrabalık ve sözleşmelerinin nasıl bozulduğu meselesidir. Bunu çözülebilmesi içinde; gereken 2 problem çözülmeden halledilemez; bunlardan birincisi Ayetlerin Sebeb-i Nüzül sırasına konulması diğeri de onların daha iyi anlaşılabilmesi için “h.ş” üzere her ayetin zahir manasının ötesinde batın manalarıyla da ona ışık tutulmasıdır “Her ayetin bir zahiri birde batını vardır, batının da 7 batına kadar batını vardır” H.Ş.dir. işte bu düzenlemeler yapılması halinde önümüze iniş sırası olan ilk süre ve ilk ayetler gelecektir ki o zaman insanoğlu bir nutfeden yaradıldığını öğrenmesi ile Ayet olan Delil olan ilk delilden yola çıkacaktır; Allah bilinmeyi murad etmiş ise bilinmesi için en önemli delilde ilk delil olan ilk ayetdir. Eğer siz bir nütfeden meydana gelmiş iseniz o zaman bu nütfenin sizden önce babanızdan daha önce dedenizden daha da önce büyük dedenizden ta âdem a.s’dan ve âdem a.s’a gelmeden evvelde Allah’ın özünden bir öz olduğunu göreceksiniz, Allah’ta mevcut olmayan hiçbir şey zuhura gelmesi de mümkün değildir. Böylece en büyük delilde insana Allah’ın özünden öz almasıdır. Tıpkı son meyve olan zeytinin ilk çekirdeğinde mevcut olması gibi; o zaman insanoğlu hayal ve zandan kurtulacak ve özünden öz aldığı Rabbını kendisinde arayacaktır; işte bu bağlamda varlığının hakikatini ne gökte nede her yerdedir demeyecek ve “Kaf Sûresi 16. Ayeti Kerimenin de işaret ettiği gibi kuluna şah damarından yakın olan yani yakinden yakiin olan; özü Hakk olan, Özünde bulacaktır. O zaman insanoğlu bu varlığın kendisinin olmadığını görünce vücut ülkesinde Fillerine, Subut Sıfatlara ve Vücuduna bakacak ve bunlar benim değil diyecektir. İşte asıl bütün Kuran-ı Kerimin hakikati olan en büyük delil olan “bürhan arardım aslıma, aslım bana bürhan imiş” buyrulan delil ararken Ayet ararken en büyük Ayetin en büyük delilin İnsanın aslı olduğu görülecektir. “bir ben var benden içeri” olan aslının delillerini ise Fillerine, Subut Sıfatlara ve Vücuduna bakarak görecektir. İşte gerçek müminler aslını böyle bir hakikat ile bilen ve böylece ancaksın kalbi hakikatinin Hakk oluşuyla ürperenlerdir. Varlığı Hakk olan dilinden konuşup gözünden gören elinden tutup ayağından yürüyeni görecek ve en büyük ayetlerin Filler Sıfatlar ve Vücut olduğunu göreceklerdir. Yoksa bu güne kadar devamlı zahiren ayetler okundukça imanlarının her okunduğunda artmadığını görenler hala bu nasıl olurda gerçekleşmiyor ayetler ömrümce kulağımdan girmekte fakat hala az bir iman sahibi olarak yaşıyorum diyeceklerdir. Oysa biraz tefekkür etseler biraz ayetlerin batın manalarına baksalar ayetlerin bir çoğunun onlara siz tefekkür etmez misiniz, siz düşünmez misiniz, düşüneneler için ibretler vardır dediğini görecek ve eksiklerinin ayetleri daha iyi anlamak idrak şuhud ve zevk etmek ve böylece amil olmaları gerektiğini göreceklerdir. İşte aslında gerçek müminlerin asrı saadette ayet nazil olduğunda hemen zahirini kaydettikleri ve o konuda Resurullah Efendimizle sohbetler ederek o ayet hakkında edindikleri bilgiler gibi örn. Nütfe nedir nasıl aslımız Allah’tan gelir bunu öğrendikleri gibi, bu günde FİZİKEN VE MANEN AKRABALIĞIMIZ olan dünkü hakikat ehilleriyle bu günde akraba olduğumuzu görecek “bütün bir kainatın akrabalığına da şahid olacaklardır” ve böylece Resurullah Efendimizin ölmeyen Ruhaniyetini kendilerinde  bulmuş olacaklerdır. İşte dün nasıl Resurullah Efendimize biat edenlerin bu hakikatleri öğrenip amil olacaklarına Resurullah Efendimiz mazharından Rablerine söz vererek anlaşma yaptıkları gibi, bu günde Ehline giderek bende aslımı iyi bilmek itiyorum demeleri farzdır. وَمَا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحٖى اِلَيْهِمْ فَسْپَلُوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ“ve mâ erselnâ gableke illa ricâlen nûhi ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ tağlemûn.” Ayeti kerimesindeki manasıyla “siz zikri bilmiyorsanız ehline gidin” buyrulmaktadır. Böylece ehline gitmenin de farz olduğu görülmektedir.  İşte bu Tevbe Sûresi 10. Ayeti kerimde yani bu ayeti kerimde bağları koparılan ve anlaşmaları fesh edilen bu gün Müslümanlardır. Ve onların asıl korkmaları gerekenler ise İslamiyete dün baltalanan İslamiyet ile batın manaların kaybolmasına sebep olanlar ve Kuran-ı Kerimin Sebeb-i Nüzül sırasını değiştirenlerdir. Dün taşkınlık yaptıkları gibi bu günde halen Müslümanlar üzerine oyun ve oyunlar oynamaya devam edenlerdir. Rabbım Müslümanları Kuran-ı Kerime ve özellikle öğrenip amil olmak için İnsan-ı Asliyelerinin hakikatlerine en güzel varlık olarak halk edilen insana sahib çıkıp değer vermeyi ve bütün insanoğlunun barış ve huzur içinde yaşaması için gerekenleri yapmalarına herkesin aynı özden geldiği için akraba olduklarına ve sözleşmelerinin olduklarını unutmamalarına Rabbım yardımcı olsun inşallah. Amin.






                     TEVBE SÛRESİ 11. AYET

فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِى الدّٖينِ وَنُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ 
OKUNUŞU           : Fein tâbû ve egâmus salâte ve âtevuz zekâte feıhvânukum fid dîn, ve nufassılul âyâti ligavmiy yağlemûn.

ZAHİR MANASI    : Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.

BATIN MANASI    : Layıkıyla idrakında olmayan müminlerden de en büyük ayet olan kendisini okuyup da Fillerinin Sıfatların ve Vücudun kendisinin olmadığını aslına en büyük delilin kendisi olduğunu görür ve varlık sahibinin Rabbı olduğuna şahid olur ise dini dili rengi ve kimliği ne olursa olsun o insanoğlundan üstün yaradılan yani fiziken değil Ruhen Âdemiyet Ruhunu Ehli Tevhid Hakkel yakin bir Mürşid-i Kamilden telkin alan olduğu için artık Rabbının tıpkı dünkü gibi Resurullah Efendimize teslim olanların mazharından Rabbına teslim olduğu için artık aynı kabileden aynı soydan aynı akraba bağıyla bağlı oldukları görülecektir. Tevbe etmesi olan Ehline gidip bezmi elest demi olan diznin dibinde Mürşid-i Kamil mazharından Rabbına söz verir ise geçmiş günahlarına tövbe eder ise “Nisa Sûresi 64. Ayeti Kerime gereğince” “وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ جَاؤُكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَوَّابًا رَحٖيمًا” “Ve mâ erselnâ mir rasûlin illâ liyutâa biiznillâh, ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festağferullâhe vestağfera lehumur rasûlu levecedullâhe tevvâber rahîmâ”  “Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.” İşte bu tövbe ile Ehline gitmekle şüphesiz kâbulunu göreceklerdir ve namazı kılması olan miraç yapması yani Rabbıyla kendi vücut ülkesinin sahibi olarak görüşmesi, Zekatı vermesi kendi varlığı varken zengin idi varlığını verince zengin olan Rabbı fakir olan kendisi oldu ve Rabbı o kulunda tecellisi ile Zatı Sıfatına zekatını vermesiyle Allah’ın güzellikleri Resulûnde yani bu günkü Muhammedii mazharlarda tecellisi ile görülmüş olur, o mazharlardan da taleb edenlere bu idrak şuhud ve zevkleri aktarmanın da Sıfatından Sıfatına zekat vermesini de yapmakta ise; işte en büyük nasihat olan 3 nasihati tutmuş ve bu nasihatlerden sonrada tövbesinin kabulûnu görmüş varlığını ifna ile namaz idrakıya görüşmüş ve zekat olan fakirliğinde tecelli eden Rabbının güzelliklerini zekatından diğerlerinid e nasiplendirmek olan sıfatından zuhurunun fillerle zuhuruna mazhar olmuş ise işte bu insanlarda manen kardeş olmuş yani Rabbına mazhar sıfat kull olmuştur… Dünya üzerinde bu tahsili yapanlar kimler olur ise olsunlar yani dinleri dilleri irk ve nesilleri kimler olursa olsun layıkıyla mümin olanlarla kardeştirler… “İnnemel mué’minûne ıhvetun “ “Mü’minler ancak kardeştirler. “ işte böylece ayet olan delillerin Peygamberi olduğunuz vücut ülkenize ayrı ayrı kavminiz olan Sıfatlarınıza nasılda açıklandığı ve aydınlatıldığınızı görmüş olursunuz. Rabbım layıkıyla idrak edip şuhud ve zevk ile dini olan islamiyeti teslimiyet ile başlayıp varlığın ifnasıyla benliğini ifna edip Hakkın varlığıyla var oluşuyla O’n da O olarak daim bir Muhammedi kullukla baki olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e ihsan eylesin inşallah. Amin.







                     TEVBE SÛRESİ 12. AYET

وَاِنْ نَكَثُوا اَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فٖى دٖينِكُمْ فَقَاتِلُوا اَئِمَّةَ الْكُفْرِ اِنَّهُمْ لَا اَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ   

OKUNUŞU           : Ve in nekesû eymânehum mim bağdi ahdihim ve taanû fî dînikum fegâtilû eimmetel kufri innehum lâ eymâne lehum leallehum yentehûn. 

ZAHİR MANASI    : Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.

BATIN MANASI   : Küfrün elebaşı olmak Hakk ve Hakikati örtmek için gafletin ötesinde; bilerek ve isteyerek aksine fikir ve yaşam göstermektir. Bunlarla savaşmak vücut ülkemizde nefis yüzü olarak Hakk ve Hakikati örten bir yanımız ve Ruh yüzü olan Hakk ve Hakikati destekleyen bir yanımız vardır. Bu Nefsin bir Süfli yüzü olan nefs ve Ulvi yüzü olan Ruh yönümüzdür. Bunlardan nefs yönü ruha söz tanımaz ise Kabil’in Habil’i öldürdüğü gibi vücut doğmadan ölmüş olur; eğer bir Şit armağanla karşılaşmaz ise o vücut maalesef helak olur; En güzel biçimde yaradılan bir âdemin esfeli safiline indirilmesi ile başlayan yolculukta kişideki idrak ve kabullenişler ile daima bir tekamül söz konusudur; bu da mutmein olmuş nefsin sıfatlardan zuhuru ile yapılıyor ise mutlaka esfelden âlâya, âlâdan da âlâyûl âlâya doğrudur; birde nefsin sıfatları ile yapılır ise o zaman âlâda da olsa kafirlik devam edeceğinden örtücülük devam edeceğinden muallaka ve esfele doğru indiği görülecektir. İnsanoğlu vücut ülkesine vakıf olduğu nisbette ve niyetiyle yüzünü döndüğü yöne doğru tekamülünü tamamlar; Mutlak irade Rabbınındır; Muradı red kabul etmeyeceğinden Muradı varsa zaten savaşı kazanmıştır; muradı yok ise emirlerine itiraz edilmedikçe yine Sıfatın istekleri Zata uyduğu nisbette yine selamete çıkanlardan olacaktır; Rabbım bu vücut ülkesinde nefisle mücadele olan ölmeden evvel ölmeyi ve varlık sahibinin Rabbımız olduğunu bilerek ve görerek layıkıyla kull olmayı cümle Ümmeti Muhamemde nasib eylesin inşallah. Amin.




                    
                     TEVBE SÛRESİ 13. AYET

اَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَكَثُوا اَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِاِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ اَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَوْهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤُمِنٖينَ   

OKUNUŞU         : Elâ tugâtilûne gavmen nekesû eymânehum ve hemmû biıhrâcir rasûli ve hum bedeûkum evvele merrah, etahşevnehum, fallâhu ehaggu en tahşevhu in kuntum mué’minîn. 

ZAHİR MANASI : Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.

BATIN MANASI : Bu vücut ülkesinin Peygamberleri kişideki Hakk ve Hakikat üzere olan Tevhid tahsili ile Varlığının kendisinin olmayışının üzerine İlimden Şuhuda, Şuhuddan Zevke geçmiş bir vücudun her varlıkta Cemalullahı seyreder hali olan kemalidir. Bu yurttan bu idrak şuhud ve zevkleri çıkarmak isteyen ise nefsin geçmişteki terk edemediği süfli halleridir. Tecavüz batın manda sıfatın layık olduğunun dışında bir tecelliye mazhariyet istemesidir. Kendi layık olmadığına sahib olma isteğidir. İstekli bir ilişki ise Zatın sıfatta layıkıyla tecelli edişidir. Burada tecavüz değil tevazü ile sıfat boyun bükmüş tecelliden razı ve isnad ve kabiliyetince memnun bir teceliye mazhar oluşudur. Gerçek müminler zira Allah adı anılınca kalpleri ürperip de ayetleri olan Efal Sıfat ve Zat ayetleri okununca yani idrak edilince imanları artanlar ise işte layıkıyla Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapanlar tecelli Zata mazhar olurlar ve Sıfattaki kab ve kabiliyet nisbetinde onlardaki Rablerinin yücelik ve güzellikleri açığa çıkar; ve böylece gerçek müminler layıkıyla tecelliye mazhar layıkıyla Sıfat dolayısıyla layıkıyla kull olmuş olurlar ve tecelliye karşı gelmeyişleriyle de savaşı kazanmış olurlar; Sıfat asla Zatla savaşmaz Rabbı tecelli eder Sıfat ise tecelliye mazhar olur eğer savaşacak ise nefsiyle yani kendisindeki kab ve kabiliyet ile savaşır mazharını daha layık kab yapar işte nefsi ile mücadeleden galip çıkanlarda mutmein olmuş nefsin sıfatlarıdırlar; Rabbım layıkıyla tecellisine mazhar olmayı cümle Ümmeti Muahmmed’e nasib eylesin inşallah. Amin.





                     TEVBE SÛRESİ 14. AYET

قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ بٖاَيْدٖيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنٖينَ   

OKUNUŞU         : Gâtilûhum yuazzibhumullâhu bieydîkum ve yuhzihim ve yensurkum aleyhim ve yeşfi sudûra gavmim mué’minîn. 

ZAHİR MANASI  : (14-15) Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI : Allah Allah’lığı ile bir sineğin kanadını dahi kıpırdatmaz denmesi Allah’lığında sıfatlarına tecelli etmediği için esma alıp fillerle açığa çıkmaz; Mutlak Zatına Allah esması verilir, Mukayyet olduğu sıfatlarında ise şekli değişir esması değişir. Bu yüzdendir ki Allah sizin ellerinizle azap etsin derken Kişi eğer tevhid tahsili üzere Fillerin Failini, Sıfatların Mefsufunu, Vücudun Mevcdunu tanır ise o zaman Allah İnsan mazharından kulluğuna inerek yani elbise ve rütbesini değiştirerek mazharından icraatını yaptığı görülür; Sen atmadın ben attım buyurduğu da budur; yani kulundan yapandır Rabbım “kulum bana nevafille yaklaştığı zaman gözünden gören olurum” demesi; gözünden gören kulağından duyan dilinden konuşan elinden tutan ayağından yürüyenim demesi Ruh birliğidir. Bu yüzden varlığını ifna eden vücut ülkesinden, Süfliyete galip gelen ulviyet nefse göre ruh yüzüdür ve galip gelendir Allah “lâ gâlibe illallah” diyen “İllel gâlibe İllellah” demiştir. Galib olan illa Allah’tır. Ve dikkat edilecek bir hususta Allah kulunun eliyle azap ederken nasıl olurda gönüllerindeki öfkeyi alır mümin topluluğuna ferahlık verir. Bir kişi azap etsinde öfke yada celal yüzüyle yapmasın bu nasıl olur; işte bu irfaniyet ve kemalatta dikkat edilecek huşulardandır. Yani Tecelliyi tevhid tahsili üzere farkıyla kullananlar farkı uygular iken bir gaye ile uygularlar karşısındaki insana faydalı olmak için fark uygular, kötü denilen birsini başkasına zarar vermesin diye polise ve savcıya gitmek iyi niyetle fark uygulamaktır, yani komşunuz yada arkadaşınıza mesafe koyarken niyet yaptığının yanlış olduğunu anlasın ve bir daha yapmasın diyedir. Yani kısaca kalp sahibi olan müminler mazharından Allah celal uygular iken asla niyetinde kişinin yada karşı tarafın helak olması niyeti yoktur hatta aksine selameti niyeti vardır yani celalinde cemal gizlidir. Tıpkı Tebbet Sûresinde beddua etmediği gibi kavimlere Peygamberlerince de beddua değil kötülüklerinin terk edilmesi için edilen dua olduğu gibi; Rabbım bu yolda ehline gidip nasıl farkıyla muamele edileceğini bilip layıkıyla mutmein bir nefsin sıfatlardan tecellisi ile farkı uyguladığı mazharlardan olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.





                     TEVBE SÛRESİ 15. AYET

وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ اللّٰهُ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ حَكٖيمٌ  

OKUNUŞU           : Ve yuzhib ğayza gulûbihim, ve yetûbullâhu alâ mey yeşâé’, vallâhu alîmun hakîm.

ZAHİR MANASI : Ve kalplerinin gazabını gidersin. Ve Allah Teâlâ dilediğini tevbeye muvaffak kılar. Ve Allah Teâlâ alîmdir, hakîmdir.

BATIN MANASI : Kalplerdeki gazap nedir ki! Rabbım bunu verilen savaş sonrası gidermiş olsun; zikrullahın ve tevhid telkinlerinin yerleşmediği kalpler, gönüller ve fikirlerin yerleşmediği idraklar azabını ve şidddet derecesinin arttırılmış haliyle de gazabını yaşarlar yani kalplerde Ruhun tecellisinin görülme derecesi %99 da olabilir %1 de olabilir Ruhun tecellileri azaldıkça nefsin tecellileri artacağından %50 Ruh %50 Nefis iken azap da vardır selamette ama Ruh tecellileri %1’e indiğinde ise nefs tecellileri %99 olur ki! bu sadece bu kez vehim hayal vesvese olmaktan çıkıp, öfke gadap gazap ve bertaraf edilemeyen sıkıntılar halini almaya başlar işte ruhaniyet yönümüz olan iç alemindeki bu haller yüzünüzü döndüğünüz yöne göre devamlılıkla alışkanlık halini alır. Ehline gidip âdemiyet ruhunu zikrullahı ve tevhid telkinlerini almakla gazaptan selamete doğru da gidebilir, selamette iken yüzünü nefse dönmekle değişen “%” yüzde oranına göre de felakete ve gazaba gidebilir. Rabbım muradı ilahisine göre zaten murad ettiklerinde asla Muradı red kabul etmeyeceğinden akıbet selamete gider, fakat Muradı değil de Emrine göre istikamet bulanlarda ise kişideki isnad ve kabiliyete gayret ve aşkı ilahi derecesine göre şekil alacaktır. Ve bu kabullenişler doğrultusunda vücut ülkesinden fillerle bu hal zahir olacaktır. Rabbım İlahi Ruhunun kemal bulduğu vücut ülkelerinde nasıl Zatından Sıfatına oradan da esma alarak Filleriyle zuhura geliyor ise cümle Ümmeti Muhammedin vücut ülkesinde de cibilliyeti güzel filleriyle zuhurunu seyreylemeyi o talibkâr mazharlara da nasib eylesin inşallah. Amin.






                     TEVBE SÛRESİ 16. AYET

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذٖينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلَا رَسُولِهٖ وَلَا الْمُؤْمِنٖينَ وَلٖيجَةً وَاللّٰهُ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ  

OKUNUŞU     : Em hasibtum en tutrakû ve lemmâ yağlemillâhullezîne câhedû minkum ve lem yettehızû min dûnillâhi ve lâ rasûlihî ve lel mué’minîne velîceh, vallâhu habîrum bimâ tağmelûn. 

ZAHİR MANASI : Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

BATIN MANASI : Allah Hakıyla haberdar oluşunu anlamak için Hakk’ı iyi bilmek gerekmektedir. Hakk tecelli eylediği mertebedeki adına denir, yani bir amirin görev yerine göre makamının esmasıdır. Yoksa bir kişi asker ise hangi rütbe ve makama gelirse gelsin o kişi aynı kişidir. O zaman Allah yine Allah’tır fakat tecelli eylediği mertebede adı değişir. Öyleyse Hakk mertebesinde Rabbım ne yapar ki Hakk denilir O mertebede O’na; işte O mertebede herşeyin Hakkını verendir. Herşeyin Hakkını veren olduğundan Zaten Herşey denilen bütün mevcudattan haberdar ve mevcudatın nasıl bir zuhurat göstereceğini de mevcuda göre yaptığından zaten Halk eden yani Zatından Sıfatlarına tecelli eden, Sıfatlardaki kab ve kabiliyetlerce Esma alan Hakkını alan ve Fillerle zuhura gelen yani Hakkıyla aldığı hakka göre zahir olandır. Bir çekirdeğe çekirdekte iken elma çekirdeği deniyorsa ve bu elmanın da Amasya elması olduğu söyleniyor ise Hakkını aldı demektir. Çünkü toprağa atıldığında filiz gövde dal ve yapraklardan sonra teşekkül eden meyve çekirdekte iken verilen Hakkıyla Halk olmuştur. O zaman Allah Zaten Hakk mertebesinde hakkını veren ise veren ne verdiğini bilir ve Hakkkıyla bilir çünkü Allah’lığında Sıfatlara bürünmediğinden ilim sıfatının olmadığı yerde bilme görünmeyecektir. Allah’lığıyla bile değil Rububiyetine tecelli ettiğinde esma almamış hali olan Hakk’lığıyla bilen olmuş olur. Bu bilmesi de Rububiyetinde görülür. Allah ve Resülünden başkası ise neden sırdaş değildir. Zat’ın sırrı Sıfat; Sıfatın Sırrı da Efaldir. Zat sırrını Sıfata tecellisi ile şerh eder Sıfatta Fille açığa çıkardığının Zatı olduğunu bilir; Sır O ‘dur Zattır. Sırrın Sırrı da Resülüdür. Bu gün eğer Zatı Zatın ise senin  Resüllüğünü yapan kimdir. Bu günkü Rahman kemalat Sıfatlarında elçiliğini yapmaya devam etmektedir. Muhammedin ölmeyen Ruhaniyeti böylece capcanlı olan Rahman kemalat mazharlarında zuhur etmektedir. Âdemliğini bulan kimler ise Allah ve aşık olduğu kendisindeki kemalatı olan Muhammedi Âdem’de bulmak mümkündür. Rabbım bu ayrımı yapmadan  Kim ki! Allah  ve Resülünü sırdaş eden müminlerdendir kimlerde etmeyenlerdendir derken… bu ayrımı iyice netleştirmeyeceğine işaretle bu vücut ülkesinde nefisle ruhun ayrımı iyice belirmiştir; âdemin vücut ülkesinde bu hal aynen böyledir; ve zamanla da nasıl asrı saadette siyahla beyaz net ve belirgin ise her asır sıkıntılıda olsa saadete gebedir; yine siyahla beyaz belirginleşecek ve Allah yine bu ayrımı nasıl yaptığını âdemin vücut ülkesinde yaptığı gibi alemde de sergileyecektir. Rabbım bu yücelik ve güzelliklerini yaşadığı ve zevkle kendisinin kudretini sergilediği vücut ülkelerinden olmayı cümle İhvan-ı Güzine ihsan eylesin inşallah. Amin.





                     TEVBE SÛRESİ 17. AYET

مَا كَانَ لِلْمُشْرِكٖينَ اَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللّٰهِ شَاهِدٖينَ عَلٰى اَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ اُولٰئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ وَفِى النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ  

OKUNUŞU           : Mâ kâne lilmuşrikîne ey yağmurû mesâcidallâhi şâhidîne alâ enfusihim bil kufr, ulâike habitat ağmâluhum, ve fin nâri hum hâlidûn.

ZAHİR MANASI     : Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır.

BATIN MANASI     : Allah’a ortak nasıl koşulur. Allah bir ise ortağı nasıl olur. İnsanoğlunun kendi hayal ve zannında bir Allah kabullenişleri var ya! bunların hepsi Allah’a ortak koşmaktır. Bütün güç ve kuvvetin sahibi olarak işleri güçleri mevcuttan yapan varlığın sahibi değil de boşlukta gökte her yerde diyerek kendince hayal ve zanları ile ürettikleri ilahlardır. Gerçek olan Mutlak zatında iken mevcut fakat ilk şekli ve hali görünmeyen fakat sıfatlarına tecellisiyle esmalar alıp filleriyle zuhura gelen bilinen ve görünen hadid Sûresi 3. Ayet üzere “O, ilk ve sondur. Zâhir ve Bâtın’dır.  O, her şeyi hakkıyla bilendir. ”Zahir olan Rabbına iman yerine kendilerinin hayal ve zanlarıyla yarattıkları bir ilaha iman edip durmaktadırlar. Aslında bu hallerine de insanoğlu az bir düşünce ile tefekkür etse kendi yarattığı bir ilaha iman ettiğini de görecektir. Ki! zira görenler hayalden kurtulup bizzat mevcuttan fillerle zuhuruna şahid oldukları Rablerine iman ederler.  Böylece de Allah’ın canlı mescidleri ibadethaneleri olan canlı vücut ülkelerini imar edip dururlar, yani en büyük inşaat kişideki hayal ve zandan kurtulup tevhid temellerinin üzerine ilim şuhud ve zevk katlarını atarak en güzel bir Muhammed apartmanı yapmalarıdır. Yoksa zahiren dünyadaki bütün inşaatlarda birer tuğlanız olsa bütün ibadet ve tatlarınız inşaatınız olsa bunları hayaldeki bir Allah için yapıyorsanız ya suya yazı yazmış yada buluta temel kazmış olursunuz yani bunlar boşa gitmiş olur. Rabbım bilerek ve görerek iman etmeyi ibadet ve tatlarımızın idrak şuhud ve zevkinde olarak bildiği Rabbına ibadet etmeyi ve hatta nefsiyle nefsine olan ibadetten nefsiyle Rabbına olana oradan da geçerek Rabbıyla Rabbına ibadet eden kullarından olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e ihsan eylesin inşallah. Amin.





                     TEVBE SÛRESİ 18. AYET

اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰى اُولٰئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدٖينَ   

OKUNUŞU            : İnnemâ yağmuru mesâcidallâhi men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve egâmes salâte ve âtez zekâte ve lem yahşe illallâhe feasâ ulâike ey yekûnû minel muhtedîn.

ZAHİR MANASI  : Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.

BATIN MANASI : Allah’ın mescitleri canlı mescid olan vücut ülkeleridir. Bu mescitlere gelenler Allah’ı layıkıyla bilir ve öğrenirler, bu mescidlerin imarı ise mutlaka, Ahiret günü olan varlığının sonu olan, senin olmadığını öğrenme günün ile başlayıp, namaz olan miraç ve görüşmeyi aynı vücut içerisinde yaptığın, zekat olan Hakkın zenginliğinden fakir olan Hakk ve Hakikatten bir haber olanları nasiblendirmenle devam eden, Hakikatteki manası Allah’ın olan Varlığı, yücelik ve güzellikleri  artık ben deyip de tekrar kendine nisbet etmekten korkarak her nefes nefsini yakın takibde tutarak imar edilmeye çalışılan bu vücut ülkesidir. Rabbım asıl ziyaret edipte İnsan-ı Asliyesini ve bu aleme geliş gayesinin bulunacağı canlı mescidleri olan İnsanoğlundan âdemiyetini kazananların inşaalarını yapanlar olduğuna işaret ile günümüzde Hakkel yakin Ehli Tevhid Mürşid-i Kamilleri işaret ederek Canlı mescidlerdir bunlar ve bu mazharlarından da mescid ve mescidleri imarına da devam eden Rabbımdır. Rabbım cümle İhvan-ı Güzine İmar olan ve imar eden mazharlarından olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.





 
                     TEVBE SÛRESİ 19. AYET

اَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَجَاهَدَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ لَا يَسْتَوُنَ عِنْدَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَ  

OKUNUŞU           : Ecealtum sigâyetel hâcci ve ımâratel mescidil harâmi kemen âmene billâhi vel yevmil âhıri ve câhede fî sebîlillâh, lâ yestevûne ındallâh, vallâhu lâ yehdil gavmez zâlimîn. 

ZAHİR MANASI: Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını, Allah’a ve âhiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah, zâlim topluluğu doğru yola erdirmez.

BATIN MANASI : Ey iman edenler iman ediniz buyurulur iken Kuran-ı Kerimde insanlar neden iman edenlerin bir daha iman edeceğini merak bile etmezler; yani bu gün bu soruyu Müslümanlara sorsanız 2 milyar Müslümanın inanın 1 milyar 900 bin tanesi haberim bile yok der; çünkü insanlar arapça Kuran-ı Kerimi okumakta fakat ne dediğini merak etmemektedir, hatta ayetlerin zahir manalarını bilenler dahi Allah’ın muradı ilahisi nedir diye o ayeti kerimeden batın bir mana yada vücut ülkesine getirilip günümüze ışık tutan yönünden bir haberdirler; bu ayeti kerimede de yapılanların hepsi amel iken eşit olmadıklarından bahseder iken vakıf olunarak yapılan ile vakıf olunmadan yapılan arasında taklidi ve tahkikine işaret vardır; yani evvela varlığımızın bizim olmadığını Tevhid tahsili ile bilmeden hayal ve zanlardan kurtulmadan bilerek tenzihen değil; bilerek ve görerek teşbihen bir iman sahibi olmadan Kuran-ı Kerim sizlere hitab etmeyecektir. Kuran-ı Kerim yalnız ve yalnız Muhammed’e hitab eder eğer bizlerde Muhammedii olur isek yani Resurullah Efendimiz gibi Sultanı olduğu İlm-i Ledün tahsilini Tevhid tahsilini yapar isek o zaman bütün ayetlerde bizlere hitab edecektir. İşte teşbihen bir iman ile hacılara su dağıtmayı günümüze ve vücut ülkesine getirir isek Mescid-i Haramın bakım ve onarımını bilir isek o zaman bu ibadeti hem zahir hem batın bir fiil layıkıyla yapmış oluruz, hacı kimdir ki ona su verelim; hac ziyarettir, hacı ise bu ziyareti yapandır, en güzel ziyaret ise nüzülen Zatın Sıfatta tecellisidir. Urucen ise Sıfatın Zatı ziyaretidir; yani Kulun Rabbını ziyaretidir. Eğer Allah mümin kulunun kalbinde ise O’nu ziyeret nasıldır. Allah vahdeti vücuttur, yani vahdet aleminde mazharı olan Rahman kemalat mazharından şuhud ve tecellileriyle karşılıklı görüşülendir. Yani Resurullah efendimiz ile zahirinde bedenen bulunduğu dönemde görüşmek ve bulunduğu ortamda olmayıp ayrıldıktan sonrada gönülde bizzat onunla görüşmek o mazharın varlığı kendisine ait olmadığı için Rabbıyla mazharından sıfatından kulu mazharından görüşmektir. Arifen her varlıkta tecellisini seyir de görüşmektir. Günümüzde ise her kim ki O Rahman kemalat mazharına haiz ise Muhammedi bir Tevhid kemalatına sahib ise o mazharlar ile görüşüp sorularımıza cevap almak Rabbımızla bir mazhardan görüşüp hasbihal eylemektir. Özellikle dikkat edelim ki kişilerle değil o mazhardan görüşmek yani asla asla ve asla kişiler Rab değillerdir. O mazharların sahibi Rabbıdır. Çünkü Rab irşad ve terbiye edendir. Çünkü berberliği merak eden berbere marangozluğu merak eden marangoza sorular sorup cevaplar alarak meslek sahibi olurlar; Rabbını da sorman için bilene gitmek farzdır ve sorarak mesleki resülde meslek sahibi olunması da esastır… Allah uluhiyet makamından Rububiyet makamına tecelli etmemiş olsa idi kulluğunda kullandığı Resurulu Ekrem Efendimiz mazharından bizlere mesajlarını bildiremez Hakk ve hakikati ve ayetleri olan kaidelerini bildiremez idi; günümüzde de Rabbım bildirmeye devam etmektedir. Yeter ki en güzel haccın bir gönüle girmek olduğunu bilelim, hacılara su veren ise su batında ilimdir süt ilmi ledündür, hacılara su verebilen ise tüm gönül ehillerine gönüller sultanı nazarı ile ihlas ve samimiyetle selametlerini ve daha yüce tecellilere mazhariyetlerini istemektir. Mescid–i Haramın onarılması da bu vücut ülkesi en güzel mesciddir. Taşdan mabedde değil kulunun kalbinde olanı gönülde aramak canlı mescidleri ziyaretle olur, kabe kabe olalı Allah oraya girmemiş fakat kabeyi ziyerete gidenlerin ve gidemeyip Allah diyenlerinde kalbinden çıkmamıştır, o zaman bu mecidin bakım ve onarımı Tevhid tahsil talim ve yaşamının zevkle devamlılığı ile Allah olan güzel ahlakı zuhura getirmekle insanoğluna Allah’ı hatırlatmak Muhammedi hatırlatmak Allah’ın güzelliğinin nasıl bu günde canlı Muhammedilerden zuhura geldiğini göstermekledir. Bu gün bütün Müslümanlara da düşen budur; Yaşamak ve yaşatmak. Rabbım cümle İhvan-ı Güzin kardeşlerimize Allah’ın güzel ahlakına mazhar olarak yaşamayı ve yaşatmayı nasib eylesin inşallah. Amin.





                     TEVBE SÛRESİ 20. AYET

اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِ وَاُولٰئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ  

OKUNUŞU         : Ellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi biemvâlihim ve enfusihim  ağzamu deraceten ındallâh, ve ulâike humul fâizûn. 

ZAHİR MANASI   : İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.

BATIN MANASI   : Bu Ayeti Kerimeyi de anlamak için yine zamanı dünde; olayları olduğu günde, anlamakla zahiren istifade edebiliriz fakat Hakikat ise bu Ayeti Kerimeyi bu gün okuyanların bu gün hala nurundan istifade etmesi ve bu gün bizlere ne buyurduğudur. Bunun içinde mutlaka zahir manasından öteye batın manasına işaretle Tenzihin yanında Teşbihen ve Tevhiden ve vücut ülkemizde ne manaya geldiğine bakmamız gerekmektedir. Hicret etmek nefsin ülkesinden Ruhun ülkesine yani bizlerin ikiliğimizden süfliyetimizden kendimize nisbet ettiğimiz varlığımızdan birliğe ulviyete ve Hakka vuslat etmesidir hicret; Allah yolunda malıyla canıyla cihad etmek ise zahir manadaki mal ve canın yanında en büyük mal vücudun kendisidir yani unsuriyet vücuttur can ise bu vucüdun unsuriyetten öteye ruh yönüdür. Yani hem bedenen hem ruhen bu hcreti yapmak gerekmektedir. Buda ancaksın sebebi nüzule göre bildirilen hakikatlerden ilk ayet ve ikinci ayetin layıkıyla idrakıyla olur, evvela fiziken bir yaradılış sonrada kemalen bir yaradılış gerekir. Çünkü âdemin yaradılmadan evvel nasıl ki Bakara Süresi 30. Ayetten evvel 28 ve 29. ayetlerdeki Rabbımızın bizlere hitaben “siz ölü idiniz diriltildiniz tekrar öldürülecek tekrar diriltilecek ve Rabbınıza döndürüleceksiniz” buyurduktan sonra âdemi yaratmış ve bunun bedenen ve ruhen nasıl olduğuna işaret etmiştir. Alak suresi 1. Ayetteki Rabbının adıyla okumaya başlamak da ölü bedende ruhen bir yaradılmadır fakat tekrar öldürülmesi ise kalem suresindeki ilk ayetteki yazılanların;  batın manasıyla 3 tecellinin gönül sayfalarına yazılması iledir. Çünkü Efalini Sıfatını ve Vücudunu Hakka vermeyen dirilip ölmüş sayılmaz. Yani yalnız zikri telkin alsa fakat fikretmemiş ve aynı fikrin açılımları olan Tevhid tahsilindeki Efal Sıfat ve Zat telkinlerini almamış olsa ölmeden evvel ölmüş sayılmaz layıkıyla bu idrak ve şuhudlarla yapmış olduğu Tevhid tahsiliyle ölmeden evvel ölmek ve tecelliye mazhar olmak evvelindeki hicreti yani nefisten ruha ikilikten birliğe gayriyetten ayniyete halktan Hakka vuslatı yapmış olmaktır. Rabbım layıkıyla bedenen ve ruhen mal ve canımızla hicret eden kullarından olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.





                     TEVBE SÛRESİ 21. AYET

يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فٖيهَا نَعٖيمٌ مُقٖيمٌ  

OKUNUŞU           : Yubeşşiruhum rabbuhum birahmetim minhu ve rıdvâniv ve cennâtil lehum fîhâ neîmum mugîm.

ZAHİR MANASI : Rableri onlara, kendi katından bir rahmet, bir hoşnutluk ve kendilerine içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdelemektedir.

BATIN MANASI : Cennet mutluluktur hissinizle gelen mesajın selamet oluşudur. Cennetler iki türlüdür bir amel cennetleri diğeri ise irfan cennetleri, bunlardan amel cennetinde olanlar tenzihi iman ile şeriat seviyesinde Kuran-ı Kerimin emirlerini ayetlerin ilk manaları olan zahirlerine göre yapmakladır; bu mutluluk ve iman amel cennetinde yani amel seviyesince ilim nisbetiyle bir beslenme iledir; irfaniyet ise kulağınla duyduğunu gözünle görmektir ki bu da nefsini bildikten sonra Rabbını; Rabbınını da Rabbınla bilmek olan Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da esma alarak Filleriyle zahir oluşunu görmekledir. Bu irfaniyet cennetininin de iki Rahmeti vardır, bir Rahmaniyet Rahmeti olan umuma Rahmet yönü birde Rahimiyet Rahmeti olan özele Rahmet yönü, umuma Rahmet yönü amel cennetinden sonra Rabbını daha iyi bilmek isteyenlerin şeriatlarının üzerine Tarik olarak yani yol tutarak Hakikate talib olup Tevhid ilmini, ilimle tahsil ettikten sonra her varlığın sahibi hak bilip her varlıktan isnad ve kabiliyetince zuhuratın Rabbının olduğuyla zahirde Rabbını şuhud ve müşahade etmek, bu irfan cennetinden umuma bir nasibdir, yine bu cennetten özele nasib olan Rahimiyet mutluluğu nedir, buda Rabbını gönlünde bularak henüz zuhura gelmeyen baş gözüyle şahid olmadığı fakat yine de Rabbının bildirdiklerine şuhud ve zevk ettirdiklerini vahdet yönüyle tatmak ve vakti saati gelince vahdetin kesretten zuhurunu seyirle bu Rahmete mazhar olmalarıdır. Her iki Rahmette Rabbımın Rahmetidir. Umumi Rahmet kişide velayeti vücuda getirir özel Rahmet ise nübüvveti vücuda getirmektedir. Bu yüzden hakikatten nasib alanların velayet yönüyle kemale gelseler dahi irşad edemeyeceklerinden mutlaka nübüvvete de vakıf olmaları yani iki cennetinden maksadın ne olduğunu görmeleri gerekmektedir. Rabbım bu vücut ülkesinde gerek Rahmetine gerekse Rahimiyetinin cennetlerinden maksadı ne ise tatmayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallalh. Amin.





                     TEVBE SÛRESİ 22. AYET

خَالِدٖينَ فٖيهَا اَبَدًا اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ اَجْرٌ عَظٖيمٌ  

OKUNUŞU          : Hâlidîne fîhâ ebedâ, innallâhe ındehû ecrun azîm.

ZAHİR MANASI : Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz, Allah katında büyük bir mükâfat vardır.

BATIN MANASI : Ebedi kalabilmek bu alemden sonra ahiret alemi olan melaküt, ceberrut ve lahut alemlerini bilmekledir. Avam bu alemden sonra ilimle ızdırari bir olüm ile başka bir aleme gidip ahretini yaşayacağını tahayyül etmektedir. Fakat ihtiyari bir ölüm olan “mutu kable ente mutu” ile ölmeden evvel ölenler ise bu alemde her varlığın Efali Sıfatı ve Vücudu kendisinin olmadığı için her varlık Hakk’ın varlığıdır Bakara Sûresi 115. Ayet-i  Kerime’ye göre “Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü  işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. “  yani yüzünüzü nereye dönerseniz dönün Hakın veçhinin seyri ölmeden evvel ölenlere her varlıktan tecellisiyle meleküt aleminde Hakkın seyridir. Onlara bu alemde ahreti yaşamak vardır; Cebberrut aleminde ise melekleşen varlıkta hesap kitap başlar Gözün hesabı seyrettiğinde Rabbınımı nefsinimi izlediğiyle; Kulağın işittiğinde gıybetimi Hakkımı işittiğiyle; Dilin sözünde Hakkımı nefsinimi anlattığında vesair bütün aza  ve cevahirinin ahirette cehennemini mi? yaşamakta cennette mi? diye görmektedir. Lahut alemi ise Zat alemidir artık ahirette Muhammedliğini eminliğiyle almış ise ebedi kalacağı güzel ahlak üzere bir yaşam zuhur etmekte olduğu görülecektir. Ebedi kalmayanlarda ise arasıra Cennette arasıra Cehennemde bir yaşam devam etmektedir. İşte ebedi kalabilinecek bir ahiret ve Cennet yaşantısı melekleşenlere cebberrutta hesabı veren ve selamete çıkanlara Lahutta baki bir yaşam vardır artık Hakk Muhammed elbisesiyle zuhurda Evvel Ahir Zahir ve Batın bir olmuş ve tüm alemler bir alem içinde yaşanmakta olduğu görülecektir. İşte böylece hayal ve zanda bir mükafat ve hayal ve zanda ebedi kalınacak bir yer olmadığı da görülmüş olur. Rabbım layıkıyla ayetlerini idrak edip yaşamayı cümle ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.





                     TEVBE SÛRESİ 23. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا اٰبَاءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِيَاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْاِيمَانِ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ  

OKUNUŞU          : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızû âbâekum ve ıhvânekum evliyâe inistehabbul kufra alel îmân, ve mey yetevellehum minkum feulâike humuz zâlimûn.

ZAHİR MANASI       : Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

BATIN MANASI    : Küfrün İmana tercihi bir önceki ayeti kerimedeki gibi ahretin hakikatinin örtülmesi imanın örtücülüğe tercihidir. Gerek Meleküt Cebberrut ve Lahut’un örtülüp dünyaya yani Hakk ve hakikati bilip de yaşamamakla örtülmesiyle gayriyetlere nisbiyetlere ikilik şirk ve küfre tercih edilir ise bu gerek sizde kalıplaşmış bir yaşamdan sonra yani kemale gelmiş babalığından sonrada geri dönebilirsiniz henüz kardeş demi olan ilim deminden de geri dönebilirsiniz. Çünkü kemal kardeşten baba ve dedeye doğru bir yaşın zuhurunu değil kemalin zuhurunu anlatmaktadır teşbihen, kardeş ilim, baba şuhud, dede zevk demidir. Yani pirden maksad kemalat ve irfaniyete vakıfiyettir. İşte hangi demde olur iseniz olun geri dönüşünüzde küfrü dost edindiğiniz yani örtücülüğü tercih ettiğiniz yada bunca kemlattan sonra bu kemalatı nefsinizin emrinde yada faydalı olma yerine zarar verecek bir oluşum yada menfaat uğruna kullanır iseniz işte sizin kemal deminiz dost edinilecek bir dem değildir, isterseniz Hakkel yakin bile olsanız, çünkü hakikatte nefis ölmez terbiye olur çünkü Efal Sıfat Zat ölmez ya bunlar ruhun emrinde kullanılır ya nefsin; vücudunuzda böyledir ya nefsinize hizmet eder ya Rabbınıza. Rabbım hangi kemal deminde olur isek olalım nefsimize bizleri bırakmasın ve sonumuzdan da emin eylesin gerek başlangıcımızdan gerekse sonumuzdan emin olanlardan olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e Rabbım ihsan eylesin inşallah. Amin.





                     TEVBE SÛRESİ 24. AYET

قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَاؤُكُمْ وَاَبْنَاؤُكُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشٖيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَجِهَادٍ فٖى سَبٖيلِهٖ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَاْتِىَ اللّٰهُ بِاَمْرِهٖ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقٖينَ  

OKUNUŞU          : Gul in kâne âbâukum ve ebnâukum ve ıhvânukum ve ezvâcukum ve aşîratukum ve emvâlunıgteraftumûhâ ve ticâratun tahşevne kesâdehâ ve mesâkinu terdavnehâ ehabbe ileykum minallâhi ve rasûlihî ve cihâdin fî sebîlihî feterabbesû hattâ yeé’tiyallâhu biemrih, vallâhu lâ yehdil gavmel fâsigîn.

 ZAHİR MANASI : De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.”

BATIN MANASI   : Ceht etmek nefisten Ruhadır, ikilikten birliğe, cehaletten irfaniyete, kendi varlığından Hakkın varlığınadır urucen, nuzulen ise ceht aşk ile Zatından Sıfatına Sıfatından esma alarak Fillerle açığa çıkışıdır, bir önceki ayeti kerimeye göre torun evlat kardeşler akraba baba ve dede nasıl ki kemalatın teşbihle anlatım dereceleri ise bunlar hangisi olur ise olsun bu örtücülüklerin hangisi olursa olsun bunlar mutlak cihada engeldir, varlığını layıkıyla hakkın varlığında ifna ve tecellisinin zuhuruna engel olan dereceten irfaniyet ve kemlatsızlıkların her birisidir bunlar. Kesada uğrayan ticaret ve beğenilen mekanlar ise dünya süsleri ve benliğinizle elde ettiğiniz nefsani sevgilerdir bunlarında eksikliklerinin zuhurlarını düşünmek yine cihada engeldir. Rabbım bu yolda cehtine engel olan bilinçsizlikler idraksızlıklar şuhud ve zevksizliklerden ve en önemlisi aşkı ilahisinden aşksızlıklardan nasibsiz eylemesin; ki aşk ile bilinmeyi muradıyla aşkını nasıl Zatından Sıfatları olan mevcudata oradan da sübut sıfatlarının zuhuruyla esmalar alarak fillerle aşikar olur iken; bu seyre engel olan bendelerden eylemesin, aşksız kullarından böylece kılmasın cümle İslamı Mübini inşallah. Amin.






                     TEVBE SÛRESİ 25. AYET

لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ فٖى مَوَاطِنَ كَثٖيرَةٍ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْپًا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرٖينَ 

 OKUNUŞU         : Legad nasarakumullâhu fî mevâtıne kesîrativ ve yevme huneynin iz  ağcebetkum kesratukum felem tuğni ankum şey’ev ve dâgat aleykumul ardu bimâ rahubet summe velleytum mudbirîn. 

ZAHİR MANASI: Andolsun, Allah birçok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisin geriye dönüp kaçmıştınız.

BATIN MANASI : Teklik Zatı çokluk sıfatları remzeder; Allah’ın bu alemdeki Sıfatları olan sübut sıfatlar kendinize nisbet edilince sizde çok güçlü bir benlik ve çok güçlü bir varlık verir. Bunlardan hayat sizin olur ise siz ölünce hayat da bitmeliyken ve herkes hayatsız kalmalıyken olmadığını görürsünüz, ilim sizin iken benim ilmim der iken siz ölseniz dahi ilmin bitmediğini, irade isteyen benim derken siz ölseniz dahi yada geçmişteki büyüklerimizin ölmeleri dahi isteklerin bitmediğini devam ettiğini görürsünüz, ben çalıştım gücüm ve kuvvetimle bunca ömrü idame ettim derken güç kuvvet sahibinin olmadığınızı görüyorsunuz hem yaşarken hem de Azrail kapı çaldığında dahi gücününüz yetmediğini görüyorsunuz, semi ve basar olan işitme ve görmenin benimdir derken sizinle vefatınız halinde son bulmadığını yine devam ettiğini ve bunca kelam eder iken nice hayatlar biterken kelamın bitmediğini ve kelamın kelamullah olduğunu görüyoruz, bunca sübut sıfatın sahibi değil iken bunları kendimize nisbet etmekle bunca benliğin kabarmasına ve kendimizin saydığımız bu sıfatlarla zenginliğe ve kendinizi bunca beğenmeye sebep olmakta iken sonunda kazanan değil kaybeden olan vücut; nisbiyetlerle nefse mağlup olur, işte bir kişi kendi nefsine bunca benlikle mağlup olur iken bu benliklerle ister evlerinizi ister mahallenizi isterse ülkenizi donatın isterse ülke nüfuslarınca ordularınız olsun mutlaka mağlup olunduğunu ve olacağınızı göreceksiniz. İşte bu yüzden HAYAT deyince hayatın Bilinmeyi murad edenin hayatı olduğu, İLİM deyince alim olanın Allah olduğu, İRADE deyice Allah’ın, KUDRET deyince güç kuvvet ve kudret sahibini, SEMİ ve BASAR deyince semiul basirin Allah olduğunu, KELAM deyince kelamullah oluşunu ve fillerle açığa çıkışıyla da TEKVİN halk edici ve zahir oluşunu görmekteyiz, gerek bütün ayetlerle ıspat edilen bu sıfatların gerekse gerçek hayatta hep sabit ve nice nesillere ve gelecek nice varlığa hep tecellisiyle zuhuru için sabit olduklarını sergilemektedir Rabbım. İşte bunca nisbiyetin fayda vermemesi bizlere sahibini HAKK bilip bu nisbiyetlerden de gerisin geriye kaçınılmalı bunları Hakka nisbet etmeliyiz, Rabbım nice savaşları kazanmanın gayriyetlerin ayniyete, nisbiyetlerin Hakka sıfatların da Zata teslimi ile layıkıyla bir Teslimiyet olan İSLAMİYET’i  yaşamayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.






                     TEVBE SÛRESİ 26. AYET

ثُمَّ اَنْزَلَ اللّٰهُ سَكٖينَتَهُ عَلٰى رَسُولِهٖ وَعَلَى الْمُؤْمِنٖينَ وَاَنْزَلَ جُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَعذَّبَ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَذٰلِكَ جَزَاءُ الْكَافِرٖينَ   

OKUNUŞU          : Summe enzelallâhu sekînetehû alâ rasûlihî ve alel mué’minîne ve enzele cunûdel lem teravhâ ve azzebellezîne keferû, ve zâlike cezâul kâfirîn.

ZAHİR MANASI: Sonra Allah, Resûlü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır.

BATIN MANASI: Aynı vücut ülkesinde katı olan gönül aleminden tecellilerle his duygu fikirlerinize bildirdikleri ile ahiret aleminiz şekil almakta ve sonra bu aleti ruhiyeniz ise vücut ülkenizde yaşam haline gelmekle mutmein olmuş bir nefsin sıfatlardan tecellisine mazhar ise güven ve huzur duyguları ile bildiği ve gördüğü Rabbına iman ile oturan bir itikad oturan bir amel oturan bir muamele ve güzel ahlakla kendisini gösterir iken; yine aynı vücut ülkesinde doğruları tasdik yerine inkar olan mutmein olmamış nefs yani nefsin süfli yüzündeki bir kabulleniş ile şekil alan şüphe hissi ve huzursuzluk duyguları ve bunların dönüştüğü vesvese ve her türlü nefsani fikirlerle şekil alan bir kabullenişin amiliyeti olan yaşam ise inkar edenlerin aleti ruhiyelerindeki sıkıntılarla sürdürdükleri dünya arzındaki cehennemleri olmuş ve ne ekerlerse biçeceklerinden ahiretlerine de huzursuzluk ve cehaletlerinden inkarlarından ötürü götürecekleri azabı da tatmış ve tatmaya devam edecekleri görülmüş olur. Rabbım “mutu kable ente mutu” sırrına erip ölmeden evvel ölenlerden olmayı bu sır üzere varlığın hakikatine şahid olarak bu varlığı sahibine vermiş ve Zatından Sıfatlarına tecellisi ile mutmein olmuş nefsin sıfatlardan zuhuru olan gerek sıfat mertebesinde selbiyet yönü ile gözün hakkı görmesi kulağın onu işitmesi dilin onu anlatması ile bütün aza ve cevahirinden ve cümle vücutlardan; gerek tecelli sıfatın subutiyet yönü ile hayatın onun ilmin onun iradenin onun kudretin onun semi ve basarın onun kelamın onun olduğu Zat Sıfatların zuhur yönü ile de vücudun vücudullah kıdemin en yüce kıdem bekanın bakiliğine vahdaniyet yönü ile bunca çokluğun birliğiyle muhalefetunlil havadis yönüyle mutlakıyetiyle benzemeyen fakat her türlü mukayyetliği olan hadisatın havadisinin zuhuru olan tecellisiyle mevcuttan görünen olduğuna, kıyam bi nefsihi oluşuyla nefsinin sıfatları olduğu yani birliği bozmayan tecellisiyle Zatından birliğinden mutlakıyetinden bu sıfatlara gerek Zat Sıfatlarına gerek Sübut Sıfatlarına gerek Selbi ben denilen mevcuda ve aza ve cevahire tecellisiyle oralardan esmalar alarak tekvinat olan halk edicilik olan zuhuru olan Fillerle zuhura gelişine şahid olan ve böylece Fillerle zuhurda oluşunun seyreylediği mazharları olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e ihsan eylesin inşallah. Amin.






                     TEVBE SÛRESİ 27. AYET

ثُمَّ يَتُوبُ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ  

OKUNUŞU        : Summe yetûbullâhu min bağdi zâlike alâ mey yeşâé’, vallâhu ğafûrur rahîm.

ZAHİR MANASI: Sonra Allah, bunun ardından yine dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

BATIN MANASI : Allah’ın muradı red kabul etmez fakat takdiri red kabul eder; Allah’ın takdiri nedir ki? red kabul etsin muradı nedir ki? red kabul etmesin der ise insanoğlu; o zaman nasıl dilediğinin tövbesini kabul ettiğinin hikmeti yani murad ettiklerindeki hikmet açığa çıkmış olur; zira Allah toplumda farziyet ve şeriat üzere kaidelerini bildirmiş ve bunlar ayetlerimdir bunların yarısı Emr-i Bil Maruf yani yap dediğim emirler yani takdir ettiğim yapılmasını istediklerimdir buyurmuş ise; yarısı da Nehy-i Anil Münker yani yapma dediğim emirler yani takdir eylediğim kaidelerdir; bunlardan takdir eylememden murad her isnanoğlu için eğeri ve doğruyu dini dili ırkı toplum devlet ve milleti ne olur ise olsun hepsi için bunlar takdir eylediklerimdir adaletle bildirdiklerimdir. Bunlara uyanlar her türlü selamete uymayanlar ise çok çeşitli sefalete doğru yol tutar buyurmuşlardır. Peki eğer Allah takdir eylediklerinin kararını tamamen insanoğluna bıraksa idi ve hepsi de emirlerini reddetse idi yani takdiri red kabul ederde herkesçe red olsa idi, bir daha Allah’ı bildirecek O’nun güzel ahlakını zuhura getirecek hiçbir kulu mazharı sıfatı olmaz idi; o zaman da red kabul edebilecek olan yani eksik olan insanoğluna nefse meyyal yaradılan insanoğluna hepsinin de reddebileceği bir meyli olan insanoğluna muradını kendine has tutarak emirin üzerinde emir olan kati emir olan MURADI’nı da devreye sokmuştur; işte örneğin namaz kılmak emir iken insanlar reddebiliyor fakat Allah bir kuluna namazı kılmayı hatta imam olmayı murad etmiş ise bu asla red kabul etmiyor çünkü bir tane dahi imam kalmayacak olsa islam denen bir din insanlık denen bir medeniyet O Allah Hak Rab Mevla denen Kendisini anlattığı yücelikleri asla alatılamaz şuhud edilemez ve O’nda O olarak yaşanamaz idi. İşte eğer muradı Peygamberlik olmasa idi Peygamber Efendimizden bu görevi icra edemez, Sahabeyi Güzinden görevi yine kendisini bildirmekliği muradını vücuda getiremez Evliyaullahtan da murad ettikleri olmasa idi bunu hem bildirip hem şuhud edip hem kendisini seyredemez idi; bu günde Mürşid-i Kamiller mazharından hem kendisini kulu sıfatı ve mazharı olarak o mazhardan bildirmekte hem seyreylemektedir. İşte şeriata göre günah sayılanlardan sonra bir tevbenin kabulü değil burada anlatılmak istenen en büyük günah olan Benliğin  yok edilmesi için Varlık tövbesi olan Hakikate göre tövbe olan ve takdir eyledikleri arasında mı Muradı olanlar arasında mı olmak tövbesi olan Tevhid Tövbesi olan hakikat budur. İlm-i ezeliyede bu gün olan ayan-ı sabitede levh-i mahfuz denen muhafaza edilen gelecekteki nizamında ve bir tabak helvaya levhi fahfuzda dahi olmayanın eklendiği bu silsiledeki tövbeye mazhar olabilmeyi Mürşid-i Kamilin dizi dibinde Hicr Suresi 28. Ayeti Kerime gereği; “Ruhumdan bir ruh üfürdüm” hitabına mazhar olabilmeyi Hakkın en yüce İrfaniyet tövbesinden nasibini alabilmeyi Rabbım cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.





                     TEVBE SÛRESİ 28. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هٰذَا وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنٖيكُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ اِنْ شَاءَ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ حَكٖيمٌ  

OKUNUŞU          : Yâ eyyuhellezîne âmenû innemel muşrikûne necesun felâ yagrabul mescidel harâme bağde âmihim hâzâ, ve in hıftum ayleten fesevfe yuğnîkumullâhu min fadlihî in şâé’, innallâhe alîmun hakîm. 

ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Allah’a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI : Tenzihi imandan sonra Teşbiheen ve hakikatine vakıfiyeten sonra Teevhiden bir iman ile edilmiş ise artık mülkünde O’ndan başkası olmayan Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da esma alarak Filleriyle açığa çıkanın O olduğuna her tecellisinin seyrinde mevcuttan Cemalullahın seyerine vakıf olunmuştur. Artık bu idrak şuhud ve zevklerden zonra yani Rabbına layık bir kulluktan sonra tekrar ben diyecek ikiliğe çıkacak bu güzellikleri kendisininmiş gibi anlatacak yada hissen hala pay çıkaracak; yani ortak koşacak olan yoktur; amma velevki olur ise onlar bir pisliktir yani varlığını temize çıkarmış olanlara göre ikiliğe nefse ve gayriyete Allah’tan uzaklaştıran her türlü benlik ve şehvet sevdalarına düşenler artık birlikte olanlara göre ayniyettekinlere göre temiz ve pak olanlara göre artık kirlenmiş pislenmiş yani pislik olmuş olurlar; artık onlar kendilerine haram olan mescide yani benim değil dedikleri vücut ülkelerine tekrar sahibinindir deyip yaklaşmasınlar yani kendilerini kandırmaya artık kalkmasınlar buyrulmaktadır. Varlığını hakka verenler artık kendilerinde bir yoksulluk yani varlıksızlığın verdiği bir hüzün kaplarsa eğer biliniz ki diyor sizlerden yani kulum dediğim sıfatların dediğim vücut ülkelerinizden zenginliğim olan her türlü güzel ahlak ve Rahman kemalatımla zuhur eder; siz fakir iken ben zengin olmuş zenginliğimi de siz dediğim kullarımdan manevi zenginliğimle zuhura gelmiş olurum ve hem mana hem madde de varlık sahibnin yüceliğiyle zuhuratım zenginliğim sergilenmiş ve mazharlarımdan da seyretmiş olurum. Her şeyin Hakkını veren olarak da Hakkıyla Hakk eden mazharlardan da böylece Cemalimi sergilemiş olurum buyrulmaktadır. Rabbım cümle İhvan-ı Güzine Hakkıyla tecelli eylediği mazharlardan olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.






                     TEVBE SÛRESİ 29. AYET

قَاتِلُوا الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَدٖينُونَ دٖينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ حَتّٰى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ  OKUNUŞU         : Gâtilullezîne lâ yué’minûne billâhi ve lâ bil yevmil âhıri ve lâ yuharrimûne mâ harramallâhu ve rasûluhû ve lâ yedînûne dînel haggı minellezîne ûtul kitâbe hattâ yuğtul cizyete ay yediv vehum sâğırûn.ZAHİR MANASI : Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.BATIN MANASI  : Kendilerine kitab verilsinde hiç Allah’a iman etmesin ahret gününe iman etmesin olur mu? Çünkü kitab verilmiş ise mutlaka nebidir bir peygamberdir o kişi; işte tevhid tahsili yapmayan kendi varlığını hakkın varlığında ifna etmeyen varlığının Hakkın olduğunu bilip okunması gereken canlı kitabın vücut ülkesi olduğunu öğrenmeyenlere ne zahir kitab olan semavi kitablar nede batın kitab olan yani kitabın aslı olan vücut ülkesi okutulmuş olmaz; eğer anda kurulan yani anında vücut ülkesinde tecelli edenleri okumaya başlamış ise Rabının Zatından Sıfatlarına tecellisi ile esma alıp Filleriyle zuhrnuna şahiddir. İşte bu halde olanlar kendisine kitab verilenlerdir. Fakat diyor bu halde dahi olsa yani ilim ve şuhudla bu zevklere dahi erse amelinde Allah ve Resülünün haram kıldığına haram, helal kıldığına helal demeyen yani vücut ülkesinde tecelli eden Rabbının Muhammed mazharından gerek gönlündeki Rabbul has ve Rabbul alemin mazharından yani gönül müftüsünce yap dediğini işitip görüp emrine tabi olmayan yani hak dini islam kabul etmeyen yani buyrulana teslim olmayan; yine bildiğini yapan kişilerde vardır bunlar ile Tevhid içerisinde tevazu ile şuhud ve zevklerin ortaya konulması ile rahmani mücadeleler ile savaşmak vardır, bu bir yere göre aşkla yarışmaktır. Çünkü bir kişinin zahirde bile eksiklerini yüzüne vuracağınıza ona kelamla değil hal ile örnek olmak onu soğutmak yerine ısındırmaktır. Rabım bu yakinlikte dahi mücadele eden Mürşid-i Kamillerimize layıkıyla Rahman Kemalat mazharı olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.





                      TEVBE SÛRESİ 30. AYET


وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللّٰهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسٖيحُ ابْنُ اللّٰهِ ذٰلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِؤُنَ قَوْلَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ   

OKUNUŞU        : Ve gâletil yehûdu uzeyrunibnullâhi ve gâletin nasâral mesîhubnullâh, zâlike gavluhum biefvâhihim, yudâhiûne gavlellezîne keferû min gabl, gâtelehumullâhu ennâ yué’fekûn.

ZAHİR MANASI: Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!

BATIN MANASI: Oğul tecelli olarak kalbin zuhurudur. Allah’ın oğlu olması Allah’ın zahir olmasıdır. Bu meratibi ilahiyede fillerle zuhurudur. Yani Tecelli Zat yönü ile histiyanların kabul eylediği isanın ruhullah oluşu yani tenzihin mevcudiyeti ve kabulu kalbin oğlu olan Allah’n zuhuru değildir. Ve tenzih Allah’n zuhuru yani tecllisidir, fakat kalbin zahiren zuhuru değil batın tecelliye mazhariyeti olan tenzih yönüdür. Yahudilede ise üzeyr Allah’n oğludur derler Yahudiler de teşbihe iman ettiklerinden teşbih olan mevcudat ve varlık Allah’ın zuhurudur derler, halbuki her ikisi de Allah’ın zahir oluşu değildir evet tecellisidir zuhurundan bir cüzdür fakat zahir oluşu değildir. Hakikatte ise zahir oluşu tenzihi teşbih edip tevhid olan zuhurudur, buda Zatından Sıfatlarına oradan da esmalar alarak Fillerle zahir oluşudur. İşte bunun haricinde bir zuhurat ve veledi kalbin oğlu oluş yada benzetmeyle anlatılmak istenen Allah’ın oğlu oluşun kabulü mümkün değildir. İşte bunun kabulü ise bütün peygamberlerin kendilerinden sonra gelecek olan Muhammed S.A.V. için söz vermeleridir ki her birisi onu tasdikler ve yegane zuhura mazhardır. Yani tenzihin teşbihle tevhid edilmesi olan Zatından Sıfatlara Sıfatlardan da Fille açığa çıkışıdır, bir başka deyişle Efalin esmaya esmanın Sıfata Sıfatın Zata teslimiyeti olan islamiyettir. Rabbım cümle ümmeti Muhammed’e İslamiyet olan teslimiyetine uygun kullar olmayı nasib eylesin inşallah. Amin.

                      TEVBE SÛRESİ 31. AYET

وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِٶُنٖى بِاَسْمَاءِ هٰؤُلَاءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ  

OKUNUŞU         : Ve alleme âdemel esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fegâle embiûnî biesmâi hâulâi in kuntum sâdigîn. 

ZAHİR MANASI : Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi.

BATIN MANASI : Bakara Sûresi 30. Ayeti kerime’de âdemin yaradılmasını bildirir iken Rabbım 28. Ayeti kerime’de de melekler arasından seçildiğini bildirir. 28. Ayeti kerime’de ise “siz ölü idiniz diriltildiniz, tekrar öldürülecek tekrar diriltilecek ve Rabbınıza döndürüleceksiniz” buyurulmasıyla nasıl Rabbınza döndürülenlerin melekleştiklerini bildirmektedir. Fakat melekleşmek âdemiyete en layık mazhariyet değildir. Siz ölü idiniz buyurulur iken mutlaka muhatab olunan bir diriye hitab vardır. Çünkü siz dendiği zaman sözün bir muhatabı gerekmektedir. Toplumda bu gün bütün insanlara hitab edilecek olur ise evvela onların ölü değil diri olduklarını görürüz. Yani diri varlıktırlar, fakat neden diri varlıklara siz ölü idiniz denmektedir? Bedenen diri fakat ruhen ölü zikirden fikirden ölü olanlardır âdemiyetini bulmayanlar işte bu gün bütün insanoğluna hitaben siz ölü idiniz diriltildiniz, yani yer içer gezer iken bedenen diri fakat ruhen ölü iken dün Resurullah Efendimize gitmekle Tevhid tahsili için Zikir ruhuyla tanışanların bu günde Mürşid-i Kamillere gelerek Tevhid ilminin tahsilindeki Zikir olan fikirli zikirle tanışırlar, sonra yine bunlara hitaben saliklere hitaben tekrar öldürülecek hitabıyla zikirin fikri olan 3 defa Allah Allah Allah demenin yani sizden zikreden Rabbınızın 3 nasihatı olan Fillerin Senin değil, Sıfatlar senin değil, Vücudun senin değil fikri ile ihtiyari bir ölüm olan ölümü idrak olan varlığımızın bizim olmadığını idrak ile tekrar öldürülürüz, tekrar diriltilecek ve Rabbınıza döndürüleceksiniz hitabına mazhar olmak ise bu vücudun bizim olmadığını öğrenince; Vücut Vücudullah olur Tavhid ilmine göre tecelli Zata mazhar olunur sonra Sıfatlar Sıfatullah olur ve Filler Fiilullah olur 3 fena yı 3 beka ile yaşayan mazharlar “ölmeden evvel ölür” ve hakkın varlığıyla dirilerek Rabbına döner yani hayal ve zanda bir Rabb arar iken varlığının sahibini Rabbı olduğunu anlar işte bunlar melekleşmişlerdir. Fakat henüz âdemiyet ruhunu âdemiyet nurunu tamamlamışlardır, işte bunlar arasından Mürşid-i Kamil mazharından Rabbının izni ile hangi mazharından kendisini bildirmeye devam edecek ise Rabbı o mazhara âdemiyet olan şapkalı âdem olan âdemliğini buldurmasıyla yani Evvel ahir zahir ve batını Ahadiyet yönüyle kendisindeki Muhammed de cem ederek Muhammedi kendi vücut ülkesinde vücuda getirir, yani varlığını ilimle ifn ile değil tecellilerini kendisinde görmekle Muhammedi olur; bu mazharlarda kendilerinin gücü kuvveti olmadığı varlığının hakkın olduğu Allah Zatından Sıfatlarına yani Ahadiyetinden Uluhiyetine oradan da Rububiyetine inerek Rububiyetinin Rablık yüzünde hangi mazhardan Rablığı olan irşad ve terbiye eden olarak zuhura gelecek ise işte Fena tahsili yapan melekleşenler değil de Bekabillah olanlardan seçmesiyle Bilen olan Rabbı bunu böyle bilmekte ve bildirmektedir. İşte Allemül Esmada âdemde dürülü olan cümle esmada Rabbının yani bildirenin bildiğidir. Varlığını layıkıyla ifna etmeyen ilimle tahsil edene melekler bunu bilemezler şuhud zevk ve bir fiil amiliyet olan daim yaşam ile benzer olan Muhammedii olanlar âdemliğini bulanlardır, işte meleklerin bilmediğini Rabbları bilir. İşte böylece âdemin okuyacağını yani âdemiyetini buldurduğu mazhardan bildireceklerini melekliğinin mertebesinden bildiremez. Alim olan Allah böylece bilen olduğunu Rububiyetinin Rablık yüzünden bildirerek Rububiyetinin de kulluk yüzünden bildirileni bilen olarak bu devranda cemalini seyreylemeye devam etmektedir. Rabbım cümle Ümmeti Muhammed’e ve Muhammedi olan mazharlarına layıkıyla Rububiyetinin Rablık yüzünde kullandığı kullarından olmayı ihsan eylesin inşallah. Amin.






                      TEVBE SÛRESİ 32. AYET

يُرٖيدُونَ اَنْ يُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَيَاْبَى اللّٰهُ اِلَّا اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ  

OKUNUŞU         : Yurîdûne ey yutfiû nûrallâhi biefvâhihim ve yeé’ballâhu illâ ey yutimme nûrahû ve lev kerihel kâfirûn.

ZAHİR MANASI : Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.

BATIN MANASI : Allah’ın nuru nedir ki onu ağızlarıyla söndürsünler. Nur ziya ve parlaklık manalarında doğuşlara kapı açmış olsa da daha batın manalarıyla nur varlık ve varlığın tekamülü demektir. Varlık Sebeb-i Nüzül sırasına göre 1. Sırada olan Sûre ile ve ilk ayet ile delillenen varlık; Âlak Sûresi 1. Ayet-i Kerime ile “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak”dan yarattı.” Okunması gereken en büyük delilde budur. Meniden şekil alan varlık. fiziksel yönüyle böylece Allah mevcuttur ve mevcuttan zuhura geliş olur. Yani insan ve cümle mevcudat mevcuttur ve mevcuttan zuhura gelir yani görünmez iken görünür olur “bilinmeyi muradı da buradan başlar nokta sırrından” ve görünmeye devam eder böylece tekamül de devam eder, ve yine Sebeb-i Nüzül sırasına göre 2. Sûre ve yine özü olan 1. Ayeti kerimeye göre de Kalem Sûresi 1. Ayet ile “Nun ve kalem ve ehli kalemin satra dizdikleri ve dizecekleri hakkı için“ böylece de kelam sıfatının zuhuruyla da sadırlara yazılanlar manevi olarak şekil alan en güzel varlığı suret yanında sırreten de kemalen mevcut olan ve tekamülü olan yönüyle de dizayn etmektedir. Hem beden hem ruh tekamül etmemiş olur ise isnad ve kabiliyetlerde asla gelişme zuhur etmez, buda dün Allah ne dediyse kaderim odur der insanoğlu iyi doğan iyi kötü doğan kötü gider  sözünün ilk manasıyla değil tekamül içinde kab ve kabiliyetlere müdahaleyi de bizzat Rabbımın yaptığına işarettir. O zaman Alak Sûresi 1. Ayet-i Kerime üzere maden Allah’ın özünden Hakkı kadar her varlık zuhura gelmiş ise mevcut olan her varlık onun birer görüntüsüdür, Kalem Sûresi 1. Ayet-i Kerime  ile de sayfa sayfa dizayn olan mevcudattaki Ruh ev kemâl ise O’da Rabbımın ise Zatından Sıfatlarına tecelli edip Hakkını verdiği yerde esmalar alarak Fillerle zuhura gelen Kendisinden başkası olur mu?; “Malik-ül mülk” buna bir kez daha delil iken, sırret yönüne yine Kaf Sûresi 16. Ayet üzere “kuluna şah damarından daha yakın olan” yani ruhaniyet yönü ile ben diyen, suretende Saffat Sûresi 96. Ayeti Kerime ile de “sizi ve fillerinzi ben yarattım” buyurmasıyla da sureten de ben diyen. Ve 3 tecellisiyle ben dediğine de delil olarak yine Kuran-ı Kerimin sadece 3 yerinde de “enallah” “benim ben” “ben Allah” diyerek “Taha Sûresi 14. Ayet-i Kerime, Kasas Sûresi 30. Ayet-i Kerime ve Neml Sûresi 9. Ayet-i Kerimesi” ile de ıspaten ben diyen ve faklı mazharlarından tenzihen ve teşbihen ben diyen Rabbıma daha mevcuttan gayri hayal ve zanda bir iman ile bir itikad ile inanılır mı? yada nuru hakkında hayal ve zanlara çıkılır mı? Rabbımın nuru mevcut olan sıreten ve sureten dün bu gün ve yarın zuhura gelecek olan her varlığın sıret ve suret yönüyle mevcudatıdır. Ve bu nurunu tamamlayacaktır da, yani bilinmeyi muradı ile affola kimse kendi kendine gelin güvey olup bazı inançta zayıf olanlar gibi “yok günümüzde savaşlar çıkarmak kaydı ile haşa Allah’ı zora koşarak kıyameti yakin eylemek düşüncesi ile isa Mesihi bir an önce getirerek de Müslüman ve Hristiyanları yok edip yalnız Yahudiler kalacak ve hatta Yahudilerinde arasından biz kalacağız diyerek övdükleri kendi dinini bile yaşamayan zalim Yahudilerden başkaları da değildir. Böyle bir kıyamet ve sonrası için bu hayalleri kurmalar traji komik olan hayallerden başka bir şeyler de değildir. Haşa ve haşa, siz bilinmeyi murad edeni bahçıvan mı sandınız ki tohum çıkana kadar 3-5 günde sonucu söylesin Allah bilinmeyi murad etmiş ise mutlak ve sonsuz olan güç ve kuvvet sahibi Allah’ın bilinmekliğini Mutlak zatında iken kendisinden başka ve nasıl bir devran ile ve nice mevcut ve esmaları ve nice tecelli yüzleriyle devam edeceğini bırakın bilmeyi bırakın ne kadar süreceğini; af edersiniz kendinizin yarın ne olacağını bilemezsiniz, islamın şartı 5 tir, fakat eğer 6. Bir şartı daha olsa idi inanın oda haddini bilmeyene bildirmek olur idi. Lütfen affola hepimiz kuluz ve boyun büküp kulluğumuz layıkıyla bilmeliyiz. Tecelli edenin kurallarına uyup yani islamiyeti Tevhid tahsili ile layıkıyla zahir ve batın öğrenip fark olan Hz. Cem-i iyi şuhud ve zevk ederek Ahdiyet tadında Cemmul Cem yerinde yaşamaktan daha büyük bir lütufta yoktur. İşte nuru olan kendisinin Fiziken ve Ruhun zuhuru ile bilinmeye muradını ve devran içerisindeki ayrı ayrı şenlerde oluşunu tamamlamanın ötesine geçecek hiçbir güç kuvvette yoktur. Günümüzde buna yeltenenlerde göreceklerdir ki kendileri hayal ve zanda bir kıyamet bekleyerek alemlerin yıkılması değil idrak ve şuhudların yıkılması ile kıyamet zahiren kopmayacak manen kopmuş ve kopmaya da menen devam etmiş olacaktır. Allah nurunu eğer kişilerin ömürleri süresince tamamlayacak olsa idi sevgilim dediği Resülü Ekrem Efendimizin ömrü süresince yapar idi, herkes ve her varlık nurunun birer zuhurudur ve devran devam etmektedir. Allah bakidir nuru bakidir devran bakidir. Kafir olan yani örtücü olan bu hakikatleri kendi nefislerince değerlendiren ve nefislerince olmasını isteyenlerdir, işte helak olacak olanda onlardır. Rabbım Tevhid yolunda İslamiyeti layıkıyla yaşayan kullarından olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.






                      TEVBE SÛRESİ 33. AYET

هُوَ الَّذٖى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ  

OKUNUŞU         : Huvellezî ersele rasûlehû bil hudâ ve dînil haggı liyuzhirahû aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn. 

ZAHİR MANASI: O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir.

BATIN MANASI: Bütün deliller tek delilde gizlidir. O’da insanoğlunun aslına delil olmasıdır. İnsanoğlu o kadar mükemmel bir varlıktır ki, bu mükemmelliği de tecelliye mazhariyeti kabiliyetincedir. Eğer ki en üstün kabiliyetinizi nefsin emrinde kullanır iseniz en üstün zalim, Ruhun emrinde kullanır iseniz en üstün alim, hatta ve hatta alimden öteye mertebe arayanlarda ise nefste kullanana şeytan Ruhta ise Peygamber ve hatta nefsiyle yaşayanlara göre de Allah’ın yerine bile haşa koydurur bu nefis, işte bu yüzden bir önceki ayeti kerimede Allah hakkında az bir bilgileri de olsa sanki sırrına vakıfmış gibi onun yerine hüküm dahi verdirir; işte bundan büyük ortak koşmakta yoktur. Tevhidde nisbiyetlerden kurtulup ortak koşmamak öğrenilse de en son terk edilen Mürşid’i Kamil dahi olsa insanoğlunda benliktir. Bu benlik kulu sultanın yerine dahi koydurur yeter ki yücelmeye görsün; nice evliyalar keramet gösterdikleri yerde kalmış daha nice Rablerinin yüceliklerine mazhar olamamışlardır; oysa en büyük mertebe kulluktur, tecelliye mazhariyet, bilene akıl, görene göz, söyleyene dil, tutana el, yürüyene ayak zaten tecelli eden Rabbına Sıfat tecellisine de mazhar olmaktır; işte o zaman O’nda O olabilir ise Sırrını yine de bildirdiğince kulunda açığa çıkarır, Resülüne bildirmiş olsa idi çölde öldrülürmüydü nice mürşüd; işe bilmedikleri de bu dur ki Mutlak olan Sır mukayyet olan kaba sığmaz; Allah Zttır Mazharlar Sıfat; Rabbım bu yüzden hiçbir hesabın yekünü ile hesaplanmaz, O seriül hisab olan bunca hesap sahibinin hesaplarını seri hesaplar ve karşılarına çıkarır; Hakk din ile hidayet üzere gelen Peygamber; Allah’ın zaten sıfatından niyetini bldirmesidir. Din İslamdır, Sıfat Zata teslimdir, en büyük kurtuluşta budur. Hiç kimse hesap yapmasın hesapları tutmaz. Rabbım hesabını ehline gidip tez zamanda gören varlık borcunu sahibine ödeyip layıkıyla mazharı olan kullarından olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e ihsan eylesin inşallah. Amin.






                      TEVBE SÛRESİ 34. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنَّ كَثٖيرًا مِنَ الْاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَاْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالَّذٖينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلٖيمٍ

 
OKUNUŞU         : Yâ eyyuhellezîne âmenû inne kesîram minel ahbâri verruhbâni leyeé’kulûne emvâlen nâsi bil bâtıli ve yesuddûne an sebîlillâh, vellezîne yeknizûnez zehebe vel fiddate ve lâ yunfigûnehâ fî sebîlillâhi febeşşirhum biazâbin elîm.

ZAHİR MANASI : Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.

BATIN MANASI  : Bu gün biriktirilen Altın ve gümüş sırreten kemale gelmek için manevi tahsiller yapan toplumun önder lider ve imamları mürşüdler ve Allah’ın dostuyum diyenler gerek tahsillerince efendilerinden elde ettiği Altın kelamlar Hakk sözleri ayetler ve hakikatler ile gümüş olan kendi bildikleriyle birlikte halk arasında sözü beğenilen ve makam sahibi olurlar sonrada edindikleri bu kazançlarını gerek bir önceki ayeti kerimedeki niyeti kötü olanları haşa Rabbını zora sokmak için toplumu sürükledikleri savaşlar gerekse kendi menfaatleri uğruna parayla çıkar ve menfaatle tövbe satar gibi insanları kandıranlar yada parayla Allah’ın ayetlerini şifa diye nuska ile satanlar bunların hepsi de bunun azabını çekecekler ki çekmektedirler de, Allah’ın hesabı da zaten peşindir çünkü ömürlerini Rablerinden ayrı hayal zan ve nefislerince harcamaları heba etmeleridir ki daha büyük bir kayıp ne olsun. Aynı zamanda gerek Tevhid tahsilini yapan ihvani güzinin zikirlerini menfaat için yapmaları gerekse vücut ülkemizde manevi yolda olmanın zahir işlerin tökezletmemesi için olduğu haller olan samimiyetsizliklerimizde bizlerin batın kelamla batınen altın ve gümüşlerle kendimizi kandırmamızdır. Rabbım bildirdiği hakikatleri layıkıyla idrak edip yaşamayı cümle ihvan kardeşlerimize ihsan eyesin inşallah. Amin.






                      TEVBE SÛRESİ 35. AYET

يَوْمَ يُحْمٰى عَلَيْهَا فٖى نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوٰى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هٰذَا مَا كَنَزْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ  

OKUNUŞU         : Yevme yuhmâ aleyhâ fî nâri cehenneme fetukvâ bihâ cibâhuhum ve cunûbuhum ve zuhûruhum, hâzâ mâ keneztum lienfusikum fezûgû mâ kuntum teknizûn.

ZAHİR MANASI: O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek.

BATIN MANASI : İşte menfaatlerimiz uğruna biriktirilen azap ve cehennem toplumun bildiği bir toprağın altında değil bizzat Rabbımızın yolunda edinilen kab ve kabiliyetlerin O’nun yolunda kullanılması değil nefsin yolunda kullanılmasıdır. O gün denilende bu gündür, yani kim gününü bu halde Rabbından uzak nefsiyle geçirir ise devam eden bu hal alın yazım olarak Alnıma; kabullenişlerim olarak Böğrüme, bu halde bu gaflet yüküyle yaşayışım olan Sırtıma verilerek yani dağlanarak iyice bu hal üzere halim kazınarak devem edecektir. İşte bu bizim Tevhid üzere varlığımızı layıkıyla ifna edemeyip varlık sahibi olan Rabbımızı gönlümüzde bulamadığımızdan her anımızı onunla olup buyurduklarına yap dediklerine uyup yapma dediklerinden de uzak duramadığımızdan en büyük azabı çekende maalesef bizler olacağız; Rabbım Alnımıza Böğür ve Sırtımıza bu haller dağlanmadan en kısa zamanda yüzümüzü Rabbımıza dönerek ehlinden Hakk ve Hakikati Tahsil Şuhud ve Zevk ile daim yaşam halinde Rabbımıza layık kul olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e ihsan eylesin inşallah. Amin.







                      TEVBE SÛRESİ 36. AYET

اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّٰهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فٖى كِتَابِ اللّٰهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذٰلِكَ الدّٖينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فٖيهِنَّ اَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكٖينَ كاٰفَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كاٰفَّةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّقٖينَ  

OKUNUŞU       : İnne ıddeteş şuhûri ındallâhisnâ aşera şehran fî kitâbillâhi yevme halegas semâvâti vel arda minhâ erbeatun hurum, zâliked dînul gayyimu felâ tazlimû fîhinne enfusekum ve gâtilul muşrikîne kâffeten kemâ yugâtilûnekum kâffeh, vağlemû ennallâhe meal muttegîn. 

ZAHİR MANASI : Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.  İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

BATIN MANASI : Yerler ve gökler kişideki nefsin halleri ile Ruhun hallerdir. Nefsin halleri Emmare, Levvame,  Mulhime, Mutmeinne, Raziye, Marziye ve Safiye hallerinde ki bilinç şuhud ve zevklerle yaşam halleridir. Buralar nefis mertebeleri olduğundan buradaki şuhudar ilmin şuhudu ve zevklerde ilmin zevkleridir. Aynel yakindeki şuhud ve zevkler değildir. Yani nefsani mutluluk çeşitleridir Ruhani mutluluk olan Rabbının mutluluk ve aşk halleri değildir. Birde Ruh katları vardır bunlarda Efal Sıfat ve Zat mertebeleri ile Makam-ı Cem Makam-ı Hz Cem Makam-ı Cemmül Cem ve Ahadiyet Makamlarıdır. Bunlarda 7 dir. yani nefis ve Ruh katları olan yer ve gök katları böylece 7 olduğu görülmektedir. Allah en güzel insanı yaratmış ise insanoğlunda her şey vardır ki zira Alak Sûresi 1. Ayet üzere nutfeden vücuda gelmiş ise Rabbının özünden vücuda gelmiştir. Ve böylece insanda nasıl nefis ve Ruh katları var ise 12 ay da insanda mevcuttur bunlarda insanda 12 burçtur her bir burçtan alınan haber ve sırlara vakıfiyetler birer aydır kişide yani ayın hallerini tanımak ve aydınlanmaya vakıf olunan tecellileri şuhdu ve zevk etmektir. Peki bu nefis ve Ruh mertebelerini aydınlatan 12 burcun yanında varılan kemalat üzere hangi aylarda muharebe olmadığı görülmüş olur. Kişi Fena mertebelerinde Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapar da “ölmeden evvel ölür” ise kişinin ikiliği biter yani muharebe nefis mertebelerinde yani kişinin ikiliği olduğu sürecedir. Beka makamlarında muharebe yoktur. Beka Makamları da 4 dür. 4 kabullenişi  ve zevkindeki bu 4 hale 4 ay denir bunlardan Nüzülen 1. Si Ahadiyet Ayıdır 2. Si Cemmülcem Ayıdır 3. Sü Hz. Cem Ayıdır 4. Sü ise Cem Ayıdır, bu aylarda muharebe olmaz çünkü bu aylarda ikilik yoktur ki kim kimle muharebe etsin. Fakat mademki hala nefis Ruha saldırmakta o zaman muharebe olmayan ayda onlarla savaşmak nasıl olur, işte o zamanda Rabbım sen atmadın ben attım buyurduğunu Zatından Sıfatlarına Sıfatlarından da esmalar alarak Fillerle açığa çıkışıyla nefisle mücadelesini yapmış süfli nefse inmeden mutmein nefsin sıfatlardaki zuhuruyla muharebeyi kazanmış olur. Rabbım layıkıyla bildirdiği ayetlerini Tevhid üzere anlayıp şuhud ve zevkle yaşamayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.





                      TEVBE SÛRESi 37. AYET

اِنَّمَا النَّسٖیءُ زِيَادَةٌ فِى الْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذٖينَ كَفَرُوا يُحِلُّونَهُ عَامًا وَيُحَرِّمُونَهُ عَامًا لِيُوَاطِؤُا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ فَيُحِلُّوا مَا حَرَّمَ اللّٰهُ زُيِّنَ لَهُمْ سُوءُ اَعْمَالِهِمْ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْكَافِرٖينَ  

OKUNUŞU         : İnnemen nesîu ziyâdetun fil kufri yudallu bihillezîne keferû yuhıllûnehû âmev ve yuharrimûnehû âmel liyuvâtıû ıddete mâ harramallâhu feyuhıllû mâ harramallâh, zuyyine lehum sûu ağmalihim, vallâhu lâ yehdil gavmel kâfirîn.   

ZAHİR MANASI : Haram ayları ertelemek , ancak inkârda daha da ileri gitmektir ki bununla inkâr edenler saptırılır. Allah’ın haram kıldığı ayların sayısına uygun getirip böylece Allah’ın haram kıldığını helâl kılmak için haram ayı bir yıl helâl, bir yıl haram sayıyorlar. Onların bu çirkin işleri, kendilerine süslenip güzel gösterildi. Allah, inkârcı toplumu doğru yola iletmez.

BATIN MANASI : Bu vücut ülkesi kendine nisbet edilince haram Hakka nisbet edilince helaldir, bu idrak etmek için fena mertebelerinde böyledir. Şuhudlarında Fena edilince haram, Tecelli olunca helaldir. Bu yanlıştır diyor Beka Makamlarına göre zevken söylüyor yani bilmekte bitti; seyirde isen bir idrak öyle bir idrak böyle denmez artık hep haramdır yani hep onundur O’dur denir. İşte ilimden yaşama geçmek için edilen bu nasihatler hakikat ehline haram kılınanı bir daha helal kılmakla inkarcı olmayın yani geriye dönmeyin ilimden zevke geçin buyurulmaktadır. Rabbım daim o idrak şuhud ve zevklerle yaşamayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.






                      TEVBE SÛRESİ 38. AYET

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا قٖيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِ اَرَضٖيتُمْ بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مِنَ الْاٰخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فِى الْاٰخِرَةِ اِلَّا قَلٖيلٌ  

OKUNUŞU         : Yâ eyyuhellezîne âmenû mâ lekum izâ gîle lekumunfirû fî sebîlillâhis sâgaltum ilel ard, eradîtum bil hayâtid dunyâ minel âhırah, femâ metâul hayâtid dunyâ fil âhırati illâ galîl.

ZAHİR MANASI: Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.

BATIN MANASI: Dünya sizi Allah’tan uzaklaştıran her şeydir, ahiret ise Allah ile birlikte dünya dediğiniz bu alemde her daim Rabbınızla olmaktır. Seferde bu yolda senden sanadır, Sendeki Rabbınla olmaktan seni alıkoyan nedir denmekle, her nefes Rabbınla olmak var iken arada nefsinin yada gayriyet isteklerine neden zaman ayırıyorsunuz diye sorulmaktadır. Pak az bir menfaat ile ebedi saadet değiştirilmemelidir diye de nasihat edilmektedir. Rabbım az bir menfaat uğruna O’nda O olmayı değişmeyi tercih edenlerden eylemesin cümle Ümmeti Muhammed’i inşallah. Amin.




                      TEVBE SÛRESİ 39. AYET

اِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْپًا وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ  

OKUNUŞU            : İllâ tenfirû yuazzibkum azâben elîmev ve yestebdil gavmen ğayrakum ve lâ tedurrûhu şey’â, vallâhu alâ kulli şey’in gadîr. 

ZAHİR MANASI     : Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir

BATIN MANASI  : Bu sefer sizden size olan nefis yönünüzden Ruh yönünüzedir. Ve sefere komutan eşliğinde çıkılır. O da bilene gidip siz nasıl bu seferde galip geldiniz bana da anlatır ve yardımcı olurusunuz demekle başlar. Sonrada Tevhid tahsili için bilen olan Mürşid-i kamile intisab ederek Tevhdi ilminin Fena Mertebelerinin tahsili ile şuhudlanarak nefisten ruha sefer edilir. Beka Mertebelerinde devam eden şuhud ve zevklerle de Ruhunuzu semaya yani selamet üzre selamete erdirir. Rahman kemalat mazharı  olursunuz. Rabbım ihsan eylesin inşallah. Amin.





                      TEVBE SÛRESİ 40. AYET

اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذٖينَ كَفَرُوا ثَانِىَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِى الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهٖ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَكٖينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذٖينَ كَفَرُوا السُّفْلٰى وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِىَ الْعُلْيَا وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ  

OKUNUŞU         : İllâ tensurûhu fegad nasarahullâhu iz ahracehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fil ğâri iz yegûlu lisâhıbihi lâ tahzen innallâhe meanâ, feenzelallâhu sekînetehû aleyhi ve eyyedehû bicunûdil lem teravha ve ceale kelimetellezîne keferus suflâ, ve kelimetullâhi hiyel ulyâ, vallâhu azîzun hakîm. 

ZAHİR MANASI : Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

BATIN MANASI : Afakta Mürşid-i Kamil’e yardım etmek yolu ve istikameti Hakk olan Ehli Tevhid Hakkel Yakîîn bir Mürşid-i Kâmil Hakkın Rahman kemâlat mazharıdır ki işte o mazhardan Rabbım yücelik ve güzellikleriyle Rahmanın kemalâtıyla zuhura gelir. O’na yardım etmek sizlerinde O’nun gibi Rahman kemalat mazharı olmanızıdır. Enfüsta ise Vücut ülkesinde Ruh yönünüzün nefse galip gelip idrak şuhud ve zevkinde olarak Rabbınıza layık bir mazhar layık bir kul olmanız Rabbınızın olan kemalat ve irfaniyeti Zatından Sıfatlarına Tecellisiyle Kul esmasını İnsan mazharından zuhura gelmesidir. Mekkeden çıkarılan ikinci kişi zahirde ikinci bir kişi iken batında nefis arzında barınamayan sadakat zaten Mekke şehri olan nefis arzından uzaklaştırılacaktır. Ne zamana kadar mutmein nefsin sıfatlarının zuhuru görülüp medine olan ruhun sahasında kemale geldikten sonra mekkeye geri dönene kadar. Rabbım bu vücut ülkesinde ayetlerini okuyup layıkıyla zevkle bu kulluğa ve tecellilerine mazhariyete devam etmeyi cümle ihvanı güzine nasib eylesin inşallah. Amin.





                      TEVBE SÛRESİ 41. AYET

اِنْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالًا وَجَاهِدُوا بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ  

OKUNUŞU           : İnfirû hıfâfev ve sigâlev ve câhidû biemvalikum ve enfusikum fî sebîlillâh, zâlikum hayrul lekum in kuntum tağlemûn. 

ZAHİR MANASI   : Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde  Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

BATIN MANASI     : Yaya yürümek yavaş yol almaktır. Binekler ile yürümek ise tez yol almaktır. Bir yere göre bunlardan birisi nefsinle Rabbına hizmet olan yaya yürümek diğer ise Rabbınla Rabbına hizmetdir. Sefer senden sandır. Diğer bir manaya göre de Bir yüzü nefsini bilip Rabbını bilmek diğer yüzü de Rabbını Rabbınla bilmektir. “men arefe nefsehu fagat arefe Rabbehu; men arafe Rabbehu fagat arefe nefsehu” Fenafillahta nefsini bilip Rabbını bilmek ile sefer ederken bekabillahta ise Rabbının bu sıfatlarından nasıl zuhura geldiğinin seyri vardır. İşte sizin için hayır sayılan hay’lık hakikatteki dirilikte budur. Ölmeden evvel ölerek ebedi baki olmaktır. Baki olanda Rabbındır. Rabbım bu idrak şuhud ve zevklerle daim yaşamayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.





                      TEVBE SÛRESİ 42. AYET

لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرٖيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَاتَّبَعُوكَ وَلٰكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ  

OKUNUŞU       : Lev kâne aradan garîbev ve seferan gâsıdel lettebeûke ve lâkim beudet aleyhimuş şuggah, ve seyahlifûne billâhi levistetağnâ leharacnâ meakum, yuhlikûne enfusehum, vallâhu yağlemu innehum lekâzibûn. 

ZAHİR MANASI: Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helâke sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.

BATIN MANASI: Rabbım tecellisini Cemadatta, Nebadatta, Hayvanatta ve İnsanda göstermiştir. Bunlardan İnsanat hariç diğer tecelli ettiği yerlerdeki kab ve kabilyetler… müdahale edilmedikçe kendi cinsince yada cinsine uygun değişimler gösterebilirler, taş taş cinsi ve ebad farklarında toprak toprak cinsi ve cinslerince kabiliyet sergilerler bu nebadatta da ya cinsince ya aşılandığı aşıya uygun cinsçe görülür hayvanlarda da bu böyledir. Bunların hiç birinde insan olmaları yada insanlar arasında Rahman kemalat mazharı olabilmeleri mümkün değildir. Yani bir tek insan esfelden âlâya her aşıya müsait her kab ve  kabiliyete müsaittir. Yani en yüce varlıkta insandır en aşağılık varlıkta insandır, çünkü yaradılış itibariyle kabiliyet ifade eden bir varlıktır. Bu yüzden de gücümüz yetseydi birlikte olurduk ifadesi; kaçmak isteyenlerin bir ifadesidir. Yani insan yüzünü döndüğü yöne ve çalışması nisbetinde kab ve kabiliyetinde her türlü kabiliyeti açığa çıkarmaya müsaittir. Bu sadece kablar arasında bir miktar zaman farkıyla görülür. Yani sende var bende yok sen yüce bir mazharsın bana Rabbım vermedi sözleri; asla söylenemez. Allah Adaletini insanda bir tamam sergilemiştir. İşte uzak görenler ile kab ve kabiliyeti yatkın olanlar arasındaki fark insanoğlunun vücut ülkesindeki nefse yada ruha meyyal oluşunun izahıdır. Hangi yöne yakınsa kabiliyeti duygu ve fikirleri o yöne meyleder; taki bulunduğu yerden memnun olmayıp nedamet duyup pişman olurda ehline gidip tövbe edene değin. Rabbım bulunduğu yeri görüp yüzünü Rabbına dönüp ehline giderek kab ve kabiliyetini Rahman kemalat mazharı kılmayı cümle Ümmeti Muhammed’e nasib eylesin inşallah. Amin.





                      TEVBE SÛRESİ 43. AYET

عَفَا اللّٰهُ عَنْكَ لِمَ اَذِنْتَ لَهُمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذٖينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِبٖينَ  

OKUNUŞU          : Afallâhu ank, lime ezinte lehum hattâ yetebeyyene lekellezîne sadegû ve tağlemel kâzibîn.

ZAHİR MANASI  : Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin?

BATIN MANASI  : Dili başka kalbi başka olmak; Tevhid Tahsilinde Fena-i Efal Fena-i Sıfat ve Fena-i Zat yapıp kendine nisbet ettiği vücudu ifna ettikten sonra Vücut Vucüdullahın Sıfatlar Onun Filleriyle de açığa çıkan Rabbımdır. Bu demden sonra Allah Fillerle Zahir olur, yani Evvel Ahir Zahir ve Batın fillerde bir olur. Peki o zaman fillerinde 2 cinsi var iyi filler kötü filler o zaman nasıl bileceğiz Rabbımızın fiilimi; nefsimizn mi; işte fiilin cinsi ve akıbetinin hayr oluşu Rabbımızın; eksiklikler ise bizimdir. Nisa Sûresi 79. Ayet-i Kerimesinde da buyrulduğu gibidir. O zaman bu ayette seferde birlikte olacak olanların iyice belli olmasının tesbiti de bize bu gün en büyük Tevhid nasilhatını yapar kişinin diline değil fillerine bakmayı. İşte fillerine bakıp farkıyla muamele gerektiren bir tevhid yaşamıdır aslında müslümanın hayatı; fakat bu gün müslümanlar ise kandırılan kandırılanadır. İşte diliyle birlikte oluruz deyip geride kalanlarla, kalben birlikte olup bir şey söylemden yani diliyle belirtmesine gerek olmadan bir adım duraklayanlar yalancıyla doğru olanı ayırır. Bu yüzdendir ki iyilik bile yapılır iken sadaka bile verilir iken sessiz şov yapmadan bir elin verdiğini diğeri görmeden olmalıdır. Böylece de vücut ülkemizde seyirde sır tutan ve sakin bir halde oluruz. Rabbım cümle Ümmeti Muhammed’e bu vücut ülkesinde kendisine yani sahibi olan Rabbına yalan söylemekten beri olanlardan eylesin inşallah. Amin.





                      TEVBE SÛRESİ 44. AYET

لَا يَسْتَاْذِنُكَ الَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِالْمُتَّقٖينَ  

OKUNUŞU         : Lâ yesteé’zinukellezîne yué’minûne billâhi vel yevmil âhıri ey yucâhidû biemvâlihim ve enfusihim, vallâhu alîmum bil muttegîn.

ZAHİR MANASI: Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir.

BATIN MANASI: İşte bir önceki ayeti kerimeyi destekleyen bu ayeti kerimedir. Kalplerinde olanı fiile çıkardıklarında akıbeti beklemeden bir adım durana nefes alıp daha hızlı koşacak olana yani canıyla malıyla varlğını ifna edip Tevhiddeki Cem Makamının ilk hallerini yaşayana yani Cem sarhoşu olana neden durdun sen bu yolun yolcusu değilsin denmez; hemen Hz. Cem ona telkin edilir zındık olmaktan kurtarılır yani nefes almasıyla yine Hakk ve Hakikat yolunda Rabbının elbisesini Şeriat elbisesini giyerek verdiği Candan Maldan öte esmasını da verip Muhammed olarak yarışmaya devam ederler. İşte fillerin cinsini de görseniz hemen tek bir fiille karşınızdakini asla yargılamayın hele hele kendinizle uğraşmaya başlamadıysanız ve eksiklerinizle uğraşmıyorsanız asla bir başkasıyla uğraşmayın çünkü ömür biter kendinize zaman kalmamış olur. Rabbım Tevhid nasihatleri ile yaşayan kullarından olmayı cümle İhvan-ı Güzine nasib eylesin inşallah. Amin.






                      TEVBE SÛRESİ 45. AYET

اِنَّمَا يَسْتَاْذِنُكَ الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فٖى رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ 

OKUNUŞU          : İnnemâ yesteé’zinukellezîne lâ yué’minûne billâhi vel yevmil âhıri vertâbet gulûbuhum fehum fî raybihim yeteraddedûn. 

ZAHİR MANASI      : Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler senden izin isterler.

BATIN MANASI   : Kalpte şüphe olması zaten Teslimiyetsizliğin göstergesidir. O biliyor ama bende biliyorum, O ariftir amma herkesin de bir irfanı vardır diyenler; küllü teslim olamayanlar, zaten benlikten kurtulamadıklarından asla ve asla bilene gitseler de kendileri de bilen olduklarından Allah’ı da ahiret gününü de zaten idrak edemezler. Ahiret günü ahir olan son olan gündür, yani kişi kendi varlığının kendisinin olmadığını idrak ettiği gündür, bir bilenden bunlar öğrenilmez ise kendisinin varlığı olmayanın varlığı Rabbının olmasını da ehlinden şuhud edemeyen kimse zaten Tevhid edipte Sıretin suretten zuhuru olan bu alemin sahibini Zatından Sıfatlarına tecelli ederek esmalar alıp Fillerle zuhura gelen Rabbını da asla bilemezler, işte bunların müsaade istemesi zaten hal lisanı ile uzak kalmalarıdır. Rabbım müsadeye zaman kalmayan Aşkla O’nda O olarak layıkıyla kulluğunda zuhurunun seyrni cümle Ümmeti Muhammed’e ihsan eylesin inşallah. Amin.





                      TEVBE SÛRESİ 46. AYET

وَلَوْ اَرَادُوا الْخُرُوجَ لَاَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلٰكِنْ كَرِهَ اللّٰهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقٖيلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِدٖينَ 

OKUNUŞU          : Ve lev erâdul hurûce leeaddû lehû uddetev ve lâkin kerihallâhumbiâsehum fesebbetahum ve gîleg’udû meal gâıdîn.

ZAHİR MANASI    : Onlar eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların harekete geçmelerini istemedi de onları geri bıraktı ve onlara, “Oturun, oturan âcizlerle beraber” denildi.

BATIN MANASI     : İşte uzak kalıp nefsine mağlup olanlar savaşa çıkmak olan nefsiyle mücadele etmek isteselerdi. Yollarını değiştirirlerdi ya nefis tezkiyesiyle ya Ruh tahsiliyle yol tutarlardı. Fakat isnad ve kabiliyetlerinde bu olmadığından ve gönül verişlerinde samimiyetsizlik olduğundan Rabbı tecelli eylediği vücut ülkesinde mazharlarını her nefes yokladığı için; halleri olan kabiliyeti görmez mi yani müsait olmadığını zaten ayan beyan göstermektedir o vücut; işte bunun için o mazharlara tecelli lisanıyla oturun denildi, oturmakta onların kabiliyetlerinde değişme olmamasıdır yerinde saymaktır. Rabbım nefsine mağlup olup yerinde sayan hatta geri gidenlerden olmaktan cümle Ümmeti Muhammed’i muhafaza buyursun inşallah. Amin.




                      TEVBE SÛRESİ 47. AYET

لَوْ خَرَجُوا فٖيكُمْ مَا زَادُوكُمْ اِلَّا خَبَالًا وَلَااَوْضَعُوا خِلَالَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَ وَفٖيكُمْ سَمَّاعُونَ لَهُمْ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِالظَّالِمٖينَ 

 OKUNUŞU        : Lev haracû fîkum mâ zâdûkum illâ habâlev ve le evdaû hılâlekum yebğûnekumul fitneh, ve fîkum semmâûne lehum, vallâhu alîmum biz zâlimîn.

ZAHİR MANASI: Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.

BATIN MANASI  : Akıl nefsin emrinde iken vücut kabiliyette olur ise yol alır ise kabiliyetli bir nefis ehli olur; buda Hakk ve Hakikatte yol alanlara engel olmak olan ya fitne yani vücut ülkesinde ikilik çıkaracak bir hal yaratır yada vücuda yol almakta ileri giderken geri asılmak olan gerginliği yani zulmü yapar, Rabbım ikilikte kalmaktan cümle gönülleri cümle vücut ülkelerini muhafaza eylesin inşallah. Amin.





                      TEVBE SÛRESİ 48. AYET

لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ الْاُمُورَ حَتّٰى جَاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ اَمْرُ اللّٰهِ وَهُمْ كَارِهُونَ  

OKUNUŞU         : Legadibteğavul fitnete min gablu ve gallebû lekel umûra hattâ câel haggu ve zahera emrullâhi vehum kârihûn.

ZAHİR MANASI  : Andolsun, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı türlü türlü işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri hâlde, Allah’ın dini galip geldi.

BATIN MANASI    : Vücutta Hakk nasıl tecelli eder ya gönül verilmesi halinde vahdetten kesrete doğru inancın zuhuru görülür yada gönül verilmese bile kesrette olan tecelli ve zuhuratlar insanoğlunu vahdete doğru yönlendirip inanca sevk eder. Örneğin insanoğlunun ölümü hatırlaması ve olayların onlara varlık yada dünyalığın fayda vermediğini göstermesi gibi günümüzde virüs için yaşananlar istenmediği halde kabullenmek gibidir. Vücut ülkesinde de bu hâl nefis galib iken ruhun tecellilere mazhariyete yönlenmesi ile değişen kabullenişler ile görülür. Rabbım gönül verişler ile Hakk ve hakikatte yol alanlardan olmayı cümle insanoğluna nasib eylesin inşallah. Amin.






                      TEVBE SÛRESİ 49. AYET

وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لٖى وَلَا تَفْتِنّٖى اَلَا فِى الْفِتْنَةِ سَقَطُوا وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحٖيطَةٌ بِالْكَافِرٖينَ   

OKUNUŞU          : Ve minhum mey yegûlué’zel lî ve lâ teftinnî, elâ fil fitneti segatû, ve inne cehenneme lemuhîtatum bil kâfirîn.

ZAHİR MANASI  : Onlardan “Bana izin ver, beni fitneye (isyana) sevk etme” diyen de vardır. Bilesiniz ki onlar (böyle diyerek) fitnenin ta içine düştüler. Şüphesiz ki cehennem, kâfirleri elbette kuşatacaktır.

BATIN MANASI   : Vücut bir yönü ile ikiliğin içinde yıllarca yaşamış olmasına rağmen ruhun sedasının az da olsa duyulduğu vücut ülkeleri de vardır, evet birliği Hakk ve Hakikati Tevhid üzere olmayı isteyen sedalarda arada duyulur amma nefis ruha öyle bir galip gelmiştir ki alışkanlıklarını değiştiremediğinden ikilik ve gayriyette bulunduğu hallerinin cehennemlerini yaşamaya devam ederler. Rabbım bu halde bulunmaktan cümle İhvan-ı Güzini muhafaa buyursun inşallah. Amin.





                      TEVBE SÛRESİ 50. AYET

اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَاِنْ تُصِبْكَ مُصٖيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ  

OKUNUŞU          : İn tusıbke hasenetun tesué’hum, ve in tusıbke musîbetuy yegûlû gad ehaznâ emranâ min gablu ve yetevellev vehum ferihûn.

ZAHİR MANASI  : Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musîbet gelirse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevinerek dönüp giderler.

BATIN MANASI : Nefsin galip geldiği vücut ülkesinde Ruhun mutlu olacağı bir his duygu fikir yada bunun zuhura gelmiş hali olan davranış nefsi üzer; çünkü bir kişi hem kötülükten hem iyilikten aynı anda mutlu olamaz ya birine gönlü dönüktür ya diğerine, ariflerin seyri hariç; işte nefse meyyal olan vücut Ruh doyamayınca sevinir, Ruha meyyal olan vücutta nefs doymayınca mutludur, çünkü bu doyumlar latif doyumlar olan his duygu ve fikirlerden sonraki hissi müştereklerin vicdanen onay vermeleridir. Rabbım vücut ülkesinde Ruhunu doyurup Hakk ve Hakikate meyledip Rabbına layık Kull olmayı cümle Ümmeti Muhammed’e ihsan eylesin inşallah. Amin.


Verified by MonsterInsights